içki içerken konuşulacak konular
en büyük derdiniz, iç acınız, en büyük yaranız, en büyük sevdanız, en büyük olmazınız, en uzağınız, en büyük hayaliniz, en büyük ihanetiniz, yediğiniz en büyük kazık, o / bi an geriye baktığınızda / aklınıza gelen ilk kişi, o gidip gelmeyeniz, o kaçıp geriye dönmediğiniz, o ilk kaybınız, o size son kayıp etiketini takan kimse, o size ait şarkı, o rüzgâr, o bahçe dışında her şey.
çünkü bunlardan birine bilerek veya bilmeyerek takılırsanız bir daha kurtulamazsınız.
çünkü bunlardan birine bilerek veya bilmeyerek takılırsanız bir daha kurtulamazsınız.
devamını gör...
türkiye'den defolup gitmek
türkiye’den gittikten sonra özleyecek insanların kullandığı kalıptır. defolup gitmek isterler (buna sebep olanlar utansın) gidince de özlerler. o yüzden en iyisi defolup gitmek yerine tıpış tıpış sakin sakin gitmek olacaktır.
devamını gör...
dandy
charles baudelaire ile özdeşleşen moda temelli sanat akımı. genel olarak dönemin avrupa'sında yaşayan orta düzey gelir seviyesine sahip ve çoğunlukla er bireylerin hedonizmi merkeze alarak giyim/yaşam/ilgi ve odaklarını daha üst sınıflara aitmiş gibi yapılandırmaları ve kendilerini bu doğrultuda geliştirmeleri demektir. basit bir anlatımla iyi giyinmek ve iyi yaşamak sadece zenginlerin değil herkesin hakkıdır ve gerekiyorsa bu uğurda fedakarlıklar yapılmalıdır diye düşünürler. dandizm ingiltere'de ortaya çıkmış olsa da fransız devrimi ve devam eden süreçte tüm avrupa'yı etkisi altına almış, sanat dünyasına yön vermiştir. hakkında tamamen tesadüfi bir şekilde, yanlış hatırlamıyorsam dandyism isminde bir belgesel izlemiştim üniversitenin başlarında. aradım ama bulamadım. ilk bakışta züppe, hovarda, umursamaz görünen bu günümüz "tikilerinin" avrupa entelektüelitesini ne kadar derinden etkilediğini görmek çok şaşırtmıştı beni. aslında konu tabi ki toplumsal değişim rüzgarı. 18. yüzyıl avrupası tamamen bu itkinin etkisindeyken her şeyden beslenmiş doğru ama tiyatronun, görsel sanatların insanların hayatında bu kadar merkezde olduğu bir dönemde halkın arasında olan ve sosyo-ekonomik olarak çok da ayrışmamış bir kesmin okuduklarından/izlediklerinden esinlenip bu akımı benimsemesi, bunu yaşam şekillerinin tamamına yansıtmaları sonra da izledikleri içeriklere yön verecek kadar güçlenmiş, yayılmış olmaları nereden baksan etkileyici. dandizm bir sosyo-politik başkaldırı aynı zamanda. eşitlikçi bir temeli baz alıyor. dandy'ler idealarını gerçeklemek için büyük bedeller ödemiş, hem sanat çevreleri hem de halk tarafından büyük ölçüde alay edilmiş/dışlanmış bir kesim çünkü. estetiğin sadece kıyafetlere değil tüm yaşama sirayet ettirilmesi gerektiğini savunan baudelaire, dandizmi aşağılamadan tanımlayan ilk sanatçı ve en ünlü dandy sayılıyor. öyle işte.
devamını gör...
cumartesi gecesi sendromu
cumartesi gecesi alkol kullanan ve kendinden geçen kişilerde üst ekstremitenin aşırı ekstansiyonunda(örnek olarak bankta uzanıp kolların aşağı sarkıtılması) n.radialis'in hastalanmasıyla olur.
tüm ekstremite ekstensörleri(kol ve ön kol arka grup kaslar) felçlidir.
buna aynı zamanda balayı sendromu ismi de verilir.
tüm ekstremite ekstensörleri(kol ve ön kol arka grup kaslar) felçlidir.
buna aynı zamanda balayı sendromu ismi de verilir.
devamını gör...
immanuel kant
kant'a rağmen veya kant ile felsefe yapılır ancak kantsız felsefe olmaz denir. çünkü çok büyük bir devrim yapmıştır düşünce tarihinde. peki kendisinin tabiriyle nedir şu düşüncedeki kantçı kopernik devrimi? özetleyelim;
şimdi efendim bu zatın öncesinde düşünürler; doğayı, deneyden çektikleri verileri vs. tamamen olduğu gibi algılayabildikleri kanısında oldukları için, aklın ürettiği ve dışta varlığı olmayan "tanrı, ruh, sonsuzluk" gibi kavramları somutlaştırarak dünya içi sıfatlarla tanımladılar ve yıllarca böyle bir metafizik yaptılar. mesele rasyonel bir din inşa etmeye çalıştılar. tanrı gibi soyut ve akli bir kavramın içini dış dünyadaki somut elle tutulur sıfatlarla ve özelliklerle doldurdular. yani aristonun mantığı ile paralel bir hristiyanlık inşa çabasıydı bu ve bence sanıldığı kadar başarısız da değildi. kant gelene kadar tabi :) bizim 21.yy türkiye'sinde caner taslaman tarzı tiplerin yapmaya çalıştığı şeyi avrupa'da 15-16.yy'larda yapmaya çalışmışlardı.
her neyse sonra kant geldi ve dedi ki; bu yöntem arızalı, saçma ve anlamsız. çünkü bilgi denilen şey deney ve akılla oluşur. aklı bir fabrika gibi düşünün, dışardan deneyin verileri yani hammadde geliyor ve akıl onu işleyip size bilgi halinde sunuyor. bilgi dediğimiz şey aslında dışardan çekilen görülerin akli olarak belli kategorilerce işlenmesidir. bunlar 12 tanedir. sonrasında hegel bununla ciddi uğraşacak ama önemli değil o şu an. dediğimiz gibi aklın bu yapısal işleme tarzına kategoriler dedi; meşhur sözüdür;
"zihin kendisini doğaya dayatır"
şimdi o halde biz doğayı ve dış dünyayı olduğu gibi değil olduğumuz gibi algılıyoruz. kendinde şey bilinemez. akıl pembe bir gözlük gibidir ve biz dünyayı aklın gözlüğüyle görürüz.
kopernikçi devrim budur. artık bilgi oluşum sürecinde özne edilgen değil etken bir konuma gelmiştir. aklın kendisini doğaya dayatması önündeki gerçekliği kendisine göre bükmesidir. yani artık nesne merkezli bir epistemoloji değil, özneyi merkeze alan bir epistemoloji doğmuştur.
peki klasik metafiziği nasıl yıktı? ona bakalım;
usta kendisinden önceki metafizikçilere dedi ki; sizin yönteminiz gereği antinomilere düşmeniz kaçınılmaz.
çünkü akla giren bir duyu verisi olmadan onu boşa işletiyorsunuz. antinomiden kastı çelişki veya çatışkı diyebilirsiniz. yani zaman kadimdir demek veya hayır zamanın başlangıcı var demek aynı derecede hem doğru hem yanlıştır. bu tarz yargılara varmaya hakkınız yoktur. tanrı vardır veya tanrı yoktur demek saçmadır, aynı derece hem yanlış hem doğrudur. duyu verisi girmeden aklı işletirseniz antinomiden öteye gidemezsiniz diyerek sınırı kesin bir şekilde çekti. felsefesi zaten "kritik felsefe" diye anılır.
kendisi bilimsel bir metafizik kurmak istedi, yani metafiziği yıktı yaktı mahvetti değil, klasik metafiziğin aczini gösterdi ancak bunu yaparken amacı bilimsel bir metafizik kurmaktı, çünkü o da biliyor ki, kendisi her ne kadar kesin olarak sınırı çekip o alanda konuşmaya hakkınız yok dese de insanın bu tarz konulara ilgisiz kalması imkansızdı.
ne kadar başarılı oldu tartışılır, tartışmak da isterim ancak yaptığından çok yıktığından dolayı çok değerli benim gözümde.
şüphesiz çok büyük bir yol açmıştır kant, öyle ki kendisinden sonraki idealistler, romantikler, maddeciler vs hepsi kendilerini onun öğrencisi sayarlar.
büyük hayallerimden birisidir ustanın mezarına gidip bir karanfil bırakmak.
çok büyük dehadır. seviyoruz:)
yeri geldikçe tanım girilecek.
şimdi efendim bu zatın öncesinde düşünürler; doğayı, deneyden çektikleri verileri vs. tamamen olduğu gibi algılayabildikleri kanısında oldukları için, aklın ürettiği ve dışta varlığı olmayan "tanrı, ruh, sonsuzluk" gibi kavramları somutlaştırarak dünya içi sıfatlarla tanımladılar ve yıllarca böyle bir metafizik yaptılar. mesele rasyonel bir din inşa etmeye çalıştılar. tanrı gibi soyut ve akli bir kavramın içini dış dünyadaki somut elle tutulur sıfatlarla ve özelliklerle doldurdular. yani aristonun mantığı ile paralel bir hristiyanlık inşa çabasıydı bu ve bence sanıldığı kadar başarısız da değildi. kant gelene kadar tabi :) bizim 21.yy türkiye'sinde caner taslaman tarzı tiplerin yapmaya çalıştığı şeyi avrupa'da 15-16.yy'larda yapmaya çalışmışlardı.
her neyse sonra kant geldi ve dedi ki; bu yöntem arızalı, saçma ve anlamsız. çünkü bilgi denilen şey deney ve akılla oluşur. aklı bir fabrika gibi düşünün, dışardan deneyin verileri yani hammadde geliyor ve akıl onu işleyip size bilgi halinde sunuyor. bilgi dediğimiz şey aslında dışardan çekilen görülerin akli olarak belli kategorilerce işlenmesidir. bunlar 12 tanedir. sonrasında hegel bununla ciddi uğraşacak ama önemli değil o şu an. dediğimiz gibi aklın bu yapısal işleme tarzına kategoriler dedi; meşhur sözüdür;
"zihin kendisini doğaya dayatır"
şimdi o halde biz doğayı ve dış dünyayı olduğu gibi değil olduğumuz gibi algılıyoruz. kendinde şey bilinemez. akıl pembe bir gözlük gibidir ve biz dünyayı aklın gözlüğüyle görürüz.
kopernikçi devrim budur. artık bilgi oluşum sürecinde özne edilgen değil etken bir konuma gelmiştir. aklın kendisini doğaya dayatması önündeki gerçekliği kendisine göre bükmesidir. yani artık nesne merkezli bir epistemoloji değil, özneyi merkeze alan bir epistemoloji doğmuştur.
peki klasik metafiziği nasıl yıktı? ona bakalım;
usta kendisinden önceki metafizikçilere dedi ki; sizin yönteminiz gereği antinomilere düşmeniz kaçınılmaz.
çünkü akla giren bir duyu verisi olmadan onu boşa işletiyorsunuz. antinomiden kastı çelişki veya çatışkı diyebilirsiniz. yani zaman kadimdir demek veya hayır zamanın başlangıcı var demek aynı derecede hem doğru hem yanlıştır. bu tarz yargılara varmaya hakkınız yoktur. tanrı vardır veya tanrı yoktur demek saçmadır, aynı derece hem yanlış hem doğrudur. duyu verisi girmeden aklı işletirseniz antinomiden öteye gidemezsiniz diyerek sınırı kesin bir şekilde çekti. felsefesi zaten "kritik felsefe" diye anılır.
kendisi bilimsel bir metafizik kurmak istedi, yani metafiziği yıktı yaktı mahvetti değil, klasik metafiziğin aczini gösterdi ancak bunu yaparken amacı bilimsel bir metafizik kurmaktı, çünkü o da biliyor ki, kendisi her ne kadar kesin olarak sınırı çekip o alanda konuşmaya hakkınız yok dese de insanın bu tarz konulara ilgisiz kalması imkansızdı.
ne kadar başarılı oldu tartışılır, tartışmak da isterim ancak yaptığından çok yıktığından dolayı çok değerli benim gözümde.
şüphesiz çok büyük bir yol açmıştır kant, öyle ki kendisinden sonraki idealistler, romantikler, maddeciler vs hepsi kendilerini onun öğrencisi sayarlar.
büyük hayallerimden birisidir ustanın mezarına gidip bir karanfil bırakmak.
çok büyük dehadır. seviyoruz:)
yeri geldikçe tanım girilecek.
devamını gör...
teyze anne yarısıysa iki teyzenin bir anne etmesi
'' o zaman ikiydik, yani şimdi bir kalmam lazım. öyle olması lazım ama bir de kalamıyorum. yarım kalıyorum. niye yarım kaldım ben?''
devamını gör...
meb'in suriyelilere a2 türkçe zorunluluğunu kaldırması
ülkemizin demografik yapısını temelden değiştirmeyi ve hatta yok etmeyi hedeflemiş “şahsım “ hükümetinin yaptığı icraatlerden biridir. şaşırmadım.
devamını gör...
insanı deli eden sesler
reisin sesi..
devamını gör...
akp kazanınca koyduk mu diye sevinen mal
cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır.der, friedrich nietzsche. hatta biraz daha geriye gidelim, platon' a göre ''demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. halk övülmeyi sever. onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. devam edilirse demagoglar türer. demagoglardan da diktatörler çıkar. demokrasi despotluğa dönüşür.''
şimdi gelelim konumuza.
24 haziran seçimlerinden sonra kazanan taraf olduğu kabul edilen iktidar ve destekçileri zaferlerini kutlarken koyduk mu? diyerek ortalığı ayağa kaldırmışlardı. zaman onları haklı çıkardı. 2022 sabahına zamlarla uyandık.elektrik yüzde 52-130 arası zam, doğalgaz yüzde 25-50 arası zam, köprü otoyol tüneller yüzde 25 zam, köprülere girişte de çıkışta da ücret alınacak şekilde zam, motorine 1,29 lira, benzine 61 kuruş, lpg'ye 78 kuruş zam... dahası da gelecek.
nasıl koyduk diye sevinen mal mutlu musun?
şimdi gelelim konumuza.
24 haziran seçimlerinden sonra kazanan taraf olduğu kabul edilen iktidar ve destekçileri zaferlerini kutlarken koyduk mu? diyerek ortalığı ayağa kaldırmışlardı. zaman onları haklı çıkardı. 2022 sabahına zamlarla uyandık.elektrik yüzde 52-130 arası zam, doğalgaz yüzde 25-50 arası zam, köprü otoyol tüneller yüzde 25 zam, köprülere girişte de çıkışta da ücret alınacak şekilde zam, motorine 1,29 lira, benzine 61 kuruş, lpg'ye 78 kuruş zam... dahası da gelecek.
nasıl koyduk diye sevinen mal mutlu musun?
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
sen yoktun o zamanlar,
çocukluğumda en çok
yağmuru severdim ben...
ne zaman bir dert gelse bana
yağmur yağar dinler , dokunur
ve topraktan kalkan o kokuyu koklardım
ateşim sönerdi.
sonra büyüdüm...
gözlerini gördüm
yandım,
yağmur yağdı
ve ilk kez sönmedim...
ben yağmurdan daha fazla
bir seni sevebildim.
çocukluğumda en çok
yağmuru severdim ben...
ne zaman bir dert gelse bana
yağmur yağar dinler , dokunur
ve topraktan kalkan o kokuyu koklardım
ateşim sönerdi.
sonra büyüdüm...
gözlerini gördüm
yandım,
yağmur yağdı
ve ilk kez sönmedim...
ben yağmurdan daha fazla
bir seni sevebildim.
devamını gör...
saygı hakkında dile getirilmeyenler
saygı hak edilir arkadaşlar herkese saygı duymak zorunda değilsiniz .
devamını gör...
en saçma terk edilme sebepleri
6 ay geçtikten sonra ailesi ile tanışmak istedim. biraz da ısrar ettim. bana bu konuda baskı yapma, yaparsan da senin ile konuşmayı keserim dedi.
bende bu kadar çabuk ayrılığı göze alan bir insanla devam edemem dedim ve bitti.
ayrılık konusu tehtit konusu yapmayın lütfen. benim gibi hassas insanlar çabuk soğuyor. çünkü basite alınacak birşey değil bu.
bende bu kadar çabuk ayrılığı göze alan bir insanla devam edemem dedim ve bitti.
ayrılık konusu tehtit konusu yapmayın lütfen. benim gibi hassas insanlar çabuk soğuyor. çünkü basite alınacak birşey değil bu.
devamını gör...
şekerpare
filmin iğneleyici bir sistem eleştirisi olduğunu düşünüyorum. muhtemelen dönemindeki çarpıklıkları komedi unsuru ve eski istanbul dönemi üzerinden anlatıyor.
ana hikayenin turgut özakman gibi usta bir kalemin elinden çıkmış olması zaten yeterliyken bir de senaryoyu yavuz turgul yazmıştır.
serkomser ziver, cumali ve şekerpare üçlüsünün ana karakter olduğu filmde, yan karakterlerin hepsi bambaşka hikayelerle filmi yapılacak kadar renkli tipler öte yandan.
hurşit'in, galatalı'nın ya da letafet'in öyküsünü de izlemek isterdim.
nazırın damadının galata esnafını soyup soğana çevirmesi.
nazırın konağında, damadının hizmetçiyi iğfal etmesi ve sonra olayı kapamak için kadını apar topar saf bir bekçiyle evlendirmeye çalışması.
genelev patroniçesinin nazıra saygıdeğer bir hanımefendi olarak tanıtılması.
bekçinin kanunları uyguladığı için nezarete atılması.
kabadayının galata esnafının koruyucusu ve ziver'in baş düşmanı olması.
rüşvetin, yolsuzluğun ayyuka çıkması.
.
filmi izlemek çok keyifli ama seneler sonra benzer sorunların gündemde olması ve bunların çözümünün henüz bulunulmamış olması insanı üzüyor.
ezbere bildiğim replikler arada dilime dolanır.
iki ahbap mahpuslarda çekerken çile
bizimkiler kız istemeye gittiler bile.
şener şen'in oyunculuğunun en muazzam halidir bu film. ilyas salman, şevket altuğ, neriman köksal, yaprak özdemiroğlu, serra yılmaz, hüseyin kutman yani filmin tüm kadrosu birbirinden başarılı olduğundan şener şen'in oyunculuğunu zirveye taşımış olabilirler.
eski istanbul atmosferinde geçmesi dolayısıyla kostümler ve aksesuarlar da filmin zevkle izlenmesini kolaylaştıran unsurlardandır.
kelepçe sahnesi der, dururum. daha da spoiler vermeye gerek yok zaten.
ana hikayenin turgut özakman gibi usta bir kalemin elinden çıkmış olması zaten yeterliyken bir de senaryoyu yavuz turgul yazmıştır.
serkomser ziver, cumali ve şekerpare üçlüsünün ana karakter olduğu filmde, yan karakterlerin hepsi bambaşka hikayelerle filmi yapılacak kadar renkli tipler öte yandan.
hurşit'in, galatalı'nın ya da letafet'in öyküsünü de izlemek isterdim.
nazırın damadının galata esnafını soyup soğana çevirmesi.
nazırın konağında, damadının hizmetçiyi iğfal etmesi ve sonra olayı kapamak için kadını apar topar saf bir bekçiyle evlendirmeye çalışması.
genelev patroniçesinin nazıra saygıdeğer bir hanımefendi olarak tanıtılması.
bekçinin kanunları uyguladığı için nezarete atılması.
kabadayının galata esnafının koruyucusu ve ziver'in baş düşmanı olması.
rüşvetin, yolsuzluğun ayyuka çıkması.
filmi izlemek çok keyifli ama seneler sonra benzer sorunların gündemde olması ve bunların çözümünün henüz bulunulmamış olması insanı üzüyor.
ezbere bildiğim replikler arada dilime dolanır.
iki ahbap mahpuslarda çekerken çile
bizimkiler kız istemeye gittiler bile.
şener şen'in oyunculuğunun en muazzam halidir bu film. ilyas salman, şevket altuğ, neriman köksal, yaprak özdemiroğlu, serra yılmaz, hüseyin kutman yani filmin tüm kadrosu birbirinden başarılı olduğundan şener şen'in oyunculuğunu zirveye taşımış olabilirler.
eski istanbul atmosferinde geçmesi dolayısıyla kostümler ve aksesuarlar da filmin zevkle izlenmesini kolaylaştıran unsurlardandır.
kelepçe sahnesi der, dururum. daha da spoiler vermeye gerek yok zaten.
devamını gör...
yazarların sevdiği çiçekler
brugmansia(melek borazanı) çiçeği. özellikle akşamları kokuyor. bahçesi olanların hanımeli ve yasemin ile birlikte melek borazanı da dikmesini tavsiye ederim.
devamını gör...
yazarların favori kapatıcıları
benim ki tekke ve zaviyeler hamlesinden dolayı atatürk.
devamını gör...
nizam
arapça kökenli, “kural, düzen vb.” anlamlara gelen kelimedir.
devamını gör...




