gelmiş geçmiş en güzel duvar yazısı
umarım şizofrenimdir
ve hepiniz hayal ürünüsünüzdür.
ve hepiniz hayal ürünüsünüzdür.
devamını gör...
aile evinden bir kez çıkınca tekrar oraya ait hissedememek
tekrar aidiyet hissedememek değil de herkesin kendi hayatını şekillendirmesi ve birbirinin kararlarına, görüşlerine saygı duymaması. 6 yıldır ailemden uzakta yaşıyordum fakat pandemi sürecinde geri dönmek zorunda kaldım. 1 yıldır evde olmama rağmen hala varlığıma alışamadılar, bense yıllardır yalnız yaşamanın verdiği özgürlüğü, kendi kararlarını kendin verme alışkanlığımdan vazgeçemedim. (vazgeçilmemesi de gerekiyor) ilk geldiğim dönemler de alışma süreci diyerek kendimi motive ediyordum fakat işler öyle değil, sanırım ailelerimiz artık büyüdüğümüzü ve birer birey olduğumuzu kabullenemiyorlar. evden çıkarken 19 yaşındaydım döndüğümde ise 26, aradan geçen onca zamanda sanki hiç büyümemiş ve hiç kendi kendimi idare edememişim gibi davranma sürecini aşabileceğimizi düşünmüştüm, olmadı. aidiyet hissetmediğimiz nokta tam olarak burada başlıyor işte, ailelerimiz bizlerin birey olduğunu ve onlara sevgiden başka bağlılığımızın kalmadığını kabullenmek istemiyorlar. evde artı bir olmak onlara yeniden çocuk büyütüyormuş sorumluluğu getiriyor sanırım. koskoca insanlara çocuk muamelesi yapılması, kendini yetersiz hissettirilmesi hali hazırda evde bunalıma girmiş olan bireyler için iyice uzaklaşma ve kaçıp kurtulma isteği uyandırıyor. aile bireyleri birbirlerinin kararlarına, hayatlarına saygı duyup kabullenseler belki de çıktığımız eve geri döndüğümüzde oraya ait hissetmemizi sağlayabilirdi.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
tek çiçekle bahar
iste şu canı viran edeyim
alemin gizini ayan edeyim
üflensin ruhuma bin ömür daha
uğrunda ziyan edeyim
iste şu canı viran edeyim
alemin gizini ayan edeyim
üflensin ruhuma bin ömür daha
uğrunda ziyan edeyim
devamını gör...
lilium ile lucifer edepsiz saatler radyo yayını
burada yaşı yeten hemcinslerimin hemen hemen hepsinin cine 5'te gözlerini kısarak bir takım programlar izlediğine yemin edebilirim ama ispatlayamam.
yani öyle cinsel devrim falan gibi entel laf oyunları bizi kesmez. gerçekten iddialı iseniz yerimizi alıp dinler değerlendiririz. *
yani öyle cinsel devrim falan gibi entel laf oyunları bizi kesmez. gerçekten iddialı iseniz yerimizi alıp dinler değerlendiririz. *
devamını gör...
tayyip erdoğan'ın üniversite arkadaşları
hangi üniversitenin arkadaşları ?
devamını gör...
dünyanın en samimiyetsiz cümlesi
anlatmak istemediğin derdinin ısrarla sorulup, sen anlatınca da, “çok şeyapma şeolur bir şekilde” denilmesi.
devamını gör...
yazarların whatsapp durumları
"şimdi sokaklar buseler ordusunda."
devamını gör...
iki trilyon iki yüz altmış altı milyar dolar
sen iki trilyon yüz atmış trilyar sen dolar sen ne yaptın.!
devamını gör...
sitem
dilimize farsçadan girmiş bir kelime. sözlüğe bakınca kabaca bir kişinin yaptığı eylemin ya da ettiği bir sözün bireyde uyandırdığı kırgınlık hissiyatını içerisinde öfke barındırmayan bir şekilde ifade etmesi… bazen gözden düşen iki damla yaş bazen derin bir suskunlukla…
günümüz aşk, eş, dost, arkadaşlık ilişkilerini düşününce artık nadiren rastladığımız bir üslup haline geldi. şimdilerde yerini en küçük şeyde öfkelenmeler, tripler, bağırmalar, koca koca kavgalar aldı halbuki birine ne kadar kırılırsanız kırılın bu kırgınlığı öfkelenmeden ona ifade ediyorsanız karşınızdaki kişinin hayatınızdaki konumu ne olursa olsun o ilişki daha sağlıklı bir temelde devam edecektir.
uzun zaman sonra bugün kısa bir telefon görüşmesinde hatırladım bu kelimeyi tekrar… bir insanın içinde bulunduğu duygu durumunu karşısındaki kırılmasın diye içinden bas bas bağırıp da dışına çıt bile çıkaramadan anlatmaya çalışması ne demekmiş bugün bir kez daha öğrendim. susmak ki bazen çok şey söylemekmiş meğer ne çok bağırmaların önüne geçermiş… gözyaşlarının dili olsa belki yeter diye söylenirdi onlar bile lakin tek kelime etmedi…
ne inkar ne itiraf bu yalnızca sitem…
günümüz aşk, eş, dost, arkadaşlık ilişkilerini düşününce artık nadiren rastladığımız bir üslup haline geldi. şimdilerde yerini en küçük şeyde öfkelenmeler, tripler, bağırmalar, koca koca kavgalar aldı halbuki birine ne kadar kırılırsanız kırılın bu kırgınlığı öfkelenmeden ona ifade ediyorsanız karşınızdaki kişinin hayatınızdaki konumu ne olursa olsun o ilişki daha sağlıklı bir temelde devam edecektir.
uzun zaman sonra bugün kısa bir telefon görüşmesinde hatırladım bu kelimeyi tekrar… bir insanın içinde bulunduğu duygu durumunu karşısındaki kırılmasın diye içinden bas bas bağırıp da dışına çıt bile çıkaramadan anlatmaya çalışması ne demekmiş bugün bir kez daha öğrendim. susmak ki bazen çok şey söylemekmiş meğer ne çok bağırmaların önüne geçermiş… gözyaşlarının dili olsa belki yeter diye söylenirdi onlar bile lakin tek kelime etmedi…
ne inkar ne itiraf bu yalnızca sitem…
devamını gör...
bir sözlük yazarına aşık olmak
sanmıyorum. beni bu saatten sonra artık moderatör bile kesmez.
devamını gör...
erkek dediğin 1.90 ve kaslı olur
diye buyurdu 1.50 boyunda ki kız.
devamını gör...
türk halkının cahil kalma nedeni
sorgulamayı günah, ayıp diye reddetmek. okumamak, her boku biliyormuş gibi yorum yapmak. din sermayesine her daim ama heer daim boyun eğmek.. liste uzar gider..
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
küçük kardeşe büyük bir hayat dersi!
küçük bir çocukken abim radyodan dinlediği bir olayı anlatmıştı. bir genç otobüste yolculuk yaparken yanına orta yaşlı bir kadın oturur. bir süre sonra gence saati sorar. saati söyledikten sonra gencin gözü kadının kolundaki saate takılır. kadın fark eder ve saatinin yanlış olduğunu ayarlamayı bilmediğini söyler. genç şaşırır. ‘ama nasıl olur, saat ayarlamayı herkes bilir’ der ve hafiften kadını küçümser bir gülücük atar. kadın mahçup bir edayla ‘ona henüz sıra gelmedi’ der. sohbete başlarlar genç artık daha çok şaşkındır. kadının çok iyi bir üniversitede profesör olduğunu öğrenir. ve ekler kadın; ‘o kadar yoğun bir hayatım oldu ki böyle ufak ayrıntıları öğrenmeye zamanım olmadı. bunlara kafa yoramadım. evdeki tv’yi açamıyorum. telefonumun bazı ayarlarını beceremiyorum hala. aile toplantılarında anlatılan uzaktan akrabanın kızının, oğlunun maceraları ilgimi çekmiyor. kazara gittiğim düğünlerde ki kıyafet şaşasına yetişemiyorum. işin özü ufak şeylere yetişemiyorum. geri kalıyorum. o kadar yıl okudum, o kadar kitap yazdım, onca derse girdim, konferans verdim… gel gelelim hayatın detaylarına yetişemedim…’
abim bu hikayeyi bana ben çok ufakken anlatmıştı. daha o yaşta anlamamı istiyordu. küçük insanların küçük olaylarla ilgileneceğini. eğer büyük insan olmak istiyorsan hedeflerin büyük olsun diyordu. bazen rastgele bir hikaye, bir mimik, bir hareketin nasihatten daha çok işe yarayacağını biliyordu. gözlerimin içine bakıp ‘ya gördün mü koca prof. saat ayarlayamıyor’ diyordu. ayıplamıyor özendiriyordu. tabi bu şu demek değil. bırakın saatler ayarsız kalsın, tv’ler açılmasın bu işin özünü kavramak amaçlı anlatılmış bir hikaye . asıl mesele şuydu. küçük olayların gölgesinden sıyrılırsan büyük insan olursun. ya da o büyük saydığın hedeflere ulaşırsın.
birde işin küçük insanlar boyutu var. tabi ben şimdi kimseye küçük insan yaftası vurmayacağım. biliyorum ki küçük insan yok. küçük hedefler, küçük amaçlar, küçük uğraşlar, küçük dünyalar var… bunları küçük kılan düşüncelerimiz. kendi hayatımızı kendimiz küçültüyoruz çoğu zaman. bir arkadaşımız iş hayatında bir başarımı elde etmiş onunla mutlu olmak yerine onu delice kıskanmak küçüklük. komşumuz bir araba mı almış hayırlı olsun komşum demek yerine ala ala şu kıytırık arabayı almış bizim jep’in çeyreği bile etmez demek küçüklük. iş yerinizde yeni başlayan iş arkadaşınıza işi öğretmek, destek olmak yerine bilgi saklamak açık aramak küçüklük. akrabalarla, komşularla iyi geçinip aile gibi olmak varken onun lafını buna bununkini şuna taşımak küçüklük. herkesle anlaşamazsın tabi, bunu kimse beceremez ama senin düşmanın bellediğinin dostunun aklını çelmeye çalışmak, düşmanının düşmanıyla dost olmaya çalışmak küçüklük.
bile isteye niyetliyse bir insan küçük davranmaya yapacak bir şey yoktur. ama bazen insan tamamıyla içten taşan duygularla hareket eder işte buradaki büyüklük bunu fark edip duygularına hakim olup doğruyu fark etmektir. duygular bizi değil biz onları yönetmeliyiz. kontrol bizde olmazsa duygu yoğunluğu ve karışıklığıyla baş edemeyip hem kendi canımızı hem de çevremizdekilerin canlarını fena yakabiliriz.
abim büyüdüğümde küçük heveslere, küçük hesaplara, küçük duygulara kapılabileceğimi düşünmüş ya da çevremdekilerin bu tarz yönelişlerde bulunup beni üzebileceklerini hissetmiş olmalı. erken bir uyarıyla beni gerçek dünyaya hazırlamaya çalıştığı çok açık.
aldanma! aldırma! sen hedefini belirle koş koşabildiğin kadar. yanında olanlar seninle, olmayanlar geride kalır… büyük ol! büyüklük yap! belki dünyayı değiştiremezsin. ama dünyanı ve çevrendekilerin dünyasını değiştirebilirsin. tıpkı abimin kendi dünyasını ve benim dünyamı değiştirdiği gibi. teşekkürler abim. güzel uyu…
05.15.2015 yerel bir gazetedeki köşe yazım.
şuan yayında değil.
küçük bir çocukken abim radyodan dinlediği bir olayı anlatmıştı. bir genç otobüste yolculuk yaparken yanına orta yaşlı bir kadın oturur. bir süre sonra gence saati sorar. saati söyledikten sonra gencin gözü kadının kolundaki saate takılır. kadın fark eder ve saatinin yanlış olduğunu ayarlamayı bilmediğini söyler. genç şaşırır. ‘ama nasıl olur, saat ayarlamayı herkes bilir’ der ve hafiften kadını küçümser bir gülücük atar. kadın mahçup bir edayla ‘ona henüz sıra gelmedi’ der. sohbete başlarlar genç artık daha çok şaşkındır. kadının çok iyi bir üniversitede profesör olduğunu öğrenir. ve ekler kadın; ‘o kadar yoğun bir hayatım oldu ki böyle ufak ayrıntıları öğrenmeye zamanım olmadı. bunlara kafa yoramadım. evdeki tv’yi açamıyorum. telefonumun bazı ayarlarını beceremiyorum hala. aile toplantılarında anlatılan uzaktan akrabanın kızının, oğlunun maceraları ilgimi çekmiyor. kazara gittiğim düğünlerde ki kıyafet şaşasına yetişemiyorum. işin özü ufak şeylere yetişemiyorum. geri kalıyorum. o kadar yıl okudum, o kadar kitap yazdım, onca derse girdim, konferans verdim… gel gelelim hayatın detaylarına yetişemedim…’
abim bu hikayeyi bana ben çok ufakken anlatmıştı. daha o yaşta anlamamı istiyordu. küçük insanların küçük olaylarla ilgileneceğini. eğer büyük insan olmak istiyorsan hedeflerin büyük olsun diyordu. bazen rastgele bir hikaye, bir mimik, bir hareketin nasihatten daha çok işe yarayacağını biliyordu. gözlerimin içine bakıp ‘ya gördün mü koca prof. saat ayarlayamıyor’ diyordu. ayıplamıyor özendiriyordu. tabi bu şu demek değil. bırakın saatler ayarsız kalsın, tv’ler açılmasın bu işin özünü kavramak amaçlı anlatılmış bir hikaye . asıl mesele şuydu. küçük olayların gölgesinden sıyrılırsan büyük insan olursun. ya da o büyük saydığın hedeflere ulaşırsın.
birde işin küçük insanlar boyutu var. tabi ben şimdi kimseye küçük insan yaftası vurmayacağım. biliyorum ki küçük insan yok. küçük hedefler, küçük amaçlar, küçük uğraşlar, küçük dünyalar var… bunları küçük kılan düşüncelerimiz. kendi hayatımızı kendimiz küçültüyoruz çoğu zaman. bir arkadaşımız iş hayatında bir başarımı elde etmiş onunla mutlu olmak yerine onu delice kıskanmak küçüklük. komşumuz bir araba mı almış hayırlı olsun komşum demek yerine ala ala şu kıytırık arabayı almış bizim jep’in çeyreği bile etmez demek küçüklük. iş yerinizde yeni başlayan iş arkadaşınıza işi öğretmek, destek olmak yerine bilgi saklamak açık aramak küçüklük. akrabalarla, komşularla iyi geçinip aile gibi olmak varken onun lafını buna bununkini şuna taşımak küçüklük. herkesle anlaşamazsın tabi, bunu kimse beceremez ama senin düşmanın bellediğinin dostunun aklını çelmeye çalışmak, düşmanının düşmanıyla dost olmaya çalışmak küçüklük.
bile isteye niyetliyse bir insan küçük davranmaya yapacak bir şey yoktur. ama bazen insan tamamıyla içten taşan duygularla hareket eder işte buradaki büyüklük bunu fark edip duygularına hakim olup doğruyu fark etmektir. duygular bizi değil biz onları yönetmeliyiz. kontrol bizde olmazsa duygu yoğunluğu ve karışıklığıyla baş edemeyip hem kendi canımızı hem de çevremizdekilerin canlarını fena yakabiliriz.
abim büyüdüğümde küçük heveslere, küçük hesaplara, küçük duygulara kapılabileceğimi düşünmüş ya da çevremdekilerin bu tarz yönelişlerde bulunup beni üzebileceklerini hissetmiş olmalı. erken bir uyarıyla beni gerçek dünyaya hazırlamaya çalıştığı çok açık.
aldanma! aldırma! sen hedefini belirle koş koşabildiğin kadar. yanında olanlar seninle, olmayanlar geride kalır… büyük ol! büyüklük yap! belki dünyayı değiştiremezsin. ama dünyanı ve çevrendekilerin dünyasını değiştirebilirsin. tıpkı abimin kendi dünyasını ve benim dünyamı değiştirdiği gibi. teşekkürler abim. güzel uyu…
05.15.2015 yerel bir gazetedeki köşe yazım.
şuan yayında değil.
devamını gör...
soner günday
pişmiş kelle, leman, l-manyak ve lombak dergilerinde yazmış, çizmiş über yazar. bir dönem l-manyak dergisinde editörlük de yapmıştır. türk mizahına orçun kunek gibi bir efsaneyi kazandırmıştır. ayrıca (bkz: yüzbaşı albırt).
devamını gör...
inception
şuana kadar izlemediğim ve siyah beyaz olmasıyla hoşuma giden rozeti almamla birlikte izlemeyi kendime borç bildiğim filmdir kendisi.
beyin yakmak isteyenler için harika bir film olan bu film matematikte kümeler konusunu anımsattı bende.
evrensel küme ve bunun alt kümeleri olan birçok kümede aynı elemanlar var ancak en üst kümenin tam olarak hangisi olduğunu tam olarak anımsayamıyorsun.
leonardo dicaprio'yu beğenen bir insan olarak rol konusunda şahsi görüşümle yakıştığını düşünüyorum.
rüya'nın rüyası'nın rüyası'nın rüyası..... diye içimde hala fikirler uçuşuyor.
hatta 5 dakika göz gezdirip düşüncelere bakıp kendimce çok mantıklı bulduğum bir düşüncede başka bir yerde okudum,eğer isteyen olursa özelden mesaj atabilir, o yazının linkini atabilirim.
teşekkürler rozet
beyin yakmak isteyenler için harika bir film olan bu film matematikte kümeler konusunu anımsattı bende.
evrensel küme ve bunun alt kümeleri olan birçok kümede aynı elemanlar var ancak en üst kümenin tam olarak hangisi olduğunu tam olarak anımsayamıyorsun.
leonardo dicaprio'yu beğenen bir insan olarak rol konusunda şahsi görüşümle yakıştığını düşünüyorum.
rüya'nın rüyası'nın rüyası'nın rüyası..... diye içimde hala fikirler uçuşuyor.
hatta 5 dakika göz gezdirip düşüncelere bakıp kendimce çok mantıklı bulduğum bir düşüncede başka bir yerde okudum,eğer isteyen olursa özelden mesaj atabilir, o yazının linkini atabilirim.
teşekkürler rozet
devamını gör...
taylor swift
gözleri çok güzel olan bir şarkıcıdır.
devamını gör...
bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülük
kendinden şüphe etmek ve kendinin önündeki en büyük engelin yine kendin olduğunu görmemek. zihne koyulan sınırlar olabildiğince zaman kaybettirir.
devamını gör...
iç tutarlılık
ing: internal consistency.
araştırma yöntemleri'nde kullanılır. iç tutarlılığın iyi olması için araştırmacının testinde/anketinde aynı şeyi ölçen ve aynı amaca sahip en az iki soru sorması gerekir. eğer iki soruda da aynı sonucu alırsa, iç tutarlılık iyi demektir.
örneğin: ''korku filmi izlemek beni stresli bir hale sokar'' ve ''geçmişte korku filmi izlerken stresli olduğumu hissettim'' cümlelerine katılımcı aynı veya yakın cevabı verirse ve ''korku filmi izlemekten keyif alırım'' cümlesine tam tersi bir yanıt verirse, bu testin iç tutarlılığı iyi diyebiliriz.
araştırma yöntemleri'nde kullanılır. iç tutarlılığın iyi olması için araştırmacının testinde/anketinde aynı şeyi ölçen ve aynı amaca sahip en az iki soru sorması gerekir. eğer iki soruda da aynı sonucu alırsa, iç tutarlılık iyi demektir.
örneğin: ''korku filmi izlemek beni stresli bir hale sokar'' ve ''geçmişte korku filmi izlerken stresli olduğumu hissettim'' cümlelerine katılımcı aynı veya yakın cevabı verirse ve ''korku filmi izlemekten keyif alırım'' cümlesine tam tersi bir yanıt verirse, bu testin iç tutarlılığı iyi diyebiliriz.
devamını gör...
pişmanlık garantili tavsiyeler
beyninizin kontrol edemediği derecede duygu yoğunluğu yaşadığınız anlarda (aşırı mutluluk, üzüntü, heyecan vs.) bu duygularınıza hakim olamayıp dindiremeyince bunu size yaşatan kimseye söylememeniz gereken şeyleri bir anlıkla ona anlatın. e tabi bu tavsiyem pişman olup kendinize günlerce sövme garantilidir değerli yazarlar.
devamını gör...
