düşünüyorum da hangisinin daha iyi olduğunu seçemiyorum. kötü gün dostluğunda genelde iyi günlerinde yanında olmayan insanlar seni desteklerken iyi gün dostları da senin mutluluğuna ortak olabilir gibi bir yanılgıya düşüyorum hep. kötü gün dostu olan biri olarak çevremdeki hiçbir insanın iyi gününde kendimi kötü zamanlardaki kadar verici hissedemiyorum. sanki kötülüğü iyileştirmek için yaratılmış gibiyim.
devamını gör...

kim bunları bir araya getirmiş lo?
hoş turşuyla kek yiyen, baklavayla ayran içenler var. ben pek konuşmayayım en iyisi.

aman ya düz insanım ben simitse çay derim. beynim düz alengir yok. püff canım sıkıldı durduk yere.
devamını gör...

türkçeye "vatikan" ismiyle çevrilmiş, pegasus bünyesinden çıkmış olan jose rodrigues dos santos romanı.

bu kitabın diğer dos santos romanlarından ayrı olan birkaç kısmı var, onlardan bir tanesi bu romanın diğer romanlarından oldukça bayıcı bir ilerleyişe sahip olması ve anlattığı şeylerin kirliliğinin yüzümüze kış aylarında banyoda yüzümüze vurduğumuz soğuk su kadar sert bir şekilde çarpması.

spoiler vermeden romanın içeriğinden bahsedecek ve eleştirecek olur isek...
romanın başlangıcı tamamen gündeme oynama çabası gibi hissettiren ve yazıldığı dönemdeki en popüler terör örgütü olan işid'in vatikan'a sızması ve papa'yı kaçırması ile başlar. işid, bir video yayınlar ve bu videoda gece yarısı papa'nın öldürüleceğini söyler.

olaylar çok farklı yönde ilerler, insanlar sokaklara dökülür ve tam bu olaylar olur iken, vatikan'ın içerisinde araştırmalar yapan roman karakterimiz tomas noronha'nın, hristiyanlık tarihini tümden sarsacak bir şey keşfetmesi ile alevlenir ama başını alıp gitmez, adeta tam o kısımda tıkanır ve geri kalan kısım, sevgili jose rodrigues dos santos'un araştırma metinlerinin önümüze bırakılması ile sekteye uğrar.

geri kalan kısım ise rahatsız edici gerçeklerin ifşa edilmesi gibidir sanki, vatikan'ın sigara politikasından tutun, yıllardır kayıp olan emanuela orlandi vakası *ki bundan da kısaca bahsedecek olur isek, emanuela ablamız vatikan'da kıdemli bir görevlinin kızıdır ve kaçırılmıştır, bulunamaz, tüm dünya vatikan içerisindeki güç kavgasından şüphelenir ve hatta olaya fantastik bir boyut katarak bu kızın karanlık ayinlerde kullanıldığı gibi komplo teorileri öne sürerler, korkmayın spoiler falan yemediniz bu arada hiçbir şekilde* ve hatta papa'ya suikast girişiminde bulunmuş ağca'nın bağlantıları ile korkunç derecede uzun bir araştırma kısmı bizi bekler, anlatır anlatır durur, sedat peker gibi ifşa eder tüm yolsuzlukları ve bir anda roman aklına gelir, hikayeyi tamamlamak adına saçmalar da durur...
devamını gör...

ilk başlarda ne düşünüyorum ben ya böyle bir şey mümkün değil! saçmalamayı kes diye kendine söz geçirmeye çalışır insan, fakat günü geldiğinde en büyük savaşını vereceğin sınavdır. sınav sonunda yalnızlık, hayal kırıklığı ve kötü olan her şey olacağını biliyorsundur ama elinden gelen hiç bir şey yoktur artık kendine bile boyun eğme vaktin gelmiştir ve o savaşı başlatırsın. savaşın ne kadar çetin geçeceğini bilmiyorum umarım hala hayattasınızdır.
devamını gör...

bugünün hayat dersi de panda’lı bir kitap ayracından gelsin o halde;

people come and go in your life, and the right ones will always stay.

yani (bkz: what can i do sometimes) *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tüm zamanların hiperaktifleri listesine bakıldığında ilk 50 sıradaki kişilerin 45 tanesi erkek.
ama en çok zararı verenlerin de erkek olması diye bir gerçekte mevcuttur.
edit: tabi bu durumdan sonuç olarak erkeklerin daha işsiz olması gibi bir sonuç çıkabilir.
devamını gör...

lütfen sessiz sedasız okuduğum insanlar bu başlığa denk gelmesin diye dua ettiren önerme. *
devamını gör...

leğenden hallice banyolarımız artık her odada buyurun dostlar.
devamını gör...

küfr edemediğim için farklı bir sözlüğe geçip gelicem.
devamını gör...

bu limnili ablaların önderi hypsipyle az değilmiş. bütün erkekleri öldürtmüş ama kendi babasına dokunmamış. onu bırakın sonrasında gitmiş evlenmiş bir de çocuk yapmış. diğerlerini resmen ortada bırakmış. burada afrodit'in yaptığı da enteresan. sen bulmuşsun mis gibi anaerkil toplumu, bir kutlamayı es geçtiler diye ne biçim bir ceza veriyorsun be ablacım? akıl alır gibi değil. hadi tanrılar her fırsatını bulduklarında kadını lanetliyor ama sen tanrıçasın yahu. azıcık koru hemcinslerini değil mi ama? bu tanrı/tanrıça milleti çok sorumsuz çok. pes diyorum başka da bir şey demiyorum.
devamını gör...

güneş ışığı, mum ışığı, şömine ateşi, gaz ocağı lambası, lüküs ışığı, soba ateşi, kamp ateşi, sarı ampul, sokak lambası, aspiratör aydınlatması vb.
sarı ışık sevenler derneği üyesi biri olarak her türlü sarı ışık görselleri tarafımca itina ile beğenilir.
devamını gör...

özgür, başıboş, tasasız gibi anlamlara gelen farsça kökenli bir kelime. ser ve azad sözcüklerinin birleşimiyle oluşmuş. ser farsçada baş, azad ise hür demek.
devamını gör...

bir zamanlar insanlar alemi diye bir program vardı hatırlayanlar olacaktır mutlaka.
şimdinin komik olmayı bıraktıklarından beri çok uzun zamandır izlemediğim güldür güldür'ü yani...
puantiye ne alaka diyebilirsiniz bu anlattıklarınla, hemen oraya geliyorum efenim...*
"alışveriş" isimli bir skeçleri vardı, işte orada bolca bahsi geçer bu sevimli kelimenin. en çok güldüklerimdendir ayrıca.

puantiye...

sıfır ile puantiyenin farkını bilmiyorsanız bu tanımı hemen terk edin sayın okuyucu... *
ayrıca aranızda bu tanımı okurken cebine konuşanlar olduğunu hissediyorum, en arkadaki yaşlı olarak duyamıyorum sizi *

elbette ki tanım yapmadan gitmeyeceğim...fransızca pointillé kelimesinden türetilmiş olan puantiye kelimesi türkçe'de noktalı, benekli anlamına gelir. yukarıdaki yazar arkadaşımın da bahsettiği gibi modası hiç geçmeyen zamansız bir desendir kendisi. puantiye severler kendi aralarında kucaklaşabilirler. *
devamını gör...

edinmesi zor bir beceridir. davranışların ve duyguların anlam kazanması için yapılması şarttır. düşünebilen ve sorgulayabilen varlıklar olarak nefes aldığımız her an bir eylem içindeyiz. eylemlerimizi irdeleyerek gelişebilir, değişimimize olumlu katkıda bulunabiliriz. "ne" oldu, "neden" oldu, "nasıl" oldu, "ne zaman" oldu diye sorular bizim yaptığımız gözlemleri anlamlı bir çerçeveye koymamız için anahtar niteliğindedir. zor değil, neden tam şuan beraber yapmıyoruz?

en yaygın olan sorun öfke kontrolünde yaşanır mesela. kendimize engel olamadığımız o sınıra ulaştığımızda iş işten geçmiş olur. ne oldu da sinirlendin? neden tepki verme ihtiyacı hissettin? ne zaman seni daha fazla etkiliyor? nasıl cevap verdin?... pekiii asıl benim dikkat çekmek istediğim soru ise; daha farklı olması için ne yapmalıydın?

bu sorulara cevap verebilmen için kendini karşına alıp bir kadavra gibi incelemen gerekir. ama unutma, gözlem yapmak zor iş. çünkü bakmak ve görmek farklı kavramlardır, değil mi? yaptığımız değerlendirmeleri yapıcı eleştiri olarak kabul edip kendi gelişimimize katkıda bulunmamız gerekiyor. böylece ne zaman neye nasıl tepki verdiğimizin farkında olup duygu ve düşüncelerimizi daha iyi yönetebiliriz.

söyleyeceklerim bu kadar efendim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

günaydın sözlük...

ama öyle, ikamet etmekte olduğunuz sokakların üstünün, en az 10 cm. kalınlığında, 90'lı yılların meşhur ayşe teyzesi' nin çarşafları gibi, bembeyaz bir kar tabakası ile örtüldüğü, dondurmak üzere olmakla arasında çoook ince bir çizgi olan buz gibi bir kış sabahında, işe gitmek üzere lahana gibi kat kat giyindikten sonra, bağlaması 7893287 saat süren botlarınızı ayağınıza geçirmiş ve bağcıklarınızı bağlayarak evden çıkmak üzereyken, ilkokulda öğretmeninizden yediğiniz ilk tokadın acısı gibi suratınıza çarpan, telefonunuzu ve cüzdanınızı salondaki masanın üzerinde unuttuğunuz gerçeğini fark etmeniz üzerine, kendi coğrafyasından çooook uzakta bir ülkeye demokrasi götürmek üzere orduya katılan hollywood konseptli kahraman bir asker gibi, o allahın belası botları ayağınızdan çıkarmaya üşendiğiniz için sürüne sürüne salona gitmişsiniz de; güne 'ay akşamdan ışıktır, yaylalar yaylalar!' minvalinde başlamak zorunda kalmışsınız gibi bir günaydın değil elbet...

bataryası cehennemlerde yanası, o olmaz olası cep telefonunuzun, varlığınıza sunturlu bir küfür edermiş gibi çalan o kulak tırmalayıcı alarm sesine ihtiyaç duymayacağınız, şehrin çığ gibi büyüyen kalabalığından çok uzak bir ormanlık alanda, sadece ve sadece biyolojik saatinizin alarmı ile, hatta belki de yanınızda sevdiceğiniz ile birlikte, abuk subuk ama kendi istediğiniz renklerle boyadığınız harikulade bir karavan içinde, yakınınzdaki göle düşen yağmur damlalarının sesiyle uyanmışsınız gibi bir günaydın...

akşamında çıtırdayan ateşin sesiyle kulaklarınızı,
başında içeceğiniz şarapla midenizi besleyeceğiniz bir günaydın...

of ulan, yok böyle bir günaydın ama olsun'lu böyle bir günaydın...
devamını gör...

roman ve hikayeleri ile tanınan ve sevilen (ben sevdiğim için sevildiğini varsayıyorum) gabriel garcia marquez’in gezi güncesi.

adam hem gazeteci hem de edebiyatçı olmanın getirisiyle 1950’lerin doğu avrupa’sına yaptığı geziden edindiği izlenimleri edebi bir şekilde aktarmış. demir perde’yi aralamış, doğu berlin, varşova’ prag, moskova ve budapeşte’yi gezmiş. buralarda mümkün olduğunca halkın içine karışarak izlenimler edinmiş. mümkün olduğunca diyorum çünkü her şehirde bu mümkün olmamış.

biz şimdi istersek tarih kitaplarından ya da belgesellerden sosyalizmi uygulamaya çalışmış ülkeleri mümkün olduğunca tanıma ve anlama fırsatına sahibiz. fakat 50’lerin dünyasında, dünyanın diğer tarafı görünmez ama demirden bir perde ile kapalı olsa gerek. marquez bu perdenin arasından sıvışarak merak uyandıran dünyayı tanımaya çalışmış.

okumaya niyetlenen sosyalist arkadaşları şimdiden uyarayım. kitapta sosyalizm allanıp pullanmıyor. kapitalist arkadaşları da uyarayım, kapitalizm de çiçeklere sarılmıyor. yazar tarafsız da diyemem kendi adıma. buna okuyanlar karar verecektir.

sadece çok ufak bir spoiler vermeden edemeyeceğim. moskova’yı şöyle tanımlıyor, “dünyanın en büyük köyü”.
devamını gör...

61 yazar arkadaşıma da ayrı ayrı saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.
devamını gör...

ben hala anlayamadım flört olayını ve aşamalarını. nefret ediyorum bu tarz olaylardan. birisinden hoşlanırsın ve sadece onunla ilgilenirsin. bu ne böyle aynı anda bir sürü insanla konuşmak, karşındaki insanın sana soru bile soramaması. böyle olaylar yüzünden asla bir ilişkim olmayacak muhtemelen, hiç anlayamadım bu yaşıtlarımın ilişki yaşama biçimlerini.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim