felsefe deseniz felsefe, yemek deseniz yemek, mizah deseniz mizah, kalite deseniz kalite hepsini bir bünyede barındıran bir yazar olur kendileri. arkadaşım olduğundan demiyorum gerçekten keyifle yazılarını okuduğum bir isim. felsefeye ilgim çoktur mesela ama böyle yazılar yazamam çünkü benim aklım yemekten fazlasını çok alamıyor. 5 yazımın 6 sı yemek. şaka bir yana detay yazılar yazarken ben fenalaşıyorum. ilgimi çeken her konu da da yazıyorum ama kuzguncuktaki vişne gibi güzel yazıları yazamadım sözlük.
devamını gör...

pandeminin bize kaybettirdiklerindendir. dağılmış olan ingiliz doom metal grubu.
devamını gör...

nazende sevgilim.
devamını gör...

selamün aleyküm dostlar, günaydın değerli sözlük neferleri. haftanın en sevimsiz ikinci gününde ne kadar iyi olabilirse insan, o kadar iyiyim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

körfez savaşı'nda öldürülen bir askerin fotoğrafı.

ken jarecke adlı biri tarafından çekilmiş bu fotoğraf, sabahın erken saatlerinde ve ateşkes beklenirken... belli ki adam diri diri yanmış ve kamyondan çıkmaya çalışırken ölmüş. abd'de yayımlanmayan ama londra'da yayımlanan bu fotoğraf "böyle bir savaşın içinde olmalı mıyız" tartışmalarını da beraberinde getirmiş ülkede.

fotoğrafı çeken kişi ise bu manzarayı gördüğünde yanında bulunan kişiye şöyle demiş: "eğer bu fotoğrafı çekmezsem, annem gibi insanlar savaşın filmlerde gösterildiği kadar basit olduğunu sanacak."

hassas içerik

bu arada bir de not iliştireyim şu köşeye:
abd'de fotoğraf yayımlanmadı dedim az önce. belli ki kötülüklerini örtmek konusunda ellerini çabuk tutmuşlar her zamanki gibi. amerika, kendi gönüllü askerlerini sağlam şekilde gaza getirip ırak'a soktuktan ve oradaki birçok insanın ölümüne sebep olup bir de bu nedenle askerlerine madalyalar taktıktan sonra, savaşa gönüllü gitmiş olan bir amerikan askeri o madalyayı canlı yayında basının önüne fırlattı. medyanın ve hükümetlerinin göz boyaması ve gazına gelerek oraya kendi isteğiyle gittiğini, masum halkı bile durup dururken eğlence olsun diye vurduklarını çünkü onların kendilerine hep kötü olarak anlatıldıklarını ve artık bunun vicdan azabına dayanamadığını söyledi. internette videosu vardı, hâlâ var mı bilmiyorum ama bazen medyanın gazına gelmek gerçekten çok olumsuz şekilde sonuçlanabilir. *
devamını gör...

en sevdiğim başlık türüüü.*

fritvyv nzngrenfh unxyı nzn ora xıezımı qrğvy qr zniv vfgvlbehz znuynf eratvaqr tömüz ine lbyqnş xsxq arlfr qbğhz tüaüzr qr nm xnyqı vxb ove urqvlr ireve zvv npnon.*
devamını gör...

zincir takılan yırtık bol kot pantolon. allah'tan bitmiş olan bir akım.
devamını gör...

mutluluk parayla mı oluyor. hani parayla saadet olmazdı, tektaş ta olmayıversin. gerçekten sevdiyse zaten kızın gözü bunu görmez.

hiç sevmedigim şeydir insanları aşağılamak, özellikle parası yok diye. herkes şanslı doğmuyor.
devamını gör...

great reset olarak da bilinen, yeni dünya düzeni denen baş belası nanenin büyük sıfırlama adı altında insanlara kaktırılması için uydurulmuş bol yalan soslu terim.

aslına bakarsanız bu tür konuları komplo teorisi çukuruna düşmeden konuşmak oldukça zor. çok fazla unsuru bir araya getirdiğiniz zaman iş komplo teorisi olmaktan çıkıp burnumuzun dibindeki gerçeğe dönüşse bile, birçok kişinin bu tür konulara bakış açısı maalesef ciddiyet içermiyor.

yeni dünya düzeni dediğimiz şey, ulus devletlerin ortadan kalkması temeline dayanıyor. bu nedenle bu düzeni kurmak isteyenler (artık siz adına ne derseniz deyin), öncelikle ülkeleri bir arada tutan kültürel ve milli değerleri ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yapıyorlar. en basitinden ülkemizde milliyetçilik, atatürkçülük, din gibi ortak toplumsal paydalarda günümüzde bulunduğumuz noktaya bakarsanız, birçoğunun feci şekilde yıpratıldığını rahatlıkla görebilirsiniz.

böyle bir düzeni kurup insanları tek elden kontrol etmek tabii ki bugün dünyanın içinde bulunduğu koşullarda tam olarak mümkün değil. yukarıda bahsettiğim toplumsal dejenerasyon dışında da bazı değişiklikler gerekiyor. insan nüfusunun biraz daha az olması, o az nüfusun en iyi şekilde takip ve kontrol edilebilmesi gibi gibi... georgia guidestones'un üzerini incelerseniz "insan nüfusunu
500 milyondan düşük tut
" diye bir ibare görürsünüz mesela.

büyük sıfırlama olayı, pandemi ile beraber gündeme geldi. burada şöyle bir "tesadüf" var: pandemiler insan nüfusunu azaltabilecek olaylar. bu nedenle bu virüsün çin'de insan eliyle üretildiğini ve büyük sıfırlama'ya bilerek zemin hazırlandığını düşünen birçok insan var. * ardından yan etkileri ve insan vücuduna müdahale olup olmadığı konusunda, hakkındaki tartışmalar ayyuka çıkan aşı olayları patlak verdi. biliyorsunuz, dünyanın birçok ülkesinde "küreselcilerin yeni dünya düzenine geçiş oyunu" gerekçesi ile aşı karşıtı gösteriler yapılıyor. tüm bunlar birbirinden bağımsız olarak düşünülmemesi gereken olaylar.

farkındaysanız bitcoin gibi kriptopara olayları da özellikle son yıllarda bir yayılım gösterdi dünya çapında. bu da genel olarak yeni dünya düzenine geçişin bir simgesi olarak görülüyor. bireylerin elindeki mal varlıklarının bir gecede anlamsız hale getirilmesinin ve bir anda hiçbir şeysiz kalacak insanların daha rahat kontrol edilmesinin önünü açacağı düşünülen bir şey dijital para. senelerdir insanları sömüren zengin sınıfı nedeniyle, eskiden ortadirek adı verilen kesim yavaş yavaş yok oluyor/oldu. insanların çok büyük bir kısmı gittikçe fakirleşiyor. bakmayın siz "cebinde telefonun var ya!" diyen enine çizgili tişört giymiş malum kafalı dayılara! ne yazık ki işin gerçeği bu. üstelik sadece bizim ülkemiz için de geçerli değil bu durum.

sözde iyiliğimizi düşünen bu zengin sınıfı "her şeyiniz olacak ama hiçbir şeyiniz olmayacak ve mutlu yaşayacaksınız" diyor. yani gerçekte size ait olan hiçbir şey olmayacak; ne oturduğunuz ev ne kullandığınız araba ne de başka bir şey... bunları yaşadığınız müddetçe devletten (ya da o yönetimin adı artık her neyse ondan) kiralamış gibi olacaksınız. sözde amaç, kaynakları adilce bölüşmek olacak ama düşünün bir kez; bugüne dek dünyada gücü elinde bulunduran odakların, halklar lehine adil bir bölüşüm yaptığına kaç kez şahit oldunuz? görünürde kapitalizmi resetliyormuş gibi olsanız da aslında aynı elin farklı bir oyununa figüran olacaksınız sadece. bu tıpkı deccal'in cennet dediği sahte yerin gerçekte cehennem olması gibi. bu durumda deccal gerçekten varsa, bu düzeni deccal olarak görmenizde hiçbir sakınca yok gibi görünüyor.

malum, insanları kontrol etmek konusu açıldığında çip mevzusuna değinmezsek olmaz. bunu daha önce jose manuel rodriguez delgado başlığında anlatmıştım * ama burada da kısaca anlatayım. cep telefonlarımız, dijitale geçmenin ilk adımlarından olan yeni kimliklerimiz bizi takip etmek konusunda kullanılır ama kontrol etmek için kullanılamaz. delgado'nun 1960'larda yaptığı beyin ve uzaktan kumanda + çip deneyi, herhangi bir canlının kontrol edilebilmesini de sağlıyor. bu durumda düşünün: 1984 romanındakine benzer bir dünya kurup, insanları hiçbir şeyi sorgulamayıp her şeye tamam diyen birer robota dönüştürmek gibi manyakça bir planınız olsaydı, son yıllarda çok ilerleyen nanoteknoloji ve çipleri kullanmaz mıydınız? evet; eğer öyle bir planınız olsaydı, bence de çipler biçilmiş kaftan olurdu o iş için. itiraz etme, itaat et! hangi yönetici bunu istemezdi ki?

her neyse... yukarıda da değindiğim gibi, bu tür konular çoğu kişi için paranoyak insanların uydurup takıntı haline getirdiği asılsız komplo teorileri. ancak ben size yine de "ya doğruysa?" sorusunu sormanızı öneririm.
devamını gör...

bir konunun, sonuçlanması için çözülmesi, açıklığa kavuşturulması gereken zor yanı.
devamını gör...


kayisi yiyerek tanım giren malatyali yazarlarımız için geliştirdiğimiz yeni özelliğimiz.
kıyıda köşede sessiz sedasız "malatya malatya bulunmaz eşin" şarkısını dinleyerek takıldığın için seni unuttuk sandın değil mi? unutmadık sevgili yazar, unutmadık kayısı çekirdeği .
-iş aş malatyali yoldaş


(bkz: onlar konuşur malatya belediyesi yapar)
devamını gör...

kendi elleriyle çizdiği (ki ne kadar zor olduğunu tahmin edersiniz) bu muhteşem yapıtları bize, çocukluğumuza armağan ettiği için ne kadar teşekkür etsek azdır. ölmeden, görmeyi en çok istediğim kişilerden biri. büyüleyici ölçüde bir hayal gücüne sahiptir.yetenek ve istenilen mesleği yapmanın sonucunun en canlı örneklerinden biridir. düşünsenize bu işi yapmamış olsaydı (zorla memur falan olsaydı) bu yapıtları hiç görmeyecektik.
devamını gör...

ingiltere'den sonra tüm dünyaya yayılmış olan ve ağlarını oldukça güçlü ören modern kölelik sistemi. her şey sisteme göre yürür, bireyler bir çarkın dişleri şeklinde hiçbir şeyin farkına varmadan,daha doğrusu düşünmeden dönmeye devam ederler. kapitalizmde sıradan insanların görevi bellidir ; doğarlar,okula başlayıp uzun ve boş bir eğitimden geçerler- bu sayede daha çocukken kontrol altına alınırlar-, eğitimleri bittikten sonra sisteme atılıp efendilerine para kazandırmak için çalışırlar,önlerine karınlarını doyuracak kadar para atılır. ayrıca kendileri sırasıyla araba,ev,eş ve çocuk sahibi olurlar, onlar için bunlar şarttır, yapılmalıdır. hayatlarının neredeyse tümünü her gün çalışıp hafta sonları da kazandıkları parayı tekrar efendilerine geri vererek geçirirler. en son emekli olduklarında rahat bir nefes alırlar ki bu son nefeslerine oldukça yakın bir nefestir. emekli olmalarının sebebi ödül falan değildir, artık yaşlanmış ve güçten düştükleri için sistemden atılmışlar, yerlerini çocukları almıştır. en sonunda ölmeleriyle biter bu süreç, hayatları öyle bir sistem içinde geçmiştir ki artık ölümü huzur olarak karşılarlar. süreç artık tamamlanmıştır, ve kendileri bu süreç boyunca " özgür iradeyle düşünebilmek" hariç birçok şey yapmışlardır. peki aralarında aykırı bir ses çıkıp bu adaletsiz sisteme dur demek isterse ne olur ? etrafındakiler bu aykırı sesi hemen susturup dalga geçer,sindirirler. çok akıllıca bir sistemdir. her şey öyle güzel planlanmıştır ki , insanlar bu sisteme uymaktan başka bir çareleri olmadığını düşünürler. halbuki bir birlik olsalar bu asalaklardan kurtulup hür şekilde bir yaşama bir adım daha yaklaşabileceklerdir. burada da medya devreye girip şu anki düzenin değerini bilmelerini, aslında her şeyin çok iyi olduğu,asıl felaketin kendileri olmasa yaşanacağını bireylere empoze ederler. zaten beyni köleleşmiş olan insanlar da haline şükrederek sığır gibi yaşamaya devam eder.
devamını gör...

günaydıın sözlük. hava çok güzel ve yılın en sevdiğim zamanları yaklaşıyor. uyanıp yataktan çıkmadan sözlükte gezinmek adlı görevimi de yerine getirdim her zamanki gibi*. kulaklığımı taktım ve dışarıdaki güzel havayı izliyorum. benim için gerçekten güzel başlayan ve öyle devam edeceğine inandığım bugün için hep mutlu olmanızı, sokağa çıkma yasağından dolayı evinizde kaldığınız ama kendinize zaman ayırdığınız çok güzel ve verimli bi gün geçirmenizi dilerim. tekrardan*.
devamını gör...

6 ağustos 1945 tarihinde amerika birleşik devletleri tarafından hiroşima'ya atılan atom bombası.

bomba, adını pilotun annesinden alan enola gay adlı uçakla, sabah 8.15'te şehrin üzerine bırakıldı. uranyum temelli olan bomba, yaklaşık 16 kiloton tnt enerjisine eşdeğer bir enerjiyi açığa çıkardı ve on binlerce insanın ölümüne neden oldu. 70 bin insanın bombanın atıldığı ilk anda öldüğü tahmin ediliyor. uzun vadeli ölümler bu sayının dışında kalıyor.

***
trendesevdiceğiolanöküz ukdesidir.
devamını gör...

rock me baby like my back ain't got no bone
devamını gör...

ismi: yok, önerilere açığım*
postmodernist, uzun ve şaşaalı cümleler duymayı bekledikleri bir anda yalnızca “hiçbir şey” dedim. postmodernist, uzun ve şaşalı cümleler laf salatasından ibarettir. postmodernist, uzun ve şaşalı cümleler tıpkı şu an aynı sözcükleri tekrarlamam gibi hiçbir anlam ifade etmeyen, altı üstü ortası, her yeri bomboş olan cümlelerdir. bir iş görüşmesinde kendinizden bahsedin dediklerinde, sizden bekledikleri bu tarz cümlelermiş meğerse. hatta “genel” hayatın içinde bile herkesin istediği buymuş. “kendinizden bahseder misiniz?” diye sorduklarında aslında hakikatliği önemli olmayan, gösterişli bir hikâye uydurmanız yeterliymiş, maalesef, bunu çok sonradan fark ettim.

peki, neye “hiçbir şey” dediğimi soracak olursanız, ki sormadığınızı biliyorum, “mevcut yapımıza ne gibi katkılar sağlamayı düşünüyorsunuz?” sorusunaydı. oysaki benden bu soruya “almış olduğum eğitimle ve daha önceki deneyimlemerimle(kilit sözcüklerden biridir), eğer işe alınmam dâhilinde, mevcut yapıyı daha da ileri götürecek(adeta kaf dağına) projeler tasarlamayı ve bunları en faydalı şekilde üretimlemeyi(kilit sözcük iki) düşünüyorum.” minvalinde cevaplar vermemi bekliyorlarmış. dediğim gibi; bunu çok sonradan fark ettim. yanlış hatırlamıyorsam, onuncu görüşmeden sonraydı.

tabii, bu görüşmeye az biraz sarhoş olarak gitmem de yadsınamaz bir küstahsızlıktı. az birazdan kastım, görüşme bittikten sonra yerimden kalkıp yüzüm onlara dönük bir şekilde geri geri yürüyerek tam kapıdan çıkarken gözlerinin içine bakarak kapı eşiğine tükürecek kadar. bu da ayrı bir küstahlıksızdı. “niye böyle bir etik dışı harekete sebep olan sarhoşluğun miktarını çok düşükmüş gibi bir de “az biraz” şeklinde tanımlıyorsunuz?” diye soracak olursanız da, ki sormadığınızı biliyorum, çünkü dokuzuncudan sonra danışma masasındaki her şeyi yere fırlattığımı hatırlıyorum, ki bence bu daha etik dışı, emin değilim. o zaman önümü bile göremiyordum. gördüğüm şeyler de belgesellerdeki gibi, kayda alınan gökyüzünün hızlandırılmış hali misali sürekli feveran içindeydi. gerçekten, gücünün yeteceğini anladığı anda bir insanın yapamayacağı hiçbir çirkinlik ve kötülük yoktur. gücüm yetiyor muydu, orası tartışmaya açık. sonrasında kovalandığımı hatırlıyorum.

benden, üstün girift cümle performansı bekleyen başka kişiler de vardı: yeni tanıştığım insanlar, bir olay üzerine yorum yapmamı bekleyen insanlar… hepsi palavralara, abartılara ve romantizme bağlı yaşıyorlardı. önceden bu gibi şeyler bir dünyadan kaçış evreninde sığınılacak limanlardı, şimdi ise hakikatler sığınılacak limanlar haline geldi. o kadar uçuk kaçık zihinler gördüm ki şaşmamak elde değildi. aynı eylemi farklı mekânlarda eşzamanlı bir şekilde yapabileceklerini sanıyorlardı, bence inanıyorlardı. yukarıdaki işver(meyen)enlerin benden beklediği buydu, diye düşünmüş olabilirim, bilmiyorum. belki de tükürüğümün altında yatan neden buydu. freud’a sormak lazım, üstat bilecektir.

her görüşme öncesinde kendimi, duran topun başında elli saat plan kurup gol atacağını sanan bir futbolcu gibi görüyordum. bu görüşmelerin sonunda ise aynı futbolcunun vurduğu topun baraja çarpması sonucunda hayal kırıklığına bürünen ruh hali gibi hissediyordum. on girişimden sonra insan bir daha duran top kullanmak istemiyor. on birinciden sonra barajdan dönen top kalemin içindeydi.

tabii, bu görüşmeler hayatıma hiçbir şey katmadı diyemem, haksızlık etmiş olurum: on ikinciden sonra insanların ne kadar salak olduğunu, on üçüncüden sonra parfümün kilit rol oynadığını, on dördüncüden sonra karşı tarafın salaklığını mimiklerimle aşağılamamam gerektiğini, on beşinciden sonra bir daha hiçbir görüşmeye geç kalmamam, mümkünse bir saat önce gitmem gerektiğini (gereksiz yere), on altıncıdan sonra giyimin önemli olduğunu, on yedinciden sonra hiçbir şekilde doğru söylememem gerektiğini, on sekizinciden sonra üst düzey bir yalan söyleme genine sahip olduğumu, on dokuzuncudan sonra da her şeye rağmen umutlu olmanın, umutsuzluğun en zavallı hali olduğunu anladım ve nihayet iş görüşmesi mefhumunu hayatımdan çıkardım. zihnimdeki kabullenmek ve inkâr etmek arasındaki cinsel gerilimin galibi kabullenmek olmuştu. belki de ilkinden sonra olması gereken buydu, belki de yaşamla aynı kabağa üflemeliydik, bilmiyorum. bunu da camus’ye danışmak lazım. en azından üstadın kesin bir düşüncesi olurdu, eminim.
devamını gör...

cahil, anlattığını anlamak istemeyen insanla muhatap olmak.
devamını gör...

zaten insanlar beğeni,favori yapmıyor diye şikayet ediyoruz bir de bunu diyelim millet iyice elini eteğini çeksin ha orada duran işaretlerden.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim