kitap okumayanları küçümseyen insan
kendiside kitap okumayan tipdir.
devamını gör...
disakkaritler
diğer adıyla çift şekerlerdir. iki monosakkaritin aralarında kovalent bağ türü olan glikozit bağı kurması ile bir disakkarit oluşur. bu sırada bir molekül su açığa çıkar. (dehidrasyon sentezi)
devamını gör...
i am legend
kitap ve film arasında bariz farklılıklar var. iyi ki de var. zira kitap ciddi anlamda durağan bir kitap. melankolinin dibine vuruyor. kurgu bir eser beklerken, yalnızlık güzellemeleri ve tek başına dünyadan ayrılma korkusu üzerinde sürekli kendisini tekrar ediyor. artı vampirlerde kitap gibi durağan. orada burada kendi hallerinde takılıyorlar. robert'a bir uğrayalım halini hatırını soralım falan gibi bir düşünce tarzları yok. e hal böyle olunca da adam şişenin dibini görmekten önünü göremiyor. yani özetle aksiyondan uzak, konuyu ele alış biçimi zayıf olan bir kitap. sarımsak ve haç ikilisi ile takılmaya devam ediyoruz özetle. kitabın hali ahvali bu olunca film her halükârda kitabın önüne geçiyor. kitabı okumuşsanız ve filmi sonradan izlemişseniz maçın sonucu belli. film zaten maça 1-0 önde başlıyor.
filme gelirsek, filmde en azından aksiyon var diyebiliriz. tamam yalnızız abi, tek başınayız, kafayı kırmak üzereyiz, huniyi de takmışız ama vampirler hareketli. atraksiyon sağlıyorlar. ayrıca vampirlerin et falan yemesine takılmayın. o tarz vampir türleri çeşitli mitolojilerde var. misal türk mitolojisindeki oburlar, meçkeyler, yalmavuzlar falan hep bu fraksiyondan gelen vampirler. yani vampir sadece kan içmez, ette yer. en güzelini de bizim kültürün vampirleri yer. yani zombi değil o deyyuslar özetle.
bu filmin kuşkusuz başrol oyuncusu sam! will simith sadece ona eşlik etmiş. sam'in geyiğin peşinden apartmana girdiği sahne gibi gerilimli sahneyi çok az filmde bulabilirsiniz. muazzam bir sahne bana göre. zaten ben efsaneyim diyen sahne de orası. ipucu olmasın, o kısımlara pek girmeyeceğim ama cidden her ayrıntısı hatırladığım sahnelerden birisidir ve arada açar izlerim. buna rağmen her izleyişim de yine de heyecanlanırım. yani sam' in oyunculuğuna oscar vermemek de ne bileyim halt yemenin abartılmış versiyonu oluyor. şu oscar tarihinde bir kerede bir köpek oscar kazansın ne olacak yani? akademi şu ayrımcı kafadan bir türlü kurtulamadı gitti. kendilerini esefle kınıyorum. kın! o sahnede çekim hataları da var lakin sam' in oyunculuğu hepsini kapatıyor. sam ile ilgili daha fazla şey yazıp çizerim ama efkarlanıyorum. ve o durumda sizi ipucu manyağı ederim, bu sebeple sam güzellemelerime burada son veriyorum.
tabi filmi çekilir kılan detaylardan birisi de bob marley abimiz. sam'in olmadığı noktalar da ona sarılıyorsunuz. bu sebeple kendisi de filmin yardımcı erkek oyuncusu diyebiliriz. hani diyor ya abimiz; ''insanların hayatına müzik ve sevgi aşılarsan, onları tedavi edebilirsin.'' hah diyorsun bulacak tedaviyi az kaldı. bu deyyuslar bob abimizi dinleyerek kendine gelecek, iş nihayete erecek. tabi öyle olmuyor. rastalı vampirler hayalimiz yok olup gidiyor.
ez cümle fena film değildir. will simith'de yanında sam varken iyi oyunculuk çıkarmıştır. * onun haricinde biraz vasat kalmıştır. ha bu arada sam'den sonra en iyi yardımcı kadın oyuncu da samantha'dır onu da unutmayalım. yoksa ayıp etmiş oluruz. robert bu ikisi olmasa arada kaynar giderdi. golf oynayıp, ses kaydı alıp, sağa sola bön bön bakan bir karakter olarak takılır dururdu. bu iki muazzam oyuncuya ne kadar teşekkür etse az.
öyle işte, sırf sam ve sam'in içinde bulunduğu sahneler için bile izlenir bu film.
filme gelirsek, filmde en azından aksiyon var diyebiliriz. tamam yalnızız abi, tek başınayız, kafayı kırmak üzereyiz, huniyi de takmışız ama vampirler hareketli. atraksiyon sağlıyorlar. ayrıca vampirlerin et falan yemesine takılmayın. o tarz vampir türleri çeşitli mitolojilerde var. misal türk mitolojisindeki oburlar, meçkeyler, yalmavuzlar falan hep bu fraksiyondan gelen vampirler. yani vampir sadece kan içmez, ette yer. en güzelini de bizim kültürün vampirleri yer. yani zombi değil o deyyuslar özetle.
bu filmin kuşkusuz başrol oyuncusu sam! will simith sadece ona eşlik etmiş. sam'in geyiğin peşinden apartmana girdiği sahne gibi gerilimli sahneyi çok az filmde bulabilirsiniz. muazzam bir sahne bana göre. zaten ben efsaneyim diyen sahne de orası. ipucu olmasın, o kısımlara pek girmeyeceğim ama cidden her ayrıntısı hatırladığım sahnelerden birisidir ve arada açar izlerim. buna rağmen her izleyişim de yine de heyecanlanırım. yani sam' in oyunculuğuna oscar vermemek de ne bileyim halt yemenin abartılmış versiyonu oluyor. şu oscar tarihinde bir kerede bir köpek oscar kazansın ne olacak yani? akademi şu ayrımcı kafadan bir türlü kurtulamadı gitti. kendilerini esefle kınıyorum. kın! o sahnede çekim hataları da var lakin sam' in oyunculuğu hepsini kapatıyor. sam ile ilgili daha fazla şey yazıp çizerim ama efkarlanıyorum. ve o durumda sizi ipucu manyağı ederim, bu sebeple sam güzellemelerime burada son veriyorum.
tabi filmi çekilir kılan detaylardan birisi de bob marley abimiz. sam'in olmadığı noktalar da ona sarılıyorsunuz. bu sebeple kendisi de filmin yardımcı erkek oyuncusu diyebiliriz. hani diyor ya abimiz; ''insanların hayatına müzik ve sevgi aşılarsan, onları tedavi edebilirsin.'' hah diyorsun bulacak tedaviyi az kaldı. bu deyyuslar bob abimizi dinleyerek kendine gelecek, iş nihayete erecek. tabi öyle olmuyor. rastalı vampirler hayalimiz yok olup gidiyor.
ez cümle fena film değildir. will simith'de yanında sam varken iyi oyunculuk çıkarmıştır. * onun haricinde biraz vasat kalmıştır. ha bu arada sam'den sonra en iyi yardımcı kadın oyuncu da samantha'dır onu da unutmayalım. yoksa ayıp etmiş oluruz. robert bu ikisi olmasa arada kaynar giderdi. golf oynayıp, ses kaydı alıp, sağa sola bön bön bakan bir karakter olarak takılır dururdu. bu iki muazzam oyuncuya ne kadar teşekkür etse az.
öyle işte, sırf sam ve sam'in içinde bulunduğu sahneler için bile izlenir bu film.
devamını gör...
moda sahili
gün batımı'nın en güzel izlenilen yeridir.
devamını gör...
geceye bir anı bırak
sene 2009’un sonları. ekşi’de o dönem yılların yazarıyım. reşit yaşta bile değildim ekşi’ye yazar olunca, ortaokula gidiyordum hatta. ama yalancıyı ıslatmıyorlar ne de olsa, yaşım oldukça büyük yetişkin bir erkeğim, öyle takılıyorum sözlükte. gazetelerde gördüğüm haberlerden, köşe yazılarından belli fikirler araklayıp, aklım yettiğince cümleler kurup, siyasi yazılar yazıp, futbol yorumları yapıp, ondan bundan duyduğum bilgileri satıyorum sözlükte. kendimi nasıl cool ve farklı hissediyorum aman aman… ama artik sıkıcı ve kasıntı gelmeye başladı ekşi bana, forum siteleri bile nerdeyse daha eğlenceliydi.
derken bir başlık gördüm sol frame’da, galatasaray sözlük açılmış (rerererarara sözlük daha doğrusu) ekşiciler yardırıyor falan. asosyal ve yalancı olan ben durur muyum, hemen üyelik işlemlerine başladım ve çaylaklık sürecini başarıyla geçip yazar oldum. yeni bir sözlük var, taze kan. ama ortam testosteron hormonu salgılanmış vaziyette, eril dilden geçilmiyor. hadi dedim burda da erkek olayım ve kısa sürede hatırı sayılır bir kişilik oldum. özel mesajlar, yersiz şakalar vs vs, ama biriyle daha farklı bir enerji yakaladık. yıldız teknik’te gemi mühendisliği bilmem bilmem neyi okumuş, özel bir firmada çalışan, kendi halinde, sevimli, donanımlı, eğlenceli ve fanatik galatasaraylı bir çocuk. ama ben abi diye hitap ediyorum, o bana birader falan. futbol, kadın, breaking bad, rakı mı, konyak mı, votka mı muhabbetleri… ama ben istanbul’un kenar mahallesinde yaşayan, sanayide çalışan, iki küçük kardeşine ve bir dul annesine bakan, artı babasının iş kazasında ölümüyle travma yaşamış, kara yağız bir delikanlıyım. böyle tanıttım kendimi. her gün muhabbet eder olduk.
facebook hesabını verdi bana, ekle beni dedi, irtibatta olalım. garibanlığıma acıdığından mıdır nedir, benim için hep bir şeyler yapmak istedi. ben de diyorum, abi ben sosyal hesap kullanmıyorum. kullanmaz olur muyum be, sabah akşam çocuğun fotoğraflarına baka baka aşık ettim kendimi. çoğu şey açıktı hesabında. o ne izliyor onu izliyorum, o kimi dinlerse onu dinliyorum. oğlum diyor, gel şuraya şu gün bira içelim. yok abi diyorum annem hasta falan filan derken atlatıyorum bir şekilde.
en son bir salı günü, kış vakti, saat 16 suları. okuldan gelir gelmez açtım sözlüğü, bir mesaj: “hüseyin kardeş (adım da hüseyin he), numaranı bana yaz, seni gs-fb derbisine götüreyim bu hafta.” yalancılıktan bir gebermediğim kalmış, üzerine bir de istanbul’da bile yaşamıyorum. durdum düşündüm, yeter dedim kendime, sözlük hesabımı sildim o gün ağlayarak. daha fazla devam edemedim. ardından büyük bir boşluğa, özleme ve vicdan azaplarına düştüm. adama dehşet alışmışım bir de, bir süre zor geldi onunla hiç iletişimde olmamak. facebook hesabına, ordan etkileşimde olduğu insanların hesaplarına, başka mecralardaki sosyal hesaplarına bir süre baktım hep, gizli gizli. danimarka'ya yerleşti, bir köpek evlat edindi, orda bir hayat kurdu kendine. hepsine uzaktan şahit oldum. kendi başıma bir süre ufak bir aşk acısı yaşadım ve melankoli halini atlatınca bir daha da sosyal hesaplarına bakmadım. göz görmeyince de gönül katlandı. (hahahha)
o belki bu olayı şimdi hatırlamaz bile ama, ben yaptığım şerefsizliği hiç unutmam. bugün ne zaman derbi olsa, ne zaman breaking bad'e, the prestige filmine denk gelsem, muse grubunun bir şarkısını dinlesem, hep onu hatırlatır bana.
bu da böyle rezil bir anımdır arkadaşlar. buraya kadar okuyan varsa ayırdığı vakit için teşekkürü bir borç bilirim, zira uzun entryleri ben hiç okumuyorum. sevgiler…
derken bir başlık gördüm sol frame’da, galatasaray sözlük açılmış (rerererarara sözlük daha doğrusu) ekşiciler yardırıyor falan. asosyal ve yalancı olan ben durur muyum, hemen üyelik işlemlerine başladım ve çaylaklık sürecini başarıyla geçip yazar oldum. yeni bir sözlük var, taze kan. ama ortam testosteron hormonu salgılanmış vaziyette, eril dilden geçilmiyor. hadi dedim burda da erkek olayım ve kısa sürede hatırı sayılır bir kişilik oldum. özel mesajlar, yersiz şakalar vs vs, ama biriyle daha farklı bir enerji yakaladık. yıldız teknik’te gemi mühendisliği bilmem bilmem neyi okumuş, özel bir firmada çalışan, kendi halinde, sevimli, donanımlı, eğlenceli ve fanatik galatasaraylı bir çocuk. ama ben abi diye hitap ediyorum, o bana birader falan. futbol, kadın, breaking bad, rakı mı, konyak mı, votka mı muhabbetleri… ama ben istanbul’un kenar mahallesinde yaşayan, sanayide çalışan, iki küçük kardeşine ve bir dul annesine bakan, artı babasının iş kazasında ölümüyle travma yaşamış, kara yağız bir delikanlıyım. böyle tanıttım kendimi. her gün muhabbet eder olduk.
facebook hesabını verdi bana, ekle beni dedi, irtibatta olalım. garibanlığıma acıdığından mıdır nedir, benim için hep bir şeyler yapmak istedi. ben de diyorum, abi ben sosyal hesap kullanmıyorum. kullanmaz olur muyum be, sabah akşam çocuğun fotoğraflarına baka baka aşık ettim kendimi. çoğu şey açıktı hesabında. o ne izliyor onu izliyorum, o kimi dinlerse onu dinliyorum. oğlum diyor, gel şuraya şu gün bira içelim. yok abi diyorum annem hasta falan filan derken atlatıyorum bir şekilde.
en son bir salı günü, kış vakti, saat 16 suları. okuldan gelir gelmez açtım sözlüğü, bir mesaj: “hüseyin kardeş (adım da hüseyin he), numaranı bana yaz, seni gs-fb derbisine götüreyim bu hafta.” yalancılıktan bir gebermediğim kalmış, üzerine bir de istanbul’da bile yaşamıyorum. durdum düşündüm, yeter dedim kendime, sözlük hesabımı sildim o gün ağlayarak. daha fazla devam edemedim. ardından büyük bir boşluğa, özleme ve vicdan azaplarına düştüm. adama dehşet alışmışım bir de, bir süre zor geldi onunla hiç iletişimde olmamak. facebook hesabına, ordan etkileşimde olduğu insanların hesaplarına, başka mecralardaki sosyal hesaplarına bir süre baktım hep, gizli gizli. danimarka'ya yerleşti, bir köpek evlat edindi, orda bir hayat kurdu kendine. hepsine uzaktan şahit oldum. kendi başıma bir süre ufak bir aşk acısı yaşadım ve melankoli halini atlatınca bir daha da sosyal hesaplarına bakmadım. göz görmeyince de gönül katlandı. (hahahha)
o belki bu olayı şimdi hatırlamaz bile ama, ben yaptığım şerefsizliği hiç unutmam. bugün ne zaman derbi olsa, ne zaman breaking bad'e, the prestige filmine denk gelsem, muse grubunun bir şarkısını dinlesem, hep onu hatırlatır bana.
bu da böyle rezil bir anımdır arkadaşlar. buraya kadar okuyan varsa ayırdığı vakit için teşekkürü bir borç bilirim, zira uzun entryleri ben hiç okumuyorum. sevgiler…
devamını gör...
yazarların hayatta aldığı en doğru karar
ikinci çocuğum dünyaya geldikten sonra geç gelen farkındalık ile tamamlanmamış eğitim hayatıma devam etmek.
şuan üniversite öğrencisiyim. * ve evet bahtiyarım.
şuan üniversite öğrencisiyim. * ve evet bahtiyarım.
devamını gör...
çocukken sahip olunan yanlış bakış açıları
yıldızları kuşların evi sanırdım. gece uyumak için oraya gidiyorlar ve gündüz geri geliyorlar diye inanıyordum.
devamını gör...
günlük hayatta tanım girer gibi konuşmak
sözlük bize ne kazandırır ne kaybettirir diyesim geldi. *
"hayat acımasızdır, köle edendir, su nimettendir" diye de "-dir,-dır" ekiyle bitiriverirsiniz cümleleri. olan olmuştur, sözlük edebiyatı dilinize geçmiştir. *
"hayat acımasızdır, köle edendir, su nimettendir" diye de "-dir,-dır" ekiyle bitiriverirsiniz cümleleri. olan olmuştur, sözlük edebiyatı dilinize geçmiştir. *
devamını gör...
tadı hayal kırıklığına uğratan yiyecekler
avakado
devamını gör...
aşk evliliği vs mantık evliliği
aşık olduğu kişiyle evlenmek birinin yapabileceği en mantıklı şey değil mi zaten
devamını gör...
evde kaybolan eşyalar
nereye koyduysan ordadır.
devamını gör...
normal sözlük'e üye olmak isteyenlere nick tavsiyeleri
devamını gör...
karma puanı biriktiren yazarlar
benimki çok zor birikiyor. 30 tanımla benim puanımı geçen yazarlar var. burada da fakirük neydek.
devamını gör...
indeks
veri yapılarında bir datanın bulunduğu konumu tanımlayan sayısal işaret.
devamını gör...
pandemi döneminde ders çalışmak
devamını gör...
ahirim sensin
dinlerken yüreği titreten bir neşet ertaş türküsüdür. "evvelim sen oldun" ya da "cahildim dünyanın rengine kandım" diye de bilinir.
buradan
cahildim dünyanın rengine kandım
hayale aldandım boşuna yandım
seni ilelebet benimsin sandım
ölürüm sevdiğim zehirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
sözüm yok şu benden kırıldığına
idip başka dala sarıldığıma
gönülüm inanmıyor ayrıldığına
gözyaşım sen oldun kahirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
garibim can yıkıp gönül kırmadım
senden ayrı ben bir mekan kurmadım
daha bir gönüle ikrar vermedim
batınım sen oldun zahirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
daha bir gönüle ikrar vermedim
batınım sen oldun zahirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
buradan
cahildim dünyanın rengine kandım
hayale aldandım boşuna yandım
seni ilelebet benimsin sandım
ölürüm sevdiğim zehirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
sözüm yok şu benden kırıldığına
idip başka dala sarıldığıma
gönülüm inanmıyor ayrıldığına
gözyaşım sen oldun kahirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
garibim can yıkıp gönül kırmadım
senden ayrı ben bir mekan kurmadım
daha bir gönüle ikrar vermedim
batınım sen oldun zahirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
daha bir gönüle ikrar vermedim
batınım sen oldun zahirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
devamını gör...
babaya sigara içerken yakalanmak
yakalanmak isteyip de bi türlü yakalanamamaktan ve babadan bir şey saklamak vicdan yükü yarattığından mütevellit akşam yemeği sonrası beklemekten sıkılıp sigara kullandığımı söylediğimde hangi markayı içtiğimi sorması ve marlboro dediğimde tadının kaçtığı durum. zevksiz ve müsrifmişim..
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
insan ne tuhaf;
hep kök salamayacağı, ona uygun olmayan topraklara sevdalanıp,
belki kendi toprağında yediveren olacakken, başka topraklarda kurumayı tercih ediyor...
med cezir... *
hep kök salamayacağı, ona uygun olmayan topraklara sevdalanıp,
belki kendi toprağında yediveren olacakken, başka topraklarda kurumayı tercih ediyor...
med cezir... *
devamını gör...
müsrif
“savurgan, tutumsuz” anlamlarına gelen kelimedir.
devamını gör...
