serial experiments lain
present day. present time. hahaha -
insanda izlediğini anlayıp anlamadığını tam olarak anlayamama hissi uyandıran o çılgın yapımlardan.
neon genesis evangelionı izledikten sonra o ayarda bir şeyler arıyordum, karşıma çıktı. zaten izleme listemdeydi, oturdum izledim, iki günde bitti.
gerçeklikle sanal alem arasındaki çizginin bulanıklaşması, insan beyninin/bilincinin nöronlar arasındaki elektriksel impulslardan ibaret oluşunun bunu mümkün kılması muhabbeti; lain'in o metruk bir yere dönüşmüş odasında, vıcık vıcık su içerisinde, matrix'tekine benzeyen koca koca kablolar arasında, suratına bilgisayar ekranının ışığı vururken ekrana boş boş bakışları... animenin sadece konusu ve karmaşıklığı değil, atmosferi de insanı etkiliyor gerçekten. tavsiye edilir.
şu da insanı bağımlısı yapan muhteşem kapanış müziği: tooi sakebi
insanda izlediğini anlayıp anlamadığını tam olarak anlayamama hissi uyandıran o çılgın yapımlardan.
neon genesis evangelionı izledikten sonra o ayarda bir şeyler arıyordum, karşıma çıktı. zaten izleme listemdeydi, oturdum izledim, iki günde bitti.
gerçeklikle sanal alem arasındaki çizginin bulanıklaşması, insan beyninin/bilincinin nöronlar arasındaki elektriksel impulslardan ibaret oluşunun bunu mümkün kılması muhabbeti; lain'in o metruk bir yere dönüşmüş odasında, vıcık vıcık su içerisinde, matrix'tekine benzeyen koca koca kablolar arasında, suratına bilgisayar ekranının ışığı vururken ekrana boş boş bakışları... animenin sadece konusu ve karmaşıklığı değil, atmosferi de insanı etkiliyor gerçekten. tavsiye edilir.
şu da insanı bağımlısı yapan muhteşem kapanış müziği: tooi sakebi
devamını gör...
gazetelerden kupon kesmiş nesil
içinde bulunduğum nesildir.
neler neler almıştım o kuponlarla... en değerlisi manyetik küreydi ama, hala duruyor.
hatta evimizin ilk televizyonu da gazete kuponu ile alınmıştı.
neler neler almıştım o kuponlarla... en değerlisi manyetik küreydi ama, hala duruyor.
hatta evimizin ilk televizyonu da gazete kuponu ile alınmıştı.
devamını gör...
tek seferle doymayan kadınlar
başlığı okuyan insanların içine girdiği beklentiyi karşılayan kadınlardır.
kadınların başarı konusunda erkekler konusunda daha doyumsuz ve daha karakterli olduğunu düşünürüm her zaman. belli istisnalar dışında kadınların iş ahlakının da daha güçlü olduğuna inanırım.
galatasaray erkek futbol takımı uefa kupasını kazandığı sene müthiş bir iştahla oynamış ve bir başarı açlığı sergileyip mutlu sona ulaşmıştır. hemen ardından gelen süper kupa zaferi ise sadece bir ciladır. bu başarı ile doğuma ulaşan kulüp bir daha aynı başarıyı gösterememiş, hatta yanına bile yaklaşamamıştır.
eski adıyla efes pilsen olarak koraç kupasını kazanan anadolu efes ise daha sonra, yani uzun uzun yıllar sonra euroleague zaferi kazanmış ama ilk zafer öyle bir doyum getirmiştir ki yıllar sürmüştür yeni bir zafere ulaşmayı akıl etmek.
aynı şey fenerbahçe erkek basketbol takımı için de geçerlidir. muhteşem bir oyunla euroleague’de final oynayan, daha sonra ise daha muhteşem bir iş yapıp euroleague’i kazanan takım ortadan kaybolmaya başlamıştır.
ancak vakıfbank kadın voleybol takımı erkeklere göre daha güçlü, daha istekli ve daha omurgalı olduğu için başarısını istikrar haline getirmiştir.
üç tane dünya kulüpler şampiyonası şampiyonluğu, dört cev şampiyonlar ligi şampiyonluğu, bir top teams kupası şampiyonluğu ve bir challange cup şampiyonluğu kazanarak başarının nasıl bir şey olduğunu tüm türkiye’ye göstermiştir.
avrupa’da iki maç kazanıp göklere çıkarılan erkeklerdense istikrarlı şampiyonluklar takımı vakıfbank kadın voleybol takımının baştacı edilmesi gerekir.
bütün beklentileri karşılamanın haklı gururu ile tanımımı sonlandırırken ülkenin gururu kadınları en içten duygularımla selamlıyorum.
kadınların başarı konusunda erkekler konusunda daha doyumsuz ve daha karakterli olduğunu düşünürüm her zaman. belli istisnalar dışında kadınların iş ahlakının da daha güçlü olduğuna inanırım.
galatasaray erkek futbol takımı uefa kupasını kazandığı sene müthiş bir iştahla oynamış ve bir başarı açlığı sergileyip mutlu sona ulaşmıştır. hemen ardından gelen süper kupa zaferi ise sadece bir ciladır. bu başarı ile doğuma ulaşan kulüp bir daha aynı başarıyı gösterememiş, hatta yanına bile yaklaşamamıştır.
eski adıyla efes pilsen olarak koraç kupasını kazanan anadolu efes ise daha sonra, yani uzun uzun yıllar sonra euroleague zaferi kazanmış ama ilk zafer öyle bir doyum getirmiştir ki yıllar sürmüştür yeni bir zafere ulaşmayı akıl etmek.
aynı şey fenerbahçe erkek basketbol takımı için de geçerlidir. muhteşem bir oyunla euroleague’de final oynayan, daha sonra ise daha muhteşem bir iş yapıp euroleague’i kazanan takım ortadan kaybolmaya başlamıştır.
ancak vakıfbank kadın voleybol takımı erkeklere göre daha güçlü, daha istekli ve daha omurgalı olduğu için başarısını istikrar haline getirmiştir.
üç tane dünya kulüpler şampiyonası şampiyonluğu, dört cev şampiyonlar ligi şampiyonluğu, bir top teams kupası şampiyonluğu ve bir challange cup şampiyonluğu kazanarak başarının nasıl bir şey olduğunu tüm türkiye’ye göstermiştir.
avrupa’da iki maç kazanıp göklere çıkarılan erkeklerdense istikrarlı şampiyonluklar takımı vakıfbank kadın voleybol takımının baştacı edilmesi gerekir.
bütün beklentileri karşılamanın haklı gururu ile tanımımı sonlandırırken ülkenin gururu kadınları en içten duygularımla selamlıyorum.
devamını gör...
tavşan sahiplenmek isteyenlere tavsiyeler
ben de beslemiştim çocukken, hem de 2 tane.
birinin gözleri siyahtı diğerinkiler kırmızı gibiydi.
beslenme için ise ekmek içi, sokakta gezerken topladığım çimenler, doğranmış havuç öneririm.
ilk aldığımızda avuç içi kadarken 6 ay sonunda kuzu boyutuna gelmişlerdi.
artık evde beslenemeyecek vaziyete gelince bir tavşan çiftliğine bırakmıştık.
birinin gözleri siyahtı diğerinkiler kırmızı gibiydi.
beslenme için ise ekmek içi, sokakta gezerken topladığım çimenler, doğranmış havuç öneririm.
ilk aldığımızda avuç içi kadarken 6 ay sonunda kuzu boyutuna gelmişlerdi.
artık evde beslenemeyecek vaziyete gelince bir tavşan çiftliğine bırakmıştık.
devamını gör...
hoşlanılan kızın sapyoseksüel çıkması
kimse tam anlamıyla sapyoseksüel değildir.
hiç bir kız çirkin ama zeki bir erkeğe "ohh sulandım sen nesin be" falan da demez.
ne olur peki?
kız tipine bakar. yakışıklı mı yakışıklı. bakımlı mı bakımlı. bir de zeki. oh tadından yenmez.
sonra kız ortamında "hayatım ben zeki erkeklere düşüyorum" falan diyerek enayi gibi kendini kandırır.
yok hocam öyle birşey. bırak.
ha kendi adıma. ben de öyleyim. %60 güzelliğe, %40 da zekaya akla, konuşmasına nezaketine bakarım. inkar etmiyorum en azından.
hiç bir kız çirkin ama zeki bir erkeğe "ohh sulandım sen nesin be" falan da demez.
ne olur peki?
kız tipine bakar. yakışıklı mı yakışıklı. bakımlı mı bakımlı. bir de zeki. oh tadından yenmez.
sonra kız ortamında "hayatım ben zeki erkeklere düşüyorum" falan diyerek enayi gibi kendini kandırır.
yok hocam öyle birşey. bırak.
ha kendi adıma. ben de öyleyim. %60 güzelliğe, %40 da zekaya akla, konuşmasına nezaketine bakarım. inkar etmiyorum en azından.
devamını gör...
lisede en nefret edilen dersler
cuma günlerinin kabusu milli güvenlik.
herifin sorusuna yanıt verirdik,doğru olsa da kabul etmezdi ruh hastası.
19 mayıs cuma gününe denk gelmişti bir sefer,çok iyi olmuştu.
bir defa da cuma sabahı rapor almıştım.aksilik o hafta ders olmadı.
yaşasan da gebermiş olsan da umrumda değilsin iktidarsız viagracı pezevenk.
herifin sorusuna yanıt verirdik,doğru olsa da kabul etmezdi ruh hastası.
19 mayıs cuma gününe denk gelmişti bir sefer,çok iyi olmuştu.
bir defa da cuma sabahı rapor almıştım.aksilik o hafta ders olmadı.
yaşasan da gebermiş olsan da umrumda değilsin iktidarsız viagracı pezevenk.
devamını gör...
patagonyalı (yazar)
hemşehrim yazar.
yalova malova ne iş dostum? yav orayla da bağlantın varsa 'yoksa?' derim susarım.
ara sıra 'selam, hello, napon?, ee' falan gibi şeyler yazdığım yazar. yani hani sanki çocukluk yıllarınızdan kalma arkadaşlarınız vardırda aylarca hatta yıllarca konuşmasanız bile bir selam yazdığınızda aynı sıcaklıkla devam edersiniz ya heh işte patagonyalı ile iletişimim benim için tam olarak bu. onun cephesinde neler olur bilemem. benim cephem öyle samimi öyle içten.
saygılar bizden sayın yazar. *
yalova malova ne iş dostum? yav orayla da bağlantın varsa 'yoksa?' derim susarım.
ara sıra 'selam, hello, napon?, ee' falan gibi şeyler yazdığım yazar. yani hani sanki çocukluk yıllarınızdan kalma arkadaşlarınız vardırda aylarca hatta yıllarca konuşmasanız bile bir selam yazdığınızda aynı sıcaklıkla devam edersiniz ya heh işte patagonyalı ile iletişimim benim için tam olarak bu. onun cephesinde neler olur bilemem. benim cephem öyle samimi öyle içten.
saygılar bizden sayın yazar. *
devamını gör...
tadı hayal kırıklığına uğratan yiyecekler
bugünlerde yenen hiç bir şeyin tadı yok. 10 yıl önce yediğim avakadonun tadı kavrulmamış yeşil fıstık tadındaydı. lazzetli ve yağlıydı. üstüne bir domates doğra, az zeytinyağı dök en nefis salataydı. şimdi kabak tadı veriyor. ne koyarsan koy tatsız.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
domates aslında sebze değil, meyvedir.
devamını gör...
doğum günü pastası
düğünlerde kesilen pastaların bereket, mutluluk gibi anlamlar verdiğini düğün pastası başlığında anlatmıştım. okumalar yaparken doğum günü pastasına dair olanları da buraya eklemek istedim:
helen uygarlığına kadar uzanan doğum günü pastaları ilk kez ortaçağda, almanya'da bir kutlama amacı ile kullanılmıştır. hatta günümüzden farklı olarak sabahın başından gecenin sonuna kadar bir festival havasında geçen bu kutlamalar boyunca mumlar değiştiriliyor, ateşin sönmesine izin verilmiyordu. yemeğin başında mumlar üfleniyor ve festival başlıyordu.
günümüzde olduğu gibi o zamanların adetinde de mum sayısı bir fazla konuyordu. mum sayısı çocuğun yaşından bir fazla idi. bir gün bitecek olan hayatın (sönecek olan hayatın) ışığını simgeliyordu bu mum.
sadece pasta değil, mumların bir üfleyişte söndürülmesi, dileklerin gerçekleşmesi vb. alışkanlıklarımız da bizlere o günlerden kalan adetlerdir.
sadece bir teoriden bahsetmek olmaz. bir başka pasta teorisine göre gelenek yine almanya'da, ama bu sefer günümüze daha yakın bir şekilde 1600'lü yıllarda, çocukların ruhlarını korumak için başlamış.
yine bir başka söylentiye göre bu mum üfleme merasimi yunan; avcı, okçu, ay tanrıçası artemis'in doğum kutlamalarında başladı. ve artemis kutlamalarına kaynaklık eden gelenek de antik mısır kraliyet mensuplarına özel düzenlenen kutlamalardı.
roma zamanlarında pek bir özelliği olmadan tüketilen kekler yıllar geliştikçe tek katlı yapılmaya başlanmıştı. daha sonraları üst zümreye hitap eden katlı, süslemeli pastalar halk arasında yaygınlaşarak her doğum gününün bir parçası haline geldi.
helen uygarlığına kadar uzanan doğum günü pastaları ilk kez ortaçağda, almanya'da bir kutlama amacı ile kullanılmıştır. hatta günümüzden farklı olarak sabahın başından gecenin sonuna kadar bir festival havasında geçen bu kutlamalar boyunca mumlar değiştiriliyor, ateşin sönmesine izin verilmiyordu. yemeğin başında mumlar üfleniyor ve festival başlıyordu.
günümüzde olduğu gibi o zamanların adetinde de mum sayısı bir fazla konuyordu. mum sayısı çocuğun yaşından bir fazla idi. bir gün bitecek olan hayatın (sönecek olan hayatın) ışığını simgeliyordu bu mum.
sadece pasta değil, mumların bir üfleyişte söndürülmesi, dileklerin gerçekleşmesi vb. alışkanlıklarımız da bizlere o günlerden kalan adetlerdir.
sadece bir teoriden bahsetmek olmaz. bir başka pasta teorisine göre gelenek yine almanya'da, ama bu sefer günümüze daha yakın bir şekilde 1600'lü yıllarda, çocukların ruhlarını korumak için başlamış.
yine bir başka söylentiye göre bu mum üfleme merasimi yunan; avcı, okçu, ay tanrıçası artemis'in doğum kutlamalarında başladı. ve artemis kutlamalarına kaynaklık eden gelenek de antik mısır kraliyet mensuplarına özel düzenlenen kutlamalardı.
roma zamanlarında pek bir özelliği olmadan tüketilen kekler yıllar geliştikçe tek katlı yapılmaya başlanmıştı. daha sonraları üst zümreye hitap eden katlı, süslemeli pastalar halk arasında yaygınlaşarak her doğum gününün bir parçası haline geldi.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
başka bir başlığa yazmıştım ama yok, hiçbir başlık altına gelmiyor düşüncelerim. en iyi karalama defterine gider. çok üzgünüm bu gece. sizinle dertleşesim var. yine uzun olacak. şu hayatımda hiçbir şeyi kısa kesemedim ki zaten.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
devamını gör...
moderatörün açtığı indirim başlığının sansürlenmesi
o değil de tanımlar falan uçuyor. rahatsız’ın tanımı uçmuş. iko bey bi sakin olabilir misin anlaşabiliriz yani. * yılbaşında yap bi indirim sen de allahsız ne yapalım lan. aaaa kızıyorum ama bak.
edit: ulan kimse benim favori moderatörümün başlığını sansürleyemez buna izin vermem valla ya. hemen de yazmış caaanım moderatörüm. kıyamam sana beeee. *
edit: ulan kimse benim favori moderatörümün başlığını sansürleyemez buna izin vermem valla ya. hemen de yazmış caaanım moderatörüm. kıyamam sana beeee. *
devamını gör...
güvenpark
2016 yılındaki saldırıdan sonra yakınından geçmeye çekindiğim park. zaten o gün de patlamadan 2 saat kadar önce oradaydık.
eski halleri:

görselin kaynağı
eski halleri:

görselin kaynağı
devamını gör...
dünyanın en mutlu ülkeleri listesi'nde türkiye'nin gerilemesi
mutsuzuz. bizi kendi içimizdekiler sömürüyor çünkü..
devamını gör...
20 kadına birden yürüyen erkek
mesaj kutusundaki tüm kadınlara belki birini tuttururum diye fotoğraflarına alev emojisi atan erkektir.
söz meclisten dışarı arkadaşlar, normal konuşmalara değil lafım. başlıkta yürüyen yazdığı için böyle bir tanım yaptım.
söz meclisten dışarı arkadaşlar, normal konuşmalara değil lafım. başlıkta yürüyen yazdığı için böyle bir tanım yaptım.
devamını gör...
insana umudunu kaybettiren şeyler
herkesin türkiye yazdığı ve yazacağı başlıktır.
bu ülkeden umudu kaybetmemize neden olanlar utansın ve gelip bu başlığı okusun.
bu ülkeden umudu kaybetmemize neden olanlar utansın ve gelip bu başlığı okusun.
devamını gör...
bir insana yapılabilecek en büyük kötülük
size güvenmiş bir insanı yarı yolda bırakmaktır.
çaresiz hisseder, terk edilmiş, kandırılmış.
beni kör kuyularda
güvenmemeyi, temkinli olmayı öğretirsiniz, yolların tek başına yürünmesi gerektiğini...
çaresiz hisseder, terk edilmiş, kandırılmış.
beni kör kuyularda
güvenmemeyi, temkinli olmayı öğretirsiniz, yolların tek başına yürünmesi gerektiğini...
devamını gör...
çağtay kurukalıp
fenerbahçe'mizin yeni transferi. 19 yaşındaki sol bek bonservissiz olarak katıldı takımımıza.
caner'in kadro dışı bırakılmasından sonra alınması, plan program dahilinde alındığını gösteriyor.
hayırlı olsun.
bu sistemde sol ve sağ tarafta oynayacak oyuncuların atletik ve genç yaşta olması önemlidir. onun için ferdi ile osai samuel oynuyor.
çağtay da iyi bir yatırım olacaktır, tekrar hayırlı olsun.
resmi açıklama
caner'in kadro dışı bırakılmasından sonra alınması, plan program dahilinde alındığını gösteriyor.
hayırlı olsun.
bu sistemde sol ve sağ tarafta oynayacak oyuncuların atletik ve genç yaşta olması önemlidir. onun için ferdi ile osai samuel oynuyor.
çağtay da iyi bir yatırım olacaktır, tekrar hayırlı olsun.
resmi açıklama
devamını gör...
bir dosta alınabilecek hediyeler
evinde bir ihtiyacı var ise bu göz önündeyse bunu alırsanız çok güzel olur
devamını gör...
unutulmayan lise anıları
3 arkadaş, ilk defa okuldan kaçıyoruz. çok heyecanlıyız ama o kadar olaya uzağız ki ramazan gününü seçiyoruz. ramazan olduğu için çoğu yer kapalı (o zamanlar öyleydi) ve biz ne yapacağımızı bilemiyoruz. sahilde bir iki tur attıktan sonra hava soğuk diye dersaneye gidip deneme çözmüştük.
bir diğeri de müdür baş yardımcısının odasından arkadaşımla imzalı izin kağıdı aşırıp okuldan kaçmak, sonrasında da eve gitmek, ortaya çıkmasının ardından da disipline gönderilmek.
biz bu işi beceremiyormuşuz. sonra da kaçmadık zaten.
bir diğeri de müdür baş yardımcısının odasından arkadaşımla imzalı izin kağıdı aşırıp okuldan kaçmak, sonrasında da eve gitmek, ortaya çıkmasının ardından da disipline gönderilmek.
biz bu işi beceremiyormuşuz. sonra da kaçmadık zaten.
devamını gör...