1960 yapımı bir sinema şahaseri. öyle bir filmdir ki bu, hapisten kaçarlarken yeri kazdıkları 8 dakikalık sahneyi hipnoz edilmişcesine izletir insana.

fransız sinemasının belki en iyisi, dünya sinemasının bana göre tartışmasız bir numarası, gerçek bir başyapıt.
devamını gör...

mubarek yazar degil dusmansiniz dedigim basliktir. ama sermayeye bu kadar yuklenmek olmaz, yapmayin etmeyin. korkuyorum artik, sozluk tefecilerin eline gececek diye korkuyorum...
devamını gör...


patrick bateman, aileden zengin bir adamdır. gençliği ve yakışıklı olması, kendisine hem işinde hem de sosyal hayatında avantajlar sağlamaktadır. oldukça sıradan bir hayata kapılıp gidiyormuş gibi görünen bateman'ın hayatının karanlık tarafın ise oldukça derinliklidir. bateman, insanları sebepsiz yere öldürmekten hoşlanan ve öldürdüğü insanların vücutlarından hatıra olarak aldığı parçaları evinde saklayan bir akıl hastasıdır. film'de patrick'in elindeki testereyle koşma sahnesi akıllarda iz bırakmıştır.

filmin sonu benim için başarılı değildi ama kendini izlettirdi tabii ki de sayın bale'nin sayesinde. bu filmde ona aşık olmayanda ne bilim. crissstiin sen öyle değilsin bebeğim, tatlı pelteğim.
devamını gör...


"bir insan kendine ait olmayan bir biçimde ne kadar uzun süre kalırsa, tehlike de o kadar büyük olurdu."


yerdeniz büyücüsü'nün en sevdiğim bölümünden. carl gustav jung, insanların topluma uyum sağlamak için personalar kullandıklarını ve bu personaları kullanmanın gerekli olduğunu ifade eder. ancak bu tehlikeli bir süreçtir. çünkü personalar uzun süre kullanıldıklarında bireylerin yüzleriyle bütünleşir. tıpkı ursula'nın söylediği gibi, bireyler benlikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. çünkü bu süreçte kişi benliğini -başkalarına iyi görünmek için aslında istemediği ne kadar şey varsa içine aldığı- bir çöplük gibi kullanır. bu çöplüğün içinde başkalarının beklentileriyle, organizmik olanlar harmanlanır. buradan iyi bir şey çıkmayacağı açık ama yine de en azından şunu ifade etmek gerekir: kişi için karar almak artık bir işkencedir. çünkü biz karar alırken kendi içimize bakarız.
devamını gör...

beyin omurilik sıvısının tıkanıklığı, emilim dengesinin bozulması nedeniyle, beyin odacıklarında genişleme ve basınç artışıyla omurilik sıvısının birikmesi durumudur. çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir. bu fetüslerin yarısına yakın kısmında sinir sisteminde ve diğer sistemlerinde başka sorunlar görülebilir. bu durum doğum eyleminin uzamasına veya eylemin durmasına neden olabilir.
devamını gör...

william golding in yazdığı insanoğlunun baskı altında ne kadar tehlikeli olduğunu anlatan kitaptır.
okunması gerekir.
devamını gör...

sözlükte bu kadar lirik, romantik başlık açıldı mı? bilmiyorum. aslında herkes en az bir kez yapmıştır. yeryüzünde bulamadığın huzuru gece o büyük ışık demetinde aramak. hiçliğini hissetmek, haddini bilmek. ve kimseyi rahatsız etmeden geri yatmak ne büyük mutluluk.
devamını gör...

yeniden diyorum, canavarlar yaratır.
devamını gör...

yapmayı planlıyorum; cağnım benim neredesin?
devamını gör...

" ben bu aşka olan inancımı kaybettim ela. "

ve nikah masasında terkedilir esas kız.
devamını gör...

şu an japonya'daki bir kafede keyifle kahvemi yudumlamak isterdim (edit: japonya kalp ben)
devamını gör...

tüm dinlerin dış kabuklarının içindeki özü hissetmek ve dikkatli bakıldığında hepsinin aynı esintiyi taşıdığını fark etmektir. tüm dinlerin dışsal kabuklarını bulundukları koşullara göre şekillendirdiğini anlarken farklı kelime ve yöntemlerle aynı şeyi söylediklerini ve hedeflediklerini hissetmektir.
devamını gör...

yapmacık ve yeni yetme ağzı kanka türevi.
devamını gör...

her an ölümle burun buruna olan meslek grubu!! tıpkı bugün olduğu gibi!! gencecik bir meslektaşımızı daha yitirdik. yazıklar olsun!! avukat "taraf" değildir arkadaşlar, vekildir vekil! sizi borç altına sokan ya da sizin suçlarınızı üstlenen kişi değildir avukat!! utanmadan bir de burda "para karşılığı yalan söyleyen meslek grubu" denilmiş. böyle düşünenlere de ayrıca yazıklar olsun.
devamını gör...

at nalı çakmak için kullanılan küçük çiviye verilen ad.
anadolu’da çivi anlamında da kullanılır.
şairlerimizin şiir dizelerinde sıkça kullandığı söz öbeği.
devamını gör...

mütemadiyen yollarda ağaçlara, direklere ve insanlara çarpıyorum.
devamını gör...

vatanını sevmemenin bir çok versiyonu olabileceğini gösteren örneklerdir.

vapurda başıma gelen bir olayı hatırlattı bu başlık bana.
5 6 yaşlarında bir çocuk dedesiyle oturmuş denizi izliyorlardı. çocuk elindeki krakeri bitirdikten sonra ambalajını denize attı. tam da yanımda duruyorlardı. önce biraz bekledim baktım dededen bir tepki yok. çocuğu uyardım ve dedim ki, çöplerimizi denize atmamalıyız denizler kirlenir dedim. bir çocuğun anlayabileceği bir üslupta söyledim ama vay efendim sen misin bunu diyen. dedesi çemkirmeye başladı sana ne filan gibisinden. sustum. o dedenin torununu uyarması gerektiği yerde bana çemkirmesi benim için bir vatan hainliğidir. o torun büyüyecek ve denizlere çöp atmaya devam edecek ve muhtemelen dedesi gibi bir insan olacak. çünkü onun çevresinde gördüğü örnek bu.
devamını gör...

ben çeyrek takıyorum.*
ne alsam beğenmiyor, çiçekten, kıyafete, takıya her seyi denedim. hep kulp buldu. kardeşlerimle toplanıp annemize çeyrek takıyoruz.
devamını gör...

büyümenin çok eğlenceli olduğunu sanıyordum. o küçük ve saf dünyama geri dönmek isterdim. en büyük derdim de dolaptaki çikolatamı ablamın yemesiydi. ablamın önce kendi çikolatasını yemesini beklerdim ve sonra karşısına geçer çikolatamı yerdim*(arkadaşı geldiğinde beni odaya sokmuyordu, ben de bu şekilde intikam alıyordum).
devamını gör...

tebriklerimi ilettiğim başlıktır. böyle şeyler düşünüp yapmanız inanılmaz iyi ve muhteşem bir olay.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim