gülünmemesi gereken durumda gelen gülme isteği
geçen sene cenazede gülmüştüm. gerçekten de insanın eline değil şu anda bile gülme isteği geldi.
devamını gör...
önce can sonra canan
insanlar olarak genel olarak bencil bir yapıya sahiptir.
canını her şeyin üstünde tutar. kaybedilmesi göze alınamaz. bu bakımdan büyük fedakârlık gerektirecek konularda insanlar, önce kendilerini, sonra sevdiklerini ve yakınlarını düşünürlera anlamindaki atasözü.
edebiyat öğretmenlerinin aşk konusunun işlendiği derslerde sorduğu önce can mı canan mı sorusuna genel olarak önce canan cevabına hadi len oradan diye cevap vermesi muhtemeldir.
canını her şeyin üstünde tutar. kaybedilmesi göze alınamaz. bu bakımdan büyük fedakârlık gerektirecek konularda insanlar, önce kendilerini, sonra sevdiklerini ve yakınlarını düşünürlera anlamindaki atasözü.
edebiyat öğretmenlerinin aşk konusunun işlendiği derslerde sorduğu önce can mı canan mı sorusuna genel olarak önce canan cevabına hadi len oradan diye cevap vermesi muhtemeldir.
devamını gör...
kadınların 25 yaşından sonra çökmeye başlaması
fiziksel olaraksa, yoo tam aksine 25'den sonra daha oturmuş bir dış görünüş oluyor. ruhsal olaraksa, ben zaten doğarken ölmüşüm.
devamını gör...
felsefesiz toplumsal gelişmenin mümkün olmaması
felsefenin geliştiği toplumlar, aynı zamanda gelişmiş toplumlardır. gelişmiş toplumlarda da felsefe daha iyi yerlere ulaşmıştır. felsefeye değer vermeden gelişemeyiz ama ideolojilerin kıskacında ezberlenmiş bir takım sloganik cümlelerle değil, hakikati bulma hedefiyle, zihinsel bir mesai gerektiren gerçek anlamda felsefe yapmaktan bahsediyorum. bunun için neler yapılabilir? felsefeyle barışmak bu kadar mı zor?
devamını gör...
türkiye’de asla yaşanmayacak fantastik olaylar
devamını gör...
güne bir özdemir asaf şiiri bırak
seni saklayacağım inan
yazdıklarımda, çizdiklerimde,
şarkılarımda, sözlerimde.
sen kalacaksın kimse bilmeyecek
ve kimseler görmeyecek seni,
yaşayacaksın gözlerimde.
sen göreceksin, duyacaksın
parıldayan bir sevi sıcaklığı,
uyuyacak, uyanacaksın.
bakacaksın, benzemiyor
gelen günler geçenlere,
dalacaksın.
bir seviyi anlamak
bir yaşam harcamaktır,
harcayacaksın.
seni yaşayacağım, anlatılmaz,
yaşayacağım gözlerimde;
gözlerimde saklayacağım.
bir gün, tam anlatmaya..
bakacaksın,
gözlerimi kapayacağım..
anlayacaksın
özdemir asaf
yazdıklarımda, çizdiklerimde,
şarkılarımda, sözlerimde.
sen kalacaksın kimse bilmeyecek
ve kimseler görmeyecek seni,
yaşayacaksın gözlerimde.
sen göreceksin, duyacaksın
parıldayan bir sevi sıcaklığı,
uyuyacak, uyanacaksın.
bakacaksın, benzemiyor
gelen günler geçenlere,
dalacaksın.
bir seviyi anlamak
bir yaşam harcamaktır,
harcayacaksın.
seni yaşayacağım, anlatılmaz,
yaşayacağım gözlerimde;
gözlerimde saklayacağım.
bir gün, tam anlatmaya..
bakacaksın,
gözlerimi kapayacağım..
anlayacaksın
özdemir asaf
devamını gör...
adres sorulunca bilmiyorum demek
eğer bilmiyorsan söylenecek en mantıklı kelime. faruk eczanesine bağlamanın ne mantığı var?
devamını gör...
normal sözlük satranç kulübü
hanımlar beyler, naber ??
geleneksel olarak olmasını temenni ettiğimiz sözlük içi satranç turnuvasın ilk ayağı allah allah nidaları - büyülü sözler - anlık ayinler - hamle başı sövmeler - site bozuk - tahta bozuk - vezir kitlendi - banane ya ben oynamıyorum tepkileri ile aynı zamanda keder gözyaşları ve sevinç çığlıkları ile tamamlanmıştır (tamam buna bende inanmadım)
32 kişinin katılımı ile gerçekleşen arena mücadelesinde ilk sekize giren cesur bireyler arasında çeyrek final-yarı final- ve final müsabakası 04.04.2021 tarihinde gerçekleşecektir. bu süre zarfına kadar açlık oyunlarının ne şekilde olacağı hem bu başlık altında hem de sözlük radyosu emekçilerine gerek şekerleme ve tatlı, gerek 6 lı tuborg alarak onlarında yine mi yaaa yeter be arkadaş cümlelerinden sonra kendimi yapıştırıp duyurusu yapılacaktır.
turnuvaya katılan bireylerin sıralaması şu şekildedir
1-gondorov
2-omerta
3-senden nefret ediyor olabilirim
4-undisputed
5-sanyasi
6-düşünüyorum öyleyse yokum
7-sekülerlesen çılgın hafız
8-bagermam
9-personongrata
10-janerikerikson
11-rudorudo
12-kafajojuk
13- novis
14- psilosibin
15-gitarist
16-bensenoha
17-kırgın papatya
18-bekirkartal
19-devrin
20-sirma
21-hidano
22-gülyaylalı
23-antonius blockun silahtari
24- nevermind
25-0330
26-gulliver
27- romada roman okuyan roman
28- vanderwaals
29-gomercan
30-coldboy
31-brave
32-hicligindansi
ancak turnuva sonu derin düşüncelere dalan ve satranç için adamış olduğu hayatı artık allah yolunda yaşamaya karar veren mekkeli müşriklerin yeni düşmanı düşünüyorum öyleyse yokum hiçte üzülmeyerek finallerden çekildiğini belirtmiştir. konu artık kafa sözlük haber ajansı na intikal etse de kendisi için onun yerine birazcık üzüldükten sonra hemen toparlanıp turnuvayı 9. sırada tamamlayan personongrata yı final müsabakalarına dahil etmeye karar verdik. (çokça tartıştık)
turnuvaya katılıp dereceye giremeyen romalı dostlarım ile anlık şaman ayinleri düzenleyip yukarıda ilk sekiz için mahlasları zikredilen dostlarımızın yoluna taş koyup illegal bahis sitelerinde para kaybedip kafa sözlük haber ajansı'da yeni ünsüz ünlüler olarak manşet olmaya karar verdik.
turnuva süresi boyunca bu olaya yardım ve yataklık yapmama fırsat veren hidano - hicligindansi - undisputed na
yaptığı haberler ile destek olan kafa sözlük haber ajansı kalemi mürekkep kurutmayan ateist kaplumbağa ya
sözlük radyosunda uykusuz hafta sonlarımızın ve boyun ağrılarımızın tatlı sebebi olan muhteş ikiliyle kafa rock radyo yayını nın sesleri olan ve şimdiden setlistlerin taçsız kraliçeleri olarak tarihte söz sahibi olan kafadandeniz ve eyluling e
ne olacak bu fenerin hali sorusuna yegane cevap verebilen futbol sohbetine başka bir bakış açısı getiren orta kafa gol radyo yayını nın lefterleri gomercan ve egeninbereketi ne
teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım..
hepiniz iyi ki varsınız (duygulandınız dimi)
bu arada bahis oranları nisan 1 de açıklanacaktır. lütfen evinizi arabanızı satıp olanı biteni burada bitirmeyin.
okuyan, söven, katılan ve en önemlisi eğlenen siz romalı dostlarıma da teşekkür ederim..
geleneksel olarak olmasını temenni ettiğimiz sözlük içi satranç turnuvasın ilk ayağı allah allah nidaları - büyülü sözler - anlık ayinler - hamle başı sövmeler - site bozuk - tahta bozuk - vezir kitlendi - banane ya ben oynamıyorum tepkileri ile aynı zamanda keder gözyaşları ve sevinç çığlıkları ile tamamlanmıştır (tamam buna bende inanmadım)
32 kişinin katılımı ile gerçekleşen arena mücadelesinde ilk sekize giren cesur bireyler arasında çeyrek final-yarı final- ve final müsabakası 04.04.2021 tarihinde gerçekleşecektir. bu süre zarfına kadar açlık oyunlarının ne şekilde olacağı hem bu başlık altında hem de sözlük radyosu emekçilerine gerek şekerleme ve tatlı, gerek 6 lı tuborg alarak onlarında yine mi yaaa yeter be arkadaş cümlelerinden sonra kendimi yapıştırıp duyurusu yapılacaktır.
turnuvaya katılan bireylerin sıralaması şu şekildedir
1-gondorov
2-omerta
3-senden nefret ediyor olabilirim
4-undisputed
5-sanyasi
6-düşünüyorum öyleyse yokum
7-sekülerlesen çılgın hafız
8-bagermam
9-personongrata
10-janerikerikson
11-rudorudo
12-kafajojuk
13- novis
14- psilosibin
15-gitarist
16-bensenoha
17-kırgın papatya
18-bekirkartal
19-devrin
20-sirma
21-hidano
22-gülyaylalı
23-antonius blockun silahtari
24- nevermind
25-0330
26-gulliver
27- romada roman okuyan roman
28- vanderwaals
29-gomercan
30-coldboy
31-brave
32-hicligindansi
ancak turnuva sonu derin düşüncelere dalan ve satranç için adamış olduğu hayatı artık allah yolunda yaşamaya karar veren mekkeli müşriklerin yeni düşmanı düşünüyorum öyleyse yokum hiçte üzülmeyerek finallerden çekildiğini belirtmiştir. konu artık kafa sözlük haber ajansı na intikal etse de kendisi için onun yerine birazcık üzüldükten sonra hemen toparlanıp turnuvayı 9. sırada tamamlayan personongrata yı final müsabakalarına dahil etmeye karar verdik. (çokça tartıştık)
turnuvaya katılıp dereceye giremeyen romalı dostlarım ile anlık şaman ayinleri düzenleyip yukarıda ilk sekiz için mahlasları zikredilen dostlarımızın yoluna taş koyup illegal bahis sitelerinde para kaybedip kafa sözlük haber ajansı'da yeni ünsüz ünlüler olarak manşet olmaya karar verdik.
turnuva süresi boyunca bu olaya yardım ve yataklık yapmama fırsat veren hidano - hicligindansi - undisputed na
yaptığı haberler ile destek olan kafa sözlük haber ajansı kalemi mürekkep kurutmayan ateist kaplumbağa ya
sözlük radyosunda uykusuz hafta sonlarımızın ve boyun ağrılarımızın tatlı sebebi olan muhteş ikiliyle kafa rock radyo yayını nın sesleri olan ve şimdiden setlistlerin taçsız kraliçeleri olarak tarihte söz sahibi olan kafadandeniz ve eyluling e
ne olacak bu fenerin hali sorusuna yegane cevap verebilen futbol sohbetine başka bir bakış açısı getiren orta kafa gol radyo yayını nın lefterleri gomercan ve egeninbereketi ne
teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım..
hepiniz iyi ki varsınız (duygulandınız dimi)
bu arada bahis oranları nisan 1 de açıklanacaktır. lütfen evinizi arabanızı satıp olanı biteni burada bitirmeyin.
okuyan, söven, katılan ve en önemlisi eğlenen siz romalı dostlarıma da teşekkür ederim..
devamını gör...
dolunay etkisi
öncelikle ayın evrelerinin insan ve doğa üzerindeki etkileri bilim için hala şaibeli bir konudur. bazı bilim adamları bu çeşitli araştırmalarla böyle bir etkinin olduğuna dair hiçbir kanıt olmadığını iddia ederken, aksi yönde veri sunan bilim adamları da mevcut.
tam olarak araştırmasam da benim üstümde kesinlikle bi etki oluşuyor. kurt adam değilim. auuuuu diye bağırmıyorum ama dolunay yokken daha sakin biri olduğumu fark ettim.
biriyle bi tartışma ya da kavga yaşadığımda, o günün akşamı göğe bakıyorum ve ahanda orda işte! yusyuvarlak ve bembeyaz ay.
aşırı duygusal olduğum zamanlar yine göğe bakıyorum, yine orda. boğazımdaki düğümün sebebini ay’ın şekline bağlamak ne kadar zeka işi bende bilmiyorum. hislerim bu şekilde.
edit:
gelgit başlığını okudum da geldim.
kütleçekim uygulaması bir 'germe etkisi' yaratacaktır.yani aya bakan tarafı kendine doğru çekip dikine doğruda hafifçe sıkıştıracaktır efem..
diyor psilosibin (bkz: #508084">#508084)
ben de sıkıştığımı hissediyorum tam olarak. sığamıyorum dünyaya. içim daralıyor, boğuluyorum.
gerçek anlamda nefes alamıyorum sanki. e haliyle mutsuzum. neşeli şarkılarında faydası yok. bugün dolunayın üçüncü günü ve yeminle delireceğim artık, sal beni diye böğürmek istiyorum. akrepliymis bi de... hiç dinlemedigim insanları dinliyorum youtube'da of of.
buraya kadar okuyan varsa sizi temin ederim ki bu plasebo ya da batıl inanç değil. kaç gündür başıma sancılar giriyor, okuyorum ama dalıyorum bi süre sonra. hiç bi şey izleyemiyorum. yerimden kalkmak işkence gibi geliyor. depresyonda da değilim, biliyorum geçecek ama o gün bugün değil işte. içim sıkılıyor bin tane ilgi alanım olduğu halde. uyuyamıyorum. kaç gündür sağ/sol dön manyak oldum. geceleri aniden uyanıyorum, huzursuzlanıyorum. ay dünyaya fazla yaklaştı ve bu beni çılgına çeviriyor.
tam olarak araştırmasam da benim üstümde kesinlikle bi etki oluşuyor. kurt adam değilim. auuuuu diye bağırmıyorum ama dolunay yokken daha sakin biri olduğumu fark ettim.
biriyle bi tartışma ya da kavga yaşadığımda, o günün akşamı göğe bakıyorum ve ahanda orda işte! yusyuvarlak ve bembeyaz ay.
aşırı duygusal olduğum zamanlar yine göğe bakıyorum, yine orda. boğazımdaki düğümün sebebini ay’ın şekline bağlamak ne kadar zeka işi bende bilmiyorum. hislerim bu şekilde.
edit:
gelgit başlığını okudum da geldim.
kütleçekim uygulaması bir 'germe etkisi' yaratacaktır.yani aya bakan tarafı kendine doğru çekip dikine doğruda hafifçe sıkıştıracaktır efem..
ben de sıkıştığımı hissediyorum tam olarak. sığamıyorum dünyaya. içim daralıyor, boğuluyorum.
gerçek anlamda nefes alamıyorum sanki. e haliyle mutsuzum. neşeli şarkılarında faydası yok. bugün dolunayın üçüncü günü ve yeminle delireceğim artık, sal beni diye böğürmek istiyorum. akrepliymis bi de... hiç dinlemedigim insanları dinliyorum youtube'da of of.
buraya kadar okuyan varsa sizi temin ederim ki bu plasebo ya da batıl inanç değil. kaç gündür başıma sancılar giriyor, okuyorum ama dalıyorum bi süre sonra. hiç bi şey izleyemiyorum. yerimden kalkmak işkence gibi geliyor. depresyonda da değilim, biliyorum geçecek ama o gün bugün değil işte. içim sıkılıyor bin tane ilgi alanım olduğu halde. uyuyamıyorum. kaç gündür sağ/sol dön manyak oldum. geceleri aniden uyanıyorum, huzursuzlanıyorum. ay dünyaya fazla yaklaştı ve bu beni çılgına çeviriyor.
devamını gör...
türkiye'nin en büyük sorunu
eleştirmek. sürekli eleştirmek, aşağılamak, küçümsemek. bir iyi biziz, bir mükemmel kendimiziz. uç örnekler var kabul ama sabahtan akşama kahvede oturup dünya’yı kurtaran amca ile burada yazıp dünya’yı kurtaran yazarlar benim için aynı kategoride.
hayır bir şey yapın demiyorum da onu bunu küçümsemeyin.
söz meclisten dışarı.
hayır bir şey yapın demiyorum da onu bunu küçümsemeyin.
söz meclisten dışarı.
devamını gör...
kız çocuk vs erkek çocuk
biri 20 yaşında evlenir , biri istediği zaman
biri istediğini giyer.
biri toplumun istediğini.
biri duygularını belli eder , sulugöz olur
biri ağlayamaz, ağlamaması gerektiği ikazıyla büyütülür, odun olur( benim gözümde değil)
biri mavidir doğar doğmaz.
biri pembe.
pembe yalanlara inanışı bu yüzden.
biri sessizliktir.
biri gürültü davul zurna
biri yüktür, biri kuş tüyü.
eşit büyütüyoruz nidalarıyla bağrılır.
birini sokaktaki erkekten koruması için, başka bir erkek olan abisi ,veya erkek kardeşiyle ancak sokağa çıkar.
budur işte.
biri istediğini giyer.
biri toplumun istediğini.
biri duygularını belli eder , sulugöz olur
biri ağlayamaz, ağlamaması gerektiği ikazıyla büyütülür, odun olur( benim gözümde değil)
biri mavidir doğar doğmaz.
biri pembe.
pembe yalanlara inanışı bu yüzden.
biri sessizliktir.
biri gürültü davul zurna
biri yüktür, biri kuş tüyü.
eşit büyütüyoruz nidalarıyla bağrılır.
birini sokaktaki erkekten koruması için, başka bir erkek olan abisi ,veya erkek kardeşiyle ancak sokağa çıkar.
budur işte.
devamını gör...
apartheid
90'lı yılların ortalarına kadar insanlığın sırtından inmeyen, etkileri günümüzde de devam eden utanç.
güney afrika'daki ırkçı rejimi tariflemek için kullanılan apartheid kelimesinin kökeni hollandacadan geliyordu ve "ayrımcılık" manasına geliyordu. hollandalıların ümit burnunun keşfedilmesiyle afrikanın güney topraklarında ticari faaliyete girişmesi onların buralarda hak sahibi olmasını sağladı. hollandalılardan sonra ülkeye gelen ve yönetimi ele geçiren ülkelerin baskıcı yönetim şekilleri için de uluslararası terminolojide apartheid terimi kullanıldı.
peki halka yapılan bu ayrımcılık neydi? utanç duymamız gerektiği fikri nereden geliyor? o dönem nüfusun yüzde 70'i afrikalılar olmasına rağmen gettolarda yaşanmaya zorlanmıştı, 80'li yılların sonuna kadar yaya yollarında beyazlara yol vermek zorunluydu, siyahlar oy kullanamıyordu. hatta o kadar ileri gitmişlerdi ki acil bir durumda ambulans çağırırken bile kişi ırkını belirmek zorundaydı, zira beyazlar için olan bir ambulans siyahların çağrısını reddetme hakkına sahipti.
94 yılında rejim yıkıldığında insanlığın aya çıkışının üzerinden 25 yıl geçmişti. 48 yılında başlayan rejim, arkasında birçok mağdur bıraktıktan sonra tarihin en büyük insan hakları savunucularından biri olan nelson mandela'yı bıraktı. mandela'nın ömrüne yayılan demokrasi mücadelesi, yapılan ilk seçimlerde cumhurbaşkanı seçilmesiyle taçlanmış oldu.
bu sistematik baskı ve ırkçılık rejim olarak ortadan kalmış olsa da etkileri halen devam ediyor. rejim sırasındaki faili meçhul cinayetlerin üzerine gidilmemeye devam ediyor, siyahların çoğu beyazlara göre daha az gelirle ve daha yüksek işsizlik oranıyla ve temel hakların birçoğundan yoksun olarak yaşamayı sürdürüyor.
kaynaklar:
1-tarihi değiştiren olaylar- timaş yayınları
2-vikipedi-apartheid
güney afrika'daki ırkçı rejimi tariflemek için kullanılan apartheid kelimesinin kökeni hollandacadan geliyordu ve "ayrımcılık" manasına geliyordu. hollandalıların ümit burnunun keşfedilmesiyle afrikanın güney topraklarında ticari faaliyete girişmesi onların buralarda hak sahibi olmasını sağladı. hollandalılardan sonra ülkeye gelen ve yönetimi ele geçiren ülkelerin baskıcı yönetim şekilleri için de uluslararası terminolojide apartheid terimi kullanıldı.
peki halka yapılan bu ayrımcılık neydi? utanç duymamız gerektiği fikri nereden geliyor? o dönem nüfusun yüzde 70'i afrikalılar olmasına rağmen gettolarda yaşanmaya zorlanmıştı, 80'li yılların sonuna kadar yaya yollarında beyazlara yol vermek zorunluydu, siyahlar oy kullanamıyordu. hatta o kadar ileri gitmişlerdi ki acil bir durumda ambulans çağırırken bile kişi ırkını belirmek zorundaydı, zira beyazlar için olan bir ambulans siyahların çağrısını reddetme hakkına sahipti.
94 yılında rejim yıkıldığında insanlığın aya çıkışının üzerinden 25 yıl geçmişti. 48 yılında başlayan rejim, arkasında birçok mağdur bıraktıktan sonra tarihin en büyük insan hakları savunucularından biri olan nelson mandela'yı bıraktı. mandela'nın ömrüne yayılan demokrasi mücadelesi, yapılan ilk seçimlerde cumhurbaşkanı seçilmesiyle taçlanmış oldu.
bu sistematik baskı ve ırkçılık rejim olarak ortadan kalmış olsa da etkileri halen devam ediyor. rejim sırasındaki faili meçhul cinayetlerin üzerine gidilmemeye devam ediyor, siyahların çoğu beyazlara göre daha az gelirle ve daha yüksek işsizlik oranıyla ve temel hakların birçoğundan yoksun olarak yaşamayı sürdürüyor.
kaynaklar:
1-tarihi değiştiren olaylar- timaş yayınları
2-vikipedi-apartheid
devamını gör...
edward said
1935 yılında filistinli hıristiyan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. lübnan ve mısır'da edebiyat, müzik ve felsefe okumuş, abd'de princeton ve harvard'da eğitimini tamamlayarak edebiyat profesörü olmuştur. kendi tabiriyle 'postmodernist entelektüeldir.'
1967 arap-israil savaşı'na kadar herhangi bir politik hareketin içinde olmayan said, bu savaşla birlikte yahudi karşıtı bir görüş sergileyerek abd'de büyük bir tepkiyle karşılaşmıştır. daha sonra enver sedat ve yaser arafat tarafından barış görüşmelerinde filistin temsilcisi olarak atansa da sonrasında arafat'la görüş ayrılığına düşerek geri çekilmiştir.
pek çok dilde eserleri bulunan bu ortadoğunun en ünlü barış elçisi 2003 yılında lösemiden vefat etmiştir.
edward said fikrimce, en değerli iki eseriyle o zamanlar batılıların içini boşalttıkları ve daha ziyade küçümsemek için kullandıkları 'oryantalizm' ve 'entelektüel' sözcüklerinin gerçek anlamlarını bize ve literatüre yeniden kazandırmıştır. said'e göre oryantalizm, batılıların ortadoğuyu sömürmek için onların bilim, düşünce ve sanat alanlarından ve dolayısıyla modern toplumlar oluşturmaktan uzak oldukları bahanesiyle uydurdukları bir kolonileşme hareketidir. ve gerçek bir entelektüel bütün siyasi erkten ve yetkeden bağımsız, ahlaksal ortamda doğruları söylemek ve değişim yaratmak zorundadır. aşağıdaki alıntı entelektüel kitabındandır.
"bir entelektüel olmanın en çetin yanı, yazdıkların ve yaptığın müdahaleler aracılığıyla vazettiğin şeyi, bir kuruma, bir sistemin ya da yöntemin emriyle harekete geçen bir robota dönüşüp katılaşmadan temsil etmektir. hem bunu hem de tetikte durup iradeni gevşetmemeyi başarabilmiş olmanın coşkusunu hissetmiş olan varsa, bu çakışmanın ne kadar nadir gerçekleştiğini takdir edecektir.
fakat bunu başarabilmenin tek yolu, bir entelektüel olarak, elinizden geldiğince iyi ve aktif bir biçimde hakikati temsil etmek ile bir haminin ya da otoritenin sizi yönlendirmesine pasif bir biçimde izin vermek arasında seçim yapmanın sizin elinizde olduğunu kendinize hatırlatmanızdır.
laik entelektüel için o tanrılar hep iflas eder."
1967 arap-israil savaşı'na kadar herhangi bir politik hareketin içinde olmayan said, bu savaşla birlikte yahudi karşıtı bir görüş sergileyerek abd'de büyük bir tepkiyle karşılaşmıştır. daha sonra enver sedat ve yaser arafat tarafından barış görüşmelerinde filistin temsilcisi olarak atansa da sonrasında arafat'la görüş ayrılığına düşerek geri çekilmiştir.
pek çok dilde eserleri bulunan bu ortadoğunun en ünlü barış elçisi 2003 yılında lösemiden vefat etmiştir.
edward said fikrimce, en değerli iki eseriyle o zamanlar batılıların içini boşalttıkları ve daha ziyade küçümsemek için kullandıkları 'oryantalizm' ve 'entelektüel' sözcüklerinin gerçek anlamlarını bize ve literatüre yeniden kazandırmıştır. said'e göre oryantalizm, batılıların ortadoğuyu sömürmek için onların bilim, düşünce ve sanat alanlarından ve dolayısıyla modern toplumlar oluşturmaktan uzak oldukları bahanesiyle uydurdukları bir kolonileşme hareketidir. ve gerçek bir entelektüel bütün siyasi erkten ve yetkeden bağımsız, ahlaksal ortamda doğruları söylemek ve değişim yaratmak zorundadır. aşağıdaki alıntı entelektüel kitabındandır.
"bir entelektüel olmanın en çetin yanı, yazdıkların ve yaptığın müdahaleler aracılığıyla vazettiğin şeyi, bir kuruma, bir sistemin ya da yöntemin emriyle harekete geçen bir robota dönüşüp katılaşmadan temsil etmektir. hem bunu hem de tetikte durup iradeni gevşetmemeyi başarabilmiş olmanın coşkusunu hissetmiş olan varsa, bu çakışmanın ne kadar nadir gerçekleştiğini takdir edecektir.
fakat bunu başarabilmenin tek yolu, bir entelektüel olarak, elinizden geldiğince iyi ve aktif bir biçimde hakikati temsil etmek ile bir haminin ya da otoritenin sizi yönlendirmesine pasif bir biçimde izin vermek arasında seçim yapmanın sizin elinizde olduğunu kendinize hatırlatmanızdır.
laik entelektüel için o tanrılar hep iflas eder."
devamını gör...
ayrı evlerde yaşanan evlilik
şimdi tahtaya yazalım
x=?
daha önce ayrı evlerde sürdürülen evliliğin daha sağlıklı olacağını yazmıştım, ama üzerine düşünmediğimi farkettim,
ve düşündüm :)
bence burda sorun, iletişim ve aradaki bağ, aynı evde yada ayrı evlerde, bu iki kişi birbirinin "yalnız kalma ihtiyacı"nı şahsi algılamazsa yürüyebilir, çünkü insanlar fiziksel olarak aynı evde, aynı odada bile olsa "gidebilir" yani kendi iç dünyasında senin "yanında olmadığını" hissettirebilir,
kendi evine giderek bunu yapması, sadece bireysel ihtiyaçtan kaynaklanıyorsa, tabiiki çok daha dürüst olanı aslında, çünkü eşin de olsa, bir yerden sonra, ister istemez overdose olmak kaçınılmaz sanırım,
şimdi böyle ciddi ciddi düşününce, ayrı evlerde yaşamak fikri bana da tuhaf geldi, sonuçta ilişki zaten bu şekilde yaşarken başlıyor, ve bu şekli ile uzak olduğu için, yetmediği için, daha fazla birlikte olmak için resmi olarak evlilik yapılıyor,
diyelimki yalnız kalmak istedin, ok bunu anlıyorum, gittin evine, iki gün, üç gün yada bir gün.. peki sonra :)
döndüğünde, ya diğer evdeki kişi hala yalnız kalmak istiyorsa :) yada senin gelmeni istediği zaman, sen hala yalnız kalmak istiyorsan...
ben hiç evlenmedim, yaşadığım tek uzun ilişkimde de, yarısından fazlası ayrı 6 yıl, bu iletişim problemi yüzünden, milyonlarca kez ayrıldım ve barıştım aynı kişiyle, (sonrasında da aynı hatayı yapmıycam diyerek yine aynı karakterde kişileri seçmişim o da ayrı bir konu) üzerine baya okuyup kafa yorduğum için söylüyorum,
bir insan seni seviyorsa, "sana" ihtiyaç duyar, sadece sana ama, sadece "olmana" başka bir ihtiyacından dolayı sana değil, yalnız kaldığı için değil, yani sen olmazsan, olmamalı, duramamalı, bunun için seninle olmak istemeli, ve istediğine de pişman etmiyorsan, niye gitmeni istesinki, yada gitmeyi...
bence olmaz ya, bana da saçma geldi şimdi düşününce, bir insandan 24 saatten fazla uzaklaşmak istiyorsan, tekrar neden görmek istersin,
yani x = olmaz öyle ayrı ev filan :)
x=?
daha önce ayrı evlerde sürdürülen evliliğin daha sağlıklı olacağını yazmıştım, ama üzerine düşünmediğimi farkettim,
ve düşündüm :)
bence burda sorun, iletişim ve aradaki bağ, aynı evde yada ayrı evlerde, bu iki kişi birbirinin "yalnız kalma ihtiyacı"nı şahsi algılamazsa yürüyebilir, çünkü insanlar fiziksel olarak aynı evde, aynı odada bile olsa "gidebilir" yani kendi iç dünyasında senin "yanında olmadığını" hissettirebilir,
kendi evine giderek bunu yapması, sadece bireysel ihtiyaçtan kaynaklanıyorsa, tabiiki çok daha dürüst olanı aslında, çünkü eşin de olsa, bir yerden sonra, ister istemez overdose olmak kaçınılmaz sanırım,
şimdi böyle ciddi ciddi düşününce, ayrı evlerde yaşamak fikri bana da tuhaf geldi, sonuçta ilişki zaten bu şekilde yaşarken başlıyor, ve bu şekli ile uzak olduğu için, yetmediği için, daha fazla birlikte olmak için resmi olarak evlilik yapılıyor,
diyelimki yalnız kalmak istedin, ok bunu anlıyorum, gittin evine, iki gün, üç gün yada bir gün.. peki sonra :)
döndüğünde, ya diğer evdeki kişi hala yalnız kalmak istiyorsa :) yada senin gelmeni istediği zaman, sen hala yalnız kalmak istiyorsan...
ben hiç evlenmedim, yaşadığım tek uzun ilişkimde de, yarısından fazlası ayrı 6 yıl, bu iletişim problemi yüzünden, milyonlarca kez ayrıldım ve barıştım aynı kişiyle, (sonrasında da aynı hatayı yapmıycam diyerek yine aynı karakterde kişileri seçmişim o da ayrı bir konu) üzerine baya okuyup kafa yorduğum için söylüyorum,
bir insan seni seviyorsa, "sana" ihtiyaç duyar, sadece sana ama, sadece "olmana" başka bir ihtiyacından dolayı sana değil, yalnız kaldığı için değil, yani sen olmazsan, olmamalı, duramamalı, bunun için seninle olmak istemeli, ve istediğine de pişman etmiyorsan, niye gitmeni istesinki, yada gitmeyi...
bence olmaz ya, bana da saçma geldi şimdi düşününce, bir insandan 24 saatten fazla uzaklaşmak istiyorsan, tekrar neden görmek istersin,
yani x = olmaz öyle ayrı ev filan :)
devamını gör...
kapıkulu sipahileri
osmanlı ordusunda padişahın hassa ordusunun atlı birliklerini oluşturan, tıpkı yeniçeriler ve diğer kapıkulu ocakları gibi ulufe alan seçkin birliklerin adı. dış görünüş olarak tımarlı sipahilere göre daha ihtişamlı ama kullandıkları silahlar aynıdır. kapıkulu sipahilerinde de bozulma dönemi 17.yüzyıl başlarında başlamıştır.
16. yüzyılın ünlü diplomatlarından busbecq bu sipahileri şu şekilde tarif eder: “üzengileri altın, gümüş ve değerli taşlardan parlayan kapadokya, suriye veya başka cins en soylusundan bir at üzerinde önünden geçip giderken, böyle bir türk şövalyesinden daha ihtişamlı bir görüntü yoktur. üzerine altın ve gümüş işlemeli kumaştan, hafif veya ağır ipekten ya da koyu kırmızı, sarı yahut lacivert renkte değerli başka bir elbise giyiyor. iki yanında birinde yayın durduğu ve diğerinde renkli oklarla dolu olan, partların ülkesindekiler gibi seçkin elişi ile işlenmiş iki sadak taşıyor. sol kolunda taşıdığı, oklara ve kılıç veya topuz darbelerine dayanıklı kalkanı da aynı seçkin işçiliktendir. boş bırakmayı yeğlemediği takdirde, sağ elinde çoğunlukla yeşil renkte hafif bir mızrak taşıyor. kısa ve değerli taşlarla bezenmiş bir kılıç kuşanıyor ve eyerden topuzu sarkıyor.
diyorsunuz ki bu kadar silah niye? öyleyse biliniz ki bu süvari tüm bu silahları kullanmasını gayet iyi biliyor. şimdi de diyorsunuz ki, bir kişi hem yayı, hem de mızrağı nasıl bir arada kullanabilir? yayını ancak mızrağını attıktan veya kırdıktan sonra mı çıkarıyor? hayır, zira mızrağı mümkün olduğunca yanında tutuyor, ama savaşın gidişatı yayı kullanmasını gerektiriyorsa, hafif ve buna göre düzenlenmiş mızrağı eyerinin ve bacaklarının arasına o şekilde sıkıştırıyorlar ki, ucu arkadan yukarı doğru bakıyor, böylece mızrağı dizleri ile istediği kadar sıkıca tutabiliyor. mızrakla savaşmaları gerekiyorsa, yayı ya sadağına yerleştiriyor ya da kalkanının üzerinden sol koluna asıyor. başlığı, ortasından şeritler ile bölünmüş koyu kırmızı bir ipek kumaşın uzandığı bembeyaz ince pamuklu bir kumaştan oluşuyor. birçoğu başlıklarını ayrıca siyah tüyler ile süslüyorlar”.
dünyanın en iyi atlı binicileri olan bu sipahiler, tabii ki çoğunlukla kıymetli olan atlarına çok değer veriyorlardı ve çok iyi bakıyorlardı. bilhassa at cinslerinin ıslahı ile uğraşan hipologlar ve soylu at yetiştiricileri için, busbecq’in çağdaşı olan başka yazarlar tarafından da teyit edilen bu ilgi çekici anlatımından, o dönemlerde bir atın akıllıca ve sevgi ile beslenmesinin osmanlı sipahilerinin hristiyan ülkelerine karşı üstünlük kazanmalarında büyük etkisi olduğunu anlamak mümkün.
sipahiler, tıpkı osmanlı’nın tüm süvari birlikleri gibi, mükemmel atları ile savaş alanında hücumlarının şiddeti ile kendilerini gösteriyorlardı. hücumlarına daima havayı yırtan ve hristiyan süvarilerin demir gibi saflarını bile titreten korkunç bir nara eşlik ediyordu.
uzaktan hala en önemli hücum silahları yaydı. sipahiler tarafından büyük bir çeviklik ve güvenle kullanılıyordu. busbecq, bu hususta mucizevi şeyler anlatır. isterse düşmanın göz bebeği olsun, hedef nadiren ıskalanıyordu. erkek çocuklar 7-8 yaşlarından itibaren kısa ama oldukça güçlü yaylar ile alıştırma yapıyorlardı ve güçlü bir kol gerektiren bu silahla yapılan savaş oyunları, bayram günlerinde erkeklerin ve yaşlıların en büyük eğlencesiydi.
kapıkulu sipahileri hassa ordusu olduklarından, kendileri tımarlı sipahilerin üstünde görüyorlardı. esas itibariyle orhan gazi’nin tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, osmanlı askeri teşkilatının oluşumunda çok büyük hizmetleri geçen kardeşi alaeddin’in bir eseri olarak ortaya çıkmışlardı ve ilk örgütsel yapılanmalarıyla da uyum içinde olupdaha kesin olarak geliştirilmeleri ve teşkilatlandırılmaları ise sultan 1.murad’ın aynı şekilde büyük hizmetleri bulunan beylerbeyi timurtaş paşa sayesinde gerçekleştirilmişti.
başlangıçta saltanat sancağını korumakla görevlendirilen en fazla 2500 kadar seçkin adamdan oluşan bu birlik, zamanla önemli ölçüde takviye edilerek daha geniş bir oluşum ve buna uygun bir sınıflandırma kazandı. kısa bir süre sonra, kapıkulu süvarileri adı altında, özelliklerini belirten farklı isimlerle dört bölüğe ayrıldılar.
*sipahiler
*silahdarlar
*ulufeciler
*garipler.
yavuz sultan selim, bu sipahilerin sayısını 3500 kişiye çıkarmıştı. padişahın süvari hassa ordusunda ilk sıradaydılar, ordugahta daima padişahın yanında bulunmak ve mesela kötü hav şartlarında, yağmur veya kar yağdığında, muhtemelen havada daha uygun bir ısı oluşturmak üzere, padişahın otağında veya otağın önünde uyumak zorunda kalan 500 kişilik bir birlik temin etmek gibi tuhaf bir yükümlülüğü yerine getirmek zorundaydılar. ulufeleri o zamanlar günlük 20 ile 40 akçe arasında değişiyordu ve başlarında günlük 80 akçe ulufeli, rütbe olarak yeniçeri ağasına en yakın sipahiler ağası bulunuyordu. sipahiler, kırmızı sancak ve mızraklarının ucunda kırmızı şeritler taşıyorlardı.
aynı zamanda silahdarlar da 2500 kişiye çıkartılmışlardı. rütbe olarak sipahiler ile aynı seviyede bulunan silahdarlar, günlük 20 ile 40 akçe arasında değişen miktarlarda ulufe alıyorlardı. başlarında bulunan silahdar ağası tıpkı sipahi ağası gibi 80 akçe ulufe alıyordu. sancaklarının rengi ise sarı renkteydi.
kanuni sultan süleyman’ın hükümdarlığı döneminde gerek sayıları, gerekse ulufeleri bakımından bazı değişiklikler meydana geldi. 1534’te sayıları 11500 kişiye kadar çıkmıştı. ilk iki bölükle dördüncü bölükten her biri 3000, üçüncü bölük ise 2500 kişiden oluşuyordu. 20 yıl sonra ilk üç bölük 2000 kişiden oluşurken, dördüncü bölük 1500 kişilikti ve ilk iki bölüğün ulufeleri 15 ile 45 akçe arasında değişirken, üçüncü bölüğün ulufeleri 10 akçe, dördüncü bölüğün ulufeleri ise 8 akçeye kadar indirilmişti.
ilk üç bölüğe çıkanlar o dönemlerde genelde saraydan, savaş sırasında esir alınan hristiyan çocuklarının yetiştirildiği içoğlanı ocaklarından gelen içoğlanlarıydı. dördüncü bölük olan garipler de yine aynı şekilde devşirmeydi ve daha az ulufe alıp daha az itibar görüyorlardı.
3.murad zamanındaki iran seferlerine kadar, kapıkulu süvarilerinin sayısı, her biri 500 kişilik bölükler halinde vezirlerin maiyetine verilen 2500 kişi ve adeta veziriazamın muhafız kıtası gibi doğrudan onun emrinde bulunan 1000 kişi dahil olmak üzere, 14-16 bin kişi arasında sabit kaldı. iran seferleri sonucunda, bilhassa batı kaynaklı 1590 ve 1594 tarihli raporlardan anlaşılabileceği üzere, sayıları yaklaşık 40 bine çıkacak şekilde takviye edilmişlerdi.
halbuki sayılarının bu denli yükselmesi, bu seçkin birliklerin bozulmaya başladığını gösteriyordu. iran seferleri, bu açıdan iki sebepten ötürü osmanlı askeri teşkilatına uğursuz gelmişti. öncelikle sefere bu kadar büyük sayıda birlikler çıkarabilmek için eski asker toplama yöntemlerinden vazgeçmek ve eksik kalan yerleri yalnızca sarayın içoğlanı ocaklarından doldurmak yerine, sipahilerin arasına onlarla aynı hünerlere sahip olmayan ne kadar vasıfsız adam varsa almak zorunda kaldılar. ikinci olarak, bu savaşlarda yalnızca insan olarak değil iyi atlar bakımından da maruz kalınan büyük kayıplar sipahi birliklerini öyle bir hle getirdi ki, o dönemden sonra bir daha eski ihtişamlı günlerine geri dönemediler.
kapıkulu sipahilerinde, tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, mevcut direniş, isyan ve ayaklanma ruhu, böylece gitgide daha fazla beslendi ve oldukça tehlikeli bir girişim gösterdi. zorlu yürüyüş insanlarla atları harap ettiği için, terk ve talan edilmiş topraklarda en iyi ihtimalle hiçbir şey alınamayacağı için iran seferine hiç istemeyerek çıktılar. zira türklerin “kızılbaş” diye adlandırdıkları iran şahının savaş yönetim sistemi, düşman yaklaştıkça sınır eyaletlerini yakarak harap etmek ve halkın tamamını iç kısımlara doğru çekmekti. böylece osmanlı birliklerinin buralarda ihtiyaçlarını gidermesi epey zor hatta imkansız bir hale gelirdi.
kapıkulu sipahileri 1826 yılına kadar varlıklarını sürdürdüler. 1826 yılında sultan 2.mahmud yeniçeri ocağını ortadan kaldırdığında sipahilere dokunulmadı ve anlaşarak yeni kurulan orduya katıldılar.
16. yüzyılın ünlü diplomatlarından busbecq bu sipahileri şu şekilde tarif eder: “üzengileri altın, gümüş ve değerli taşlardan parlayan kapadokya, suriye veya başka cins en soylusundan bir at üzerinde önünden geçip giderken, böyle bir türk şövalyesinden daha ihtişamlı bir görüntü yoktur. üzerine altın ve gümüş işlemeli kumaştan, hafif veya ağır ipekten ya da koyu kırmızı, sarı yahut lacivert renkte değerli başka bir elbise giyiyor. iki yanında birinde yayın durduğu ve diğerinde renkli oklarla dolu olan, partların ülkesindekiler gibi seçkin elişi ile işlenmiş iki sadak taşıyor. sol kolunda taşıdığı, oklara ve kılıç veya topuz darbelerine dayanıklı kalkanı da aynı seçkin işçiliktendir. boş bırakmayı yeğlemediği takdirde, sağ elinde çoğunlukla yeşil renkte hafif bir mızrak taşıyor. kısa ve değerli taşlarla bezenmiş bir kılıç kuşanıyor ve eyerden topuzu sarkıyor.
diyorsunuz ki bu kadar silah niye? öyleyse biliniz ki bu süvari tüm bu silahları kullanmasını gayet iyi biliyor. şimdi de diyorsunuz ki, bir kişi hem yayı, hem de mızrağı nasıl bir arada kullanabilir? yayını ancak mızrağını attıktan veya kırdıktan sonra mı çıkarıyor? hayır, zira mızrağı mümkün olduğunca yanında tutuyor, ama savaşın gidişatı yayı kullanmasını gerektiriyorsa, hafif ve buna göre düzenlenmiş mızrağı eyerinin ve bacaklarının arasına o şekilde sıkıştırıyorlar ki, ucu arkadan yukarı doğru bakıyor, böylece mızrağı dizleri ile istediği kadar sıkıca tutabiliyor. mızrakla savaşmaları gerekiyorsa, yayı ya sadağına yerleştiriyor ya da kalkanının üzerinden sol koluna asıyor. başlığı, ortasından şeritler ile bölünmüş koyu kırmızı bir ipek kumaşın uzandığı bembeyaz ince pamuklu bir kumaştan oluşuyor. birçoğu başlıklarını ayrıca siyah tüyler ile süslüyorlar”.
dünyanın en iyi atlı binicileri olan bu sipahiler, tabii ki çoğunlukla kıymetli olan atlarına çok değer veriyorlardı ve çok iyi bakıyorlardı. bilhassa at cinslerinin ıslahı ile uğraşan hipologlar ve soylu at yetiştiricileri için, busbecq’in çağdaşı olan başka yazarlar tarafından da teyit edilen bu ilgi çekici anlatımından, o dönemlerde bir atın akıllıca ve sevgi ile beslenmesinin osmanlı sipahilerinin hristiyan ülkelerine karşı üstünlük kazanmalarında büyük etkisi olduğunu anlamak mümkün.
sipahiler, tıpkı osmanlı’nın tüm süvari birlikleri gibi, mükemmel atları ile savaş alanında hücumlarının şiddeti ile kendilerini gösteriyorlardı. hücumlarına daima havayı yırtan ve hristiyan süvarilerin demir gibi saflarını bile titreten korkunç bir nara eşlik ediyordu.
uzaktan hala en önemli hücum silahları yaydı. sipahiler tarafından büyük bir çeviklik ve güvenle kullanılıyordu. busbecq, bu hususta mucizevi şeyler anlatır. isterse düşmanın göz bebeği olsun, hedef nadiren ıskalanıyordu. erkek çocuklar 7-8 yaşlarından itibaren kısa ama oldukça güçlü yaylar ile alıştırma yapıyorlardı ve güçlü bir kol gerektiren bu silahla yapılan savaş oyunları, bayram günlerinde erkeklerin ve yaşlıların en büyük eğlencesiydi.
kapıkulu sipahileri hassa ordusu olduklarından, kendileri tımarlı sipahilerin üstünde görüyorlardı. esas itibariyle orhan gazi’nin tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, osmanlı askeri teşkilatının oluşumunda çok büyük hizmetleri geçen kardeşi alaeddin’in bir eseri olarak ortaya çıkmışlardı ve ilk örgütsel yapılanmalarıyla da uyum içinde olupdaha kesin olarak geliştirilmeleri ve teşkilatlandırılmaları ise sultan 1.murad’ın aynı şekilde büyük hizmetleri bulunan beylerbeyi timurtaş paşa sayesinde gerçekleştirilmişti.
başlangıçta saltanat sancağını korumakla görevlendirilen en fazla 2500 kadar seçkin adamdan oluşan bu birlik, zamanla önemli ölçüde takviye edilerek daha geniş bir oluşum ve buna uygun bir sınıflandırma kazandı. kısa bir süre sonra, kapıkulu süvarileri adı altında, özelliklerini belirten farklı isimlerle dört bölüğe ayrıldılar.
*sipahiler
*silahdarlar
*ulufeciler
*garipler.
yavuz sultan selim, bu sipahilerin sayısını 3500 kişiye çıkarmıştı. padişahın süvari hassa ordusunda ilk sıradaydılar, ordugahta daima padişahın yanında bulunmak ve mesela kötü hav şartlarında, yağmur veya kar yağdığında, muhtemelen havada daha uygun bir ısı oluşturmak üzere, padişahın otağında veya otağın önünde uyumak zorunda kalan 500 kişilik bir birlik temin etmek gibi tuhaf bir yükümlülüğü yerine getirmek zorundaydılar. ulufeleri o zamanlar günlük 20 ile 40 akçe arasında değişiyordu ve başlarında günlük 80 akçe ulufeli, rütbe olarak yeniçeri ağasına en yakın sipahiler ağası bulunuyordu. sipahiler, kırmızı sancak ve mızraklarının ucunda kırmızı şeritler taşıyorlardı.
aynı zamanda silahdarlar da 2500 kişiye çıkartılmışlardı. rütbe olarak sipahiler ile aynı seviyede bulunan silahdarlar, günlük 20 ile 40 akçe arasında değişen miktarlarda ulufe alıyorlardı. başlarında bulunan silahdar ağası tıpkı sipahi ağası gibi 80 akçe ulufe alıyordu. sancaklarının rengi ise sarı renkteydi.
kanuni sultan süleyman’ın hükümdarlığı döneminde gerek sayıları, gerekse ulufeleri bakımından bazı değişiklikler meydana geldi. 1534’te sayıları 11500 kişiye kadar çıkmıştı. ilk iki bölükle dördüncü bölükten her biri 3000, üçüncü bölük ise 2500 kişiden oluşuyordu. 20 yıl sonra ilk üç bölük 2000 kişiden oluşurken, dördüncü bölük 1500 kişilikti ve ilk iki bölüğün ulufeleri 15 ile 45 akçe arasında değişirken, üçüncü bölüğün ulufeleri 10 akçe, dördüncü bölüğün ulufeleri ise 8 akçeye kadar indirilmişti.
ilk üç bölüğe çıkanlar o dönemlerde genelde saraydan, savaş sırasında esir alınan hristiyan çocuklarının yetiştirildiği içoğlanı ocaklarından gelen içoğlanlarıydı. dördüncü bölük olan garipler de yine aynı şekilde devşirmeydi ve daha az ulufe alıp daha az itibar görüyorlardı.
3.murad zamanındaki iran seferlerine kadar, kapıkulu süvarilerinin sayısı, her biri 500 kişilik bölükler halinde vezirlerin maiyetine verilen 2500 kişi ve adeta veziriazamın muhafız kıtası gibi doğrudan onun emrinde bulunan 1000 kişi dahil olmak üzere, 14-16 bin kişi arasında sabit kaldı. iran seferleri sonucunda, bilhassa batı kaynaklı 1590 ve 1594 tarihli raporlardan anlaşılabileceği üzere, sayıları yaklaşık 40 bine çıkacak şekilde takviye edilmişlerdi.
halbuki sayılarının bu denli yükselmesi, bu seçkin birliklerin bozulmaya başladığını gösteriyordu. iran seferleri, bu açıdan iki sebepten ötürü osmanlı askeri teşkilatına uğursuz gelmişti. öncelikle sefere bu kadar büyük sayıda birlikler çıkarabilmek için eski asker toplama yöntemlerinden vazgeçmek ve eksik kalan yerleri yalnızca sarayın içoğlanı ocaklarından doldurmak yerine, sipahilerin arasına onlarla aynı hünerlere sahip olmayan ne kadar vasıfsız adam varsa almak zorunda kaldılar. ikinci olarak, bu savaşlarda yalnızca insan olarak değil iyi atlar bakımından da maruz kalınan büyük kayıplar sipahi birliklerini öyle bir hle getirdi ki, o dönemden sonra bir daha eski ihtişamlı günlerine geri dönemediler.
kapıkulu sipahilerinde, tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, mevcut direniş, isyan ve ayaklanma ruhu, böylece gitgide daha fazla beslendi ve oldukça tehlikeli bir girişim gösterdi. zorlu yürüyüş insanlarla atları harap ettiği için, terk ve talan edilmiş topraklarda en iyi ihtimalle hiçbir şey alınamayacağı için iran seferine hiç istemeyerek çıktılar. zira türklerin “kızılbaş” diye adlandırdıkları iran şahının savaş yönetim sistemi, düşman yaklaştıkça sınır eyaletlerini yakarak harap etmek ve halkın tamamını iç kısımlara doğru çekmekti. böylece osmanlı birliklerinin buralarda ihtiyaçlarını gidermesi epey zor hatta imkansız bir hale gelirdi.
kapıkulu sipahileri 1826 yılına kadar varlıklarını sürdürdüler. 1826 yılında sultan 2.mahmud yeniçeri ocağını ortadan kaldırdığında sipahilere dokunulmadı ve anlaşarak yeni kurulan orduya katıldılar.
devamını gör...
enes batur
(bkz: balon)
devamını gör...
öldükten sonra ne olacak sorunsalı
gidip gelen yok.. herkes bihaber..
devamını gör...
nesquik
hayatımda hiç yemedim fakat benim için yeri çok özel olan siyah topçuklar bütünü.
komşumuzun oğlu çok severdi, sürekli alırlardı ona. ilk orada görmüştüm ben de.
benim için özel olan kısmı ise kutularının yanında hediye olarak verdikleri bilgisayar oyunları. komşumuzun oğlundan cd'lerini alıp kendi bilgisayarımda oynuyordum. nedendir bilmiyorum cd'siz de oynanmazdı, cd hep takılı olacaktı kasada. bu yüzden de hiç uzun süreli oynayamıyordum, anca birkaç saatlik. sonra hemen geri verirdim o altın gibi parlayan cd'leri. aklıma gelince içimde buruk bi özlem oluyor hep.
yıllar geçti çok oyunlar oynadım fakat nesquik cd'li oyunları hiç unutamadım:
-starsky&hutch
-warzone 2100*
-army men rts
-ı.g.ı 2
komşumuzun oğlu çok severdi, sürekli alırlardı ona. ilk orada görmüştüm ben de.
benim için özel olan kısmı ise kutularının yanında hediye olarak verdikleri bilgisayar oyunları. komşumuzun oğlundan cd'lerini alıp kendi bilgisayarımda oynuyordum. nedendir bilmiyorum cd'siz de oynanmazdı, cd hep takılı olacaktı kasada. bu yüzden de hiç uzun süreli oynayamıyordum, anca birkaç saatlik. sonra hemen geri verirdim o altın gibi parlayan cd'leri. aklıma gelince içimde buruk bi özlem oluyor hep.
yıllar geçti çok oyunlar oynadım fakat nesquik cd'li oyunları hiç unutamadım:
-starsky&hutch
-warzone 2100*
-army men rts
-ı.g.ı 2
devamını gör...

