biraz önce eski arkadaşımla 6 ay önce yaptığımız tartışmanın yazılarını okudum da.olaylar yaşanırken hissedilen duygular gerçekten çok yoğun oluyor.bir süre geçtikten sonra şöyle bir olaylara bakınca saçma sapan ve basit gelebiliyor.bu olayda da yaştan ziyade o an hissedilen duyguların yanlışlığına odaklanmak lazım.yani her tartışma ,kavga ya da anlaşmazlık sonrasi biraz durup sakinleşebilmek şart. her duygunun geçici olduğunu unutmamamız gerekir.
1-dur 2-biraz bekle 3-uzaklaş 4-tekrar değerlendirme yap.
keske hepimiz yapabilsekte böyle saçma sapan haberleri hiç duymasak.
devamını gör...

balkonda cacık yiyorum soguk soguk.. bu sıcakta cok guzel gidiyo gercekten.
devamını gör...

- kalbimi insanlardan fazla yumuşatan hayvanlar var.
+ allah allah!

buradaki allah allah acayip bir cümle, ne diyon lan sen değişik der gibi bir anlamda kullanıyor, inanmamakla dalga geçmek arası bir ifade.

danışıklı dövüşte bile bir kibir var.
- ben de beş tane hayvan var!
sanki koyun, kuzu, inek vs var gibi söylüyor.
rte insanlarla bağ kuramıyor, hayvanlarla bağ kursa benim 2 kedim, 1 köpeğim, 2 muhabbet kuşum var derdi.
öldürdün mü de tam bu yüzden ağzından çıkıyor. ne karşısındaki gazeteciyle ne de adamın muhabbet kuşuyla bir bağ kuramıyor, kurmuyor.

insanlar rte'nin ifadelerini eleştirirken nüfusun en az %70'i o ifadeleri doğru buluyor.
devamını gör...

birebir iken hâl ve tavırlarının gayet kriterlerine uygun olmasına rağmen topluluk içinde seni gömmeye çalışıp üzerinde hakimiyet kurma entrikaları.
devamını gör...

sevmemekten öte tiksindiğim mevsim. sinir katsayım iki katına çıkıyor bu mevsimde. güneş yakar, oturduğun yerden terlersin, güneş geç batar, veletler dışarıda olur, hergün ses gürültü. hayvanları da rahat bırakmazlar bir de. diğer üç mevsimde hem okuldan ötürü hem de havadan ötürü dışarı çıkamadıklarından hayvanlar rahat ediyor en azından anasını satayım. bir sürü vıcık vıcık itici insan topluluğu dışarıda gezinir. toplu taşımalardaki yıkanmamış insanları saymıyorum bile. deniz kum güneş olayına da tamamen uzağım. sevmiyorum. keşke birisi beni kuzey avrupa ülkelerine itelese de şu mevsimi fazla hissetmeden kendim çalıp kendim oynayarak hovarda hovarda yaşasam.
devamını gör...

lisedeyken voleybol takimindaydim. hic maca gitmedim ama bizim takim şampiyon olunca bende madalya almistim.
devamını gör...

kuşku.

kaygının kardeşidir; ruhu kemirir. insan psikolojisini oradan oraya sürükleyebilecek ve süründürebilecek güce sahiptir.
devamını gör...

acısa da öldürmez
cehenneme döndürmez
hayatını söndürmez
gidenini de, döndürmez artık buradan
devamını gör...

“ bu dava benim hayat davamdır. ben eğer başarısız olursam yaşayamam”
başardın ! yaşa varol büyük atatürk !
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

özellikle yabancı kitabını çok sevdiğim yazar.
meursault gibi uyumsuz bir kahramanı çok güzel ve etkili anlatmış.
devamını gör...

rubai
insan
ya hayrandır sana, ya düşman.
ya hiç yokmuşsun gibi unutulursun
ya bir dakika bile çıkmazsın akıldan...
nazım hikmet ran
devamını gör...

huzurdur. kafa dinlemek isteyene tavsiyemdir.
devamını gör...

ataerkil olmaları.
gerçi eril zihniyete sahip bir kadın imgesi de gelişti.

bir erkek olarak söyleyebilirim ki en çok zarar veren ataerkil anlayış iken en çok talep edilen de bu oluyor.

neyse ki benim bu talebe oynamayacak kadar sağlam etik değerlerim var.
özgürlüklerim var.
devamını gör...

kış sizin olsun.. bahar bizimdir..
devamını gör...

kgb ajanı mısınız?
devamını gör...

onun atesini dusurmek icin alnina sirkeli bez koymaniz sabaha kadar basinda beklemeniz, ama onunsa sizi aglatip siz aglarken uykum var deyip arkasini dönmesi ve rahat rahat uyumasi
devamını gör...

yarası saklı, fırtınam, ölüyorum efsane şarkılar.. sert görünümünün aksine kanımca çok duygusal bir insan. iyi ki var hayko'muz..
devamını gör...

insanın bazen kırılan, ezilen, haksızlığa uğrayan, azarlanan ve küstürülen tarafına elini uzatası gelir. bir anda olur bu, kısa sürer. fakat ihtiyacı vardır. o küçük elin, şu anki elini tutmasına ihtiyacı vardır.

çoğumuz, yaşanmamış milyonlarca çocukluktan birine sahibiz. fakat içimizdeki bu yaşanmamış çocuk yalnız değil, içimizdeki ana-baba istese de onu yalnız bırakmıyor. yargılıyor, sözünü kesiyor, derinliklere itiyor. bazı zamanlarda söz geçiremiyor ve söz geçiremediği durumlarda birey, yetişkin çocuk oluveriyor. burada yetişkin dış görünüşü, çocuk ise psikolojik gelişim düzeyini simgeliyor.

doğan cüceloğlu'nun 1992 yılında yayımladığı eseri, içimizdeki çocuk, içimizdeki ana-baba, sağlıklı aile ve iletişim, özbenlik, içimizdeki çatışmalar gibi çok önemli konulara değiniyor. içimizdeki çocuk, adı üzerinde çocuk olan tarafımız. saf, tutkulu, meraklı, umutlu ve sabırsız tarafımız. hani bazen hiç düşünmeden anlık hayaller kurarız ya, hadi yazımı okurken şu sorumu cevaplayın, aklınıza ne geliyorsa direkt söyleyin, çekinmeyin.. ''şu an nerede olmak ve ne yapmak isterdin?''

bu soruya verdiğiniz cevap, iç çocuğunuz tarafından verilen bir cevap. cesur, yargılamayan taraf. fakat bu cevabınız hakkında düşünmenizi, yaşamda sorumlu bir insan olarak sizde neler uyandırdığını sorsam cevabınız ne olurdu? hemen mantığınız devreye girer ve sınırlardınız o güzelim hayali. eh, içinizdeki ana-baba ağır başlı ve deneyimli nihayetinde. evet, ikinci cevabınız ise içinizdeki ana-baba tarafından verilen bir cevap.

her şeyde olduğu gibi bu kitapta da yetiştirilme tarzı büyük bir önem taşıyor içimizdeki çocuğun sağlıklı ya da sağlıksız oluşu konusunda. sağlıksız yetişen ebeveynler de istemeden de olsa çocuklarını sağlıksız yetiştirmek için ellerinden geleni yapıyor çoğu zaman. çünkü ancak böyle kendi yanlışları gözlerine ''normal'' gözükebilir.

''bu durumu devam ettirebilmek için sağlıksız aile kendine özgü gelenekler, sağlıksız toplum da topluma özgü kültür değerleri yaratır.

nasıl bir döngüde olduğumuzu ve iç çocuklarımızın nasıl hırpalandığını görüyor musunuz şimdi? sadece aile ortamı değil, çevremiz hatta koca bir ülke içimizdeki o saf umutları yıkmak için büyük bir çaba içerisinde. neden? kendilerini 'normal' olarak adlandırıp içlerini rahat ettirebilmek için. neden? çünkü kendilerini çok değersiz, güvensiz hissediyorlar. bir hiçmiş gibi. çünkü çocukluklarını yaşayamamışlar.

korkmalarına izin verilmemiş mesela, üzülmelerine izin verilmemiş, hatta size bir sır vereyim, mutlu olmalarına bile izin verilmemiş. ''pişmiş kelle gibi ne sırıtıyorsun?'' denmiş. ''buna mı üzüldün?'' diyerek dalga geçilmiş belki.

o sokakta suratı asık, hiçbir şeyden memnun olmayan, herkesi yargılayan tipler var ya hani, hani insanları ahlaksızlıkla suçlayarak ahlak timsali olan tipler... bu saydıklarım psikolojik olarak sağlıklı bir bireyde görülmüyor. kişilik yapılarında, özellikle iç çocuklarında bir aksama olan bireylerde görülüyor. belki çocukluklarında mutlu olduklarında eleştirildiler. kendilerini o kadar değersiz hissettiler ki, bu değersiz hissi bastırmak için savunma mekanizması geliştirdiler. işte bu mekanizma, yargılamak!

içimizdeki çocuğun ellerini tutabileceğimiz cesaret ve anlayış diliyorum hepimize. zor, biliyorum. fakat çamura dahi batsanız iç çocuğunuz ona seslenmenizi bekliyor. içimizdeki masum ve güler yüzlü çocukla kavuşabilmemiz dileklerimle.
ufak bir şarkı önerisi: kim taehyung- inner child.
devamını gör...

'darısı başımıza' yazarı.
'hee nereden belli bikerem hiç kıskanmadım' yazarı.

büyüyünce benimde olacak ünvanım vuracam kırbacı vuracam kırbacı.

vatana, millete, sözlük halkına ve tüm insanlığa hayırlı, uğurlu olsun demeye geldim çok eyleşmeden gideceğim.

canım yazar gönlünün güzelliğinin karşılığını hep bulasın emi.
seviliyorsun. *
devamını gör...

15. yas gunumde kız arkadaşımla doğum günü kutladığım için eve biraz geç gittim büyük ailem hem toplanalım hemde çocuğa pasta keselim demişler. rahat 20 kişi var. eve girdim her şey iyi güzel hoş. daha sonra yakın arkadaslarim aradı gel sana suprizimiz var diye. dedim bizimkiler salmaz baya kalabalığız saat gece 11 ve dışarda hayvan gibi kar var. aradan bir saat geçti kapı çaldı.

yakın arkadaşlarımdan ikisi kör kütük sarhoş babama ismiyle seslenerek "bak sen bu çocuğu çok sıkıyorsun bugün doğum günü" minvalinde
bir seyler söylediler. ailenin hepsi evde olduğu için hiç ses etmeden beni gönderdi. dönüşte hepiniz buraya gelin dedi. ben bırak arkadaslarimla eğlenmeyi bütün gece arkadaşlarımı ayıltmaya calismaktan yorgun düştüm. en sonunda gittik eve hep birlikte. ama biliyorum ki hiç hayra gitmiyoruz.

neyse balkonda hazır bekleyen babam eliyle isaret etti orada kalın diye. indi aşağı hiç konuşma olmadı zaten. dordumuzu tertemiz dövdü. ama oyle tokat falan değil. karda yaptırmalı falan. ilk dayağı yiyen ben olduğum için sansliydim cunku arkada 3 dk bi bekleme süresi oluyor dayak yemek için muhtemelen o bekleyiş dayaktan daha kötüdür. oyle keko gibi hepimize dalmadı. teker teker çalıştı. direkt bir sanat eseri bıraktı ortaya hala konusuruz o dayağı.

15. doğumgünümün bana çok şey kattı. hatta bana tek bir şeyler katan doğumgünüm. evden ilk uzaklaşma tecrübesi*. arkadaşlarım bana hiç bir şey için ısrar etmemeye başladı. bir şeye hayir diyorsam kesinlikle hayır olarak kalıyordu.

ben eve dönünce babam çağır lan o *******ları eve dedi. çağırdım hepsi geldi. oturduk hep birlikte içtik. babamla ilk defa içmemin hikayesidir aynı zamanda. masaya oturken adam akıllı kalmazsanız dayağı yine yersiniz demişti zaten. herkes o gün adam akıllı kalkti masadan. ders güzeldi ama tam ogrenemedik demek ki. çünkü o masada oturan herkes bu dersi alttan aldı ve onlar hiç hoş hikayeler olmadı.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim