vincent van gogh’un hayattayken sadece 1 tablosu satılabildi,
yaşamı boyunca sefalet çekti,
2 kez akıl hastanesinde yattı,
37 yaşında intihar etti.
devamını gör...

geçen yıl ağustos ayında samsun'un vezirköprü ilçesinde su kanalı kazısında meydana gelen göçük sonrası iki kardeş toprak altında kaldı. il merkezinden yola çıkan afad ekibinin olay yerine 3-5 kilometre kala namaz ve ihtiyaç molası verdiği ortaya çıktı. afad ekibi geldiğinde ise 20 yaşındaki kenan ak ile 25 yaşındaki hayati ak hayatını kaybetti.

--- alıntı ---

“ezan okunuyor, durmamız gerek”

– personel, kavak ilçesi civarlarında, akşam ezanının okunduğunu belirterek namaz kılmak üzere mola vermemiz gerektiği hakkında konuşmalar yaptı. ancak şahsıma aracın durdurulmasına yönelik bir talimat verilmediğinden, konuşma ve talepleri dikkate almayarak yola devam ettim. olay yerine 3-5 kilometre kala aracı durdurarak namaz kılma hususunda daha yüksek sesli konuşmalar gerçekleşti.

--- alıntı ---

www.sozcu.com.tr/2021/gunde...
devamını gör...

şunu okumuştum geçenlerde. başlığa cuk oturur kanaatindeyim. yeme de yanında yat.

geçtiğimiz günlerde entelektüel bir ortamın içinde buldum kendimi. purolar birbiri ardına yakılıyor, etiyopya menşeli kahveler höpürdetiliyor, zizek’ler, tarkovski’ler, badiou’lar havada uçuşuyordu.
bense sohbete bir şekilde dahil olmaya çalışıyordum. “off tarkovski çok çok iyi, badiou dev bir kedidir, zizek çağımızın cengiz hanı’dır” gibi yorumlarım arada kaynıyor, kimse bana yüz vermiyordu.
daha ilgi çekici şeyler söylemem gerektiğini fark ederek, uzun tiradına bir nefeslik puro arası veren hulusi bey’e döndüm ve sonradan bir miktar pişman olacağım o cümleyi kurdum: “tarkovski abartılmış bir balondur.”
masadaki bütün gözler bana çevrildi. amacıma ulaşmıştım, ancak bundan sonrası çok daha maharet gerektiriyordu. tarkovski hakkında hiçbir fikrim olmaması bir yana ne iş yaptığını da bilmiyordum. bir ressam mıydı? filozof? klasik müzik bestecisi? polonyalı diktatör?
ip üzerinde yürürcesine devam ettim: “tarkovski’nin insanı es geçtiğini düşünüyorum” dedim. “varoluşsal acılarımızı böyle hoyratça yok saymasını affedemem. kimse kusura bakmasın.”
o anda ağzımdan dökülen bu sözleri oldukça başarılı buldum. her türlü ihtimale ayak uydurabilecek oldukça genel bir o kadar iddialı ifadelerdi. sanat galerisi işleten cansu hanım gözlerini ayırarak bana baktı.
“bu çok cesur bir yorum. hiç bu açıdan bakmamıştım.”
hulusi bey kanımı donduracak bir cümleyle araya girdi.
“biraz açabilir misiniz?”
neyini açayım hulusi? nasıl açayım? aynı cümleyi tekrar bile edemezdim.
“tarkovski” dedim, gözlerimi her birinin üzerinde teker teker gezdirerek, “abartılmış bir balondur. dev bir fiyaskodur. erke dönergecidir. tarkovski verilip tutulmayan bir sözdür.”
artık masadakiler oturuş pozisyonlarını bana göre ayarlamış dikkatle ağzımın içine bakmaktaydılar. en azından tarkovski’nin ne iş yaptığını öğrenmem gerekiyordu. bunun için hulusi bey’e bir yem attım.
“hulusi bey, lütfen söyler misiniz” dedim, suratıma müstehzi bir gülüş yerleştirerek, “tarkovski’de sizi en çok etkileyen şey ne?”
güldü.
gülme ********, cevap ver.
“hangi birini sayayım?”
birini say işte. ipucu ver ahlaksız herif.
“en çok etkileyen diyorum?”
“hımmm… tam bir hakikat insanı olması, mesela.”
allah belanı versin hulusi, hiç yardımcı olmadın.
hulusi bey’in cevabına “geçiniz bunları efendim” manasında alaycı bir gülüşle burun kıvırarak cansu hanıma döndüm.
“bana tarkovski’nin insanlığa sunduğu tek bir tane eser gösterebilir misiniz?”
cansu hanım hakarete uğramış gibi yüzünü buruşturdu.
“şaka mı yapıyorsunuz? stalker tek başına yeterlidir kanımca.”
“ahhaaaa!” diye ölçüsüz bir şekilde masaya vurdum. masadakiler irkildi. “stalker ha? stalker? stalker mı dediniz cansu hanım, yanlış duymadım değil mi cansu hanım? stalker?”
ilk ipucu gelmişti. stalker. tamam da, bu neydi allahını seversen? klasik müzik parçası mı? polonya’yı ayağa kaldıracak ekonomik modelin ismi mi? kalbim sıkışmaya başlamıştı. alçak insanlar adam gibi bir tüyo vermemekte direniyordu, böyle gitmezdi. derin bir nefes alıp başımı iki yana sallayarak konuşmaya başladım.
“stalker paranoyak bir zihnin hezeyanıdır. gerçekçi değildir. insanın içinde duyumsadığı bütün nüveleri öldürebilecek bir zehirdir. tarkovski’nin en büyük hatası varoluşsal problemlerimize bir oyuncakmışçasına bakmasıdır. bir travmadır bu insaniyet için. tarkovski’ye baktığınızda gördüğünüz şey bir yanılsamadır, bizim kafamızdaki bir imgelem gerçek hayatta karşılığını bulmuyorsa orada derin bir kırılmadan söz edebiliriz. tarkovski’ye bir de bu açıdan bakmanızı öneririm. latince bir söz vardır, şimdi hatırlayamadım, bağışlayın. surum liptum, optimum gibi bir şey. durum aynen budur. at gözlüklerini çıkarıp eleştirel bir gözle baktığınızda tarkovski’nin bir balon olduğunu sizler de göreceksiniz. yıllar sonra bir yerlerde karşılaştığımızda bu akşam için bana teşekkür edeceğinize bahse girerim.”
arkama yaslandım ve sözlerimin etkisini görmek için yüzlerine baktım. hepsi büyülenmişti. hulusi bey sözlerimi kafasında sindirmeye çalışıyor gibiydi.
“bu çok etkileyiciydi genç adam,” dedi. “bunun üzerine düşüneceğim. seninle tanıştığıma gerçekten çok mutlu oldum.”
cansu hanım ve diğerleri de onu onaylarcasına başlarını salladılar. mütevazı bir ifadeyle boynumu hafifçe eğdim.
“özür dilerim, şimdi gitmem gerekiyor. sizlere iyi akşamlar diliyorum” dedim ve kalktım.
eve geldiğimde ilk iş internetten tarkovski’yi aratmak oldu. yönetmenmiş. stalker da filminin ismiymiş.
oturup filmi seyrettim ve şu kanaate vardım: tarkovski abartılmış bir balondur.
devamını gör...

toksik bir anne veya toksik bir babayla büyümekdense iki kadın veya iki erkek ebeveyne sahip olmayı tercih ederdim açıkçası. bir çocuğun psikolojisini bu dayatma ebeveyn algısının eksikliğinin bozmayancağına emin olabilirsiniz.
devamını gör...

kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren psikoanalitik kuram'ın kurucusu olan sigmund freud’un kitaplarından alıntılar…
kavga etmek yerine küfretmeyi seçen ilk insan uygarlığın kurucusuydu.
henüz yanıtlanamamış ve kadın ruhuyla ilgili otuz yıl süren araştırmalarıma karşın benim de yanıtlamayı başaramadığım çok önemli bir soru var: kadın ne ister?
erkek çocuklarda saçma veya aptalca şeyler yapma eğilimi doğrudan doğruya anlamsızlıktan alınan hazdan kaynaklanmaktadır.
bilgi hazinelerine ulaşabilen insanların sayısı ne kadar artarsa, dini inançlardan kopuş da o kadar yaygınlaşır.
mutluluk, pantolona işemek gibidir. ıslaklığı herkes görür ama sıcaklığı yalnız sen hissedersin.
bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun.
eğer öpecek bir şeyiniz yoksa, sigara içmeniz kaçınılmazdır.
tabu polenezya dilinde bir kelimedir. bizim için tercüme edilmesinin zorluğu, bu konseptin bizi artık etkileyemediğinden kaynaklanmaktadır.
hiçbir erkek birlikte olmak istemeyeceği bir kızla yakın arkadaş olmak istemez.
insanlar sizi eskisi gibi kullanamadığında, değiştiğinizi söylerler.
mutsuzluğu tatmadan, hep mutlu olmak istersin. oysa nelerin seni mutsuz ettiğini bilmeden, nelerle mutlu olacağını bilemezsin.
insanların çoğu özgürlüğü gerçekten istemezler; çünkü özgürlük sorumluluk gerektirir ve insanların çoğu da bundan korkar.
sinir hastalığı belirsizliğe tolerans gösterememektir.
bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz.
elde ettiğimiz başarıların peygamber veya tanrıların başarılarıyla boy ölçüşebileceğini zannetmiyorum. nitekim meryem ana'nın mucizelerine inanan insan sayısı, bilinçdışının varlığına inanan insan sayısından çok çok daha fazla.
yetişkin bir kadının cinsel hayatı, psikoloji bilimi için “karanlık bir kıta”dır.
insan mutlu olmak ister; bu yüzden berbat haldedir.
birine duyduğunuz sevgi ve sinir doğru orantılıdır. en çok sevdiğiniz insana herkesten çok sinirlenirsiniz.
aşk yoktur libido vardır.
din, toplumsal obsesyonlarımız; obsesyonlarımız ise bireysel dinimizdir.
erkek sevdiği zaman arzu yoktur; arzuladığı zaman ise, aşk yoktur.
kendini öldürme arzusu, daha derinde; başkalarını öldürme arzusunun projeksiyonudur.
dinler, kendilerini sevgi ve merhamet dini olarak tanımlasalar dahi, onlara inanmayan insanlara karşı sert ve acımasızdırlar.
sanat, çocukluk tecrübelerinin büyüklüğe aktarılmasıdır.
ismini unuttuğunuz kişi hakkında muhakkak olumsuz bir düşünceniz vardır.
eğer bir adam herhangi bir dini öğretinin öne sürdüğü tüm saçmalıkları sorgulamaksızın kabul ediyor ve hatta bunlar arasındaki çelişkileri görmezden geliyorsa, o zaman bu adamın zekasından şüphe edebiliriz.
her insan gördüğü rüyanın tabiridir.
hem psikolojik hem de biyolojik anlamda, insanlarda ne saf bir erkeksilik ne de saf bir kadınsılık vardır.
özgürlük medeniyetin insana bir armağanı değildir. hiç medeniyet yokken insanoğlu çok daha özgürdü.
dinlerin son zemini, insanın çocuksu çaresizliğidir.
kadınları çözmeye çalışmak, bir labirenti düz yola çevirmek gibidir.
zayıf noktalarınızdan güçlü taraflarınız doğacaktır.
bir puro, bazen sadece bir purodur. (gay olmakla alakası yoktur).
istediğin şeyi elde edemiyorsan, elde ettiğin şeyi isteyeceksin.
siz cevaplar bulmaya çalışıyorsunuz, biz ise daha çok soru sormak niyetindeyiz.
tüm kalbimle şuna inanmaktan kendimi alamıyorum: birkaç istisna dışında, sevgili insan kardeşlerim beş para etmez, değersiz varlıklardır.
insanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. insanların “tecrübe” dediği şey budur. kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana “tecrübeli” denir.
evrendeki en büyük gösteri, sen aklını keşfettiğin an başlar.
köpekler arkadaşlarını sever, düşmanlarını ısırırlar. insanlar ise tamamen farklıdır: saf ve karşılıksız sevgiyi beceremezler. kişisel ilişkilerindeyse sevgi ve nefreti karıştırıp dururlar.
mutluluk dediğimiz şey, yoğun bir şekilde bastırılmış ve engellenmiş olan ihtiyaçların kısa süreliğine tatmin edilmesinden başka bir şey değildir.
ruhunun derinliklerine in ve ilk önce kendini tanımayı öğren. bunu yaptıktan sonra, bu hastalığa neden yakalandığını anlayacak ve belki de bir daha hastalanmayacaksın.
bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır. bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.
vicdan dediğimiz şey, içimizde alevlenen belli bir arzunun, dış dünya tarafından reddedildiğinin iç dünyamız tarafından algılanmasıdır.
“söz” ile “sihir” başlangıçta aynı şeylerdi. kelimelerin sihirli güçleri vardı.
beklemesini bilen bir insanın hiç bir şeyden taviz vermesine gerek yoktur.
sevildiğinden emin olunca, insan ne kadar da cüretkar oluyor.
özür dilemek, sizin haksız olduğunuz manasına gelmez. karşınızdaki insana verdiğiniz değerin, egonuzdan yüksek olduğunu gösterir.
devamını gör...

hiçbir şey. o paraya alışveriş yapıp maddi durumu iyi olmayan aileye erzak yardımı yapmalarıdır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


meslek icabı, çizerim, keserim, dikerim….
devamını gör...

turn based strateji oyunu olan heroes of might and magic serisinin altıncısı.

öncelikle çok oynadığım ve sevdiğim oyunların başında geldiği için belki biraz torpilli davranıyor olabilirim baştan söyleyeyim.

heroes 5'te gıcık olduğum pek çok şey 6'da değiştirilmiş. mesela 5'te bence en büyük problem hero'nuzun gelişimini göreceli olarak yönlendirebilmenizdi. yani level atladığınızda karşınıza çıkan iki seçenekten birini seçebiliyordunuz ki örneğin büyücü olan bir karakter için might bir yetenek seçmek zorunda kalabiliyordunuz. neyse ki 6'da karakterinizi geliştirirken gelişim özelliklerinin hepsi açık ve istediğiniz şekilde ilerleyebiliyorsunuz.

5'in bir diğer sıkıntılı yönü ise kalelerden, garnizonlardan falan askerleri toplamaktı. her hafta başında çıkan askerlerinizi almak için ya kalenin dibinde dolanmanız ya da adım adım hesapladığınız bir hero zinciri kurup koskaca heroları kamyona elden ele karpuz yüklüyormuş gibi çalıştırmanız gerekiyordu. allahıma bin şükür 6'da bütün kalalerdeki askerlerinizi tek bir kalenizden alabiliyorsunuz. şurdan üç elf alayım buradan 5 okçu gelecekti diye beyniniz dönmüyor. yine kalelerle ilgili bir diğer güzel gelişme kaleleri dönüştürebiliyorsunuz. yani demon oynuyorken yanınızda 150 tane korkudan ve mutsuzluktan bayılacak elf taşımak zorunda kalmıyorsunuz.

benim için eksi yönlerinden bir tanesi oynamayı en çok sevdiğim dark elflerin sadece ek pakette olması. ama onların yerine gelen naga ırkı da oynaması çok keyifli bir ırk olmuş. bölüm başlarındaki illüstrasyonlar da oldukça başarılı. benim mantıklı bulduğum düzenlemelerinden bir diğeri savaş esnasında hero'nun atağını o turn boyunca istediğiniz zaman yapabilmeniz.

yaşadığım en büyük problem ise ubisoft'un oyunu save ederken ya da save edilmiş oyunu açarken saçmalamaları. cloud kullanmamanızı şiddetle öneririm. çünküm gerçekten şöyle bir şey var evet:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

onun sayesiyle kafa sözlükle tanışmıştım. youtubeda bulunan kanalı gerçekten çok güzel. ilgililere tavsiye olunur.
devamını gör...

şöyle bir şey okumuştum.
"gerçekten sevilirseniz bunu bilirsiniz. kafanızdaki sorulara cevap aramaya , değerli olduğunuzu düşünmek için ayrıntılara bakmaya, başınıza bir şey geldiğinde merak edilmeye ihtiyaç duymadan bilirsiniz."
anlamak değil hissetmek önemli işte.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
toprağındır o.
devamını gör...

eğer karşılık bulunduysa boşluğa doğru aptal aptal gülümsetir. şayet karşılık bulunmadıysa da insanın içini hafiften bir burkar. ben ise kendimden 20 yaş büyük birine aşık olarak karşılık bulamamıştım haliyle.
devamını gör...

dün okuduğum, armağan çağlayan’ın twitterda sorduğu soruyla ortaya çıkan alakasız sözlü mülakat soruları sonrası elenmesi durumu.

düşünün spor akademisi’ni bitiriyor; sınavdan yüksek not alıyorsunuz. mülakatta sizin mesleğinizi ne kadar iyi bildiğinizi test amaçlı sorular yerine ‘hz.muhammet’in ikinci annem dediği kadın kimdir’ diye bir soru geliyor. ya da ‘yatsı namazı kaç rekat’ diye başka bir soru ve ayrıca ‘reis denince aklınıza kim geliyor’ diye başka bir soru.

mülakatı yapanların eğitim seviyelerini ve o konuma nasıl geldiklerini bu şekilde öğrenmiş oluyoruz.

‘hak yeme,adil ol’ . hangi dindeydi ya bu konular. tamtam dininden her halde. islamda olsaydı bilirlerdi herhalde.
devamını gör...

amerika birleşik devletleri ile meksika arasındaki 3169 metrelik sınırdır. amerika’nın açgözlülüğü ile teksas’ı ilhakından sonra nihai haline erişmiş olan bu hat, bir sınır olmaktan fazlasıdır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hollywood sinemasının insanlığa armağanı olan bir kaçış planıdır meksika sınırı. dertlerimizin tasalarımızın son bulduğu cennet bahçesidir. günahlarımızdan, suçlarımızdan arındığımız bir kurtuluş güzergahıdır. gökkuşağının altındaki altın dolu küptür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu kurtuluş asla tek taraflı değildir. meksika sınırının ne tarafında iseniz diğer tarafı size çekici gelir. çoğu amerikan filminde amerika’dan meksika’ya doğru bir suçtan kurtulma kaçışı varken tam tersi istikamette özgürlüğe kaçış çabası vardır. minik arkadaşına merhaba dediğimiz tony montana’yı unutmayalım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

meksika sınırı şu dönemler amerika’nın örmeye başladığı duvarla gündeme geleme başladı. özgürlükler ve farklılıklar ülkesi modernin moderni amerika bir duvar örüyor meksika sınırına ve kimse bu salaklığa ses çıkarmıyor nedense.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

meksika sınırı birçok yerde olduğu gibi türkiye’de neden olduğu metaforlar sayesinde popüler olmaya devam etmektedir. hatta bir dönem ülke tv’de yayınlanan meksika sınırı adında bir program bile vardı. tarık tufan, selahattin yusuf ve ismail kılıçarslan’ın sunduğu program edebiyat konuşulan nadir programlardan biri olarak televizyonda insanlara bir kaçış planı sunuyordu.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu yazıyı üst paragrafta bahsettiğim ve programa adını verirken kendi adını meksika sınırından alan bir mehmet efe şiiri ile bitireyim:



hep bir meksika sınırım olsun isterdim,
alamancı komşumuzun siyah beyaz tevesinde
kovboylar hep meksika sınırına giderdi
kimse dokunamazdı sınırı geçtiler mi

meksika sınırı isterdim en sevdiğim şairlere
hep hapiste olurlardı nedense
hapis yatmış olurdu yoldaşım gönüldaşım
saf tutmak istediğim namazda omuz omuza
hapse düşersin derlerdi
tutup ciğerimden yazsam
en sevdiğim filim artisi
hapsi boylardı illaki
filmin en güzel yerinde

camimizin imamı
edebiyat öğretmeni
meksika sınırımız olmadığından belki
ortasında dururlardı
en canalıcı lafın
bir damar kabarırdı cümlelerinde

meksika sınırı olsaydı türkiyem’in
ondokuz yaşımda sevdiğim kızla
atlar geçerdim sınırı kimse dokunamazdı
yerine gayrettepe’de dayaklar yedim

günlerce uyutmadılar siyasi şubede

şimdi
meksika sınırına iki saat mesafede
tekrarlayıp duruyorum kendi kendime
bir meksika sınırı lazım her memlekete
meksika’nın kendisine de

devamını gör...

cankurtaran istanbul

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir bakışın ölmem için yeter; anla rosa ben bir deliyim.
devamını gör...

topuk taşı, puro, pembemsi kıvam. ben de kendimi marjinal sanıyorum. değilmişim.
devamını gör...

ilk defa nickaltı giriyorum beğenileri ve favorileriyle beni çok mutlu eden yazar bazen beğenisini görmeyince eksiklik hissediyorum
devamını gör...

çok iyiyiz ama muhteşem olmalıyız.
devamını gör...

eternity and a day filminde ve albümünde yer alan, eleni karaindrou'nun en sevdiğim eseri.

devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim