ayna dokunma sinestezisi
ayna dokunma sinestezisinde, bir kişinin başkasına dokunduğunu gördüğünüzde kendinize dokunulmuş gibi hissetmenizdir.
delaware üniversitesine, göre toplumun %2'si bu sinesteziye sahiptir.
bu bir hastalık veya anomali değil, bir "varyasyon" ("çeşitlilik") olarak tanımlanıyor.
bu kişiler, game of thrones gibi şiddet içerikli dizi ve filmleri izlerlerken, filmlerdeki karakterlerin acısını neredeyse birebir deneyimleyebiliyorlar. san francisco'da bir masaj terapisti olan sinestet c. c. hart, şöyle diyor:
"bu filmlerde insanların birbirine işkence etmesi, birbirlerini kalıcı olarak yaralaması ve hatta öldürmesi, benim hiperventilasyona girmeme neden oluyor. karakterlerin vücutlarında açılan yaraların olduğu yerlerde acı hissediyorum." diyerek ne kadar zorlandığını belirtmiştir. fakat bunun her zaman kötü yanı yoktur. mesela bu kişiler sarılan birilerini gördüklerinde kendileri de sarılıyor gibi hissederler.
frontiers in human neuroscience dergisindeki bir makaleye göre, araştırmacılar ayna dokunma sinestezisini 2 ana alt türde tanımladılar.
ilki olan "ayna", başka birisinin vücuduna dokunulduğunda kendi vücudunun zıt tarafına dokunulmuş hissini deneyimleme olarak tanımlanır. diğeri ise kişinin kendi vücudunun aynı tarafına dokunulduğunu deneyimlemesi olan "anatomik" alt tipidir.
ayna tipi daha yaygın olarak görülür ve çoğu insan bu deneyimi çocukluğundan beri yaşadığını söyler. bu tipte görülen bazı semptomlar şunlardır:
birisinin vücudunda acı hissettiği bölgenin zıttında acı hissetmek, birisine dokunulduğunda kendisine dokunuluyormuş gibi hissetmek, birisine dokunulduğunda kaşınma, sızlama, acı veya baskı gibi şeyler hissetmek, hafif bir dokunuştan şiddetli bir ağrıya kadar varabilecek hisler şeklinde söylenebilir.
teşhisi için herhangi bir kriter olmamakla birlikte dizi, film izlemek gibi aktiviteler geçiştirilecek raddeye gelindiyse doktora gitmekte fayda vardır.
devamını gör...
filistin benim meselem değil
"türk çocuğu arap çölleri için kanını dökmeyecek." ne güzel demiş atam.
bireysel olarak oradaki masum çocuklar icin bende üzgünüm ama filistin devletinin sorunlari bizim sorunumuz degil. kıbris savasinda türkleri degil yunan tarafini tuttular.
osmanliya isyan edip arkadan vurup yuzlerce askerimizin olmesine sebep oldular.
ellerindeki bayrak osmanliya isyan etmek icin ingilizler tarafindan tasarlanan bayrak.
ermenistan azerbaycan arasindaki sorunda ermenistani destekleyen bir devlet filistin devleti.
bu yüzden filistin devletinin meseleleri türk halkinı ve cumhuriyetinin sorunu degil. bu kadar arkadan vuranlari tutmayakim bir zahmet .
bireysel olarak oradaki masum çocuklar icin bende üzgünüm ama filistin devletinin sorunlari bizim sorunumuz degil. kıbris savasinda türkleri degil yunan tarafini tuttular.
osmanliya isyan edip arkadan vurup yuzlerce askerimizin olmesine sebep oldular.
ellerindeki bayrak osmanliya isyan etmek icin ingilizler tarafindan tasarlanan bayrak.
ermenistan azerbaycan arasindaki sorunda ermenistani destekleyen bir devlet filistin devleti.
bu yüzden filistin devletinin meseleleri türk halkinı ve cumhuriyetinin sorunu degil. bu kadar arkadan vuranlari tutmayakim bir zahmet .
devamını gör...
yazarların zenginlik ölçütü
şu ekonomik şartlarda çok boş geleceğini biliyorum ama huzurlu bir yaşamdır.
benim entrylerimi okuyanlar, beni tanıyanlar bilirler ki her şeye mantıklı yaklaşmaya çalışan biriyimdir. paranın gücünün de ne olduğunu analiz ettim zamanla. ancak hiçbir şey, huzursuzluk kadar kötü değil. bir evde huzur varsa, oradan tüm başarılara yürürsünüz. tüm zenginliklere sahip olabilirsiniz.
o huzur bir gün bozulacak. bir hastalık ya da bir kişi vasıtasıyla yaşam sizin canınıza okumaya başlayacak. o çirkin yüzü göreceksiniz. o güne kadar huzurlu günlerin değerini bilin.
benim entrylerimi okuyanlar, beni tanıyanlar bilirler ki her şeye mantıklı yaklaşmaya çalışan biriyimdir. paranın gücünün de ne olduğunu analiz ettim zamanla. ancak hiçbir şey, huzursuzluk kadar kötü değil. bir evde huzur varsa, oradan tüm başarılara yürürsünüz. tüm zenginliklere sahip olabilirsiniz.
o huzur bir gün bozulacak. bir hastalık ya da bir kişi vasıtasıyla yaşam sizin canınıza okumaya başlayacak. o çirkin yüzü göreceksiniz. o güne kadar huzurlu günlerin değerini bilin.
devamını gör...
17 gün boyunca alkol satışının yasaklanması
devamını gör...
olgunluk belirtileri
devamını gör...
30 yaşına gelip de dişi hiç çürümemiş insan
zaten yazılmış ama hem ağız bakımıyla hem genetikle ilgisi olduğunu düşündüğüm durum. annem 50'li yaşlarında ve dişlerinde bir tane çürük yok, ayrıca inci gibi dişleri. ben ise tam tersi diş telli bir birey olarak kendisine çok imreniyorum. bana nasip olmadıysa demek.
devamını gör...
cemal süreya
gereğinden fazla övülen balon şair. ikinci yeni şiir akımının öncülerinden, uyaksız vezinsiz şiirin suyunu çıkaran kişidir.
(bkz: ehh yeter be kuşları uçurduğunuz)
(bkz: ne yapayım hayat kısaysa)
(bkz: ehh yeter be kuşları uçurduğunuz)
(bkz: ne yapayım hayat kısaysa)
devamını gör...
sumak
mardinli komşumun yarı türkçe yarı kürtçe bana anlatmaya çalıştığı güne kadar hakkında hiç bir fikrim olmayan baharattır. kadın bembeyaz kıyafeti ve örtüsü ile elinde bir sahan sumak ile bana geldi. kadına çaktırmadan eşe dosta sorduk bu nedir diye. sumak olduğunu öğrenince niçin kullanıldığını sordum, siz dolmayı nası eşgi yaparsınız dedi. bizim dolmanın etli kara lahana sarması olduğunu, ekşi yapmadığımızı söyleyince şaşırdı. bir trabzonlu ile bir mardinli komşu olunca olabilecek bir kültür farkını yaşadığımız baharat. gargarası ağız yaralarına boğaz ağrısına birebirdir. sayesinde artık eczaneden gargara almadığım baharat.
devamını gör...
jenga
bir hevesle alınıp günlerce oynandıktan sonra yıllarca evde fazlalık oluşturan oyundur.
devamını gör...
adana dürüm
dürümün en acılı ve lezzetli hali . salaş yerlerde yapılanı nedense ayrı lezzetli oluyor .
devamını gör...
çobanlık yapanların tıp kazanması
1976 yılında babamın yaptığı iş.
sonra tıp kazandı ve doktor oldu.
çobanlık doktorluk kariyerinde bir aşama.
biz ailecene bunu kabul ettik.
ondan biz doktor olamadık.
sonra tıp kazandı ve doktor oldu.
çobanlık doktorluk kariyerinde bir aşama.
biz ailecene bunu kabul ettik.
ondan biz doktor olamadık.
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
genel olarak bi olay yok ama bir çocuk gördüğüm de onun bana gülümsemesi dünyanın en güzel tebessüm ettiren olayı oluyor benim için.
devamını gör...
3 merdiven sildim çalışmazsam açım diyen 66 yaşındaki hanımın otobüsten indirilmesi
otobüse binen teyze vatandaşın gözünde haklıdır ama (bkz: bebeğin donundan medet ummak) gafletine düşen yöneticilerin vicdanında haksızdır.
emekli olup da çalışan vatandaşlara 'çift dikiş atıyorsunuz' diyenlerin ama lise mezunu dahi olmayan güreşçiyi banka yönetimine atayıp üstüne 6 farklı devlet dairesinden maaşlar verenlerin vicdanında haksızdır.
ekmek parası kazanmak kolay bir şey değildir.
hayat (bkz: itibardan tasarruf olmaz) deyip her yere saraylar, villalar yaptıranların gördüğü gibi toz pembe değildir.
bu pandemi sürecinde vatandaşına 1 ekmek, 5 maske bile dağıtmayı beceremeyen yetkililer, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan parayla ırak başbakanı'na rakılı mezeli ziyafet vererek vatandaşı ne kadar önemsediklerini(!) göstermişlerdir.
eğer bir yasak konuluyorsa, o yasak olan şeye bir alternatif de gösterilmesi gerekir.
' taksiye binsin' diyenler ahlak yoksunudur.
bu ülkede dolmuş parası olmadığı için işe kilometrelerce yürüyüp giden insanlar var çünkü...
emekli olup da çalışan vatandaşlara 'çift dikiş atıyorsunuz' diyenlerin ama lise mezunu dahi olmayan güreşçiyi banka yönetimine atayıp üstüne 6 farklı devlet dairesinden maaşlar verenlerin vicdanında haksızdır.
ekmek parası kazanmak kolay bir şey değildir.
hayat (bkz: itibardan tasarruf olmaz) deyip her yere saraylar, villalar yaptıranların gördüğü gibi toz pembe değildir.
bu pandemi sürecinde vatandaşına 1 ekmek, 5 maske bile dağıtmayı beceremeyen yetkililer, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan parayla ırak başbakanı'na rakılı mezeli ziyafet vererek vatandaşı ne kadar önemsediklerini(!) göstermişlerdir.
eğer bir yasak konuluyorsa, o yasak olan şeye bir alternatif de gösterilmesi gerekir.
' taksiye binsin' diyenler ahlak yoksunudur.
bu ülkede dolmuş parası olmadığı için işe kilometrelerce yürüyüp giden insanlar var çünkü...
devamını gör...
klaus kinski
ünlü alman oyuncu, aynu zamanda nastassia kinski’nin babasıdır.
öncelikle gogol’un dar paltosu onun oyunculuğuna değinmiş; ben de hayatına yöneleyim biraz. akşam akşam nerden aklıma geldi kendisi bilmiyorum. ama sinema dünyasında aykırı bir karakterdi. sarışın, zayıf ve kemikli yüz hatlarıyla, minnoş karakterlere uymayacağı belli zaten. rolleri de kendisi de aykırıydı bu nedenle.
şimdi gelelim hayatına. gerçek ismi klaus kinski değildir; nikolaus karl günther nakszynski‘dir. bu isimle zaten sinema dünyasında yer alması zor olurdu. insanlar onun ismini söyleyene kdar film biterdi*. ama isim değişikliğinin bir nedeni var: geçmişi unutmak.
kendisi 1926 doğumlu. fakir bir aileden gelme biri. doğduğu zaman dilimi de şanssız bir döneme tekabül ediyor; savaşların olduğu ortamda büyüyor ve devlet tarafından ‘ulus bilinci’aşılanmasının da etkisiyle 2.dünya savaşı’na katılıyor.
ama ingilizlerin eline esir düşünce, ölümü beklemeye başlıyor. esir kampına giden geri dönmüyor çünkü. neyse efendim, bir iki başarısız kaçma teşebbüsünden sonra şansı da yaver gidiyor ve kurtuluyor. kalbinde savaşın acısı, içinde ana baba özlemiyle memleketine dönüyor. ama ortada ne anne kalmıştır ne de baba. ikinci darbeyi de oradan yiyor.
sonradan kendini oyuncu olarak buluyor. ama şunu söyleyeyim; kendisinde tam olarak ‘sanatçı kaprisi’ varmış. bu nedenle de pek çok yönetmen onunla çalışmak istemiyormuş. bana göre en önemli filmi (bkz: nosferatu). zaten filmleri de öyle sıradan filmler değil. adamın da sıradan bir tipi yoktu zaten. sıra dışı filmlerin aranan yüzüydü diyeyim.
ama onunla ilgili en büyük husus, annesi ve kızıyla yaşadığı ensest ilişkiydi. bu dedikodular nereden geldi hatırlamıyorum; ama bu konuyla ilgili şöyle bir alıntı paylaşayım:
kinski'nin 1950 yılında akıl hastanesinde yattığı saptanmıştır. buradaki tıbbi kayıtlara göre kendisine antisosyal kişilik bozukluğu ve psikopatlık tanısı konulmuştur.[3] ayrıca 2 defa intihar girişiminde bulunduğu anlaşıldı. 2013 yılında, babasının ölümünden 22 yıl sonra, pola kinski babasının onu 5 yaşından 19 yaşına kadar cinsel istismara uğrattığını iddia etti.[4] alman bild tarafından 13 ocak 2013'te yayınlanan bir röportajda, nastassja babalarının onlara hep 4-5 yaşlarında iken büyüdükleri zaman cinsel ilişkiye gireceğini söyledi dedi.[5] 2006 yılında christian david, yeni keşfedilen arşivlenmiş materyal, kişisel mektuplar ve aktörün arkadaşları ve meslektaşlarıyla yapılan röportajlara dayanan kinski'nin ilk kapsamlı biyografisini yayınladı.
kaynak: ben ve tr.m.wikipedia.org/wiki/Kla...
öncelikle gogol’un dar paltosu onun oyunculuğuna değinmiş; ben de hayatına yöneleyim biraz. akşam akşam nerden aklıma geldi kendisi bilmiyorum. ama sinema dünyasında aykırı bir karakterdi. sarışın, zayıf ve kemikli yüz hatlarıyla, minnoş karakterlere uymayacağı belli zaten. rolleri de kendisi de aykırıydı bu nedenle.
şimdi gelelim hayatına. gerçek ismi klaus kinski değildir; nikolaus karl günther nakszynski‘dir. bu isimle zaten sinema dünyasında yer alması zor olurdu. insanlar onun ismini söyleyene kdar film biterdi*. ama isim değişikliğinin bir nedeni var: geçmişi unutmak.
kendisi 1926 doğumlu. fakir bir aileden gelme biri. doğduğu zaman dilimi de şanssız bir döneme tekabül ediyor; savaşların olduğu ortamda büyüyor ve devlet tarafından ‘ulus bilinci’aşılanmasının da etkisiyle 2.dünya savaşı’na katılıyor.
ama ingilizlerin eline esir düşünce, ölümü beklemeye başlıyor. esir kampına giden geri dönmüyor çünkü. neyse efendim, bir iki başarısız kaçma teşebbüsünden sonra şansı da yaver gidiyor ve kurtuluyor. kalbinde savaşın acısı, içinde ana baba özlemiyle memleketine dönüyor. ama ortada ne anne kalmıştır ne de baba. ikinci darbeyi de oradan yiyor.
sonradan kendini oyuncu olarak buluyor. ama şunu söyleyeyim; kendisinde tam olarak ‘sanatçı kaprisi’ varmış. bu nedenle de pek çok yönetmen onunla çalışmak istemiyormuş. bana göre en önemli filmi (bkz: nosferatu). zaten filmleri de öyle sıradan filmler değil. adamın da sıradan bir tipi yoktu zaten. sıra dışı filmlerin aranan yüzüydü diyeyim.
ama onunla ilgili en büyük husus, annesi ve kızıyla yaşadığı ensest ilişkiydi. bu dedikodular nereden geldi hatırlamıyorum; ama bu konuyla ilgili şöyle bir alıntı paylaşayım:
kinski'nin 1950 yılında akıl hastanesinde yattığı saptanmıştır. buradaki tıbbi kayıtlara göre kendisine antisosyal kişilik bozukluğu ve psikopatlık tanısı konulmuştur.[3] ayrıca 2 defa intihar girişiminde bulunduğu anlaşıldı. 2013 yılında, babasının ölümünden 22 yıl sonra, pola kinski babasının onu 5 yaşından 19 yaşına kadar cinsel istismara uğrattığını iddia etti.[4] alman bild tarafından 13 ocak 2013'te yayınlanan bir röportajda, nastassja babalarının onlara hep 4-5 yaşlarında iken büyüdükleri zaman cinsel ilişkiye gireceğini söyledi dedi.[5] 2006 yılında christian david, yeni keşfedilen arşivlenmiş materyal, kişisel mektuplar ve aktörün arkadaşları ve meslektaşlarıyla yapılan röportajlara dayanan kinski'nin ilk kapsamlı biyografisini yayınladı.
kaynak: ben ve tr.m.wikipedia.org/wiki/Kla...
devamını gör...
ergonovin
postpartum kanamaların tedavisinde kullanılan ayrıca ek olarak variant anjina tanısında kullanılan dopaminerjik etkili ergot alkaloidi ajandır.
doğum indüksiyonunda kullanılmaz.
doğum indüksiyonunda kullanılmaz.
devamını gör...
tarih-i kadim
yüz yıl önce şairin serzenişte bulunduğu ve hala süregelmekte olan bir mahşerin tanımıdır. manzumede şair tarih ve tanrı ile hesaplaşma içine girer.
tarih-i kadîm, eski tarih anlamından çok dünyanın ve insanlığın varolduğu günden beri süregelen süreç olarak tanımlanmıştır.
etimle kemiğimle insan olmaktan nefret ettiğim bu yüzyılda daha çok alt başlık eklemek isterdim. pedofili gibi , insan öldürülmesi gibi (hem de savaşları ya da dini bile alet etmeden sırf vahşet için). uzunca bir metin ama kesinlikle okunmalıdır insan hayatında, en azından bir kez .
tarihi kadim
işte, der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu.
ve başlar bize maval okumaya.
ninniler uydurup uyutur bizi
dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,
zifiri karanlık hayatından.
gösterir bize evvel zamanı,
tek doğru, en güzel örnek, der.
bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden.
senin tarih dediğin işte budur,
alnında altı bin yıllık buruşuklar
ve bir o kadar da kuşku.
başı geçmişe bir düşe değer,
sürünür ayağı bomboş bir geleceğe,
bir deri bir kemik,
ayakta zorla durur.
ben hiç tiksinmem ondan,
karşıma alırım onu arada bir,
anlat bakalım, derim, şu eskilerden.
bir parça feylesofa benzer o,
bir parça sırtlana benzer,
berbat suratıyla da bir hortlağa.
yoklar mezarını unutulmuş gecelerin,
başlar paslı, boğuk bir sesle
bir bir bana anlatmaya,
sırasıyle, ne olmuş ne bitmişse:
hep yıkım üstüne yıkım,
acı üstüne acı!
ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
kanlar yağar dört bir yana.
en başta bir kanlı bayrak.
kanlı bir taç gelir arkasından.
sonra araçlar sökün eder kan içinde:
balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
mancınık, top, tüfek, sapan.
arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
en son alay alay esirler geçer.
yenen bir kişiye yenilen on kişi,
çiğneyen haklı, yiğnenen hapı yuttu.
yıkımlara, acılara alkış tut,
yüksekten bakanlar önünde eğil,
insafla birdir aşşağılık ve namussuzluk,
doğruluk lafta, yürekte değil,
iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
bir gerçek var, tek bir gerçek:
eli kolu bağlayan zincir.
bir tek şey var sözü geçen: yumruk.
hak güçlünün, kötünün yanı.
uzun lafın kısası:
ezmeyen ezilir!
nerde bir şeref var, iğreti.
nerde bir mutluluk var, yama.
bir şeyin ne başına inan ne sonuna.
din şehit ister, gökyüzü kurban.
her yanda durmadan kan akacak,
durmadan her yanda kan!
işte böyle inler, sayıklar o,
anlatır insanoğlunun bu belalı ömrü
ne yolda, nasıl sürdüğünü.
bakarım iskeletin kanlar köpürür dişlek ağzında.
duyarım sesinin titreyen kuyusunda
yankısını korkunç bir iniltinin,
ben de başlarım birdenbire titremeye,
toprak da tiksintiyle titremiş gibi gelir bana.
savaşın gürültüsü, patırtısı, indir artık
indir bu acıklı sahnenin perdesini!
dinsin sonu gelmeyen bu karışıklık!
sen de, gelenekçi iskelet,
yazdığın kara yazılara bir son ver,
aydınlığa susadık biz, aydınlığa susadık.
uzun karanlıklar içinde uyumak isteyen mi var?
bizden iyi geceler onlara,
bizden onlara iyi uykular!
kimsin, ey gölge, kendinden geçmiş,
koşuyorsun karanlıklara doğru?
kanla oynamış gibisin,
kırmış geçirmişsin insanoğlunu.
sen buna kahramanlık mı dedin?
onun kökü kan ve hayvanlık be?
şehirler çiğne, ordular dağıt,
kes, kopar, kır, sürükle,
ez, vur, yak ve yık.
yalvarmalara yakarmalara boş ver,
gözyaşlarına iniltilere aldırma.
ölümle, acıyla doldur geçtiğin yeri,
ne ekin ko, ne ot ko, ne yosun.
sönsün evler, sürünsün insanlar orda burda,
kalmasın alt üst olmayan hiçbir yer,
mezar taşına dönsün her ocak,
damlar çöksün yetimlerin başına.
bu ne alçaklık böyle bu ne namussuzluk!
hey bana bak, başbuğ musun ne?
yerin dibine bat, cakanla gösterişinle!
her başarı bir yıkım bir mezarlık,
işte bir yavrucak yatıyor şurda,
ey cihangir, onu gör de utan!
devril, bağımsızlığın eskimiş tahtı, devril,
nice acılar verdin bütün insanlara,
inim inim inlettin bütün insanları.
parçalan, kararmış tac, tuz buz ol,
hep senin yüzünden yoksulluğu insanların.
göz yaşından incilerin nerde hani?
nasıl da yosun tutmuşlar, bi görsen!
eski çağlar nasıl kanmış size?
ey kan içen kargalar,
bütün karanlıklar sizinle dolu!
artık yeter fikri susturduğunuz,
yerini hiç bir şey tutamaz bu dünyada
zincirsiz, kelepçesiz yaşamanın.
hadi gidin tarih korusun sizi,
-haydutlara en iyi sığınaktır gece-,
gidin, yok olun siz de o mezarlıkta.
işte müjdelerin en güzeli,
işte en gerçek özgürlük
düşümüzdeki gelecek çağlarda:
ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
ne tapılan, ne tapan,
ben benim, sen de sen!
ey soyulan iskelet, kimse bilmeyecek o zaman,
kimse bilmeyecek senin sayıp döktüklerini,
savaş ne, karışıklık ne, zafer ne, anlaşma ne?
belki duyulmadık bir öykü,
belki korkunç bir masal.
çok sürmez köhne kitap,
fikri gömen sayfaların
bugün olmazsa yarın yırtılacak.
ama kim yapacak dersin bu işi?
bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
hangi güç kalkar, ben yaparım der?
yerlerin ve göklerin sahibi mi?
tamam, işte oldu şimdi!
yeri göğü elinde tutan o kibirli,
o somurtkan ve dokunulmaz.
bütün bu kavgalar onun yüzünden değil mi?
gökyüzü, sen söyle,
yüzyıllarca sel gibi akan su,
- şimdi esrik bir ağzın türküsü,
kuru sesi zindandaki bir adamın,
iç açan bir söz ya da yakan bir söz şimdi,
bir geniş "oh! ", bir derin "eyvah! ",
bir yakarış, bir övgü,
şimdi tüy gibi bir rüzgar,
şimdi ağzın bir kasırga.
dokunaklı bir yakınma şimdi,
sabredemeyen bir başa kakma,
bir titreme, bir çan sesi,
bir savaş davulunun gümbürtüsü,
için için ağlamasi çaresizliğin,
kahrın iyilikbilir kişnemesi,
bir söylev, apaçık, gürül gürül,
şimdi utangaç ve hasta bir yalvarış,
bir rahatlık bir iç sıkıntısı,
şimdi korkunç bir haykırma -
bütün bu karman çorman gürültü patırtıyla
inleyen boş kubbe, sen söyle!
sen ki her sesi yankılayansın,
söyle, bu bir sürü boş çabalama içinde,
daha yukarlardaki şu tanrı katına
hangi sesin yankısı varabilmiş ki?
hangi dua kabul olmuş bugüne dek?
binlerim seni, göklerin tanrısı,
din ulularından dinlerim seni:
"ne benzer var, ne noksanı,
canlı ve ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve yüce.
odur veren yiyeceği içeceği,
düşleri gerçek yapan o,
bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan,
açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan,
el uzatan yoksullara ve çaresizlere,
her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..."
seni böyle övüp duruyorlar işte.
oysa senin en üstün özelliğin ne,
"ortaksız" oluşun değil mi?
kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak.
topu ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve kahreden.
ve topu ortaksız ve tek.
ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var,
ve topunun yukarlarda bir gökyüzü.
bütün ordan gelir yüreğe doğan.
topunun güneşi, ayı, yıldızları var,
ve topunun görünmez bir tanrısı.
topunun adanan bir cenneti var,
ve topunun bir varlığı, bir yokluğu,
ve topunun saygıdeğer bir peygamberi.
ve topunun cennetinde körpecik güzel kızlar yaşar.
ve topunun cehenneminde birer lokmadır insancıklar.
tanrılar ne derse onu yapacak halk,
sabırla ve kahırla olacak iki büklüm.
ama tanrılar ne derse onu yapacak.
inanasım gelmiyor bunların hiçbirine.
"ne bileyim? " diyor kime sorsam.
hepsi bir kuruntu mu bunların yoksa?
belki aldanmak yaşamanın bir gereği.
belki de hepsi de doğrudur, kim bilir,
belki ben hiç bir şeyin farkında değilim,
karıştırmaktayım "yok" la "var" ı.
kusurum ne? kuşkuda olmak mı?
kuşku koşmaktır aydınlıklara doğru.
insan aklıdır eninde sonunda gerçeği bulacak olan.
belki de yok olacağız bir gün topumuz birden.
kimbilir, öbür dünya belki de var.
madem bu beden o ölümsüzün işi,
ne diye kıvranır durur bin türlü dert içinde?
hadi diyelim aslımız toprak bizim,
sen gel onu kederden bir çamur yap.
- her yeri kanla, göz yaşıyla dolu -
insaf be, bu kadarı da olur mu?
sen gel hem yoktan var et,
sonra da ettiğini boz, kötüle.
hiç bir yaradandan ummam bunu:
yaradan yok eder, ama perişan etmez!
en zorlu düşmanın işte, tanrı,
boğmak ister seni ulu katında,
çok iyi tanırsın sen o yılanı,
onun kızgın zehrinden bir vakitler bize
bir tadımlık vermiştin hani.
kuşku! en zalim en güçlü düşman.
bunu ya bildin ya koydun kafamıza,
ya da bilemedin işin nereye varacağını.
"şeytanlık, düzen, sapıklık" denen şey var ya,
bugün yerinden yurdundan edecek seni o.
tapınağında ışıklarını söndürüyor,
elleriyle parçalıyor heykelini.
sense, iler tutar yerin kalmamış,
göçüp gidiyorsun olanca gücünle.
burçlarında yıkılmalar falan hani?
nerde hani gümbürtüsü yıldırımlarının?
o kızgın soluğun hani nerde?
ne cehennemlerinde bir kaynama var?
ne büyük acını gören bir göz.
ne de kulaklarda dokunaklı bir çınlama.
oysa bir ufak parçası kopsa insanın,
bir sızlanma olur, duyulur bir ağlaşma.
sen yeryüzü ve gökyüzü'nle göç gir de,
bir inilti bile duyulmasın ortalıkta.
tam tersi, kahkahadan geçilmiyor.
zaten yalana ağlasa ağlasa,
bir ikiyüzlüler ağlar,
bir de ahmaklar.
t. f.
en sevdiğimdir.
tarih-i kadîm, eski tarih anlamından çok dünyanın ve insanlığın varolduğu günden beri süregelen süreç olarak tanımlanmıştır.
etimle kemiğimle insan olmaktan nefret ettiğim bu yüzyılda daha çok alt başlık eklemek isterdim. pedofili gibi , insan öldürülmesi gibi (hem de savaşları ya da dini bile alet etmeden sırf vahşet için). uzunca bir metin ama kesinlikle okunmalıdır insan hayatında, en azından bir kez .
tarihi kadim
işte, der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu.
ve başlar bize maval okumaya.
ninniler uydurup uyutur bizi
dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,
zifiri karanlık hayatından.
gösterir bize evvel zamanı,
tek doğru, en güzel örnek, der.
bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden.
senin tarih dediğin işte budur,
alnında altı bin yıllık buruşuklar
ve bir o kadar da kuşku.
başı geçmişe bir düşe değer,
sürünür ayağı bomboş bir geleceğe,
bir deri bir kemik,
ayakta zorla durur.
ben hiç tiksinmem ondan,
karşıma alırım onu arada bir,
anlat bakalım, derim, şu eskilerden.
bir parça feylesofa benzer o,
bir parça sırtlana benzer,
berbat suratıyla da bir hortlağa.
yoklar mezarını unutulmuş gecelerin,
başlar paslı, boğuk bir sesle
bir bir bana anlatmaya,
sırasıyle, ne olmuş ne bitmişse:
hep yıkım üstüne yıkım,
acı üstüne acı!
ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
kanlar yağar dört bir yana.
en başta bir kanlı bayrak.
kanlı bir taç gelir arkasından.
sonra araçlar sökün eder kan içinde:
balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
mancınık, top, tüfek, sapan.
arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
en son alay alay esirler geçer.
yenen bir kişiye yenilen on kişi,
çiğneyen haklı, yiğnenen hapı yuttu.
yıkımlara, acılara alkış tut,
yüksekten bakanlar önünde eğil,
insafla birdir aşşağılık ve namussuzluk,
doğruluk lafta, yürekte değil,
iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
bir gerçek var, tek bir gerçek:
eli kolu bağlayan zincir.
bir tek şey var sözü geçen: yumruk.
hak güçlünün, kötünün yanı.
uzun lafın kısası:
ezmeyen ezilir!
nerde bir şeref var, iğreti.
nerde bir mutluluk var, yama.
bir şeyin ne başına inan ne sonuna.
din şehit ister, gökyüzü kurban.
her yanda durmadan kan akacak,
durmadan her yanda kan!
işte böyle inler, sayıklar o,
anlatır insanoğlunun bu belalı ömrü
ne yolda, nasıl sürdüğünü.
bakarım iskeletin kanlar köpürür dişlek ağzında.
duyarım sesinin titreyen kuyusunda
yankısını korkunç bir iniltinin,
ben de başlarım birdenbire titremeye,
toprak da tiksintiyle titremiş gibi gelir bana.
savaşın gürültüsü, patırtısı, indir artık
indir bu acıklı sahnenin perdesini!
dinsin sonu gelmeyen bu karışıklık!
sen de, gelenekçi iskelet,
yazdığın kara yazılara bir son ver,
aydınlığa susadık biz, aydınlığa susadık.
uzun karanlıklar içinde uyumak isteyen mi var?
bizden iyi geceler onlara,
bizden onlara iyi uykular!
kimsin, ey gölge, kendinden geçmiş,
koşuyorsun karanlıklara doğru?
kanla oynamış gibisin,
kırmış geçirmişsin insanoğlunu.
sen buna kahramanlık mı dedin?
onun kökü kan ve hayvanlık be?
şehirler çiğne, ordular dağıt,
kes, kopar, kır, sürükle,
ez, vur, yak ve yık.
yalvarmalara yakarmalara boş ver,
gözyaşlarına iniltilere aldırma.
ölümle, acıyla doldur geçtiğin yeri,
ne ekin ko, ne ot ko, ne yosun.
sönsün evler, sürünsün insanlar orda burda,
kalmasın alt üst olmayan hiçbir yer,
mezar taşına dönsün her ocak,
damlar çöksün yetimlerin başına.
bu ne alçaklık böyle bu ne namussuzluk!
hey bana bak, başbuğ musun ne?
yerin dibine bat, cakanla gösterişinle!
her başarı bir yıkım bir mezarlık,
işte bir yavrucak yatıyor şurda,
ey cihangir, onu gör de utan!
devril, bağımsızlığın eskimiş tahtı, devril,
nice acılar verdin bütün insanlara,
inim inim inlettin bütün insanları.
parçalan, kararmış tac, tuz buz ol,
hep senin yüzünden yoksulluğu insanların.
göz yaşından incilerin nerde hani?
nasıl da yosun tutmuşlar, bi görsen!
eski çağlar nasıl kanmış size?
ey kan içen kargalar,
bütün karanlıklar sizinle dolu!
artık yeter fikri susturduğunuz,
yerini hiç bir şey tutamaz bu dünyada
zincirsiz, kelepçesiz yaşamanın.
hadi gidin tarih korusun sizi,
-haydutlara en iyi sığınaktır gece-,
gidin, yok olun siz de o mezarlıkta.
işte müjdelerin en güzeli,
işte en gerçek özgürlük
düşümüzdeki gelecek çağlarda:
ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
ne tapılan, ne tapan,
ben benim, sen de sen!
ey soyulan iskelet, kimse bilmeyecek o zaman,
kimse bilmeyecek senin sayıp döktüklerini,
savaş ne, karışıklık ne, zafer ne, anlaşma ne?
belki duyulmadık bir öykü,
belki korkunç bir masal.
çok sürmez köhne kitap,
fikri gömen sayfaların
bugün olmazsa yarın yırtılacak.
ama kim yapacak dersin bu işi?
bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
hangi güç kalkar, ben yaparım der?
yerlerin ve göklerin sahibi mi?
tamam, işte oldu şimdi!
yeri göğü elinde tutan o kibirli,
o somurtkan ve dokunulmaz.
bütün bu kavgalar onun yüzünden değil mi?
gökyüzü, sen söyle,
yüzyıllarca sel gibi akan su,
- şimdi esrik bir ağzın türküsü,
kuru sesi zindandaki bir adamın,
iç açan bir söz ya da yakan bir söz şimdi,
bir geniş "oh! ", bir derin "eyvah! ",
bir yakarış, bir övgü,
şimdi tüy gibi bir rüzgar,
şimdi ağzın bir kasırga.
dokunaklı bir yakınma şimdi,
sabredemeyen bir başa kakma,
bir titreme, bir çan sesi,
bir savaş davulunun gümbürtüsü,
için için ağlamasi çaresizliğin,
kahrın iyilikbilir kişnemesi,
bir söylev, apaçık, gürül gürül,
şimdi utangaç ve hasta bir yalvarış,
bir rahatlık bir iç sıkıntısı,
şimdi korkunç bir haykırma -
bütün bu karman çorman gürültü patırtıyla
inleyen boş kubbe, sen söyle!
sen ki her sesi yankılayansın,
söyle, bu bir sürü boş çabalama içinde,
daha yukarlardaki şu tanrı katına
hangi sesin yankısı varabilmiş ki?
hangi dua kabul olmuş bugüne dek?
binlerim seni, göklerin tanrısı,
din ulularından dinlerim seni:
"ne benzer var, ne noksanı,
canlı ve ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve yüce.
odur veren yiyeceği içeceği,
düşleri gerçek yapan o,
bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan,
açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan,
el uzatan yoksullara ve çaresizlere,
her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..."
seni böyle övüp duruyorlar işte.
oysa senin en üstün özelliğin ne,
"ortaksız" oluşun değil mi?
kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak.
topu ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve kahreden.
ve topu ortaksız ve tek.
ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var,
ve topunun yukarlarda bir gökyüzü.
bütün ordan gelir yüreğe doğan.
topunun güneşi, ayı, yıldızları var,
ve topunun görünmez bir tanrısı.
topunun adanan bir cenneti var,
ve topunun bir varlığı, bir yokluğu,
ve topunun saygıdeğer bir peygamberi.
ve topunun cennetinde körpecik güzel kızlar yaşar.
ve topunun cehenneminde birer lokmadır insancıklar.
tanrılar ne derse onu yapacak halk,
sabırla ve kahırla olacak iki büklüm.
ama tanrılar ne derse onu yapacak.
inanasım gelmiyor bunların hiçbirine.
"ne bileyim? " diyor kime sorsam.
hepsi bir kuruntu mu bunların yoksa?
belki aldanmak yaşamanın bir gereği.
belki de hepsi de doğrudur, kim bilir,
belki ben hiç bir şeyin farkında değilim,
karıştırmaktayım "yok" la "var" ı.
kusurum ne? kuşkuda olmak mı?
kuşku koşmaktır aydınlıklara doğru.
insan aklıdır eninde sonunda gerçeği bulacak olan.
belki de yok olacağız bir gün topumuz birden.
kimbilir, öbür dünya belki de var.
madem bu beden o ölümsüzün işi,
ne diye kıvranır durur bin türlü dert içinde?
hadi diyelim aslımız toprak bizim,
sen gel onu kederden bir çamur yap.
- her yeri kanla, göz yaşıyla dolu -
insaf be, bu kadarı da olur mu?
sen gel hem yoktan var et,
sonra da ettiğini boz, kötüle.
hiç bir yaradandan ummam bunu:
yaradan yok eder, ama perişan etmez!
en zorlu düşmanın işte, tanrı,
boğmak ister seni ulu katında,
çok iyi tanırsın sen o yılanı,
onun kızgın zehrinden bir vakitler bize
bir tadımlık vermiştin hani.
kuşku! en zalim en güçlü düşman.
bunu ya bildin ya koydun kafamıza,
ya da bilemedin işin nereye varacağını.
"şeytanlık, düzen, sapıklık" denen şey var ya,
bugün yerinden yurdundan edecek seni o.
tapınağında ışıklarını söndürüyor,
elleriyle parçalıyor heykelini.
sense, iler tutar yerin kalmamış,
göçüp gidiyorsun olanca gücünle.
burçlarında yıkılmalar falan hani?
nerde hani gümbürtüsü yıldırımlarının?
o kızgın soluğun hani nerde?
ne cehennemlerinde bir kaynama var?
ne büyük acını gören bir göz.
ne de kulaklarda dokunaklı bir çınlama.
oysa bir ufak parçası kopsa insanın,
bir sızlanma olur, duyulur bir ağlaşma.
sen yeryüzü ve gökyüzü'nle göç gir de,
bir inilti bile duyulmasın ortalıkta.
tam tersi, kahkahadan geçilmiyor.
zaten yalana ağlasa ağlasa,
bir ikiyüzlüler ağlar,
bir de ahmaklar.
t. f.
en sevdiğimdir.
devamını gör...
birine geç kalmak
bildiğin on sene geç kalmışım, başkası kapmış.gerçi hâlâ imkanım olabilir ama o istemez herhalde *
devamını gör...
1 milyon dolar vs sevdiğin kız
tanımları okumaya başladığımda yazarların olayı tiye aldığını düşünmüştüm fakat okumaya devam ettikçe çoğu yazarın ciddi olduğunun farkına vardım. sevgi, içi boşaltılmış bir kelime olarak kalmış. birisini sevmiş bir insan olarak söyleyebilirim ki, bir insanı, bir hayvanı, bir varlığı sevdiğiniz zaman, bunun bir karşılığı yoktur. milyon dolar değil, bütün servetleri, bütün gücü verseler bile önemi yoktur. momo'nun, benim gözümde herhangi bir ikamesi yok. hiçbir şey karşılığında takas etmem. kimse yanlış anlamasın, kimseyi seçimlerinden dolayı yargılamıyorum, anlatmak istediğim şey eğer işin içinde sevgi varsa, soru doesn't exist. yok eğer soru sizin için varsa, bu sefer siz henüz sevgiyi deneyimlememişsiniz demektir. gibi dizisini izleyenler, erasmus sahnesini hatırlarlarsa, beni daha iyi anlayacaklardır. herkese, sevgiyi deneyimleyeceği bir hayat dilerim.
devamını gör...


