friedrich nietzsche sözleri
" bir ülkede akıl ve sanattan çok servete değer verilirse bilinmelidir ki, orada keseler şişmiş, kafalar boşalmıştır."
devamını gör...
vazgeçilemeyen alışkanlıklar
her gün 1 saat melankoli.
devamını gör...
flechazo
aynı zamanda "ok saplanması" anlamına gelir. eros'un okunu atıp sizi birisine aşık ettiği anı anlatır.
devamını gör...
atforvendetta
püskevitlerini saklayan, aburunu cuburunu çolukla çocukla paylaşmayan sözlük radyosu editörü, moderatör.
devamını gör...
nefret
kalbimde pek tutamadığım, kişiye zarar veren duygudur.
devamını gör...
talcid
mide ekşimesi ve reflüye karşı kullanılan asit giderici bir ilaç. şu ara kutusu büyümüş, beş tablet halinde çıkıyor.
devamını gör...
bilinmeyen bir kadının mektubu
stefan zweig ile tanıştığım ilk kitap: bilinmeyen bir kadının mektubu (kitap).
kutsal olan aşkın insanın kısacık yaşamı içerisinde ne denli keskin ve paha biçilemez derecede acı verici olduğunu haykırır. kişinin kendine duyduğu saygı ve onuru aşkın yanında değersizdir belki. insan o kadar eğilir ki ayağa kalkamaz eğildiği kişi karşısında.
aşk için yaşamış, aşk için doğmuş bir kimseden bahsediyoruz. (kendi tarifiyle diyebilirim sanırım...) karşılıksız verilen, kutsallık atfedilebilen o pürüzsüz doğaya sahip -her şartta ve her zamanda varlığı korunacak olan- sevgisi insanın kabusunun da yegane kaynağıdır. ne denli mutsuzsan aşkın o kadar büyüktür belki. fakat kısacık insan yaşamı içerisinde süklüm püklüm gezinmek, gark olmak ne kadar doğrudur? muhtemelen insan -kısacık ömründe- bu soruyu illaki kendine sormuştur. şöyle der: "aşk için ölmeli mi? aşk için yaşanmalı mı? aşk nedir öyleyse! uğruna ölemeyeceksem, uğruna yaşayamayacaksam ve onun anısı uğruna sürünemeyeceksem niçin vardır o tarifsiz sevgi!"
bu düşünceler peşimi kovalamıştı bu kitabı okuduğum zaman. * en azından bunu anımsayabiliyorum. halen de bu düşüncelerden kurtulduğumu söylemek güç. bu kesin surette bir aşk problemidir gözümde.
insan bencil mi olmalı bizim tanınmış roman yazarı r. gibi? r. bencil miydi ki? şüphesiz epey de bencil olduğu söylenebilir. öbür taraftan herkes yaşamını bir şekilde "gerçekleştiriyor". bu da şu demek: kim nasıl mutluysa -bırakın- öyle yaşasın. seksen yaşındaki bir kadın çapkınlık yaparken mutluluk duyuyorsa, bırakın onu. o zaten mutlu. ya da en azından öyle sanıyor. ki gerçek olan önemli değildir biz insanlar için. önemli olan inanmaktır. gerçek aldatıcı, inanmak sahte olabilir. lakin inanç, gerçekten her zaman daha güçlüdür. bu bakımdan kitabımızın protagonisti her bakımdan kendince haklıydı. kendisine bir noktada yazık etmemişti. elbette kendisine inandığı aşk uğruna ruhsal ve bedensel acı çektirmesi pek de anlaşılır görünmüyor olabilir. yine de aşk bu. bütün büyüsü de bu kelimede yatıyor. halen anlayamadığımız bir konu. halen karanlıktayız belki.
kitabı beğenip beğenmememe gelirsek... pek sevdiğim söylenemez. romantizm bir noktada beni sıktı çünkü kitabın gerçekliğini zedeliyordu. rus romantizminde bunu hissetmezsiniz örneğin. fakat zweig bu gerçekçiliği tam anlamıyla sağlayamamış. yine de bir eser bu. elbette okunmasında fayda vardır ve okunmalıdır da. fakat abartılan bir kitaptır da. ülkemizde bir süredir esen zweig rüzgarından olsa gerek. *
ayrıca aşırı derecede söz tekrarı vardı ve bu beni bunalttı bazı zamanlar. sanki mektup yazarı şöyle diyordu: "çok kez söyleyeyim ki beni anlasın. anlama potansiyeline sahip birisi değil çünkü..."
diğer yandan bu tekrarlar kitabın da bir parçası. yani olmazsa olmaz da denebilir çünkü aşk duygusunu size veren bu cümlecikler, kelimecikler oluyor.
(mektup yazmayı ve okumayı seven ben, bu kitap ile mektuplara karşı biraz soğumuştur. bazı noktalarda kurguyu zedeleyici dramatikliğe rastladım ve gerçekçi olduğunu düşünemedim bir türlü. )
"çocuğum öldü, bizim çocuğumuz -şimdi dünyada, senden başka, sevebileceğim kimse kalmadı. fakat sen kimsin ki benim için? sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için? "
"çocuğumuz dün öldü -sen onu asla tanımadın. hiçbir zaman, rastlantı sonucu gerçekleşen kısacık karşılaşmalarda bile bu çiçek gibi açan, küçücük canlı, şöyle bir gelip geçerken dahi olsa senin bakışların tarafından hiçbir zaman okşanmadı."
"sen, benim için- sana nasıl söyleyebilirim? bu konuda her girişim yetersiz kalır-, evet, çünkü sen benim için her şeydin, bütün hayatımdın."
kutsal olan aşkın insanın kısacık yaşamı içerisinde ne denli keskin ve paha biçilemez derecede acı verici olduğunu haykırır. kişinin kendine duyduğu saygı ve onuru aşkın yanında değersizdir belki. insan o kadar eğilir ki ayağa kalkamaz eğildiği kişi karşısında.
aşk için yaşamış, aşk için doğmuş bir kimseden bahsediyoruz. (kendi tarifiyle diyebilirim sanırım...) karşılıksız verilen, kutsallık atfedilebilen o pürüzsüz doğaya sahip -her şartta ve her zamanda varlığı korunacak olan- sevgisi insanın kabusunun da yegane kaynağıdır. ne denli mutsuzsan aşkın o kadar büyüktür belki. fakat kısacık insan yaşamı içerisinde süklüm püklüm gezinmek, gark olmak ne kadar doğrudur? muhtemelen insan -kısacık ömründe- bu soruyu illaki kendine sormuştur. şöyle der: "aşk için ölmeli mi? aşk için yaşanmalı mı? aşk nedir öyleyse! uğruna ölemeyeceksem, uğruna yaşayamayacaksam ve onun anısı uğruna sürünemeyeceksem niçin vardır o tarifsiz sevgi!"
bu düşünceler peşimi kovalamıştı bu kitabı okuduğum zaman. * en azından bunu anımsayabiliyorum. halen de bu düşüncelerden kurtulduğumu söylemek güç. bu kesin surette bir aşk problemidir gözümde.
insan bencil mi olmalı bizim tanınmış roman yazarı r. gibi? r. bencil miydi ki? şüphesiz epey de bencil olduğu söylenebilir. öbür taraftan herkes yaşamını bir şekilde "gerçekleştiriyor". bu da şu demek: kim nasıl mutluysa -bırakın- öyle yaşasın. seksen yaşındaki bir kadın çapkınlık yaparken mutluluk duyuyorsa, bırakın onu. o zaten mutlu. ya da en azından öyle sanıyor. ki gerçek olan önemli değildir biz insanlar için. önemli olan inanmaktır. gerçek aldatıcı, inanmak sahte olabilir. lakin inanç, gerçekten her zaman daha güçlüdür. bu bakımdan kitabımızın protagonisti her bakımdan kendince haklıydı. kendisine bir noktada yazık etmemişti. elbette kendisine inandığı aşk uğruna ruhsal ve bedensel acı çektirmesi pek de anlaşılır görünmüyor olabilir. yine de aşk bu. bütün büyüsü de bu kelimede yatıyor. halen anlayamadığımız bir konu. halen karanlıktayız belki.
kitabı beğenip beğenmememe gelirsek... pek sevdiğim söylenemez. romantizm bir noktada beni sıktı çünkü kitabın gerçekliğini zedeliyordu. rus romantizminde bunu hissetmezsiniz örneğin. fakat zweig bu gerçekçiliği tam anlamıyla sağlayamamış. yine de bir eser bu. elbette okunmasında fayda vardır ve okunmalıdır da. fakat abartılan bir kitaptır da. ülkemizde bir süredir esen zweig rüzgarından olsa gerek. *
ayrıca aşırı derecede söz tekrarı vardı ve bu beni bunalttı bazı zamanlar. sanki mektup yazarı şöyle diyordu: "çok kez söyleyeyim ki beni anlasın. anlama potansiyeline sahip birisi değil çünkü..."
diğer yandan bu tekrarlar kitabın da bir parçası. yani olmazsa olmaz da denebilir çünkü aşk duygusunu size veren bu cümlecikler, kelimecikler oluyor.
(mektup yazmayı ve okumayı seven ben, bu kitap ile mektuplara karşı biraz soğumuştur. bazı noktalarda kurguyu zedeleyici dramatikliğe rastladım ve gerçekçi olduğunu düşünemedim bir türlü. )
"çocuğum öldü, bizim çocuğumuz -şimdi dünyada, senden başka, sevebileceğim kimse kalmadı. fakat sen kimsin ki benim için? sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için? "
"çocuğumuz dün öldü -sen onu asla tanımadın. hiçbir zaman, rastlantı sonucu gerçekleşen kısacık karşılaşmalarda bile bu çiçek gibi açan, küçücük canlı, şöyle bir gelip geçerken dahi olsa senin bakışların tarafından hiçbir zaman okşanmadı."
"sen, benim için- sana nasıl söyleyebilirim? bu konuda her girişim yetersiz kalır-, evet, çünkü sen benim için her şeydin, bütün hayatımdın."
devamını gör...
solcuların her şeyi mahvetmesi
evet, yine geleneksel solculara bok atma şölenleri başlamıştır. ülkede bazı insanlar uyanıyor ve durumu protesto ediyorlar ama her ne hikmetse bunlar hükümetin ekmeğine yağ sürüyor öyle mi? ulan kendinizden utanın siz. solcular olmasa hiçbir olaya kimsenin sesi çıkmaz ama yine kötü olan solcular oluyor insan gerçekten hayret ediyor.
anlıyorum solculara düşmansınız, onlara beslediğiniz nefret yıllarca devam ediyor ama otu boku da onların üzerine atmayın rica ediyorum. ülkenin anasını belleyenler şu siyasal islamcılara destek verenler, onları yıllardır iktidar yapanlardır bilmem anlatabildim mi? uyansın artık millet ne olacaksa olsun anasını satıyım yeter kaç sene uyuduğumuz be!
anlıyorum solculara düşmansınız, onlara beslediğiniz nefret yıllarca devam ediyor ama otu boku da onların üzerine atmayın rica ediyorum. ülkenin anasını belleyenler şu siyasal islamcılara destek verenler, onları yıllardır iktidar yapanlardır bilmem anlatabildim mi? uyansın artık millet ne olacaksa olsun anasını satıyım yeter kaç sene uyuduğumuz be!
devamını gör...
yazarların göz renkleri
yeşil.
devamını gör...
karşılıklı nickaltı giren erkek ve kadın
sizin içiniz fesat ki. size göre kadınla erkek arkadaş da olamaz. oldu olacak sözlükte haremlik selamlık kısımları yapalım.
devamını gör...
ptt'nin gıda satışına başlaması
ptt ilk önce asli görevi olanı yapmayı becersin, gıda dağıtımına allah kerim.
eminim kargo'ya verilen gıda son kullanma tarihi geçtikten sonra ancak teslim eder.
tabi kaybetmemiş ise.
eminim kargo'ya verilen gıda son kullanma tarihi geçtikten sonra ancak teslim eder.
tabi kaybetmemiş ise.
devamını gör...
malthus'un nüfus teorisi
ingiliz nüfus bilimci thomas robert malthus, 18. yüzyılın sonlarına doğru nüfus bilimi* adına önemli katkılar sağlamıştır.
malthus uygun bir bölgede insanlar yeterli şartları sağladığında nüfusları, besin maddelerinin artışından daha hızlı bir artış gerçekleştirir. bu nüfus artışı zamanla insan başına düşen besin miktarını azaltır ve kıtlığa sebep olur. şöyle bir örnekleme yapar malthus, nüfus miktarları 2, 4, 8, 16, 32, 64 diye katlanarak hızla artarken besin maddeleri ise 1, 2, 3, 4, 5, 6 olarak daha aritmetik biçimde artar. bu sonuçla nüfusun besin maddelerinden daha hızlı artması gelecek için besin sıkıntıları demektir.
malthus, nüfus artışının en fazla alt sınıflarda meydana geldiğini ve fakir kesimlere yapılan yardım programlarına karşı çıkmıştır. bu yüzden herhangi bir nüfus azaltma politikaları alt sınıfa uygulanmalıydı malthus'a göre.
malthus uygun bir bölgede insanlar yeterli şartları sağladığında nüfusları, besin maddelerinin artışından daha hızlı bir artış gerçekleştirir. bu nüfus artışı zamanla insan başına düşen besin miktarını azaltır ve kıtlığa sebep olur. şöyle bir örnekleme yapar malthus, nüfus miktarları 2, 4, 8, 16, 32, 64 diye katlanarak hızla artarken besin maddeleri ise 1, 2, 3, 4, 5, 6 olarak daha aritmetik biçimde artar. bu sonuçla nüfusun besin maddelerinden daha hızlı artması gelecek için besin sıkıntıları demektir.
malthus, nüfus artışının en fazla alt sınıflarda meydana geldiğini ve fakir kesimlere yapılan yardım programlarına karşı çıkmıştır. bu yüzden herhangi bir nüfus azaltma politikaları alt sınıfa uygulanmalıydı malthus'a göre.
devamını gör...
herkesin yazılımcı olmak istemesi
önemli olan kalifiye olmak yoksa herkes yapar sıkıntı yok. piyasada o kadar yazılımcı açığı var aynı zamanda bir o kadarda mezun var yani demek istediğim öyle bir milyon yazılımcı projesi pek işe yaramaz. şirketler alakalı bölümü okumuş kişileri işe alıyor genelde, başka bölümlerde oluyor ama nadir, böyle dışardan olan insanların iş bulması için kendini ciddi anlamda ispatlamış birisi olması gerekiyor. eğer gerçekten bu işe gönül vermiş işi iyi biliyorsanız iş bulma ihtimaliniz çok yüksek yani işsiz kalmazsınız.
not:yazar arkadaşımızın da dediği gibi bu işi yapacaksanız ilk önce bir algoritma, veri yapısının ne olduğunu öğrenmelisiniz ondan sonra c#,python falan öğrenirsiniz.
not:yazar arkadaşımızın da dediği gibi bu işi yapacaksanız ilk önce bir algoritma, veri yapısının ne olduğunu öğrenmelisiniz ondan sonra c#,python falan öğrenirsiniz.
devamını gör...
sek (yazar)
arkasindan yaktigimiz agitlara dayanamayip, sozluk'teki brutal eksikligini gidermek adina aramiza geri donmus yazar tanesi.
tek tek basaraktan hos gelmis be*.
yok mu soyle karsilikli bi' bogurmemiz ya, hurgeneralim?*
tek tek basaraktan hos gelmis be*.
yok mu soyle karsilikli bi' bogurmemiz ya, hurgeneralim?*
devamını gör...
karar aldıktan sonra gelen rahatlama hissi
devamını gör...
tüm yazarların profilinde kurucu yazması
ben anlamam valla yarın bir gün silersiniz falan yıkarım sözlüğü. kurucuyum artık kimse kaldıramaz beni bu koltuktan.
devamını gör...
filenin sultanları'na din ile saldıran imam
kadinlar kadar basiniza taş duşsun dedigim imam. bir kere, samimi soyluyorum sadece bir kere, soyleyeceginiz lafin ucu erkeklere gitsin. kadinin tesetturu, kadinin ayakkabisi, kadinin makyaji, kadinin egitimi, kadinin parfumu... bitiremediniz elestire elestire bitiremediniz... ıcinizdeki sapiklara, coluga cocuga goz diken mahlukatlara da bir vaazinizda laf soyleseniz ya. "kisinin kendinden sorumlu oldugunu, her kosulda once kendi nefsine hakim olmasi gerektigini" bir kere dillendirin inandiginiz allah'in rizasi icin. su cumleyi bile bastiramadiginiz nefsinize kabullendirdiginiz an kadinin ne yaptiginin ne de giydiginin zerre kadar gozunuzde onemi kalmayacak. salin artik, kafayi siyirdiniz kadin diye...
devamını gör...
kitaplarda geçen mükemmel benzetmeler
''bazı kimselerin ölümle savaşı daha yirmisinde başlar; birçokları da yağı bitmiş lambalar gibi, sessiz yavaş, ecelleriyle sönerler.''
kör baykuş
kör baykuş
devamını gör...
öpüşürken içimize mi çekiyoruz yoksa üflüyor muyuz sorunsalı
sen öpüşme kardeş.
devamını gör...
sözlük yazarlarının hayatlarının fonunda çalan şarkılar
samanyolu fon müziği.
devamını gör...