(bkz: maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi)
devamını gör...

menüsünün ciltli bir şekilde olmasıdır.
eğer menüsü acayip süslü püslüyse oturmayın hemen kalkın.
eğer menüsü ahşap süslemelerle donatılmışsa bir arkadaşa bakıp çıkacağım diyip uzaklaşın.
devamını gör...

bir murat kekilli beyanı.

www.sozcu.com.tr/hayatim/ma...
devamını gör...

korku/fantezi edebiyatı ve filmlerine ilgi duyuyorsanız gerisi hikaye, hukuk hakkında iki avukat kardeşten ufuk açıcı şeyler öğrenmek istiyorsanız gereği düşünüldü, saçma ama komik muhabbetlere gülüyorsanız kalt, bilimi çürüttüklerini sanan yobazlardan bıktıysanız yalansavar, yazarların nasıl yazmaya başladıklarını merak ediyorsanız ilk sayfası, araştırma yapmayı seven ve kendini geliştirmiş birinin çeşitli konular hakkındaki özet niteliğinde değerlendirmeleri için fularsız entellik, medyadaki gelişmeleri takip eden ve yeni nesil haberciliğe uyum sağlamış bir grubun fikirlerini öğrenmek için j raporu....
devamını gör...

beni ölünce çöpe falan atabilirsiniz.

ölümü deneyimlemeden önce de -ölüm nasıl deneyimleniyorsa öyle tabi- böyle düşünüyordum, şimdi de böyle diyorum. en azından doğaya, canlılara bir faydam olur. toprak altında da oluyor tabi muhakkak bu dediğim, ama iş büyük, zahmeti çok mezar işinin. ondan da ziyade birazdan bahsedeceğim gündemleri var. konu bedenin dönüşümü ise (daha çirkin bir kelime ile anmak istemediğim için özür dilemeyeceğim) gayet basit yollardan da gerçekleştirilebilir bu. her neyse. kimse çöpe atmayacak beni, bu belli bir şey. ama yapabilirler(di). gerçekten bu sorun değil(di).

mezar, mezarlık garip bir yer. sevdiğiniz birini orada bırakmak, o "ritüeli" yaşamak gerçekten çok ilginç. bundan daha da çok çarpıcı bir hissi var gömme konusunun. ne kadar somutta kalmaya çalışırsanız çalışın, neye inanıyor, nasıl anlamlandırıyor, nasıl yaşıyor olursanız olun ölümü, mezarlık, mezarın kendisi, kefenin ya da tabutun üzerine toprak atmak işi zihninizin, düşüncelerinizin üstünü de bir süreliğine örtüyor... saçma sapan şeyler düşünüyorsunuz. toprak, taş falan alıp eve getiriyorsunuz. çıkmıyor aklınızdan uzun süre. sinirleniyorsunuz falan. keşke sadece görevliler yapsa bu işi, kimse şahit olmasa falan diye düşündüğümü hatırlıyorum mesela. ya da keşke başka bir yolu olsa bu işin diye. yani konu ölümden çok bir süreliğine mezar oluyor bir yakınınızı kaybettiğinizde. yahu desenize ne genelleme yapıyorsun deli misin, sende böyle olmuş bu iş. her neyse. çekim eklerime sahip çıkıyorum yazının devamında tamam, söz.

ülkede en hızlı, en sorunsuz, en düzgün işleyen sistematiklerden biri kurulmuş defin süreci için desem abartmış olmam bence. yakınınız öldükten hemen sonra, hastanede gerçekleşen ölümler için konuşuyorum, vefat eden kişinin birinci derece yakınlarından birini önce belediye, ardından mezarlıklar müdürlüğü arıyor. son derece kısa ve nazikçe gerçekleşen bu telefon görüşmelerinde anlıyorsunuz ki, sizin için her şey önceden ayarlanmış. siz, doktorların sizi hazırlamaya çalışan "allahtan ümit kesilmez ama durum bu bu" minvalli tüm konuşmalarına maruz kalır yine de umudunuzu yitirmeden belki de yürüyerek çıkacak buradan diye hayaller aleminde gezerken, bir ekibin arka planda birkaç gün içinde ölmesi muhtemel yakınınız için çeşitli ayarlamalar yapmış olduğunu fark ediyorsunuz. her şey çok hızlı oluyor. belediye cenaze nakil aracı gönderiyor, sizin mezar yeriniz varsa oraya naklediliyorsunuz, yoksa sizin için ayarlanan mezar yerine götürülüyorsunuz görevlilerce. normalde devlet dairelerinde, resmi işlemlerde suratımıza bakılmamasına, sorduğumuz sorulara bile yarım ağızlı cevaplar almaya alışkın olduğumuz için sizin için hiç zahmet yaratılmadan işlerin hallediliyor olmasına şaşırmadan edemiyorsunuz hala şok haliniz devam ettiği için falan. garip. ben ölüm belgesinin 3 nüsha olarak bana ücretsiz şekilde fotokopi çekilip bir devlet hastanesinde teslim edilmesinden dolayı yaşadığım şaşkınlığı mezarlığa giderken ablama anlattım yaa. döndü bana baktı, gerizekalı mısın senem, bana ne şu an fotokopiden dedi. ama birini mezarlıklar müdürlüğüne birini bilmem nereye verecekmişiz, hatta isterseniz aslı gibidir yapıp çoğaltabilirim bile dedi görevli dedim. cevap vermedi.
diyemedim ki, işler halledilmeliydi ve sen hamilesin. muhatap bendim. işlerin halledilmesine odaklı olduğum için ana kaptırmışım kendimi, özür dilerim.

geliyorsun mezarlığa, gömülmeden önce yapılması gereken bazı işler var. son hazırlıklar... aslında çok bilmiyorum buralarını ben meselenin. hem görmek istemedim hem de çok bulanık zaten. mezarlığın içindeki camiye gidene kadarki süreç çok yok bende. o yüzden detay veremiyorum ama sonra bir noktada namaz kılınıyor ölen kişi müslümansa. şaşırdığın birçok insan geliyor. gelmesini istediğin, ihtiyacın olan kimileri gelemiyor belki. hala çok bir şey anlamıyorsun. miden bulanıyor. sigarayı iç, yeme diye fısıldıyor en yakın arkadaşın kulağına. biraz ağlıyorsun, saçma bir espri yapıyorsun beklerken. herkes gülümsüyor sen hariç. namaz bitiyor. hızla taşıyorlar tabutu. sessizce yürüyorsun arkalarından.

mezar yeri kazılmış oluyor vardığınızda. sen kimseyi aramadın halbuki. başka biri de aramış olamaz biliyorsun. kim bu insanlar, nereden biliyorlardı babamın öleceğini diye geçiyor kafandan. acaba daha önce mi öldü, bize mi söylemediler diye uyanıyor aklının şeytanları kısa bir an için. bize bildirdikleri saatin üzerinden daha kaç saat geçti ki? gece çalışmıyor devlet daireleri...
düşüncelerin çok hızlı dağılıyor. toparlayamıyorsun zaten hiçbir şeyi. bak şimdi tabutun kapağı açıldı. uçup gidiyor kafan. alıyorlar koyuyorlar kuyuya. bir imam duruyor baş ucunda. göz göze geliyor senle, kaçırıyor bakışlarını. yapmayın demek istiyorsun, diyemiyorsun ya da bir an önce bitirin. o da olmuyor. uzadıkça uzuyor. kürekleri alıyorlar birbirlerinden elinden. nedense... son görev. birinin üstüne toprak atma görevi? mükemmel değil mi...

sonrası yine karanlık. dedim ya düşünceler, zihin örtülüyor. şuursuz bir süreç başlıyor. savrula savrula. oraya buraya çarpa çarpa. ben sadece mezarın içini düşünüyordum. hep mutsuz değildim, biraz zaman geçti, oh, sonunda çektiği acılar bitti bile dedim. sonra kalktım mezarlığa gittim toparladığımı düşünüp, baktım hala aynı noktadayım. hmm peki. daha zamanı gelmemiş.

önce özlemedim ben bir süre. daha önce de söylemiştim bunu birkaç kez. başka şeyler yaşadım, düşündüm dediğim gibi. sonra o başka şeyler, özlem tarifsiz bir büyüklükle her yeri kaplayınca ya yok oldular ya gözümün önünden onları göremeyeceğim bir yerlerimde kayboldular. yarın anlayacağız. evet yarın mezarlığa gidiyorum yeniden. özlemimi giderebileceğim bir manası olan bir mekan olarak ele almıyorum mezarlığı. o taşın işaret ettiği mezar yerinde bir ceset var çürümüş, babam yok. onunla konuşabileceğim bir yer falan da değil orası. hiçbir manası yok. mermerle etrafı çevrilmiş birkaç ton toprak görebiliyor olacağımı umuyorum yarın. ama böyle şeyleri yaşamadan tahmin edemiyorsun. böyle şeyleri düşünmemek gerektiğini ise yeterince kanadıktan sonra öğreniyorsun.

bakalım.
devamını gör...

sessizlik. sadece yağmurun sesini duymak isterim.
devamını gör...

köyden gelmiş saf bir genç, taşralı, bekçi, çöpçü, kapıcı, gurbetçi, çarıklı vs. daha genel rollerde halk profili çizilmiş roller sergiler. dikkatli incelendiğinde ne kadar saf ve salak rollerinde olsa da tezatlıklarla dolu bir takım değerler ile dalgasını geçer. o saf görünümünün altında cin gibi, hazırcevap, sivri bir zeka yatmaktadır.
devamını gör...

hüzünlü bir durumdur. şayet toplu bir ortamda yapıldıysa ve kendi hariç kimsede mimik oynamamışsa, kişinin yüzü domatesten hallice bir renge bürünür.

komik olmayan bir espriye maruz kaldığınızda gülünüz efendim, maksat kalpler kırılmasın.

devamını gör...

bir güncel gürsel artıktay şarkısı. bu yüzden şarkısından sonra en sevdigim bestesi diyebilirim evet.

devamını gör...

istiklal marşı'nın ve safahat' ın şairi, hafız, fikir ve mücadele adamı, doğruluğun ve vefanın timsali mümtaz şahsiyet.
devamını gör...

azizler filmi oyuncu kadrosu

azizler filminde başrolleri engin günaydın, haluk bilginer, binnur kaya, irem sak, fatih artman ve öner erkan gibi isimler paylaşıyor. filmin kadrosunda ayrıca hülya duyar, gülçin santırcıoğlu ve okan yalabık da bulunurken; bergüzar korel ve halit ergenç de konuk oyuncu olarak filme katılıyor. 8 ocakta netflix'te.
buradan
netflix'in yeni projesi azizler iyi bir yapıma benziyor özellikle binnur kaya ve engin günaydın'ın olması beni epey heyecanlandırdı.
devamını gör...

bazı “kişi”lere dert olup olay çıkartmalarına sebep olur.

böyle “tip”lere sadece gülüp geçmek ve nasırlı elleri için acilen norveçli balıkçıların kullandığı kremlerden hediye etmek şarttır.
devamını gör...

günaydın sözlük
her sabah o minik hapları içmem hayatta kalmam için çok önemli.
öte yandan da onlardan her bir tane alışımda kalanlar bana hayatın ne kadar da kısa olduğunu anlatıyor.
ve günaydınla birlikte içimde bir yerlerde şu çalıyor:
her sabah bir sayfa daha eksilip gidiyor ömrümden
gönlümün yıkıntılarında can çekişiyor umutlarım


yok aslında bu sabah mutsuz falan uyanmadım, tatlı tatlı yazmak istedim.ama nereden çıktı bunlar şimdi.
insan ne huzursuz varlık, sürekli mutsuzluğun kapanı var içinde, ortaya çıkmayı bekleyen.
oysa gülümsemek lâzım, bu düşük enerjiyi bir yana bırakmak,
ihtiyacı olan birinin yanında olduğunu hissettirmek,
bir çocuğun gülüşünü, çiçeğin açışını farketmek,
gökyüzünün sonsuz mavisini…
yettiğince ömrümüz,unutmamak gerek bir toz tanesi olduğumuzu.
belki de önemsememek gerek kendimizi bu kadar.
devamını gör...

rus kadın tenisçi.
1,88 boyunda olan sporcunun 5 grand slam şampiyonluğu vardır.
avustralya'da bir maçtan önce doping kullandığı tespit edilince eski saygınlığını yitirmiştir.
2020 şubat ayı civarlarında da tenis'i bıraktığını açıklamıştır.

not: serenaspor.
devamını gör...

ulugöl, ordu.
karadeniz
devamını gör...

tecavüz edenlerin ve ailenin yargılanarak ağır şekilde cezalandırılması ve çocuğun bu travmayı atması için desteklenmesi gerekir. sevgi dolu bir koruyucu aile veya daimi ailesi olmalı ve psikolojik destek verilmeli.
bir aile çocuğunun tecavüze uğradığını fark edemiyorsa o aile ya umursamıyordur ya da olayın içine dahildir. tecavüze uğrayan çocuklarda anksiyete, depresyon, fobiler ve daha pek çok sorun görülür. tecavüz sosyal yaşamlarını ve genel davranışlarını değiştirir. çocuk tecavüzlerinde çocuğun ailesinin kesinlikle soruşturmadan geçirilmesi ve bu olayda olduğu gibi 1 yıl süren durumlarda çocuğun o aile güvenli bir yaşama sahip olamadığı ispatlanmış olduğundan çocuğun aileden alınması taraftarıyım.
gerçi buradaki sorun türkiye'de aileden alınan çocuğun özellikle 12 yaşındaki bir kızın sevgi dolu bir aile bulma ihtimalinin yokluğu. koruyucu aile ve evlat edinme bu toplumda yaygınlaştırılmalıdır. çocukların davranışlarında değişiklik olduğunda bu öğretmenler tarafından yetkililere bildirilmeli ve aile hakkında (ister öz aile, ister koruyucu aile ya da evlat edinen aile ) araştırma yapılmalıdır. çocuk refahı devletin en önemli sorumluluklarından biri olmalıdır.
devamını gör...

naaaaaber cinimms?

biricik yayin ortagim kafadandeniz ile cumartesiyi pazara baglayan gece yani bu gece, -planlanana gore- 2 saatlik bir yayin ile kulaklariniza -“kendimizce” ziyafet vermek niyetindeyiz.

bize eslik etmek isteyenlere kapimiz, yayin basligimiz ve mesaj kutularimiz ardina kadar acik.

ps: bir moderator olarak baslangic sarkisini kacirmamanizi oneririm.*

00:00, bekleriz efenim.
devamını gör...

birini çok sevmek, kendini çok daha az sevmektir.
o mutlu olsun diye ödün verirsin.
o üzülmesin diye sen üzülürsün.
yeri gelir gülsün diye kılıktan kılığa girersin
özlemesin diye kilometreler tepersin.
beklemesin diye özledim demessin.

kendini yer, kendini yok edersin.

kendini seven adam bunları yapar mı kendine?

işte bu yüzden birini çok sevmek, kendini çok daha az sevmektir.

aşk ise yok olmaktır sevgilim.
devamını gör...

ingiliz kraliyet ailesine bak bir de bunlara, hanedanın bile paçozu denk gelmiş bize.
devamını gör...

az önce eski ev arkadaşımın dolabında bıraktığı şeyleri ayıklarken bir krem buldum. üzerinde aynen şöyle yazıyor;

"arko nem değerli yağlar serisi. hızlı emilen formül. yağlılık hissi bırakmaz. avokado yağı içeren el yüz ve vücut kremi"

normalde saçmış sakal şekliymiş, temizlikmiş, aksesuarmış, kendime bakmaya çalışırım, yani hayvan değiliz ancak "krem" gibi bakım olaylarına hayatımda hiç girmemiştim. merak ettim, açtım, baktım, açık yeşil bir krem. kokladım, güzel de kokuyor. hıyarımsı fresh bir kokusu var.

"tamam lan" dedim, süreyim bundan. aldım elime, en başta kolonya gibi sürmeye başladım, ama heralde fazla aldığımdan olacak ki krem gitmiyor, yani sür sür hala vıcık vıcık durumdayım, kalanını da suratıma, boynuma filan sürdüm. kollarıma bile sürdüm.

resmen krem ile abdest aldım.

bi de "yağlılık hissi bırakmaz" yazıyor. y*r..ak bırakmaz. kendimi şunun gibi hissediyorum;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

heralde fazla sürdüm, çok çok fazla.

ama güzel kokuyorum. taze taze.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim