kimlik kodu, adres kodu. kendimi bir markette satılan, alınan, pazarlanan bir ürün gibi hissetmeye başladım. derin dünya oramıza buramıza çip takacak diyenlere duyrulur, yavrum o çipin kodu da geldi.
devamını gör...

ard arda 8-9 tanımımın beğeni almadığını fark etmem sonucu hissettiğim duygu durumu.

keza bu bir ilk oluyor, hayatımda ilk defa balonumun söndürüldüğünü düşünüyorum. size alındığımdan veya gücendiğimden de değil bu arada. belli ki ben kaliteyi düşürmüş, okuyucunun ilgisini çekememiş ve yaratıcı tanımlar girememişim. o yüzden kızdığım kişi, sadece ve sadece kendimdir. hay kafama s*çayım, çalıştır ulan saksıyı!
devamını gör...

ahmed arif'in leylim leylim kitabında leyla erbil'e yazdığı mektuplarda özlemek kelimesi yerine kullandığı kelime.
içinde mektup olan kitapları çok severim ama leylim leylim'in yeri bende ayrıdır.
içinde öskemek geçen küçük bir pasaj bırakayım aşağıya;


"çok öskedim seni. öskedim, bizim doğu diyalektinde özledim demektir. neyini, nereni, hangi halini desem ki? sesini öskedim örneğin. yüzünü, şeytan çocuk gülüşünü, öfkeni, yeryüzünü ve kaskatı canımı ısıtan varlığını. şükür varsın. oturup nasılsın diye açabilir insan. sevinebilir, övünebilir, ağlayabilir insan. ne tuzsuz şeydi şu dünya be. geldin, buldun, şenlendirdin, insan ettin beni. yemeyip-içmeyip, yatmayıp-uyumayıp, seni anlatmalı bu yürek. senden bir ricada bulunucam ama en iyisi şimdilik susmak. mâdem sen sözünde durmadın ben de sürpriz yapıcam! şaşırtıcam seni! hem böylesi şeyler gevezeliğe gelmez, tadı kaçar sonra... gene de ödeyemem. böylesi daha güzel. sana mahkûm kalmak güzel. gözlerinden öperim. n'olur yaz."
devamını gör...

özellikle endonezya’da hâlâ oldukça yaygın olan insana reva görülemeyecek, berbat bir uygulamadır. uygulanış biçimleri ülkeden ülkeye hatta bölgeden bölgeye değişiklik gösterebilir.
devamını gör...

kafa sözlük jargonunda mesaj atmak anlamına gelir.
devamını gör...

az da bilinse h. g. wells, atatürk'ün sevdiği yazarlardandır.
the time machine, the ınvisible man, the war of the worlds, the ısland of doctor moreau gibi bilim kurgu eserleri ile tanınsa da aslında edebiyatın bir çok alanında eser vermiştir.
bu eserlerden "outline of history" isimli kitabı nutukta atıf alan tek yabancı eserdir.
atatürk bu kitaptan öyle etkilenmiştir ki kitabı "cihan tarihinin umumi hatları" ismi ile türkçe olarak bastırtır ve daha sonrasında bu kitaptan esinlenerek "türk tarihinin umumi hatları" bir kitap hazırlanarak basılır.
devamını gör...

çoğu kişi gibi ben de bayılıyorum fotoğraflarınıza,beğeni yağmuruna tutacağım ama zor durduruyorum kendimi bazen*

daim olun ve kendinize dikkat edin efendim*
devamını gör...


reşat nuri güntekin'in yaprak dökümü adlı kitabından uyarlamadır. beş çocuklu ali rıza bey ve ailesinin değişen toplum düzenine karşı direnemeyişini anlatıyor.

bilinen repliği aman ali rıza bey ağzımızın tadı kaçmasın dır. favori karakterim kem gözlü ferhunde olup en itici bulduğum karakter leyla dır. bir insan ancak bu kadar itici olabilir leylacığım.
devamını gör...

kahraman tazeoğlu gibi şairler, müzik kalitesi olmayan şarkılar, sanatçı(?)lar.
devamını gör...

mısır'da kurulan ilk müslüman türk devleti. 868-905 yılları arasında varlığını sürdürmüş olsa da, bazı kaynaklarda kurulma tarihi 875 olarak geçer. devletin ilk emir'i ahmed bin tolun yani tolunoğlu ahmet'dir. ki devletin en parlak dönemi de ahmet döneminde geçmiştir. ahmed/ahmet, abbasiler döneminde yaşamış cesur, yiğit bir adamdı. daha sonra abbasi valisinin vekili olarak mısır'a geldi. ama bir anda baktı, bölgeleri fethetmeye başlamış, kendi ordusunu kurmuş. ve böyle güç toplayınca bağımsızlığını ilan etti. daha sonra mısır halkını yoksulluktan kurtarınca halkın sevgisini kazandı. adana ve tarsus'u falan aldı. ahmet'in babası tolun türktür. yani ahmet de türktür.

tabii şimdi ahmet kendi devletini kurunca abbasilerin ve şiilik'in mezhebinden olan karmatilerin düşmanlığını kazandı ve bunların arasında savaş başladı. ahmet vefat edince diğer hükümdarlar abbasiler ve karmatilerle savaştı.

ve bu türk devletini de, yine bir türk olan ama abbasilerin safında yer alan komutan muhammed bin süleyman yıktı.

yani efendim özetle, türkün sonunu yine türk getirdi..

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

huzurdur.
devamını gör...

endüstri devrimi sonrası almanya'da ucuz ve popüler resimleri veya eskizleri betimlemek için kullanılmış bir sözcük. zamanla başka dillerde çevirisi yapılmaksızın kendine yer bulan karmaşık bir kavrama dönüştü. bazılarına göre çirkinliği ve bayağılığı kavramsallaştırıp güzelin mertebesine erişiyor, bazılarına göre güzelin tanımını sarsarak kendine alan açıyor.
devamını gör...

kötülük problemi ya da şer problemi, din felsefesinde kötülük ile mutlak iyi olan bir tanrı'nın varlığının nasıl bağdaştığı şeklindeki bir sorudur. tanım


tanrı kötülüğü engellemiyorsa mutlak iyi değildir. engellemeye çalışıyor ancak engelleyemiyorsa mutlak güç değildir. madem her iki sıfata da sahip, neden hiçbir şey yapmıyor?

konuşmayı en sevdiğim konulardan biridir. etrafımdan duyduğum kadarıyla "insanların iradelerine karışmak istemiyor" düşüncesi de fazlasıyla mevcut. o zaman şöyle bir anımı anlatayım.
°°din hocamla bu konuyu tartışırken şunu söylemişti "ben senin meyve soyman için bıçak üretiyorum ama sen o bıçakla insan öldürüyorsun. bu neden benim suçum olsun ki? benim tek amacım meyveni soyabilmendi." ilk baktığınızda çok mantıklı bir argüman gibi geliyor kulağa. ancak beni sürekli rahatsız eden bir soru var işte aklımda: tanrı geçmişi, geleceği ve şu anı biliyorsa neden o bıçağı satın almama izin verdi?
devamını gör...

bir şeyin zihnin arşivindeki tozlu raflarda kaybolmasıdır. hiç sevmem unutmayı; birini, bir bilgiyi ya da bir anıyı unutmak o kadar üzüyor ki beni. geçmiş günümüze ışık tutmak için var ve unutmak geçmişten gelen ışığı azaltıyor benim için.

bazı şeyleri unutarak aşabileceğimizi düşünüyoruz fakat bence unutmak sadece bir kaçıştır, kaçmak ise hiçbir zaman çözüm değildir. kaçan kişi illa bir şekilde yakalanır, unuttuklarımız da illa bir gün karşımıza çıkar.
devamını gör...

şimdilerde trump'a benzeyen , mabadımdan tipsiz adamdır. bir miles kennedy etmez. sesini de beğenmem , karakterini de. bunu birçoğunuz bilirsiniz. gnr'nin parlak dönemlerinde davulcunun manitasını 1 şişe viski karşılığı ayarlayıp stüdyoda mikrofonlar açıkken seks yapmışlardır. kaydettiği sesleride rocket queen şarkısının en vurucu yeri, slash tam solo atarken üst üste koymuştur. şarkıyı dinlerken duyulan kadın inlemesi rol değil, gerçek seks ürünüdür. davulcunun manita mal, kendisi daha mal. zaten grubun bir ara dağılma nedeni de budur. ınsan arkadaşının manitasına yazılır mı lan it. bak yine sinirlendim.
devamını gör...

bebekken sevilmek bir ihtiyaçtır, çünkü bebek ancak sevildiğini hissedince hayatta kalır. sırf yeterince dokunulmadığı, sevilmediği için yatakhanelerde ölen bebekler olduğunu duymuştum. yetişkinler için ise sevilmek bir ihtiyaç değildir. ama halen çocuk modunda kalıp sevgi dilenen bir yetişkin olmaksa, daha itici olmaya yol açar çünkü hiç kimse* muhtaç birinden hoşlanmaz çünkü muhtaçlık enerjisi, sevgi dilenen kişiyi daha da itici kılar. paradoksal olarak aradığı sevgiyi dışarıda bulamaz ama kendisiyle barışık olan, kendini seven kişi ise çekicidir. tek çare, kendini sevmektir ve kendi merkezinde kalabilmektir. kendi merkezinde kalanı da, olduğu gibi kabul edenler sever ki zaten o da sevilmediğinde dert etmez ve kimseden de sevgi dilenmez.
devamını gör...

mobildeki stabilizasyonuyla ciddi dusundugum, desktop kullanimda arayuzu degisince sacma sapan bir hal alan canimin ici muzik uygulamasi.

kullanimi cesitlendirecegiz, cafcafli gosterecegiz, bak cogzel olacak hehehe diye diye sadelikten ne kadar uzaklasilirsa o kadar boktanlasiliyor, bunu markalarin anlamasi gerekiyor artik ama ya.

mis gibiydi mis, geri cekin guncellemeyi saaad.*
devamını gör...

(bkz: haskell free library) (bkz: haskell free library and opera house)
1904 yılında,martha stewart haskell tarafından yaptırılan,neoklasik tarzda inşa edilen ihtişamlı yapının üst katı opera alt katı ise kütüphane olarak kullanılmakta.onu diğer tüm kütüphanelerden ayıran özelliği ise bulunduğu konum itibari ile abd'nin kuzeyindeki derby line şehri ve kanada'nın güneyinde yer alan stanstead'ın sınır noktasına inşa edilmiş olduğu için çifte vatandaş olması.iki farklı ülkenin sınırları içerisinde bulunduğu için iki farklı adresi ve ismi bulunuyor (abd (bkz: haskell free library and opera house)-kanada(bkz: haskell free library) ).kütüphanenin giriş kapısı abd sınırlarında olsa da kanada'lılar hiç bir kontrole tabi olmadan rahatlıkla kütüphaneyi kullanabiliyorlar.kütüphane koleksiyonu ve opera sahnesi stanstead sınırları içinde kaldığı için abd'liler tarafından kitapsız kütüphane ve sahnesiz opera olarak adlandırılıyor.kütüphanenin fransızca ve ingilizce olarak 20.000'den fazla kitap koleksiyonu vardır ve haftada 38 saat halka açıktır.bina, her iki ülkede de tarihi sit alanı olarak kabul edilmektedir. abd'de,1976'dan beri ulusal tarihi yerler siciline kayıtlıdır. kanada'da ise, 1985 yılında kanada ulusal tarihi sit alanı olarak belirlenmiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

osmanlı ordusunda padişahın hassa ordusunun atlı birliklerini oluşturan, tıpkı yeniçeriler ve diğer kapıkulu ocakları gibi ulufe alan seçkin birliklerin adı. dış görünüş olarak tımarlı sipahilere göre daha ihtişamlı ama kullandıkları silahlar aynıdır. kapıkulu sipahilerinde de bozulma dönemi 17.yüzyıl başlarında başlamıştır.

16. yüzyılın ünlü diplomatlarından busbecq bu sipahileri şu şekilde tarif eder: “üzengileri altın, gümüş ve değerli taşlardan parlayan kapadokya, suriye veya başka cins en soylusundan bir at üzerinde önünden geçip giderken, böyle bir türk şövalyesinden daha ihtişamlı bir görüntü yoktur. üzerine altın ve gümüş işlemeli kumaştan, hafif veya ağır ipekten ya da koyu kırmızı, sarı yahut lacivert renkte değerli başka bir elbise giyiyor. iki yanında birinde yayın durduğu ve diğerinde renkli oklarla dolu olan, partların ülkesindekiler gibi seçkin elişi ile işlenmiş iki sadak taşıyor. sol kolunda taşıdığı, oklara ve kılıç veya topuz darbelerine dayanıklı kalkanı da aynı seçkin işçiliktendir. boş bırakmayı yeğlemediği takdirde, sağ elinde çoğunlukla yeşil renkte hafif bir mızrak taşıyor. kısa ve değerli taşlarla bezenmiş bir kılıç kuşanıyor ve eyerden topuzu sarkıyor.

diyorsunuz ki bu kadar silah niye? öyleyse biliniz ki bu süvari tüm bu silahları kullanmasını gayet iyi biliyor. şimdi de diyorsunuz ki, bir kişi hem yayı, hem de mızrağı nasıl bir arada kullanabilir? yayını ancak mızrağını attıktan veya kırdıktan sonra mı çıkarıyor? hayır, zira mızrağı mümkün olduğunca yanında tutuyor, ama savaşın gidişatı yayı kullanmasını gerektiriyorsa, hafif ve buna göre düzenlenmiş mızrağı eyerinin ve bacaklarının arasına o şekilde sıkıştırıyorlar ki, ucu arkadan yukarı doğru bakıyor, böylece mızrağı dizleri ile istediği kadar sıkıca tutabiliyor. mızrakla savaşmaları gerekiyorsa, yayı ya sadağına yerleştiriyor ya da kalkanının üzerinden sol koluna asıyor. başlığı, ortasından şeritler ile bölünmüş koyu kırmızı bir ipek kumaşın uzandığı bembeyaz ince pamuklu bir kumaştan oluşuyor. birçoğu başlıklarını ayrıca siyah tüyler ile süslüyorlar”.

dünyanın en iyi atlı binicileri olan bu sipahiler, tabii ki çoğunlukla kıymetli olan atlarına çok değer veriyorlardı ve çok iyi bakıyorlardı. bilhassa at cinslerinin ıslahı ile uğraşan hipologlar ve soylu at yetiştiricileri için, busbecq’in çağdaşı olan başka yazarlar tarafından da teyit edilen bu ilgi çekici anlatımından, o dönemlerde bir atın akıllıca ve sevgi ile beslenmesinin osmanlı sipahilerinin hristiyan ülkelerine karşı üstünlük kazanmalarında büyük etkisi olduğunu anlamak mümkün.
sipahiler, tıpkı osmanlı’nın tüm süvari birlikleri gibi, mükemmel atları ile savaş alanında hücumlarının şiddeti ile kendilerini gösteriyorlardı. hücumlarına daima havayı yırtan ve hristiyan süvarilerin demir gibi saflarını bile titreten korkunç bir nara eşlik ediyordu.

uzaktan hala en önemli hücum silahları yaydı. sipahiler tarafından büyük bir çeviklik ve güvenle kullanılıyordu. busbecq, bu hususta mucizevi şeyler anlatır. isterse düşmanın göz bebeği olsun, hedef nadiren ıskalanıyordu. erkek çocuklar 7-8 yaşlarından itibaren kısa ama oldukça güçlü yaylar ile alıştırma yapıyorlardı ve güçlü bir kol gerektiren bu silahla yapılan savaş oyunları, bayram günlerinde erkeklerin ve yaşlıların en büyük eğlencesiydi.

kapıkulu sipahileri hassa ordusu olduklarından, kendileri tımarlı sipahilerin üstünde görüyorlardı. esas itibariyle orhan gazi’nin tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, osmanlı askeri teşkilatının oluşumunda çok büyük hizmetleri geçen kardeşi alaeddin’in bir eseri olarak ortaya çıkmışlardı ve ilk örgütsel yapılanmalarıyla da uyum içinde olupdaha kesin olarak geliştirilmeleri ve teşkilatlandırılmaları ise sultan 1.murad’ın aynı şekilde büyük hizmetleri bulunan beylerbeyi timurtaş paşa sayesinde gerçekleştirilmişti.
başlangıçta saltanat sancağını korumakla görevlendirilen en fazla 2500 kadar seçkin adamdan oluşan bu birlik, zamanla önemli ölçüde takviye edilerek daha geniş bir oluşum ve buna uygun bir sınıflandırma kazandı. kısa bir süre sonra, kapıkulu süvarileri adı altında, özelliklerini belirten farklı isimlerle dört bölüğe ayrıldılar.

*sipahiler

*silahdarlar

*ulufeciler

*garipler.

yavuz sultan selim, bu sipahilerin sayısını 3500 kişiye çıkarmıştı. padişahın süvari hassa ordusunda ilk sıradaydılar, ordugahta daima padişahın yanında bulunmak ve mesela kötü hav şartlarında, yağmur veya kar yağdığında, muhtemelen havada daha uygun bir ısı oluşturmak üzere, padişahın otağında veya otağın önünde uyumak zorunda kalan 500 kişilik bir birlik temin etmek gibi tuhaf bir yükümlülüğü yerine getirmek zorundaydılar. ulufeleri o zamanlar günlük 20 ile 40 akçe arasında değişiyordu ve başlarında günlük 80 akçe ulufeli, rütbe olarak yeniçeri ağasına en yakın sipahiler ağası bulunuyordu. sipahiler, kırmızı sancak ve mızraklarının ucunda kırmızı şeritler taşıyorlardı.

aynı zamanda silahdarlar da 2500 kişiye çıkartılmışlardı. rütbe olarak sipahiler ile aynı seviyede bulunan silahdarlar, günlük 20 ile 40 akçe arasında değişen miktarlarda ulufe alıyorlardı. başlarında bulunan silahdar ağası tıpkı sipahi ağası gibi 80 akçe ulufe alıyordu. sancaklarının rengi ise sarı renkteydi.

kanuni sultan süleyman’ın hükümdarlığı döneminde gerek sayıları, gerekse ulufeleri bakımından bazı değişiklikler meydana geldi. 1534’te sayıları 11500 kişiye kadar çıkmıştı. ilk iki bölükle dördüncü bölükten her biri 3000, üçüncü bölük ise 2500 kişiden oluşuyordu. 20 yıl sonra ilk üç bölük 2000 kişiden oluşurken, dördüncü bölük 1500 kişilikti ve ilk iki bölüğün ulufeleri 15 ile 45 akçe arasında değişirken, üçüncü bölüğün ulufeleri 10 akçe, dördüncü bölüğün ulufeleri ise 8 akçeye kadar indirilmişti.

ilk üç bölüğe çıkanlar o dönemlerde genelde saraydan, savaş sırasında esir alınan hristiyan çocuklarının yetiştirildiği içoğlanı ocaklarından gelen içoğlanlarıydı. dördüncü bölük olan garipler de yine aynı şekilde devşirmeydi ve daha az ulufe alıp daha az itibar görüyorlardı.

3.murad zamanındaki iran seferlerine kadar, kapıkulu süvarilerinin sayısı, her biri 500 kişilik bölükler halinde vezirlerin maiyetine verilen 2500 kişi ve adeta veziriazamın muhafız kıtası gibi doğrudan onun emrinde bulunan 1000 kişi dahil olmak üzere, 14-16 bin kişi arasında sabit kaldı. iran seferleri sonucunda, bilhassa batı kaynaklı 1590 ve 1594 tarihli raporlardan anlaşılabileceği üzere, sayıları yaklaşık 40 bine çıkacak şekilde takviye edilmişlerdi.



halbuki sayılarının bu denli yükselmesi, bu seçkin birliklerin bozulmaya başladığını gösteriyordu. iran seferleri, bu açıdan iki sebepten ötürü osmanlı askeri teşkilatına uğursuz gelmişti. öncelikle sefere bu kadar büyük sayıda birlikler çıkarabilmek için eski asker toplama yöntemlerinden vazgeçmek ve eksik kalan yerleri yalnızca sarayın içoğlanı ocaklarından doldurmak yerine, sipahilerin arasına onlarla aynı hünerlere sahip olmayan ne kadar vasıfsız adam varsa almak zorunda kaldılar. ikinci olarak, bu savaşlarda yalnızca insan olarak değil iyi atlar bakımından da maruz kalınan büyük kayıplar sipahi birliklerini öyle bir hle getirdi ki, o dönemden sonra bir daha eski ihtişamlı günlerine geri dönemediler.

kapıkulu sipahilerinde, tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, mevcut direniş, isyan ve ayaklanma ruhu, böylece gitgide daha fazla beslendi ve oldukça tehlikeli bir girişim gösterdi. zorlu yürüyüş insanlarla atları harap ettiği için, terk ve talan edilmiş topraklarda en iyi ihtimalle hiçbir şey alınamayacağı için iran seferine hiç istemeyerek çıktılar. zira türklerin “kızılbaş” diye adlandırdıkları iran şahının savaş yönetim sistemi, düşman yaklaştıkça sınır eyaletlerini yakarak harap etmek ve halkın tamamını iç kısımlara doğru çekmekti. böylece osmanlı birliklerinin buralarda ihtiyaçlarını gidermesi epey zor hatta imkansız bir hale gelirdi.

kapıkulu sipahileri 1826 yılına kadar varlıklarını sürdürdüler. 1826 yılında sultan 2.mahmud yeniçeri ocağını ortadan kaldırdığında sipahilere dokunulmadı ve anlaşarak yeni kurulan orduya katıldılar.
devamını gör...

metroda müziğin sesine sonuna kadar abanmış yüzüklerin efendisi'ni okuyan metalci çocuk, bak bu başlık sana.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim