yazarları editörlerle buluşturmayı amaçlayan uygulama. aynı zamanda pek aktif olmasa da iş fırsatları ve yarışmalar bölümüne de sahip. şimdilik fazla popüler olmayan, ismi sebebiyle hoşuma giden hikaye yazma uygulamasıdır.
devamını gör...

daha ilk yılım, sonra toparlarım diye sakın kendinizi salmayın ve ilk yıldan okuduğunuz bölümün temelini iyi kavrayıp not ortalamanızı yüksek tutun. ortalamayı yüksek tutmak her yılda önemli tabii ama genellikle 2. sınıftan sonra dersler ağırlaşacağı için elinizi güçlü tutmuş olursunuz.*

bunun dışında ilk olarak oluşan kıytırık arkadaş grupları dağılır sonradan genellikle ve asıl iyi üniversite arkadaşlarınızı tesadüfen bulursunuz.*
ha arkadaş demişken, mutlaka dersleri zictiredip sizi boktan ortamlara çekmeye çalışan bir iki gereksiz tip olacaktır. size karşı ne kadar "iyi" olursa olsun uymayın bu tiplere.* özellikle de derslerinizle ilgilenmeniz gereken zamanlarda. ha ama tabiki gerçekten iyi ve güvendiğiniz arkadaşlarınızla uygun zamanlarda uygun ortamlara akın. sosyalleşin. hatta okul bazında da sosyalleşin. ilginizi çeken 1-2 kulübe katılın mesela.*

çift ana dal veya yan dal hakkında pek bilgim yok açıkçası ancak basit bir mantıkla, yapmakta zorlanacağınız şeylere kalkışmadan önce iyi düşünmenizi örerebilirim sadece. kaldıramayacağınız yüklerin altına girmeyin. bazen aynı anda birkaç şey yapmaya çalışmak hiçbir şey yapamamaya eşdeğer olabilir.

ve bir de erasmus mevzusu var. her öğrenci için geçerli ama özellikle kız öğrenciler için* söylüyorum: bu fırsatı mutlaka değerlendirin. zaten ikinci veya üçüncü sınıfta oluyor program genelde. hatta sosyal hizmet gibi bazı bölümlerde dördüncü sınıfta staj hareketliliği programları bile var. n'apın ne edin dilinizi istenen düzeye getirip yapın şu zımbırtıyı. gözünüz medeniyet görsün alüminyum. ve aynı zamanda bunu yurtdışında iş bulup bir hayat kurabilmek için bilgi ve deneyim edinme aracı olarak kullanın. zira yakında çok ihtiyacınız olacak; benden söylemesi.

ha bir de vahhabi köpeklerinin* yerleştiği üniversitelerden uzak durun.

son olarak da,* eğer gerçekten bir alanda uzmanlaşıp çalışmak istemiyorsanız, amacınız üniversite mezunu olarak ortalıkta dolaşmaksa boşuna kontenjan işgal etmeyin. sizin yerinize o mesleği severek yapacak insanlar var çünkü.
(evet herkes eğitim aldığı alanda çalışmak zorunda değil ama bu mantıkla hareket eden kişi sayısı milyonları bulunca yozgat üniversitesinden (öyle bir üniversite var mı bilmiyorum bu arada kafadan attım kjkgjffhhchg) mezun olup kendini mühendis zanneden diplomalı sanayi işçileriyle doluyor ortalık.)
devamını gör...

şanlıurfa

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

öncelikle "hobi" tanımının zihinlerde tam oturmayışından kaynaklanıyor olabilir. kitap okumak, film izlemek gibi eylemler muhatap olunan nesnenin entelektüel derinliğine göre "boş zaman aktivitesi"nden ziyade insanın kendini geliştirmesi yolunda attığı bir adım, apayrı bir zaman ve emek isteyen birer süreçtir. akademik dersler haricinde öğrenilen bilgilerin "gereksiz" ve "işe yaramaz" olduğu algısı ve merak nahiyesinin yetersiz olması da hobi kavramının yanlış anlaşılmasındaki yegane nedenlerdendir. bana kalırsa puzzle yapmak, boyama yapmak, bitki yetiştirmek yahut müzik dinlemek zihin dinlendiriciliği bakımından hobi olmaya daha uygun akivitelerdir. ancak gelin görün ki hızla akan sosyal medya çağında bahsi geçen aktiviteler pek de "cool" aktiviteler olarak algılanmamaktadır gençler tarafından.
devamını gör...

2020 dünya basın özgürlüğü endeksi'ne göre basın özgürlüğünde 180 ülkede 157. sırada olan ülkemizde yapılmış açıklamalardır. listenin sonuna düşmeyeceğiz denilmek isteniyor galiba.
devamını gör...

2010’lu yılların başlarında kaan boşnak ve engin sevik’in birlikte kurdukları tarz olarak alternatif türk rock müzik yapan belki de son 10 yılın en sevilen müzik grubu…

10 yıllık müzik yolculuğunda pek çok müzisyenle çalışan grup baran ökmen, can tunaboylu ve can kalyoncu’nun katılımıyla şu anki halini aldı…

yüzyüzeyken konuşuruz müzik hayatı boyunca 3 albüm ve 8 single ile çıktı müzikseverlerin karşısına… bu teklilerden 2021 yılı içerisinde yayınlanan sen varsın diye youtube’da 3 ayda 17 milyon, son seslenişim ise 3 haftada 1 milyon dinlenmeye ulaştı.

grubun kurucularından kaan boşnak bir röportajda grubun isminin nereden geldiği ile ilgili soruya projeyi düşündüğümüz arkadaşımla internetten birkaç saat grup ismi şu olsun bu olsun gibi bir muhabbetten sonrasında

“aman neyse yüzyüzeyken konuşuruz boşver”
deyip kapattık ve grubun adı öyle de kaldı diyor.

2020 yılı başlarında blu tv’de grubun bir belgeseli yayınlandı ve yüzyüzeyken konuşuruz aynı yıl temmuz ayında 46. pantene altın kelebek ödüllerinde yılın grubu ödülünü kazandı.

yaptıkları enfes şarkılar ve derin şarkı sözlerinin yanında bize hatırlattıkları bir şey daha var, kişilerarası iletişimde araya giren bunca teknolojiye rağmen hala yüzyüzeyken konuşabilmek büyük bir lüks…
devamını gör...

"inanki teksin" isimli şarkısıyla beni benden alan grup vitamin solisti..

23 yıl geçti, halen hatırlarım o elim kazayı. ışıklar içinde uyu gökhan semiz..
devamını gör...

müzikkk, karikatür, varsa gerçek bir dost..
devamını gör...

psikiyatr ve radyo programcısı. "kötümser düşünceleri, salakça iyimserliklere yeğliyorum" sözünün sahibidir ayrıca, fakat benim favori sözü ise şudur: “bir insan iyi bir donanımla hindistan’a diye çıkıp amerika’ya varabilir. bu pozitif bir yanılsamadır. bence kötü olan hindistan’a diye yola çıkıp gerçekten hindistan’a gitmektir. bu, övünülecek bir yaşam tarzı değildir.”
devamını gör...

pek sevdiğim, en sevdiğim, çok sevdiğim, yerlere göklere sığdıramadığım metal grubu.
grup basçısı steve harris* tarafından 1975'de londra'da kuruldu.
öncelikle çoğu metal grubunda olduğu gibi iron maiden'da da kadro değişiklikleri oldu. paul di'anno'nun gruptan ayrılmasıyla bruce dickinson* tam 6 ay sonra gruba dahil oldu. bruce dickinson'da evrenden mezaş alan insanlardan olduğu için taa 1980'de samson'ın vokaliyken iron maiden'ı canlı izlemesiyle bir gün bu güzide gruba ses olacağını biliyordu. grubun o an deep purple'a benzediğini düşünmüştü. tabii bruce'un gruba girmesinde clive burr'le olan ahbaplığının da rolü vardı. öte yandan steve harris' te az antenli değildi hani. paul'un günün birinde grubu yarı yolda bırakacağını hissettiğinden bir gözü hep diğer vokallerdeydi.
neyse efenim, sözün özü kader ağlarını ördü ve bruce dickinson ait olduğu yere geldi.
brucecuğumuz ilk konserinde yepyeni şarkılarla hölölölö yapanları susturduysa da dianno şarkılarını söylerken seyirciyi tamamen kazanmayı başaramamıştı.
iron maiden ilk defa albüm kaydı için şarkı yazacak olduğunda bruce samson ile yaptığı anlaşmadan dolayı albüme şarkı yazamıyordu. ilk iki albüm - iron maiden ve the number of the beast - yıllar önce yazılmış şarkıları kapsıyordu. hızlıca şarkı yazması gereken gruba bruce'un altında imzası bulunmasa bile gerek söz gerek müzik konusunda ciddi katkıları oldu. buna bir örnek prisoner olabilir. adrian smitth bu albümde farkını ortaya koysa da kulaklarımıza tatlı tatlı bağıran parçalar steve'in kaleminden çıkanlar oldu ve klasikler arasındaki yerlerini aldılar. bu klasiklerden biri de grubun en sevdiğim parçası run to the hills elbette.
grup ilerleyen zamanlarda da edebiyat, sinema ve tarihten etkilenerek söz yazmaya devam etti.
the number of the beast her ne kadar sevildiyse bir o kadar muhafazakar kesim tarafından topa tutulduğu da oldu. şeytanın sayısını barındırdığı için muhafazakarlar tepkiliydi. steve bu tepkinin onların lehine grup için bedavadan pr olduğunu düşünüyordu.
hikayeleri kaba taslak bu şekilde. tabii ben sevdiğim kısımları ekledim. dileyenlere tamamını google amca anlatır.
bu beylerin kendilerine her anlamda çok iyi baktığını ve oldukça donanımlı olduklarını da söylemeden geçmeyeyim. sağlıklarına dikkat ediyorlar ve kendilerini sürekli geliştiriyorlar. özellikle dickinson'un on parmağında on marifet var.
yeni keşfettiyseniz dinleyecek bir dünya parçaları var. hatta bir tanesini buraya bırakıp kaçayım ben*.
devamını gör...

iranlı sahabe. en ünlü sahabelerdendir. ayrıca berberlerin piri olarak kabul edilir. bunun sebebi hz. muhammed'in berberliğini yapmasıdır. selman-ı farisi, babasının ismiyle (yani, oğul bin baba) anılmak yerine, selman ibnül-islam/selman bin islam (islam'ın oğlu selman) olarak anılmıştır. bunun sebebiyse, kendini "ben, islam'ın oğlu selman'ım" diye tanıtmasıdır. hz. selman'ın müslüman olmadan önceki ismi, mabah bin buzahşan'dı. müslüman olduktan sonra selman ismini almıştır.

hz. selman'ın babası, mecusilik yani zerdüştlüğe çok bağlı biriydi. hatta evlerinde ateşgede bile vardı ki, bu ateşin sönmemesinden hz. selman sorumluydu. babası, hz. selman'ı aşırı severdi. hatta o kadar severdi ki, evladının zarar görmemesi adına onu eve kapatmıştı. bu süre boyunca hz. selman, sorgulamaya başlar. "gerçekten mecusilik gerçek din mi?" diye.. fakat hz. selman, adeta ev hapsindeydi, bu yüzden mecusiliği diğer dinlerle kıyaslayamazdı. bir gün, babasının işleri çoğalınca, hz. selman'ı tarlalarından birine bakması için gönderdi. fakat eve çabuk dönmesini söyledi, çünkü hz. selman onun en değerlisiydi.

hz. selman'ın geldiği bu bölgede, biraz hristiyan vardı. hz. selman yola koyuldu ve bir kilise gördü. kilisede hristiyanların ibadet ettiğini gördü ve onların yaptıklarıyla ilgilenmeye başladı. onları izledi.. o, bu insanların dinleri hakkında bir şeyler bilmiyordu. hz. selman, tarlaya gitmek istemedi ve merak ettiği bu insanları akşama kadar izledi. bu dinin, yani hristiyanlığın mecusilikten daha iyi olduğu sonucuna vardı. hristiyanlara bu dinin neye dayandığını sordu. hristiyanlar da, hristiyanlık hakkında kendisine bilgi verdiler..

hz. selman eve geç kalınca babası endişelendi ve onun yanına adamlar gönderdi. hz. selman eve döndü ve olayları babasına anlattı. babası hristiyanlığın hayırsız bir din olduğunu, atalarının dininin, hristiyanlıktan daha üstün olduğunu söyledi. hz. selman babasına karşı çıktı.. hristiyanlığın zerdüştlükten daha üstün olduğunu söyledi.. ve tartışma çıktı.. babası oğlu için telaşlandı ve hz. selman'ı ayaklarından bağlayıp hapsetti.

hz. selman, hristiyanlarla bir şekilde irtibata geçti. hristiyanlar ona dinlerinin kaynağının suriye'de olduğunu söylemişlerdi. hz. selman da onlarla irtibata geçince, suriye'ye giden bir kervan hazır olunca kendisine haber vermelerini söyledi. bir kervan hazır oldu ve hz. selman bir şekilde evden kaçtı. bu kervana katılıp suriye'ye gitti.. burda rahib'e hizmet etmeye başladı ve hristiyanlık hakkında temel bilgileri öğrendi. rahib iyi bir insan değildi. insanların verdikleri sadakaları kendisi için biriktiriyordu. rahib öldü ve onun yerine başka bir rahib geçti. hz. selman, bu rahib'e de itaat etti. bu rahib iyi bir insandı, imanı tamdı. hz. selman onu çok sevdi. fakat rahib'in de ölümü yaklaşıyordu. hz. selman ona, kendisi için kimi tavsiye edebileceğini sorunca rahib, kendisine itaat edilebilecek bildiği tek kişinin musul'da olduğunu söyledi.

hz. selman, musul'a gitti ve bu kişiye itaat etti. bu kişinin de ölümü yaklaştı. hz. selman bu kişiden de kimin tabiliğine girmesi gerektiğini sordu. bu kişi, böyle bir kimse tanımadığını fakat nusaybin'deki bir alime tabi olabileceğini söyledi. hz. selman, nusaybin'e gitti. nusaybin'deki rahibin yanında bir zaman kaldı ve bu rahibin de ölümü yaklaştı. hz. selman, kime tabi olabileceğini sordu. bu rahib, tabi olunabilecek olarak bildiği tek kişinin rumların bölgesinde, ammuriye'de olduğunu söyledi. hz. selman, ammuriye'ye gitti. ammuriye'de bir zaman kaldı ve bir zaman sonra burdaki rahibin de ölümü yaklaştı. yine kime tabi olabileceğini sordu. rahib, uyulabilecek bir kimse bilmediğini söyledi. ardından da şöyle dedi:

fakat yakında bir peygamber gelecek. o, ibrahim'in dini üzerinde gönderilmiş olacak. ve kavminin arasından hicret edecek. hurma bahçelerinin bulunduğu iki harra arasındaki bir yere doğru gidecektir. onun peygamber olduğunu gösteren alametler olacak. o hediye edilen şeyleri yiyen bir kimsedir ve sadaka olarak da hiçbir şey kabul etmez. iki omuzu arasında nübüvvet mührü bulunur. görünce onu tanırsın. o ülkeye gidip ona katılabileceğine inanıyorsan, bunu yap.

hz. selman burda bir müddet kaldı. ardından büyük bir arap kabilesi olan kelb kabilesinden bir tüccarla karşılaştı. bu tüccardan ülkesi hakkında bilgiler aldı ve hakkında konuşulan nebinin bu bölgeden olan bir yerden çıkması gerektiği sonucuna vardı. bir ücret karşılığında bu kişiyle birlikte hicaz'a gitti. fakat vadilkurâ'da bu kişi hz. selman'a ihanet ederek onu bir köle olarak bir yahudi'ye sattı. hz. selman vadilkurâ'da hurmalıklar gördü. kalbi rahat olmasa bile ammuriye'deki rahibin dediği yerin burası olmasını diliyordu. vadilkurâda bir müddet kalınca, efendisi olan yahudinin kuzeni, yahudi kabilesi olan kureyzaoğullarından bir kimse tarafından satın alındı. ve burdan da medine'ye götürüldü. burda, rahibin bahsettiği beldeye geldiğini anladı.

hz. selman, hz. muhammed medine'ye hicret edene kadar bir köle olarak burda hurma bahçelerinde çalıştı. sürekli çalışmak zorundaydı, bu yüzden serbest insanlarla konuşamıyordu. bu sebepten de, hz. muhammed'in varlığını bilmiyordu. hz. muhammed kuba'ye geldiğinde, evs ve hazrec kabilelerinin ona iman etmesini yahudiler kabullenemiyorlardı. hz. selman yine hurma bahçesinde çalıştığı sırada yahudilerden biri geldi ve bir ağacın altında oturan hz. selman'ın sahibine, evs ve hazrec kabilelerini kastederek şöyle dedi;

allah, benî kayle'ye lanet etsin. vallahi onlar şu anda, mekke'den bugün gelen bir adamın etrafında toplanmışlar ve onun nebi olduğuna inanıyorlar.

hz. selman kendi kendine şöyle der; bu kimse, kesinlikle o peygamberdir!

hz. selman fena titremeye başlar, öyle bir titrer ki, ağacın altında duran sahibinin üzerine düşeceğinden korkar. hızlı bir şekilde ağaçtan iner ve şöyle sorar;

ne diyor? bu haber nedir?

efendisi, hz. selman'a sert bir yumruk atar ve şöyle bağırır; bundan sanane?! sen işinin başına dön. hz. selman ise şöyle der;

ben sadece duyduğum bu haberin ne olduğunu anlamak istedim.

akşam olunca hz. selman, biriktirmiş olduğu bir parça yiyeceklerini alır ve kuba'daki hz. muhammed'in yanına gider. ona şöyle der;

senin salih bir insan olduğunu duydum. yanınızda ihtiyaç sahibi olan arkadaşlarınız var. sizin halinizi duyduğum vakit, bunları size vermemin daha iyi olacağını düşündüm. ve ardından da getirdiklerini resulullah'ın yanına koyar.

resulullah, ashabına şöyle buyurur; yiyiniz. fakat resulullah kendisi bunlardan yemez. hz. selman, resulullah'ın sadaka kabul etmediğini gördüğü vakit kendi kendine şöyle der; işte bu alâmetlerin birindendir. daha sonra da resulullah, medine'ye geçer.

hz. selman yine bir şeyler hazırlar ve resulullah'ın yanına gider. hz. selman, kendisine hediye vermek istediğini söyler. resulullah'ın sahabeleriyle birlikte bunlardan yediğini görür ve ikinci alametin de resulullah'da var olduğu sonucuna varır.

bir müddet sonra hz. selman, tekrar resulullah'ın yanına gider. resulullah, ashabı ile birlikte oturuyordu. hz. selman onlara selam verir ve resulullah'ın etrafında dolaşmaya başlar. resulullah, hz. selman'ın bildiği bir şeyleri araştırdığını anlar ve ridasını kaldırır. hz. selman, resulullah'ın sırtındaki mührü görür ve ammuriye'deki rahibin kendisine bahsettiği mührün aynısı olduğunu anlar. ve onu öperek ağlamaya başlar..

resulullah, hz. selman'ı yanına oturup halini sorar. hz. selman, oraya ulaşıncaya dek yaşadığı olayları anlatır, ve resulullah ile ordaki sahabiler hayretler içerisinde onu dinlerler. bu arada, hz. selman'ın resulullah'a geldiği zaman arapçayı maksadını anlatacak kadar bilmediği ve bu yüzden, resulullah ile farsçayı bilen bir tercüman sayesinde konuştuğu rivayet edilir. hz. selman'ın başına gelen olaylarla ilgili rivayetlerde farklılıklar vardır.

hz. selman bir süre daha köle olarak yaşadığı için, hendek savaşı öncesi gazalara katılamamıştır. uhud savaşı öncesinde resulullah, hz. selman'a efendisiyle şartlı serbest bırakma anlaşmasında bulunmasını buyurur. hz. selman efendisine gider ve serbest bırakılmasının şartı olarak, 300 hurma fidanı elde edip dikmek ve 1600 dirhem altın vermek konusunda anlaştılar. resulullah bu haberi alınca, sahabilere şöyle buyurdu: kardeşinize yardım ediniz.

sahabiler kendi güçleri ölçüsünde fidan elde ettiler ve 300 fidanı hz. selman'a verdiler. resulullah, hz. selman'a şöyle buyurdu: selman git çukurlarını kaz. dikmeye sıra gelince onları sen dikme, bana haber ver. onları kendi ellerimle yerlerine koyacağım.

hz. selman, çukurların kazılması görevini sahabilerin yardımıyla bitirir. resulullah da bahçeye gider ve bütün fidanları yerine koyar. bu fidanlardan bir tanesi bile kurumaz. ardından resulullah, hz. selman'ı çağırır ve efendisine ödemesi gerekilen 1600 dirhem altını ödemesi için ona yumurta büyüklüğünde olan bir altın külçesi verir. hz. selman şöyle sormaktan kendini alamaz, ya resulullah, bu benim ödemem gereken miktarı nasıl karşılar?

resulullah şöyle buyurur; ey selman! allah onunla senin borcunu karşılayacaktır. hz. selman gerçekten de bu altın külçesiyle, ödemesi gereken altın miktarını öder. böylelikle hz. selman kölelikten azat edilir. hz. selman'ın azat edilmesi konusunda farklı rivayetler vardır.

hz. selman haliyle, tavırlarıyla adeta bir cazibe merkesiydi. hatta ensarlar da, muhacirler de, hep selmân bizdendir. diyorlardı. bunun üzerine resulullah buyurdu; selmân bizdendir, ehli-beyt'tendir.

gel zaman git zaman, hz. selman birgün vali olur. o sıra bir adam, yanında bir yük incirle gelir. hz. selman'ın sırtında bu sıra gösterişsiz bir aba vardı. adam, hz. selman'ı tanımamaktadır. hz. selman'ı bu hâlde görüp şöyle der;

gel şunu taşı!

hz. selman gidip yükü sırtlanır. halk hz. selman'ı görünce tanır. ve adama şöyle derler:

senin yükünü taşıyan bu zât validir!

adam şöyle diyerek özür diler,

seni tanıyamadım.

ve hz. selman'ın sırtındaki yükü almaya çalışır. hz. selman ise şöyle der,

bir zararı yok. yükü evine götürene kadar sırtımdan indirmeyeceğim.

--

hz. selman ile ilgili şöyle bir olay da anlatılır;

daha hz. muhammed'in yaşadığı dönemde, sahabeden bir grup, mescid-i nebevi'de halka kurmuş, aralarında sohbet ediyorlardı. bunlardan birisinin hz. selman ile bir problemi vardı. hz. selman, mescid-i nebevi kapısından içeri girince, hz. selman ile sorun yaşayan sahabe, hz. selman'ın duyacağı bir şekilde konuyu değiştirir ve etrafındaki arkadaşlarından kabile ve soylarını sormaya başlar. soyun nedir, sülalen nereye dayanır, hangi kabiledensin? diye sormaya başlar. herkes kendi soyunu-sopunu anlatır.

-mudar kabilesindenim, falan oğlu falanım!
-ben evs kabilesindenim, babam medinelilerin en şereflilerinden falanın oğludur. dedem şudur, dedemin babasıysa şudur! diye anlatır birisi de..
-ben de temim kabilesindenim, falanın oğlu falanım.
-ben, hazrec kabilesindenim!
-ben de kureyş kabilesindenim, insanların en şereflilerinin soyundanım!

hz. selman tüm bunları acınmayla dinler. sohbet bitince, sohbeti idâre eden zat hz. selman'a dönüp şöyle sorar:

ya selman, senin soyun-sopun nereye dayanıyor, sen nerelisin, sen hangi kabiledensin?

onlar, hz. selman'ın iranlı yani yabancı, garip, bilinen bir soyunun olmadığını düşünürler. hz. selman ise şu cevabı verir;

ben de, islam'ın oğlu selman'ım.

hz. selman, gözleri dolarak şöyle devam eder;

ben delalette olan sapıtmış bir insanken, allah, hz. muhammed ile beni hidayete erdirdi. ben fakir, yoksul bir insanken, allah, beni hz. muhammed ile zenginleştirdi. ben basit bir köleyken, allah, beni hz. muhammed ile özgürlüğüme kavuşturdu. işte bu benim soyum ve ırkım. benim soyumu, sopumumu öğrenmek istiyorsunuz? ben de, islam'ın oğlu selman'ım.

bu cevap karşısında kimse bir şey diyemez, herkes donup kalır. herkesin içten-içe islam kardeşliği duyguları kabarır. hz. ömer, bütün bunları mescid'in bir yerinde dinlemekteydi. bu sözleri duyduğu an ayağa kalktı ve bu topluluğun yanına geldi. hz. ömer onlara şöyle dedi;

peki ya benim soyumu-sopumu öğrenmek ister misiniz? ben de islam oğlu ömer'im. islam oğlu selman'ın kardeşiyim.

ordaki sahabilerin hepsi birer-birer ayağa kalkıp, ben de islam'ın oğluyum demeye başlar..

hz. selman, ölüm döşeğine yattığı zaman vali sad bin malik ve sad bin mesud onun ağladığını görürler. neden ağladığını sorduklarında hz. selman şöyle cevap verir;

resulullah bizden bir ahid aldı. hiç birimiz onu koruyamadık. o bize şöyle demişti: sizin dünyadaki geçimliliğiniz, bir yolcunun azığı kadar olsun.

şiiler, hz. ali ve ehli beyt hakkındaki rivayet edilen hadislerin çoğunu hz. selman'a isnad eder. galiyye (gulat-ı şia) ekollerindeyse, hz. selman, ilahi sudur sırasındaki hz. ali'den hemen sonraki kişidir. nusayrilikte, nusayrilerin teslis akidesini ifade eden ayn, mim, sin harflerinden, ayn hz. ali'yi, mim hz. muhammed'i, sin ise hz. selman'ı ifade etmektedir.

durzîlerse, kur'an'ın hz. selman'a vahyolunduğuna ve hz. muhammed'in kur'an'ı ondan aldığına inanırlar. sufiler ise ashabul-suffe ile beraber hz. selman'ı tasavvufun kurucularından biri olarak kabul ederler.
devamını gör...

sırılsıklam olmuş yastığı ters çevirip baş ağrısıyla uykuya dalmaya çalışmakla devam edecek sürecin başlangıcı.
devamını gör...

bitirim jargonuyla verilmiş cevaplar. üsluba bakar mısınız. ülkeyi bu jargonla idare ediyorlar muazzam ya. herkes çukur, herkes kurtlar vadisi.
devamını gör...

yapmayım arkadaşlar neresi güzel? ihtıyacı olmayanda yapıyor artık. uçak pisti gibi burunlarla geziyor kızlarımız. üzülüyorum, postmodern toplumun bizi tek düze insanlar yapmaya çalışmasına, ve bizim buna kanmamıza.
devamını gör...

plymouth'un 1970 yılında nascar yarışları için ortaya çıkardığı, 1969 yılında kardeş takımı dodge tarafından üretilmiş dodge charger daytona* üzerinden geliştirilen yarış aracıdır.. tasarım olarak daytona'ya oldukça benzer, aerodinamik donanımlar neredeyse aynıdır.. tabi ki chrysler'daki roket mühendislerinin daytona'ın tasarımında çalışmaları ve elde ettikleri bilgi birikimini bu araç üzerinde uyguladıklarını söylememe gerek yok..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
plymouth road runner aracı üzerinden geliştirilmiştir.. tıpkı daytona'daki gibi önüne koni şeklinde aerodinamik parça, arkaya da kocaman kanat..nascar dünyasındaki aero cars veya winged warriors isimli grubu oluşturan 2. üyedir.. plymouth'a özgü arka kanat yanına ve önde soldaki açılıp kapanan farın üstüne ünlü çizgi film karakteri road runner çıkartması eklenmiştir.. aracın en büyük yapılma amaçlarından birinin o zamanki ünlü yarışçıları richard petty'nin plymouth'un önceki araçlarıyla yeterince rekabetçi olamamasını düşünüp ford'a gitmesinin ardından kendisini tekrar takıma geri döndürmek olduğu söylenir.. nitekim bu araç ortaya çıktıktan sonra geri de dönmüştür..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
nascar'da bir aracın yarışabilmesi için trafikte de kullanılabilen versiyonunun mevcut olması gerekir, yani homologasyonu olmalıdır, bu sebeple aynı daytona'daki gibi bu aracın da trafikte kullanılabilir versiyonları üretilmiştir ve bunlarda da o sivri burun üzerine açılıp kapanabilen * farlar konulmuştur.. 1970 yılında trafikte kullanılabilir araç üretme sınır minimum 500 idi, ancak bu araçtan tam 1935 tane satıldığı söylenmektedir.. arka kanat tasarımında rüzgar tüneli kullanıldığı için kanat açısı en yüksek verimlilikte olacak şekilde ayarlanmıştır, böylece arka tarafta elde edilen yere basma kuvveti optimum düzeydedir.. bu aracın üzerinden yıllar geçmesine rağmen kanatın tasarımı ve yüksekliğinin matematiksel hesaplamaları, neye göre karar verildiği chrysler tarafından hep sır gibi saklandığı söylenir ancak emekli bir chrysler mühendisi bu kanadın yüksekliği için "bagajın rahatça açılıp kapanması için bu yüksekliği uygun gördük" demiştir.. ama tesadüfe bakın ki sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, aracın üstündeki kanadın yüksekliğinin en uygun yere basma kuvveti elde edebilmek için gereken kanat yüksekliği olduğu ortaya çıkmıştır..***
arka çamurluk daha büyük tekerlek takabilmek, bu tekerleklerden dolayı oluşacak yerden yüksekliği azaltmak ve daha büyük iz genişliği için kesilip genişletilmiştir..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu araçta 3 farklı motor seçeneği vardı.. 426 kübik inç, 425 hp güç üreten hemi v8 motor, 440 kübik inç, 390 hp güç üreten plymouth'larda super commando diye geçen, dodge charger daytona'daki magnum motorun aynısı ve yine bu motorun 375 hp'lik farklı bir versiyonu vardı.. 426 hemi motorunun üretimi biraz pahalıydı bu sebeple sadece 135 tane superbird bu motorla satıldı..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu araç aerodinamik olarak oldukça gelişmişti ancak üstündeki bu eklemeler aracın ağırlığını artırmıştı.. normal bir plymouth road runner 400 metre drag yarışında superbird'i geçebiliyordu ancak 100 km/h'ın üstündeki seyir hızlarında, yapılan bu aerodinamik eklemeler meyvesini vermekteydi..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu aracın da sonu daytona gibi oldu.. önceki yıllarda pilotlarını kaybetmelerine sebep olan ford dominasyonuna kardeşi daytona ile son verip kendileri nascar'ı domine eden bu araçların sonu, rekabet olması için nascar motor hacimlerini 305 kübik inç ile sınırlandırmasıyla ve bu hacimde elde edilen güç bu araçlar için yapılan aerodinamik eklemelerle artan araç ağırlığı ile birlikte nascar'da yetersiz kalmasıyla son buldu.. ardından aerodinamik eklemeler de yasaklandı ve bu aracın ömrü sadece 1 yıl sürdü.. nascar, bu sınırlama ile araçların yavaşladığı döneme girdi, bu sınırlamanın bir diğer sebebi de mevcut lastik teknolojisi 320 km/h'a ulaşan hızlarda güvenli olmamasıydı.. aero-cars, aero-warriors veya winged-warriors denen bu radikal tasarımlı araçlar sadece 1-2 yıl var olmalarına rağmen tarihe iz bırakmayı başarmışlardır.. günümüzde 1000'in üzerinde superbird'ün hala var olduğu söylenmektedir ve özel bir araç olduğu için çoktan koleksiyonluk olmuştur..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
"beep-beep"
devamını gör...

sanal bir önemdir.
ırk ve din kavramı sağ partilerin en büyük enstrümanlarıdır. (gerçek) solun ise elinde sadece emek vardır. mantıklı insanların oluşturduğu toplumlarda insanların en büyük derdi hayatını kazanmak olur. böyle toplumlarda toplumun çoğunluğunu oluşturan çalışan kesimin ihtiyaçlarına sol partiler cevap verir. azınlıkta kalan sermaye sahibi kesimler de sağ partileri destekler. böyle düşündüğümüzde sürekli olarak sol partilerin iktidara gelmesi gerekir. oysa ki ülkemizde ve dünyanın pek çok ülkesinde sağ partiler söz sahibi olabilmektedir. bunun nedeni sağ partilerin elinde ırk ve din gibi sanal enstrümanların olmasıdır. gerçek sorunlarının önüne bu sanal sorunları koyan çalışan kesim de sağ partileri desteklediği için gerçek sorunları bir türlü çözülemez ve bu böyle sürüp gider. bazen düşünüyorum da insan türü aslında pek de zeki bir tür değil.
devamını gör...

beni dövdüler abi dediğin zaman pe****klerin elinden gittim aldım!
devamını gör...

başta kalite zannedersin ve profiline girersin. bomboş 10 tanım yapmıştır, toplam 40 kelime bile kullanmamıştır ama 400 fav almıştır. bir de bunların nickaltları vardır, sayfalarca "ay çok ponçik, çok tatlı, çok şeker" falan yazılmıştır. gülünçtür, zavallıcadır. enes batur'un bilmem kaç milyon takipçisinin olduğu yerde çok takılmayın böyle şeylere. bu toprakların kaderi bu. burada doğru ya da kalite değil hamaset, popülizm ve çiğlik iş yapar.
devamını gör...

zaman zaman bir şarkısına tutulup kaldığım ve tarzını başka sanatçılarda bulamadığım, başarılı sanatçı kişi. uzun süredir bu şarkıdayım.
devamını gör...

bugün benim doğum günüm...

edit: hepinize çok teşekkür ederim iyi dilekleriniz, yeni yaş tebrikleriniz için. ben de sizinkileri gelip kutlayacağım. hepinizi çoooook seviyorum. c vitaminli geceler...

bonus edit: şeyma subaşı için uçağı kapatan sevgili. doğum günüm için türkiyeyi kapatan annem.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim