5. sınıf fen bilgisi projem.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bilmiyorum forumsal bir başlık mı ya da anket mi bu da, bunların ayrımını yapamıyorum henüz. eğer formata aykırı ise silin gitsin lütfen. sadece bazen burayı günlük gibi kullanıyorum hepsi bu. bundan da rahatsızlık duyanlar olacaktır, üzgünüm...
t: yazarların itiraflardan, söyleyemediklerinden ziyade yansıtmak istedikleri için açılmış başlık.
az önce bir entry okudum ve sadece çok üzgünüm. okuduğuma değil, yazan yazarın acısını bildiğim için üzgünüm, acısını gizliden paylaşıyorum. söylemek istediğim ise şu ki; bilmesek de, konuşmasak da, hiç tanımasak da bazen birilerine dokunuyoruz; kalbine, ruhuna, acısına, gülüşüne, gözyaşlarına... darmadağın da oluyoruz garip ama oluyoruz işte. bu bazen çok fazla geliyor çünkü elden bir şey gelmiyor. bunları yazıyor olmam ona fayda sağlamıyor ama ben kendimi iyi hissediyorum. bunun için de suçlu hissediyorum. bu kadar kolay olmamalı çünkü, bazı olaylar karşısında insan bu kadar kolay iyi hissedememeli. sen haklısın ve neden haklı olduğunu az önce anladım.
devamını gör...

kedileri çok sevmeme rağmen hiç yapmadığım eylemdir.
devamını gör...

eğer doğruysa dünyayı bizim bakışlarımız yani algılarımız oluşturuyor ve biz dünyada değil beynimizin içinde yaşıyoruz demektir. ve bu evren de aslında matrix filmindeki gibi sanal bir alem demektir.
devamını gör...

bir şeyin bir yerden bir başka yere iletilmesi, taşınması, aktarılmasıdır.
devamını gör...

eleştiri iyi niyetle karşındakinin fikrini geliştirmek ya da kendi fikrini belirtmek amacıyla yapılır, hakaret ise kendini ifade etmeyi bilmeyenlerin eleştri adı altında başkalarını sözleri ile aşağılamaya çalışmalarıdır. genelde eleştirenler gözlerde yücelirken hakaret edenler gözden düşer.*
devamını gör...

bir aygıtın en verimli biçimde çalışması için önceden belirlenmiş, önerilen normlara göre yeniden formatlanması işi.
devamını gör...


her zaman bilim kurgu türünü hem kitaplarda hem de filmlerde seven biri olarak uzun zamandır listemde olan ''zaman makinesi'' kitabını sonunda okuyabildim.

bilimkurgu dalında eserler veren yazar h.g. wells'in en bilindik ve 30 yaşında yazdığı eseridir zaman makinesi.

kısaca konusuna gelecek olursak eğer kendisini 'zaman yolcusu' olarak adlandıran bilim insanımız bir makine icat ediyor. zamanda yolculuk yapılabilecek bir makine. insanların hala hayalini kurduğu, çoğumuzun düşününce bile heyecana kapıldığı bir icat aslında zaman makinesi. zaman yolcusu da bu makine ile 802701 yılına gidiyor. hep ileriki yıllara zamanda yolculuk yapsak teknolojinin daha çok geliştiğini düşünürüz belki de insan ırkının çok daha güçlü olacağını. ama ne yazık ki zaman yolcusu gittiği bu yılda ne gelişmiş bir teknoloji ne de güçlü insan ırkı görüyor. onun yerine çok daha küçük boyutlarda canlılarla karşılaşıyor ve bu canlı türü ikiye bölünmüş. bir tanesi yani morlok'lar aynı gece gibi, karanlıkta yaşayan ve aynı yer altında yaşayan canlılar gibi ışıkta göremeyen bir topluluk. bir diğer tür ise gündüz gibi ışıkta yaşayan eloi'ler. bu iki tür de sanki birbirine düşman birbirinden kaçıyor. bu insan türleri ve oluşan dünyada yaşadıklarını anlatan zaman yolcusunun anıları işte kitabımızı oluşturuyor. h.g.wells ilk defa 4.boyuttan bahsediyor kitabında. henüz daha kuantum teorisi yokken..

kitapta en sevdiğim şeylerden biri bu buluş anlatılırken fazla bilimsel ve karışık detaylara değinilmemiş. bu sayede okurken sıkılmıyorsunuz ve hızlıca akıp gidiyor. ben iş bankası kültür yayınlarından okudum, en arka sayfalarda ise yer yer kitapta geçen mekanlar, olaylar vs. açıklamalarla verilmişti.

1895 yılında henüz teknolojinin gelişmediği o zamanlarda yazılan bu kitap toplumsal olaylar üzerinden, evrimin işleyişinden, hayal gücü ve de yeterli bilimsellikten bahsederek aslında yazarın ne kadar konuya hakim ve vermek istediği mesajları yerinde verdiğini gösteriyor.

okuyunuz efendim ve siz de hayal ediniz. zamanda yolculuk yapsak nasıl olurdu?
devamını gör...

bazen öyle olur ki ağlarsan rahatlayacaksındır ama hayat buna bile izin vermez ağlayamazsın daha da kötü olursun.
devamını gör...

övülecek bir şey varsa güzeldir, insanların tanımlarını okuyup farkedilen özellikleri, nitelikleri yazılmalıdır, takdir edilmelidir, övülmelidir de...

ama benim profilime gelip güya nickaltı diye, x yazarın tanımlarını ne kadar hızlı beğendiğimi yazması, "kaç tane" beğendiğimi, saat kaçta beğendiğimi yazması... "benimle ilgili bir şey değildir"
başka bir şey yazmıyorsa özellikle...

gelip benim sayfamda ne kadarda güzel tanımları olduğunun altını çizmektir,
"beni kullanarak"

öncelikle, o kadar beğeni yapmanın farkedileceğini biliyor yazarlar, ve nezaketen, bir zahmet sende onun yazdıklarını oku, bir şey kaybetmezsin, korkma.. oku.. teşekkür etmek istiyorsan, senin yazdıklarını okuduğu için, sende onun yazdıklarını oku, "istiyorsan"

beğenmezsen, neden beğenmediğini yaz neye katılmadığını yaz, eyvallah.. beğenirsende neden beğendiğini yaz ve bir nedeni olsun, var çünkü.. ve onu anla..
okuduğun yazıların, yazarın, sertmi, iyimi, kötümü, komikmi, duygusalmı, objektifmi değilmi.... nasıl yazdığını anla lütfen...

*şu an itibariyle tanımlarımı beğenmiştir, süper yazardır ehe ühe....

*beğeni yağmuruna tutmuştur ehe ühe

*45 tane beğeni yaptı bana.. dikkat dikkat onistanbul bana seri beğeni yaptı ehe ühe..

bunlar nickaltı değildir...

sırf bu yüzden beğeni yapmaya korkuyorum artık, yazar okuyamıyorum...
devamını gör...

hatta bir üst seviyesi bi de şunu derler
"ben senin g**ü b*klu hallerini de bilirim."
eee napayım bil yani, sanki kendisi hiç bebiş olmamış gibi.
devamını gör...

belki ülkede böyle geri kafalılık olmazdı regl ile ilgili pedlere %18 vergi olmazdı
devamını gör...

yarım saat kadar önce yolladığım foto "24 saat kuralı" yüzünden güme gitti. dakikalarla kural ihlali yapmışım. bu "nemrut" suratımı moderasyon ekibine yolluyorum. şaka şaka. karma puanında ilk 200'e girdiğimi, en sevdiğim renk olan mavili bi pozumla kutluyordum. oradan devam.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

nasipse varmama daha 7 yıl olan durumdur.
devamını gör...

bir buhayatbenim ukdesidir.
papa eftim, 1884 yılında ankara vilayetinin, yozgat sancağına bağlı akdağmadeni kasabasında doğmuştur. türk ortodoks patrikhanesi'nin kurucusu ve milli mücadelenin önemli kahramanlarından biridir. asıl adı pavli karahisarlıoğlu olup soyadı kanunundan sonra zeki erenerol adını almıştır.

1918 yılında keskin metropoliti olmuştur ve türk ulusal bağımsızlık savaşı’ndaki hıristiyan türklerin örgütlenmesinde önemli bir rol üstlenmiştir.

fener rum patrikhanesi, itilaf devletlerine hitaben mart 1919 da yayımladığı bildiride artık ortodoksların osmanlı vatandaşı olmadıklarını ileri sürmüş ve bütün türkiye'nin işgal edilmesi gerektiğini söylemiştir. aynı zamanda mavri mira cemiyeti gibi birçok türkiye aleyhtarı cemiyetin de kurulmasına ön ayak olmuştur.

papa eftim mübadele öncesi anadolu’da hatırı sayılır bir nüfusu olan karamanlılar’ın ruhani lideridir. karamanlılar, ankara, kayseri, tokat, aydın, antalya, konya, adana, bursa, kastamonu, sivas, nevşehir, niğde, burdur, ısparta’da yaşayan, rumca bilmeyen, türkçe’yi kendilerine özgü bir ağızla konuşan, buna karşılık grekçe dua eden ve grek harfleriyle yazan ortodoks bir halktır.

fener rum patrikhanesi’nin,
‘‘hunhar, canavar suratlı, zalim kemalistlerin zulümlerinden biz hıristiyanları kur­tarmaya gelin, yüzbinlerce hıristiyanın hayatını kurtarın...”
bildirisine karşı harekete geçen papa eftim hemen karşı bir beyanname yayınlamış ve şunları belirtmiştir.

‘’...mezhebimizi şerre alet ederek, türk olduğumuz halde helenizm propagandasıyla aldatılarak güya aslen yunanlı imiş ve aslına geri dönermiş gibi azınlık hukuku iddiasıyla mezhebi millete karıştırarak bir taraftan bizi yunan işlerine alıştırmak hilelerini kullanma ve diğer taraftan da umumî vekilimizmişçesine hakkımızı istiyoruz der gibi vaziyetler alarak avrupa’ya karşı hükümetimizden şikâyetçi sıfat ve vaziyetiyle göstermeye kalkıştılar... ''

''istanbul patrikhanes’inin bize türklüğümüzü unutturmak ve dilimizi değiştirmek için aldığı bunca tedbirler hiç kar etti mi? işte türk tabiiyetimiz ve dilimiz olduğu gibi bakidir. halis türk ve türk evlatları olduğumuzu adet, töre, kültür, ve her halimizle bunu ispat etmekteyiz.’’
bu beyanname sonrasında papa eftim hakkında istanbul hükümeti tarafından hemen yakalama kararı çıkarılmış fakat keskin kaymakamı avni bey bu emri yerine getirmeyerek papa eftim’i tutuklamamıştır.''


yozgat’da kapı komşusu olan çerkes ethem vasıtasıyla mustafa kemal paşa ile tanışmış ve delege olmadığı halde sivas kongresi'ne katılmıştır. keskin'de bir miting düzenleyerek istanbul hükümetini tanımadığını ve yalnız mustafa kemal paşa'dan emir alacağını bildirmiştir.

papa eftim, 31 mart 1922 tarihinde meclis binasının önünde de bir konuşma yapmıştır. mustafa kemal paşa'nın da katıldığı açık hava toplantısında incil'den örnekler vermiş ve fener patrikhanesi'nin ihanetlerine de vurgu yaparak mustafa kemal paşa’ya tam bağlılık gösterilmesini istemiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

lozan antlaşması’nın sonucunda çıkan mübadele kararına göre karamanlılar yunanistan’a gönderilmiş sadece papa eftim’e dokunulmamıştır.

papa eftim istanbul’a taşınarak türk ortodoks patrikhanesini kurmuş ve fener rum patrikhanesi’yle mücadelesine devam etmiştir.

"ben türk dostu eftim değil, türkoğlu türk eftim'im. ben, her zaman, her yerde türk olduğumu beyan ettim. bir yabancı, türk dostu olabilir. fakat benim gibi, halis bir türk vatandaşının, yabancı bir türk dostu gibi gösterilmesi, o'nun milliyetinden şüphe edilmesine delalet eder ki, bundan incinmemek, üzülmemek imkânsızdır. bana türk demeyip, türk dostu diyenleri hiçbir surette affedemem.”

atatürk’ün ölümünden sonra türk ortodokslarına verilen önem azalmış , adnan menderes hükümeti fener rum patrikhanesi’ne tavizler vermeye başlamış ve papa eftim’e bağlanan maaşı bile kesmiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


bütün ömrünü anadolu’daki türk varlığına adayan ve emperyalizmle mücadele eden papa eftim 14 mart 1968’de hayata gözlerini yummuştur.
mezarının başında kendisini her zaman baba eftim diye onure eden atatürk’ün onun için söylediği sözler yazılıdır.
‘’baba eftim, bu memlekete bir ordu kadar hizmet etmiştir.’’
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kaynakça
1
2
3
4
5
6
devamını gör...

simit yok mu simit, yiyoruz ya hani. o simidi bi düşünüyorum da yani o simidin ortasında bir delik var ya o boşluğa ne oluyor? biz yedikten sonra yani o boşluk nereye kayboluyor yani? hayır onu da yiyorsak çünkü hava yutmuşuz gibi oluyor da böyle gaz mı yapmasa sonra korkusu var hep içimde onu yemesek mi acaba yani? o gaz insanı öldürür biliyor musun? o simitin ortasındaki o boşluk adamı öldürmüş...
devamını gör...

mutsuzluktan söz etmek istiyorum
dikey ve yatay mutsuzluktan

mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor
*

bu gece mutsuzluktan bahsediyoruz efenim sizde mutsuzluklarınızı bu başlığa yazın birlikte konuşup tartışalım...
ama kafamız nasıl güzel saat 23'te sözlük radyo'da...
devamını gör...

dosta gurur, düşmana gözdağı.
devamını gör...

kadınlar bütün bu yüzyıllar boyunca erkeği olduğundan iki misli büyük göstermek gibi tılsımlı ve tadına doyum olmayan bi güce sahip olan aynalar görevi görmüşlerdi. wirginia woolf.
devamını gör...

"tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış." kendi kendinizi sürekli kurup (benim de bazen yaptığım gibi) -olmaz ki canım, -ayıp ya hu, gibi takılır kalırsınız. tabi gönül kıran kişiye bir çıtlatmak gerek. -şu yaptığına kırıldım, gibi. eğer bir özür gelirse büyütmeye gerek yok. ama hiç oralı olmuyorsa o kişiyi bellekten silin.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim