uzaya çıkış eğitimleri
uluslararası uzay istasyonu görevleri için seçilen kişilere verilen çeşitli eğitim programları.
bu eğitimler belli başlı koşullar düşünerek profesyonel ekipler tarafından hazırlanır. eğitimlerin bazıları, uzay istasyonu içindeki genel yaşam şartlarına uyum sağlamayı hedeflerken bir kısmı da acil durumlarda neler yapılması gerektiği konusuna odaklanır.
yer çekimsiz ortama en çok benzeyen ortam su altı olduğundan, uzaya gidecek ve gerektiğinde istasyon dışında çalışacak kişiler, eğitim komplekslerindeki büyük havuzlar içerisinde çalışmalar yaparlar. ağır uzay giysilerini uzun süreler boyunca taşımak için antrenmanlar gerçekleştirirler.
bazı durumlarda zorlu koşullara dayanıklılıklarını test etmek için mağaralarda, sarp kayalık benzeri ortamlarda günlerce kalırlar. doğanın zor koşulları her ne kadar uzayın zor koşulları kadar ağır olmasa da, yine de bazı zorlayıcı durumlarda insanların nasıl davranacağı konusunda belirleyici olabilir.
en ilginç eğitimler, uzaydaki acil durumlar için yapılanlardır. bunlar bir çeşit frp oyunu gibidir. uzman bir ekip önceden belirlediği aksilikleri sırayla uzaya gidecek olan ekibe söyler ve duruma göre çözüm üretmelerini ister. örneğin "x adlı astronot istasyonda öldü." şeklinde bir bilgi verilir ve cesetle nasıl başa çıkılacağı konusunu çözmeleri istenir. daha bu sorun çözülmeden bir anda oyuna başka bir koşul dahil olabilir; dünyadaki insanların gerçekleşen kazadan ve x'in ölümünden haberdar olduğu ve bu durumda nasıl bir kriz yönetimi oluşturacakları sorunu gibi...
bazen de çıkabilecek olası bir yangında ekibin nasıl davranacağı test edilir.
bu tür durumlar, astronot yetiştiren farklı ülkelerde farklı yollar izlenerek çözüldüğünden, örneğin bir grup amerikalı ve rus bir araya geldiğinde anlaşmazlıklara da yol açabilir. zira nasa'da sorunlara farklı şekilde çözüm aranırken roscosmos'ta farklı yöntemler denenir. chris hadfield deneyimlerini aktardığı bir astronottan hayat dersleri adlı kitabında bu konulara değinir. örneğin bir yangın simülasyonu esnasında nasa'da önce mürettabatı kurtarmak, bunun için yangının çıktığı modülden farklı bir modülde toplanmak ve daha sonra yangın için çözüm aramak öncelikli planken, rus eğitimlerinde önce yangının söndürülmesi esastır. bu durumda, yerdeyken böyle simülasyonların yapılması, ekip arasında uzayda çıkması muhtemel olan anlaşmazlıkların yerdeyken halledilmesi anlamına geldiğinden hayati önem taşır.
bu eğitimler belli başlı koşullar düşünerek profesyonel ekipler tarafından hazırlanır. eğitimlerin bazıları, uzay istasyonu içindeki genel yaşam şartlarına uyum sağlamayı hedeflerken bir kısmı da acil durumlarda neler yapılması gerektiği konusuna odaklanır.
yer çekimsiz ortama en çok benzeyen ortam su altı olduğundan, uzaya gidecek ve gerektiğinde istasyon dışında çalışacak kişiler, eğitim komplekslerindeki büyük havuzlar içerisinde çalışmalar yaparlar. ağır uzay giysilerini uzun süreler boyunca taşımak için antrenmanlar gerçekleştirirler.
bazı durumlarda zorlu koşullara dayanıklılıklarını test etmek için mağaralarda, sarp kayalık benzeri ortamlarda günlerce kalırlar. doğanın zor koşulları her ne kadar uzayın zor koşulları kadar ağır olmasa da, yine de bazı zorlayıcı durumlarda insanların nasıl davranacağı konusunda belirleyici olabilir.
en ilginç eğitimler, uzaydaki acil durumlar için yapılanlardır. bunlar bir çeşit frp oyunu gibidir. uzman bir ekip önceden belirlediği aksilikleri sırayla uzaya gidecek olan ekibe söyler ve duruma göre çözüm üretmelerini ister. örneğin "x adlı astronot istasyonda öldü." şeklinde bir bilgi verilir ve cesetle nasıl başa çıkılacağı konusunu çözmeleri istenir. daha bu sorun çözülmeden bir anda oyuna başka bir koşul dahil olabilir; dünyadaki insanların gerçekleşen kazadan ve x'in ölümünden haberdar olduğu ve bu durumda nasıl bir kriz yönetimi oluşturacakları sorunu gibi...
bazen de çıkabilecek olası bir yangında ekibin nasıl davranacağı test edilir.
bu tür durumlar, astronot yetiştiren farklı ülkelerde farklı yollar izlenerek çözüldüğünden, örneğin bir grup amerikalı ve rus bir araya geldiğinde anlaşmazlıklara da yol açabilir. zira nasa'da sorunlara farklı şekilde çözüm aranırken roscosmos'ta farklı yöntemler denenir. chris hadfield deneyimlerini aktardığı bir astronottan hayat dersleri adlı kitabında bu konulara değinir. örneğin bir yangın simülasyonu esnasında nasa'da önce mürettabatı kurtarmak, bunun için yangının çıktığı modülden farklı bir modülde toplanmak ve daha sonra yangın için çözüm aramak öncelikli planken, rus eğitimlerinde önce yangının söndürülmesi esastır. bu durumda, yerdeyken böyle simülasyonların yapılması, ekip arasında uzayda çıkması muhtemel olan anlaşmazlıkların yerdeyken halledilmesi anlamına geldiğinden hayati önem taşır.
devamını gör...
neden
neden hep benim başıma geliyor ?
diyorsanız, bir şaman öğretisini okuduğumda heh işte bu demiştim.
"ders sen öğrenene kadar devam eder"
diyorsanız, bir şaman öğretisini okuduğumda heh işte bu demiştim.
"ders sen öğrenene kadar devam eder"
devamını gör...
akşam sokağa çıkan kadın
ben.
trabzon'da yaşadığım sırada, bazen yürüyerek, bazen dolmuşla, bazen araçla çıkardım.
trabzon, geceleri gündüzleri şen olur, istanbul gibi.
ankara'ya taşınınca aynı şekilde çıktım.
ankara insanı, erken yatıp erken kalktığı için sitelerin olduğu mahalleler, akşamları köpeklere ve kağıt toplayıcılarına kalıyor.
sitelerin olduğu yerde, kışın sokaklar bomboş oluyor.
korkmadım değil.
bende o yüzden kışları, mümkün mertebe araçla çıkmaya özen gösteriyorum.
şehir bana alışmazsa ben ona alışırım.
trabzon'da yaşadığım sırada, bazen yürüyerek, bazen dolmuşla, bazen araçla çıkardım.
trabzon, geceleri gündüzleri şen olur, istanbul gibi.
ankara'ya taşınınca aynı şekilde çıktım.
ankara insanı, erken yatıp erken kalktığı için sitelerin olduğu mahalleler, akşamları köpeklere ve kağıt toplayıcılarına kalıyor.
sitelerin olduğu yerde, kışın sokaklar bomboş oluyor.
korkmadım değil.
bende o yüzden kışları, mümkün mertebe araçla çıkmaya özen gösteriyorum.
şehir bana alışmazsa ben ona alışırım.
devamını gör...
güzel kadına güzel yakışıklı adama yakışıklı diyen insan
sezarın halkını sezara veren insandır.
kenan imirzalioğlu için yakışıklı
nurgül yeşilçay için güzel der.
güzele güzel deyip sevap kazanmak ister.
kenan imirzalioğlu için yakışıklı
nurgül yeşilçay için güzel der.
güzele güzel deyip sevap kazanmak ister.
devamını gör...
ilkokul öğretmeni
geneli sınıf öğretmeni ünvanı ile istihdam edilirler. kimi kadrolu kimi sözleşmeli kimi de ücretli öğretmenlik yapar.
devamını gör...
yazarların uyumak isteme nedenleri
unutmak için.
devamını gör...
plütonun buzdan kalbi
çok güzel bir nick almış pek kıymetli yazarım. *
şii sakin olalım gençler canım yazarıma laf yok.

buzdan muzdan dediğine bakmayın kalbi pek naiftir. hemen duyguseli gelir.*

olaylara bakış açısı ve sert yorumlarıyla bir minnak dışarıda kalmış gibi dursada aslında buraların kalbidir.

üzmeyin bak valla kırarım gaganızı.
sevgiler canım yazar.*
şii sakin olalım gençler canım yazarıma laf yok.

buzdan muzdan dediğine bakmayın kalbi pek naiftir. hemen duyguseli gelir.*

olaylara bakış açısı ve sert yorumlarıyla bir minnak dışarıda kalmış gibi dursada aslında buraların kalbidir.

üzmeyin bak valla kırarım gaganızı.
sevgiler canım yazar.*
devamını gör...
hoşaf
hababam sınıfı'nı hatırlatan bir diğer adı komposto olan serinletici.mevyeleri suyu kadar tercih edilmez.
devamını gör...
kokain
nöronal uptake-1 inhibitörüdür. böylelikle adrenerjik hormonların yıkılmasını engeller ve etkinin uzamasını sağlar.
ayriyeten vazokonstrüksiyon yaptığı için burun septasinin silinmesine neden olur, dış görünüşle rahatça anlaşılabilir.
ayriyeten vazokonstrüksiyon yaptığı için burun septasinin silinmesine neden olur, dış görünüşle rahatça anlaşılabilir.
devamını gör...
uykusuz kalmaya değer şeyler
sessiz, karanlık olması yeterli. kendimle başbaşa kaldığım saatleri seviyorum.
devamını gör...
işi olmadığı halde hep erken kalkan kişi
benim kızanların sabah 7de mesaisi başlıyor. evet mesai.. çok da dakik çocuklar hoşuma da gitmiyor değil. uyandıktan sonraki ilk yarım saat gün içinde yapacakları aksiyonları planlıyorlar, o yüzden günün en sakin zamanları o ilk yarım saat.
bir fiil 7 senedir erken kalkarım o yüzden. hayır ağlamıyorum gözüme toz kaçtı. tabiki erken kalkmak çok güzel, günü kaçırmıyoruz bir kere.
bir fiil 7 senedir erken kalkarım o yüzden. hayır ağlamıyorum gözüme toz kaçtı. tabiki erken kalkmak çok güzel, günü kaçırmıyoruz bir kere.
devamını gör...
türkiye'de sürücülerin en çok yaptığı hata
sinyal kolunun işlevinden bi haber olmaları
devamını gör...
hayatın değeri uzun yaşanmasında değil iyi yaşanmasındadır
80 yaşındaki halam vefat edince "dünyayı yeterince gördü" dediler. babam "hayatında deniz bile görmemişti" deyip ağlamaya başladı.
devamını gör...
mizantropi
ilaçlarımı almayı unuttuğumda büründüğüm ruh hali.
devamını gör...
yazarların unutamadığı film replikleri
elbiselerini,botlarını ve motorunu istiyorum!
terminatör 2.
terminatör 2.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
bu güzel yayın için, minicik bir zaman dilimi içinde durmuş kalbimi tekrar çarptırdığınız için, emeği geçen geçmeyen herkese çook teşekkür ederiim. mutlulukla ödevimin başına gidiyorum. var olunuz, iyilik ve güzellikle kalınız.
devamını gör...
normal sözlük’e küfür gelmeli mi sorunsalı
gelmemeli. bazı başlıklar istiyor küfür ama buranın farkı, şu ortamın samimiyeti küfürsüz olmasından kaynaklanıyor bence. ilk başlarda garipsedim de artık ekşide küfür görünce şaşırıyorum resmen. hem yaşı küçük yazarlar var. küfürsüz kendini ifade etmek de bir başarı.
devamını gör...
kaşkolnikov
bir alt katmanım olan atmosfere karşı ilgisinden dolayı ve hiç bir ülkenin umrunda bile olmayan iklim değişikliğini önemseyerek konu ile ilgili aydınlatıcı tanımlarıyla takdirimi kazanan yazardır.
sevgili kaşkolnikov hakkındaki düşüncelerime geçmeden önce, sözlükteki nick6 kullanımı ile ilgili bir kaç kelam etmek istiyorum, yüksek müsaadelerinizle.
yazarlara nick6 yazmamaya kararlıydım efendim. ta ki nick6nın bana göre çok yanlış kullanıldığını görene kadar.
sevgililerin birbirlerine mesaj göndermeleri mi dersiniz, kankaların birbirlerine selam vermeleri mi derseniz, bazı yazarların ilgi çekmeye
çalışmaları mı dersiniz? denizkızları mı dersiniz, kuşlar mı dersiniz? heeyy ne duruyorsunuz be atın kendinizi denize.
evet efendim ne ararsanız var son zamanların nickaltlarında. ayrıca akışı gereksiz yere meşgul etmesi de cabası.
ben de bu duruma tepki olarak tanımlarını okumaktan, zevk aldığım yazarlar için nick6 yazmaya karar verdim.
bu karardan sonra ilk olarak sevgili hunidaşım kuzguncaktaki vişneye yazdığımı belirterek buradan kendisine selam ederim. kendileri, vişnelerini ve hunisini bizden esirgemesin efendim.
evet yine bir hunidaş a nickaltı yazmaktan mutluluk duyuyorum efendim.
o cinsiyetsiz tanım yazmayı becerebilen nadir yazarlardan. tanımları, öncelikle ben insanım diye bas bas bağırıyor. duyun bu sesi efendim. bu tür yazarları okumak hoşuma gidiyor.
onun çok yönlü ve sanatçı bir ruha sahip olduğunu hissedebiliyorum.
o tam bir kitap kurdu. swann'ların tarafını okuyan, dosto hayranı bir kitap sevgilisi.
manilerinde bile insan kırmaktan uzak.
insan gibi bir insan.
sevgili kaşkolnikov hakkındaki düşüncelerime geçmeden önce, sözlükteki nick6 kullanımı ile ilgili bir kaç kelam etmek istiyorum, yüksek müsaadelerinizle.
yazarlara nick6 yazmamaya kararlıydım efendim. ta ki nick6nın bana göre çok yanlış kullanıldığını görene kadar.
sevgililerin birbirlerine mesaj göndermeleri mi dersiniz, kankaların birbirlerine selam vermeleri mi derseniz, bazı yazarların ilgi çekmeye
çalışmaları mı dersiniz? denizkızları mı dersiniz, kuşlar mı dersiniz? heeyy ne duruyorsunuz be atın kendinizi denize.
evet efendim ne ararsanız var son zamanların nickaltlarında. ayrıca akışı gereksiz yere meşgul etmesi de cabası.
ben de bu duruma tepki olarak tanımlarını okumaktan, zevk aldığım yazarlar için nick6 yazmaya karar verdim.
bu karardan sonra ilk olarak sevgili hunidaşım kuzguncaktaki vişneye yazdığımı belirterek buradan kendisine selam ederim. kendileri, vişnelerini ve hunisini bizden esirgemesin efendim.
evet yine bir hunidaş a nickaltı yazmaktan mutluluk duyuyorum efendim.
o cinsiyetsiz tanım yazmayı becerebilen nadir yazarlardan. tanımları, öncelikle ben insanım diye bas bas bağırıyor. duyun bu sesi efendim. bu tür yazarları okumak hoşuma gidiyor.
onun çok yönlü ve sanatçı bir ruha sahip olduğunu hissedebiliyorum.
o tam bir kitap kurdu. swann'ların tarafını okuyan, dosto hayranı bir kitap sevgilisi.
manilerinde bile insan kırmaktan uzak.
insan gibi bir insan.
devamını gör...
the white stripes
dünyanın en güzel oksimoronlarından biri. 97 yılında bir araya gelmiş, inanılmaz bir harmoni ve müzikalite yakalamış ve dünyaya her biri ayrı şaheser olan parçalar bırakmış, michigan detroit çıkışlı amrikalı blues-rock ikilisi, ve grupla aynı adı taşıyan ilk albümleri. her ikisi de tek başına bir orkestra olabilen bu ikiliye rockçı deyip geçmek büyük bir kavramsal eksiklik yaratacağından elimden geldiğince boşlukları doldurarak anlatmaya çalışacağım destansı öykülerini. çünkü yıllardır ikili gibi değil de bir bütünün birbirini mucizevi bir rastlantısallıkla bulmuş iki yarısı gibi davranan bu iki ruh ne kadar anlatılsa az.
jack white -çoğunlukla vokalde gördüğümüz bey- ergenliğinde orduya katılmayı ve hatta rahip olmayı istemiş. şimdi olduğu yere bakınca yaratıcı ruhunun onu daha nerelere götüreceğini ve biz fanileri daha ne sürprizlerin beklediğini merak etmeden edemiyor insan. grubun tarihini şekillendiren akıl gibi görünüyor olsa da amma ve lakinki öyle değildir.
genellikle davulun arkasında görmeye alışık olduğumuz meg white'sa -grubun beyni vicdanı ve bence her şeyi- aşçı ve şef olmaya kararlı ve hatta bu fikre de tutkuyla bağlı bir gençmiş. kendisinin bir başka tutkusu olan nane şekerleriyse grubun adının çıkış noktası. görüntüsünü hatırlamakta hiç güçlük çekmeyeceğiniz şu kırmızı beyaz sarmal çizgili şekerlemelerden bahsediyoruz, evet.
bizden eski eş olduklarını saklayıp kardeş olduklarını öne süren ve durumun magazinelliğine şakalar haricinde asla ilişmeyen bu ikilinin ilk buluşması da tam bir kozmik şaka. 94 yılında meg'in o dönem çalıştığı restoranda gelip giden jack açık mikrofon etkinliklerinde sahneye çıkıp şiirlerini okumaya başlar ve olanlar olur. tanışır tanışmaz aşık olup birlikte müzik yapmaya, yerel kahvecileri ve civar kayıt stüdyolarını gezmeye başlarlar.
müzikal kariyerine hali hazırda bir davulcu olarak başlamış olan jack'in birlikte müzik yaptığı arkadaşları ve çaldığı mekanları zaten vardır. meg bu dünyaya adapte olmakla kalmayıp o dünyayı da kendine adapte edince, ortaya bir de çift başlı ideal müzikalite çıkınca evlenmeye karar verirler. 21 eylül 96 tarihinde geleneksel olana karşı duran, jack'in eşi meg'in soyadını aldığı bir evlilikle birleşir ve kendilerine özgü dünyalarının bizimkini kasıp kavurmasına sebep olacak fitili de ateşlerler.
97 yılında meg eşi jack'ten davul öğrenmeye ve onunla birlikte davul çalmaya başlar. jack sonradan bu ilk birlikte çalma deneyimlerinden şöyle bahsedecektir: "benimle davul çalmaya başladığında özgürleştirici ve taze bir etki yarattı. beni açan hızla açılmamı sağlayan bir etkisi oldu".
birlikte çalmak meg için de aynı tazelikte ve başkalaştıran hislere sebep olur, aralarındaki harmoniyi anlatırken "jack'in çalma şekline öyle aşinayım ki ne zaman ne yapacağını önceden biliyorum. çaldığı şeyle nereye varacağını ya da performansın neye evrileceğini jack'in tavrı ya da modundan hemen sezebiliyorum. beni kısır döngüye sürüklediği zamanlar da oluyor, ama çoğunlukla onu istediğim yerde tutabiliyorum." der.
99 yılı mart ayında ilk single "the big three killed my baby" ve takiben ilk albüm "the white stripes" gelir. ayrıca bu yazıyı hazırlarken dinlediğim albümdür grupla aynı adlı bu albüm.
ilerleyen zamanlarda "en ham tınlayan ve en yalın albümümüzdü, biraz kıyıda kaldı" diye anacakları bu 17 parçalık kayıt aslında müzik tarihinde önemli bir yere sahip olsa da gerçekten de kıyıda köşede kalır. benim kişisel tarihimdeyse apayrı bir yere sahip. o dönem alternatif müzikler çalan nadir radyolarla düşüp kalktığım, kulağımda radyoyla uyuyup uyandığım ve henüz az bildiğim ingilizcemle internette gezinmeye başladığım ilk ergenlik yıllarım olduğundan hayran hayran kendi kendime takılıyordum. az bilinen bir grup keşfetmiştim, deprem de neymiş?!fakat kimselere ses etmiyordum. davul döven beyaz kadın -ki alışıldık bir görüntü değil kabul edelim, hemcinsimi öyle görünce hep bir gaza gelirdim- ve gitar döven beyaz adam! iki beyaz güzel insan blues şov yapıyorlar! vay arkadaş! kozmik şaka gibi bir oksimoron! blues çalan beyaz insanlar!
ilk albümden hemen sonra boşanma haberi de gelir tabii. ürettik enerjimizi boşalttık bitti der gibi sanki. fakat burada hemcinsimi alkışlayacağım sözlük, kimse beni tutmasın. jack biz ayrıldık white stripes bitti diye ortalarda gezinir yeğenden kuzenden yedek kulübeden bulup buluşturduğu insanlarla kendine yeni bir grup düzmeye çalışırken meg çıkagelir. ve der ki "höst paşam! white stripes'ın bizim evliliğimizle ne alakası var? biz çalıp söylemeye devam edelim." tabii resmi kaynaklar bunu böyle yazmıyor, sadece meg jack'i ikna etti diyor, ben boşlukları böyle dolduruyorum, yanlış anlaşılmasın.
ikili bu ayrılıkla müzikalitelerinden hiçbir şey kaybetmediklerini de o yıl ortaya çıkardıkları ve white stripes'ı dünyayla tanıştıran ikinci albümleri de stijl'le ispatlarlar. billboard listelerine bir anda 38.sıradan yerleşen albüm de stijl'e ismini veren, grubun da ilham kaynağı olan, minimalizm ve yapıbozumu savunan, kırmızı siyah ve beyaz renkleri yücelten sanat akımının aynı zamanda grubun bundan sonraki görsel ve işistsel temasını da yansıtmasına karar verirler. dış dünyayla tüm bağlarını da bu üç ayaklı felsefi dil üzerinden kurar ve soran herkese aralarındaki tüm ilişkiyi bu yapboz oyununun bir parçası gibi bir şakayla anlatır, tüm dünyaya kardeş olduklarını söylerler. asıl amaç dikkatleri magazinel geçmişten ziyade müzikal icraya çekmektir. fakat benim kişisel görüşüm, tüm yaratım süreçlerini yapıbozumla şekillendiren bu ikilinin aralarındaki zamansız ve sıfatsız ilişkiye de aynı algıyla yaklaştığı yönünde.
zira de stijl akımı ve felsefesi sanıldığından daha da büyük yer kaplar müzikaletelerinde. her parçayı kırmızı siyah beyaz gibi üç ayaklı bir ses bütünlüğüyle inşa ederler. ya davul-vokal-gitar ya piyano-vokal-davul, ya piyano-gitar-vokal vb... bu matematiksel inşa icra ettikleri müziğin yalın kalmasını, ham tınlamasını sağladığı gibi onları da birer müzikal birey olarak hem stüdyoda hem sahnede daha özgür, özgün ve doğaç kılar.
az kanallı ses üretmek kayıt aşamasında da büyük bir özgürlük alanı sağlar ve ikisinin de tutkunu olduğu antika ekipman kullanımını beraberinde getirir. bozuk, bozulmuş, deforeme ve arıza seslerle uğraşmaya başlar, bambaşka ve yaratıcılıklarının her aşamasında yapıbozumdan ve üçlemelerden beslendikleri yeni bir dünya yaratırlar. son derece yalın olan canlı performansları ve videolarında da sahne kıyafetleri hep üç renkli -kırmızı siyah beyaz- bir kombinasyonla şekillenir. meg'e göre bu izleyicinin de algısını başka şeylerle yormamak adına anlamlı bir tercihtir. "okul üniforması gibi. herkes aynı şeyleri giydiği için odağı dağıtmadan icramız üzerinde tutabiliyoruz."
burdan sonrası az çok bilinen bir müzikal hikaye. ivmeyi hiç düşürmeden çıtayı her daim daha da yukarı taşıyan albümler ve on yıl sonra gelen müzikal ayrılık. tüm bu süreçlerde meg sessizliğini koruyan taraf olduğundan jack'in verdiği tek tük röportajlardan biliyoruz ki yine meg'in kararı bu ikilinin tarihini şekillendirir. saf, yalın ve küçük ölçekli başlayan maceranın büyüyüp dünyaya mal olması meg'de çocuğu evden kaçan anne kaygısı yaratmış olacak ki yoğun bir anksiyeteyle boğuşur, yorulur ve giderek sessizleşir. dev konserler yalınlıktan beslenen o'na göre değildir. gelen şöhret ve görkemi meg'e nazaran çok daha iyi göğüsleyen ve yöneten jack'in sonradan anlattıklarına göre yaratım süreçleri aynı büyünün etkisi altında sürse de meg yarattıkları müziğe eskisi kadar ne tezahürat etmekte ne de neşe patlamaları yaşamaktadır. hevesi kaçmış, jack'le birlikte üretmek ve ürettiklerini dünya kadar dinleyicinin bomboş tüketimine sunmak onun için tüketen ve yoran bir eylem halini almıştır artık.
2007 eylül ayı itibariyle meg dinlenmeye çekilir. iyi ki de çekilir çünkü hemen iyileşsindir, meg bize lazımdır!
aradan geçen iki yılın ve molanın ardından 2009 yılında ilk kez yeniden sahneye çıkan ikili alternatif bir we're going to be friends icrası sergiler. o güne dek duyulmamış olan bu icra yıllar sonra white stripes'ın bir grup olarak sahneye son kez çıkışının ilamı olarak yorumlanacaktır. fakat kötü haber bu kez yavaş vuku bulur ve yavaş yayılır.
2010da yeniden bir araya geleceklerinin ışıklarını yaksalar da 2011 yılında resmi bir duyuruyla dinleyenlerine white stripes'ın resmen son bulduğunu haber verirler.
bitti denmiş olsa da hala arkadaşlıkları ve müzikal birliktelikleri süren bu ikilinin her an bir yerlerden yeniden doğacaklarına inancım tam. biteviye bir yolculuk onlarınki, kırlardan gelecekler!
jack white -çoğunlukla vokalde gördüğümüz bey- ergenliğinde orduya katılmayı ve hatta rahip olmayı istemiş. şimdi olduğu yere bakınca yaratıcı ruhunun onu daha nerelere götüreceğini ve biz fanileri daha ne sürprizlerin beklediğini merak etmeden edemiyor insan. grubun tarihini şekillendiren akıl gibi görünüyor olsa da amma ve lakinki öyle değildir.
genellikle davulun arkasında görmeye alışık olduğumuz meg white'sa -grubun beyni vicdanı ve bence her şeyi- aşçı ve şef olmaya kararlı ve hatta bu fikre de tutkuyla bağlı bir gençmiş. kendisinin bir başka tutkusu olan nane şekerleriyse grubun adının çıkış noktası. görüntüsünü hatırlamakta hiç güçlük çekmeyeceğiniz şu kırmızı beyaz sarmal çizgili şekerlemelerden bahsediyoruz, evet.
bizden eski eş olduklarını saklayıp kardeş olduklarını öne süren ve durumun magazinelliğine şakalar haricinde asla ilişmeyen bu ikilinin ilk buluşması da tam bir kozmik şaka. 94 yılında meg'in o dönem çalıştığı restoranda gelip giden jack açık mikrofon etkinliklerinde sahneye çıkıp şiirlerini okumaya başlar ve olanlar olur. tanışır tanışmaz aşık olup birlikte müzik yapmaya, yerel kahvecileri ve civar kayıt stüdyolarını gezmeye başlarlar.
müzikal kariyerine hali hazırda bir davulcu olarak başlamış olan jack'in birlikte müzik yaptığı arkadaşları ve çaldığı mekanları zaten vardır. meg bu dünyaya adapte olmakla kalmayıp o dünyayı da kendine adapte edince, ortaya bir de çift başlı ideal müzikalite çıkınca evlenmeye karar verirler. 21 eylül 96 tarihinde geleneksel olana karşı duran, jack'in eşi meg'in soyadını aldığı bir evlilikle birleşir ve kendilerine özgü dünyalarının bizimkini kasıp kavurmasına sebep olacak fitili de ateşlerler.
97 yılında meg eşi jack'ten davul öğrenmeye ve onunla birlikte davul çalmaya başlar. jack sonradan bu ilk birlikte çalma deneyimlerinden şöyle bahsedecektir: "benimle davul çalmaya başladığında özgürleştirici ve taze bir etki yarattı. beni açan hızla açılmamı sağlayan bir etkisi oldu".
birlikte çalmak meg için de aynı tazelikte ve başkalaştıran hislere sebep olur, aralarındaki harmoniyi anlatırken "jack'in çalma şekline öyle aşinayım ki ne zaman ne yapacağını önceden biliyorum. çaldığı şeyle nereye varacağını ya da performansın neye evrileceğini jack'in tavrı ya da modundan hemen sezebiliyorum. beni kısır döngüye sürüklediği zamanlar da oluyor, ama çoğunlukla onu istediğim yerde tutabiliyorum." der.
99 yılı mart ayında ilk single "the big three killed my baby" ve takiben ilk albüm "the white stripes" gelir. ayrıca bu yazıyı hazırlarken dinlediğim albümdür grupla aynı adlı bu albüm.
ilerleyen zamanlarda "en ham tınlayan ve en yalın albümümüzdü, biraz kıyıda kaldı" diye anacakları bu 17 parçalık kayıt aslında müzik tarihinde önemli bir yere sahip olsa da gerçekten de kıyıda köşede kalır. benim kişisel tarihimdeyse apayrı bir yere sahip. o dönem alternatif müzikler çalan nadir radyolarla düşüp kalktığım, kulağımda radyoyla uyuyup uyandığım ve henüz az bildiğim ingilizcemle internette gezinmeye başladığım ilk ergenlik yıllarım olduğundan hayran hayran kendi kendime takılıyordum. az bilinen bir grup keşfetmiştim, deprem de neymiş?!fakat kimselere ses etmiyordum. davul döven beyaz kadın -ki alışıldık bir görüntü değil kabul edelim, hemcinsimi öyle görünce hep bir gaza gelirdim- ve gitar döven beyaz adam! iki beyaz güzel insan blues şov yapıyorlar! vay arkadaş! kozmik şaka gibi bir oksimoron! blues çalan beyaz insanlar!
ilk albümden hemen sonra boşanma haberi de gelir tabii. ürettik enerjimizi boşalttık bitti der gibi sanki. fakat burada hemcinsimi alkışlayacağım sözlük, kimse beni tutmasın. jack biz ayrıldık white stripes bitti diye ortalarda gezinir yeğenden kuzenden yedek kulübeden bulup buluşturduğu insanlarla kendine yeni bir grup düzmeye çalışırken meg çıkagelir. ve der ki "höst paşam! white stripes'ın bizim evliliğimizle ne alakası var? biz çalıp söylemeye devam edelim." tabii resmi kaynaklar bunu böyle yazmıyor, sadece meg jack'i ikna etti diyor, ben boşlukları böyle dolduruyorum, yanlış anlaşılmasın.
ikili bu ayrılıkla müzikalitelerinden hiçbir şey kaybetmediklerini de o yıl ortaya çıkardıkları ve white stripes'ı dünyayla tanıştıran ikinci albümleri de stijl'le ispatlarlar. billboard listelerine bir anda 38.sıradan yerleşen albüm de stijl'e ismini veren, grubun da ilham kaynağı olan, minimalizm ve yapıbozumu savunan, kırmızı siyah ve beyaz renkleri yücelten sanat akımının aynı zamanda grubun bundan sonraki görsel ve işistsel temasını da yansıtmasına karar verirler. dış dünyayla tüm bağlarını da bu üç ayaklı felsefi dil üzerinden kurar ve soran herkese aralarındaki tüm ilişkiyi bu yapboz oyununun bir parçası gibi bir şakayla anlatır, tüm dünyaya kardeş olduklarını söylerler. asıl amaç dikkatleri magazinel geçmişten ziyade müzikal icraya çekmektir. fakat benim kişisel görüşüm, tüm yaratım süreçlerini yapıbozumla şekillendiren bu ikilinin aralarındaki zamansız ve sıfatsız ilişkiye de aynı algıyla yaklaştığı yönünde.
zira de stijl akımı ve felsefesi sanıldığından daha da büyük yer kaplar müzikaletelerinde. her parçayı kırmızı siyah beyaz gibi üç ayaklı bir ses bütünlüğüyle inşa ederler. ya davul-vokal-gitar ya piyano-vokal-davul, ya piyano-gitar-vokal vb... bu matematiksel inşa icra ettikleri müziğin yalın kalmasını, ham tınlamasını sağladığı gibi onları da birer müzikal birey olarak hem stüdyoda hem sahnede daha özgür, özgün ve doğaç kılar.
az kanallı ses üretmek kayıt aşamasında da büyük bir özgürlük alanı sağlar ve ikisinin de tutkunu olduğu antika ekipman kullanımını beraberinde getirir. bozuk, bozulmuş, deforeme ve arıza seslerle uğraşmaya başlar, bambaşka ve yaratıcılıklarının her aşamasında yapıbozumdan ve üçlemelerden beslendikleri yeni bir dünya yaratırlar. son derece yalın olan canlı performansları ve videolarında da sahne kıyafetleri hep üç renkli -kırmızı siyah beyaz- bir kombinasyonla şekillenir. meg'e göre bu izleyicinin de algısını başka şeylerle yormamak adına anlamlı bir tercihtir. "okul üniforması gibi. herkes aynı şeyleri giydiği için odağı dağıtmadan icramız üzerinde tutabiliyoruz."
burdan sonrası az çok bilinen bir müzikal hikaye. ivmeyi hiç düşürmeden çıtayı her daim daha da yukarı taşıyan albümler ve on yıl sonra gelen müzikal ayrılık. tüm bu süreçlerde meg sessizliğini koruyan taraf olduğundan jack'in verdiği tek tük röportajlardan biliyoruz ki yine meg'in kararı bu ikilinin tarihini şekillendirir. saf, yalın ve küçük ölçekli başlayan maceranın büyüyüp dünyaya mal olması meg'de çocuğu evden kaçan anne kaygısı yaratmış olacak ki yoğun bir anksiyeteyle boğuşur, yorulur ve giderek sessizleşir. dev konserler yalınlıktan beslenen o'na göre değildir. gelen şöhret ve görkemi meg'e nazaran çok daha iyi göğüsleyen ve yöneten jack'in sonradan anlattıklarına göre yaratım süreçleri aynı büyünün etkisi altında sürse de meg yarattıkları müziğe eskisi kadar ne tezahürat etmekte ne de neşe patlamaları yaşamaktadır. hevesi kaçmış, jack'le birlikte üretmek ve ürettiklerini dünya kadar dinleyicinin bomboş tüketimine sunmak onun için tüketen ve yoran bir eylem halini almıştır artık.
2007 eylül ayı itibariyle meg dinlenmeye çekilir. iyi ki de çekilir çünkü hemen iyileşsindir, meg bize lazımdır!
aradan geçen iki yılın ve molanın ardından 2009 yılında ilk kez yeniden sahneye çıkan ikili alternatif bir we're going to be friends icrası sergiler. o güne dek duyulmamış olan bu icra yıllar sonra white stripes'ın bir grup olarak sahneye son kez çıkışının ilamı olarak yorumlanacaktır. fakat kötü haber bu kez yavaş vuku bulur ve yavaş yayılır.
2010da yeniden bir araya geleceklerinin ışıklarını yaksalar da 2011 yılında resmi bir duyuruyla dinleyenlerine white stripes'ın resmen son bulduğunu haber verirler.
bitti denmiş olsa da hala arkadaşlıkları ve müzikal birliktelikleri süren bu ikilinin her an bir yerlerden yeniden doğacaklarına inancım tam. biteviye bir yolculuk onlarınki, kırlardan gelecekler!
devamını gör...

