normal sözlük'e eksileme butonu gelsin kampanyası
birkaç saat öncesine kadar kesinlikle desteklediğim kampanya idi. fakat artık desteklemiyorum. sözlük dedik, tanım dedik, bilgi içersin dedik ve yazılarımızı en doğru bilgilerle, en yalın haliyle sunmaya çalıştık. sadece 1 tane tanım için 3 makale, 6 tane bilim dergisi okudum ve sonunda istediğim gibi bir tanım çıkaramayınca paylaşmaktan geri durdum. çünkü biliyorum ki bir anlam ifade etmeyecek.
ayrıca bilgi içeren, formata uyan, beğendiğiniz tanımları ne kadar artılıyorsunuz ki beğenmediklerinizi ya da formata uymayanları eksilemek için buton istiyorsunuz? eksileme ihtiyacı duyduğunuzda bir başkasının fikri üzerinde fikrinizi belirtmek yerine yeni bir tanımda "kendi" fikrinizi yazabilirsiniz. eminim ki, sözlük böyle daha güzel olacaktır.
tavrımı gereksiz ya da fazla bulacak yazarlarımızdan ricam meja kullanıcı adlı yazarımızın tanımlarına bir göz gezdirmeleri. sayın yazar çok güzel bir dille tanımlar yazıyor, emek ayırıyor fakat tanım başı artı sayısı* 1,15. sizce bu sayı bu yazarımız için yeterli mi?
ayrıca bilgi içeren, formata uyan, beğendiğiniz tanımları ne kadar artılıyorsunuz ki beğenmediklerinizi ya da formata uymayanları eksilemek için buton istiyorsunuz? eksileme ihtiyacı duyduğunuzda bir başkasının fikri üzerinde fikrinizi belirtmek yerine yeni bir tanımda "kendi" fikrinizi yazabilirsiniz. eminim ki, sözlük böyle daha güzel olacaktır.
tavrımı gereksiz ya da fazla bulacak yazarlarımızdan ricam meja kullanıcı adlı yazarımızın tanımlarına bir göz gezdirmeleri. sayın yazar çok güzel bir dille tanımlar yazıyor, emek ayırıyor fakat tanım başı artı sayısı* 1,15. sizce bu sayı bu yazarımız için yeterli mi?
devamını gör...
bir yazar sizi takip etmeye başladı
beni mutlu eden bildirimdir.
devamını gör...
herhangi bir diziyi bitirince içinde oluşan his
boşluğa düşüyorum. ee şimdi napacaksın diye kendime sorup üzülüyorum.
devamını gör...
yazarların otobüste yaşadığı en garip olaylar
küçükken otobüsle ankara'dan malatya'ya seyahat ederdik. tahmini 5,6 yaşlarında falanım. annem de beni, rahat uyuyayım diye otobüste boş koltuk olursa oraya yatırırdı.
otobüs x yerinde mola verince annem de tuvalete gitmiş. ben de o sırada arka koltukta uyuyorum tabi. o an ne olduysa uyandım ve annemi göremeyince korkup bende otobüsten indim. etrafa bakınıyorum, annemi bulmaya çalışıyorum ama yok. en sonunda ağlamaya başladım. başka otobüsün şoförü beni farketti. "gel annen burada" deyince ağlamayı bıraktım ve adamın elini tutup otobüse bindim. şoför de otobüse bindi ve otobüs hareket etti. adama diyorum ki "hani nerde annem" ? .
" arkada ya çocuğum" diyor . bakıyorum ama otobüsün içi de karanlık zar zor görüyorum milleti "ama annem yok ki burda" diyorum.
hareket eden otobus birden aniden duruyor. meğersem beni bulup otobüse bindiren şoför başka bir yolcunun çocuğuyla beni karıştırmış. hemen otobüsten indiriyor beni anons geçiyorlar. "kız çocuğu bulduk kayıp kiminse gelsin alsın " diye. *
annem de o sira tuvaletten çıkıp bindiğimiz otobüste beni bulamayınca paniklemiş. anons sayesinde buluyoruz annemle birbirimizi. tabi o sevinçten ağlıyor ben de kızacak korkusundan. yol boyunca dibinden ayırmıyor beni.
kızılay' da en az 7 kere kaybolan ve her seferinde "bir daha bu çocuğu kaybederseniz sosyal hizmetlerden alırsınız" diyen polisleri ikna etmeye çalışan babam geliyor aklıma *
çok kaybolan bir çocuktum, bu zamana kadar yaşamış olmam bile büyük bir şans.
otobüs x yerinde mola verince annem de tuvalete gitmiş. ben de o sırada arka koltukta uyuyorum tabi. o an ne olduysa uyandım ve annemi göremeyince korkup bende otobüsten indim. etrafa bakınıyorum, annemi bulmaya çalışıyorum ama yok. en sonunda ağlamaya başladım. başka otobüsün şoförü beni farketti. "gel annen burada" deyince ağlamayı bıraktım ve adamın elini tutup otobüse bindim. şoför de otobüse bindi ve otobüs hareket etti. adama diyorum ki "hani nerde annem" ? .
" arkada ya çocuğum" diyor . bakıyorum ama otobüsün içi de karanlık zar zor görüyorum milleti "ama annem yok ki burda" diyorum.
hareket eden otobus birden aniden duruyor. meğersem beni bulup otobüse bindiren şoför başka bir yolcunun çocuğuyla beni karıştırmış. hemen otobüsten indiriyor beni anons geçiyorlar. "kız çocuğu bulduk kayıp kiminse gelsin alsın " diye. *
annem de o sira tuvaletten çıkıp bindiğimiz otobüste beni bulamayınca paniklemiş. anons sayesinde buluyoruz annemle birbirimizi. tabi o sevinçten ağlıyor ben de kızacak korkusundan. yol boyunca dibinden ayırmıyor beni.
kızılay' da en az 7 kere kaybolan ve her seferinde "bir daha bu çocuğu kaybederseniz sosyal hizmetlerden alırsınız" diyen polisleri ikna etmeye çalışan babam geliyor aklıma *
çok kaybolan bir çocuktum, bu zamana kadar yaşamış olmam bile büyük bir şans.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının kazandıkları ödüller
ödül derken illaki de bir nesne olmasına gerek yok bence. verilen emeğin karşılığını almak da bana göre ödüldür hatta en güzelidir.
2018'de forumda tanıştığım bir prof. öğretim görevlisi beni üniversiteye, doktora dersi anlatmaya çağırdı. üniversitede bölüm ile alakalı bir eğitimim olmamasına rağmen, kendi çabamla kendi eğitimim sayesinde bir seviyeye gelmiştim. sonra 2 seneye yakın gittim.
meteoroloji derslerini prof. varken ben anlattım. bu benim için bir şeref oldu her zaman. ödül dersek de mükemmel bir ödül bana göre.
2018'de forumda tanıştığım bir prof. öğretim görevlisi beni üniversiteye, doktora dersi anlatmaya çağırdı. üniversitede bölüm ile alakalı bir eğitimim olmamasına rağmen, kendi çabamla kendi eğitimim sayesinde bir seviyeye gelmiştim. sonra 2 seneye yakın gittim.
meteoroloji derslerini prof. varken ben anlattım. bu benim için bir şeref oldu her zaman. ödül dersek de mükemmel bir ödül bana göre.
devamını gör...
ot gibi yaşadığı halde günlük tutan birey
ot gibi yaşasam da hep günlük tutarım yazarım. önemli olan gün içinde ne yaptığımı değil ne hissettiğimi yazmak.
devamını gör...
ülke şartları yüzünden vegan olan insan
en beğenilen entrylerden biri makarna vegan değil diyor, ki yanlış. makarna durum irmiğinden yapılır ve vegandır. diğeri de vejetaryenlik hadi neyse de veganlık pahalı yazmış. 5+ yıldır veganım, bayağı da sağlıklıyım, öyle efsaneler efsanesi bir gelirim de yok. tamam ekşi'de ekşi'nin kutsal bilgi kaynağı olması sorgulanıyor da, burada kafamızla şut çektiğimizi mi sorgulayalım?
md. house'un da dediği gibi, use it.
edit: ne zamandır veganım diyorum, aşağıya yazmış, etiket fiyatlarına bakıyor musunuz diye. arkadaşlar ne yiyip içiyorsunuz? bir mercimek çorbası, bir pilav, sebzeli yemekler, normal yemek la işte? evde yemek yapmayı da mı bilmiyorsunuz? mercimeğin kilosu 9 lira. bulgurun kilosu 5. pirincin kilosu 8. makarnanın paketi 3 lira mı ne. sebzelerin fiyatları değişmekle beraber, aman aman fiyatlar değil. pamuk kıyafetler; yün, deri ve ipek kıyafetlere göre daha ucuz. rossman'da ve gratis'te vegan ve cf uygun fiyatlı diş macunları ve hijyen ürünleri mevcut.
ha yok ben illa kazık yiyeceğim diyorsan, aha migros orada. asla ihtiyacın olmayan bitkisel sütün fiyatı üzerinden veganlık pahalı de. hayır konu hakkında bilginiz de yok, ahkam kesiyorsunuz. he, veganlık pahalı, aynen.
md. house'un da dediği gibi, use it.
edit: ne zamandır veganım diyorum, aşağıya yazmış, etiket fiyatlarına bakıyor musunuz diye. arkadaşlar ne yiyip içiyorsunuz? bir mercimek çorbası, bir pilav, sebzeli yemekler, normal yemek la işte? evde yemek yapmayı da mı bilmiyorsunuz? mercimeğin kilosu 9 lira. bulgurun kilosu 5. pirincin kilosu 8. makarnanın paketi 3 lira mı ne. sebzelerin fiyatları değişmekle beraber, aman aman fiyatlar değil. pamuk kıyafetler; yün, deri ve ipek kıyafetlere göre daha ucuz. rossman'da ve gratis'te vegan ve cf uygun fiyatlı diş macunları ve hijyen ürünleri mevcut.
ha yok ben illa kazık yiyeceğim diyorsan, aha migros orada. asla ihtiyacın olmayan bitkisel sütün fiyatı üzerinden veganlık pahalı de. hayır konu hakkında bilginiz de yok, ahkam kesiyorsunuz. he, veganlık pahalı, aynen.
devamını gör...
random gülme nasıl çıktı sorunsalı
bir dönem komik olan şeylere, klavyeye kafa atıyorum diyorlardı. klavyeye kafa atarken rastgele harflere basma sonucuyla keşfedildi bence.
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
sevdiğim kedinin ya da köpeğin yol boyunca beni takip etmesi.
devamını gör...
neden yapıldığı anlaşılamayan şeyler
saat şu an 3 buçuk, sabaha karşı..
sitede herkes kafasına göre mutlu mesut yazıyor çiziyor, kafalar güzel, umutlar baki, hayaller gerçekten daha güzel..
benim payıma düşen ise sözlüğün belki de, hadi belkisi de yok ; en entel kadın yazarı meja hanım ile demet akalın'ın eyalet büyüklüğündeki ayaklarını konuşmak, anekdotlar anlatmak, hunharca gülmek...
ikimiz için de çok üzgünüm, ikimiz için de çok şaşkınım..
(bkz: niye yapıyoruz lan biz böyle bir şey)
(bkz: aklım felan hep iptal)
sitede herkes kafasına göre mutlu mesut yazıyor çiziyor, kafalar güzel, umutlar baki, hayaller gerçekten daha güzel..
benim payıma düşen ise sözlüğün belki de, hadi belkisi de yok ; en entel kadın yazarı meja hanım ile demet akalın'ın eyalet büyüklüğündeki ayaklarını konuşmak, anekdotlar anlatmak, hunharca gülmek...
ikimiz için de çok üzgünüm, ikimiz için de çok şaşkınım..
(bkz: niye yapıyoruz lan biz böyle bir şey)
(bkz: aklım felan hep iptal)
devamını gör...
lümpen
beni interaktif sözlüklerlerle tanıştıran kelimenin taa kendisi.
nedir ne değildir diye araştırırken ekşiden tanımlar okuyup tanışmıştım sözlükle.
yıl 2005. hey gidi günler hey be.
nedir ne değildir diye araştırırken ekşiden tanımlar okuyup tanışmıştım sözlükle.
yıl 2005. hey gidi günler hey be.
devamını gör...
canın hiçbir şey yapmak istemediği anlar
tamm da şu an! sözlüğe bakıyorum iki kelam yazayım diyorum yok, bir şey izleyeyim diyorum yok duvara bakasım bile yok bıhtım şu an dostlar.
devamını gör...
genç nüfusun yüzde 68'inin türkiye'den gitmek istemesi
durumun gerçekten vahim olduğunu gösteren araştırmadır. okulunu bitiriyor, atanamıyor, sürekli ailesine ve kendine bile yük olduğunu düşünüyor.sınava giriyor, başarılı olduğu halde, çeşitli zırvalarla yapılan haksız atamaları / yerleştirmeleri görüyor, kahroluyor. adalete güveni kalmamış. gelecekten umudu yok. hastalanıp güvencesi yada parası olmadığı için hastaneye bile gidemiyor. tutunacak hiçbir şeyi kalmadığını düşünüyor. pek haksızda sayılmazlar aslında.
devamını gör...
marie rose balter
marie rose balter in , acı dolu ,affetmeyi bilen ve başarılar ile dolu ibretlik hayat hikayesi...
hayatın bize her zaman mükemmel olarak sunulmadığını , öfke duyduğumuz her şeyi affetmenin bizim için iyi olacağını ve güzel başlangıçlara yön vereceğini gördüğüm mükemmel bir örnek...
onca dayanılmaz eziyete rağmen, yılmadan azmederek verdiği yaşam mücadelesinden etkilenmemek mümkün değil.....
hayatta hiçbir şeyin imkansız olmadığını ,mucizelerin hep var olduğunu gösterir bizlere , güçlü kadın marie rose balter....
öyle ki , acı ve işkence dolu hayatı, 1986 yılında yayınlanan nobody's child (kimsenin çocuğu) ile drama filmi olmuştur.
film ,altın küre de dahil olmak üzere 7 dalda aday gösterilip üç dalda ödül almıştır.
marie, 1930 yılında alkolik bir annenin evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya gelir. annesi ona bakamayınca 5 yaşında olan marie’yi yurda verir. ardından bir çift onu evlatlık edinir. marie’nin kaderi ne yazık ki yine yüzüne gülmez, çünkü onu evlatlık edinen çift sadist çıkar. bu italyan asıllı çift küçük kızı evin mahzenine kapayıp sistematik biçimde işkence eder. dışardan bakıldığında normal ve çok saygın göründükleri için, bunu yıllarca rahatlıkla gizleyebilirler ve marie adeta cehennemi yaşar.
marie rose 17 yaşında depresyondan felç geçirir. halisünasyonlar da gördüğü için doktorlar ona şizofren teşhisi koyar ve onu akıl hastanesine yerleştirirler. marie hayatının 17 yılını orada geçirir ve çok zor yıllar yaşar. umutsuzluk ve çaresizlik içinde kıvranır durur. yemek yemez, yerinden kımıldamaz ve sıkça intihar etmeyi düşünür.
otuz dört yaşına geldiğinde doktorlar marie’nin durumunu yeniden değerlendirir. onun şizofren olmadığına, ağır depresyon geçirdiğine ve panik atak yaşadığına karar verirler. arkadaşlarının ve kendisini seven bir kaç sağlık görevlisinin yardımıyla marie hastaheneden çıkar.
o artık hür ve yaşamını nasıl sürdüreceğine dair kendisi karar verme aşamasındadır. terk edilmiş, işkence ve tacize uğramış, otuz dört yılı ziyan olmuş bir kişi olarak hiçte kolay olmayacaktır, ama o yılmadı ve kızgın, öfkeli, umutsuz olmak yerine sıfırdan başlamayı tercih eder.
yetkililer “aklı dengesi yerinde değil, okuması imkansız” dedikleri halde marie, salem state üniversitesine psikiyatri bölümüne girer ve mezun olur. bu ara kanser hastalığına yakalanır ve mücadalesini kazanır. kendisi gibi akıl hastahanesinden çıkmış ve iyileşmiş joe ile evlenir. kocası maalesef altı sene sonra ölür ve marie kendini işine verir. uzun yıllar doktor olarak çalıştıktan sonra harvard üniversitesi’nde mastır yapar. psikiyatrik hastalarla çalışır, konferanslar verir. biyografisi yazılır ve hayatı film olur (nobody’s child). bir çok ödüle laik görülür.
elli sekiz yaşındayken, ‘vay be’ dedirtecek birşey yapar: on yedi yılını geçirdiği masachusetts danver devlet hastahanesine yönetici olarak atanır ve gelin görün ki, göreve alınır.
verdiği bir basın toplantısında şunları söyler: “eğer affetmeyi öğrenmeseydim, bir damla bile gelişemezdim. yaşamım ziyan edilmiş bir yaşam olurdu. ve bugün bu hastahaneye yönetici olarak dönemezdim.”
marie rose balter’in yeni görevini haber yapan bir ajans, onun zafer açıklamasını da şöyle yapar: “en uzun yolculuk, beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuk. affetmek bu yolculuğun en kestirme yolu. affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır. dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda kalsak bile…”
marie, bu hayatta hiçbir şeyin imkansız olmadığını gösteren en güzel örneklerden bir tanesidir.
kendinize inancınızı ve umutlarınızı kaybetmemeniz dileğiyle....
not: marie 6 ağustos 1999 yılında massachusetts’de vefat etmiştir.
arzu şen
hayatın bize her zaman mükemmel olarak sunulmadığını , öfke duyduğumuz her şeyi affetmenin bizim için iyi olacağını ve güzel başlangıçlara yön vereceğini gördüğüm mükemmel bir örnek...
onca dayanılmaz eziyete rağmen, yılmadan azmederek verdiği yaşam mücadelesinden etkilenmemek mümkün değil.....
hayatta hiçbir şeyin imkansız olmadığını ,mucizelerin hep var olduğunu gösterir bizlere , güçlü kadın marie rose balter....
öyle ki , acı ve işkence dolu hayatı, 1986 yılında yayınlanan nobody's child (kimsenin çocuğu) ile drama filmi olmuştur.
film ,altın küre de dahil olmak üzere 7 dalda aday gösterilip üç dalda ödül almıştır.
marie, 1930 yılında alkolik bir annenin evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya gelir. annesi ona bakamayınca 5 yaşında olan marie’yi yurda verir. ardından bir çift onu evlatlık edinir. marie’nin kaderi ne yazık ki yine yüzüne gülmez, çünkü onu evlatlık edinen çift sadist çıkar. bu italyan asıllı çift küçük kızı evin mahzenine kapayıp sistematik biçimde işkence eder. dışardan bakıldığında normal ve çok saygın göründükleri için, bunu yıllarca rahatlıkla gizleyebilirler ve marie adeta cehennemi yaşar.
marie rose 17 yaşında depresyondan felç geçirir. halisünasyonlar da gördüğü için doktorlar ona şizofren teşhisi koyar ve onu akıl hastanesine yerleştirirler. marie hayatının 17 yılını orada geçirir ve çok zor yıllar yaşar. umutsuzluk ve çaresizlik içinde kıvranır durur. yemek yemez, yerinden kımıldamaz ve sıkça intihar etmeyi düşünür.
otuz dört yaşına geldiğinde doktorlar marie’nin durumunu yeniden değerlendirir. onun şizofren olmadığına, ağır depresyon geçirdiğine ve panik atak yaşadığına karar verirler. arkadaşlarının ve kendisini seven bir kaç sağlık görevlisinin yardımıyla marie hastaheneden çıkar.
o artık hür ve yaşamını nasıl sürdüreceğine dair kendisi karar verme aşamasındadır. terk edilmiş, işkence ve tacize uğramış, otuz dört yılı ziyan olmuş bir kişi olarak hiçte kolay olmayacaktır, ama o yılmadı ve kızgın, öfkeli, umutsuz olmak yerine sıfırdan başlamayı tercih eder.
yetkililer “aklı dengesi yerinde değil, okuması imkansız” dedikleri halde marie, salem state üniversitesine psikiyatri bölümüne girer ve mezun olur. bu ara kanser hastalığına yakalanır ve mücadalesini kazanır. kendisi gibi akıl hastahanesinden çıkmış ve iyileşmiş joe ile evlenir. kocası maalesef altı sene sonra ölür ve marie kendini işine verir. uzun yıllar doktor olarak çalıştıktan sonra harvard üniversitesi’nde mastır yapar. psikiyatrik hastalarla çalışır, konferanslar verir. biyografisi yazılır ve hayatı film olur (nobody’s child). bir çok ödüle laik görülür.
elli sekiz yaşındayken, ‘vay be’ dedirtecek birşey yapar: on yedi yılını geçirdiği masachusetts danver devlet hastahanesine yönetici olarak atanır ve gelin görün ki, göreve alınır.
verdiği bir basın toplantısında şunları söyler: “eğer affetmeyi öğrenmeseydim, bir damla bile gelişemezdim. yaşamım ziyan edilmiş bir yaşam olurdu. ve bugün bu hastahaneye yönetici olarak dönemezdim.”
marie rose balter’in yeni görevini haber yapan bir ajans, onun zafer açıklamasını da şöyle yapar: “en uzun yolculuk, beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuk. affetmek bu yolculuğun en kestirme yolu. affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır. dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda kalsak bile…”
marie, bu hayatta hiçbir şeyin imkansız olmadığını gösteren en güzel örneklerden bir tanesidir.
kendinize inancınızı ve umutlarınızı kaybetmemeniz dileğiyle....
not: marie 6 ağustos 1999 yılında massachusetts’de vefat etmiştir.
arzu şen
devamını gör...
entryleri ingilizce giriyoruz protestosu
belirli bir karma puana edit ve çeviri yapılır. 1000 karakter üzerinden ücretlendirme yapılacaktır. *
devamını gör...
sözlük yazarlarının yaptığı mesleğin en zor yanı
yattığım, çalışmadığım ve üzerine zengin maaşı aldığımın sanılmasıdır.
bilmiyorlar ki benim yaptığım işi yapamayacaklar; bir yapsalar, verdiğim emeğe aldığım parayı beğenmeyecekler. uzaktan davulun sesi hoş geliyor işte.
bilmiyorlar ki benim yaptığım işi yapamayacaklar; bir yapsalar, verdiğim emeğe aldığım parayı beğenmeyecekler. uzaktan davulun sesi hoş geliyor işte.
devamını gör...
savaşmak vs teslim olmak
ben teslim olanlardanım. yani bu biraz dünyada bulunduğun coğrafya ile de alakalı kanımca. bir savaşıyorsun, iki savaşıyorsun ama bakıyorsun suda bir kulaç yol alamamışsın. ondan ben teslim oldum hayata. sadece coğrafya değil insanlar için de geçerli bu, nerde olursan ol sen yaş aldıkça insanlar seni en kallavi kötülükleriyle bile şaşırtmamaya başlıyor ve sende insansızlığa teslim olmaya başlıyorsun usul usul.
devamını gör...
üniversiteyi seks yapmadan bitirmek
yahu herkesin kafasında var bir düşünce yaşam tarzı, her genç aynı değil ki dediğim durum. seksi bile mart ayındaki kediler gibi genelliyorsunuz. isteyen istediğini canı istediğinde yapsın, resmen bu bile toplumda mahalle baskısı halinde, feridun abinin seks hikayeleri hep bundan. (bkz: swh) ha tecrübeli bir abiniz olarak söyleyeyim o kadar putlaştırılacak bir eylem değil kendisi.
devamını gör...
hayvan hakları yasası
change.org'un başlattığı hayvan hakları yasası kampanyasına imza verir misiniz? belki bir şeyler değişir.
chng.it/rQZK8rVFbj
chng.it/rQZK8rVFbj
devamını gör...
