seni seviyorum sözünün anlamını yitirmesi
sevgi, aşk, sevgili, sevmek vb. kelimelerin anlamını yitirmesinden kaynaklı olan bir gerçektir. öyle ki herkes herkese benzer kelimeleri içten olmayan bir şekilde kullanıyor. bu kelimelerin içi boşaltıldı artık. ha demiyorum ki kullanmayın. seven sevdiğine yine söylesin. şahsen ben sevdiğimi "seni seviyorum" dan ziyade başka şekillerde göstermeyi tercih ediyorum. ben biliyorsam, karşıdaki de anlıyorsa hiiç sıkıntı yok.
devamını gör...
imamın alevilere eşlerinizi dedeye sunuyormuşsunuz demesi
içerden sesleniyorum..yıllarca bir sunni olarak alevi bir sulalenin geliniydim.. çok muhterem insanlardır.. kendi ailemden kırıldım onlardan kırılmadim.. namuslariydim.. ayrıldım hala namuslariyim.. aslini inkar eden haramzade.. asılları da pirdir.. nurdur.. niyazdir..
devamını gör...
fleurette
“orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür” diyerek bulduğumuz gibi kaptığımız canım moderatörümüz. geldiği ilk günden beri de çalışkanlığı ile bu göreve cuk diye oturan, kendi içimde “aranan kan bulundu” alarmları çaldıran sorumluluk sahibi bir moderatör olmanın dışında; tatlı mı tatlı tanımaktan keyif duyduğum harika bir insan. biraz daha devam edersem hanım hanım bunlar benim yavrularım demeye başlayacakmışım gibi hissediyorum. çokça seviliyorsun*
devamını gör...
asker zoruyla evlere girip aşı yapılsın
hiç ama hiç katılmadığım öneri.
devletin bunun için ne insan gücü ne de maddiyat ayırmasını gerekli bulmuyorum.
çünkü bilerek aşı olmayanlar belli bir süre sonra doğal seçilime maruz kalıp ya hastalanıp atlatıp kısmen bağışıklık kazanacak ya da hastalanıp atlatamayıp telef olacak, ne gerek var?
devletin bunun için ne insan gücü ne de maddiyat ayırmasını gerekli bulmuyorum.
çünkü bilerek aşı olmayanlar belli bir süre sonra doğal seçilime maruz kalıp ya hastalanıp atlatıp kısmen bağışıklık kazanacak ya da hastalanıp atlatamayıp telef olacak, ne gerek var?
devamını gör...
mozartkugel
wolfgang amadeus mozartın ölümünden yüz yıl sonra onuruna adanmış bir çikolatadır. paul fürst (konditor)’ü tarafından icat edilmiş ve başlarda mozartbonbon olarak bilinip, * sonrasında mozartkugel’a evrilmiş bir marka çiko.
içi antepfıstığı ve badem ezmesi karışımı, dışı ise nougatla kaplıdır.
keman paketleri şeklinde de satılan bu çikolataların içine bakmak isteyenler için bir çilekli değil nugatlı link
içi antepfıstığı ve badem ezmesi karışımı, dışı ise nougatla kaplıdır.
keman paketleri şeklinde de satılan bu çikolataların içine bakmak isteyenler için bir çilekli değil nugatlı link
devamını gör...
devlet planlama teşkilatı
devlet planlama teşkilatı'nın kuruluşu, 30 eylül 1960 tarihinde tbmm'de onaylanmış ve 5 ekim 1960 tarihli, 10621 sayılı t.c resmi gazetesinde ilan edilmiştir.
27 mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından yönetimi ele geçiren milli birlik komitesi , çoğunluğu sivillerin oluşturduğu bir bakanlar kurulu kurmuştur. profesörlerin oluşturduğu bilim kurulu, anayasa hazırlamakla görevlendirilmiştir. bu anayasanın bir ürünü olan devlet planlama teşkilatı, başbakanlığa bağlı olarak kurulmuştur.
görevleri
a memleketin tabii, beşeri ve iktisadi her türlü kaynak ve imkanlarını tam bir şekilde tesbit ederek takip edilecek iktisadi ve sosyal politikayı ve hedefleri tayinde hükümete yardımcı olmak;
b muhtelif bakanlıkların iktisadi politikayı ilgilendiren faaliyetlerinde koordinasyonu temin etmek için tavsiyelerde bulunmak ve bu hususlarda müşavirlik yapmak;
c hükümetçe kabul edilen hedefleri gerçekleştirecek uzun ve kısa vadeli planları hazırlamak;
d planların başarı ile uygulanabilmesi için ilgili daire ve müesseselere mahalli idarelerin kuruluş ve işleyişinin ıslahı hususunda tavsiyelerde bulunmak;
e planın uygulanmasını takip etmek, değerlendirmek ve gerekli hallerde planda değişiklik yapmak;
f özel sektörün faaliyetlerini planın hedef ve gayelerine uygun bir şekilde teşvik ve tanzim edecek tedbirleri tavsiye etmek.
buradan
*27 mayıs 1960-6 ocak 1961 arasında geçen dönem askeri rejimin kontrolünde olduğu için olağanüstü hal şartlarında geçici anayasa ile yürütülmüştür. 9 temmuz 1961 tarihinde, kurucu meclis tarafından hazırlanan anayasa, halk oylamasına sunulmuştur. halkın yüzde 60.4'ü tarafından kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. 15 ekim 1961 tarihinde yapılan genel seçimle birlikte, sivil demokrasiye adım atılmıştır. demokrat parti'nin devamı olan adalet partisi ve chp tarafından kurulan koalisyon hükümeti dönemi yaşanmıştır.
devlet planlama teşkilatı kurulur kurulmaz, kalkınma planlarına hemen başlanılmasa da yönetici kadrosu ve elemanları ekonomi alanında tahsil görmüş, yalçın küçük, güngör uras, hikmet çetin gibi kişilerden oluşuyordu. kuruluşundan itibaren geçen iki yıl süresince, sistem oluşturulmaya çalışılmıştır. oluşturulan sisteme göre; 15 yıllık bir perspektif için 5'er yıllık planlar hazırlanmıştır. her sene sonunda kontrol edilecek planlar, nüfus artış hızları ve şehirlerin büyüme oranlarına göre belirlenmiştir.
buradan
1961 anayasasındaaçıkça belirtildiği üzereplanlı kalkınma modeli hedef olarak belirlenmiştir. birinci beş yıllık kalkınma planı, 1963-1977 yılları için uygulanmaya konulmuştur. birinci plandan beklenilen verim alınmıştır.
türkiye cumhuriyet'i, ''planlı kalkınma'' modeline yabancı değildir. 1930 yılında, atatürk tarafından beş yıllık planlı kalkınma modeli hazırlanmış, 1934-1938 yılında uygulanmıştır. 1930'lu dönemde, dünyayı sarmış olan ekonomik buhranın etkisiyle gümrük duvarları yükselmiş, devletçilik ilkesi benimsenmiştir. 1963 yılında ise devlet ile özel sermayenin birlikte çalışabileceği bir karma ekonomi modelibenimsenmiştir.
ilhan tekeli ,devlet planlama teşkilatı'nın kuruluşunu ve 1961 anayasasının ruhunu şöyle tanımlamaktadır:
1961 anayasası ile gelen sosyal devlet, refah devleti anlayışı ve ülke ekonomisinin planlı olması ilkesi, beraberinde devlet planlama teşkilatı'nın kurulmasını getirdi. bu anlayış ülkede genel olarak bilimsel araştırmalara dayanan planlı yaklaşımlara verilen önemi arttırdı. (bkz: istanbul'un planlanmasının ve gelişmesinin öyküsü)
1963 yılında uygulamaya konan birinci beş yıllık kalkınma planı beklenilen verimi sağlamıştır.
1965 yılında yapılan genel seçim ile birlikte demokrat partinin ruhunun ve ideallerinin devamı olan adalet partisini başında bulunan süleyman demirel tek başına iktidara gelmiştir.
süleyman demirel , adnan menderes döneminde devlet su işlerinin başkanı olarak demokrat partisinin anlayışı ile yetişmiş bir bürokrattır. bu dönemde başbakan olan süleyman demirel, turgut özal'ı devlet planlama teşkilatı'nın müsteşarı olarak atamıştır. teşkilatta turgut özal'ın getirdiği diğer bazı isimler ise şunlardır:
beşir atalay, temel karamollaoğlu, hasan celal güzel swh
devlet planlama teşkilatı , yalnızca birinci beş yıllık kalkınma planda anayasa'da belirtildiği çalışabilmiştir.
2011 yılına kadar faaliyette kalsa da aslında turgut özal müsteşarlığı dönemi boyunca yani ikinci beş yıllık kalkınma planı ile birlikte esneklikler göstermeye başladı. örneğin; ikinci beş yıllık kalkınma planında karayolları için ayrılan bütçe belirli olmasına rağmen; süleyman demirel, adnan menderes dönemi'nin projesi olan boğaz köprüsü için bütçeyi aşan projeyi uygulamaya koymuştur. ikinci beş yıllık kalkınma planı dönemi tamamlanmadan 1971 muhtırası yürürlüğe kanmış, planlanan bütçeleri aşacak dış borçlar alınmıştır. sonrası zaten tufan, ımf ülkemizin içinden geçmiştir. 70 cente nasıl mı muhtaç kaldık ?
27 mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından yönetimi ele geçiren milli birlik komitesi , çoğunluğu sivillerin oluşturduğu bir bakanlar kurulu kurmuştur. profesörlerin oluşturduğu bilim kurulu, anayasa hazırlamakla görevlendirilmiştir. bu anayasanın bir ürünü olan devlet planlama teşkilatı, başbakanlığa bağlı olarak kurulmuştur.
görevleri
a memleketin tabii, beşeri ve iktisadi her türlü kaynak ve imkanlarını tam bir şekilde tesbit ederek takip edilecek iktisadi ve sosyal politikayı ve hedefleri tayinde hükümete yardımcı olmak;
b muhtelif bakanlıkların iktisadi politikayı ilgilendiren faaliyetlerinde koordinasyonu temin etmek için tavsiyelerde bulunmak ve bu hususlarda müşavirlik yapmak;
c hükümetçe kabul edilen hedefleri gerçekleştirecek uzun ve kısa vadeli planları hazırlamak;
d planların başarı ile uygulanabilmesi için ilgili daire ve müesseselere mahalli idarelerin kuruluş ve işleyişinin ıslahı hususunda tavsiyelerde bulunmak;
e planın uygulanmasını takip etmek, değerlendirmek ve gerekli hallerde planda değişiklik yapmak;
f özel sektörün faaliyetlerini planın hedef ve gayelerine uygun bir şekilde teşvik ve tanzim edecek tedbirleri tavsiye etmek.
buradan
*27 mayıs 1960-6 ocak 1961 arasında geçen dönem askeri rejimin kontrolünde olduğu için olağanüstü hal şartlarında geçici anayasa ile yürütülmüştür. 9 temmuz 1961 tarihinde, kurucu meclis tarafından hazırlanan anayasa, halk oylamasına sunulmuştur. halkın yüzde 60.4'ü tarafından kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. 15 ekim 1961 tarihinde yapılan genel seçimle birlikte, sivil demokrasiye adım atılmıştır. demokrat parti'nin devamı olan adalet partisi ve chp tarafından kurulan koalisyon hükümeti dönemi yaşanmıştır.
devlet planlama teşkilatı kurulur kurulmaz, kalkınma planlarına hemen başlanılmasa da yönetici kadrosu ve elemanları ekonomi alanında tahsil görmüş, yalçın küçük, güngör uras, hikmet çetin gibi kişilerden oluşuyordu. kuruluşundan itibaren geçen iki yıl süresince, sistem oluşturulmaya çalışılmıştır. oluşturulan sisteme göre; 15 yıllık bir perspektif için 5'er yıllık planlar hazırlanmıştır. her sene sonunda kontrol edilecek planlar, nüfus artış hızları ve şehirlerin büyüme oranlarına göre belirlenmiştir.
buradan
1961 anayasasındaaçıkça belirtildiği üzereplanlı kalkınma modeli hedef olarak belirlenmiştir. birinci beş yıllık kalkınma planı, 1963-1977 yılları için uygulanmaya konulmuştur. birinci plandan beklenilen verim alınmıştır.
türkiye cumhuriyet'i, ''planlı kalkınma'' modeline yabancı değildir. 1930 yılında, atatürk tarafından beş yıllık planlı kalkınma modeli hazırlanmış, 1934-1938 yılında uygulanmıştır. 1930'lu dönemde, dünyayı sarmış olan ekonomik buhranın etkisiyle gümrük duvarları yükselmiş, devletçilik ilkesi benimsenmiştir. 1963 yılında ise devlet ile özel sermayenin birlikte çalışabileceği bir karma ekonomi modelibenimsenmiştir.
ilhan tekeli ,devlet planlama teşkilatı'nın kuruluşunu ve 1961 anayasasının ruhunu şöyle tanımlamaktadır:
1961 anayasası ile gelen sosyal devlet, refah devleti anlayışı ve ülke ekonomisinin planlı olması ilkesi, beraberinde devlet planlama teşkilatı'nın kurulmasını getirdi. bu anlayış ülkede genel olarak bilimsel araştırmalara dayanan planlı yaklaşımlara verilen önemi arttırdı. (bkz: istanbul'un planlanmasının ve gelişmesinin öyküsü)
1963 yılında uygulamaya konan birinci beş yıllık kalkınma planı beklenilen verimi sağlamıştır.
1965 yılında yapılan genel seçim ile birlikte demokrat partinin ruhunun ve ideallerinin devamı olan adalet partisini başında bulunan süleyman demirel tek başına iktidara gelmiştir.
süleyman demirel , adnan menderes döneminde devlet su işlerinin başkanı olarak demokrat partisinin anlayışı ile yetişmiş bir bürokrattır. bu dönemde başbakan olan süleyman demirel, turgut özal'ı devlet planlama teşkilatı'nın müsteşarı olarak atamıştır. teşkilatta turgut özal'ın getirdiği diğer bazı isimler ise şunlardır:
beşir atalay, temel karamollaoğlu, hasan celal güzel swh
devlet planlama teşkilatı , yalnızca birinci beş yıllık kalkınma planda anayasa'da belirtildiği çalışabilmiştir.
2011 yılına kadar faaliyette kalsa da aslında turgut özal müsteşarlığı dönemi boyunca yani ikinci beş yıllık kalkınma planı ile birlikte esneklikler göstermeye başladı. örneğin; ikinci beş yıllık kalkınma planında karayolları için ayrılan bütçe belirli olmasına rağmen; süleyman demirel, adnan menderes dönemi'nin projesi olan boğaz köprüsü için bütçeyi aşan projeyi uygulamaya koymuştur. ikinci beş yıllık kalkınma planı dönemi tamamlanmadan 1971 muhtırası yürürlüğe kanmış, planlanan bütçeleri aşacak dış borçlar alınmıştır. sonrası zaten tufan, ımf ülkemizin içinden geçmiştir. 70 cente nasıl mı muhtaç kaldık ?
devamını gör...
kayseri'ye gideceklere tavsiyeler
gitmeyin derim mecbursanız konaklamadan hemen dönün.yürürken yere bakmayın tükürük kaynar.ramazanda iftar olmadan servis beklemeyin.özellikle gece ara sokaklara girmeyin.
devamını gör...
asansörde bir erkek varsa binmeyen kadın
huzursuz hissediyordur. erkekle yalnız kalma fikri onu korkutuyordur.
devamını gör...
cevapsız arama
önemli telefon beklerken 0800 lü numarayı görünce sinirlendiğim arama.
devamını gör...
patti smith
1975 yılının başlarında, arista records'a adının duyuran, sokaklarda ve yeraltının yüksek barlarında ve publarında sahne alan, herkesin "çok çirkin bir erkek!" dediği bu güzel kadın, arista records'tan john cale ile bir albüm anlaşmasına varmıştı.
her şey olduğundan daha hızlı ve daha güzel ilerliyordu. ama ortada çok büyük bir eksiklik vardı; şarkılar, sözleri ve besteleri!
elinde 2 adet şarkı bulunan patti, bir şekilde bunu 8'e çıkarması için john'dan baskı görüyordu. şarkı sözü yazmak ve bestelemek bir gecede yapılabilecek bir iş değildi.
patti'yi gerçekten yıpratacak ama bir o kadar da olgunlaştıracak bir nisan ayı ufukta görülmüştü.
nisanın ilk günü, evine kapanan patti, eline aldığı kalemi ve düşlediği rimbaud'u ile, ilk eserlerini vermeye başlamıştı. aklına bir arada en yakın dostlarından biri, nam-ı diğer çiçek adam geldi!
allan ginsberg!
allen'in patti üzerinde büyük bir etkisi vardı. savaş karşıtı olan bu çiçek adam, bizlere ilkokul rehberlik öğretmeni mottolarını hatırlatır cinsten şiirlere sahipti.
sahi, ne diyorlardı bize bu rehberlik öğretmenleri?
"sana taş atana sen gül at!"
şarkılarına savaş karşıtlığı, ufak tefek hipsterlıklar eklemeyi göz ardı etmeyen bu kadın, çıtayı biraz daha yükseltmeye karar vermişti. şimdi de sırada, en sevdiği şairin, en vurucu kısımları yer almaya başlayacaktı.
ne diyor patti?
"go rımbaud, go rımbaud!"
kimdi bu rimbaud?!rimbaud, bilindiği üzere sembolizmin en büyük şairlerinden, en katkı veren ruhlarından biriydi.
rimbaud'u bu kadar ilahlaştıran, şiirlerinin yepyeni bir edebiyat devrimine yol açması olarak görülebilir. bir anda, kansız ve acısız olan bu devrim, edebiyatın bazı akımlarının önünü kesmiş, bazılarını yok etmiş ve onların kalan ruhlarından da fazlası ile beslenmişti.
aynı zamanda kendisi ateşli bir paris komünü savunucusu, sessiz bir devrimci ve harika latince bilen cambaz idi.
ama genelde edebiyatla ilgilenmeyip bu adama denk gelenler için akıllarda en kalan kısım, kendisinden 10 yaş büyük olan verlain ile aşk yaşaması olabilir velhasıl.
sahi nerede kalmıştık? evet! patti ve rimbaud…
tarih 13 aralık 1975'i gösterdiğinde, patti ablaımızın ilk albümü çıkmış, bir anda amerika'nın hipster camiasını dolaşmış, underground kültürü talan etmiş ve patti kadar albüm de bir ikon haline gelmişti.
punk müziğin önünü açmış, edebiyat şöleninin dinlenme zevkine erişmesini sağlamıştı.
60 kuşağının önemli ikonlarından olan patti ablamızın, rimbaud hayranlığı öylesine büyüktü ki, jim morrison onun için "rimbaud'un reenkarne olmuş hali!" sözlerini, horses albümü ile boşa çıkarmamış, land, kimberly, elegie ve birdland şarkıları ile, adeta rimbaud'un düzelerine yakın şarkı sözleri ile bizlere edebiyatı dinletmeyi başarmıştı.
uzun lafın kısası, patti'nin ilk albümü olan horses, hala büyük başarısının gözardı edilmeyeceği bir dönemde olmaya devam ediyor.
dinleyelim, dinlettirelim.
her şey olduğundan daha hızlı ve daha güzel ilerliyordu. ama ortada çok büyük bir eksiklik vardı; şarkılar, sözleri ve besteleri!
elinde 2 adet şarkı bulunan patti, bir şekilde bunu 8'e çıkarması için john'dan baskı görüyordu. şarkı sözü yazmak ve bestelemek bir gecede yapılabilecek bir iş değildi.
patti'yi gerçekten yıpratacak ama bir o kadar da olgunlaştıracak bir nisan ayı ufukta görülmüştü.
nisanın ilk günü, evine kapanan patti, eline aldığı kalemi ve düşlediği rimbaud'u ile, ilk eserlerini vermeye başlamıştı. aklına bir arada en yakın dostlarından biri, nam-ı diğer çiçek adam geldi!
allan ginsberg!
allen'in patti üzerinde büyük bir etkisi vardı. savaş karşıtı olan bu çiçek adam, bizlere ilkokul rehberlik öğretmeni mottolarını hatırlatır cinsten şiirlere sahipti.
sahi, ne diyorlardı bize bu rehberlik öğretmenleri?
"sana taş atana sen gül at!"
şarkılarına savaş karşıtlığı, ufak tefek hipsterlıklar eklemeyi göz ardı etmeyen bu kadın, çıtayı biraz daha yükseltmeye karar vermişti. şimdi de sırada, en sevdiği şairin, en vurucu kısımları yer almaya başlayacaktı.
ne diyor patti?
"go rımbaud, go rımbaud!"
kimdi bu rimbaud?!rimbaud, bilindiği üzere sembolizmin en büyük şairlerinden, en katkı veren ruhlarından biriydi.
rimbaud'u bu kadar ilahlaştıran, şiirlerinin yepyeni bir edebiyat devrimine yol açması olarak görülebilir. bir anda, kansız ve acısız olan bu devrim, edebiyatın bazı akımlarının önünü kesmiş, bazılarını yok etmiş ve onların kalan ruhlarından da fazlası ile beslenmişti.
aynı zamanda kendisi ateşli bir paris komünü savunucusu, sessiz bir devrimci ve harika latince bilen cambaz idi.
ama genelde edebiyatla ilgilenmeyip bu adama denk gelenler için akıllarda en kalan kısım, kendisinden 10 yaş büyük olan verlain ile aşk yaşaması olabilir velhasıl.
sahi nerede kalmıştık? evet! patti ve rimbaud…
tarih 13 aralık 1975'i gösterdiğinde, patti ablaımızın ilk albümü çıkmış, bir anda amerika'nın hipster camiasını dolaşmış, underground kültürü talan etmiş ve patti kadar albüm de bir ikon haline gelmişti.
punk müziğin önünü açmış, edebiyat şöleninin dinlenme zevkine erişmesini sağlamıştı.
60 kuşağının önemli ikonlarından olan patti ablamızın, rimbaud hayranlığı öylesine büyüktü ki, jim morrison onun için "rimbaud'un reenkarne olmuş hali!" sözlerini, horses albümü ile boşa çıkarmamış, land, kimberly, elegie ve birdland şarkıları ile, adeta rimbaud'un düzelerine yakın şarkı sözleri ile bizlere edebiyatı dinletmeyi başarmıştı.
uzun lafın kısası, patti'nin ilk albümü olan horses, hala büyük başarısının gözardı edilmeyeceği bir dönemde olmaya devam ediyor.
dinleyelim, dinlettirelim.
devamını gör...
filozof ve felsefeci farkı
filozof üretir, yeni bir şey ortaya koyar. felsefeci (felsefe tarihçisi) ise bunların muhasebesini tutar.
filozof bedel öder, güçlüklerle karşılaşır, felsefeci bunların ekmeğini yer.
filozof özgürdür, felsefeci ekmeğine bakar.
filozofun okulu kendisidir, felsefeciler üniversitelerde yetişir.
filozof bedel öder, güçlüklerle karşılaşır, felsefeci bunların ekmeğini yer.
filozof özgürdür, felsefeci ekmeğine bakar.
filozofun okulu kendisidir, felsefeciler üniversitelerde yetişir.
devamını gör...
november 1916
bilinen diğer ismi ile -takvim farklılığından ötürü- october 1916; mevcut rejime karşı tüm devrimci muhalefetin ve 1917 yılında ön plana çıkacak olan ayrılıkların irdelendiği kısmen sakin bir dönemi ele alan aleksandr soljenitsin eseri. 75 ayrı bölümden oluşan bu uzun tarihi roman, yazarın august 1914 romanının devamı niteliğinde. bu kadar uzun ve detaylı bir anlatımın en kötü yanlarından birine de sahip esasında bu eser; haritanın büyük bir bölümüne yayılan geniş çaplı bir hikaye -ki bu mekan tasvirlerini ve okuyucu için odaklanmayı epey zor hale getiren bir husus- ve hikayedeki karakter fazlalığı. her ne kadar soljenistsin bunun altından oldukça iyi bir biçimde kalksa bile okurken oldukça kafa karıştırıcı bir duruma geliyor yine de soljenitsin buna bir çare bularak karakterlerin ayrıntılı bir biçimde aktarıldığı bir liste ve haritayı kitaba iliştirmiş. eser bütünü ile - ve hatta buna august 1914'ü de eklersek- savaş ve savaş sonrası psikolojisini, savaşın gerekliliğinin ne ile ölçülebileceğini, yönetimin yeterliliğinin tartışmaya ne denli açık olduğunu ve bu dönemde rus halkının yönetime karşı bulunduğu konumu, devrimin ayak izlerini ve dönemin şartlarını anlamak için ideal bir noktada. soljenitsin'in aktardığı fikirlere veya durduğu tarafa bakılmaksızın objektif bir biçimde okunup değerlendirilmesi gereken bir roman çünkü kurguyu bağlama şekli ile ve yarattığı orijinal karakterler ile gerçek bir başyapıt. profesör olda andozerskaya ve pierre obodovski okunması aşırı keyifli karakterlerdi.
“war is not the vilest form of evil, not the most evil of evils. an unjust trial, for instance, that scalds the outraged heart, is viler. or murder for gain, when the solitary murderer fully understands the implications of what he means to do and all that the victim will suffer at the moment of the crime. or the ordeal at the hands of a torturer. when you can neither cry out nor fight back nor attempt to defend yourself. or treachery on the part of someone you trusted. or mistreatment of widows or orphans. all these things are spiritually dirtier and more terrible than war.”
“war is not the vilest form of evil, not the most evil of evils. an unjust trial, for instance, that scalds the outraged heart, is viler. or murder for gain, when the solitary murderer fully understands the implications of what he means to do and all that the victim will suffer at the moment of the crime. or the ordeal at the hands of a torturer. when you can neither cry out nor fight back nor attempt to defend yourself. or treachery on the part of someone you trusted. or mistreatment of widows or orphans. all these things are spiritually dirtier and more terrible than war.”
devamını gör...
5000 tl'lik gelinlik isteyen gelin adayı
başlığı görünce 2002’de falan açılmış zannettim.
şu an 3500- 4000 liradan aşağı düzgün bir gelinlik bulabilirseniz bu gelin kızımızı linç edersiniz.
gelinliği oluşturan her parçaya zam geldiği için artık maalesef çok normal bu fiyatlar.
ayrıca da anladık herkes artık minimal, bohem bilmem ne yaşıyor hatta bir yandan da kapitalizmin baş düşmanı falan filan ama madem düğün yapma girişiminde bulunulmuş öyle bir günde ne gelini ne damadı bir kırmayın bir üzmeyin ya. heves bükücüler. imkanı olan 5.000 tl de verir 10.000 tl de verir.
şu an 3500- 4000 liradan aşağı düzgün bir gelinlik bulabilirseniz bu gelin kızımızı linç edersiniz.
gelinliği oluşturan her parçaya zam geldiği için artık maalesef çok normal bu fiyatlar.
ayrıca da anladık herkes artık minimal, bohem bilmem ne yaşıyor hatta bir yandan da kapitalizmin baş düşmanı falan filan ama madem düğün yapma girişiminde bulunulmuş öyle bir günde ne gelini ne damadı bir kırmayın bir üzmeyin ya. heves bükücüler. imkanı olan 5.000 tl de verir 10.000 tl de verir.
devamını gör...
henry onyekuru
bugün maliyeti açıklanmış olan kanat oyuncusu. 650 bin euro kiralama ve 4 milyon 350 bin euro satın alma opsiyonu. bu şartlarda anlaşma gerçekten çok iyi. zorunlu opsiyon olmaması yönetimin mayısta aday olmayacağını gözler önüne seriyor.
kadıköy de bu seneki turu kime attıracak merakla bkliyoru. evine hoşgeldin aslan parçası!
edit: başakşehire karşı bir gol bir penaltı atarak, an itibariyle kobrayı suyun diğer yakasına doğru yellendirmeye başlamış nijeryalı çitlembik. şimdi kuşlar düşünsün.*
kadıköy de bu seneki turu kime attıracak merakla bkliyoru. evine hoşgeldin aslan parçası!
edit: başakşehire karşı bir gol bir penaltı atarak, an itibariyle kobrayı suyun diğer yakasına doğru yellendirmeye başlamış nijeryalı çitlembik. şimdi kuşlar düşünsün.*
devamını gör...
asgari ücret yüreklere su serpti
yılbaşından sonra serpilen suya kadar burnumuzdan getirecekleri için mantıksız, temelsiz ve yandaş açıklamadır.
devamını gör...




