frig vadisi
afyonkarahisar- kütahya- eskişehir arasında ki geniş bir alana yayılan bir sit alanı.
yazılıkaya
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
arslanlı mabed veya solon'un mezarı
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
han yeraltı şehri
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu tarihi dokuların yanı sıra biraz geliştirilmesiyle ikinci bir kapadokya olabilecek potansiyele sahip bir bölge.
frig peri bacaları
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ve son olarak sıcak hava balonları veya antik bir şekilde tasarlanmış kayıklar ile gezilebilecek emre gölü
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kitap saran bir noktadaysa eğer durağı kaçırmanıza sebep olabilecek durumdur aynı zamanda.
devamını gör...

güneşli ve bereketli
devamını gör...

karakter olarak kesinlikle tartışmalı ama konu satranç olduğunda önünde diz çökülecek sayılı isimlerden olan 6. dünya şampiyonu. öyle ki 12 yaşında satranç öğrenip yalnızca 4 sene sonra usta ünvanını almayı başarmış, keres ve smislov gibi büyük isimleri ağır yenilgilere uğratmış ve kaybettiği dünya şampiyonu ünvanını defalarca rövanş maçı ile tekrar elde etmiştir. eğer fide yeniden rövanş hakkı tanımış olsaydı son defa ünvanını kaptırmış olduğu tigran petrosian* da yenilgiye uğratacak kadar hırslı bir adamdı şüphesiz. sscb'nin bugün oyun stillerine hayran kaldığımız pek çok oyuncusunu yetiştirmiş olan ve sovyet satranç ekolünün kurucusu olarak nitelendirilen botvinnik; nimzo indian ve fransız savunması denildiğinde akla gelen ilk isimlerden ki 1960 yılındaki dünya şampiyonasında mikhail tal ile yaptığı ve beraberlik ile sonuçlanan ilk maçta da nimzo indian-sämisch varyasyonunu tercih etmişti yanlış hatırlamıyor isem ve maç insanın tüylerini diken diken edecek cinstendi. najdorf ile oynadığı -yılını hatırlamıyorum ama muhtemelen 1950'lerin ortası olması gerek- maçta yine nimzo-indian savunması - hübner, rubinstein varyasyonu ilginç bir tercihti ama botvinnik ağır üstünlük kurarak şaşırtmadı.

karakter olarak tartışmalı olmasının sebebi esasında acımasız, güvensiz ve tamamen öngörüden yoksun olmasından kaynaklanıyor ki karpov hakkındaki satranç konusunda başarılı olamaz söylemleri ve öğrencisi kasparov'un yerine andrianov'u turnuva için tercih etmesi -siyasi ayrılıklardan kaynaklı olduğu düşünülse de- onun konu satranç tahtası olduğunda üst düzey bir oyuncu olsa da insanlar konusundaki öngörülerinin yetersiz olduğunu gösteriyor. yine de oldukça sivri olan karakteri onun tutarsız kararlar vermesine sebep olsa da satranç tahtasında yanlış kararlar aldığı pek nadirdi. önceki oyunlarının analizlerini yapıp hata yapmasına sebep olan her hamlesini, ona yenilgi getirmiş olan her kararını veya kararsızlığını törpüledi bu da onu gerçek bir oyuncu yapar. oyun içindeki derin hesaplamaları ve doğru oyunsonu hamleleri ile -ki bence pal benko bu konuda daha niteliklidir- sovyet satranç okulunun patriği dünya sahnesinin görmüş olduğu en başarılı dünya şampiyonlarından biridir şüphesiz. ayrıca öyle güzel notasyon tutuyor ki kendi dağınık tekniğimden utanç duyma sebebimdir.

devamını gör...

lisedeki yoklama defterlerini bilirsiniz. ayakta ona bakarken arkadaşım da yanıma oturdu. dengemi kaybedip üstüne doğru düşerken defteri kapatma ihtiyacı duydum nedense. defterin ortasına kafasını sıkıştırmıştım herkes şok tabii.
devamını gör...

çok cephede savaşan her insan, hayatın kosturmacasından uzaklaşıp hergün en az 2 saat kendine vakit yaratmalı (yürümek,okumak ve düşünmek için)
devamını gör...

çoğu çaylağın ve bazı bazı yazarların ara ara yaptıkları eylem. çünkü modlar bunun için burada var. sadece tanım silmek, başlık düzenlemek bir şeyleri taşımak için değil. elbette sorarlar, eh insan da yemediğimize göre bir beis yok.*
devamını gör...

harita nihayetinde bilimsel veriler ışığında ortaya çıkan bir belgedir. adamın bilimle falan alakası yok, haritayı muz sanıp yemediğine şükredin .
devamını gör...

doğanın olduğu yerde yeşil, yeşilin olduğu yerde huzur var.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sürü halinde köpek ile tek başına köpek farklıdır. tek başına köpekleri rahatça sevebilirsiniz. sürü halindeki köpeklerin alfa arkadaşa dikkat ederseniz gerisi sorun yaratmaz. birbirlerinden güç alarak çılgınlık yapabilirler, doğaları böyle. dikkatli olmakta fayda var ama şurası kesin ki korkunun hiçbir şeye faydası yok.
devamını gör...

dur dur, bırak o dalga vursun sahile, ufacık o görmüyor musun? daha büyük bir dalga yakalayalım yanmak için..
nasıl?
dalga bizi nasıl mı yakacak?
bilmiyorum ki? sen beni nasıl yaktıysan öyle belki, belki sen gibi yavaş yavaş ve aniden, karışık ve karşılık!
sen benim hangi dalga olduğumu nerden anladın peki? efendim? az yüksek ses lütfen, arka plan hep giannis kotsiras, anlayamıyorum ve hayır sesini kısamam, çok güzel s'agapo diyo çünkü, ben de sana en yakışacak s'agapo peşinde dolanıyorum dinleyerek.

yoooo, yatmıştım aslında, uykum da vardı, hâlâ var, sen sabah erken gelebilirsin diye gecelerin seceresini sayıyorum her saniye..

evet evet, biliyorum farkındayım saçmaladığımın..
tekrar deneyeyim uyumayı, çünkü ırak bile olsak beraber uyumak bir sürü önyargı.........
tamam pes, gittim..
uyumaya.
pancake yap sabah, arizona kökenlerim depreşti.
ve çok!
devamını gör...

bir nihal atsız romanıdır.

hüseyin nihal atsız’ın “ruh adam” romanı, şüphesiz sembolik karakterler bakımından gerçeği dolaylı yoldan aktarabilen en başarılı romanlardan biridir. karakterlerin handiyse gerçek duyguları vardır ve gerçek acılar çekiyorlardır. ana karakter olan selim pusat'sa sahiden tüm insan duygularının çıkmazlarını “sembolik” olarak belirtecek biçimde yaratılmıştır. o ne duygusuz bir subaydır ne de yasak aşka tutulmuş esriktir. o insan duygularının çıkmazıdır ve kanaatimce pusat’ı incelemek bize duygularımızı sembolikleştirme konusunda yardımcı olacaktır.

öncelikle roman, bir bakıma nihal atsız’ın otobiyografisi olma özelliğini taşır. elbette her yazarın eseri kendi otobiyografisi olma özelliğini taşır çünkü yazar, tüm izlenimlerini kendi yaşadıklarından çıkarmak mecburiyetindedir. fakat “ruh adam” biraz daha spesifik örneklerle otobiyografikleştirilmiştir. mesela bedriye atsız hanım, romanda ayşe pusat olarak ele alınmıştır. ikisi de lisede edebiyat öğretmenliği yapmaktadır. ayrıca atsız’ın da askeri tıbbiye’de arap asıllı olduğundan teğmen mesut süreyya efendi’ye selam vermediği gerekçesiyle tıbbiyeden atıldığını biliyoruz. aynı şekilde kitapta da selim pusat, kralcı olduğu gerekçesiyle askeriyeden atılır, apoletleri sökülür. kitapta şaşılacak bir örnek vardır, nihal atsız henüz altı-yedi yaşlarındayken kadıköy’deki bir fransız okulunda ilk mektep tahsili görürken, teneffüs sırasında, kendisinden üç-dört yaş büyük bir rum çocuğuyla kapışır. rum çocuk atsız’ın kafasını duvara vurmuştur ve atsız’ın yaralı kafasından kan fışkırmıştır. ruh adam romanında yüzbaşı şeref’in başından daima kan sızıyor olmasının arka planında işte atsız’ın çok küçükken yaşadığı bu kanlı hatıra vardır.

belirtmek isterim ki tutunamayanlardan selim ışık, aylak adamdan c. gibi selim pusat da bir antikahramandır. “ruh adam” kitabındaki selim pusat karakterine bakacak olursak, kendisinin aslında bölünmüş kişiliklerin sentezi olduğunu iyi anlarız. roman her ne kadar iki tema (aşk, çekilecek ceza) üzerine kurulu olsa da, pusat’ın iç çekişmeleriyle doludur ve bu çekişmeler; pusat’ta nevrozlara sebep olmaktadır.

bu nevrozları incelemeden önce romanın akışına göre pusat’ın ruh halini bölümlere ayırmalıyız. pusat’ın üç farklı aşamadan geçtiği (ilk önce güzellik, aşkı vs. önemsemeyen ve sadece askeri olgulara önem veren biri; sonrasında güntülü, leyla, ayşe çizgisinde dolanan âşık biri – atsız, pusat’ın bu davranışıyla askeri ve vatanî meseleler varken kendini aşk ve sevgi gibi geçici heveslere adayan dönemin türk gençliğini tasvir etmiştir- ve son olarak bu iki zıt durumun karşılaştığı son bölüm) açıkça sezilebilir. diyalektik açıdan bakıldığında hegel’in “tez-antitez-sentez” fikrini andırıyor bu durum ve atsız’ın, pusat’ın ilk durumu(tez) ve ikinci durumu (antitez) için ikisine de 12 bölüm ayırması tesadüf olamaz. burada değinmek istenen şey, kişinin öz çatışmasıdır. selim pusat’ın bu iki özelliğinin çatışması o denli büyümüştür ki mahşer sahnesinde israfil, pusat'a "selim pusat’ın gönlünün içindeki feryatlar o kadar acı ve gürültülü idi ki insanlar duysa hep ölür, benim sûrumu öttürmeme lüzum kalmazdı." der. bu çatışma elbette bir uzvî rahatsızlığa sebep olmalıdır ki oluyor zaten. pusat ateşler içerisindeyken yek’ in ayrı bir arketipi olan doktor key ona hastalığının “aşk” olduğunu söyler. bu anlattıklarım bir kişilik bölünmesinden çok zamana bağlı olarak psikolojinin değişimini gösterir bize.

pusat’ın içinde aslında iki farklı “ben” i daha vardır ve bu “öteki benler” akıllara başarılı psikanalist (gbzk: sigmund freud)'ü getiriyor. romanın ilk bölümüne bakarsak, burada kaderi bedbahtlaştıran bir aşk masalı anlatılır. yüzbaşı burkay’ın açığma-kün’ e aşkı… -aslında atsız’ın değindiği noktalardan biri de aşk ile kaderin birbirlerine girişik ve bir o kadar da girift olmalarıdır- bu uygur masalı’nda burkay’ın içindeki od’ un sönmesi için onu şeytanlar başı madar’a götürürler fakat aşk burkay’ın gözünü bürüdüğü için o, madar’ a uyarak açığma kün'e olan aşkı için ev arkadaşını tereddüt etmeden kurban eder. evdeşinin bedduasıyla da lanetlenmiştir üstelik. yüzbaşı rütbesini beş paralık etmiştir. esasta, buradan sıkı bir psikastenik kuramı çıkarabiliriz. “id-ego-süperego” çatışması… ego dediğimiz tabii ki selim pusat ve burkay’ın (şüphesiz ikisi de aynı “ruhun adamları” dır.) ana kişiliğidir. hikayedeki id –kişinin hayvani dürtüleri- madar ve yek’ tir. (yek’in diğer arketipleri de dahildir buna: doktor key ve osman fişer) bu karakterler, insanların içlerindeki kötülüğün ne kadar güçlü ve engellenemez olduğunun delilidir. son olarak, toplum ahlakının kişi bireyselliğini etkileyerek oluşturduğu “süperego” ise burada şeref’tir. şeref, kendini orduya verip evlenmeyen ve selim ile birlikte hareket ettiği için tek amacı olan ordudan atılan, en sonda da kendi “şeref” i ile intihar eden bir “subay süperegosu” dur. (bilindiği gibi mete hikayesinde selim ile aynı ruhu paylaşan yüzbaşı sevdiği kadını oklamamıştır ve mete’nin emrine karşı çıkmıştır. bu sebepten ”aşk” a romanda yasak gözüyle bakar karakterler. tıpkı kafka’nın “dava” sındaki gibi). bu kavramların tek bir vücutta dengesizce çatışması ise bir tür nevroza sebep olmaktadır. bu nevrozu pusat’ın yüzbaşı kubudak ile vuruşmasından kavrayabiliriz zira pusat kubudakla vuruşurken tek kişi olan kubudak birden beş kişiye dönüşür. bunlar kubudak, yek, leylâ’nın nişanlısı, şeref ve nihayet kendi gençlik halidir. kişiliğiyle çatışan bütün karakterler, pusat’a savaş açmıştır âdeta. zaten pusat’ın bu savaşın yeniği olduğunu kitabın sonunda duvardaki gençlik fotoğrafının mistik bir şekilde kayboluşundan anlayabiliyoruz.

kitaptaki aşk bile belirli sembollerle, arketiplerle açıklanmıştır. bunlar ayşe, leyla ve güntülü’dür. güntülü, gençlik ve güzelliği; ayşe, merhameti; leyla ise soyluluğu temsil eder.

kitaptaki metafiziksel ögeleri bağladığım nokta ise bilinçdışıdır. tıpkı dostoyevski’nin “öteki” sindeki gibi “ruh adam” da da geçen tüm mecazi ögeler pusat’ın zihnindeki birkaç emareden ibarettir. zaten kitap da silik bir sonla biter.

türk edebiyatı’nın en önemli eserlerinden biri olan “ruh adam”, aslında bir aşk ya da bir ordu romanından ibaret olmadığını ve atsız, psikolojik gelgitlerini romandaki karakterlere yansıtıp bilindiğinin aksine “ruh adam” ın sembolist bir eser olduğunu tüm edebiyat âlemine kanıtlamıştır.

(bkz: sembolizm)
devamını gör...

bir çevre ve şehircilik bakanı murat kurum zırvası.
buradan
peki o zaman doktor bu ne:

eurostat'ın verilere göre, türkiye’ye 2004 yılından bugüne avrupa birliği ülkelerinden ithal edilen plastik atıklar 196 kat artmış durumda. yine verilere göre, her yıl yaklaşık 241 kamyon plastik çöp türkiye'ye giriş yapıyor.

bu ne:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu ne ulan bunlar ne o zaman, ar damarsız yüzsüz, yalancı herifler , ülkenin başına karabasan gibi çöktünüz uğursuz yalancılar.
buradan
devamını gör...

genellikle adolf hitler ile bağdaştırılan ancak alman tarihinde kökeni çok daha eskilere uzanan radikal siyasi görüştür. alman imparatorluğu'nu iyi incelerseniz aslında nazizm ve hitler'in bir sonuç olduğunu görürsünüz. sonuçta hitler, gökten zembille inip ''aha ben reich kuruyom thats what i like it'' dememiştir. bismarck ve von hohenzollern almanyası da en az nazi almanyası kadar şovenist bir backgrounda sahiptir. hatta, çok abartırsanız wagner'de bile nasyonel sosyalizmden kırıntılar yakalarsınız. yahu, adamların birinci dünya savaşı'nda sloganları heute deutschland morgen die ganze welt (bugün almanya sabah tüm dünya)

neoklasizm, paganizm bu tarz aşırı radikal etnik milliyetçi fikirleri tarih boyunca boostlamıştır. bugün tabi avrupa'da kimse gamalı haç veya siyah beyaz kırmızı renkleri bir araya getiremiyor. ama paganizm özellikle de cermen paganizmi iskandinavya'da sapık supuk milliyetçi akımların kuvvet kazanmasına yardımcı oluyor. yani ileride bir gün sosyal demokrat aşırı refah ve rahat içinde yaşanılan iskandinavya'dan yeni bir hitlercik çıkarsa kimse şaşırmasın. çünkü almanların 80-100 sene evvel başlarına gelen şeylerin aynısı bugün birebir iskandinavlar için söz konusu. finlandiya hariç... finliler türkün bulgur yemeyen hala torunlarıdır.
devamını gör...

antik sümer, akad, asur ve babillerin mitolojik geleneklerinde ortaya çıkan bir tanrı grubudur. kaç anunnaki olduğu ve hangi rolü üstlendiklerine dair açıklamalar hem değişkenlik gösterir hem de çoğu zaman tutarsızdır. boş gezenin boş kalfalarıdır.. bir çok teoriye isim hakkı satmak ile beraber. bir çok kitabında konusu olmuştur. şimdilik tapınmayın ileride bakarsınız..
devamını gör...

sözlüğü izdivaç programı zannetmek diye bir başlık vardı bir zamanlar gözüme ilişmişti. aklımda kalması güzel olmuş! sözlüğü böyle şeyler için kullanacaksanız belli ki göbekli, yağlı ciltli bir tipsiniz hani zeka kırıntısı desek belki sapyofili birine denk gelme ihtimalinizi düşünsek, bu başlıkla çok zor.
devamını gör...

seni çok seviyorum.
devamını gör...

üstteki yazarın da dediği gibi sanal sekstir. örnek verecek olursak.
- kocam geldi yazma
- kocanın atletini yırtıyorum
- yazma yazma
devamını gör...

olmamalı öyle özgürlük. sırf devrimleri islam'a karşı diye mi sevmeyecek bazıları? haydi onu geçtik, kurtuluş savaşı da yalan herhalde. binlerce şehit boşuna verildi yani. yok öyle iş, devrimlerini sevmiyorsa bile bu ülke için gösterdiği çabayı ve savaşı sevmek "zorundadır". evet zorunda. eğer birisi, bu ülkeyi işgalcilerin elinden kurtarıp, türk milletini tekrar yükseltmek için uğraşan adamı azıcık dahi sevmiyorsa onda çok büyük bir sıkıntı vardır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim