mikroplastik kirlilik
deniztemiz derneği / turmepa'nın bir etkinliğinde öğrendiğime göre en büyük sorumlusu araba lastikleri olan kirlilik çeşidi. büyük oranda araç lastiklerinden kopan parçacıklar sebebiyle deniz ve deniz hayatı mikroplastiklere maruz kalıyor.
not: ayrıca biberonlara koyulan besin, olması gerekenin üzerinde bir ısıya sahipse mikroplastikler bu besinlere karışabiliyor. bunun sonucunda oldukça tehlikeli olan bu parçacıklar farkında olmadan bebek tarafından tüketiliyor.
not: ayrıca biberonlara koyulan besin, olması gerekenin üzerinde bir ısıya sahipse mikroplastikler bu besinlere karışabiliyor. bunun sonucunda oldukça tehlikeli olan bu parçacıklar farkında olmadan bebek tarafından tüketiliyor.
devamını gör...
tanımların arasındaki çizgilerin yok olması
bütün sınırları kaldırmak niyetinde olan yönetimin, önce kendi içerisinde aksiyon alma durumu.
edit : ileride tanım kutuları ile alakalı ufak bir geliştirmede daha bulunacağız.
edit : ileride tanım kutuları ile alakalı ufak bir geliştirmede daha bulunacağız.
devamını gör...
le trou
fransızca delik demektir (ingilizce the hole olarak sinemalarda oynatılmış)
1960 yapımı , yönetmen jacques becker'in ölümünden hemen önce çektiği filmidir. verelim spoilerı
--! spoiler !--
film, aynı hücrede kalan 5 mahkumun hapisten kaçma çabalarını anlatır.
aslında ilk bakışta hollywood sinemasının aynı konulu filmlerinde yüzlerce defa tekrar kullanılan klişeleri görmek mümkün. ancak unutulmaması gereken şey hepsinin öncüsünün bu film olması. aynı zamanda filmin çok derin bir psikolojik boyutunun olması da türdeşlerinin yanında parlamasını sağlamış. filmde her sahne akıllıca kurgulanmış. boşa geçen bir dakika bile yok. aslında aynı yıllarda yeni yeni başlayan ve döneme damga vuran fransız sinemasındaki " yeni dalga" ekolünün tam zıddına gidilerek çok yüksek tempolu bir film olarak çekilmiş. bu sayede de karakterlerimizin yaşadığı kaygı durumunun içine girmemiz kolaylaşmış.
özellikle gaspard karakteri müthiş yazılmış. filmin ortalarına doğru onu ne kadar çözdüğümüzü düşünsek de sürekli beklenmeyen hareketler ile karakterini tahmin edilemez kılıyor.
fransız sineması zaten kendine ait ekolleri olan dünya sinemasında çok önemli yeri olan bir sinema. hollywoodun bildik klişerinden sıyrılmak istediğinizde başvuracağınız ilk ülke sineması bence.
tarzının en başarılı örneklerinden biri, izlemesi keyifli bir film diyebilirim, seyretmediyseniz bir şans verin.
"pauvre gaspard"
--! spoiler !--
1960 yapımı , yönetmen jacques becker'in ölümünden hemen önce çektiği filmidir. verelim spoilerı
--! spoiler !--
film, aynı hücrede kalan 5 mahkumun hapisten kaçma çabalarını anlatır.
aslında ilk bakışta hollywood sinemasının aynı konulu filmlerinde yüzlerce defa tekrar kullanılan klişeleri görmek mümkün. ancak unutulmaması gereken şey hepsinin öncüsünün bu film olması. aynı zamanda filmin çok derin bir psikolojik boyutunun olması da türdeşlerinin yanında parlamasını sağlamış. filmde her sahne akıllıca kurgulanmış. boşa geçen bir dakika bile yok. aslında aynı yıllarda yeni yeni başlayan ve döneme damga vuran fransız sinemasındaki " yeni dalga" ekolünün tam zıddına gidilerek çok yüksek tempolu bir film olarak çekilmiş. bu sayede de karakterlerimizin yaşadığı kaygı durumunun içine girmemiz kolaylaşmış.
özellikle gaspard karakteri müthiş yazılmış. filmin ortalarına doğru onu ne kadar çözdüğümüzü düşünsek de sürekli beklenmeyen hareketler ile karakterini tahmin edilemez kılıyor.
fransız sineması zaten kendine ait ekolleri olan dünya sinemasında çok önemli yeri olan bir sinema. hollywoodun bildik klişerinden sıyrılmak istediğinizde başvuracağınız ilk ülke sineması bence.
tarzının en başarılı örneklerinden biri, izlemesi keyifli bir film diyebilirim, seyretmediyseniz bir şans verin.
"pauvre gaspard"
--! spoiler !--
devamını gör...
mantının abartılmış bir yemek olması
en çok sevdiğim yemektir. az bile abartılmıştır. şiirler bile yazabilirim canım mantıma.
devamını gör...
söylenmesinden zevk alınan kelimeler
günaydın, hoş geldin, görüşürüz, muhteşem, karmakarışık, sarmaşık...
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
tanju okan- kaderim
devamını gör...
pestil
babannemin her yaz dönemi yaptığı hafif ekşi bir tatlıdır. vitamini yüksek ve doğal içeriklidir.
üzüm, elma, armut, erik, dut gibi meyvelerin hangisindan yapılacaksa onlar yıkandıktan sonra kaynatılır. kaynamış olan meyveler süzgeçten ezilerek geçirilir, ki çekirdek ve kabukları meyvenin özünden ayrılsın. süzülmüş özü tekrar tencereye alınıp nişasta ilave edilerek kıvamlı bir hale gelene kadar pişirilir, ocak kapatılır. ılıdıktan sonra ince bir katman şekilde tepsilere dökülür, isteğe bağlı üstüne ufalanmış ceviz yada fındık serpilebilir. güneş gören balkonda üstüne tülbent örtülerek* kurumaya bırakılır.
üzüm, elma, armut, erik, dut gibi meyvelerin hangisindan yapılacaksa onlar yıkandıktan sonra kaynatılır. kaynamış olan meyveler süzgeçten ezilerek geçirilir, ki çekirdek ve kabukları meyvenin özünden ayrılsın. süzülmüş özü tekrar tencereye alınıp nişasta ilave edilerek kıvamlı bir hale gelene kadar pişirilir, ocak kapatılır. ılıdıktan sonra ince bir katman şekilde tepsilere dökülür, isteğe bağlı üstüne ufalanmış ceviz yada fındık serpilebilir. güneş gören balkonda üstüne tülbent örtülerek* kurumaya bırakılır.
devamını gör...
gece yapılan hatalar
hak etmeyen kişiler yüzünden, değerli uykumdan olmak.
devamını gör...
kız çocuk vs erkek çocuk
erkek yeğenim evin muhtelif yerlerinden üzerimize uçmak veya bir şeyler fırlatmak suretiyle canımızı burnumuza getirirken,yine biz ciddi ciddi konuşurken gelip üstümüze tırmanmaya çalışırken ya da boynumuzdan tutup asılırken bazen boşluğa dalıp, şimdi bunun yerine bir prensesimiz olsaydı, oyuncak fincanlarla kontesler gibi oturup çay partisi verseydik veya birbirimize oje sürüp kıkırdaşsaydık. diye düşünüyo insan.
yani tabi sağlıklı olsun da.. binlerce şükür koşup zıplayabilmesine ama erkek çocuğu evde zor. bahçe sart.
yani tabi sağlıklı olsun da.. binlerce şükür koşup zıplayabilmesine ama erkek çocuğu evde zor. bahçe sart.
devamını gör...
sözlüğe gelmiş olmamdan sonra sözlüğün şahlanmış olması
(bkz: deli konuşuyor konuş deli)
devamını gör...
raptiye rap rap
cem karaca'nın dönemin bozuk gidişatına ve sansürlere şifreli göndermeler yaptığı tekerleme tarzı efsane şarkısı.
içeriğindeki sözler kafa sözlük'e küfür konusunda alternatifler sunabilir diye düşünüyorum:
--! spoiler !--
hanimini hüppen dezigi banna rap rap
tefeşle kayyüş illede kıtmir rap rap
--! spoiler !--
'vereceğin fikrin hanimini, denzigini hüppen' demezseniz şarkı bu
içeriğindeki sözler kafa sözlük'e küfür konusunda alternatifler sunabilir diye düşünüyorum:
--! spoiler !--
hanimini hüppen dezigi banna rap rap
tefeşle kayyüş illede kıtmir rap rap
--! spoiler !--
'vereceğin fikrin hanimini, denzigini hüppen' demezseniz şarkı bu
devamını gör...
yokuşta geriye kaçırmadan kalkış yapabilen insan
ama ben sıkıldım bu 'manuel arabaları iyi süren sürücüleri' çekememenizden.
yeter yahu!
zaten olağanüstü bir şey değil, sadece zaman ve ilgi meselesi.
böyle başlıklara otomatik vites güzellemesi yapınca düz vitesli araba süremediğiniz gerçeği değişmiyor.
yolda gideceksiniz işte, bu kadar.
kimi raikkonen bu kadar egolu değil be!
t: debriyaj, gaz ve el freni kombinasyonunu yerinde kullanan insandır.
bizim ülkemizde böyle bir şey var: olması gereken şeyler övülüyor. tanıdık geldi mi?
yeter yahu!
zaten olağanüstü bir şey değil, sadece zaman ve ilgi meselesi.
böyle başlıklara otomatik vites güzellemesi yapınca düz vitesli araba süremediğiniz gerçeği değişmiyor.
yolda gideceksiniz işte, bu kadar.
kimi raikkonen bu kadar egolu değil be!
t: debriyaj, gaz ve el freni kombinasyonunu yerinde kullanan insandır.
bizim ülkemizde böyle bir şey var: olması gereken şeyler övülüyor. tanıdık geldi mi?
devamını gör...
ikizdere'de eylem yapanlar marjinal gruplar
yine bir grup hakkını isteyen tc vatandaşı terörist ilan edilmiştir vatanseverler doğa katledecek çünkü.
devamını gör...
42
hayat, evren ve her şeye dair nihai sorunun cevabı.
devamını gör...
okurken mahlası yoran yazarlar
yaran nick'lerin üçüncü dereceden akrabası olan nick'lerdir. bu yazarları anlamak tuhaftır.
aklıma gelenlerden biri ilkciranta. herhalde böyle yazılıyor bilmiyorum. ben genelde ilkcirinanta diye okuyom valla. daha kolay oluyor.
birde eski sözlükte eyvallahjallaah le küfüven ehad diyemeyen izlandalı vardı. bak yine ne olduğunu unuttum. birde eyvallah diyemeyen izlandalı demiş. ben de diyemiyorum ki zaten izlandalıya şaşırmadım. eyvallah diye okuyup geçiyorum.
bir de böyle tam okuyacak gibi oluyorsun "ben bunu okurum" diyorsun ama yine okuyamıyorsun. bunlara da verebileceğim örnek, leleylilalalulalamburleylilaplup var. bunu alan yazarın kafasını istiyorum işte. abicim/ablacım sen ne yaşıyon içinde?
bu yorma kısmının yanında beni kahreden başka bir nick grubu ise okuyunca"ne dedim lan ben şimdi?" dediğim nickler var. bu arkadaşlar da güldürürken değil de okuturken düşündürmeyi seçen arkadaşlar. mimarolmamhayatınıçizebileceğimanlamınagelir örneğin. abicim/ablacım, cancazım... senin amacın ne? müşterin çok mu dişliydi? senden nasıl bir istekte bulundu da isyan ettin? yoksa çok yeteneklisin dediler de yaşam koçu mu yapmak istediler seni? neden beni derin düşüncelere sokuyorsun nickinle? hem yarın bir gün zirve yapmaya kalksak ismini yazmaya kağıt yetmez.
işin özeti garip nickler almayın. ben onları okuyup çıkarım yapmaya çalışıyorum. yormayın beni.
edit: ucemak seni de unuttum sanma. tamam tamam unuttum ama neden ucemak neden neden? tersten okuyorum yine bir anlam veremiyorum. bütün tuşlara basarak level geçmeye mi çalıştın?
aklıma gelenlerden biri ilkciranta. herhalde böyle yazılıyor bilmiyorum. ben genelde ilkcirinanta diye okuyom valla. daha kolay oluyor.
birde eski sözlükte eyvallahjallaah le küfüven ehad diyemeyen izlandalı vardı. bak yine ne olduğunu unuttum. birde eyvallah diyemeyen izlandalı demiş. ben de diyemiyorum ki zaten izlandalıya şaşırmadım. eyvallah diye okuyup geçiyorum.
bir de böyle tam okuyacak gibi oluyorsun "ben bunu okurum" diyorsun ama yine okuyamıyorsun. bunlara da verebileceğim örnek, leleylilalalulalamburleylilaplup var. bunu alan yazarın kafasını istiyorum işte. abicim/ablacım sen ne yaşıyon içinde?
bu yorma kısmının yanında beni kahreden başka bir nick grubu ise okuyunca"ne dedim lan ben şimdi?" dediğim nickler var. bu arkadaşlar da güldürürken değil de okuturken düşündürmeyi seçen arkadaşlar. mimarolmamhayatınıçizebileceğimanlamınagelir örneğin. abicim/ablacım, cancazım... senin amacın ne? müşterin çok mu dişliydi? senden nasıl bir istekte bulundu da isyan ettin? yoksa çok yeteneklisin dediler de yaşam koçu mu yapmak istediler seni? neden beni derin düşüncelere sokuyorsun nickinle? hem yarın bir gün zirve yapmaya kalksak ismini yazmaya kağıt yetmez.
işin özeti garip nickler almayın. ben onları okuyup çıkarım yapmaya çalışıyorum. yormayın beni.
edit: ucemak seni de unuttum sanma. tamam tamam unuttum ama neden ucemak neden neden? tersten okuyorum yine bir anlam veremiyorum. bütün tuşlara basarak level geçmeye mi çalıştın?
devamını gör...
türkiye'de yaşamaktan nefret etme sebepleri
ben nefret edemiyorum bu coğrafyadan. garip bir bağ var bu topraklarla aramda.
gezdim, gördüm, dolaştım yine döndüm soluğu kürkçü dükkanında aldım.
nefes alamadım buralardan uzakta.
ne yaparlarsa yapsınlar olmuyor. nefret ettiremiyorlar beni bu coğrafyadan...
çocukluğum geliyor aklıma, birlikte japon kale, dokuz taş, yakan top, saklambaç oynadığım rum ve ermeni arkadaşlarım...
hele ki plastik borularla oynadığımız külah atmaca yok mu?
ucuna iğne iliştirilirdi külâhların. külah adres sormazdı. kime isabet ederse etsin acıtırdı. hemde ne fena acıtırdı. herkes yandım anam diye bağırırdı...
isimlerimiz, tabiyetlerimiz , mezheplerimiz, oyumuz, buyumuz fark etmezdi.
mahalle maçlarında tek vücuttuk. mahalle kavgalarında voltron'ı oluşturmadığımız tek bir an olmadı.
son demleriydi, bizimkisi sanırım bu güzelliklerin, haliyle bu güzellikleri yaşayınca unutamıyor insan. içinde bir umut taşıyor. nefrette edemiyor. hatta nefret etmekten utanıyor.
burukluk sadece benimkisi, üzüntü, keder...
bir şeylerin yarım kalmışlığı.
işte o yarım kalmışlık varsa insanın içinde, ne yapsalar ne etseler de nefret ettiremiyorlar. mavi gökyüzünü size dar etseler de, içinizden hep güneşin yeniden doğacağı o anı bekliyorsunuz.
gideniyle, kalanıyla, acısı ile sevinci ile buradayım işte...
bu memleket benim neticede, kimilerinin zoruna gitse de, buradayız... tekkeyi bekliyoruz bizim gibilerle.
sanmayın çorbayı da içmeyeceğiz. içeceğiz elbette.
gezdim, gördüm, dolaştım yine döndüm soluğu kürkçü dükkanında aldım.
nefes alamadım buralardan uzakta.
ne yaparlarsa yapsınlar olmuyor. nefret ettiremiyorlar beni bu coğrafyadan...
çocukluğum geliyor aklıma, birlikte japon kale, dokuz taş, yakan top, saklambaç oynadığım rum ve ermeni arkadaşlarım...
hele ki plastik borularla oynadığımız külah atmaca yok mu?
ucuna iğne iliştirilirdi külâhların. külah adres sormazdı. kime isabet ederse etsin acıtırdı. hemde ne fena acıtırdı. herkes yandım anam diye bağırırdı...
isimlerimiz, tabiyetlerimiz , mezheplerimiz, oyumuz, buyumuz fark etmezdi.
mahalle maçlarında tek vücuttuk. mahalle kavgalarında voltron'ı oluşturmadığımız tek bir an olmadı.
son demleriydi, bizimkisi sanırım bu güzelliklerin, haliyle bu güzellikleri yaşayınca unutamıyor insan. içinde bir umut taşıyor. nefrette edemiyor. hatta nefret etmekten utanıyor.
burukluk sadece benimkisi, üzüntü, keder...
bir şeylerin yarım kalmışlığı.
işte o yarım kalmışlık varsa insanın içinde, ne yapsalar ne etseler de nefret ettiremiyorlar. mavi gökyüzünü size dar etseler de, içinizden hep güneşin yeniden doğacağı o anı bekliyorsunuz.
gideniyle, kalanıyla, acısı ile sevinci ile buradayım işte...
bu memleket benim neticede, kimilerinin zoruna gitse de, buradayız... tekkeyi bekliyoruz bizim gibilerle.
sanmayın çorbayı da içmeyeceğiz. içeceğiz elbette.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
geleceğimin nasıl olacağının şifresinin düğüm noktasındayım. düğümü çözünce ne olacak bilmiyorum, çözmek istiyor muyum onu da bilmiyorum. kafamdaki noktadan çok ötede olacağım kesin ama ne bileyim, böyle hayal etmiyordum hiçbir şeyi. ne ülkenin bu hale gelmesini ne de benim bu hale gelmemi.
bok gibi oldu boook
bok gibi oldu boook
devamını gör...

