çin mitolojisine göre, aşk ve ay tanrısı (bkz: yuè xià lao), birbirinin kaderi olan iki insanı sadece kendisinin gördüğü uzun kırmızı bir iple ayak bileklerinden birbirlerine bağlarmış.
araya ayrılıklar, yıllar hatta başka insanlar bile girse o ip asla kopmazmış ve kader bu iki insanı mutlaka bir araya getirirmiş.
devamını gör...

immunsupresif hastalarda graft versus host reaksiyonunu önlemek için uygulanan reaksiyon sonucu oluşan eritrosit süspansiyonuna verilen isimdir.
devamını gör...

kolunuzun altına 1 tane ekmek koyarsanız her yere gidersiniz. öyle bir yasak.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hooverphonic adlı belçikalı trip-hop grubunun kendini defalarca dinleten parçası.

parça, grubun 2000 yılında yayımlanan the magnificent tree adlı albümündedir.

(bkz: ilk dinleyişte aşık olunan şarkılar)buradan
devamını gör...

kızılderili flütü konusunda dünyada bir numara olarak gösterilen müzisyen. yememiş, içmemiş bunun yerine sedir ağacından yapılmış olan kızılderili flütünü yalayıp yutmuştur. çokları nakai'nin müzik hayatına ''kızılderili flütü'' çalarak başladığını düşünür lakin bu büyük bir yanılgıdır. bu yanılgıya düşenlere elbette kızmıyoruz, onları kınamıyoruz hatta onlara hak veriyoruz. *

zira adama bakıyorsunuz; geleneksel giysilerini üzerine geçirmiş, elinde kızılderili flütü var. native american müziği icra ediyor, artı navajo / ute melezi. hal böyle olunca geleneksel müzik tarzı ile yoğrulduğunu ve işe temelden koyulduğunu düşünüyorsunuz. oysa hikayesi bambaşka...

arizona üniversitesinde trompet ve müzik teorisi eğitimleri alıyor. sonrasında gidiyor donanmaya katılıyor. yani aklında kızılderili müziği yapmak gibi bir fikir yok. hatta köklerinden biraz uzaklaşmış. ona köklerini hatırlatan ne yazık ki bir trafik kazası oluyor. aslında iyi oluyor. tabi iyi olan trafik kazası geçirmesi değil, kazanın köklerini hatırlamasına vesile olması. * bu kaza sonrasında donanmadan ayrılmak zorunda kalıyor ve o da ne? kendisine bir kızılderili flütü hediye ediliyor. nakai için bu flüt bir dönüm noktası oluyor. ataları gibi rüzgara karşı at süremeyen nakai, bu flütle birlikte ruhunun derinliklerinde kalmış olan geçmişe özlemini bütün gücüyle mahmuzlayarak, dört nala koşmaya başlıyor. çok da iyi yapıyor. bu sayede biz de onun ruhumuzu dinlendiren ezgilerine kavuşmuş oluyoruz.

nakai'nin canyon trilogy ve earth spirit albümleri golden records ödülüne layık görüldü. sonrasında canyon trilogy albümü 1 milyon satışı da aşınca platinium records ödülünü de aldı. başlarda katıksız bir kızılderili müziği icracısıyken sonrasında tanınması ve dünya genelinde ciddi bir dinleyici kitlesine ulaşması, müziğini çeşitli kültürlerin müzikleri ile harmanlamaya başlamasına neden oldu. her koşulda dinlenesi bir adamdır.

şuraya en sevdiğim ezgisini bırakayım.

devamını gör...

disko disko partizani....

tanım: küçükken ezberlediğimiz saçma şeyleri paylaştığımız başlık.
devamını gör...

savunduğu pek çok "sane" şeyin yanında, kişinin ismini kendisinin belirlemesi gerektiğini savunan, yaratılmış en akıllı karakter. insanların ona koydukları isim john watson, kendini adlandırdığı isim, akıllı wonko. yaşadığımız toplumun tamamen delilerden oluştuğunu ancak kendisinin bir deli olmadığını söyleyip, evinin dışını iç mekan; içini dış mekan olarak dekore ederek, yaşadığı yeri ​tımarhanenin dışına dönüştürmüştür. bu deli toplumdan soyut bir hayat yaşar.

her zeki birey gibi kendisinin de bir kürdan anısı var ki, evini dekore ediş şeklini tamamen buna borçludur kendileri.


"karınız," dedi arthur, etrafına bakınarak, "bazı kürdanlardan bahsetmişti." bu sözleri endişeli bir bakışla, sanki karısı kapının ardından fırlayıp yine kürdanlardan bahsedecekmiş gibi söylemişti.

akıllı wonko güldü. bu hafif ve rahat bir kahkahaydı, kulağa daha önce sık sık kullanıp memnun kaldığı bir kahkaha gibi geliyordu.
"ha, evet," dedi, "bunun dünyanın tamamen çıldırdığını fark edip o zavallıyı içine koymak için tımarhaneyi inşa ettiğim ve iyileşmesini umduğum günle ilgisi var." bu noktada arthur içinde yine bir parça tedirginlik hissetmeye başladı.

"bakın," dedi akıllı wonko, "biz tımarhanenin dışındayız." yine tuğla duvarı, sıvasını ve olukları işaret etti. "şu kapıdan geçince," diyerek ilk girdikleri kapıyı gösterdi. "tımarhaneye girmiş olursunuz. içeridekilerin mutlu olması için orayı hoş bir şekilde dekore etmeye çalıştım, ama yapılabilecek çok fazla şey yok. ben oraya artık hiç gitmiyorum. arada bir bunu yapma isteği duysam bile, ki bugünlerde çok az böyle hissediyorum, kapının üzerinde yazılı olan tabelaya bakmam bu istekten vazgeçmeme yetiyor."

"şuna mı?" dedi fenchurch, biraz da şaşkın bir şekilde üzerinde birtakım talimatlar yazılı mavi bir plakayı işaret ederek.
"evet. bunlar bana en sonunda her şeyden el ayak çektiren sözcükler. bu oldukça ani oldu. o sözcükleri gördüğümde ne yapmam
gerektiğini biliyordum."

levhada şunlar yazılıydı:
çubuğu ortasına yakın bir yerinden tutun. sivri ucu ağzınızda ıslatın. iki diş arasındaki boşluğa sokun ve diş etine kadar ittirin. nazik bir şekilde ileri geri oynatın.

"bana sanki," dedi akıllı wonko, "bir kürdan kutusuna ayrıntılı bir kullanma kılavuzu koyabilecek ölçüde aklını kaybetmiş herhangi bir
uygarlığın içinde daha fazla yaşayıp da akıl sağlığımın yerinde kalması mümkün değilmiş gibi geldi."

douglas adams, so long and thanks for all the fish
devamını gör...

“etki edici, sonuçlu, dokunaklı” anlamına gelen kelimedir.
devamını gör...

ilk gördüğümde, zor günler geçirmekte olan birine destek verme bakınızı sanmıştım. köşeli jetonum anca düşebildi.

meğerse bir tür şutlama repliğiymiş. esprili ve hoş bir deyiş. ben beğendim.
devamını gör...

(bkz: asuman)
devamını gör...

ks. seni seviyorum.

ks. schutzstaffel.
t. koruma subayı.


önceleri hitler'in kişisel muhafızlığını yapmak üzere kurulan birliklerdir. ilk kurulduğunda, polis görevi yapan silahlı parti militanlarından oluşuyordu.
devamını gör...

islam olmasaydı tapınılacak tek inanıştır. nezdimde tabii ki. bir dinin absürdlüğü olmaz mı? yok işte. yine de bir kaç noktada takılıyorum. misal din yapısı insan tarafından oluşturulmuş. bir de benim öldükten sonra yakılma isteğimi karşılamıyor. gerçi islam da karşılamıyor buradan bakınca. yine de bedenimin yok olma ihtimali bir hayvanın karnına girmektense kül olma ihtimali daha ağır basıyor hep.
devamını gör...

orhan pamuk'un kitapları arasında en dikkat çekeni. orhan pamuk okumaya kara kitapla başlamak en doğrusu olduğundan kara kitap ile başladım. normalde cevdet bey ve oğullarını ya da sessiz evi öneriyorlar.
özgün bir kitap.
ana tema insanların kendisi olamaması
kurgusunda 33 yaşında avukat olan galip'i karısı rüya, bir gece mektupla terkediyor. karısını istanbul sokaklarında ararken karısı rüya'nın üvey kardeşi ve ünlü köşe yazarı celal salik'in de kaybolduğunu öğrenerek ikisini de arama yolculuğuna başlıyor. bu arama yolculuğu bizim aramalarımız gibi olmuyor. galip kimseye haber vermiyor kayıplardan hatta küçük yalanlar da söylüyor.
kitabın bütün kurgusu "arayış" ama eşini değil sanki galip kendisini arıyor gibi.
rüya kaybolduğunda galip ilk önce rüyanın önceki ilişkisine gidiyor. orada bulmayı umuyor, bulacağından da emin.
kitap atıf, referans konusunda "bence" oldukça zengin. bu durum okur olarak keyif veriyor. örneğin dantenin ilahi komedya kitabının cehennem bölümünden bir referans var. pavyon sahnesinde decamerondan alıntı var. kendi edebiyatımızdan iz sürme konusunda ince memedin topal alisine atıf var. marcel proust'un kayıp zamanın izinde kitabını anlatmaya lüzum yok sanıyorum.
binbirgece masallarıyla ortak biraz zira galip rüya'yı ararken küçük küçük hikayeler anlatıyor her bölümünde. mantıku't-tayr (kuşların dili) bir arayış hikayesi olduğundan benzediğini söylüyorlar (ki mantıku't-tayr'ı okumadığımdan bilgim yok), hüsn-ü aşk aynı aileden olan iki kişi birbirine aşık oluyor tıpkı rüya ve galip gibi.
şeyh galip hüsn-ü aşk'ı yazarken mesneviden etkilendiğini söylüyor. yani ustası celalettin rumi.
kitapta da galip celal'i usta olarak görüyor.
benim kitapta altını çizdiğim not aldığım birçok yer var. ama en çok etkileyen bölüm şüphesiz 1. kısımın 15. bölümü.
kitap bence defalarca okunmaya değer ki ben öyle yapacağım. iyi ki okumuşum.
sadece sabırlı okurlar için öneririm.
devamını gör...

kendimi yakın hissettiğim bir insan. ahmet kaya'sıyla, mor rengiyle... benzer yönlerimiz var ve hayli doğal. sigara meretiyle uğraşmamız bile benziyor birbirine. eğer canım uykusuzkahve'me ruh ikizim demeseydim muhtemelen kendisine derdim.

bir garip hüzün sardı beni. uykusuzkahve dedim ya, belki ondandır. neyse tüttürsün bakalım ahmet abi;
devamını gör...

içerisinde pek çok bilgiyi barındıran ve bu bilgilerin sistematik olarak düzenlenmesi ile elde edilen kaynakların genel ismidir. genelde alfabetik olarak ciltlenen ansiklopediler sözlüklerden farklı olarak açıkladıkları maddeleri daha detaylı bir şekilde açıklar.

günümüzde ciltli ansiklopediler internetin yaygınlaşmasıyla beraber işlevini yitirmiştir. hatta artık sadece geçmişte gazete kuponları ile dağıtılmaları ile hatırlandıklarını söyleyebiliriz.

bence ansiklopediler için geçmiş dönemin arama motorları demek çok da yanlış olmaz.
devamını gör...

deliliktir.

ertesi gün etrafta ruh gibi dolaşacağını, gözlerinin kızaracağını, hayattan ×2 kat nefret edeceğini biliyorsun. neden uyumuyorsun güzel kardeşim, değil mi?
ya da hadi bir gün yaptın diyelim bu hatayı. ertesi gün aynı şeyleri yaşayacağını bile bile neden hâlâ o güzel gözlerini kapatıp derin bir uykunun kollarına bırakmıyorsun kendini?
cidden anlamıyorum.
bu arada bunları kendime söyledim, üstünüze alınmayınızdır.*
devamını gör...

adam öldürmenin elbette bir cezası vardır, verilmeli. fakat bunu yapan birçok insan elini kolunu sallaya sallaya sokakta geziyor.adaletse herkese eşit davranmalı. kaç tane kadın cinayeti işlendi, katillerinin kaçı hapiste acaba. bu ülkede adalet gerçekten olsaydı bu olaya bu kadar tepki gelmezdi zaten.
devamını gör...

requiem for a dream (film)'in efsane soundtrack'i. bir clint mansell eseridir.

ülkemizde pek de önemli olmayan, aslında haber niteliği taşımayan haberlere heyecan katmak için kullanılır: "ağaca tırmanan kedi itfaiye ekiplerinin akılalmaz operasyonuyla kurtarıldı!"* ya da "şehir merkezine ayı indi, esnafın balını yedi!"* gibi.*

şu:


piyano cover'larını dinlemeyi de çok severim. onlardan birini de iliştireyim madem:
devamını gör...

süreli borsa, maç ve etraftaki kadınları kesip onlar hakkında fikir yürüten insan gibi görünen bireyler. özellikle borsa konusu çok sinir bozucu. biz de borsada işlem yaptık tamam, bana ne kadar bildiğini göstermeye gerek yok tamam anladım sen bu işin pirisin tamam.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim