mina urgan
bir dinazorun anıları - gezileri, isimli kitabı efsanedir. kendiyle hiç korkmadan alay edebilen bir kadın. anılarını öyle güzel anlatmış ki, her cümlesi hâlâ aklımda. kırgın çiçekler dizisindeki hediye( hedoş) nin de öz be annesidir ayrıca. okunmalı. okutulmalı. çevirileri de öyle.
devamını gör...
dedüksiyon
(bkz: tümdengelim).
devamını gör...
sevgiyi göstermenin yolları
dinlemek ,anlamaya çalışmak, öpmek.
devamını gör...
nem kaldı
bir aşık mahsuni şerif eseridir.
abartılması gereken bir ozandır aşık mahsuni şerif. herkesten fazla anılmalıdır adı eğer mevzu halk müziği ise, türküler ise. ancak eserlerini çok sevdiğim yılmaz erdoğan bile vizontele filminin galasında filmin çok önemli bir bölümünü oluşturan çeşm-i siyahım türküsünün sahibi aşık mahsuni şerif’e büyük ozan salonda olmasına rağmen teşekkür etmeyerek vefasızlık yapmıştır. ve bence bu vefasızlık hala da devam etmektedir.
bu türkü ise bambaşkadır. sanki ozan kapitalizmi eleştiren birkaç ciltlik bir romanı bir türküye sığdırmıştır. basit gibi görünür sözleri ama değildir. derindir. tıpkı aşık mahsuni’nin kendisi gibi.
bu türküyü ben erdal erzincan’dan başkasından dinlemem. onun sesi ile kazınmış türkü zihnime, başkası söyleyince aynı etkiyi yapmıyor benim üzerimde.
üniversite yıllarında rakı sofrası kurabildiğimiz zamanlarda bir arkadaşım muhteşem yeteneği ile bağlama çalar, ben de bu türküyü söylerdim en çok. ya çok iyi söylüyordum ben bu türküyü ya da bana türkü söyletip daha az rakı içmemi sağlıyor ve kendileri daha çok rakı içiyorlardı. ve bence sanırım ikincisi doğru ve ben o masalda tilki tarafından kandırılan kargayım.
nem kaldı
abartılması gereken bir ozandır aşık mahsuni şerif. herkesten fazla anılmalıdır adı eğer mevzu halk müziği ise, türküler ise. ancak eserlerini çok sevdiğim yılmaz erdoğan bile vizontele filminin galasında filmin çok önemli bir bölümünü oluşturan çeşm-i siyahım türküsünün sahibi aşık mahsuni şerif’e büyük ozan salonda olmasına rağmen teşekkür etmeyerek vefasızlık yapmıştır. ve bence bu vefasızlık hala da devam etmektedir.
bu türkü ise bambaşkadır. sanki ozan kapitalizmi eleştiren birkaç ciltlik bir romanı bir türküye sığdırmıştır. basit gibi görünür sözleri ama değildir. derindir. tıpkı aşık mahsuni’nin kendisi gibi.
bu türküyü ben erdal erzincan’dan başkasından dinlemem. onun sesi ile kazınmış türkü zihnime, başkası söyleyince aynı etkiyi yapmıyor benim üzerimde.
üniversite yıllarında rakı sofrası kurabildiğimiz zamanlarda bir arkadaşım muhteşem yeteneği ile bağlama çalar, ben de bu türküyü söylerdim en çok. ya çok iyi söylüyordum ben bu türküyü ya da bana türkü söyletip daha az rakı içmemi sağlıyor ve kendileri daha çok rakı içiyorlardı. ve bence sanırım ikincisi doğru ve ben o masalda tilki tarafından kandırılan kargayım.
nem kaldı
devamını gör...
istanbul'u dinliyorum
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
önce hafiften bir rüzgâr esiyor,
yavaş yavaş sallanıyor,
yapraklar ağaçlarda.
uzaklarda, çok uzaklarda,
sucuların hiç durmayan çıngırakları,
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı...
orhan veli'nin güzide şiiri'nin mısralarından..
önce hafiften bir rüzgâr esiyor,
yavaş yavaş sallanıyor,
yapraklar ağaçlarda.
uzaklarda, çok uzaklarda,
sucuların hiç durmayan çıngırakları,
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı...
orhan veli'nin güzide şiiri'nin mısralarından..
devamını gör...
adonis kompleksi
tıp terminolojisinde yeri olmayan söz yumağı. fiziksel kusurların takıntı haline, hatta patolojik düzeye gelmesine neden olan ve vigorexia olarak adlandırılan durumu tanımlar.
kadınlara göre çok daha yaygın olarak, yağsız ama aynı zamanda hacimli ve kaslı bir vücuda sahip olmak isteyen 15-35 yaş aralığındaki erkeklerinin vücutları hakkında olumsuz düşünme saplantısıdır.
adını, yunan mitolojisinde, afrodit'in aşık olduğu, eşsiz bir yakışıklılığa sahip ve avlanırken yaban domuzunun saldırısıyla kasığından aldığı ölümcül yara yüzünden can veren adonis'ten alır.
(bkz: ters iştahsızlık)
kadınlara göre çok daha yaygın olarak, yağsız ama aynı zamanda hacimli ve kaslı bir vücuda sahip olmak isteyen 15-35 yaş aralığındaki erkeklerinin vücutları hakkında olumsuz düşünme saplantısıdır.
adını, yunan mitolojisinde, afrodit'in aşık olduğu, eşsiz bir yakışıklılığa sahip ve avlanırken yaban domuzunun saldırısıyla kasığından aldığı ölümcül yara yüzünden can veren adonis'ten alır.
(bkz: ters iştahsızlık)
devamını gör...
sürekli küçümseyen insanlar
yaşadığı çevrede egosunu tatmin edemeyen insanlardır.
devamını gör...
iğrenç başlıklar açıp komik olduğunu zannetmek
legal torbacı bey yerden göğe kadar haklı gerçekten. böyle ilgi sünepeleri var, milletin nick altında ahkam keserler lakin en iğrenç başlıkları açıp milleti de delirtirler. hayır trollük de değil bu, bu bambaşka bir şey. e tabi anonim olmanın rahatlığı da var.
ama bi bilseler ne küfür yiyorlar, ne söyleniyor arkalarından… hayata küserler valla o derece.
ama bi bilseler ne küfür yiyorlar, ne söyleniyor arkalarından… hayata küserler valla o derece.
devamını gör...
yazarların otobüste yaşadığı en garip olaylar
2017 yanılmıyorsam.
12 saatlik otobüs yolculuğunun 3 saatini tamamladık, aşti'deyiz. dışarıda bir erkek ve bir kız sarılıyor, ağlıyor. kız otobüse bindi, hemen önümdeki koltuğa oturdu. o sırada çocuğa bakıyorum, nasıl üzgün. elini kalbine götürüp gözünü kapatıyor falan bir değişik duygusallıklar. kız da ellerini cama koymuş ağlıyor. neyse otobüs hareket etti. bir süre sonra kız birine telefon etti. telefondakine "yine söyleyemedim ya, bir de üzülmüş gibi yaptım ama birazdan mesaj atıp bitireceğim" tarzı bir şeyler dedi güldü.
hâlâ o çocuğa ne olduğunu, nasıl atlattığını merak ediyorum.
12 saatlik otobüs yolculuğunun 3 saatini tamamladık, aşti'deyiz. dışarıda bir erkek ve bir kız sarılıyor, ağlıyor. kız otobüse bindi, hemen önümdeki koltuğa oturdu. o sırada çocuğa bakıyorum, nasıl üzgün. elini kalbine götürüp gözünü kapatıyor falan bir değişik duygusallıklar. kız da ellerini cama koymuş ağlıyor. neyse otobüs hareket etti. bir süre sonra kız birine telefon etti. telefondakine "yine söyleyemedim ya, bir de üzülmüş gibi yaptım ama birazdan mesaj atıp bitireceğim" tarzı bir şeyler dedi güldü.
hâlâ o çocuğa ne olduğunu, nasıl atlattığını merak ediyorum.
devamını gör...
türkiye'de 9 milyon suriyeli mülteci olması
bu sayıya ulaşmak için ne kadar alın teri döküldü sizler bilmiyorsunuz.
tsk canla başla mayın temizliğine başladı.
ardından suriye'de savaş çıktı mülteciler geldi.
sonrasında mülteci kardeşlerimiz dişini tırnağına taktı.
(bkz: türkiye'de dünyaya gelen 1 milyon suriyeli çocuk)
yapımda ve yönetimde emeği geçen herkese kocaman bir alkış.
tsk canla başla mayın temizliğine başladı.
ardından suriye'de savaş çıktı mülteciler geldi.
sonrasında mülteci kardeşlerimiz dişini tırnağına taktı.
(bkz: türkiye'de dünyaya gelen 1 milyon suriyeli çocuk)
yapımda ve yönetimde emeği geçen herkese kocaman bir alkış.
devamını gör...
rüyaların yorumu
freud'a göre rüyalar, bastırılmış arzuların üstü örtük bir şekilde dışavurumudur. bu eserinde de kendi rüyalarını analiz ederek bunu ispatlamaya çalışıyor. oldukça da başarılı. (bkz: ben ikna oldum)
devamını gör...
dindarları cahil yobaz gerici sanmak
öyle dindar insanlar tanıyorum ki kendini aydın sanan inancsizlara pabucunu ters giydirir. aynı şekilde tam tersi de var tabiii yani insanları asla bu şekilde bir kalıba sığdıramayız. bu ön yargı oluşturur. yanlış karar vermemiz sebep olur
devamını gör...
alfa romeo
diğer otomobil firmalarına nazaran daha ulaşılabilir sportif araçlar üreten 1910 yılında italya'nın milano şehrinde kurulan, günümüzde biraz daha premium segmente konumlandırılmış otomobil firması..
alfa'nın açılımı "anonima lombarda fabbrica automobili."'dir.. anonima, anonim anlamına gelmektedir ve isimleri gizli olan yatırımcıları içindir böyledir.. bu durum o yıllarda yasaldır..
1910 ve 1911 yıllarında 2 adet otomobil üreten ve bunlarla motorsporlarına giren firma 1915 yılında nicola romeo isimli bir girişimciye geçer ve birinci dünya savaşında italya için silah parçaları üretir.. bu 1920 yılında da alfa isminin ardına romeo ismi koyulur ve bu isimle günümüze kadar gelir..
ikinci dünya savaşına kadar el yapımı lüks araçlar üretmiş iken, savaştan dolayı ekonomik krize girince seri üretim küçük arabalar üretmeye başlamışlardır..

logolarında sol taraftaki beyaz üzerine kırmızı haç, menşei olan milan'ın bayrağıdır.. sağ taraftaki engerek ve ağzındaki çocuk ise 14. yüzyılda italya'yı yönetmiş ve günümüze kadar neslini devam ettiren italya'nın en eski ve saygın ailelerinden olan visconti ailesinin amblemidir.. ek bilgi olarak buradaki yılanın haçlı seferlerini temsil ettiği, ağzındaki çocuğun ise bir arap çocuğu olduğu söylenir..
visconti ailesinin amblemi
motorları ne kadar hassas gibi görünse de 1954 yılında geliştirdikleri "alfa romeo twincam engine" isimli motorlarını 1994 yılına kadar kullanmışlardır.. zaten motorsporlarındaki başarılarını buraya yazmaya kalksam sabahlamam gerekecek o yüzden özet geçecem.. 1913 yılında (evet birinci dünya savaşından bile önce) ilk yarış arabasını yapmış olan bu şirket, grandprix, ralliler, formula 1 ve daha küçük bir çok yarış organizasyonunda bir çok başarı elde ederek şanlı bir yarış geçmişine sahip olmuşlardır..
enzo ferrari zamanında bu markada yarış ve test pilotluğu yapmış ve 1939 yılında buradan ayrılarak scuderia ferrari ismiyle bağımsız bir şekilde yarışmaya devam etmişlerdir..
yarış geçmişi ferrari'den bile eskidir yani..*
hele bir şaheseri vardır ki oturup izlenmesi gerekir, dünyanın en pahalı araçlarından biridir..

henry ford, "ne zaman yolda yürürken bir alfa romeo görsem, şapkamı çıkararak selamlarım" demiştir.. (1939)
1986 yılında fiat bünyesine geçmiştir.. ferrari bile 1969 yılında fiat bünyesine girmiştir.. uzun zaman bağımsız kalmıştır..
-dohc motorun mucididir, 1914 yılında yarış arabalarında kullanmışlardır.. 1928 yılında ise alfa romeo 6c isimli binek otomobillerinde ilk kez kullanan markadır..

-ilk enjeksiyonlu motorun icat etmiştir ve bunu yine yukarıda resmini gördüğünüz araçta kullanmışlardır.. böyle yakıt pompasıyla falan.. günümüzdeki araçlar gibi.. ama çok bir verim alınamamış, performansta bir değişiklik görmeyince karbüratörlü sisteme geri dönülmüş. * ardından 1982 yılında bosch tarafından enjeksiyon sistemi geliştiriliyor ve alfa romeo bu sisteme geçiyor.. günümüzde spica sistemli bir çok araç hala çalışmakta..
-değişken sübap zamanlama sistemi 1980 yılında ilk kez alfa romeo spider modelinde kullanılmıştır..

-ilk guilia modeli, tüm tekerlerde fren diski, aerodinamik tasarımı, 50:50 ağırlık dağılımı, alaşım jantları ve transaxle kullanması ile o zamanlarda muadili araçlardan teknolojik olarak baya ilerde bir araçtı..

-cad tasarımı kullanılarak üretilen ilk araç alfa romeo 164'tür..

-dizel araçların günümüze kadar gelmesini, bugün traktör motorları gibi çalışmamasını ve bu sayede binek araçlarda da kullanılmasını borçlu olduğu common-rail yakıt enjeksiyon sisteminin ilk kullanıldığı araç bir alfa romeo 156'dır..

eklemeyi unuttum editi: öndeki, plakayı ortaya montajlamanızı engelleyen ama alfa romeo'yu diğer araçlardan ayırmanızı sağlayan özgün tasarımının en büyük unsurlarından olan o ortadaki meşhur ızgaraya scudetto denir..
alfa'nın açılımı "anonima lombarda fabbrica automobili."'dir.. anonima, anonim anlamına gelmektedir ve isimleri gizli olan yatırımcıları içindir böyledir.. bu durum o yıllarda yasaldır..
1910 ve 1911 yıllarında 2 adet otomobil üreten ve bunlarla motorsporlarına giren firma 1915 yılında nicola romeo isimli bir girişimciye geçer ve birinci dünya savaşında italya için silah parçaları üretir.. bu 1920 yılında da alfa isminin ardına romeo ismi koyulur ve bu isimle günümüze kadar gelir..
ikinci dünya savaşına kadar el yapımı lüks araçlar üretmiş iken, savaştan dolayı ekonomik krize girince seri üretim küçük arabalar üretmeye başlamışlardır..

logolarında sol taraftaki beyaz üzerine kırmızı haç, menşei olan milan'ın bayrağıdır.. sağ taraftaki engerek ve ağzındaki çocuk ise 14. yüzyılda italya'yı yönetmiş ve günümüze kadar neslini devam ettiren italya'nın en eski ve saygın ailelerinden olan visconti ailesinin amblemidir.. ek bilgi olarak buradaki yılanın haçlı seferlerini temsil ettiği, ağzındaki çocuğun ise bir arap çocuğu olduğu söylenir..
visconti ailesinin amblemi
motorları ne kadar hassas gibi görünse de 1954 yılında geliştirdikleri "alfa romeo twincam engine" isimli motorlarını 1994 yılına kadar kullanmışlardır.. zaten motorsporlarındaki başarılarını buraya yazmaya kalksam sabahlamam gerekecek o yüzden özet geçecem.. 1913 yılında (evet birinci dünya savaşından bile önce) ilk yarış arabasını yapmış olan bu şirket, grandprix, ralliler, formula 1 ve daha küçük bir çok yarış organizasyonunda bir çok başarı elde ederek şanlı bir yarış geçmişine sahip olmuşlardır..
enzo ferrari zamanında bu markada yarış ve test pilotluğu yapmış ve 1939 yılında buradan ayrılarak scuderia ferrari ismiyle bağımsız bir şekilde yarışmaya devam etmişlerdir..
yarış geçmişi ferrari'den bile eskidir yani..*
hele bir şaheseri vardır ki oturup izlenmesi gerekir, dünyanın en pahalı araçlarından biridir..

henry ford, "ne zaman yolda yürürken bir alfa romeo görsem, şapkamı çıkararak selamlarım" demiştir.. (1939)
1986 yılında fiat bünyesine geçmiştir.. ferrari bile 1969 yılında fiat bünyesine girmiştir.. uzun zaman bağımsız kalmıştır..
-dohc motorun mucididir, 1914 yılında yarış arabalarında kullanmışlardır.. 1928 yılında ise alfa romeo 6c isimli binek otomobillerinde ilk kez kullanan markadır..

-ilk enjeksiyonlu motorun icat etmiştir ve bunu yine yukarıda resmini gördüğünüz araçta kullanmışlardır.. böyle yakıt pompasıyla falan.. günümüzdeki araçlar gibi.. ama çok bir verim alınamamış, performansta bir değişiklik görmeyince karbüratörlü sisteme geri dönülmüş. * ardından 1982 yılında bosch tarafından enjeksiyon sistemi geliştiriliyor ve alfa romeo bu sisteme geçiyor.. günümüzde spica sistemli bir çok araç hala çalışmakta..
-değişken sübap zamanlama sistemi 1980 yılında ilk kez alfa romeo spider modelinde kullanılmıştır..

-ilk guilia modeli, tüm tekerlerde fren diski, aerodinamik tasarımı, 50:50 ağırlık dağılımı, alaşım jantları ve transaxle kullanması ile o zamanlarda muadili araçlardan teknolojik olarak baya ilerde bir araçtı..

-cad tasarımı kullanılarak üretilen ilk araç alfa romeo 164'tür..

-dizel araçların günümüze kadar gelmesini, bugün traktör motorları gibi çalışmamasını ve bu sayede binek araçlarda da kullanılmasını borçlu olduğu common-rail yakıt enjeksiyon sisteminin ilk kullanıldığı araç bir alfa romeo 156'dır..

eklemeyi unuttum editi: öndeki, plakayı ortaya montajlamanızı engelleyen ama alfa romeo'yu diğer araçlardan ayırmanızı sağlayan özgün tasarımının en büyük unsurlarından olan o ortadaki meşhur ızgaraya scudetto denir..
devamını gör...
normal sözlük'ün en yaşlı yazarı
kim neden merak eder bilmemekle beraber yine de yazacağım başlık.
doğum tarihim 197 ile başladığından "mütevellit" başlık sahibi değildir.
doğum tarihim 197 ile başladığından "mütevellit" başlık sahibi değildir.
devamını gör...
her başlığın altına hayırlı forumlar yazan tip
daha önce uçurulmuş olan bir tiptir o.
devamını gör...
evlendikten bir ay sonra eşinin yanında osurmaya başlamak
bu kadar normal bir durumun bu kadar abartılması aşırı saçma. arkadaşlar insanlar osurur. bu fizyolojik normal bir olay. bu hassas ve minnoş yanlarınızla, zaten siz evlenmeyin. beceremezsiniz.sevdiğim insan osuruğuma katlanmayacak da kim katlanacak? ya da beraber geğirik yarışı yapamayacağım adamı ben napim?
devamını gör...
sait faik abasıyanık
türk edebiyatında denizden bu kadar hoşlanan, doğayı, hayvanları, insanları bu kadar seven ve onlara farklı pencerelerden bakmamıza olanak sağlayan bir yazarımız, sait faik'imiz olduğu için çok şanslıyız.
eğer sait faik'i daha önce hiç okumadıysanız, ilk olarak ''haritada bir nokta'' hikayesini okumanızı öneririm. sait faik, bir aradan sonra yazı dünyasına geri dönmüş ve bu çabasını daha doğrusu dönme nedenini de haritada bir nokta hikayesinde belirtmiştir:
''yazı bile yazmayacaktım. yazı yazmak da bir hırstan başka neydi? burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. hırs, hiddet neme gerekti? yapamadım. koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. oturdum. adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. kalemi yonttum. yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım.''
ayrıca eğer yazar olmak gibi bir hayaliniz varsa, sait faik'in eserlerini muhakkak okumalısınız. özellikle sırayla okumak sait faik'i tanımak için daha yararlı olacaktır çünkü sait faik, son eseri ''alemdağ'da var bir yılan (kitap)''da hastalığının kendisine verdiği olumsuz düşüncelerle daha karamsar yazmıştır. gerçi benim için fazlasıyla kaliteli bir eserdi, sait faik'in karamsarlığı bile insana çok şey katacak cinsten çünkü. sait faik'in hastalığı ve karamsarlığı demişken, agop arad, sait faik ve hastalığı hakkında şunları söylemiştir:
küçük insanların hayatını, mutluluklarını, dertlerini yazan bu büyük deha bilmem herhalde hastanede yatmaktan korkmuştu... ''arad, galiba biz gidiyoruz,'' dedi. teselli ettim, üzülerek hastaneden çıktım. 11 mayıs sabahı büyük yazarı kaybettik. hâlâ yanarım.
eğer sait faik'i daha önce hiç okumadıysanız, ilk olarak ''haritada bir nokta'' hikayesini okumanızı öneririm. sait faik, bir aradan sonra yazı dünyasına geri dönmüş ve bu çabasını daha doğrusu dönme nedenini de haritada bir nokta hikayesinde belirtmiştir:
''yazı bile yazmayacaktım. yazı yazmak da bir hırstan başka neydi? burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. hırs, hiddet neme gerekti? yapamadım. koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. oturdum. adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. kalemi yonttum. yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım.''
ayrıca eğer yazar olmak gibi bir hayaliniz varsa, sait faik'in eserlerini muhakkak okumalısınız. özellikle sırayla okumak sait faik'i tanımak için daha yararlı olacaktır çünkü sait faik, son eseri ''alemdağ'da var bir yılan (kitap)''da hastalığının kendisine verdiği olumsuz düşüncelerle daha karamsar yazmıştır. gerçi benim için fazlasıyla kaliteli bir eserdi, sait faik'in karamsarlığı bile insana çok şey katacak cinsten çünkü. sait faik'in hastalığı ve karamsarlığı demişken, agop arad, sait faik ve hastalığı hakkında şunları söylemiştir:
küçük insanların hayatını, mutluluklarını, dertlerini yazan bu büyük deha bilmem herhalde hastanede yatmaktan korkmuştu... ''arad, galiba biz gidiyoruz,'' dedi. teselli ettim, üzülerek hastaneden çıktım. 11 mayıs sabahı büyük yazarı kaybettik. hâlâ yanarım.
devamını gör...
hagop vahram çerçiyan
zamanında robert koleji'nde matematik, coğrafya ve kaligrafi dersleri veren ermeni asıllı türk vatandaşı. alametifarikası ise mustafa kemal atatürk'ün imzasını tasarlamış olmasıdır.
1928 yılında harf devrimi'nin gerçekleşmesinden, 1934'te soyadı kanunu'nun kabul edilmesine kadar atatürk bizim de bildiğimiz "gazi m. kemal" imzasını kullanıyordu.

fakat bu tarihten sonra atatürk'e yeni soyadını belirtecek bir imza lazım geldi. bu öyle gelişigüzel bir imza olamazdı. dönemin milletvekilleri tarafından çerçiyan'ın kaligrafideki uzmanlığı atatürk'e bildirildi. ilerleyen süreçte çerçiyan tarafından kendisine beş tane numune sunuldu.

atatürk beşinci ve son numuneyi seçecek ve böylece o meşhur imzasına sahip olmuş olacaktır.
1928 yılında harf devrimi'nin gerçekleşmesinden, 1934'te soyadı kanunu'nun kabul edilmesine kadar atatürk bizim de bildiğimiz "gazi m. kemal" imzasını kullanıyordu.

fakat bu tarihten sonra atatürk'e yeni soyadını belirtecek bir imza lazım geldi. bu öyle gelişigüzel bir imza olamazdı. dönemin milletvekilleri tarafından çerçiyan'ın kaligrafideki uzmanlığı atatürk'e bildirildi. ilerleyen süreçte çerçiyan tarafından kendisine beş tane numune sunuldu.

atatürk beşinci ve son numuneyi seçecek ve böylece o meşhur imzasına sahip olmuş olacaktır.
devamını gör...
alkolsüz sözlük zirvesi düzenlemek
"zirvemiz mevlütlüdür."
devamını gör...
