üniversite bölümlerinin halk arasındaki karşılıkları
türkçe öğretmenliği - türk dil kurumu elçisi
devamını gör...
normal sözlük dertleşecek yazarlar veri tabanı
ağlama duvarı ayağınıza geldi.
devamını gör...
victor hugo'nun hayata dair sözleri
gülmek için mutlu olmаyı beklemeyin belki de gülmeden ölürsünüz.
hayatta kimseye güvenmeyeceksin demek saçmalıktır inan. ama kime 'iki defa güveneceğini' hesaplamalı insan.
hayatta kimseye güvenmeyeceksin demek saçmalıktır inan. ama kime 'iki defa güveneceğini' hesaplamalı insan.
devamını gör...
polat alemdar
oyuncu necati şaşmaz tarafından hayat verilen bir kurtlar vadisi (dizi) karakteridir.
siber saldırıyı şalterleri kapatarak ve fişleri çekerek önlemeye çalışmıştır.
siber saldırıyı şalterleri kapatarak ve fişleri çekerek önlemeye çalışmıştır.
devamını gör...
aleksandr sergeyeviç puşkin
nazım hikmet'in şiirlerini türkçe'ye çevirdiği tek şair.
devamını gör...
evlenince düzelir sorunsalı
şey mi bu, iki vurunca düzelir mantığı.
devamını gör...
freddie mercury
bu entry görünce cidden gülümseyerek vay be eski zamanlar dedim. arkadaşlar yıllar önce eski bir sevgilim freddie mercury hayranıydı. bir gün durduk yere "seni freddie 'den bile çok seviyorum demişti." kısa bir süre sonra mesaj atmayı bıraktı falan bir gün şey yazmış bana " sana yalan söyledim freddie mercury'i senden daha çok seviyorum, yapamadım" demişti. ayrılık sebebiymiş hahaha . (bende severim..)
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
aruz tutmaz vezin tutmaz yazarsın
atışmayı kaybedince kızarsın
aşıklıktan dem vurmaya ne gerek
sözüm ona sen sözlükte yazarsın.
aşık demek ozanlıktır dediler
havuç falan yemez bizim kediler
eylülinge sormaya da ne gerek
sormadan sen şiir falan yazarsın.
kazandıysam atışmayı burada
işte beğeni tuşu da şurada
tıklamaya çekinmeye ne gerek
sonra gidip tanım falan yazarsın.
havuçları kıtır kıtır yediler
gelecek nesle nik kalmaz dediler
mahlasımı düşünmeye ne gerek
sen kesin favoriye de basarsın.
atışmayı kaybedince kızarsın
aşıklıktan dem vurmaya ne gerek
sözüm ona sen sözlükte yazarsın.
aşık demek ozanlıktır dediler
havuç falan yemez bizim kediler
eylülinge sormaya da ne gerek
sormadan sen şiir falan yazarsın.
kazandıysam atışmayı burada
işte beğeni tuşu da şurada
tıklamaya çekinmeye ne gerek
sonra gidip tanım falan yazarsın.
havuçları kıtır kıtır yediler
gelecek nesle nik kalmaz dediler
mahlasımı düşünmeye ne gerek
sen kesin favoriye de basarsın.
devamını gör...
kimsesizlerinkimiraikkonen
uzun uzun yazılarını hiç sıkmadan okutabilen güzide yazarlarımızdan kendisi.
kim bilir nerelerde olan raikkonen'in yazdıklarını okuyorum, ne kadar muhteşem! *
daha fazla yazmasını dört gözle bekliyorum.
kim bilir nerelerde olan raikkonen'in yazdıklarını okuyorum, ne kadar muhteşem! *
daha fazla yazmasını dört gözle bekliyorum.
devamını gör...
üzüm buğusu
benden beterlerinin olduğunu öğrenmemi sağlayıp, içime su serpen buğu.
hüzün kuğusu nedir ama.*
hüzün kuğusu nedir ama.*
devamını gör...
çaylakları yazar yapıyoruz kampanyası
o zaman yazarlari da çaylak yapıyoruz diyeceğim başlıktır. hadi bakalım yok mu arttıran? odalarda ışıksızım, yazarsızım, çaylağın biriyem.
devamını gör...
ludwig wittgenstein
şahsımca dünyanın en hüzünlü cümlesini sarf etmiş kişidir, dilin prensi, mantığın şovalyesi, kötü yaratılışlı ejderhaların katilidir, yakın tarihin peygamberlerinden biridir, acı dolu bir hayatın içinde ruhunun karanlık baskısına göğüs gerebilmiş dünya üzerine gelebilmiş en zeki insanlardan birisidir, zekasını yönlendirebileceği tek şey olarak felsefeyi tanımlamıştır, "kültür ve değer" kitabında yazdığına göre kelimelerini ne zaman felsefe dışı bir şeye çevirecek olsa bocaladığını itiraf etmiş ve felsefenin zihnindeki tortuları süpürmesi için en uygun ortam olduğunu, kendi habitatı olduğunu söylemiştir. her cümlesinde ayrı bir derinlik, yaşayışında ayrı dimağları ilhama çağıracak bir gizem yatmaktadır. bertrand russel'ı akıl fuhuşu yapmakla suçlamıştır, akıl sağlığını öven filozoflar gibi değildir, okuması alışana kadar zordur fakat bu zorluk baudrillard, foucault vb. gibi filozoflarda yaşandığı gibi değildir, sadece soğuk mantığın diline hüküm verdiği için sürekli yaptığı tekrarlar kişiyi zorlayabilir, "tamam anladık ulan, kısa kes" gibi kelimelerin zihinde oluşmasına neden olabilir diye zordur. öte yandan zihinde kelimelerinin dansına izin verdiğiniz andan itibaren şeyler daha belirgin, dünya olabildiğinden daha berrak ve acıyla dolu gözükür, çünkü dünya sınırlıdır. dil ile sınırlandırılmıştır. dilin sınırı belirleyen şey ise mantıktır. ama hemen depresyona yönelmeyin, çözüm daha sonra manly p. hall tarafından sunulur, dünyanın sınırını ancak dünyanın sınırlarını genişleterek aşabileceğimizi söyler. tabi bu bir kademe atlama değil, elindeki olanakları sınırsız bir şekilde kullanabilme gücünden ileri gelir. sanıyorum konudan sapıyorum ve hala unutmayanların akıllarında merakla çalınan en hüzünlü cümleyi şuraya bırakıyorum;
“öyle bir duygumuz vardır ki, bütün olanaklı bilimsel sorular yanıtlandığında bile, yaşam sorunlarımıza daha hiç dokunulmamıştır. tabii o zaman da hiçbir soru kalmamıştır; yanıt da tam budur.”
tractatus'ta söylediği şey budur, bunu latinlerin bir deyimiyle daha şenlendirmek, karanlıkla dolu zihninize biraz daha karanlık eklemek isterim; "vanitas vanitatum sed omnia vanitas.—nafilenin nafilesi, herşey nafile."
wittgenstein kısa bir metinde anlatılabileceğin ötesinde bir insandır yine de buna rağmen yanlış anlaşılma korkusu yoktur fakat yanlış anlaşıldığında üzüldüğünü belirtmektedir. öyle ki, "yerkürenin dört bir bucağına dağılmış dostlar için yazıyorum" der. ayrıca tractatus'un önsözünde, "yazdıklarımı sadece bunları daha önce bir kez düşünmüş olanlar anlayabilecektir" diye yazar.
peki bütün bunlarla varmak istediğim nokta nedir, sadece kendi hayranlığımı dışa vurmak için mi bunları yazıyorum?(ki asla kendi benliğimin üzerinde bir şeye hayran olmam) ne demek istiyorum, neden bunları anlatıyorum? elbette ki yönelebilmeniz için. eğer bir kez olsun aklınızdan geçtiyse ve sonraya bıraktıysanız bundan vazgeçip tekrardan yönelmenizi rica etmek için. böylelikle bu entry bir an olsun size yönelmek için cesaret verebildiyse, evet cesaret, ardından gelip bana yazabilir ve böylelikle arkadaş olabiliriz. evet arkadaşlar, ben de yerkürenin dört bir yanına dağılmış dostlar için yazıyorum.(burada capslock açtım)
bütün yanıtları aldığınızı, bütün ideallere ulaştığınızı, dünyadaki bütün dağlara tırmanıp, bütün nehirlerin temiz sularından içtiğinizi varsayalım şimdi de, ulaşıcak hiçbir şeyin kalmaması nasıl hissettiriyor? ilerlemenin durması nasıl hissettiriyor? şimdi birer tanrıya dönüştünüz, her şeyi biliyorsunuz, bilinecek hiçbir şey kalmadı. oysa sizin tanrıdan farkınız kendi rotanızı tekrardan çizmenin zorluğu olarak beliriyor, dünya ortada değilken, ufkun köşeleri sisle kaplıyken her şey daha kolaydı, şimdi o sis kalkıp size köşelerin keskinliğini gösterdiğine göre boşluğa doğru bakışınız ve orada hiçbir şey görmeyişiniz size nasıl hissettiriyor? ben söyleyim, nasıl duygulanım yaşayacağınızı haddim olmadan tahmin etme küstahlığında bulunayım; hiçbir şey hissetmeyeceksiniz. baudrillard'ın bundan çok zaman geçmeden önce söylediği üzere, "üzerine örtülen hakikat değil, hakikatin yokluğudur." çizgi romanlarla aranız nasıl? bir kaç tane okumuşsunuzdur, hadi hiç olmadı filmi çekilenlerden birini izlemişsiniz, o halde dr. manhattan'ı akıllara getirelim, dünyada yapılacak bir şey kalmadığını gördüğünde, artık istenmediği diyarını terk ettiğinde ne demiştir? "belki kendiminkini yaratırım." fakat ne yazık ki anlaşılacak her şeyi anlamış olmanız size süper güçler kazandırmaz, uçamazsınız bunu öğrenince, görünmez olup süre hayalini kurduğunuz tuhaf fantezilerin peşini kovalayamazsınız. tıpkı eskiden olduğunuz insan gibi, hislerden arınmış bir şekilde hayatta kalma içgüdüsünün kontrolünde ölüm anınızı beklersiniz, yaşlı vampirler gibi hareket edersiniz. öyleyse olan biten budur, nafilenin nafilesi, herşey nafiledir. soru, yanıtıyla beraber gelmiştir. wittgenstein felsefenin amacını felsefeyi yok etmek olarak görür, haklıdır.(bak bak, buna karar veren komite olmuşum.)
wittgenstein kendini hatırlatıcı olarak görür ya da yeni benzetmeler yaparak daha önce düşünülmüş olanları tekrardan gün yüzüne çıkarmak ister, bu yüzden yaratıcı değildir, yeniden-yapıcıdır. bunu yine aynı şekilde kendisi de itiraf edecektir. ama veda'larda şöyle yazar; "gerçek birdir fakat bilgeler ona pek çok isim vermiştir." hakikatin birliği. süleyman der ki, "bu göğün altında söylenmemiş gerçek yoktur." baudrillard ile çelişmiyor mu peki bu söylediğim? hayır, klişelerle bezenmiş bir kelime söylemeye çalışayım; hakikatin yokluğu da öyle ya da böyle bir hakikattir. tabi bu wittgenstein'ın ayrımsadığı gibi, bazı şeyler vardır ve bazı şeyler yoktur durumuna benzer. bu da yok olanın varlığıdır. tabi, "hiçlikten hiçlik çıkar."
aslında wittgenstein için yazılacaklar bu kadarla sınırlı değil. her kelimesi özenle incelendiğinde elbette ki kendinize göre bir şey bulabilirsiniz, elbette sizi derinden sarsan bir cümleye rastgelebilirsiniz. o yüzden kazmaya devam edin, dil oyunlarının sizi zorladığı ya da sıktığı yerlerde "ulan bu ne ya" diyip kenara atmayın, okumaya devam edin. bu spiral merdivenden inmeye benzer, aşağı baktığınızda noktayı bütün netliğiyle görebilirsiniz ama indikçe fark edersiniz ki derinlik gördüğünüzün çok daha ötesindedir tabi ki baş döndürücülüğünden hiçbir şey kaybetmez.
“öyle bir duygumuz vardır ki, bütün olanaklı bilimsel sorular yanıtlandığında bile, yaşam sorunlarımıza daha hiç dokunulmamıştır. tabii o zaman da hiçbir soru kalmamıştır; yanıt da tam budur.”
tractatus'ta söylediği şey budur, bunu latinlerin bir deyimiyle daha şenlendirmek, karanlıkla dolu zihninize biraz daha karanlık eklemek isterim; "vanitas vanitatum sed omnia vanitas.—nafilenin nafilesi, herşey nafile."
wittgenstein kısa bir metinde anlatılabileceğin ötesinde bir insandır yine de buna rağmen yanlış anlaşılma korkusu yoktur fakat yanlış anlaşıldığında üzüldüğünü belirtmektedir. öyle ki, "yerkürenin dört bir bucağına dağılmış dostlar için yazıyorum" der. ayrıca tractatus'un önsözünde, "yazdıklarımı sadece bunları daha önce bir kez düşünmüş olanlar anlayabilecektir" diye yazar.
peki bütün bunlarla varmak istediğim nokta nedir, sadece kendi hayranlığımı dışa vurmak için mi bunları yazıyorum?(ki asla kendi benliğimin üzerinde bir şeye hayran olmam) ne demek istiyorum, neden bunları anlatıyorum? elbette ki yönelebilmeniz için. eğer bir kez olsun aklınızdan geçtiyse ve sonraya bıraktıysanız bundan vazgeçip tekrardan yönelmenizi rica etmek için. böylelikle bu entry bir an olsun size yönelmek için cesaret verebildiyse, evet cesaret, ardından gelip bana yazabilir ve böylelikle arkadaş olabiliriz. evet arkadaşlar, ben de yerkürenin dört bir yanına dağılmış dostlar için yazıyorum.(burada capslock açtım)
bütün yanıtları aldığınızı, bütün ideallere ulaştığınızı, dünyadaki bütün dağlara tırmanıp, bütün nehirlerin temiz sularından içtiğinizi varsayalım şimdi de, ulaşıcak hiçbir şeyin kalmaması nasıl hissettiriyor? ilerlemenin durması nasıl hissettiriyor? şimdi birer tanrıya dönüştünüz, her şeyi biliyorsunuz, bilinecek hiçbir şey kalmadı. oysa sizin tanrıdan farkınız kendi rotanızı tekrardan çizmenin zorluğu olarak beliriyor, dünya ortada değilken, ufkun köşeleri sisle kaplıyken her şey daha kolaydı, şimdi o sis kalkıp size köşelerin keskinliğini gösterdiğine göre boşluğa doğru bakışınız ve orada hiçbir şey görmeyişiniz size nasıl hissettiriyor? ben söyleyim, nasıl duygulanım yaşayacağınızı haddim olmadan tahmin etme küstahlığında bulunayım; hiçbir şey hissetmeyeceksiniz. baudrillard'ın bundan çok zaman geçmeden önce söylediği üzere, "üzerine örtülen hakikat değil, hakikatin yokluğudur." çizgi romanlarla aranız nasıl? bir kaç tane okumuşsunuzdur, hadi hiç olmadı filmi çekilenlerden birini izlemişsiniz, o halde dr. manhattan'ı akıllara getirelim, dünyada yapılacak bir şey kalmadığını gördüğünde, artık istenmediği diyarını terk ettiğinde ne demiştir? "belki kendiminkini yaratırım." fakat ne yazık ki anlaşılacak her şeyi anlamış olmanız size süper güçler kazandırmaz, uçamazsınız bunu öğrenince, görünmez olup süre hayalini kurduğunuz tuhaf fantezilerin peşini kovalayamazsınız. tıpkı eskiden olduğunuz insan gibi, hislerden arınmış bir şekilde hayatta kalma içgüdüsünün kontrolünde ölüm anınızı beklersiniz, yaşlı vampirler gibi hareket edersiniz. öyleyse olan biten budur, nafilenin nafilesi, herşey nafiledir. soru, yanıtıyla beraber gelmiştir. wittgenstein felsefenin amacını felsefeyi yok etmek olarak görür, haklıdır.(bak bak, buna karar veren komite olmuşum.)
wittgenstein kendini hatırlatıcı olarak görür ya da yeni benzetmeler yaparak daha önce düşünülmüş olanları tekrardan gün yüzüne çıkarmak ister, bu yüzden yaratıcı değildir, yeniden-yapıcıdır. bunu yine aynı şekilde kendisi de itiraf edecektir. ama veda'larda şöyle yazar; "gerçek birdir fakat bilgeler ona pek çok isim vermiştir." hakikatin birliği. süleyman der ki, "bu göğün altında söylenmemiş gerçek yoktur." baudrillard ile çelişmiyor mu peki bu söylediğim? hayır, klişelerle bezenmiş bir kelime söylemeye çalışayım; hakikatin yokluğu da öyle ya da böyle bir hakikattir. tabi bu wittgenstein'ın ayrımsadığı gibi, bazı şeyler vardır ve bazı şeyler yoktur durumuna benzer. bu da yok olanın varlığıdır. tabi, "hiçlikten hiçlik çıkar."
aslında wittgenstein için yazılacaklar bu kadarla sınırlı değil. her kelimesi özenle incelendiğinde elbette ki kendinize göre bir şey bulabilirsiniz, elbette sizi derinden sarsan bir cümleye rastgelebilirsiniz. o yüzden kazmaya devam edin, dil oyunlarının sizi zorladığı ya da sıktığı yerlerde "ulan bu ne ya" diyip kenara atmayın, okumaya devam edin. bu spiral merdivenden inmeye benzer, aşağı baktığınızda noktayı bütün netliğiyle görebilirsiniz ama indikçe fark edersiniz ki derinlik gördüğünüzün çok daha ötesindedir tabi ki baş döndürücülüğünden hiçbir şey kaybetmez.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
kendimi o kadar çirkin buluyorum ki asla fotoğraf çekmiyorum. yanlışlıkla fotoğrafım cekilir diye bile korkuyorum. aynaya yakından bakmıyorum zaten 4 numara miyopum pek de bir şey görmüyorum. maske takmak çok hoşuma gidiyor. pandemi biterse ne yaparım diye çok korkuyorum. sırf bu yüzden sevilmeye asla değer olmadığımı düşünüyorum. saçma olduğunu bildiğim ve hayatımdaki hiçbir insanı dış görünüşe göre yargilamadigim halde bunu neden kendime yaptığıma anlam veremiyorum.
devamını gör...
gazetelerden kupon kesmiş nesil
türkiye gazetesi " bisan " marka bisiklet vermişti.
galiba 100 kupon biriktirmiştim o zaman.
ilk aldığımda çok heyecanlanmıştım lakin sonra ne kadar dandik bir marka olduğunu anlamıştım.
galiba 100 kupon biriktirmiştim o zaman.
ilk aldığımda çok heyecanlanmıştım lakin sonra ne kadar dandik bir marka olduğunu anlamıştım.
devamını gör...
niş
sırbistan'da bulunan bir şehir. birinci murat tarafından 1385'te fethedildikten sonra 1878 93 harbinde sırbistan'a kaybedilene kadar 500 seneye yakın kesintisiz osmanlı egemenliğinde kalmıştır. 1999'da da nato uçakları tarafından ağır hava saldırısına uğramıştır. ayrıca, falih rıfkı atay'ın zeytindağı (kitap) adlı eserinde şöyle acıklı satırların öznesidir:
bizden belgrad’ı aldıkları zaman, düşman delegeleri niş kasabasını da istemişlerdi. osmanlı delegesi ayağa kalkarak:
-ne hacet, dedi, istanbul’u da size verelim.
babalarımız için niş, istanbul’a o kadar yakındı. biz eğer vardar’ı, trablus’u, girid’i ve medine’yi bırakırsak, türk milleti yaşayamaz sanıyorduk. çocuklarımızın avrupa’sı marmara ve meriç’te bitiyor.
bizden belgrad’ı aldıkları zaman, düşman delegeleri niş kasabasını da istemişlerdi. osmanlı delegesi ayağa kalkarak:
-ne hacet, dedi, istanbul’u da size verelim.
babalarımız için niş, istanbul’a o kadar yakındı. biz eğer vardar’ı, trablus’u, girid’i ve medine’yi bırakırsak, türk milleti yaşayamaz sanıyorduk. çocuklarımızın avrupa’sı marmara ve meriç’te bitiyor.
devamını gör...
benim ağlamalarım yalan mıydı tülin
devamını gör...
gark etmek
suya batırmak, suda boğmak anlamında kullanılan deyim. birine bir şeyden bol bol vermek anlamına gelir.
anlamı önüne gelen kelime ile de değişir. aslında bol bol, çokça olarak deyimi baz alırsak “ hüzne gark etti.” yani derin hüzne boğdu, çok üzdü manasına gelir.
anlamı önüne gelen kelime ile de değişir. aslında bol bol, çokça olarak deyimi baz alırsak “ hüzne gark etti.” yani derin hüzne boğdu, çok üzdü manasına gelir.
devamını gör...
fakir olup zengin görünmeye çalışan kişi
gereksiz maceralara yeltenen kişidir. ayrıca aklıma güzel bir fıkrayı getirmiş kişidir.
bir gün karga ile ayı uçağa binmişler. uçak havalanmış. bir süre sonra karga hostesi çağıran düğmeye basmış. hostes karganın bulunduğu koltuğun yanına gelip kargaya:
- buyrun efendim, bir isteğiniz mi var?
karga çok pişkin bir vaziyette:
- yoo, bir şey istemiyorum. ibnelik olsun diye bastım düğmeye, demiş.
bu duruma hostes çok sinirlenmiş, ancak ses çıkarmadan gitmiş. bir süre sonra karga terkrar düğmeye basmış. hostes yine gelmiş, karga yine ibnelik için bastığını sölemiş. hostes daha da sinirlenmiş ancak bir şey söylemeden oradan ayrılmış. bu durum karganın yanındaki ayının dikkatini çekmiş. o da düğmeye basmış. hostes gelmiş, ayıya bir isteği olup olmadığını sormuş, ayı ise:
- yoooo, ibnelik olsun diye bastım düğmeye, demiş.
bu kadar kötü muameleye dayanamayan hostes ağlayarak gidip durumu kaptan pilota anlatır. pilot da yardımcılarına atın bu ikisini uçaktan aşağı der. sonuçta ayı ile karga havada uçaktan atılırlar. ayı düşmeye başlamış ve kargaya:
-karga kardeş kurtar beni diye çığlık atmış. karga da düşen ayıya demiş ki:
- ayı kardeş, uçmayı bilmiyorsun niye ibnelik yapıyorsun? demiş.
bir gün karga ile ayı uçağa binmişler. uçak havalanmış. bir süre sonra karga hostesi çağıran düğmeye basmış. hostes karganın bulunduğu koltuğun yanına gelip kargaya:
- buyrun efendim, bir isteğiniz mi var?
karga çok pişkin bir vaziyette:
- yoo, bir şey istemiyorum. ibnelik olsun diye bastım düğmeye, demiş.
bu duruma hostes çok sinirlenmiş, ancak ses çıkarmadan gitmiş. bir süre sonra karga terkrar düğmeye basmış. hostes yine gelmiş, karga yine ibnelik için bastığını sölemiş. hostes daha da sinirlenmiş ancak bir şey söylemeden oradan ayrılmış. bu durum karganın yanındaki ayının dikkatini çekmiş. o da düğmeye basmış. hostes gelmiş, ayıya bir isteği olup olmadığını sormuş, ayı ise:
- yoooo, ibnelik olsun diye bastım düğmeye, demiş.
bu kadar kötü muameleye dayanamayan hostes ağlayarak gidip durumu kaptan pilota anlatır. pilot da yardımcılarına atın bu ikisini uçaktan aşağı der. sonuçta ayı ile karga havada uçaktan atılırlar. ayı düşmeye başlamış ve kargaya:
-karga kardeş kurtar beni diye çığlık atmış. karga da düşen ayıya demiş ki:
- ayı kardeş, uçmayı bilmiyorsun niye ibnelik yapıyorsun? demiş.
devamını gör...

