inversiyon
bir kromozom mutasyonu/anomalisi
inversiyonda, bir kromozom parçası 180 derecede dönerek aynı kromozoma tekrar yerleşir. gen sayısı aynıdır, sadece diziliş değişir.
(bkz: perisentrik inversiyon)
(bkz: parasentrik inversiyon)
inversiyonda, bir kromozom parçası 180 derecede dönerek aynı kromozoma tekrar yerleşir. gen sayısı aynıdır, sadece diziliş değişir.
(bkz: perisentrik inversiyon)
(bkz: parasentrik inversiyon)
devamını gör...
tayyip erdoğan'ı sevmeyip ülkesinde gezmek
tabi zaten babası'nın malı değil mi? ayrıca gitme imkanım olsa 5 dakika durmam yani açık net. jurassic park'a döndü güzelim ülke iyice.
devamını gör...
boğaziçi üniversitesi
bu başlığa yazdım yazdım sildim, sildim sildim yazdım. öfkeliyim, uzun süre sonra ilk kez böylesi öfkeliyim. önceleri aklıma şehit öğretmenler listesi geldi sonrasında 24 kasımda bana gelen hediyenin üzerindeki şöyle bir not; ''bize düşünmek, sorgulamak, yeniden başlamak ve cesur olmak konusunda ilham olan sevgili supportgirl öğretmenimize'' düşünmeden edemiyorum zarar mı verdik? tehlikeli şeyler mi öğrettik diye....
ne için çalıştık yıllarca biz? ne için öldürüldü meslektaşlarımız? ne için yapıyoruz bu mesleği? bu çocuklara sorgulamayı biz öğrettik,* haksızlık karşısında boyun eğmemeyi, inanmazsınız sınıf başkalarını seçerken oy kullandılar..... eee ne demiş atalarımız; ''alışmış, kudurmuştan beterdir'
şimdi, kaderine boyun eğmesin diye yetiştirdiğimiz o onurlu çocuklar; okullarından uzaklaştırıldı, göz altına alındı, darp edildi. merak ediyorum içiniz rahat mı? eylem bilirkişiliğine soyunan sizler, sizlere soruyorum... lgbt+ olmaz efendim, metal müzikli olmaz, halaylı olmaz efendim diyenler böylesi oldu mu? yakışık aldı mı hiç?
ne için çalıştık yıllarca biz? ne için öldürüldü meslektaşlarımız? ne için yapıyoruz bu mesleği? bu çocuklara sorgulamayı biz öğrettik,* haksızlık karşısında boyun eğmemeyi, inanmazsınız sınıf başkalarını seçerken oy kullandılar..... eee ne demiş atalarımız; ''alışmış, kudurmuştan beterdir'
şimdi, kaderine boyun eğmesin diye yetiştirdiğimiz o onurlu çocuklar; okullarından uzaklaştırıldı, göz altına alındı, darp edildi. merak ediyorum içiniz rahat mı? eylem bilirkişiliğine soyunan sizler, sizlere soruyorum... lgbt+ olmaz efendim, metal müzikli olmaz, halaylı olmaz efendim diyenler böylesi oldu mu? yakışık aldı mı hiç?
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak
devamını gör...
simon
daha iki dakika önce çaylak olduğuna yemin edeceğim yazar. anlaşılan o ki, iki dakika su alayım derken evrim geçirmiş bir yazar arkadaşımız.
bilhassa edebiyat konusunda hoş tanımları var. geleceği parlak. hoş gelmişler sözlüğümüze. nickaltını açmak da bana nasip oldu...
bilhassa edebiyat konusunda hoş tanımları var. geleceği parlak. hoş gelmişler sözlüğümüze. nickaltını açmak da bana nasip oldu...
devamını gör...
kitap alıntıları
.. neden benim gibi yapmayı öğrenmiyorsun?
“sen ne yapıyorsun ki?”
“kimseden hiçbir şey beklemiyorum. böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.”
•
şeker portakalı - josé mauro de vasconcelos
“sen ne yapıyorsun ki?”
“kimseden hiçbir şey beklemiyorum. böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.”
•
şeker portakalı - josé mauro de vasconcelos
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
(bkz: kuzguncuktaki vişne)
devamını gör...
kardeşi olanların bildiği şeyler
çıkar ilişkisi başı çeker.
bir işi de ikimizin çıkarı olmadan yapamayız. ben onun kulaklığını alacaksam o da benim tişörtlerimden birini giymek için sözünü alır,o bana bir şey öğretecekse parasını bile alır *.
evde olmadığında korkutan sessizlik var tabii. sanki bir yerden fırlayacakmış da beni korkutacakmış gibi gelir hep *.
kendime aldığım şey ya da bana alınan şey ayrıca onundur da. alınmadan önce göz koymuştur ona *.
yediğimiz fırçalar bile aynıdır. birimiz bir şey yapmasak bile ikimiz de yeriz o fırçayı istisnasız.
bir işi de ikimizin çıkarı olmadan yapamayız. ben onun kulaklığını alacaksam o da benim tişörtlerimden birini giymek için sözünü alır,o bana bir şey öğretecekse parasını bile alır *.
evde olmadığında korkutan sessizlik var tabii. sanki bir yerden fırlayacakmış da beni korkutacakmış gibi gelir hep *.
kendime aldığım şey ya da bana alınan şey ayrıca onundur da. alınmadan önce göz koymuştur ona *.
yediğimiz fırçalar bile aynıdır. birimiz bir şey yapmasak bile ikimiz de yeriz o fırçayı istisnasız.
devamını gör...
ben kanal istanbul’a evet diyen bir atatürkçüyüm
(bkz: ben et yiyen bir veganım)
akp gitsin, belki o zaman biz de kanal istanbul'a evet deriz. kanal istanbul'un yandaş zengin etmek ve çalabilecekleri ne varsa çalmak için bir proje olduğunu akpliler bile biliyor.
akp gitsin, belki o zaman biz de kanal istanbul'a evet deriz. kanal istanbul'un yandaş zengin etmek ve çalabilecekleri ne varsa çalmak için bir proje olduğunu akpliler bile biliyor.
devamını gör...
günün sözü
"birini sevdikten sonra mutlu olmadan da yaşayabilirsin. hüzünlü bile olsa hayat güzeldir, nasıl olursa olsun, gene de güzeldir yaşamak.''
fyodor mihailoviç dostoyveski
fyodor mihailoviç dostoyveski
devamını gör...
sözlük yazarlarının dönüm noktam dedikleri anlar
ağır bir depresyondan geçip (hala depresyondayım) yaşamaya çalışmaktır. eski ben değilim acı insana öğretiyor sanırım. acı çektiğim süre içinde ailemin kıymetini anladım . yaşamın sırrını çözmüş gibi hissediyorum. canım çok yanıyor ama geçecek hissediyorum. öğreniyorum ders çıkarıyorum yaptığım hatalardan . nefes alıyorum . eski kendimle yüzleşiyorum. uzun uzun yürüyüşler yapıyorum kendimle sohbet ediyorum. daha iyi olacağım bu dönemler hayatımın dönüm noktası olacak olmak zorunda.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
mevsimin kendine has buram buram bohem kokan günleri. hava kül rengi bulutlarla kaplı. evlerin bacalarını kollayan yıldırımlar eşliğinde bu gece de iki serseri yoldaş uyanık kaldı. uzak diyarlardan esen rüzgar beraberinde getirdiği hüznü masanın ucuna bıraktı. kalem-kağıt istanbul masalı'nın bu mevsimini anlatmaya yetmez. ağları eşliğinde yeni umutlara olta sallayan balıkçılar, vapurda kız kulesini selamlayan aşıklar, buğulu gözlerle kaybettiğinin mezarı başında dökülen yaprakları temizleyen bir genç. bunlardan herhangi birinin fotoğrafı yüzlerce kelimenin yerini tutar.
devamını gör...
en sevilen nazım hikmet ran şiiri
nereden gelip nereye gidiyoruz
doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
ve taşı yonttuğumuzdan beri
yıkan da, yaratan da biziz,
yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.
arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte.
kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?
bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?
çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.
çocuklar ölebilir yarın,
hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından,
düşerek de değil kuyulara filân;
çocuklar ölebilir yarın,
çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında
arkalarında bir avuç kül bile değil,
arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
negatif resimcikler boşluğun karanlığında.
krematoryum, krematoryum, krematoryum.
bir deniz görüyorum
ölü balıklarla örtülü bir deniz.
negatif resimcikler boşluğun karanlığında,
yaşanmamış günlerimiz
çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.
bir şehir vardı.
yeller eser yerinde.
beş şehir vardı.
yeller eser yerinde.
yüz şehir vardı.
yeller eser yerinde.
yok olan şehirlere şiirler yazılmayacak,
şair kalmayacak ki.
pencerende bir sokak bulvarlı.
odan sıcak.
ak yastıkta üzüm karası saçlar.
adamlar paltolu, ağaçlar karlı.
penceren kalmayacak,
ne bulvarlı sokak,
ne ak yastıkta üzüm karası saçlar,
ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar.
ölülere ağlanmayacak,
ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki.
eller kalmayacak.
negatif resimcikler dalların altındaki
yok olmuş olan dalların altındaki.
yok olmuş olan dalların üstünden
o bulutlardır geçen.
güneye götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum...
ölmek istemiyorum,
kuzeye götürmeyin beni...
batıya götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum...
ölmek istemiyorum,
doğuya götürmeyin beni...
bırakmayın beni burda,
götürün bir yerlere.
ölmek istemiyorum,
ölmek istemiyorum.
o bulutlardır geçen
yok olmuş olan dalların üstünden.
tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,
kadın, erkek, çoluk çocuk.
ekmek hepimize yetmiyor,
kitap da yetmiyor,
ama keder
dilediğin kadar,
yorgunluk da göz alabildiğine.
hürriyet hepimize yetmiyor.
hürriyet hepimize yetebilir
ve sevda kederi,
hastalık kederi,
ayrılık kederi,
kocalmak kederinden
gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.
kitap hepimize yetebilir.
ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.
yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların
avuçlarıyla birlikte,
boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim.
tanrı ellerimizdir,
tanrı yüreğimiz, aklımız,
her yerde var olan tanrı,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte
ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.
insanlar sizi çağırıyorum:
kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,
buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.
çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.
kaynak: nazım hikmet tüm şiirleri, yky
genco erkal'ın güzel sesiyle
doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
ve taşı yonttuğumuzdan beri
yıkan da, yaratan da biziz,
yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.
arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte.
kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?
bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?
çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.
çocuklar ölebilir yarın,
hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından,
düşerek de değil kuyulara filân;
çocuklar ölebilir yarın,
çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında
arkalarında bir avuç kül bile değil,
arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
negatif resimcikler boşluğun karanlığında.
krematoryum, krematoryum, krematoryum.
bir deniz görüyorum
ölü balıklarla örtülü bir deniz.
negatif resimcikler boşluğun karanlığında,
yaşanmamış günlerimiz
çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.
bir şehir vardı.
yeller eser yerinde.
beş şehir vardı.
yeller eser yerinde.
yüz şehir vardı.
yeller eser yerinde.
yok olan şehirlere şiirler yazılmayacak,
şair kalmayacak ki.
pencerende bir sokak bulvarlı.
odan sıcak.
ak yastıkta üzüm karası saçlar.
adamlar paltolu, ağaçlar karlı.
penceren kalmayacak,
ne bulvarlı sokak,
ne ak yastıkta üzüm karası saçlar,
ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar.
ölülere ağlanmayacak,
ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki.
eller kalmayacak.
negatif resimcikler dalların altındaki
yok olmuş olan dalların altındaki.
yok olmuş olan dalların üstünden
o bulutlardır geçen.
güneye götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum...
ölmek istemiyorum,
kuzeye götürmeyin beni...
batıya götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum...
ölmek istemiyorum,
doğuya götürmeyin beni...
bırakmayın beni burda,
götürün bir yerlere.
ölmek istemiyorum,
ölmek istemiyorum.
o bulutlardır geçen
yok olmuş olan dalların üstünden.
tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,
kadın, erkek, çoluk çocuk.
ekmek hepimize yetmiyor,
kitap da yetmiyor,
ama keder
dilediğin kadar,
yorgunluk da göz alabildiğine.
hürriyet hepimize yetmiyor.
hürriyet hepimize yetebilir
ve sevda kederi,
hastalık kederi,
ayrılık kederi,
kocalmak kederinden
gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.
kitap hepimize yetebilir.
ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.
yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların
avuçlarıyla birlikte,
boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim.
tanrı ellerimizdir,
tanrı yüreğimiz, aklımız,
her yerde var olan tanrı,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte
ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.
insanlar sizi çağırıyorum:
kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,
buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.
çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.
kaynak: nazım hikmet tüm şiirleri, yky
genco erkal'ın güzel sesiyle
devamını gör...
papirüs
mısırlılar tarafından icat edilen ve ilk defa da (bkz: mısır medeniyeti) tarafından kullanılan bir çeşit kağıttır.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
aslında hiçbir şeydi, sadece allah a şükredip kendimi mutlu hissetmiştim.
sonra bi olayla sınıfımdaki herkesin tek derdinin sınavları takip etme, online derse girme olduğunu ve benim için bunların ne kadar geri planda kaldığını düşünüp modumu düşürdüm
yine de şükretmeye devam.
sonra bi olayla sınıfımdaki herkesin tek derdinin sınavları takip etme, online derse girme olduğunu ve benim için bunların ne kadar geri planda kaldığını düşünüp modumu düşürdüm
yine de şükretmeye devam.
devamını gör...
edebiyattan anlayan kadın
şarap gibidir. hanımefendi özen ister saygi ister sevgi ister. edebiyat bir hayat alışkanlığı bir yaşam zevkidir. bunu bilen anlayan ve böylesine dikkatli bir tutumda olan hanımefendi onun dilinden anlayan ve onun hassasiyetlerine saygi gösteren bir bey ile denk gelirse şiir gibi ilişki yaşarlar. anlamak hissetmekle birleşir ifadelere özgürlük katar ruh katar hayata tat katar siyah beyaz iken her yer renkli olur. cümleler kanina karışır mazallah başını kitaplara çarpar üstünü başını şiir yaparsin. bir o kadar tatlı görünürsün hanımefendinin gözüne. öğle uykulari gibi sessiz tatli aksama doğru baslayan hafif yağmur gibi serin ve naiflesir dünya.
aksamlari bir kadeh sarapta kaybolur, geceleri ayisiginda sevisirsin. edebiyat bilen anlayan hanımefendi dünyayı dünyan kılar. selam olsun şehrin yalniz ve güzel hanımefendilerine...
aksamlari bir kadeh sarapta kaybolur, geceleri ayisiginda sevisirsin. edebiyat bilen anlayan hanımefendi dünyayı dünyan kılar. selam olsun şehrin yalniz ve güzel hanımefendilerine...
devamını gör...
makar devuşkin
kokpitini yaptığım bir çalışmayla taçlandırarak gözlerimi dolduran, takibimde olan yazardır. var olsun.*
devamını gör...
tarım bakanı'nın vekillere 499 liralık kravat göndermesi
sözde çiftçi için oturulan o koltukta çiftçiler hariç her şeye koşan bakan... bir çiftçi çocuğu olarak şunu açık bir şekilde söyleyebilirim ki tarım hiç de güzel bir noktada değil. enflasyonu düşürmek için tarım ürünlerinin fiyatlarını düşürüyorlar, içeride üretim yapmak varken tek yaptıkları çiftçinin kazancını engellemek. çiftçilik yapan hemen herkes 50-60 yaşlarında, gelecekte bu işi devam ettirecek yok. yeni yeni bir şeyler yapmak isteyen, bu düzenin gidişatının iyi olmadığını, düzelmesi gerektiğini söyleyen gençlere de ''seni bir yere işe katalım sus'' deniliyor. bunu bizzat ziraat mühendisi olan ve çiftçilikle uğraşan abime söylediler. toprağı eken biçen gençler yok artık. gerçi ekip biçseniz de maliyet sattığınız fiyatı karşılamıyor. tüketiciye gidinceye kadar fiyat artıyor ve herkes çiftçilerin çok kazandığını zannediyor ama öyle değil! ah bir de onun çiftçiden ne kadara aldıklarını bilseler... ne çiftçi ne de tüketici mutlu. yazık. güzel ülkemin güzel ve bereketli topraklarına betondan başka bir şey yapmıyorlar.
devamını gör...
mehmet okan özdemir'in covid-19 ile ilgili tweet'i
bu tür durumlarda her zaman bir "acaba" payı bırakmanın en doğru hareket olduğunu düşünen biri olarak eleştirmeyeceğim doktorun paylaşımı. zaten işin tıbbi detayını biz bilemiyoruz ama kafama yatmayan, mantıksız gelen bazı şeyler de oluyor bu iş ortaya çıktığından beri. o yüzden aklımda tek soru var: ya adam haklıysa?
mesela michael sikkofield okuduğum zamanlarda, yazılarından birinde daha önce adını duymadığım bir şey görüp biraz araştırmıştım: fema kampları. sadece amerika'da olanların 2 milyon kişiyi barındıracak kapasitede oluşu ve kampta çok sayıda boş tabutun istiflenmiş olmasının makul bir açıklaması yok. neye hazırlık yapıldığını söyleyebilen de yok ki bundan yıllar önce bile bir salgın hastalık ya da dünya dışından gelecek bir istilaya hazırlık için yapıldıklarına ilişkin iddialar vardı.
bakın arkadaşlar, paranoyak olmaya tabi ki gerek yok ama bir şeylere "asla olamaz" demek de doğru değil. yıllardır ortalıkta dolanan yeni dünya düzeni lafları, georgia guidestones adlı taşların üzerinde yazan "nüfusu 500 milyonun altında tut" yazısı, fema'daki neye hazırlık olduğu belirsiz boş tabutlar, bu tweet dizisi altındaki şu fotoğraf, amerikan resmi makamlarının insanları sürekli olarak ufo ve dünya dışı yaşam konusuna inandıracak belgeler "sızdırması", salgından birkaç sene önce dünya sağlık örgütü'nün her ülkeye pandemi sürecinde yapılacaklar için bildiri dağıtması vesaire... bunlar ve burada sayamayacağımız daha çok şeyi bir araya getirip düşündüğünüzde bu işin hiç de öyle imkânsız olmadığını görebilirsiniz. ayrıca biyolojik silah dediğimiz şey de zaten tam olarak bu işte. ne yazık ki dönem dönem bazı ülkeler tarafından bazı kötü amaçlarla kullanılmış tarihte. şimdi de kullanılmaması için bir neden yok.
şu ana dek okuduklarımdan ve tanıdıklarımdan yola çıkarak söyleyebilirim ki, hastaneye gidenler genellikle ölürken evde izole edilenler "hafif atlatıyor" nedense. gerçekten bir virüs var olabilir, sorun bu kısımda değil. sorun, tedavi ediyoruz diye insanlara ne yapıldığını bilmiyor oluşumuz. zira hiçbirine otopsi falan yapılamıyor.
neyse, komplo teorisyeni ya da akıldan yoksun bir manyak değilim. hayatıma da normal şekilde devam ediyorum, yatağın altından illüminati üyeleri çıkacak korkusuyla yaşamıyorum yani. fakat yerinizde olsam işin içinde hükümetlerin, büyük devletlerin olduğu her türlü komplo teorisine "mümkün mü acaba?" diye yaklaşırım, başından kestirip atmam. ha hükümetlere, devlet yöneten herkese gözü kapalı güvenirim diyorsanız ne mutlu size! hayatınız toz pembe olmalı.
çip mevzusuna gelince... bunu okursanız, işin "zaten telefonla/hes koduyla takip ediliyoruz" konusuyla ilgisi olmadığını görebilir, yukarıda yazdıklarımla konuyu bağdaştırabilir ve hatta tüm insanlık olarak sonumuzun elysium (film)indeki gibi olup olmayacağını düşünebilirsiniz. bu bağlamda, başka gezegenlerde koloni kurma fikrinin neden bu kadar revaçta olduğunu ve bazı devletlerin neden bunun için ölüp bittiğini de belki farklı şekilde değerlendirirsiniz.
neyse, ben günlük yaşantıma geri dönüyorum. siz de çok takılmayın ama "olamaz" da demeyin.
mesela michael sikkofield okuduğum zamanlarda, yazılarından birinde daha önce adını duymadığım bir şey görüp biraz araştırmıştım: fema kampları. sadece amerika'da olanların 2 milyon kişiyi barındıracak kapasitede oluşu ve kampta çok sayıda boş tabutun istiflenmiş olmasının makul bir açıklaması yok. neye hazırlık yapıldığını söyleyebilen de yok ki bundan yıllar önce bile bir salgın hastalık ya da dünya dışından gelecek bir istilaya hazırlık için yapıldıklarına ilişkin iddialar vardı.
bakın arkadaşlar, paranoyak olmaya tabi ki gerek yok ama bir şeylere "asla olamaz" demek de doğru değil. yıllardır ortalıkta dolanan yeni dünya düzeni lafları, georgia guidestones adlı taşların üzerinde yazan "nüfusu 500 milyonun altında tut" yazısı, fema'daki neye hazırlık olduğu belirsiz boş tabutlar, bu tweet dizisi altındaki şu fotoğraf, amerikan resmi makamlarının insanları sürekli olarak ufo ve dünya dışı yaşam konusuna inandıracak belgeler "sızdırması", salgından birkaç sene önce dünya sağlık örgütü'nün her ülkeye pandemi sürecinde yapılacaklar için bildiri dağıtması vesaire... bunlar ve burada sayamayacağımız daha çok şeyi bir araya getirip düşündüğünüzde bu işin hiç de öyle imkânsız olmadığını görebilirsiniz. ayrıca biyolojik silah dediğimiz şey de zaten tam olarak bu işte. ne yazık ki dönem dönem bazı ülkeler tarafından bazı kötü amaçlarla kullanılmış tarihte. şimdi de kullanılmaması için bir neden yok.
şu ana dek okuduklarımdan ve tanıdıklarımdan yola çıkarak söyleyebilirim ki, hastaneye gidenler genellikle ölürken evde izole edilenler "hafif atlatıyor" nedense. gerçekten bir virüs var olabilir, sorun bu kısımda değil. sorun, tedavi ediyoruz diye insanlara ne yapıldığını bilmiyor oluşumuz. zira hiçbirine otopsi falan yapılamıyor.
neyse, komplo teorisyeni ya da akıldan yoksun bir manyak değilim. hayatıma da normal şekilde devam ediyorum, yatağın altından illüminati üyeleri çıkacak korkusuyla yaşamıyorum yani. fakat yerinizde olsam işin içinde hükümetlerin, büyük devletlerin olduğu her türlü komplo teorisine "mümkün mü acaba?" diye yaklaşırım, başından kestirip atmam. ha hükümetlere, devlet yöneten herkese gözü kapalı güvenirim diyorsanız ne mutlu size! hayatınız toz pembe olmalı.
çip mevzusuna gelince... bunu okursanız, işin "zaten telefonla/hes koduyla takip ediliyoruz" konusuyla ilgisi olmadığını görebilir, yukarıda yazdıklarımla konuyu bağdaştırabilir ve hatta tüm insanlık olarak sonumuzun elysium (film)indeki gibi olup olmayacağını düşünebilirsiniz. bu bağlamda, başka gezegenlerde koloni kurma fikrinin neden bu kadar revaçta olduğunu ve bazı devletlerin neden bunun için ölüp bittiğini de belki farklı şekilde değerlendirirsiniz.
neyse, ben günlük yaşantıma geri dönüyorum. siz de çok takılmayın ama "olamaz" da demeyin.
devamını gör...