zor günlerden geçenlerin en iyi bildiği şey
her şeyi tek başına başarabilirsin hissi verir ve başarırsın da tüm olumsuzluklara ve inanmayışlara rağmen.
devamını gör...
ekmek arasına en çok yakışan yiyecek
kaşar ama taze sıcak ekmek arasına yanında çamlıca gazoz
köfte domates yanında kola
kızarmış ekmek arasına zeytinyağı limonlu kıvırcık salatası yanında çamlıca gazoz
krem peynir, göbek, salam, cherry domates yanında çay
sadece eritilmiş kızartılmış tereyağı da çok güzel olur, tabiiki yanında kola ile
tulum peyniri
cevizde çok güzel oluyor
biraz daha yazarsam diyetimi bozucam, bu hafta verdiğim 2 kiloyu, ekmek arası kaşar aşkına harcamak istemiyorum sözlük, açmayın böyle başlıklar.
köfte domates yanında kola
kızarmış ekmek arasına zeytinyağı limonlu kıvırcık salatası yanında çamlıca gazoz
krem peynir, göbek, salam, cherry domates yanında çay
sadece eritilmiş kızartılmış tereyağı da çok güzel olur, tabiiki yanında kola ile
tulum peyniri
cevizde çok güzel oluyor
biraz daha yazarsam diyetimi bozucam, bu hafta verdiğim 2 kiloyu, ekmek arası kaşar aşkına harcamak istemiyorum sözlük, açmayın böyle başlıklar.
devamını gör...
23 aralık 2020 t24 normal sözlük röportajı
üniversite sınavında derece yapan çocuğunun haberini okuyan baba edasıyla okudum.
sırıtarak, gururla okuduğum röportaj. şimdi kapitalistler düşünsün.
sırıtarak, gururla okuduğum röportaj. şimdi kapitalistler düşünsün.
devamını gör...
belgrad
balkan turumuz boyunca istanbul'a en çok benzettiğim şehir. işin komiği, 15. yüzyıldan itibaren defalarca osmanlılarla hasburglar arasında el değiştiren, sağlam kalesi her devletçe karşı tarafa yapılacak seferlerde karargâh olarak kullanılan belgrad, belki de yugoslav krallığının (daha sonra tito yugoslavyası ve nihayet sırbistan) başkenti olması hasebiyle yeniden yapılmış, içinde kalemegdan'daki bir türbe, aşağıda bir cami ve birkaç parça kitabe dışında türk veya antik hasburg izi yok. buna rağmen istanbul gözümün önünden geçti hep...
saraybosna'dan çıktığımız sabah, bosna sırp cumhuriyeti topraklarından geçmiş, çevremize dün gördüğümüz acı olayların müsebbiblerini arayarak acıyla bakmıştık. sırbistan topraklarına girince de korku aşılamadı, belgrad'da korkuyla gezenler bile olmuştur.
önce akmam diyen tuna nehri:
nehir hakikaten deniz gibi, içinde kocaman vapurlar yüzüyor. bizim çoğu nehirde tekneyi geç kayık bile yüzemez.
şehir, ikisi de bizim nehirlerin abisi gibi duran sava ve tuna nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş. şehre girmeden önce adını bilmediğim bir banliyöde çorba içip yemek yedik. şehre girince de, epey dolanarak kalemegdan'a çıkılacak, bilahare etrafında gezilecekti.
kaleye tırmanırken ara sokaklardan geçtik, bu arada şehrin ender türk eserlerinden, hasburg imparatorluğu döneminde müslüman azınlığa tahsis edilmiş bayraklı cami'nin de önünden geçtik. 2004 yılında tahrip edilen cami ibadete açık olsa da namaz saatleri dışında kapalı ve ankara'daki kilise ve sinagog gibi koruma altında. tabii bizim "ay bıktık kiliseden camiden" diyenler hemen cami görünce çişe gitti o ayrı...

nihayet yürüye yürüye kalemegdan'a vardık. bu orta ve yeni çağların en güçlü kalelerinden biri, korunması da bizdeki rumeli hisarı gibi. içinde bazı cephanelikler, 1716'da savaşta şehit olan damat ali paşa'nın türbesi ve tuna manzarasına bakacak bir seyir terası var.
hendek:
ali paşa türbesi:
iç kaledeki saat kulesi:
askeri müze (kapalı olduğu için gezemedik, yine kalede bir hayvanat bahçesi varmış ama orası da kapalıydı, salt kokusunu duyduk)
istanbulkapı (orijinalinde kapıda bir tuğra varken hasburg işgallerinden birinde sökülmüş, şimdi avusturya'da imiş)

fatih sultan mehmet dönemindeki kuşatmada osmanlıların durdurulduğu yer:
kalenin hemen karşısında knez mihailova caddesi uzanıyor. burada da herkes kafasına göre takıldı. cadde, ta devlet dairelerinin olduğu semte kadar iniyor. istiklal caddesinin her belediyece üstünde oynanmamış ve arap istilası altında olmayan halini bilenlere güzel bir nostalji yaratıyor: asırlık levant apartmanları, trafiğe kapalı caddede yürüyenler, dilenen müzisyenler ve ara sokaklardaki birahaneler. bir mekânda bira ve patates kızartması yedik. midye yoktu galiba veya kimsenin aklına gelmedi, o da olsa bu tramvaysız istiklal ambiyansı tamamlanacaktı. benim de dayımla balıkpazarında bira içip (birayı içen dayım, ben küçüğüm o zamanlar) midye yediğimiz günler aklıma gelmedi değil...
ama belgrad'ın asıl güzelliği akşamları çıkıyormuş. ortam istanbul gece hayatı kadar renkliydi. mekânlara girip çıkan gençleri gördük ve biz de tekne turuna çıktık, tuna'da gezerken kalemegdan'ı mardin kalesi gibi altın kolyeye benzettim. keza rumelihisarı da herhalde geceleyin öyle ışıklandırılıyordur. görmediğim için bilemem. tekne beklerken de iskelede dilenci çocuklar geldi. ben "hop hop ben tosic'in takımını tutuyorum, hepinizi düşko'ya söylerim belanızı f..k eder" diye anlatınca bize pek bulaşmadılar, yine de yankesicilik etmelerinden az tedirgin olmadık.
gece, partizan stadına karşı güzel bir otelde kaldık. günlerce tck misafirhaneleriyle öğretmenevleri bozması yerlerde geceledikten sonra çok rahat ettik. ama yemekte yine tavuk vardı maalesef. ertesi günkü rotamız, bu turda göreceğimiz son ülke ve ecdad toprağı, bulgaristan...
saraybosna'dan çıktığımız sabah, bosna sırp cumhuriyeti topraklarından geçmiş, çevremize dün gördüğümüz acı olayların müsebbiblerini arayarak acıyla bakmıştık. sırbistan topraklarına girince de korku aşılamadı, belgrad'da korkuyla gezenler bile olmuştur.
önce akmam diyen tuna nehri:

nehir hakikaten deniz gibi, içinde kocaman vapurlar yüzüyor. bizim çoğu nehirde tekneyi geç kayık bile yüzemez.şehir, ikisi de bizim nehirlerin abisi gibi duran sava ve tuna nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş. şehre girmeden önce adını bilmediğim bir banliyöde çorba içip yemek yedik. şehre girince de, epey dolanarak kalemegdan'a çıkılacak, bilahare etrafında gezilecekti.
kaleye tırmanırken ara sokaklardan geçtik, bu arada şehrin ender türk eserlerinden, hasburg imparatorluğu döneminde müslüman azınlığa tahsis edilmiş bayraklı cami'nin de önünden geçtik. 2004 yılında tahrip edilen cami ibadete açık olsa da namaz saatleri dışında kapalı ve ankara'daki kilise ve sinagog gibi koruma altında. tabii bizim "ay bıktık kiliseden camiden" diyenler hemen cami görünce çişe gitti o ayrı...

nihayet yürüye yürüye kalemegdan'a vardık. bu orta ve yeni çağların en güçlü kalelerinden biri, korunması da bizdeki rumeli hisarı gibi. içinde bazı cephanelikler, 1716'da savaşta şehit olan damat ali paşa'nın türbesi ve tuna manzarasına bakacak bir seyir terası var.
hendek:

ali paşa türbesi:

iç kaledeki saat kulesi:

askeri müze (kapalı olduğu için gezemedik, yine kalede bir hayvanat bahçesi varmış ama orası da kapalıydı, salt kokusunu duyduk)

istanbulkapı (orijinalinde kapıda bir tuğra varken hasburg işgallerinden birinde sökülmüş, şimdi avusturya'da imiş)

fatih sultan mehmet dönemindeki kuşatmada osmanlıların durdurulduğu yer:

kalenin hemen karşısında knez mihailova caddesi uzanıyor. burada da herkes kafasına göre takıldı. cadde, ta devlet dairelerinin olduğu semte kadar iniyor. istiklal caddesinin her belediyece üstünde oynanmamış ve arap istilası altında olmayan halini bilenlere güzel bir nostalji yaratıyor: asırlık levant apartmanları, trafiğe kapalı caddede yürüyenler, dilenen müzisyenler ve ara sokaklardaki birahaneler. bir mekânda bira ve patates kızartması yedik. midye yoktu galiba veya kimsenin aklına gelmedi, o da olsa bu tramvaysız istiklal ambiyansı tamamlanacaktı. benim de dayımla balıkpazarında bira içip (birayı içen dayım, ben küçüğüm o zamanlar) midye yediğimiz günler aklıma gelmedi değil...
ama belgrad'ın asıl güzelliği akşamları çıkıyormuş. ortam istanbul gece hayatı kadar renkliydi. mekânlara girip çıkan gençleri gördük ve biz de tekne turuna çıktık, tuna'da gezerken kalemegdan'ı mardin kalesi gibi altın kolyeye benzettim. keza rumelihisarı da herhalde geceleyin öyle ışıklandırılıyordur. görmediğim için bilemem. tekne beklerken de iskelede dilenci çocuklar geldi. ben "hop hop ben tosic'in takımını tutuyorum, hepinizi düşko'ya söylerim belanızı f..k eder" diye anlatınca bize pek bulaşmadılar, yine de yankesicilik etmelerinden az tedirgin olmadık.
gece, partizan stadına karşı güzel bir otelde kaldık. günlerce tck misafirhaneleriyle öğretmenevleri bozması yerlerde geceledikten sonra çok rahat ettik. ama yemekte yine tavuk vardı maalesef. ertesi günkü rotamız, bu turda göreceğimiz son ülke ve ecdad toprağı, bulgaristan...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
nickim ekşi sözlükten geldiği için oradaki entrymi direkt kopyalıyorum:
ekşi sözlüğü çok okurdum ama yazar olmayı hiç denememiştim.
aşık olduğum kişiyle konuşuyorduk birgün. hadi ekşide yazmaya başlayalım dedi. ama birbirimizin nickini bilmeyecektik. birbirimizi bulabilmek için ortak bir tema bulalım dedik. benim en sevdiğim film la vie d'adele olduğu için bu filmden bir replik koyalım dedim. ikimiz de açtık filmi ilerleye ilerleye uygun nickler aradık. fakat öyle nickler bulmalıydık ki olur da nicki sözlükte görürsek "buldum!" diyebilelim. yani öyle alelade "acıktım" tarzında bir replik de olmamalıydı. benim nickimin hikayesi bu. mavi'nin en önemli sahnelerinden birinde adele söylemişti bu cümleyi. kavga ettiklerinde emma o adam kim diye ısrarla sorunca adele itiraf etmek zorunda kalmıştı. demişti ki "sarhoşken bir kez öpüşmüştük."
ekşi sözlüğü çok okurdum ama yazar olmayı hiç denememiştim.
aşık olduğum kişiyle konuşuyorduk birgün. hadi ekşide yazmaya başlayalım dedi. ama birbirimizin nickini bilmeyecektik. birbirimizi bulabilmek için ortak bir tema bulalım dedik. benim en sevdiğim film la vie d'adele olduğu için bu filmden bir replik koyalım dedim. ikimiz de açtık filmi ilerleye ilerleye uygun nickler aradık. fakat öyle nickler bulmalıydık ki olur da nicki sözlükte görürsek "buldum!" diyebilelim. yani öyle alelade "acıktım" tarzında bir replik de olmamalıydı. benim nickimin hikayesi bu. mavi'nin en önemli sahnelerinden birinde adele söylemişti bu cümleyi. kavga ettiklerinde emma o adam kim diye ısrarla sorunca adele itiraf etmek zorunda kalmıştı. demişti ki "sarhoşken bir kez öpüşmüştük."
devamını gör...
sen benim şarkılarımsın
devamını gör...
işlenmiş gıda
yeri geldiginde hayat kurtariciligi yapsa da, genel olarak insan bunyesine faydadan cok zarari bulunan; katki maddelerinin gidalara eklenmesiyle genetiklerinin degismesine, canli vucudunda cesitli hastaliklara sebep olan tuketim urunu. mumkun oldugunca uzak durulmali.
devamını gör...
cinsiyetçi başlık ve abazan troller sorunsalı
bu sözlüğe giriş yapma nedenim tamamı ile formatının çok daha entelektüel bir guruhun bulunduğuna inanmamdı. ama malesef ki sözlüğü cinsiyetçi başlıklarla kirleten bir güruh var. oldukça rahatsız edici bir durum. bu tarz entrylerin moderatörler tarafından kapatılması gerekli diye düşünüyorum. bir de abaza troller var ki siteyi mahvediyorlar. bu trollere prim vermemeli diye düşünüyrum. sitenin kalitesini düşürüyorlar.
(bkz: sözlüğün ekşi sözlük'e dönüşmesinden korkmak)
(bkz: sözlüğün ekşi sözlük'e dönüşmesinden korkmak)
devamını gör...
kanto
tuluat tiyatrolarında, oyundan önce genellikle kadın sanatçıların şarkı söyleyip dans ederek yaptığı gösteridir.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
bir iki üç aykut
koş pazara al bir kilo dut
bektaşi fıkrasından geldim
yazdırtma bana bir ateş bir barut.
koş pazara al bir kilo dut
bektaşi fıkrasından geldim
yazdırtma bana bir ateş bir barut.
devamını gör...
bekar sözlük yazarlarını evlendiriyoruz kampanyası
"sen bu sözlüğün amacını çok yanlış anlamışsın" denilesi başlık.
devamını gör...
bana soğuk bir yer söyle
yastığın diğer yüzü
devamını gör...
sek (yazar)
arkasindan yaktigimiz agitlara dayanamayip, sozluk'teki brutal eksikligini gidermek adina aramiza geri donmus yazar tanesi.
tek tek basaraktan hos gelmis be*.
yok mu soyle karsilikli bi' bogurmemiz ya, hurgeneralim?*
tek tek basaraktan hos gelmis be*.
yok mu soyle karsilikli bi' bogurmemiz ya, hurgeneralim?*
devamını gör...
değişik kelimeler ve anlamları
mihman: misafir.
devamını gör...
haz duyulan küçük sapıklıklar
pudingin üzerindeki kaymaksı tabakayı öpmek.
devamını gör...
yıldırım gürses
yıldırım gürses (1938-2000) şarkıcı ve bestecidir. 1965 yılında hürriyet gazetesi'nin altın mikrofon yarışması'na sözü, müziği kendisine ait gençliğe veda isimli plağı ile yirmi kişiye yakın türk ve batı müziğinden oluşan orkestrası eşliğinde katılarak birinciliği kazandı ve böylece klasik türk müziğinde çok sesliliğe geçiş dönemini başlatmış oldu.
altın mikrofon'daki bu başarının ardından yıldırım gürses, albüm, konser ve müzik çalışmalarına hız verdi. sanatçı popüler müziğin en önemli isimlerinden biri haline geldi. son mektup, mazideki aşk, bir kırık kalp, bir garip yolcu, sonbahar rüzgârları parçaları ile başarı yakaladı. bu öyle bir başarıydı ki müzik hayatında 30'a yakın albüm yaptı.
yıldırım gürses'e ait 350 beste bulunmakta olup 1986 yılında bizzat yıldırım gürses kurucusu ve başkanı olmak üzere ekibi ile birlikte mesam'ı kurdu ve böylece türkiye'de ilk kez bestekâr ve söz yazarlarının haklarını koruyan "türkiye musiki eseri sahipleri meslek birliği" adı altında bir meslek birliği kurmuş oldu. düşen bir yaprak görürsen
altın mikrofon'daki bu başarının ardından yıldırım gürses, albüm, konser ve müzik çalışmalarına hız verdi. sanatçı popüler müziğin en önemli isimlerinden biri haline geldi. son mektup, mazideki aşk, bir kırık kalp, bir garip yolcu, sonbahar rüzgârları parçaları ile başarı yakaladı. bu öyle bir başarıydı ki müzik hayatında 30'a yakın albüm yaptı.
yıldırım gürses'e ait 350 beste bulunmakta olup 1986 yılında bizzat yıldırım gürses kurucusu ve başkanı olmak üzere ekibi ile birlikte mesam'ı kurdu ve böylece türkiye'de ilk kez bestekâr ve söz yazarlarının haklarını koruyan "türkiye musiki eseri sahipleri meslek birliği" adı altında bir meslek birliği kurmuş oldu. düşen bir yaprak görürsen
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
feci düştüm bahçede ama ne çıkık var ne kırık. sadece birkaç vuruk, bolca da kahkaha. *
devamını gör...


