10 yaşındaki çocuğun üzerine kolonya dökülüp yakılması
bursa’da diyanet işleri başkanlığı’na bağlı bir kuran kursunda 10 yaşında bir çocuğun vücudu, hafızları c.s. (18), m.ö. (19) tarafından üzerine kolonya dökülerek yakıldı.
kestel çamlıtepe hafızlık yatılı kuran kursu’nda yaşanan akıl almaz olayın ardından 10 yaşındaki y.k., ambulansla bursa şehir hastanesi yanık ünitesine kaldırıldı.
bursa muhalif.com adlı sitede yer alan habere göre, vücudunun çeşitli yerleri yanan y.k'nın hastanenin yanık ünitesinde ameliyata alınacağı öğrenildi.
baba ali karabulut, olayın ardından yaptığı açıklamada "çocuğu kursa kuranıkerim ve dua öğrenmesi için yatılı gönderdik. aslında kuran kursu değil, işkencehaneymiş" ifadelerini kullandı.
karabulut, olayla ilgili polisin soruşturma başlattığını ve çocuğunu yakan kişilerin emniyette gözaltında olduklarını ifade etti.
gözaltına alınan iki kişi adli kontrolle serbest bırakıldı.
kaynaklar:
cumhuriyet.
bursamuhalif.
toplumsal.
kestel çamlıtepe hafızlık yatılı kuran kursu’nda yaşanan akıl almaz olayın ardından 10 yaşındaki y.k., ambulansla bursa şehir hastanesi yanık ünitesine kaldırıldı.
bursa muhalif.com adlı sitede yer alan habere göre, vücudunun çeşitli yerleri yanan y.k'nın hastanenin yanık ünitesinde ameliyata alınacağı öğrenildi.
baba ali karabulut, olayın ardından yaptığı açıklamada "çocuğu kursa kuranıkerim ve dua öğrenmesi için yatılı gönderdik. aslında kuran kursu değil, işkencehaneymiş" ifadelerini kullandı.
karabulut, olayla ilgili polisin soruşturma başlattığını ve çocuğunu yakan kişilerin emniyette gözaltında olduklarını ifade etti.
gözaltına alınan iki kişi adli kontrolle serbest bırakıldı.
kaynaklar:
cumhuriyet.
bursamuhalif.
toplumsal.
devamını gör...
yazarların olmak istediği şiir
gölge fesleğeni (bkz: didem madak)
sonra içime ve hatta dışıma kapandım. küsmek gibi bir şey.
bir çeşit gölge fesleğeni.
bir çeşit olmayan hayat.
zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim.
epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu. bir yığın insan tanıdım.
ama hep yalnızdım.
sonra içime ve hatta dışıma kapandım. küsmek gibi bir şey.
bir çeşit gölge fesleğeni.
bir çeşit olmayan hayat.
zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim.
epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu. bir yığın insan tanıdım.
ama hep yalnızdım.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının meslekleri
ebeyim.
devamını gör...
seni sen yapan özelliklerin
kalabalık ortamlardan ışık hızıyla uzaklaşabilmem. çok kalabalık ve gürültülü ortamlardan pek hoşlanmayıp evimde battaniye altında çay içmeyi tercih etmem.
devamını gör...
kimsenin aslında seni gerçekten anlamaması
her insan ilk doğduğu andan itibaren kendi dünyasını inşa ediyor. ben kendi dünyamda otururken ne kadar görebilir ne kadar işitebilirsem karşımdakini o kadar anlayabilirim.
karşımdakini tam olarak anlayabilmem için onun dünyasını inşa ederken yaşadığı her anı bilmem gerekir ki yine de bunu kendi öğrendiklerimle yorumlayabilirim.
ve bunu gördüğüm tanıdığım her insan için her an yapmam mümkün değil zira her anı yoğun emek isteyen bir süreç.
fakat sevilen, değer verilen insanlar için bu emeğin karşılıklı olarak verilmesi gerekir. herkes kendi dünyasında oturup anlamayı değil de sadece anlaşılmayı istediğinde sonuç ne yazık ki kimsenin birbirini hiç bir zaman anlamadigi kopuk, yalnız bir yaşama dönüşüyor.
sonuç olarak diğerlerinin dünyasını anlamaya çalıştığımızda dahi sezgisel bir anlayış söz konusu olduğundan aslında hepimiz yalnızız.
bu kimseyi boşluğa itmemeli... halil cibran'ın bir sözü var.
güzelliğin şarkısını söylersen, çölün ortasında tek başına olsan bile bir dinleyicin olacaktır.
karşımdakini tam olarak anlayabilmem için onun dünyasını inşa ederken yaşadığı her anı bilmem gerekir ki yine de bunu kendi öğrendiklerimle yorumlayabilirim.
ve bunu gördüğüm tanıdığım her insan için her an yapmam mümkün değil zira her anı yoğun emek isteyen bir süreç.
fakat sevilen, değer verilen insanlar için bu emeğin karşılıklı olarak verilmesi gerekir. herkes kendi dünyasında oturup anlamayı değil de sadece anlaşılmayı istediğinde sonuç ne yazık ki kimsenin birbirini hiç bir zaman anlamadigi kopuk, yalnız bir yaşama dönüşüyor.
sonuç olarak diğerlerinin dünyasını anlamaya çalıştığımızda dahi sezgisel bir anlayış söz konusu olduğundan aslında hepimiz yalnızız.
bu kimseyi boşluğa itmemeli... halil cibran'ın bir sözü var.
güzelliğin şarkısını söylersen, çölün ortasında tek başına olsan bile bir dinleyicin olacaktır.
devamını gör...
ölüyü gömme geleneğinin saçma olması
ölü bedenimin bir fayda sağlayacağı her yola razıyım açıkçası. toprağa gömülmüşsem bedenime tıkanmış yoğun enerji, binbir türlü canlının işini görerek doğanın dengesine katkı sağlar. açık alanda kargalar tarafından yenilmeye bile razıyım.*
tanım: ölen her insanın yakılarak yok edilmesi durumunda doğanın dengesinin ne denli hasara uğrayacağını kestiremeyen şahısların fikri.
tanım: ölen her insanın yakılarak yok edilmesi durumunda doğanın dengesinin ne denli hasara uğrayacağını kestiremeyen şahısların fikri.
devamını gör...
life of brian
izlediğim en komik filmlerden biri olabilir life of brian. absürd ve cesur bir film olup, ele aldığı konuyla değil de ele alış biçimiyle öne çıkar.
bu filmi izlediğinizde ya baş ucu filmlerinizden biri olur ya da daha 10 uncu dakkada "bu ne lan?" diyip kapatır ve çok şey kaybedersiniz.
bu filmi izlediğinizde ya baş ucu filmlerinizden biri olur ya da daha 10 uncu dakkada "bu ne lan?" diyip kapatır ve çok şey kaybedersiniz.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
"ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi,
tırnaklarıyla düzeltemiyor insan."
didem madak
tırnaklarıyla düzeltemiyor insan."
didem madak
devamını gör...
pazarcıların satış yaparken kullandığı nidalar
önceden beş lira apla beş lira.
şimdi elli lira apla elli lira.
şimdi elli lira apla elli lira.
devamını gör...
sözlük yazarlarının sevdiği takım ve tutma hikayesi
çocukluğumun kadıköy de geçmesi..
elbette fenerbahçeliyim..
elbette fenerbahçeliyim..
devamını gör...
youthanasia
megadeth'in en iyi albümü rust in peace'dir. aksini iddia eden menşeviktir, gladiocudur. twilight seven rapçidir. bunu demek zorundaydım.
işte rust in peace'den sonraki en iyi ikinci albümleri de ahan da bu youthanasia'dır. otuzlarının ilk yarısında olan grup elemanları, mustaine önderliğinde bu albümü yapmışlardır. bence bu albümün bir diğer başarısı, dave mustaine'in megadeth ile rust in peace'deki sert thrash sounddan daha böyle görece heavy/hard sounda çok başarılı bir şekilde kademeli olarak geçmiş olmasıdır. zira countdown müthiş bir geçiş albümüdür. hala thrashtir ancak rust kadar değildir. ve bu kademeli inişin vardığı nokta da youthanasia'dır. marty psikosunun en melodik sololarının olduğu albümdür.
tabi bu albümü ülkemiz özelinde weirdo kılan bir diğer nüans ise, albüm kapağının 1999 satanist avı furyasında ana akım medya tarafından şeytanlaştırılmasıdır. gerçekten insan hayret ediyor. yani, yenidoğan bebeklerin tövbe haşa çöpe atıldığı ülkede metal grubunun albüm kapağının sansürlenmesi de anca bizde olur dedirtir türden bir hadise...
ulan neymiş bu albüm bu kadar derseniz inanın cover artta öyle weird ya da gore bir öğe yok. sadece ayağından çamaşırlığa mandalla tutturulmuş bebekler var...
albüm güzel, albümü dinleyin.
işte rust in peace'den sonraki en iyi ikinci albümleri de ahan da bu youthanasia'dır. otuzlarının ilk yarısında olan grup elemanları, mustaine önderliğinde bu albümü yapmışlardır. bence bu albümün bir diğer başarısı, dave mustaine'in megadeth ile rust in peace'deki sert thrash sounddan daha böyle görece heavy/hard sounda çok başarılı bir şekilde kademeli olarak geçmiş olmasıdır. zira countdown müthiş bir geçiş albümüdür. hala thrashtir ancak rust kadar değildir. ve bu kademeli inişin vardığı nokta da youthanasia'dır. marty psikosunun en melodik sololarının olduğu albümdür.
tabi bu albümü ülkemiz özelinde weirdo kılan bir diğer nüans ise, albüm kapağının 1999 satanist avı furyasında ana akım medya tarafından şeytanlaştırılmasıdır. gerçekten insan hayret ediyor. yani, yenidoğan bebeklerin tövbe haşa çöpe atıldığı ülkede metal grubunun albüm kapağının sansürlenmesi de anca bizde olur dedirtir türden bir hadise...
ulan neymiş bu albüm bu kadar derseniz inanın cover artta öyle weird ya da gore bir öğe yok. sadece ayağından çamaşırlığa mandalla tutturulmuş bebekler var...
albüm güzel, albümü dinleyin.
devamını gör...
meja (yazar)
sözlükte şu ana kadar, hakkında nickaltı yazarken en fazla zorlandığım memeli insan. (memeyi koyduk yine oraya. yakıştı gerçi.) entel demeye gönlüm el vermiyor. sısıısıs
tüm erkek klişelerine tepki olarak doğmuş. korkutuyor beni bazen yazdıklarıyla.
farklı hanımları keşfedip asılma ve yeşilay kolu olarak, sıkıcı olarak anılan kafa sözlükteki ilk günlerimde, uzun uzun yazdığı entryleriyle fiziğe düşkünlüğü sebebi ile "sevgilimden ayrıldım çok yalnızım blog kızı" sanmıştım onu. her 10 kızdan 4'ü gibi. itiraf edeyim bari.
sonradan "hımm bu bir şeyler diyor" deyip daha dikkatli okumaya başlıyorsunuz. az çok analiz yeteneği varsa, derin bir anlam görüyorsunuz bu hanımda. "merhaba hanım, sizde derin bir anlam var diyorsunuz", "hadi lennn oradan" diyor. o ara radyoda paralelde.
çünkü derin anlam falan yok. sabah rafadan yumruta yiyip diş fırçaladıktan sonra kahvaltıya devam eden gri çoraplı bir fırlama çünkü. belirsiz grili cisim. tüm renkleri toplamış ve kısa zaman dilimlerinde hepsine bürünebilecek kıvraklıktaki arsız bukalemun.
bir anlamıolduğu belliydi. dikkatli gözlerden kaçmadı. çektiği hikayede paralel olduğunu tahmin ettiğim tırt endişelerim olduğu için, onu 'kurtarayım' dedim. onu kurtarırsam, vicdanen daha rahat uyurum, daha önce, daha önceki acı çekenlere yaptığım tüm boktan işlerden arınırım dedim. egoizmimi konuşturdum yine. o benim vicdan azaplarımı temizleme süpürgem olacaktı. onun bundan haberi yoktu. onu çok mutlu edip gidecektim. "bak işte artık daha mutlusun hadi çüüz" diyecektim.
o da olmadı. vazgeçtim bu sabah tost yerken. (yağmur vardı gibi sabah. -yağmur yoktu vurgu olsun diye salladım aslında. çok az çiseledi mi sanki? neyse lan.)
labirent gibi birleştirmemizi buyurdu hanfendi acılarını. yazdıklarından. daha açık oldu. hemen anladım ruh halini. açılmak ertesi gün pişman eder. sanki ona karşı olumlu bir kaç söz söyleme baskısını oluşturur. aa aynı ben dedim. ben bunu yapamayacak kadar yorgunum da dedim. bu keşifler yerine meme ucu birleştirmeyi yeğlerim her zaman. dar bir zaman dilimi haricinde herhangi bir stabil konuya dahi 3 günden fazla dayanamıyorum. o kurtarıcı ben olamam dedim. 10 saniye sonra olurum dedim. kafada dönen fazlasıyla gereksiz yığın var. kimsenin kederinden van gogh resmi çıkaramam ben. renkli renkli ıyyy. defolsun bunlar. defol pis washall. gıcık. fizik daha iyi. gülücük fiziği ve kanunu.
defolmuyor hiç. öyle bir yerden karşısına çıkıyor ki insanın, "son noktada mı acaba" sorusu ve şüphesi ile başbaşa bırakıyor kişiyi.
son nokta genelde, -boşluk hissi- tanımına uydurduğum bir faz. mar adentro izlerken havada uçan piçin yaptığı gibi, her boka üstten bakılan ve "anlamsızmış lan karınca gibi görünen şu mavilik" denilen an boşluk hissidir. sıvı ve katı ve gaz ve kulak memesi kıvamı arası ütopik bir yer. solcu işi. entelce.
"yok canım, aslında canı sıkılıyor onun da, başka hiçbir amacı yok" diyorsunuz birden. buyur buradan yak. sadece stres atma doğrultularımız farklı ama onun da "bundan sonrası" için bazı kararları var ve bunlar sabit diyorsunuz. değişmez bu kesin. yapar bu yazar böyle şeyleri. aniden böyle hissettirir. çok seksidir, hiç acımaz. acıtmaz velhasıl,
meja şaşırtır.
meja'yı okumak için en uygun zaman dilimi sızmak üzere olup, "içimi döksem mi" dediğiniz gece 04.30 dilimdir. eskilere mesaj atmayı önleyerek, masal kıvamında uyutuyor hanfendi o ara.
meja belirsizdir. tam olarak tanımlanamayan uçan cisimdir.
meja'yla gün bitimi olur bazen. bazen huysuzlaşırım fazla ciddiye aldığı için. bazen eleştirip içimden paralelde gülümserim, bu kadar bunalttığı için. bazen takdir eder "bebeğim ısıt yatağı geliyorum sabaha" yazayım derim. hepsinden vazgeçer silerim. onu sabaha karşı rahat bırakırım. sessiz kalırım. kalmasam da sorun olmaz derim.
daha hakkında en ufak şey bilmememe rağmen, gece çirkefleşip sabah kusura bakma desem de anlar o beni derim. kaçış noktam oluverir bazen. "sus lan şeytan kafalı" yazıp kaçar, tamam bebeğim sustum der - derim. bu kadar telepati fazla derim.
"bu kadar telepati olunca bir kızla kesin ona açılmam lazım ince ince" derim.
"yok be bu çok hanfendi, uğraşılmaz" derim.
varlığı ile bana sağlayacağı en büyük fayda iyi hissettirmesi derim, aklımın almadığı bazı konularda akıl almak ve 458 dakika discordda konuşmak olur bunun derim. ne de olsa kafası çalışan bir karşı cins derim. canım derim. off derim. oyhş derim. derim de derim.
solcu olsam, sol yanım derdim. sol yanım falan değil. sabah kramp giren bacağım olabilir. çamaşır makinesinde unuttuğum mavi tişörtüm gibi. fazla tanıyorum ben bu yazarı gibi. -derim.
içmek lazım bununla. karşılıklı anlatmak lazım. süper ağlama terapisi olan hanım. ağlamam gerçi, hep yalan dolan bunlar. hadi eve gidelim derim. kızlar bazen sütyen takıyor çünkü nietzche diye konuyu dağıtan entellere dönerim. onu demek istemiyorum bu bağyana nedense. camideki ikizim falan olabilir, ondan. sısıısıs
bilmiyorum, şimdilik iyi böyle. hep iyi o. varlığı şans oldu, tesadüf oldu. rahatlatıyor. acaba şimdi ne hissetti diye düşündüğüm nadir dişilerden.
canımsın. canımsın.
tüm erkek klişelerine tepki olarak doğmuş. korkutuyor beni bazen yazdıklarıyla.
farklı hanımları keşfedip asılma ve yeşilay kolu olarak, sıkıcı olarak anılan kafa sözlükteki ilk günlerimde, uzun uzun yazdığı entryleriyle fiziğe düşkünlüğü sebebi ile "sevgilimden ayrıldım çok yalnızım blog kızı" sanmıştım onu. her 10 kızdan 4'ü gibi. itiraf edeyim bari.
sonradan "hımm bu bir şeyler diyor" deyip daha dikkatli okumaya başlıyorsunuz. az çok analiz yeteneği varsa, derin bir anlam görüyorsunuz bu hanımda. "merhaba hanım, sizde derin bir anlam var diyorsunuz", "hadi lennn oradan" diyor. o ara radyoda paralelde.
çünkü derin anlam falan yok. sabah rafadan yumruta yiyip diş fırçaladıktan sonra kahvaltıya devam eden gri çoraplı bir fırlama çünkü. belirsiz grili cisim. tüm renkleri toplamış ve kısa zaman dilimlerinde hepsine bürünebilecek kıvraklıktaki arsız bukalemun.
bir anlamıolduğu belliydi. dikkatli gözlerden kaçmadı. çektiği hikayede paralel olduğunu tahmin ettiğim tırt endişelerim olduğu için, onu 'kurtarayım' dedim. onu kurtarırsam, vicdanen daha rahat uyurum, daha önce, daha önceki acı çekenlere yaptığım tüm boktan işlerden arınırım dedim. egoizmimi konuşturdum yine. o benim vicdan azaplarımı temizleme süpürgem olacaktı. onun bundan haberi yoktu. onu çok mutlu edip gidecektim. "bak işte artık daha mutlusun hadi çüüz" diyecektim.
o da olmadı. vazgeçtim bu sabah tost yerken. (yağmur vardı gibi sabah. -yağmur yoktu vurgu olsun diye salladım aslında. çok az çiseledi mi sanki? neyse lan.)
labirent gibi birleştirmemizi buyurdu hanfendi acılarını. yazdıklarından. daha açık oldu. hemen anladım ruh halini. açılmak ertesi gün pişman eder. sanki ona karşı olumlu bir kaç söz söyleme baskısını oluşturur. aa aynı ben dedim. ben bunu yapamayacak kadar yorgunum da dedim. bu keşifler yerine meme ucu birleştirmeyi yeğlerim her zaman. dar bir zaman dilimi haricinde herhangi bir stabil konuya dahi 3 günden fazla dayanamıyorum. o kurtarıcı ben olamam dedim. 10 saniye sonra olurum dedim. kafada dönen fazlasıyla gereksiz yığın var. kimsenin kederinden van gogh resmi çıkaramam ben. renkli renkli ıyyy. defolsun bunlar. defol pis washall. gıcık. fizik daha iyi. gülücük fiziği ve kanunu.
defolmuyor hiç. öyle bir yerden karşısına çıkıyor ki insanın, "son noktada mı acaba" sorusu ve şüphesi ile başbaşa bırakıyor kişiyi.
son nokta genelde, -boşluk hissi- tanımına uydurduğum bir faz. mar adentro izlerken havada uçan piçin yaptığı gibi, her boka üstten bakılan ve "anlamsızmış lan karınca gibi görünen şu mavilik" denilen an boşluk hissidir. sıvı ve katı ve gaz ve kulak memesi kıvamı arası ütopik bir yer. solcu işi. entelce.
"yok canım, aslında canı sıkılıyor onun da, başka hiçbir amacı yok" diyorsunuz birden. buyur buradan yak. sadece stres atma doğrultularımız farklı ama onun da "bundan sonrası" için bazı kararları var ve bunlar sabit diyorsunuz. değişmez bu kesin. yapar bu yazar böyle şeyleri. aniden böyle hissettirir. çok seksidir, hiç acımaz. acıtmaz velhasıl,
meja şaşırtır.
meja'yı okumak için en uygun zaman dilimi sızmak üzere olup, "içimi döksem mi" dediğiniz gece 04.30 dilimdir. eskilere mesaj atmayı önleyerek, masal kıvamında uyutuyor hanfendi o ara.
meja belirsizdir. tam olarak tanımlanamayan uçan cisimdir.
meja'yla gün bitimi olur bazen. bazen huysuzlaşırım fazla ciddiye aldığı için. bazen eleştirip içimden paralelde gülümserim, bu kadar bunalttığı için. bazen takdir eder "bebeğim ısıt yatağı geliyorum sabaha" yazayım derim. hepsinden vazgeçer silerim. onu sabaha karşı rahat bırakırım. sessiz kalırım. kalmasam da sorun olmaz derim.
daha hakkında en ufak şey bilmememe rağmen, gece çirkefleşip sabah kusura bakma desem de anlar o beni derim. kaçış noktam oluverir bazen. "sus lan şeytan kafalı" yazıp kaçar, tamam bebeğim sustum der - derim. bu kadar telepati fazla derim.
"bu kadar telepati olunca bir kızla kesin ona açılmam lazım ince ince" derim.
"yok be bu çok hanfendi, uğraşılmaz" derim.
varlığı ile bana sağlayacağı en büyük fayda iyi hissettirmesi derim, aklımın almadığı bazı konularda akıl almak ve 458 dakika discordda konuşmak olur bunun derim. ne de olsa kafası çalışan bir karşı cins derim. canım derim. off derim. oyhş derim. derim de derim.
solcu olsam, sol yanım derdim. sol yanım falan değil. sabah kramp giren bacağım olabilir. çamaşır makinesinde unuttuğum mavi tişörtüm gibi. fazla tanıyorum ben bu yazarı gibi. -derim.
içmek lazım bununla. karşılıklı anlatmak lazım. süper ağlama terapisi olan hanım. ağlamam gerçi, hep yalan dolan bunlar. hadi eve gidelim derim. kızlar bazen sütyen takıyor çünkü nietzche diye konuyu dağıtan entellere dönerim. onu demek istemiyorum bu bağyana nedense. camideki ikizim falan olabilir, ondan. sısıısıs
bilmiyorum, şimdilik iyi böyle. hep iyi o. varlığı şans oldu, tesadüf oldu. rahatlatıyor. acaba şimdi ne hissetti diye düşündüğüm nadir dişilerden.
canımsın. canımsın.
devamını gör...
enerjinizi tüketen alışkanlıklar
sorumluluklar..
devamını gör...
makyaj
yapandan çok, göreni bağımlı yapan eylem.
öncelerden, kıpkırmızı ruj sürerdim.
yeni kan emmiş vampir gibi gezerdim.
tek ben değil tabi, o zaman moda idi herkes öyle gezerdi.
bir gün sürmesem, hemen herkes nen var, soluksun hasta mısın, derdi.
şimdi de bir kahverengi kalem çekiyorum gözüme, bir gün çekmesem, ne kadar soluksun deniyor.
dün sürmedim diye, kızımdan laf işittim.
alışmış, görmek istemiyor beni boyasız, soluk.
tam türküde dendiği gibiyim
sür gözüne sürmeyi hiç kimseden farkın yok
çektim kahverengi kalemimi gözüme
ne olacaksa olsun.
öncelerden, kıpkırmızı ruj sürerdim.
yeni kan emmiş vampir gibi gezerdim.
tek ben değil tabi, o zaman moda idi herkes öyle gezerdi.
bir gün sürmesem, hemen herkes nen var, soluksun hasta mısın, derdi.
şimdi de bir kahverengi kalem çekiyorum gözüme, bir gün çekmesem, ne kadar soluksun deniyor.
dün sürmedim diye, kızımdan laf işittim.
alışmış, görmek istemiyor beni boyasız, soluk.
tam türküde dendiği gibiyim
sür gözüne sürmeyi hiç kimseden farkın yok
çektim kahverengi kalemimi gözüme
ne olacaksa olsun.
devamını gör...
you saw nothing in hiroshima
hiroshima mon amourfilminde geçen ve bence her şeyi özetleyen cümledir.
alain resnais’in 1959 yapımı filmi marguerite duras’nın muhteşem kitabından uyarlanmış muhteşem bir filmdir. hiroşimada geçmiş bir aşkın izlerini taşıyan bir aktrisle içinde hala hiroşima yangını taşıyan ve ailesini düşünen bir mimarın yatakta başlayan konuşmasının bize harika bir kurgu ile aktarılmasıdır.
bu cümle ise o kadar önemlidir ki anlatamam. ama anlatacağım. sen hiroşimada hiçbir şey görmedin. hiroşimada olan biteni izlediğini, okuduğunu, oralarda gezdiğini söyleyen fransız oyuncuya söyler bu sözü japon mimar. harika bir leitmotiftir bu söz.
biz dünyada hiçbir şey görmedik. ne dünya savaşları, ne atom bombaları, ne napalm yanıkları, ne yatılı okul önlerindeki toplu çocuk mezarları, ne de yerle yeksan edilen ortadoğu toprakları.
kadın aşağıya doğru akan bir su gibi kıvrılan dudakları ile konuşur. her şeyi gördüğünü söyler. adam içindeki mantar bulutu ile cevap verir. you saw nothing in hiroshima.
demem o ki we saw nothing on this cruel planet, either.
alain resnais’in 1959 yapımı filmi marguerite duras’nın muhteşem kitabından uyarlanmış muhteşem bir filmdir. hiroşimada geçmiş bir aşkın izlerini taşıyan bir aktrisle içinde hala hiroşima yangını taşıyan ve ailesini düşünen bir mimarın yatakta başlayan konuşmasının bize harika bir kurgu ile aktarılmasıdır.
bu cümle ise o kadar önemlidir ki anlatamam. ama anlatacağım. sen hiroşimada hiçbir şey görmedin. hiroşimada olan biteni izlediğini, okuduğunu, oralarda gezdiğini söyleyen fransız oyuncuya söyler bu sözü japon mimar. harika bir leitmotiftir bu söz.
biz dünyada hiçbir şey görmedik. ne dünya savaşları, ne atom bombaları, ne napalm yanıkları, ne yatılı okul önlerindeki toplu çocuk mezarları, ne de yerle yeksan edilen ortadoğu toprakları.
kadın aşağıya doğru akan bir su gibi kıvrılan dudakları ile konuşur. her şeyi gördüğünü söyler. adam içindeki mantar bulutu ile cevap verir. you saw nothing in hiroshima.
demem o ki we saw nothing on this cruel planet, either.
devamını gör...
askere giden sevgiliden ayrılmak
askerlik işin bahanesidir. aradaki aşk güçlüyse değil bir iki sene gerekirse bir ömür beklenir sevilen kişi.
devamını gör...
aziz nesin
kendisi hakkında, yakın arkadaşı demirtaş ceyhun'un yazdığı, güzel anekdotlar ve hikayelerle dolu "asılacak adam aziz nesin" adlı bir de kitap vardır. aziz nesin'in nasıl biri olduğunu anlamak istiyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.
devamını gör...


