güne bir söz bırak
"ben attila ilhan değilim. belki de sen bana mecbursundur, bilemeyiz."*
devamını gör...
ruh haline uygun müzik bulamamak
devamını gör...
yazarların koleksiyonunu yaptığı şeyler
plak.
devamını gör...
alemdağ'da var bir yılan
sait faik abasıyanık'ın siroz hastalığı ile uğraşırken, içinde ölüm korkusu olduğu için karamsar bir bakış açısı ve dille yazdığı, ölümünden önce yayınlanan son öykü kitabıdır. yani yazdığı son eserdir.
sait faik'in doğa, hayvan ve insan sevgisini ve bunlara olan kendine has bakış açısını bilmeyen yoktur. içinde sonsuz bir sevgi besler o. fakat içinde bu tatlı duyguları barındıran kişi ölümle burun buruna gelince duygularına engel olamasa gerek, birden karamsarlaşmış ve bunu eserinde de göstermiştir. o çok sevdiği şeyleri bir daha göremeyeceği düşüncesi küstürmüştür belki onu. hatta istanbul'a bile küsmüştür yazar. nitekim şu sözünde içindeki kırgınlığı ve umutsuzluğu görebiliriz. evet, her şey sevgiyle başlamıştır fakat burada (istanbul'da) bir insanı sevmekle bitmiştir:
''yalnızlık dünyayı doldurmuş. sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.''
karamsar bir bakış açısı ile yazmış diye kitabın ve içerisindeki öykülerin sakın can sıktığını sanmayın. tam tersi, o kadar kendimizden birer parça gördüğümüz, bize bir şeyler katan öykülerle dolu ki... özellikle benim kitaptaki favori öyküm dülger balığının ölümü'nden bir alıntı paylaşarak tanımımı sonlandırmak istiyorum şimdi.
elimize görünüşü dehşetli, korkunç, çirkin ama aslında küser huylu, pek sakin, pek korkak, pek hassas, iyi yürekli, tatlı ve korkak bakışlı bir yaratık geçirdiğimizden böbürlenerek onu üzmek için elimizden geleni yapacağız... bir kere suyumuza alışmayagörsün. onu canavar haline getirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayacağız.
sait faik'in doğa, hayvan ve insan sevgisini ve bunlara olan kendine has bakış açısını bilmeyen yoktur. içinde sonsuz bir sevgi besler o. fakat içinde bu tatlı duyguları barındıran kişi ölümle burun buruna gelince duygularına engel olamasa gerek, birden karamsarlaşmış ve bunu eserinde de göstermiştir. o çok sevdiği şeyleri bir daha göremeyeceği düşüncesi küstürmüştür belki onu. hatta istanbul'a bile küsmüştür yazar. nitekim şu sözünde içindeki kırgınlığı ve umutsuzluğu görebiliriz. evet, her şey sevgiyle başlamıştır fakat burada (istanbul'da) bir insanı sevmekle bitmiştir:
''yalnızlık dünyayı doldurmuş. sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.''
karamsar bir bakış açısı ile yazmış diye kitabın ve içerisindeki öykülerin sakın can sıktığını sanmayın. tam tersi, o kadar kendimizden birer parça gördüğümüz, bize bir şeyler katan öykülerle dolu ki... özellikle benim kitaptaki favori öyküm dülger balığının ölümü'nden bir alıntı paylaşarak tanımımı sonlandırmak istiyorum şimdi.
elimize görünüşü dehşetli, korkunç, çirkin ama aslında küser huylu, pek sakin, pek korkak, pek hassas, iyi yürekli, tatlı ve korkak bakışlı bir yaratık geçirdiğimizden böbürlenerek onu üzmek için elimizden geleni yapacağız... bir kere suyumuza alışmayagörsün. onu canavar haline getirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayacağız.
devamını gör...
yazarların yaşadığı en utanç verici anı
sanırım üniversiteyi kazandığım senenin yaz tatiliydi, 17-18 yaş civarı.
yazlık sitede sokağın üst tarafında oturuyorduk, sokak da hafif yokuş aşağı. en alt evde bir abla kardeş ama ikisi de ay parçası. hangisine aşık olacağımı şaşırıyorum her gördüğümde. baktım bahçede oturmuş çay içiyorlar, ben de basketbol oynamaya gideceğim evlerinin önünden geçerek. yeni spor ayakkabıları çektim, tertemiz giyindim, atladım bisikletime, topu da kolumun altına aldım, bastım pedala.
fakat hangi akla hikmetse hem bisiklet süreyim hem de topu sektireyim de şov katsayım ikiye katlansın, kızların aklını alayım diye düşündüm. lan böyle bir şeyden hangi kız, daha doğrusu hangi insan evladı niye etkilensin? o yaşta ben bunun muhakemesini yapabilecek durumda değilmişim demek ki.
neyse, yokuş aşağı indiğim için bisiklet de hızlanıyor, bir yandan topu sektiriyorum ama hem topun hem bisikletin kontrolünü hafif hafif kaybediyorum. tam kızların hizaya geldim, top bir taştan sekip biraz sağa doğru açılınca gidonu tuttuğumu unutup, topa doğru uzanmam ile yüz üstü yere yapışmam bir oldu. kaldırıma da fazla yaklaşmışım, o hızla kafamı bir de kaldırıma vurdum, yemin ediyorum görüntü gitti. sadece bir takım kahkahalar duyuyorum, birileri yanıma geliyor falan.
kızlar beni yerden kaldırdı, iyi misin falan derken biri dedi ki "yüzün çok kötü soyulmuş, eve git istersen". elimi götüremiyorum zira hem elim ayağım titriyor hem de yüzüm kezzap atılmış gibi yanıyor. yok, yok iyiyim ben dedim, köşede duran topa uzandım, silkindim falan. aldım topu, sahaya doğru seyirttim. bir kaç adım gittim gitmedim, arkamdan tekrar gülüşmeler. büyük olandı sanırım, "bisikletini unuttun" dedi.
o an ölümü düşledim anne.
yazlık sitede sokağın üst tarafında oturuyorduk, sokak da hafif yokuş aşağı. en alt evde bir abla kardeş ama ikisi de ay parçası. hangisine aşık olacağımı şaşırıyorum her gördüğümde. baktım bahçede oturmuş çay içiyorlar, ben de basketbol oynamaya gideceğim evlerinin önünden geçerek. yeni spor ayakkabıları çektim, tertemiz giyindim, atladım bisikletime, topu da kolumun altına aldım, bastım pedala.
fakat hangi akla hikmetse hem bisiklet süreyim hem de topu sektireyim de şov katsayım ikiye katlansın, kızların aklını alayım diye düşündüm. lan böyle bir şeyden hangi kız, daha doğrusu hangi insan evladı niye etkilensin? o yaşta ben bunun muhakemesini yapabilecek durumda değilmişim demek ki.
neyse, yokuş aşağı indiğim için bisiklet de hızlanıyor, bir yandan topu sektiriyorum ama hem topun hem bisikletin kontrolünü hafif hafif kaybediyorum. tam kızların hizaya geldim, top bir taştan sekip biraz sağa doğru açılınca gidonu tuttuğumu unutup, topa doğru uzanmam ile yüz üstü yere yapışmam bir oldu. kaldırıma da fazla yaklaşmışım, o hızla kafamı bir de kaldırıma vurdum, yemin ediyorum görüntü gitti. sadece bir takım kahkahalar duyuyorum, birileri yanıma geliyor falan.
kızlar beni yerden kaldırdı, iyi misin falan derken biri dedi ki "yüzün çok kötü soyulmuş, eve git istersen". elimi götüremiyorum zira hem elim ayağım titriyor hem de yüzüm kezzap atılmış gibi yanıyor. yok, yok iyiyim ben dedim, köşede duran topa uzandım, silkindim falan. aldım topu, sahaya doğru seyirttim. bir kaç adım gittim gitmedim, arkamdan tekrar gülüşmeler. büyük olandı sanırım, "bisikletini unuttun" dedi.
o an ölümü düşledim anne.
devamını gör...
zamanın en yavaş işlediği anlar
hiç iyi olmadığın bir dersten, okul numara sırasına göre sözlü olmayı beklemek.
devamını gör...
kaybolan çorap tekinin nereye gittiği sorunsalı
tam olarak bilinemeyen sorunsaldır. tek çorap çetesi tarafından başka bir evrende dilencilik yaptırıldıklarını düşünüyorum.
devamını gör...
acımasız bir insan olmak
zor iş, ama hayat onlara güzel.
dünya vicdanlı yürekler için cehennemdir.
dünya vicdanlı yürekler için cehennemdir.
devamını gör...
siyah bez örtülü küp şeklinde binaya tapmak
inanmıyor olabilirsin, farklı bir dine de inanıyor olabilirsin fakat, büyük bir kitlenin inancını bu şekilde aşağılama hakkını kendinde nasıl görebiliyorsun?hadsizlikten başka bir şey değil
devamını gör...
meme
internet ortamındaki komikli resimler. ismin yaratıcısı bildiğim kadarıyla richard dawkins.
bir de insan organı. iki cinste de bunun ucu vardır. şimdi akıllara gelen soru şu? madem erkekler süt veremiyor, neden meme ucu var?
cevap da çok basit. y kromozomu çok geç etki etmeye başlıyor. bu sırada memeniz falan bayağı çıkmış oluyor. evrim işte, hiçbir şey mükemmel değil.
not: ukteydim doldum. sanagulbahcesivadetmedim meme başlığı açmış dedirtmem.
bir de insan organı. iki cinste de bunun ucu vardır. şimdi akıllara gelen soru şu? madem erkekler süt veremiyor, neden meme ucu var?
cevap da çok basit. y kromozomu çok geç etki etmeye başlıyor. bu sırada memeniz falan bayağı çıkmış oluyor. evrim işte, hiçbir şey mükemmel değil.
not: ukteydim doldum. sanagulbahcesivadetmedim meme başlığı açmış dedirtmem.
devamını gör...
ayın en çalışkan 10 yazarı hakkında ne dediler
haziran ayında 30 günde 8000 puan toplayan insanın 2 günde nasıl olup da 5000 küsur puan topladığını merak ettiğim mekan.
devamını gör...
doğum günü kutlama kulübü
ermolettin'inede doğum günümü kutlatacağım. bunu buraya yazıyorum sözlük..* silah zoruyla tanım girdittiriyoruz öyle bir örgüt var, haberiniz yok. millet gizliden hep birbirini tehdit ediyor. söylesenize ne kadarını biliyorsunuz? daha bugün hesabıma para yattı diye nickaltı girdim. paramızı böyle kazanıyoruz böyle bir sektör yarattık. hep mi işsiz kalacağız biz, bizim de karnımız doymasın mı? yaz abi yaz sözlügün 1. yıl dönümünde araya kaynamayalım. *
devamını gör...
hızlı konuşmak
bazen söylediklerimin yarısını yutmama sebep olan, çok da memnun olmadığım özelliğim. isteyince yavaş da konuşabiliyorum. mesela yeni tanıştığım insanlarla sakin tane tane konuşuyorum, samimi olunca, uçarcasına konuşuyorum.
hele başıma gelen bir olayı anlatıyorsam..
o yüzden yavaş konuşan insanları dinlemek ömrümden ömür alıyor.
hele başıma gelen bir olayı anlatıyorsam..
o yüzden yavaş konuşan insanları dinlemek ömrümden ömür alıyor.
devamını gör...
türk mitolojisi
temel olarak tengricilik kökeninden izler taşır, sonradan islamiyetin kitleler halinde kabulü ile islami ögelerle birleşmiştir. bunun yanında mitolojinin taşıdığı mistisizm vardır bu da şamanizm kültüründen kaynaklanmaktadır. şamanizm için konuşacak olursak ise, türk'ün pagan sistemi demek tabir-i caiz ise yanlış olmaz. bozkurt destanı türk mitolojisinin en eski efsanelerinden birisidir. bunların yanı sıra, ergenekon, oğuz, manas, alp er tunga destanları örnek olarak sayılabilir. islami ögelerle bütün olan efsanelere örnek verecek olursak anadolu kültürüyle iç içe olan dede korkut hikayelerini örnek olarak gösterebiliriz. saygılar.
devamını gör...
yaran başlıklar
iki gün önce hic gülmediysem bir saatten fazla gulmeme neden olan basliktir.*
(bkz: kafa sözlük yönetiminin beni cehenneme yollaması)
(bkz: kafa sözlük yönetiminin beni cehenneme yollaması)
devamını gör...
dardanel'in instagram paylaşımı
futbolda seviyesizlik her yerde. konserve balık satıyorsun sen, kendine gel.
devamını gör...
henry onyekuru
uzun süre galatasaray'da oynuyormuşcasına gidiyor, geliyor ve gollerine kaldığı yerden devam ediyor.
devamını gör...
ülkenin geri kalmışlık belirtileri
taciz-tecavüz.
kadın cinayetleri.
çocuk istismarı.
aile içi şiddet.
çocuk evlilikleri.
eğitimsizlik.
adaletin sosyal medya aracılığıyla sağlanması.
kalıplaşmış düşünceler.
yenilenmeme.
kadın cinayetleri.
çocuk istismarı.
aile içi şiddet.
çocuk evlilikleri.
eğitimsizlik.
adaletin sosyal medya aracılığıyla sağlanması.
kalıplaşmış düşünceler.
yenilenmeme.
devamını gör...
the dig
"hepimiz hergun bir seylerde cuvallarız" ve ""bir mağara duvarındaki ilk insan eli izinden bu yana sürekliliği olan bir şeyin parçasıyız. yani aslında ölmüyoruz." sözleri ile bir sureeir içimi kemiren sorulara bir nebze olsun cevap verebilmiş olmasına rağmen eşcinsellik ve aldatma temalarını serpistirmeyi ihmal etmemiş netflix filmidir. hem arkeoloji hem ingiltere hem ikinci dünya savaşı konularını sakin ve hüzünlü bir havada vermesi ve iyi oyunculukları ile yatırım tavsiyesidir.
devamını gör...
