şeker gibi bir bayram geçirmeniz dileğiyle. herkese iyi bayramlar..
devamını gör...

ne olursa olsun evi büyütmek adına yapılmaması gereken eylemdir.
balkon terapi merkezi gibi benim evimde. arkadaşlarımla sohbet ettiğim, sabah kahvemi içtiğim, kendimce çiçek bakmaya çalıştığım, kızımla anne kız saati yaptığım, akşamları kendimle kaldığım alanım.
balkon kırmızı çizgimdir.
devamını gör...

biraz da mevsimseldir. sözlüklerde yazma oranı yazın düşer. sonbahar - kış ile artar.
devamını gör...

kilo verip vücut yapıcam diye spora başlayıp sonra yarıda kalmasıdır.
devamını gör...

fizikten kaldığımı düşünüyor iken 86 puan ile ba alarak geçmem.*
devamını gör...

iki köpeğin dostluğu, aralarına bir kemik düşene kadardır.
" halk deyişi"
devamını gör...

incesaz 1997 yılında murat aydemir (tanbur), derya türkan (kemençe) ve cengiz onural (gitar) tarafından kurulan, şarkıları ile ruhumuzu doyuran, dizi müzikleri ile hafızamıza kazınan adı kadar naif müzikler yapan güzide grubumuz.
"çok aşığın var diyorlar" şarkısı ile tanınırlar daha çok.
benimse bu aralar dinlemekten bıkmadığım:

amme hizmeti olarak sözleri de yazalım.

tıkırdar eski saat, duvarda yankılar
bir nefes, bir ses, tükendi heves
tahta bavulda kalan
ne tuhaf uzaktan seyre dalıp maziye son kez el sallamak
hayat kimi zaman bir sigara yakıp sonra yarım bırakmak
yolların günahı mı var
suçlu boş kalan o koltuklar
ellerin yalnızken titrerse
tutacak elbet biri çıkar
kızamam ki deli rüzgara
şimdi sen kokar dışarısı
ne kadar unuturum desemde
geçmiyor ilk göz ağrısı
doldu yüreğime gam
nasıl istiyorsan öyle yap
bir yan eflatun, öbür yanım kara bir imtihan
bir bir boşaldı garlar
ıssız, sessiz sokaklar
şimdi yalnız o adam
bir nefes, bir ses, tükendi heves
tahta bavulda kalan
yolların günahı mı var
suçlu boş kalan o koltuklar
ellerin yalnızken titrerse
tutacak elbet biri çıkar
kızamam ki deli rüzgara
şimdi sen kokar dışarısı
ne kadar unuturum desemde
geçmiyor ilk göz ağrısı.
devamını gör...

sevgiliye beni hiç unutmayacaksın demektir. beni hiç bir zaman unutma demektir.
bu kitabı okudukça gözlerimizin aynı satırlar üstünde dolaştığını hisset demektir.
tehlikeli bir harekettir. ona hediye ettiğiniz kitap bir gün sizin için ölebilir yok olabilir. her gördüğünüzde canınızı acıtabilir.
o kitaplığında toz yutan bir yere koyar kitabı. ama siz kitaplığınızın en arkasına saklarsınız okşayarak ilgi göstererek ve kaçarak.
o yüzden bence kitap hediye edilmemelidir.
devamını gör...

lanet.
siz hiç uyandığınızda burunda oluşan bir yumruk yemiş hissi ile güne başladınız mı? *
devamını gör...

rahatsız ukdesi

zorluk çıtasının sürekli yükselerek zirveyi görmesi durumunda gerçekleştirilen eylem.

-enn fazla ne olabilir ki?
+mahvolurum.
-sonra?
+çay demleriz yapacak bir şey yok.
devamını gör...

çökmekte olan bir moleküler buluttan oluşacak yıldızların kütle dağılımını veren fonksiyon. bir moleküler bulutta oluşan tüm yıldızların kütlesi aynı değildir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

tam olarak yaşamayı istediğim köy.
devamını gör...

geçen salı akşamı yaşanan elim hadise ve ardından sabah akşam bana yapılan psikolojik baskılar sebebiyle itiraf etmem gereken bir şey var.
hugo’ya ben küfür ettim. evet arkadaşlar o, bendim.
çoğunuz bebeydiniz, ahmet özal ile tolga abi bir iş birliğine soyundu, özel kanalda yayınlanan bu çocuk programına ben ve akranlarım hastaydık. aramızda müthiş bir yarış vardı, kim bağlanacak, kim yarışacak çekişmeleri sürüp giderken ben yani şahsım yayına katıldım.
o zamanlar fakirlik ve yokluk, evimizde telefon yok, komşunun çevirmeli telefonu ile oyun oynayacaktım. 2’e basıyorum, ahize hızlı dönüyor fakat 8’e basınca* geri dönüşü tam 11 saniye sürüyordu. bütün canlarım bitti, ertesi gün okulda herkesin benimle dalga geçeceğini bileğim için ve aslında fakirlik yüzünden kaybettiğim kaderime isyan olarak küfür etmiştim.
tolga abi yayının ardından komşuyu aramış, bize bir adet telefon, bir adet ev ve araba yollayacağını fakat yaşanan bu olayı gizli tutmamız gerektiğini söyledi. işte türk televizyonlarında gerçekliğin inkarı denemesi ilk benim üzerimden yapıldı. tabi bugün bu inkar meselesi gazetelerde, ders kitaplarında ve tarihi olaylarda da devam etmektedir. mesela kızılçamlar’ın marshall projesi olması meselesi, tamamen yalan ve gerçeğin inkarıdır. imar barışlarında ve son 20 yılda hükümetin yok ettiği zeytinlikleri görmeden, 1945’e kadar giden bu zihniyetlerin yalanlarının ilk denemesi ben idim.
yıllarca sustum, inkar ettim hatta cinsiyetimi değiştirdim. ses tellerim için ameliyat oldum. fakat geçen salı akşamı o karanlık akşam, discord’un azizliğine uğradım. aslında çocukluğumdan beri telefonlarla ve teknoloji ile aram bozuk ve her talihsizlikte küfür etmek gibi bir huyum var.
neyse radyo kurucusu gomercan’dan, kırkyama’dan ve bütün dinleyenlerden özür diliyorum. aykut senden özür dilemiyorum*.
umarım beni mazur görürsünüz, çocukluk travması….
salı akşamı girift akşamı, yayın akışı yine yokmuş. aykut yine ısrarla davet etti de oradan biliyorım.*
geçen hafta, yılanların bölünerek çoğalmadığını öğrendiğimiz ilim irfan dolu bu programa, skandal bir bilimse bilgi eklemek istiyorum. ben ve kısır olan kedimiz kaplumbağaların cima edişine şaşkınlıkla şahitlik ettik.


planet earth ‘e rakip olacağınız efsane bilgi birikimimi paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.
devamını gör...

uzun vadede en çok yapmak istediğim zor bir iştir. kendimce bir yol haritası çizdim, belki bunu isteyenlere bakış açısı olur diye paylaşmak istiyorum.

bunu yapmak için öncelikle bol bol okumak gerekiyor. ancak okumaktan kastım, şu kadar kitap okumak değil. bunu yaparak hiçbir yere varamayız. "bir ayda dört kitap bitirdim" diyen bir insanın yaklaşımı bana hiçbir zaman anlamlı gelmedi. bir insanın okuduğu şeyler, ilgi alanından, merakından bağımsız olursa orada çıkacak tek sonuç verimsizlik olur. içselleştirerek, anlam vererek okunan bir kitap size dört kitaptan fazlasını kazandırır. bu benim cılız bir analizim olabilir ancak bakış açımı şöyle somutlaştırmak istiyorum, karar size kalmış:

sözgelimi ayda dört kitap okumuş bir adamın, eğer ki rastgele seçilmiş dört kitapsa veya bu işi nitelikten ziyade nicelik açısından değerlendiriyorsa ulaşacağı sonuç şu olur: bindokuzyüzseksendört harika bir distopya doğrusu! evet, tam olarak böyle olur. yüzeysel kalır, kurgu çok kısa zamanda kaybolur, size kalan üç beş etkileyici sahne, hayal dünyasındaki bir miktar gelişim ve size verdiği haz. işte bu kadar. ancak, yine sözgelimi aşkı anlamlandırmak isteyen bir adamın vadideki zambak okuması ile alacağı sonuç şu olur: okuduktan sonra geçen on yıldan sonra bile "aşk, bir tutkudur; tahayyül ötesi bir şeydir, insanın diğer tüm düşüncelerini, hayallerini, tutkularını, maddi manevi tüm tasarrufunu bir paçavra gibi fırlatıp atabileceği bir güçtür; ah, benim minik henriette'im. bu yüzden içselleştirilerek okunan, merak duygusuyla yola çıkılan okumaların verimi yüksektir. ben buna, biraz da mühendislik yaklaşımıyla şöyle bir yöntem geliştirdim:

öncelikle yazacağımız romanın kurgu temelli mi olacağı yoksa gündelik yaşama bol atıfta bulunulan, duyguları, insan olmayı, yaşamı anlatan, kurgu yönü ağır basmayan bir roman mı olacağını seçeceğiz. ben bu konuda daha çok ikinci seçeneği değerli buldum. okuma yaparken de bu yönde kendimi geliştirmeye karar verdim. bu yüzden de kurgu temelli, örneğin seferad gibi romanlar bana film izlemiş hissi verirler. eğer bir celine paragrafına benzer bir çözümleme bulamazsam, romandan uzaklaşırım. gözlerim sürekli "hadi abi, başla artık şov yapmaya" diyerek o girizgahı arar.

bu konuda da fante, celine, proust gibi üstadları örnek alıyorum. yukarıda söylediğim gibi "işte bu, baba sen busun ya" derim. daha önce de söylemiştim, genellikle fenerbahçenin 90. dakikada gol atıp kazanmasına sevindiğim gibi, çocukça bir sevgi kaplar içimi; baş parmağımı öpüp havaya kaldırarak "sen bu hayata rastgele gelmiş olamazsın, sen bu dünyaya ait olamazsın" gibi şeyler söylerim. bu adamlar benim dostum abi, bu adamlar benim ulu önderlerim. bol bol dostoyevski, turgenyev, tolstoy, gorki, goethe, balzac, zola, canetti, camus vs. vs. okudum. oralardan da çok farklı bakış açıları ve yaklaşımlar öğrendim. ancak ulu önder celine, fante ve proust temelli bir görüşü tercih ettim. felsefi bir temel de bence olmazsa olmaz. bu yüzden schopenhauer okudum bol bol. 2. dünya savaşı, insanlarda birçok insanı duyguyu tanımlama, hatırlama ya da yok etme fırsatı verdiği için hitler almanyasını, mao çin'ini, stalin rusyasını okudum ansiklopedilerden, belgesellerden o savaşı, sefaleti hissetmeye çalıştım ve sonuçta bir savaş karşıtı olmayı, savaşın bizden çaldıklarını anlamaya birazck yaklaştım. ilerleyen zamanlarda, ekonomik özgürlüğümle beraber felsefeye daha da eğilmeyi düşünüyorum. özellikle freud ve jung gibi psikoloji alanında çalışmalar yapan üstadlara da başvurmak elzem. başkaları da ona göre tercihini yapacaktır.

şimdi bunun diğer aşaması yazmak. yazmak için de öncelikle denemeler, kendi bakış açınızla yorumlamalar yapmamız gerekiyor. benim entrylerimi okuyanlar varsa, mutlaka bir duyguyu, bir olayı, kişiyi kapsamlı bir şekilde ele almaya çalıştığımı görürler. genellikle entrylerim de küçük pasajlar şeklinde oluyor.

yine son olarak çok önemli olduğunu düşündüğüm, bir konuya dikkat çekeceğim. bana göre, kendi yaşamına, çevresine, çevresinde dönen dramlara, hayal kırıklıklarına, hüzünlere, ızdıraplara kayıtsız kalmış bir insan kitap falan yazamaz. o yüzden yaşanılan olayları "bunu yapan maldır, net" ya da "seven insan bunu yapar, gerisi boştur" "aldatan namussuzdur, bu kadar" gibi sığ, iğrenç bir şekilde değerlendirmemeye dikkat ettim. ortada bir şerefsizlik varsa da bu şerefsizliğin sebeplerini, sonuçlarını düşünmeye özen gösteririm. bir de bu konularda sevgili dostlarıma vereceğim en önemli tavsiye, insanları dinlemek olur. bol bol yaşlıları dinlerim. kendi dedemi ananemi, arkadaşlarımın büyüklerini denk geldiğim anda çay demleyip saatlerce dinlerim. hiçbir zaman yaşayamayacağınız tecrübeleri de bu şekilde empati gücünüz oranında deneyimleyebiliyorsunuz. örneğin; benim dedem 1970 yılında ırak felluce'ye çalışmaya gitmiş. 6 aylık sürecin her detayını defalarca dinledim. bir yol hikayesini, yola çıktıkları saatten mercedes otobüsün modeline kadar, bu yolculukta hissettiği duyguları, sınırı geçerken hissettiklerini, orada çalışan işçi sınıfının davranışlarını, hikayelerini hepsini dinledim.

bunlar size müthiş tecrübeler katıyor inanın, mutlaka yaşlıları, deneyimi nispetinde başından bir iş geçmiş insanları dinleyin. tüm bunları sentezleyecek beyniniz. sonuçlar çok güzel oluyor, inanın farkı hissediyorsunuz. bir konuda gayet normal bir konuşma yapıyorsunuz ve karşılığında "ya sen nasıl böyle konuşabiliyorsun" diyor insanlar. o sentezi beyninize bırakın, şovunu yapacaktır. hepimize iyi okumalar dilerim, inşallah bir gün istediğimiz şeyleri yapabiliriz.
devamını gör...

sorunsal olmayan sorunsalımsı.
bir kadın olarak cevaplıyorum, karizma tabii ki yau.

yakışıklılık dışarıdan insanları etkiler ama 3 saniye kadar, karizma da dışarıdan insanları etkiler ama bir ömür kadar.*
devamını gör...

fantastik ve polisiye türünün bir arada olduğu, konu itibari ile insan, peri
ve diğer bazı canlı türleri arasında olan savaş ve yaşam zorluklarını anlatan bir dizi. 8 bölümden oluşuyor birinci sezon. ikinci sezonun çekileceği söyleniyor. dizide orlando bloom ve cara delevingne gibi ünlü isimler yer alıyor.
devamını gör...

eminim hakkında güzel şeyler yazılsa söylediği her şeyi unutacaktır. aslında biraz da baskın basanındır demek oluyor bu.

böyle hurra saldırıcan, gözüne far tutulmuş tavşan gibi kalakalacak.

bariz hasetinizden çatlıyorsunuz lan işte, farkedilmiyor mu zannediyorsunuz.

ne yapsın insanlar küfür mü etsinler birbirlerine ne istiyorsunuz açık konuşun kıvırmaya gerek yok.
devamını gör...

o kısa hayatta koronaya denk geldi. bu bahtsızlığımız üzüyor beni.
devamını gör...

birçok bilim adamı tarafından, mısır'daki ilk hanedanlığı kurmuş firavun olarak bilinen firavun. "ilk firavun" da denir. yaklaşık m.ö. 3100'lü yıllarda hüküm sürmüş, yani 5100 yıl önce.. narmer, "akrep kral"ın veliahtıdır. bu arada "akrep kral ka"yı, muhtemelen daha önce hiç duymadınız. çünkü nerdeyse hiçbir yerde adından bahsedilmez. tarihsel kaynaklarda da çok çok az bahsedilir kendisinden ama antik mısır hanedanlığı öncesi dönemde hüküm sürmüş bir kralmış.

daha sonra narmer tahta çıkmış ve sanırım mısır'ı tamamen birleştirmiş tek yönetim altında. narmer'in "ilk firavun" olarak bilinmesinin sebebi narmer paletleridir. bu paletlerde, narmer'in, aşağı ve yukarı mısır'ı birleştirmesinin resmedildiği düşünülür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

işte bu yüzden "ilk firavun" olduğu düşünülür. bu arada, narmer'in akrep kralın ta kendisi olabileceğini de günümüz bulguları ortaya koyuyor. fakat "ilk firavun" meselesi hakkında, narmer'in menes diye bir oğlu daha var o da firavun. ve, m.ö. 3 yüzyılda yaşamış tarihçi manetho firavun listesinde birleştirici firavundan menes olarak bahseder. belki bu yüzdendir, bazı tarihçiler, erken hanedan döneminin ilk hükümdarının firavun menes olduğunu ileri sürüyor. ama henüz "ilk firavun" kimdir hâlâ tartışma konusu.

bazılarına göre, narmer ile menes aynı kişi ve başka-başka iddialar var. bir de, narmer'in hor-aha diye bir oğlu daha var, daha doğrusu ilk oğlu. hor-aha da erken hanedanlık döneminin ikinci firavunu, kaynaklar hor-aha'dan bahsediyor, fakart menes hakkında bir kayda pek rastlanmıyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim