cenaze sahiplerinin merasime katılanlara ikramda bulunması
"bir yakınını kaybetmenin üzüntü ve sıkıntısı içinde olan cenaze sahiplerinin, taziye için gelen misafirlere yemek hazırlayıp sunması ilave bir telaş ve sıkıntıya sebep olacağından mekruh görülmüştür (ibn âbidîn, reddü’l-muhtâr, ııı, 148). bunun yerine komşular veya yakınlarının, cenaze sahiplerine ve gelen misafirlere ikramda bulunmaları sünnettir (tirmizî, cenâiz, 21).
bunun yanında cenaze sahiplerinin mezarlıkta veya evde helva, ekmek gibi şeyler dağıtmalarının dinî bir dayanağı yoktur. dinî bir gereklilik olarak görmeden yapılmasında bir sakınca olmayacağı söylenebilirse de bu tür uygulamaların kısa süre sonra cenazeyle ilgili bir dinî hüküm olarak algılanması tehlikesi bulunmaktadır. dolayısıyla bu ikramlar dinî bir zorunluluk olarak yapılırsa, bid’at ve hurafe sayılır." link
cenazede dağıtılan pilav üstü tavuk ikramı için ev sahibinden karabiber isteyen bir yüzsüzü görmüşlüğüm vardır. kepazelikti! "burası cenaze evi" diye uyarmamıza rağmen gocunmadan "ben karabibersiz yiyemiyorum" deyişi içinde bulunduğu hâli şeddelemişti.
bunun yanında cenaze sahiplerinin mezarlıkta veya evde helva, ekmek gibi şeyler dağıtmalarının dinî bir dayanağı yoktur. dinî bir gereklilik olarak görmeden yapılmasında bir sakınca olmayacağı söylenebilirse de bu tür uygulamaların kısa süre sonra cenazeyle ilgili bir dinî hüküm olarak algılanması tehlikesi bulunmaktadır. dolayısıyla bu ikramlar dinî bir zorunluluk olarak yapılırsa, bid’at ve hurafe sayılır." link
cenazede dağıtılan pilav üstü tavuk ikramı için ev sahibinden karabiber isteyen bir yüzsüzü görmüşlüğüm vardır. kepazelikti! "burası cenaze evi" diye uyarmamıza rağmen gocunmadan "ben karabibersiz yiyemiyorum" deyişi içinde bulunduğu hâli şeddelemişti.
devamını gör...
mezuniyetine katılmayan kişi
katılmadım,zamanı geri alsam yine aynı şeyi yapardım.
devamını gör...
başlıklardan yazar karakteri çözmeye çalışmak
bazen yazdıklarımı ben bile anlamıyorum dostlar. o an modum neyse sözlüğe onu yansıtıyorum. öyle çok tanımım olmuştur 10 dakika önce çok mutsuzken bir anda neşe dolu bir tanım girdigim. gerçekten beni çözebilen varsa bana da haber verirse sevinirim, çünkü ben bile cogu zaman kendimi çözemiyorum. *
devamını gör...
tuhaf takıntılar
çayı şekersiz içerim ama karıştırmadan içemem. çünkü karışmayınca tadı farklı geliyor . ciddiyim .
devamını gör...
unutulmayan lise anıları
bir ingilizce hocamız vardı, renkli bir adamdı. hepimizi çok severdi. çekinmezdik ondan.
derste, yanımdaki arkadaşla kikir kikir bir şeyler konuşuyoruz.
birden öğretmen
-köylü, dedi
-efendim, dedim
ona baktım bir şey yapmıyormuş gibi kitabı açtım.
-sol profilin çok güzel, dedi.
herkes sustu.
o günden sonra adım sol profili güzel köylü diye kaldı.
derste, yanımdaki arkadaşla kikir kikir bir şeyler konuşuyoruz.
birden öğretmen
-köylü, dedi
-efendim, dedim
ona baktım bir şey yapmıyormuş gibi kitabı açtım.
-sol profilin çok güzel, dedi.
herkes sustu.
o günden sonra adım sol profili güzel köylü diye kaldı.
devamını gör...
fotoğraf albümü
bitmeye yüz tutmuş bir gelenek daha. böyle olması çok üzücü. şu anki hâlinin fotoğrafları telefonunda ve her an bir şey gelebilir başına. gerçi silinse bile umrunda değil. şak şak sürekli her hâlini çekiyorsun ne olacak ki? bir yerde yüz poz. elinin altında nasıl olsa ama değerli değil. eski fotoğraf albümleri öyle mi?
ben bu albümlerin müptelasıyım. hadi aç bakalım modundayım. ahh evdeki benim elimden ne çekti... tekrar tekrar kaplandı. anne ile baba'nın düğün fotoğrafları...
her baktığımda yüz analizi yapıp durum değerlendirmesi yapıyorum. ne hissettiklerini anlamaya çalışıyorum.bir anda moda eleştirmeni oluyorum. bu kim, bu kim? tanıyacak sanki, tam bir delilik!
en sevdiğim tabii ki çocukluk fotoğraflarım.
çünkü insan kendi fotoğraflarına daha dikkatli bakıyor. üstelik kendimle dalga geçmeye bayılıyorum. eşek sıpası, şebek, tipe gel tipe... yaa çok tatlı! aa bu kırmızı rugan papuçlar, püsküllü çantam, hatırlıyorum bunun için küçük çaplı savaş çıkartıp sadece iki gün koluma takmıştım. o fotoğrafta bir zafer var, başım dik vee kocaman bir gülümseme. çisssss...
90' ların çılgın trendleri o an hepsi bellekte bu albümler sayesinde.
tanımadığım insanların fotoğraf albümler'inede bakarım. hepsinin var değişik hikayesi. dıdısının dıdısının dıdısı, onun 3 kuşak hayatı anlatılır...her aile'nin bir iftiharı ve talihsiz hikayesi o an bilen ağız tarafından özet geçilir. niye ilgilendirir ki seni? ama tadı başka işte. okuldan dönerken eve gelene kadar hızlı hızlı yediğin çilekli lolitop şekeri gibi. tadı güzel, şekeri fazla... tatlı...
bir aktarım fotoğraf albümü, bir yaşanmışlık, kültür... kuşak farklılığını ortaya koyacak, yılları birbiriyle yarıştıracak, değişimlere kafa atacak renkli, görseller her biri. hepsinde gülümseme hiçbir acıdan geçmemiş gibi. bazılarında göz kaçırma, o an yaşadığı bir huzursuzluğu yansıtma. onu anlayayıp sorgulamaya gidiyor insan istemsizce. yorgun muydun burada? hopp başlıyor yaşananı anlatmaya.
şu an yazarken bile tuhaf bir gülümseme belirdi yüzümde. son on senenin fotoğrafları bile albüm şeklinde yok elimde. o kadar kötü değil belki şu an. belki ilerisi için çok dikkat çekici. o zaman hemen yenisi eklenmeli şöyle sayfa çevirmeliklerden..
ben bu albümlerin müptelasıyım. hadi aç bakalım modundayım. ahh evdeki benim elimden ne çekti... tekrar tekrar kaplandı. anne ile baba'nın düğün fotoğrafları...
her baktığımda yüz analizi yapıp durum değerlendirmesi yapıyorum. ne hissettiklerini anlamaya çalışıyorum.bir anda moda eleştirmeni oluyorum. bu kim, bu kim? tanıyacak sanki, tam bir delilik!
en sevdiğim tabii ki çocukluk fotoğraflarım.
çünkü insan kendi fotoğraflarına daha dikkatli bakıyor. üstelik kendimle dalga geçmeye bayılıyorum. eşek sıpası, şebek, tipe gel tipe... yaa çok tatlı! aa bu kırmızı rugan papuçlar, püsküllü çantam, hatırlıyorum bunun için küçük çaplı savaş çıkartıp sadece iki gün koluma takmıştım. o fotoğrafta bir zafer var, başım dik vee kocaman bir gülümseme. çisssss...
90' ların çılgın trendleri o an hepsi bellekte bu albümler sayesinde.
tanımadığım insanların fotoğraf albümler'inede bakarım. hepsinin var değişik hikayesi. dıdısının dıdısının dıdısı, onun 3 kuşak hayatı anlatılır...her aile'nin bir iftiharı ve talihsiz hikayesi o an bilen ağız tarafından özet geçilir. niye ilgilendirir ki seni? ama tadı başka işte. okuldan dönerken eve gelene kadar hızlı hızlı yediğin çilekli lolitop şekeri gibi. tadı güzel, şekeri fazla... tatlı...
bir aktarım fotoğraf albümü, bir yaşanmışlık, kültür... kuşak farklılığını ortaya koyacak, yılları birbiriyle yarıştıracak, değişimlere kafa atacak renkli, görseller her biri. hepsinde gülümseme hiçbir acıdan geçmemiş gibi. bazılarında göz kaçırma, o an yaşadığı bir huzursuzluğu yansıtma. onu anlayayıp sorgulamaya gidiyor insan istemsizce. yorgun muydun burada? hopp başlıyor yaşananı anlatmaya.
şu an yazarken bile tuhaf bir gülümseme belirdi yüzümde. son on senenin fotoğrafları bile albüm şeklinde yok elimde. o kadar kötü değil belki şu an. belki ilerisi için çok dikkat çekici. o zaman hemen yenisi eklenmeli şöyle sayfa çevirmeliklerden..
devamını gör...
akademisyen egosu
her meslek için geçerli olabilecek bazı temel argümanlar var. bu temel argümanlar sekteye uğrarsa, her şey bununla doğru orantılı olarak sekteye uğrar. türkiye'de akademi hayatı hiçbir zaman ahım şahım olmadı. amma velakin bazı teamüllere ve esaslara bir şekilde bağlıydı. yani kötünün iyisi diyebileceğimiz bir gelenek vardı. bu gelenekte köklerini 1933 üniversite reformundan alıyordu. özellikle o dönemin özel şartlarında türkiye'ye gelmiş olan akademisyenlerin attığı temel bizi bir süre idare etti. özellikle 2000'li yılların başıyla birlikte bu temelde çatırdamaya başladı ve geldik bu günlere. yalnız meseleye tek taraftan bakmakta her daim yanlış olur. akademisyen egosu denen şey nedir? nasıl bir şeydir? önce bunu adam gibi tespit etmek lazım. şimdi size 1933 üniversite reformu zamanı türkiye'ye gelmiş olan büyük hukukçu ernst hirsch ile ilgili iki anekdot aktaracağım;
hoca'nın bir kadro ve maaş sorunu ortaya çıkıyor. adam alman ve kendisini yeterlilik sınavına sokmak istiyorlar. türkçe dil yeterlilik sınavı eyvallahta adamı almancadan yeterlilik sınavına almak istiyorlar. hoca da bunu kabul etmiyor. açıkça ret ediyor. bakınız şimdi genelde burada akademisyenler hakkında atıp tutanların çoğunluğu bu hareketi bile bir ego göstergesi olarak görecektir. çünkü her şeye kulp takmaya çalışıyor, her şeyi gömmek için pusuda bekliyorsunuz. şu hareket bugün tanıdığınız bir akademisyen tarafından yapılmış olsa ego mego dümbelek kem küm diye ortada arzı endam edecektiniz. ulan adam alman! kendi dilinden neyin sınavını yapıyorsunuz siz? ama bu tepki bir egonun ürünü olmalı değil mi?
sonrasında hocaya adalet bakanlığı ''türk ticaret kanunu'nu hazırlamasındaki emekleri için bir miktar para gönderiyor. hoca bunu ret ediyor. ben bahşiş kabul etmem işimi yaptım diyor. bak sen şimdi egoya nasılda yıkılıyor değil mi?
ben bu iki örneği şimdi niye verdim? otu moku birbirine karıştırmakta üzerinize yok. bakın bir şeyler için emek vermişseniz, verdiğiniz emeğin boyutu ölçüsünde işinizi hakkıyla yaparsınız. bir işi hakkıyla yapıyorsanız da zaten doğal olarak tevazu sahibi olursunuz. zira verdiğiniz emek sizi olgunlaştırır. geçtiğiniz süreçler size tecrübe katar ve o tecrübeler sayesinde tepkileriniz ve davranışlarınız da buna göre şekillenir. misal burada hirch hocanın verdiği tepkiler bu olgunluğun ortaya koyduğu, hakkaniyet kavramı ile doğrudan ilintili tepkilerdir. ego ile alakası yoktur. birinde hak etmediğini düşündüğü bir muameleye karşı çıkmış, diğerinde ise hak etmediğini düşündüğü bir parayı kabul etmemiştir.
şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere; ota moka ego yorumu yapılmaması konusunda anlaştıysak şimdi size hak vereceğim. zaten girişte de bunun şerhini düşmüştüm. artık emek dediğiniz nane, liyakat dediğiniz kerata ve özgünlük dediğiniz terane akademilerde mumla aranır hale geldi. hal böyle olunca da insanlar taktıkları apoletlerin kuklası oldular. çünkü o apoletlerin içini dolduramadıklarını içten içe biliyorlar. eksikliklerinin, zaaflarının farkındalar, işte hal böyleyken bu açığı kapatmanın tek yolu, muhataplarını ezmeye çalışmak oluyor. yoksa kendisinden ve yaptığı işten emin olan hiçbir insan yaptığı şeyin çok büyütülmemesi gerektiğini bilir. zira bu işi kendisi gibi yığınla insan yapmaktadır. ancak bahsettiğimiz bu insanlar yeterliliklerinin sorgulanacağını bildiklerinden saldırganlaşmakta ve meslek etiğinin de yerlerde sürünmesine sebep olmaktadırlar. sistem düzelirse ve liyakat yeniden kör topal da olsa ihdas edilirse, bu davranışlar azalacak ve herkes yine işini yapmaya odaklanacaktır diye düşünürüm. yoksa siz hediye dağıtır gibi unvan dağıtırsanız, bu unvanlar değerini kaybeder ve birilerinin oyuncağı haline gelir. son olarak şunu da söyleyeyim; 2000'li yılların başında akademideki profesör sayısı gayet makul bir orandaydı, bu sayı sonraki 10 senede %75 arttı. bu neye göre ve nasıl oldu? ne şekilde oldu? bunlara bakmak lazım. tüm şikayetlerinizin cevabı o süreçte gizli *, sonrasına zaten girmeye bile gerek yok. halimiz ahvalimiz ortada.
hoca'nın bir kadro ve maaş sorunu ortaya çıkıyor. adam alman ve kendisini yeterlilik sınavına sokmak istiyorlar. türkçe dil yeterlilik sınavı eyvallahta adamı almancadan yeterlilik sınavına almak istiyorlar. hoca da bunu kabul etmiyor. açıkça ret ediyor. bakınız şimdi genelde burada akademisyenler hakkında atıp tutanların çoğunluğu bu hareketi bile bir ego göstergesi olarak görecektir. çünkü her şeye kulp takmaya çalışıyor, her şeyi gömmek için pusuda bekliyorsunuz. şu hareket bugün tanıdığınız bir akademisyen tarafından yapılmış olsa ego mego dümbelek kem küm diye ortada arzı endam edecektiniz. ulan adam alman! kendi dilinden neyin sınavını yapıyorsunuz siz? ama bu tepki bir egonun ürünü olmalı değil mi?
sonrasında hocaya adalet bakanlığı ''türk ticaret kanunu'nu hazırlamasındaki emekleri için bir miktar para gönderiyor. hoca bunu ret ediyor. ben bahşiş kabul etmem işimi yaptım diyor. bak sen şimdi egoya nasılda yıkılıyor değil mi?
ben bu iki örneği şimdi niye verdim? otu moku birbirine karıştırmakta üzerinize yok. bakın bir şeyler için emek vermişseniz, verdiğiniz emeğin boyutu ölçüsünde işinizi hakkıyla yaparsınız. bir işi hakkıyla yapıyorsanız da zaten doğal olarak tevazu sahibi olursunuz. zira verdiğiniz emek sizi olgunlaştırır. geçtiğiniz süreçler size tecrübe katar ve o tecrübeler sayesinde tepkileriniz ve davranışlarınız da buna göre şekillenir. misal burada hirch hocanın verdiği tepkiler bu olgunluğun ortaya koyduğu, hakkaniyet kavramı ile doğrudan ilintili tepkilerdir. ego ile alakası yoktur. birinde hak etmediğini düşündüğü bir muameleye karşı çıkmış, diğerinde ise hak etmediğini düşündüğü bir parayı kabul etmemiştir.
şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere; ota moka ego yorumu yapılmaması konusunda anlaştıysak şimdi size hak vereceğim. zaten girişte de bunun şerhini düşmüştüm. artık emek dediğiniz nane, liyakat dediğiniz kerata ve özgünlük dediğiniz terane akademilerde mumla aranır hale geldi. hal böyle olunca da insanlar taktıkları apoletlerin kuklası oldular. çünkü o apoletlerin içini dolduramadıklarını içten içe biliyorlar. eksikliklerinin, zaaflarının farkındalar, işte hal böyleyken bu açığı kapatmanın tek yolu, muhataplarını ezmeye çalışmak oluyor. yoksa kendisinden ve yaptığı işten emin olan hiçbir insan yaptığı şeyin çok büyütülmemesi gerektiğini bilir. zira bu işi kendisi gibi yığınla insan yapmaktadır. ancak bahsettiğimiz bu insanlar yeterliliklerinin sorgulanacağını bildiklerinden saldırganlaşmakta ve meslek etiğinin de yerlerde sürünmesine sebep olmaktadırlar. sistem düzelirse ve liyakat yeniden kör topal da olsa ihdas edilirse, bu davranışlar azalacak ve herkes yine işini yapmaya odaklanacaktır diye düşünürüm. yoksa siz hediye dağıtır gibi unvan dağıtırsanız, bu unvanlar değerini kaybeder ve birilerinin oyuncağı haline gelir. son olarak şunu da söyleyeyim; 2000'li yılların başında akademideki profesör sayısı gayet makul bir orandaydı, bu sayı sonraki 10 senede %75 arttı. bu neye göre ve nasıl oldu? ne şekilde oldu? bunlara bakmak lazım. tüm şikayetlerinizin cevabı o süreçte gizli *, sonrasına zaten girmeye bile gerek yok. halimiz ahvalimiz ortada.
devamını gör...
sözlükten birine ismini vermeden bir şey söyle
durduk yere, alakasız bir yazar seçince daha eğlenceli hale geleceğini düşündüğüm başlık. hmm.. düşünüyorum.. buldum!
sayın yazar,
en sevdiğim yazar değilsiniz ama bir liste yapsaydım sanırım ilk 10'a girerdiniz. etkileşimimiz oldukça düşük ama zaman zaman profilinize uğrayıp baştan sona okuyorum. çünkü biriktirip okuduğumda daha keyifli oluyor. akışta rastladığımızda beğeniyorum ama onun dışında ayak izlerimi bırakmadan profilinize uğrayıp ayrılıyorum.
sayın yazar,
en sevdiğim yazar değilsiniz ama bir liste yapsaydım sanırım ilk 10'a girerdiniz. etkileşimimiz oldukça düşük ama zaman zaman profilinize uğrayıp baştan sona okuyorum. çünkü biriktirip okuduğumda daha keyifli oluyor. akışta rastladığımızda beğeniyorum ama onun dışında ayak izlerimi bırakmadan profilinize uğrayıp ayrılıyorum.
devamını gör...
öz güveni zedeleyen öğretmen
maalesef kendini eğitemeyen öğrenci psikolojisinden anlamayanı mevcuttur.lisede ve üniversitede başıma gelmiştir.-sizden bişey olmaz diyen eğitmenlik görevini almış ama kendini eğitememiş insandır.
küçüklükte yaşayanlar bilir farketmeden daha büyük tramvalar yaşatanları vardır.
küçüklükte yaşayanlar bilir farketmeden daha büyük tramvalar yaşatanları vardır.
devamını gör...
atalay filiz
türk seri katil. başka ülkelerin seri katillerinin yüzüne bakamazsınız, seri katilliği gerçekten yüzüne vurmuştur. ama bizimki öyle mi muhabbet kuşu gibi.
görsel
görsel
devamını gör...
miço
gemilerin güvertelerinde işçi olarak çalışan kişilere denir. ayrıca hepimizin çocukluğunda en azından bir kez okuduğu yalvaç ural'ın yarattığı çocuk dergisidir.
devamını gör...
malazgirt savaşı başlarken meydanı bulamayınca komutanım whatsapp'tan konum atar mısınız diyen asker
malazgirt meydan savaşı'nın başlamasını geciktirmiş olan askerdir.
romalı komutan diyojen ve askerleri meydanda beklerken, sultan alparslan'ın başkomutanı çakır bey, asker sayımının yapılmasını ister. sayımda tamı tamına 199 bin 998 baş asker çıkmıştır. bunun üzerine çakır bey:
"nerede o iki münasebetsiz? bre akılsızlar! savaşa geç kalındığı nerede görülmüş! yüzbaşı! gel buraya! nerede bu iki akılsız!" diyerek yüzbaşı samed'i çağırır
yüzbaşı: "beyim yeri bulamamışlar whatsapp'tan konum atar mısınız diyor."
çakır bey: "bir gün önceden malazgirt fatihleri grubunda paylaştık ya yüzbaşı!! densizler!! grubu sessize almışlardır kesin!!"
yüzbaşı: "konumu attım beyim iki dakikaya geliyorlarmış."
bu sebeple malazgirt meydan savaşı, tamı tamına beş dakika gecikmeli başlamıştır. neyse ki bu iki askerin cezası, zafer coşkusundan dolayı arada kaynamıştır.
bazı ünlü tarihçilerin yorumları
danielle de'comp- university of massachusetts gerçekten inanılmaz bir andı! roma'lı diyojen saatine bakıp "erken gelmişiz" dediği rivayet ediliyor.
dimitri vazilesonicsky - lomonosov moscow state university alparsan gerçekten de üst düzey bir komutan. sadece 5 dakikalık rötardan bile mutlak zaferle ayrılmasını bildi. iki askerdeki bu anti-militarist hareket gerçtekten şaşırtıcı.
tatyana sedatova: savaşın seyrini değiştiren iki asker ve anadolu'nun sonsuza kadar açılan kapıları! türkler gerçekten kriz yönetiminde başarılılar. en kritik yerlerde bile, rüzgarı kendilerine çeviriyorlar!
romalı komutan diyojen ve askerleri meydanda beklerken, sultan alparslan'ın başkomutanı çakır bey, asker sayımının yapılmasını ister. sayımda tamı tamına 199 bin 998 baş asker çıkmıştır. bunun üzerine çakır bey:
"nerede o iki münasebetsiz? bre akılsızlar! savaşa geç kalındığı nerede görülmüş! yüzbaşı! gel buraya! nerede bu iki akılsız!" diyerek yüzbaşı samed'i çağırır
yüzbaşı: "beyim yeri bulamamışlar whatsapp'tan konum atar mısınız diyor."
çakır bey: "bir gün önceden malazgirt fatihleri grubunda paylaştık ya yüzbaşı!! densizler!! grubu sessize almışlardır kesin!!"
yüzbaşı: "konumu attım beyim iki dakikaya geliyorlarmış."
bu sebeple malazgirt meydan savaşı, tamı tamına beş dakika gecikmeli başlamıştır. neyse ki bu iki askerin cezası, zafer coşkusundan dolayı arada kaynamıştır.
bazı ünlü tarihçilerin yorumları
danielle de'comp- university of massachusetts gerçekten inanılmaz bir andı! roma'lı diyojen saatine bakıp "erken gelmişiz" dediği rivayet ediliyor.
dimitri vazilesonicsky - lomonosov moscow state university alparsan gerçekten de üst düzey bir komutan. sadece 5 dakikalık rötardan bile mutlak zaferle ayrılmasını bildi. iki askerdeki bu anti-militarist hareket gerçtekten şaşırtıcı.
tatyana sedatova: savaşın seyrini değiştiren iki asker ve anadolu'nun sonsuza kadar açılan kapıları! türkler gerçekten kriz yönetiminde başarılılar. en kritik yerlerde bile, rüzgarı kendilerine çeviriyorlar!
devamını gör...
(tematik)
semer
umut_yazar isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
at, katır gibi hayvanlara binen insanların rahat etmesini sağlamak amacıyla kullanılan, atın sırtına yerleştirilen bir eşyadır.
at, katır gibi hayvanlara binen insanların rahat etmesini sağlamak amacıyla kullanılan, atın sırtına yerleştirilen bir eşyadır.
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
bu akşam, saat 23:00 da canlı olarak sizlerle..
müzikler iyidir.
muhabbet de fena değil.
ilginizi çeken ve üzerine konuşmak istediğiniz başlıkları yayından önce buradan yazabilir veya bana mesaj olarak atabilirsiniz.
faithfully yours.
müzikler iyidir.
muhabbet de fena değil.
ilginizi çeken ve üzerine konuşmak istediğiniz başlıkları yayından önce buradan yazabilir veya bana mesaj olarak atabilirsiniz.
faithfully yours.
devamını gör...
normal sözlük yaş ortalaması
çocukluğum sihirli annem izleyerek geçti.
devamını gör...
romeo ve juliet
william shakespeare'in gençlik yıllarında kaleme aldığı bir oyundur.
bu oyun için çoğunluktan farklı bir düşünceyi benimsemeye başladım sanırım. herkes romeo ve juliet'in hikayesinin ilk görüşte aşk olduğunu düşünür. öyle ki birbirleri için ölen, diğerinin nefesinin içinde bulunmadığı bir havayı içine çekmeye değer görmeyen iki aşık... peki, ya hikaye aslında bu kadar trajik değilse ya shakespeare sadece aşkla dalga geçiyorsa? kitabın başında ana karakterlerimizden biri olan romeo, rosaline adlı bir kadına kafayı taktığını dile getiriyor. ancak yakın bir zamanda, capuletlerin evinde olan bir maskeli baloda juliet'le tanışıp ona sırılsıklam aşık oluyor. aşk dediğimiz kavram bu kadar basit mi? dün aşkından kederlendiğin bir kadını unutmak ve bir anda tarihe adını yazdıracak bir hikayeye dönüşmek bu kadar kolay mı? hiç sanmıyorum. gerçi "yarayla alay edermiş yaralanmamış olan." belki bu yüzdendir yazarı ve milyarlarca insanı anlamıyor olmam.
bu oyun için çoğunluktan farklı bir düşünceyi benimsemeye başladım sanırım. herkes romeo ve juliet'in hikayesinin ilk görüşte aşk olduğunu düşünür. öyle ki birbirleri için ölen, diğerinin nefesinin içinde bulunmadığı bir havayı içine çekmeye değer görmeyen iki aşık... peki, ya hikaye aslında bu kadar trajik değilse ya shakespeare sadece aşkla dalga geçiyorsa? kitabın başında ana karakterlerimizden biri olan romeo, rosaline adlı bir kadına kafayı taktığını dile getiriyor. ancak yakın bir zamanda, capuletlerin evinde olan bir maskeli baloda juliet'le tanışıp ona sırılsıklam aşık oluyor. aşk dediğimiz kavram bu kadar basit mi? dün aşkından kederlendiğin bir kadını unutmak ve bir anda tarihe adını yazdıracak bir hikayeye dönüşmek bu kadar kolay mı? hiç sanmıyorum. gerçi "yarayla alay edermiş yaralanmamış olan." belki bu yüzdendir yazarı ve milyarlarca insanı anlamıyor olmam.
devamını gör...
2 yaşındaki tecavüz mağduru
uşak'ta darp edildikten sonra beyin travmasıyla hastaneye kaldırılan 2 yaşındaki bebeğin istismara da uğradığı doktorlarca belirlendi.
annesinin bir kaç ay önce internetten tanıştığı yaşar ercan isimli kişi tarafından adeta işkenceye uğrayan çocuğun makatında yırtık, vücudunda sigara yanıkları ve morluklar bulunuyor.
buradan
gazete haberi gibi yazdım ama duygularımı küfür etmeden anlatacak durumda değilim.
annesinin bir kaç ay önce internetten tanıştığı yaşar ercan isimli kişi tarafından adeta işkenceye uğrayan çocuğun makatında yırtık, vücudunda sigara yanıkları ve morluklar bulunuyor.
buradan
gazete haberi gibi yazdım ama duygularımı küfür etmeden anlatacak durumda değilim.
devamını gör...
leman sam’ın araplara soysuz demesi
ırkçıyım.
ağzına sağlık. popişe popiş demiş zırlamayın.
söylediklerinin doğru olmadığını iddia edemezsiniz. çöl farelerinin kendilerine bile hayrı yok.
ırkçı olduğumu söylemiş miydim?
ağzına sağlık. popişe popiş demiş zırlamayın.
söylediklerinin doğru olmadığını iddia edemezsiniz. çöl farelerinin kendilerine bile hayrı yok.
ırkçı olduğumu söylemiş miydim?
devamını gör...

