varlığına henüz muktedir olunamayan ancak kütle çekim kuvvetinin taşıyıcısı olduğu varsayılan parçacık.
devamını gör...

aşırı ihtiyaç duyduğum başlık
devamını gör...

bende aslında bal porsuğuyum.
edit: hobaa gitti arkadaşlar bu gelen aynı klavyede başka bir yazar. bence daha samimi.
edit2: herkes sinirlenmiş. bir ben sinirlenmemişim. bana da haber verin böyle duyguları. hep yanlış anlıyorum.
devamını gör...

ülkenin genci refah, huzur, mutluluk istiyor. turistin ülkeye sokacağı dövizi düşünmek istemiyor.
devamını gör...

sayıları her geçen gün artmaktadır. binlercesi de sırada beklemektedir.

bu arada kopyala-yapıştır tanımları eleştirip, intihal yaftası vuranlara teessüflerimi iletiyorum. o kadar kaynak gösteriyoruz. *
devamını gör...

böyle bir zorunluluğun olduğunu söyleyen kimseye rastlamadım. adeta boşluğa yapılmış bir veryansın.

kimse kitap okumayı sevmek zorunda değil. kimse kendini geliştirmek zorunda da değil. basit yaşam fonksiyonlarını yerine getirerek yaşamak mümkün.
devamını gör...

enfeksiyon riski vardır, ve uzun vadeli komplikasyonlar yaşayabilirsin. sevgili yazar bence kesinlikle çırarılma vakti gelmiş ve geçmiş bile. geçmiş olsun.
devamını gör...

franz kafka’nın dava romanının talihsiz olduğuna inanılan baş kahramanıdır.

bir gün odasında otururken iki adam gelir ve josef k.’nın suçlu bulunduğunu söylerler ve kitap boyunca josef k. suçunun ne olduğunu öğrenmek için çabalar durur ve asla başarılı olamaz.

bu anlamsız arayış aslında franz kafka’nın özel yaşamında karşılığını bulur. elias canetti’nin yazdığı öbür dava kitabında bu konu bence açıklığa kavuşturulmuştur. canetti, franz kafka’nın felice bauer’e yazdığı mektupları incelediğinde dava romanının anlatmaya çalıştığı konu ile ilgili çok önemli ip uçları bulur.

kafka’nın felice ile yaşadığı bir anıdır her şeyin kaynağı. kafka, felice ile nişanlı iken bir yandan da felice’nin yakın bir kız arkadaşı ile mektuplaşmaktadır. insanların yücelttiği ve muhteşem bir aşık olarak gördükleri kafka aslında hiç de öyle bir adam değildir. ziyadesiyle çapkındır. bu mektuplaşmayı öğrenen felice o arkadaşını da yanına alarak kafka’ya gelir ve nişanı atar.

canetti’ye göre dava romanının anlattığı hikaye budur ve kafka, josef k.’nın roman boyunca suçunu anlamamasını sağlayarak bir anlamda kendini de aklamaya çalışmaktadır.

josef k. diğer bütün kafka kahramanları gibi kafka’nın kendisidir aslında.
devamını gör...

uçurtma uçuramamak.
devamını gör...

tren istasyonlarını hatırlatır bana... üniversite okurken farklı bir şehirden bana gelen sevgilime * tren istasyonunda veda etmek o kadar acıydı ki, o tren giderken tüm duygularımı da onunla birlikte gönderiyordum sanki ve kaldığım şehir, artık benim için bomboş bir yere dönüşüyordu... *
devamını gör...

müslümanlıkta kısas diye bir kavram vardır. bir suçu kısasa kısas mantığıyla cezalandırırsın. siyasal islamcılar da aynısını yaptılar. türban taktığı için üniversitelere giremeyen kadınlara karşılık kısas olarak renkli saçlı kadınlar polisler tarafından 'özel muameleye', mini şort giyen kadınlar otobüste tekmeye maruz kaldılar. bir ayrıştırılmayı başka bir ayrıştırmayla çözebilmeyi düşünmek üzgünüm ama çok budalaca.

ben üniversitede staj yaparken saçlarımın yarısı maviydi, staj için görüşmeye gittiğim şirket stajımı kabul etti ve dedi ki "fakat pazartesi günü bu saçla buraya gelemezsiniz :)" ben de toy bir üniversite öğrencisi olarak pazartesiden önce saçımı kahverengiye boyadım :) ne büyük aptallık, şimdi olsa asla yapmazdım. oraya gelmiş türbanlı bir kadına "fakat pazartesi günü bu şekilde buraya gelemezsiniz :)" diyemeyecekken bana bunu diyebileceğini ona düşündüren şey bu kısas olayı maalesef.
devamını gör...

bugün kafa sözlük youtube tanım sohbetlerini izledim. yoldaşa mesaj attım. youtube kanadında ben de kendi çapımda içerik ile destek vermek isterim diye. bana “ tabi dostum sözlük senin. bu sözlüğün sahibi sizsiniz” tarzında bir geri dönüş yaptı. şimdi yorumu size bırakıyorum ayrımcı mı değil mi...
devamını gör...

kaldırımda dalgın dalgın yürürken alt kat penceresinden boklu bebek bezi uzatıp "şunu şoo çöpe atıver gızım" diyen teyze
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"aynı duyguyu paylaşan kederli ruhlar birbirleri ile karşılaştıklarında huzuru bulurlar"
halil cibran.
devamını gör...

sinir bozan insan tipi.
(bkz: ruh emici)

duvara toslarsınız bu kişilerle her konuştuğunuzda. etkisi böyledir söylediklerinin. siz sürekli "ama bak şöyle düşün..." diyerek kapı aralamaya çalışırsınız, o yine başka bir duvarı, örümcek çevikliğiyle örüverir fikrinizin karşısına.

ben artık -yaşlılıktan mıdır bilmem- tahammül edemiyorum bu tip insanlara. kimseyi polyanna saflarına katılmaya zorlamakla geçiremiyorum değerli vaktimi. herkes akıllı olsun, biraz da kendileri çabalasın düştükleri olumsuz potansiyel kuyularından kurtulmak için. benden bu kadar!..
devamını gör...

vauuuv ne olay dönmüş be.

benim de birkaç söyleyeceklerim var.

yemin ederim bu adamın sıkıntılı olduğunu biliyordum. az biraz sohbetimiz vardı. ilk başta iyi birisi olduğunu düşünüyordum. hatta onun hakkında iyi bir nickalti bile yazmıştım sonra sohbet edince biraz değişik olduğunu düşünüyordum. degisikten kastım kosesiz birisi. ne desen hak veriyor. sonra ben de samanyoldundakisaman gibi düşündüm. bu adam sürekli kızlarla dedikodu yapan o tip olabilir.

kimsenin umursamadigi sacma bir sozlukteyiz. millet kafasına ne eserse onu yaziyor. dedikodu grubuna filan ne gerek var? bu ne issizliktir?

yok başka hesaplardan tanımlar yollakmak falan filan. abi sen 40 yaşına merdiven dayamissin. birkaç yıl sonra torunlarin olacak. torunlarına kafa sozlukte nasıl dedikodu grubu kurdugunu mu anlatacaksın?

bakın şu
(bkz: sözlüğün 30 yaşından büyük abileri)
başlıkta bahsettiğim yazarlardan birisi de buydu. gerçekten kızlara yazmismidir bilmem ama bende böyle bir izlenim oluşturmuştu.

boyle bir yazar daha var.
devamını gör...

öncelikle bütün genellemelerin aptalca olduğunu kabullenerek başlayalım. "z kuşağı akıllıdır", "y kuşağı gerizekalıdır", "x kuşağı gün görmemiş dinazorlardır" vs. gibi genellemelerin doğru olamayacağı çok açık. her kuşaktan, her yaştan; akıllı, sağduyulu, özgüvenli, ileri görüşlü ve akla gelebilecek diğer bütün iyi niteliklere sahip insanlar çıkabilir, çıkmıştır ve çıkacaktır da. burada önemli olan, her yeni nesille birlikte daha çok kaliteli insanı çıkarabilmektir.

şimdi bu kabullenmenin ardından, müsaadenizle, son zamanlarda çok gördüğüm "bizi kurtarırsa z kuşağı kurtaracak" söylemlerine bir çift kelamım var: o kadar da emin olmayın.

geçenlerde (bayağı da geçti aslında) twitter'da gezinirken, ara sıra gündeme gelen "okullar yüz yüze eğitime açılsın" hashtag'lerinden birine rast geldim. dedim bakayım. ne gördüm? artvin çoruh üniversitesi'nde* edebiyat öğretmenliği okuyan bir genç kızın "okulları açmazsanız intihar edeceğiz yeter artık" minvalinde bir şeyler yazdığını.

bundan sonra bu genç kızımıza misalen ayşe diyelim ve şimdi basit bir çok yönlü düşünme icra edelim:

ayşe, akademik anlamda hiçbir niteliği olmayan, bir paçavra taşra üniversitesinde* okuyor. bölümünün, sonradan yapacağı staj harici*, hiçbir uygulamalı dersi yok. bir laboratuvar gereksinimi yok. herhangi bir anlık hocaya danışma ihtiyacı yok. derslerinin tamamı sözel dersler. ve bunları alırken ihtiyacı olan her şey ona uzaktan eğitim aracılığıyla da gayet sunulabilir. lütfen kimse "uzaktan eğitim yüz yüze eğitimin yerini tutmuyor ama ühühü" demesin, edebiyat öğretmenliğinden ve zaten vasat bir okuldan bahsediyoruz, kalbinizi kırarım.

artık bu gerçekleri kabullendiğimizde, meselenin eğitimle uzaktan yakından alakası olmadığını herhalde çok iyi anlıyoruz. asıl sorunu direkt cinsel ihtiyaçlara, libidoya yoran çok fazla insan gördüm ama yine genellemelerden uzak tutalım kendimizi madem. ve olası gerekçeler sunalım:

1. ayşe gerçekten de sevgilisini özlemiş olabilir.
2. ayşe arkadaşlarını özlemiş olabilir.
3. ayşe okuduğu şehri* özlemiş olabilir.
4. ayşe aile evinde kalmaktan sıkılmış olabilir.
5. ayşe olası muhafazakar ailesinin söylemlerinden sıkılmış olabilir.

ya da bütün bunların hepsi de olabilir. herhalde bu kadar yeterli. gerekçeler çoğaltılabilir de ama önem seviyesinin çok da yükseleceğini zannetmiyorum. şimdi, bütün bu gerekçeler aklımızdayken, şöyle bir düşünelim:

artvin çoruh üniversitesi'nde; çevre illerden, oradan buradan, tahminen 20 farklı şehirden öğrenci okuyor. bakın daha farklı farklı ilçeleri, yerleşim birimlerini falan dahil etmedik bile. bu kadar geniş bir skaladan muhakkak hasta ya da taşıyıcı olan da çıkacaktır, burası kesin. taşra üniversitelerinin hocalarının devam zorunluluğu saçmalığı da malum, o öğrenciler seve seve artvin'e gidecekler. artvin'de yalnızca okuldaki diğer öğrencilerle değil; esnafı, memuru bilmemnesi derken şehrin yerlisiyle de haşır neşir olacaklar. peki bu ne demek? şehirde sil baştan bir salgın demek. ihtimali yok.

hadi diyelim ki bütün öğrenciler şehirden ve yerlisinden kendilerini uzak tuttular ve sadece okula gidip geldiler. o halde, kaba bir hesapla devam edelim:

artvin çoruh üniversitesi'nde, kendi rakamlarına göre, 900 küsür personel görev yapıyor. ve 11 bin de öğrencileri var. yuvarlayalım, 12 bin insan diyelim. bu cepte. covid-19 pandemisi nedeniyle şimdiye kadar 105 milyon küsür insan hastalanmış ve 2 milyon küsür insan da ölmüş. yaklaşık olarak, tekrar ediyorum ki oldukça kaba bir hesapla elbette, %2 gibi bir ölüm oranına ulaşıyoruz. şimdi bu rakamları açü'ye uyarlayalım.

dedik ya, o okulda kesinlikle bir salgın görülecek. diyelim ki yine erken davranıldı, okul erkenden kapatıldı ve öğrencilerin yalnızca yarısı hasta olmakla kaldı. bu ihtimalde 120 kişi ölecek. ama okullar bir daha açıldı mı kapatılması gibi bir lüksü yok kimsenin, kelimenin tam anlamıyla rezalet olur çünkü. bu ne demek? yalnızca okuldan 240 kişinin ölmesi demek.

peki, yukarıdaki aşırı iyimser tahmine uygun olarak, o öğrenciler kendilerini yerli halktan sakınacak mı? hepimiz biliyoruz ki, hayır. ne kadar iyimser olursak olalım o şehirde salgın, 2020 mart'ına benzer şekilde, hatta öğrenciler gidip gelmiş olacakları için daha da fazla sayılarla yeniden görülecek.

şimdi, bir "neydik ne olduk?" ve sonuçlamaya girişelim. ayşe yalnızca ve yalnızca özlediği, sıkıldığı ya da bunaldığı için en iyi ihtimalle 120 kişi ölecek. peki, bir z kuşağı temsilcisi olarak akıllı olduğu iddia edilen ayşe, insanları intiharla tehdit ettiği iğrenç tweet'ini atmadan önce bunları düşünebildi mi? hayır. bir insanın intihar edebilmesi bu kadar kolay mı? hayır. peki bu söylem, neresinden tutsanız elinizde kalacak çirkin, iğrenç ve aptal bir söylem mi? evet.

bakın hepimiz kabulleniyoruz, insanlar sosyal canlılardır. bu salgının ve eve kapanma döneminin insanların psikolojisinde derin yaralar bıraktığı ve bırakacağı da çok açık. fakat herkesin kendi kişisel özgürlüklerinden feragat ettiği bu dönemde, "kişisel özgürlük" adı altında insanların hayatlarına kastedebilmek akıllı bir insanın yapacağı iş değildir. bir de, rica ediyorum "ama miting yapıyorlar ühühü" falan da demeyin. bir yanlışın, başka bir yanlışın da yapılabileceği anlamına gelmediğini çoktan öğrenmiş, kavramış ve benimsemiş olmalısınız.

her neyse. uzun lafın kısası, kuşaklar değil bazı insanlar akıllıdır. aptal yine aptaldır ve aptal kalacaktır. en güzel tatlı da tulumba tatlısıdır. aksini iddia eden de damaksızdır.**
devamını gör...

tarihin 0 noktası. yukarda çok güzel bilgiler verilmiş benim eklemek istediğim tabanın kireç sürülmesiyle yapılan terrazzo taban olması. özelliği ise su geçirmemesi. dolayısıyla sıvı içeren ayinlerin yapıldığını gösteriyor.ancak bulunan kafataslarındaki darbeler sonradan oluştuğu için tanrıya insan sunmaktan daha farklı olabileceği düşünülüyor.
ayrıca yukarıda sirius yıldızına göre inşa edildiği yönünde teorilerden bahsedilmiş yine yukarıdaki belgeselde simülasyon ile geçmişe gidildiğinde yılın hiçbir zamanında siriusun ufukta görünmediğinden bahsediliyor.
devamını gör...

bu gün hatmi çiçeği.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim