marat'ın ölümü
fransız ressam jacques louis david'e ait, 1793 yılında yapılmış ve tarihi bir öneme sahip olan eserin ismidir.
1748-1825 yıllarında yaşamış sanatçı, neoklasik döneme ait eserler vermiştir. esere geçmeden önce neoklasik yaklaşımı hakkında kısacık bir bilgi vermek yerinde olacaktır. bu dönem antik yunan ve roma dönemine duyulan özlem ile açığa çıkmıştır. eserlerde perspektif anlayışı yoktur. ışığın önemli bir etkisi de yoktur. diğer dönemlere göre daha keskin çizgilere sahiptir. ve bu dönemin en büyük sanatçısı jacques louis david'dir. peki bu tablo neden bu kadar önemli ve ünlü olmuştur? bu soruya cevap verebilmek için önce marat'ı tanımamız gerekmektedir.

tablodaki kişi marat. o, bir devrimcidir. fransız devrimi'nin önemli (bkz: jakoben) liderlerinden biridir. aynı zamanda doktor ve gazetecidir. marat tutkulu bir devrimci olduğundan polislerden kaçmak için sık sık kanalizasyonda saklanmak zorunda kalıyordu. kanalizasyonda çok vakit geçirdiğinden bir çeşit cilt hastalığına yakalanmıştır. bu cilt hastalığına su iyi geldiğinden, marta evde kaldığı sürede bol bol banyoda vakit geçirir olmuştur. ve genelde küvetinde çalışırdı. bir gün yine küvetinde çalışırken, devrim karşıtı bir kişi evine gelir. marat ile görüşmek zorunda olduğunu söyler. marat'ın eşi, onun müsait olmadığını söyleyerek uzaklaştırmaya çalışır. bunun üzerine marat'a önemli bir evrak vereceğini söyler. sesleri duyan marat, eşine bırak gelsin der. katil kişi, tabloda marat'ın sol elinde bulunan belgeyi marat'a verir. marat, onu okurken bıçakla öldürülür.
jacques louis david, marat'ın yakın arkadaşlarından biridir. ertesi gün marat'ın evine gider. böyle bir olay yaşandığını öğrenen ressam çok üzülerek bu olayı anlatmak için bir resim yapmaya karar verir. işte bu resim bu hikayeden doğmuştur. david olayın vahametini anlatmak için arka planı koyu renk kurgulamıştır. fazla ayrıntıya girmeden çok temiz ve yalın bir eser ortaya çıkarmıştır.
1748-1825 yıllarında yaşamış sanatçı, neoklasik döneme ait eserler vermiştir. esere geçmeden önce neoklasik yaklaşımı hakkında kısacık bir bilgi vermek yerinde olacaktır. bu dönem antik yunan ve roma dönemine duyulan özlem ile açığa çıkmıştır. eserlerde perspektif anlayışı yoktur. ışığın önemli bir etkisi de yoktur. diğer dönemlere göre daha keskin çizgilere sahiptir. ve bu dönemin en büyük sanatçısı jacques louis david'dir. peki bu tablo neden bu kadar önemli ve ünlü olmuştur? bu soruya cevap verebilmek için önce marat'ı tanımamız gerekmektedir.

tablodaki kişi marat. o, bir devrimcidir. fransız devrimi'nin önemli (bkz: jakoben) liderlerinden biridir. aynı zamanda doktor ve gazetecidir. marat tutkulu bir devrimci olduğundan polislerden kaçmak için sık sık kanalizasyonda saklanmak zorunda kalıyordu. kanalizasyonda çok vakit geçirdiğinden bir çeşit cilt hastalığına yakalanmıştır. bu cilt hastalığına su iyi geldiğinden, marta evde kaldığı sürede bol bol banyoda vakit geçirir olmuştur. ve genelde küvetinde çalışırdı. bir gün yine küvetinde çalışırken, devrim karşıtı bir kişi evine gelir. marat ile görüşmek zorunda olduğunu söyler. marat'ın eşi, onun müsait olmadığını söyleyerek uzaklaştırmaya çalışır. bunun üzerine marat'a önemli bir evrak vereceğini söyler. sesleri duyan marat, eşine bırak gelsin der. katil kişi, tabloda marat'ın sol elinde bulunan belgeyi marat'a verir. marat, onu okurken bıçakla öldürülür.
jacques louis david, marat'ın yakın arkadaşlarından biridir. ertesi gün marat'ın evine gider. böyle bir olay yaşandığını öğrenen ressam çok üzülerek bu olayı anlatmak için bir resim yapmaya karar verir. işte bu resim bu hikayeden doğmuştur. david olayın vahametini anlatmak için arka planı koyu renk kurgulamıştır. fazla ayrıntıya girmeden çok temiz ve yalın bir eser ortaya çıkarmıştır.
devamını gör...
pasif gay
aktif erkek gibi, o da erkektir öncelikle. kendisini gey saymayan ama bal gibi de gey olan aktif gibi, erkeklerden hoşlanmaktadır ama cinsel yönelimi farklıdır.
trans olmasına da, ayol diye konuşmasına da gerek yoktur. kafanızdaki o tipolojileri silin...
kaldırımda yürürken, karşınızdan geldiğini görüp önünden kaçacağınız tipler var!
donanım olarak herhangi bir farkı yok hatta sizden üstün de olabilir ama yazılımı farklıdır. pekala aktif de olabilirliği vardır bu nedenle. aktif bir geyin, pasif olma ihtimali olduğu gibi. yaşanmış onca hikaye varken, üstünkörü klişe tanımlar ancak bilgisizlik göstergesidir.
trans olmasına da, ayol diye konuşmasına da gerek yoktur. kafanızdaki o tipolojileri silin...
kaldırımda yürürken, karşınızdan geldiğini görüp önünden kaçacağınız tipler var!
donanım olarak herhangi bir farkı yok hatta sizden üstün de olabilir ama yazılımı farklıdır. pekala aktif de olabilirliği vardır bu nedenle. aktif bir geyin, pasif olma ihtimali olduğu gibi. yaşanmış onca hikaye varken, üstünkörü klişe tanımlar ancak bilgisizlik göstergesidir.
devamını gör...
herkes mahlasına yakışanı yapsın
deme öyle deme işte ya ben yapmasam daha iyi sjsjjsjsjsjsj.
devamını gör...
cinsellik içerikli başlıklardan nefret etme nedenleri
olmayan sorunsaldır.
kimse cinsel içerikli başlıklardan nefret etmez. güzel kardeşim; cinsel konularda bilgi verilirse okunur, oylanır, o konuda bir şey öğrenilir. ama inanın bana, kimse sizin seks hayatınızı merak etmiyor. bazı yazarlar "şuraya nasıl seviştiğimi* yazayım da belki bir-iki kadın yazar düşürürüm" mentalitesinde. kimileri de cinsel ne kadar başlık varsa orayı kullanıyor, kendinin ne kadar sağlıklı olduğunu, cinsel konularda çok liberal olduğunu v.s. yazarak av peşinde koşuyor. yine söylüyorum: sevişip sevişmediğiniz kimsenin umrunda değil. yeter ki burayı kirletmeyin. amacınızın bilgi vermek olmadığını, burayı sexting yapacak bir mecra olarak gördüğünüzün farkındayız.
işin acı tarafı, sevişen insanlar böyle acınası durumlara düşmez, bilgi kaynağı olması gereken bir yeri ifsat etmeye çalışmaz. hiç mi cinsel hayatınız yok? var olduğu için böyle başlıklar açmıyoruz güzel kardeşim. mesela çok özür dilerim ama büyük abdestimizi de yapıyoruz ama gelip de nasıl yaptığımızı, bu konuda ne kadar başarılı olduğumuzu falan yazmıyoruz.* 50 iq'lu insana anlatır gibi anlatmaya çalıştım, umarım başarılı olmuşumdur.
kimse cinsel içerikli başlıklardan nefret etmez. güzel kardeşim; cinsel konularda bilgi verilirse okunur, oylanır, o konuda bir şey öğrenilir. ama inanın bana, kimse sizin seks hayatınızı merak etmiyor. bazı yazarlar "şuraya nasıl seviştiğimi* yazayım da belki bir-iki kadın yazar düşürürüm" mentalitesinde. kimileri de cinsel ne kadar başlık varsa orayı kullanıyor, kendinin ne kadar sağlıklı olduğunu, cinsel konularda çok liberal olduğunu v.s. yazarak av peşinde koşuyor. yine söylüyorum: sevişip sevişmediğiniz kimsenin umrunda değil. yeter ki burayı kirletmeyin. amacınızın bilgi vermek olmadığını, burayı sexting yapacak bir mecra olarak gördüğünüzün farkındayız.
işin acı tarafı, sevişen insanlar böyle acınası durumlara düşmez, bilgi kaynağı olması gereken bir yeri ifsat etmeye çalışmaz. hiç mi cinsel hayatınız yok? var olduğu için böyle başlıklar açmıyoruz güzel kardeşim. mesela çok özür dilerim ama büyük abdestimizi de yapıyoruz ama gelip de nasıl yaptığımızı, bu konuda ne kadar başarılı olduğumuzu falan yazmıyoruz.* 50 iq'lu insana anlatır gibi anlatmaya çalıştım, umarım başarılı olmuşumdur.
devamını gör...
bim sözlük olsa alınabilecek nickler
bim poşeti olurdum. herkesin kullanmaktan çekinmediği ama değer vermediği bir poşet. hikayenin sonunda da kaderim bir çöplük olurdu muhtemelen.
devamını gör...
akmar pasajı
kadıköyde bir pasaj. zamanında kaçak cd peşinde koştuğumuz, bu nedenle çoğu zaman mali polis baskınına maruz kalan pasaj, şimdi eski popülerliği va mıdır bilmem?
devamını gör...
marcel proust
çocukluktan hastalıklıydı. 1904'de babasının ve bir sene sonra annesinin ölmesiyle paris' teki dairesinde dış dünyaya kapalı küçük odasında inzivaya çekildi.
devamını gör...
kobra 1907
(bkz: don't feed the troll)
devamını gör...
elevit yaylası
orman sınırının bittiği yerde başlayan elevit yaylası , ayder'in aksine; kafanızdaki yayla timsaline uyan bir yer.
rakımı 1800 olan yayla ''belirsiz'' nüfuslu tabelası ile meşhur.
''
''
''kafamızdaki yayla'' ne demek peki?
gerçekten sakin ve dingin bir köy. otlayan inekler, dere, çağlayan sesi, yemyeşil otlar ve kısmen ahşap evler.
çamlıhemşine 36 km olan yaylanın yolu, gayet iyi.
bir köy büyüğümüz, ''burada bir dizi çekildi sevdaluk köprüsü'' filan dedi ama, ben çok türk filmi seyretmediğimden bilemeyeceğim hangisi?
bir köy evi, cafe ve konaklama işi yapıyor.
hatta sahiplerinin iskenderun'da bir pastane işlettiklerini filan öğrendik sohbet sırasında. biraz daha zorlasaydık tanış çıkardık *
gidecek olanlar, gitmeden önce doluluk durumunu kontrol etsinler. biz gittiğimizde bayağı kalabalıktı.
5 kişilik bir ingiliz aile de gelmişti hatta.
hotel'in ismi kartal pansiyon www.facebook.com/Kartal-Pan...
ben hotelde kalmayacağım, aşağıda kalıp arabayla yaylaya çıkacağım diyenler için; çamlıhemşin yamantürk öğretmenevinitavsiye ederim.
derenin içine yapmışlar öğretmenevini ama olsun. biz zaten kelle koltukta yaşamaya alışkınız mir'im nolcek?!
''
''
''
''
rakımı 1800 olan yayla ''belirsiz'' nüfuslu tabelası ile meşhur.
''
''''kafamızdaki yayla'' ne demek peki?
gerçekten sakin ve dingin bir köy. otlayan inekler, dere, çağlayan sesi, yemyeşil otlar ve kısmen ahşap evler.
çamlıhemşine 36 km olan yaylanın yolu, gayet iyi.
bir köy büyüğümüz, ''burada bir dizi çekildi sevdaluk köprüsü'' filan dedi ama, ben çok türk filmi seyretmediğimden bilemeyeceğim hangisi?
bir köy evi, cafe ve konaklama işi yapıyor.
hatta sahiplerinin iskenderun'da bir pastane işlettiklerini filan öğrendik sohbet sırasında. biraz daha zorlasaydık tanış çıkardık *
gidecek olanlar, gitmeden önce doluluk durumunu kontrol etsinler. biz gittiğimizde bayağı kalabalıktı.
5 kişilik bir ingiliz aile de gelmişti hatta.
hotel'in ismi kartal pansiyon www.facebook.com/Kartal-Pan...
ben hotelde kalmayacağım, aşağıda kalıp arabayla yaylaya çıkacağım diyenler için; çamlıhemşin yamantürk öğretmenevinitavsiye ederim.
derenin içine yapmışlar öğretmenevini ama olsun. biz zaten kelle koltukta yaşamaya alışkınız mir'im nolcek?!
''
''''
''
devamını gör...
yazarların en çok merak ettikleri gezegen
mars'ı merak ediyorum koç burcun gezegeniymiş, gidip görmek ve payıma düşen tarlayı belirleyip değerini öğrenmek isterdim.
devamını gör...
cahit külebi
'hikaye' adlı şiiri ayrı hoşuma giden şair. birden son dörtlükte
'sen türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
benim doğduğum köyler de güzeldi,
sen de anlat doğduğun yerleri,
anlat biraz!'
demesi beni benden alır. ''türkiye gibi aydınlık ve güzelsin'' tam da cumhuriyetten bahsetmiş.atatürk türkiyesinden bahsetmiş cumhuriyet şairi.
'sen türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
benim doğduğum köyler de güzeldi,
sen de anlat doğduğun yerleri,
anlat biraz!'
demesi beni benden alır. ''türkiye gibi aydınlık ve güzelsin'' tam da cumhuriyetten bahsetmiş.atatürk türkiyesinden bahsetmiş cumhuriyet şairi.
devamını gör...
hırsızın penisini koparan kadın
penis random olarak savunma yetisi olmayan bir uzuv bir de tutup istemeyen kişinin ağzına.. koyuyorsun. azgınlık zekâyı ciddi şekilde etkiliyor.
devamını gör...
güneş kremi
ilk gördüğü güneşte, çillenen kızaran benim gibi soluk benizliler için
icat olmuş krem.
icat olmuş krem.
devamını gör...
metro istasyonunda yolcuyu trenin önüne fırlatan kadın
nasıl bir ruh hastası olduğunu merak ettiğim kadındır.
olay, abd’nin times square metro istasyonunda yaşanmış.
pek sevgili ruh hastası kadın önünde duran yolcu kadını, hiçbir sebep yokken raylara itmiş.
30. saniyede izleyebilirsiniz.
itilen kadının durumu iyiymiş, raylara düşmemiş, metroya çarpmış.
hoş geldin metro istasyonunda raylara itilme fobisi.
olay, abd’nin times square metro istasyonunda yaşanmış.
pek sevgili ruh hastası kadın önünde duran yolcu kadını, hiçbir sebep yokken raylara itmiş.
30. saniyede izleyebilirsiniz.
itilen kadının durumu iyiymiş, raylara düşmemiş, metroya çarpmış.
hoş geldin metro istasyonunda raylara itilme fobisi.
devamını gör...
bir yazar sizi takip etmeye başladı
kim olduğunu değilde daha çok nedenini merak ediyorum.
devamını gör...
yazarların en son gittiği ülke
bosna hersek
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
uzun uzun yıllar önce, oldukça uzun süre beni meşgul eden bir düşmanım vardı.
o günün şartlarında kendimce yıllarca mücadele ettim, isteklerine boyun eğmedim. çok zor oldu ama zaman sonra galip gelen ben oldum, yani def etmeyi başardım bir şekilde, hayatımdan çıkardım onu o günlerde.
yediği tokadın etkisiyle olacak yıllardır yanıma yanaşamıyor, temas kurmaya çalışmıyor, varlığını, hatta yaşadığını dahi belli etmiyordu bana. ama "su uyur düşman uyumaz" sözü bu defa benim için onun üzerinden gerçek oldu.
birkaç zamandır yakınlarımda olduğunu, etrafımda dolandığını, sanki saldırmak, vurabilmek için pusuda beklediğini seziyordum. varlığını ensemdeki soğuk bir nefes gibi hissediyor, çok oralı olmamaya gayret gösterip umursamamaya çalışıyordum ama artık görmezden gelinecek, yok sayılacak ya da ciddiye alınmayacak bir şey değil, elini tenimde hissedince anladım bu durumu.
kısa süre önce tekrar yüz yüze geldik eski "dostumla". enerjisinden hiçbir şey kaybetmemiş, sanki geçen yıllar benden aldıklarını ona vermiş gibi geldi bana.
çok şaşırdım güçlenmiş, biriktirmiş öfkesini sanki. hiç yıpranmamış bir şekilde dipdiri çıktı karşıma bunca yıl sonra, yeniden.
son birkaç gündür,
yine omuzlarımdan sıkıyor bedenimi.
yine soğuk soğuk terler dökmeme sebep oluyor,
yine, dilime vurmasa da birçok düşündüklerim, zihnimde "keşkeler" dolanmasına sebep oluyor, yaptığım ve yapmadığım birçok şey için.
yine geceleri uykuma engel olup karabasan gibi tepemde oturuyor,
yine sabahları bulantılarla kusmalarla günaydın diyor bana.
yine işte, evde, sokakta, yolda, parkta huzursuzluklar yaşatıp,
yine kendimi dışarılara atma isteğini sokuyor kafama.
yine kimselerle konuşmadan, kafamı kaldırmadan, bilinçsizce ve hedefsizce hatta saatlerce yürümeeeee yürüme...
bacaklarım beni taşıyamayacak hâle gelene kadar yürüme isteğini üflüyor beynime.
ve yine, bugüne kadar yaralı parmağa işememiş faydasız, hedefsiz, gereksiz, boş biri olduğuma, hiçbir yerde karşılığı olmayan biri olarak hissetmem gerektiğine ikna etmeye çalışıyor beni.
sanırım baş belam #depresyonum yıllar sonra hasret gidermek için veya bir daha şansını denemek için tekrar geldi.
zordayım.
o günün şartlarında kendimce yıllarca mücadele ettim, isteklerine boyun eğmedim. çok zor oldu ama zaman sonra galip gelen ben oldum, yani def etmeyi başardım bir şekilde, hayatımdan çıkardım onu o günlerde.
yediği tokadın etkisiyle olacak yıllardır yanıma yanaşamıyor, temas kurmaya çalışmıyor, varlığını, hatta yaşadığını dahi belli etmiyordu bana. ama "su uyur düşman uyumaz" sözü bu defa benim için onun üzerinden gerçek oldu.
birkaç zamandır yakınlarımda olduğunu, etrafımda dolandığını, sanki saldırmak, vurabilmek için pusuda beklediğini seziyordum. varlığını ensemdeki soğuk bir nefes gibi hissediyor, çok oralı olmamaya gayret gösterip umursamamaya çalışıyordum ama artık görmezden gelinecek, yok sayılacak ya da ciddiye alınmayacak bir şey değil, elini tenimde hissedince anladım bu durumu.
kısa süre önce tekrar yüz yüze geldik eski "dostumla". enerjisinden hiçbir şey kaybetmemiş, sanki geçen yıllar benden aldıklarını ona vermiş gibi geldi bana.
çok şaşırdım güçlenmiş, biriktirmiş öfkesini sanki. hiç yıpranmamış bir şekilde dipdiri çıktı karşıma bunca yıl sonra, yeniden.
son birkaç gündür,
yine omuzlarımdan sıkıyor bedenimi.
yine soğuk soğuk terler dökmeme sebep oluyor,
yine, dilime vurmasa da birçok düşündüklerim, zihnimde "keşkeler" dolanmasına sebep oluyor, yaptığım ve yapmadığım birçok şey için.
yine geceleri uykuma engel olup karabasan gibi tepemde oturuyor,
yine sabahları bulantılarla kusmalarla günaydın diyor bana.
yine işte, evde, sokakta, yolda, parkta huzursuzluklar yaşatıp,
yine kendimi dışarılara atma isteğini sokuyor kafama.
yine kimselerle konuşmadan, kafamı kaldırmadan, bilinçsizce ve hedefsizce hatta saatlerce yürümeeeee yürüme...
bacaklarım beni taşıyamayacak hâle gelene kadar yürüme isteğini üflüyor beynime.
ve yine, bugüne kadar yaralı parmağa işememiş faydasız, hedefsiz, gereksiz, boş biri olduğuma, hiçbir yerde karşılığı olmayan biri olarak hissetmem gerektiğine ikna etmeye çalışıyor beni.
sanırım baş belam #depresyonum yıllar sonra hasret gidermek için veya bir daha şansını denemek için tekrar geldi.
zordayım.
devamını gör...
melamet hırkası
kibri çıkarıp aczi giyinmektir.
devamını gör...
baklava ile ayran içmek
baklava ile ayran içen kişinin bu ikiliyi ilk kez mevlütte tatmış olasılığı %92 dir.
devamını gör...
warlock
rpg, frp ve mmorpglerin havalı classı. temelde basit saldırı büyüleri(doğru eşyaları donanırlarsa pure mageleri de bire birde alabilirler) ve hikaye boyu seçimlerine odaklı yeteneklere göre çalışırlar. d&d evreninde ise çok daha detaylı bir lore doğrultusunda karakter yazılır. warlock karanlık bir güce bağlanarak büyü gücünü alan bir savaşçıdır. skyrim’de de d&d esintilerini görebiliyoruz ama her tip savaş büyücüsüne adamlar warlock demiş oyunda. battlemage ile benzer yönleri olsa da sadece yakın dövüşü yardımcı yetenek olarak kullanmak zorunda değiller. bağlandıkları karanlık güce göre yardımcı yetenekleri şekillenir. türkçe çeviride erkek cadı anlamına gelir ama ; oyunlarda warlocksuz yakın dövüş görmeyiz o yüzden “erkek cadı” çevirisini ben doğru bulmam. cadı dediğimiz direkt pure magedir. pure mage de sırf savaş büyüsü kullanmaz her tip büyüyü yapacak manası vardır, warlock ise mana anlamında biraz daha fakirdir.
he şu var, “erkek cadı” olmasa da büyü yönü bir miktar daha fazladır battlemage’e ya da mesela paladine göre, onu da söyleyeyim. battlemage için büyü bir yardımcıyken, warlock için yakın dövüş yeteneği (ya da saldırı büyülerinin yanında ne kullanıyorsa) bir yardımcıdır.
edit: skyrim’de battlemage olarak başlayan serüvende molag bal ile tanıştığımda onun gürzünü almıştım. emrettiği görevleri yerine getirdim tabii önce, o gürzü alana kadar yaptırmadığı serserilik kalmadı.
he şu var, “erkek cadı” olmasa da büyü yönü bir miktar daha fazladır battlemage’e ya da mesela paladine göre, onu da söyleyeyim. battlemage için büyü bir yardımcıyken, warlock için yakın dövüş yeteneği (ya da saldırı büyülerinin yanında ne kullanıyorsa) bir yardımcıdır.
edit: skyrim’de battlemage olarak başlayan serüvende molag bal ile tanıştığımda onun gürzünü almıştım. emrettiği görevleri yerine getirdim tabii önce, o gürzü alana kadar yaptırmadığı serserilik kalmadı.
devamını gör...