daha önce depresyona girip sessiz sedasız giden bir yazar olarak katıldığım başlıktır.

aldım ceketimi çıktım gittim. kimseye basın toplantısı yapıp duyurmadım. kimim ulan ben böyle hareketler yapacağım.
devamını gör...

olmadı sözlük. çok özeldi. çok güzeldi. ama olmadı. çok sevmek yetmiyor işte bazen. kaldım yine sana sözlük.
devamını gör...

filmin iğneleyici bir sistem eleştirisi olduğunu düşünüyorum. muhtemelen dönemindeki çarpıklıkları komedi unsuru ve eski istanbul dönemi üzerinden anlatıyor.
ana hikayenin turgut özakman gibi usta bir kalemin elinden çıkmış olması zaten yeterliyken bir de senaryoyu yavuz turgul yazmıştır.
serkomser ziver, cumali ve şekerpare üçlüsünün ana karakter olduğu filmde, yan karakterlerin hepsi bambaşka hikayelerle filmi yapılacak kadar renkli tipler öte yandan.
hurşit'in, galatalı'nın ya da letafet'in öyküsünü de izlemek isterdim.


nazırın damadının galata esnafını soyup soğana çevirmesi.
nazırın konağında, damadının hizmetçiyi iğfal etmesi ve sonra olayı kapamak için kadını apar topar saf bir bekçiyle evlendirmeye çalışması.
genelev patroniçesinin nazıra saygıdeğer bir hanımefendi olarak tanıtılması.
bekçinin kanunları uyguladığı için nezarete atılması.
kabadayının galata esnafının koruyucusu ve ziver'in baş düşmanı olması.
rüşvetin, yolsuzluğun ayyuka çıkması.
.
filmi izlemek çok keyifli ama seneler sonra benzer sorunların gündemde olması ve bunların çözümünün henüz bulunulmamış olması insanı üzüyor.
ezbere bildiğim replikler arada dilime dolanır.
iki ahbap mahpuslarda çekerken çile
bizimkiler kız istemeye gittiler bile.
şener şen'in oyunculuğunun en muazzam halidir bu film. ilyas salman, şevket altuğ, neriman köksal, yaprak özdemiroğlu, serra yılmaz, hüseyin kutman yani filmin tüm kadrosu birbirinden başarılı olduğundan şener şen'in oyunculuğunu zirveye taşımış olabilirler.
eski istanbul atmosferinde geçmesi dolayısıyla kostümler ve aksesuarlar da filmin zevkle izlenmesini kolaylaştıran unsurlardandır.
kelepçe sahnesi der, dururum. daha da spoiler vermeye gerek yok zaten.
devamını gör...

muazzam bir piyes izledim. skandal açıklamalar ve hedefler dinledim. bir türk insanını uzaya yollamayı hedeflerken ''bayanların bile aday olması'' şaşırtmıştır, hedef sahibini. neyse ben ilk olarak yerli uçak ve arabayı istiyorum, uzay konusunu ezhel'e bırakıyorum.
devamını gör...

tam olarak 25 gündür kafa sözlükte yazıyorum. gülüyoruz eğleniyoruz gerçekten hoş ve güzel bir platform. ama başlıkta belirttiğim gibi böyle bir güruh mevcut sözlükte.

x kişi deyimlerle alakalı bir şey paylaşır, mevcut güruh hemen orada biter: sözlüğe tdk'ya çevirenler bik bik bik.

y kişisi bilgi içerikli bir şey paylaşır, mevcut güruh: pufff bunları okuyacak olsam wikipedia'ya giderim yeaaaa

format belli küfür yok, hani bunu kabul ederek buraya gelmişsiniz zaten, belli bir çoğunluk ona da karşı çıkıyor. neymiş küfür etmek özgürlükmüş.

benim anlamadığım bundan tam olarak nasıl bir zevk aldıkları. hani bu şekilde doyuma falan mı ulaşıyorlar yoksa, belli bir iktidar problemleri var ve acısını burda çeşitli başlıklara saldırarak mı çıkarıyorlar gerçekten anlamak güç.

son söz: lütfen mutlu olmanın başka yollarını arayın. bu şekilde saldırdığınız insanların canını kısa bir süreliğine sıkabilirsiniz, fakat siz bir ömür mutsuz olursunuz. bir ömür mutsuz olarak hayat geçer mi değerli arkadaşlar?

edit: ha birde uzun uzun bir tanım paylaşıp sözlükte ne olması ve ne olmaması gerektiğini gözlem adı altında yazanlar var birde. onlara da buradan "sizene" diyorum. yani size mi kaldı kardeşim?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kısa nbc türk sinemasının en sıkı yönetmenlerinden yazarlarından biridir. bize hediye ettiği harika filmler vardır. (bkz: ahlat ağacı)(bkz: kış uykusu)(bkz: bir zamanlar anadoluda) filmlerine bozkır yerleştirmeye aşık olan bir isimdir ayrıca. tarantino için ayak ne demekse onun için bozkır o demektir.
devamını gör...

cenaze sahiplerinin taziye için gelen misafirlere ikramda bulunması. daha ölüm şokunu atlatamadan gelenlere ikram edilecek çayı, çorbayı, pideyi, helvayı düşünmek zorunda kalıyor cenaze sahipleri. bulduğunu beğenmeyen, dedikodu yapmaya gelen ve patavatsız laflar edip ortamın tansiyonunu yükselten akrabalar (!) da cabası...
devamını gör...

1980 yapımı, stanley kubrick’in yönettiği stephen king’in the shining (kitap) kitabından uyarlama film.

benden önce bir çok kişi filmle ilgili tanım yazmış; özellikle #1458169 nolu tanım filmi bambaşka açıdan açıklamış. ben o yüzden sadece film- kitap içeriğine bağlı olarak filmi eleştireceğim. kubrick’i eleştirmek ne haddime olsa da*

kitap ile uyuşmayan bir çok nokta var. uyarlama filmlerde bunu görmemiz çok normal ama filmde olaylara bodoslama girilmiş; ailenin öncesi yok. çok uzun olmasa da, ailenin kısa özgeçmişini bilmek faydalı olurdu diye düşünüyorum.

ayrıca film kesinlikle kitabı bilenlere hitap ediyor. okumayan kişiler için filmde bir çok yer havada kalıyor. jack’in delirmesi bile bodoslama. yani kademe kademe delirseydi, filmde gerilim daha da artardı ama adamı birden delirtmişler. wendy karakteri ise çok silik kalmış. kitapta da bu zayıflığı olsa da, filmde resmen ağlak bir kadın yaratmışlar. hele danny olayına girmek bile istemiyorum; seçtikleri çocuk oyuncu gerçekten çok başarısızdı. evet bir çocuktan büyük bir oyunculuk bekleyemesek de, gerilmem gereken yerlerde resmen güldüm*. ayrıca danny’nin otelde yaşadıkları ve tony ile sohbetleri es geçilmiş; şahsi fikrim asıl gerilimi yaratan onlardı zaten. hele tony’nin işaret parmağını indirip kaldırarak konuşması kısmında kahkahayla güldüm*. kubrick, genelde koridor arasındaki yürümeleri gerilim faktörü olarak kullanmış; bu kısım ise gerçekten beni sıktı. o dönem için belki de gerilimli müzik ve hayaletli otelin koridorlarında yürümek gerilim olarak sanılıyordu bilemem. ama gerilmekten ziyade sıkıldım sadece.

filmde ise kitapta olan beyaz defteri bulma konusu yoktu. bir sahnesinde daktilo başındaki jack’in yanında otelle ilgili olduğunu kitaptan bildiğim dökümanlar vardı ve onun oraya nasıl geldiğini bilmiyoruz. o kısımlar da es geçilmiş. yani kitabın en önemli yerlerini kırpmışlar ve sonunu dahi değiştirmişler. kitaptaki son çok çok daha iyiydi bana göre.

sıra hallorann’da. çocuk ile hallorann’ın iletişim kurduğunu nasıl anlıyoruz? adam sadece gözlerini sonuna kadar açıyor ve evet buradan anlıyoruz. oraya ‘dick yardım et’ sesini ekleseydi bari. hallorann’ın yol boyunca yaşadığı aksilikleri filmde anlatmasını beklemiyordum ama en azından çocukla telepatik bağ kurma olayını ekleselerdi.

gelelim olumlu tarafına. filmi yüklenen kesinlikle nicholson. adama hayran olmamak elde değil. ondan başka oyuncu düşün deseler yerine koyamazdım. duygu geçişleri, psikopat halleri çok iyiydi. önünde saygıyla eğiliyorum.

sıra ullman’a geldi. kitapta sevimsiz ve herkesin nefret ettiği adamken, filmde minnoş bir adam yapmışlar . adamın karakterine girmek istememiştir anlıyorum ama en azından kitaba bağlı kalsaydı.

en iyi sahne de tabi ki oluk oluk gelen kan sahnesiydi. zaten bunu belirtmeme gerek yok.

genel olarak filmi beğenmedim. kitabı okumasaydım belki beğenirdim ama bu sefer de bir çok yer açıkta kalırdı. izleyecek olanlara iyi seyirler.
devamını gör...

ummadığım bir şekilde bünyemde bağımlılık yaratan yayın.
önümüzdeki pazar için hatırlatıcı oluşturdum telefonuma.
teşekkürler.
devamını gör...

sizin gibi güzel insanları gördükçe hayata dair umudum artıyor. iyi ki varsınız.
devamını gör...

allah rahatlık versin*.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

3 köpeğim; jan hanım, jiro ve karaburun beyler.

yalnızca sevgiyi ve sadakati biliyorlar. üzmek, kin tutmak, öç almak, küsmek, kalp kırmak, kötü söz söylemek, haset, fesat, kapris bilmedikleri şeyler. sevilmek, karın tokluğu, su ve yatacak yumuşak bir yerden başka istekleri yok. son derece duygulular, halden anlarlar; ağlarsınız yanaşırlar, dokunurlar; gülersiniz devrilir karınlarını açarlar; oynarsınız kuyruk sallarlar.
en mutlu, en berbat hallerimde sığındığım şefkat yuvaları, sevgi yumakları.
devamını gör...

bayıldık sıcaktan
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

işte şimdii ananı miyavladım *
devamını gör...

(bkz: binicem üstüne vuyucam kıybacı) repliğinin gerçekleştiği maç.

artçı sarsıntıları halen devam etmekte, üstüne bir bardak soğuk su için cikciklerrrrrrr*
devamını gör...

- arak(rakı ) içmek
- tahtaya üç kere vurmak
- türbede mum yakmak
- mezar taşı
- kubbe
- nazar, nazar boncuğu
- 40 sayısının anlamı
- gidenin ardından su dökmek
- loğusa kadının başına kurdele bağlamak.
devamını gör...

ayağını yere terliksiz basman guzuum.
devamını gör...

tam adı empatinin yitimi (kayıtsızlık politikası üzerine) olan arno gruen tarafından yazılan kitaptır.

bu kitapla tanışmam caner özyurtlu sayesinde oldu. kendisi ekşi sözlüğün soru cevap videosunda bu kitabı tavsiye etmişti. depresyona girdiği bir zamanda doktoru tavsiye etmiş ve çok memnun kalmış. ona iyi gelmiş.
düşündüm taşındım. lan dedim depresyon benim aşım ekmeğim. sürekli beni rahatsız eden komşum. hemen okuyayım.

üç gün süren bir okumanın ardından kitabı bitirdim. öncelikle kitabı ben çok beğendim. herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
yazar zaten bir psikolog olduğu için kitap içerisinde bol bol örnekler vermiş. empatinin yitirilmesinin nasıl gerçekleştiğini anlatmaya çalışmış. hastalarıyla ve okuduğu alıntılarla çok güzel şekilde kitabını desteklemiş.
yazar gruen aslında hepimizin bildiği şeyleri anlatmayı tercih etmiş. anlattığı şeyleri biliyoruz ama onlarla yüzleşmekten korkuyoruz.
okurken kendimizden parçalar buluyoruz ve bu durum çok canımızı yakıyor.
çocukluğun gelişimde ne kadar büyük yaralar bıraktığına şahit oluyoruz.
yazarın yaptığı analizler gerçek ve sertçe suratımızı tokatlıyor. canım yandı lan.

insan denen canlının dünyaya geldikten sonra anne ve çevresinden öğrendiklerinin ne kadar önemli olduğunu çok güzel anlatmış yazar.
aslında bu durum böyle ama farkında değiliz. aileler hiç değil. kimi aileler bir çocuğa bir zarar veriyorlar ve o çocuk bunu ömrü boyunca sırtında taşıyor. kitapta bahsedilen hastalar bunun en büyük göstergesi. bir olayı anlatıyor ve o olayla ilgili hasta örneği veriyor. şaşırıp kalıyoruz.
ayrıca kurban olmak ve kurban edilmek gibi kavramları da inceliyor. hasta ruhları. hitleri ve gaz odalarını inceliyor analiz ediyor.
beyaz adam ve kızıldereli ilişkisini bile çok güzel analiz ediyor.
birisinin canı yanıyor yandıkça hissetmemeye başlıyor. hissizleşiyor. sonrasında kendi acı çekemediği için başkalarına acı vermeye çalışıyor. acısını bastırıyor. bu kitap tam olarak bunu anlatıyor.

okurken ve düşünürken cidden empati duygumuzu yitirdiğimizi anladım. o yüzden herkesin okuyup dersler çıkarması gerekiyor. tavsiye ederim.
aşağı merak edenler için kitapta anlatılan başlıkları yazacağım.

önsöz: insan olmanın anlamını sorgulamak
kurbanlar ve suçlular meselesi
çocukluk döneminin ve çocuk oluşun tarihine dair
kimliğimiz
dil, bilinç ve sağ ve sol beyin yarımküreleri
yabancılaşmış beden
korku ve kimlik yitimi
kayıtsızlık fenomeni
narsisizm ve kimlik
saldırganla özdeşleşme uygarlığımızın temeli
ahlak ve insanlık
sevgiyi inkar temel suçtur
ilişki ve bağlılık aynı şeyler değildir
idealler, idealleştirmeler ve bunların politik sonuçları
karl marx
çocuklarımız ve tersine dönüş
hakikat kötülüğe dönüşüyor, yalan ise iyiliğe
bilim ve ilkellik
bizim korkumuz
ilker insanların korkusundan farklıdır
tarihsel bilincimiz
terrence despres ve hayatta kalanlar:
var olmamak ve onur hayatta kalmayı sağlıyor
insan olmak ve şizofreni üzerine bir değerlendirme
var olmama mücadelesi
hastalar kendilerini koruyor
hastanın büyülü zenginliği
yaşamın anlamı ve içimizdeki şiddetin temeli olarak kurban durumunda olma
sevgi olmayan sevgi ve kimlik olmayan kimlik toplum için sonuçları
tarih nedir ? ne yapılmalı?


not: yukarıda yazdıklarım başlıklardır. alt başlıkları üşendiğim için yazmadım. zaten yazarların merak edeceğini düşünerek ekledim. merak edenlerin merakını giderecektir.

sevdiğim alıntıları ekleyip tanımı sonlandırıyorum.


çocuklar kendilerini bedensel ve ruhsal olarak çaresiz hissediyorlar, kişilikleri daha düşünce düzeyinde bile protesto edecek kadar sağlamlaşmamış oluyor, yetişkinlerin ezici gücü ve otoritesi onları dilsizleştiriyor, hatta çoğunlukla zihinlerini köreltiyor. ancak aynı korku doruk noktasına ulaştığında çocuğu otomatik olarak saldırganın iradesine boyun eğmeye, onun bütün isteklerini tahmin etmeye ve yerine getirmeye, kendini tamamen unutmaya ve saldırganla tümüyle özdeşleşmeye zorluyor



bir insanın öğrenmek için mümkün olduğunca az hata yapması gerektiğini düşünürüz. bu yanlış varsayım çocuklarımızın oynayarak öğrenme olanağını ortadan kaldırır. eğer bir çocuk keşif gezilerine çıkamıyorsa, algılama
yeteneğini de geliştiremeyecektir



düşmanlar bizi kendi yaralanmışlığımızı görmekten uzak tutarlar. insan başkalarını cezalandırabildiği, aşağıla-
yabildiği, hatta yok edebildiği sürece kendi kendisiyle yüzleşmek zorunda kalmaz.
devamını gör...

mağdurların ve güçsüzlerin sığınacağı tek saçak altıdır. cumhuriyetin dahi tek güvencesidir. hukuk, istanbul'un siluetinden, tuz gölü'ne kadar canlı, cansız tüm varlığımızın teminatıdır. hukuk biterse biz de biteriz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim