bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
kuzguncuktaki vişne hanım bu ne güzel şarkı ama yaaa*.
devamını gör...
pink floyd'un vasat ve sıkıcı bir grup olması
pink floyd gelmiş geçmiş en iyi gruptur.
the dark side of the moon şu ana kadar yapılmış en iyi albümdür.
yalnız time mı high hopes mu, yoksa hey you mu gelmiş geçmiş en iyi şarkıdır bilmiyorum. gerçi shine on you crazy diamond da olabilir.
pink floyd ve roger waters kutsallarımdır. bu konuda tutucu ve hoşgörüsüzüm evet.
edit: en önemli şeylerden birini unutmuşum the dark side of the moon albümünün kapağı dünyanın en güzel albüm kapağıdır.
edit 2: david gilmour gitarın tanrısıdır.
the dark side of the moon şu ana kadar yapılmış en iyi albümdür.
yalnız time mı high hopes mu, yoksa hey you mu gelmiş geçmiş en iyi şarkıdır bilmiyorum. gerçi shine on you crazy diamond da olabilir.
pink floyd ve roger waters kutsallarımdır. bu konuda tutucu ve hoşgörüsüzüm evet.
edit: en önemli şeylerden birini unutmuşum the dark side of the moon albümünün kapağı dünyanın en güzel albüm kapağıdır.
edit 2: david gilmour gitarın tanrısıdır.
devamını gör...
kız çocuğu babalarına tavsiyeler
onları sizin zamanınıza göre değil onların zamanına göre yetiştirin. ben demiyorum hz ali diyor.
devamını gör...
yıldız parkı
4 mevsim boyunca hep güzel olan koru/parktır. beşiktaşta belki en huzur verici yer olabilir. tamamiyle ağaçlık ve güzel yeşillendirmeye sahip olan yerdir. son bahar aylarında gitmenizi tavsiye ederim dökülen yaprakların güzelliklerinin arasında oturup termostan kahvenizi içip sincapları izleyebilirsiniz. sabit durursanız eğer sincapların ilgisini çekme olasılığınız yüksek yakınlaşmayı çok sevmeseler de meraklı hayvanlar. onları izlemek bile çok güzel. biraz yokuş olan tırmanışları göz önüne almazsak yürüyüş, arkadaşlarla muhabbet sohbet, piknik tarzı şeyler yapılıp kendinizi mutlu edebilirsiniz. şehrin içinde böylesi güzel bir yerin olması insanı çok şanslı hissettiriyor.
(bkz: gidiş yolu üzerinde galatasaray üniversitesi,çırağan sarayı görmek mümkün.)
(bkz: gidiş yolu üzerinde galatasaray üniversitesi,çırağan sarayı görmek mümkün.)
devamını gör...
çirkin olduğu halde öz güven patlaması yaşayan kadın
çirkinlikle güzellikle öz güvenin ne ilgisi var dedirten başlıkta tanımlaması yapılan kişidir.
devamını gör...
georg cantor
tam adıyla georg ferdinand ludwig philipp cantor* ünlü alman matematikçidir. prof. dr. ali sinan sertöz'ün deyişiyle çağının ötesinde bir matematikçidir. bilim dünyasının "sıradışı" profesörü olarak anılır.
kümeler kuramının kurucusudur.kümeler arasında birebir eşlemenin önemini ortaya koymuştur, "sonsuz küme" kavramına matematiksel bir tanım getirmiş ve gerçel sayıların sonsuzluğunun doğal sayıların sonsuzluğundan "daha büyük" olduğunu ispatlamıştır. ayrıca kardinal sayı ve ordinal sayı kavramlarını ortaya atmış ve bu sayıların aritmetiğini tanımlamıştır. 1890 yılında alman matematik derneğini kurmuştur.
matematiğe olan ilgisi anlaşılınca matematik eğitimi almış- berlin üniversitesi'nin efsanevi matematikçileri olan kronecker, weierstrass ve kummer'dan- ve mezun olunca halle üniversitesi'nde göreve başlamıştır. zamanı gelip cantor sıradışı fikirlerini ortaya koyunca kronecker'ın en büyük düşmanı, weierstrass'ın da en büyük destekçilerinden olacağını kim bilebilirdi?

cantor'un zorlu serüveninin başlangıcı birebir ve örten fonksiyon kavramlarının çağının ötesinde bir anlayışla kullanmasıyla gerçekleşmiştir. sonsuz kümelerin farklı sayıda olabileceğini de bize cantor göstermiştir. hayal edip idrak etmesi güç gerçekten. cantor'un ne kadar özel biri olduğunu anlayabiliriz böylelikle.
uzaydaki nokta sayısı: sonsuzluğu saymaya başlayınca insan nerede duracağını bilemiyor. cantor bize sadece 0 ile 1 arasındaki reel sayıların miktarı ile düzlemdeki herhangi bir büyüklükte bir karenin içindeki nokta sayısının da aynı olduğunu söylüyor. yani bu nokta kümeleri arasında birebir ve örten bir fonksiyon kuruyor. insanlar daha bunu kabullenmeye çalışırken cantor daha ileri gidip aslında yaşadığımız üç boyutlu uzaydaki herhangi bir küpün ya da kürenin içindeki nokta sayısının da yine 0 ile 1 arasındaki reel sayılar kadar olduğunu gösteriyor. 1 adım sonra ne diyeceğini tahmin etmenin çaresizliği ile insanlar cantor'u dinliyor ve cantor n-boyutlu uzaydaki tüm noktaların sayısının da yine 0 ile 1 arasındaki reel sayılar kadar olduğunu söylüyor. ve bu insanlar 19. yüzyılda logaritma tabloları ile hesap yapmaya çalışan insanlar. cantor'u sevmemiş olmalarında şaşırtıcı bir yön yok. cantor'u çekemeyenlerin tek tesellisi cantor'un tam sayıların sayısı ile reel sayıların sayısı arasında kalan başka bir sonsuz sayı olup olmadığı problemini bir sonuca bağlayamadan ölmesidir.
cantor'dan geriye sonsuzluk kavramı ve kümeler kuramı kalmıştır. tüm kümelerin oluşturduğu bir kümenin alt kümeler kümesinin bu kümenin içine sığamayacağı gibi paradokslarla, matematikçilere kümeler kuramına ciddi belitler yardımıyla yaklaşmak gerektiğini öğretti. bugün kullandığımız zermelo-frankel küme belitlerinin ortaya çıkmasına yol açtı.
cantor küme kavramının ciddi bir şekilde ele alınması gerektiğini, ciddiye alınmazsa içinden çıkılmaz paradokslarla boğuşacağımız düşüncesini de ilk dile getiren kişi olmuştur. cantor insanların çığır açan fikirlerini kabul edeceğine inansa da eminim bu kadar geç ve ruh sağlığını kaybettireceğini düşünememiştir. kıskançlık, bağnazlık ve alışılmışın dışına çıkamama dönemin insanlarında çokça görülen bir durum olmuştur. gerçi dönem değişse de insanlar hala değişmez. neyse geç olsun güç olmasın diyerek kendimizi avutup duralım.

günümüzde, cantor'un fikirleri matematikçilerin büyük çoğunluğu tarafından doğru kabul edilmekte ve matematik tarihinin en önemli paradigma değişimlerinden biri olarak tanınmaktadır. david hilbert, "cantor'un yarattığı cennetten bizi kimse kovamayacaktır" diyerek cantor'un katkılarının önemini vurgulamıştır.
anladığımız üzere zamanında cantor bu fikirleri için yoğun bir şekilde eleştiri almıştır. insanlar cantor'un fikirlerine ayak uyduramamıştır. "çağının ötesinde bir matematikçi" kavramı tam anlamıyla cantor'a göre.
sonsuzluğun sınırında yalnız bir adam: georg cantor
sonsuzluğun ve modern matematiğin babası: georg cantor
ünlü matematikçi kronecker cantor için "hain, gençleri zehirleyen bir bilim şarlatanı" ifadelerini kullanmış, poincare ise "matematiği saran ağır bir hastalık" benzetmesini yaparak canım cartoncuğuma laf etmişlerdir. kimse kusura bakmasın hepsi kendisiler. yedirmem cantorcuğumu!!!
ayrıca din adamları da her zamanki gibi bilime ters olduklarından dolayı cantor'a karşı bir saldırı içerisindelerdi.
gösta mittag-leffler, dedekind, david hilbert ve weierstrass ise köstekçilere karşı cantor'un yanında durup destekçilerinden olmuşlardır. fakattt cantor artık dayanamadı ve depresyon yılları cantor için başlamış oldu. ölene kadar sık sık hastaneye yatacak ve sık sık tedavi görecekti artık cantor. ama hastaneden yazdığı mektuplarında hala sağlığına kavuşup bir an önce matematik çalışmayı düşlediğini yazar dururmuş canımın içi cantor. ama bir daha matematik çalışacak kadar sağlığı yerinde olamadı.. fakat boş durmayıp alman matematik derneğini kurdu. ah cantor.. ne hale getirdiler seni.
cantor ağır eleştirilere konu olduğunu ömrünün son gününe kadar duyduğu için kalbi kırık ayrıldı aramızdan. ama unutmasın ki adının geçtiği bir kümenin bugün ders kitaplarında yer aldığını ve bizlerin onu andığını. iyi ki var olmuşsun georg cantor.
(bkz: cantor teoremi)
unutmayın ki sevgili okurlar sonsuzluğa asla ulaşamayız.
zamanında bu yazıyı oluştururken bana destek olan ve anlamamı sağlayan sigma'ya teşekkürlerimi sunuyorum..
kaynak: 1
2)tübitak bilim ve teknik dergisi 2016 eylül* sayısı syf. 66-74 prof. dr. ali sinan sertöz (bilkent üniversitesi fen fakültesi matematik bölümü)
kümeler kuramının kurucusudur.kümeler arasında birebir eşlemenin önemini ortaya koymuştur, "sonsuz küme" kavramına matematiksel bir tanım getirmiş ve gerçel sayıların sonsuzluğunun doğal sayıların sonsuzluğundan "daha büyük" olduğunu ispatlamıştır. ayrıca kardinal sayı ve ordinal sayı kavramlarını ortaya atmış ve bu sayıların aritmetiğini tanımlamıştır. 1890 yılında alman matematik derneğini kurmuştur.
matematiğe olan ilgisi anlaşılınca matematik eğitimi almış- berlin üniversitesi'nin efsanevi matematikçileri olan kronecker, weierstrass ve kummer'dan- ve mezun olunca halle üniversitesi'nde göreve başlamıştır. zamanı gelip cantor sıradışı fikirlerini ortaya koyunca kronecker'ın en büyük düşmanı, weierstrass'ın da en büyük destekçilerinden olacağını kim bilebilirdi?

cantor'un zorlu serüveninin başlangıcı birebir ve örten fonksiyon kavramlarının çağının ötesinde bir anlayışla kullanmasıyla gerçekleşmiştir. sonsuz kümelerin farklı sayıda olabileceğini de bize cantor göstermiştir. hayal edip idrak etmesi güç gerçekten. cantor'un ne kadar özel biri olduğunu anlayabiliriz böylelikle.
uzaydaki nokta sayısı: sonsuzluğu saymaya başlayınca insan nerede duracağını bilemiyor. cantor bize sadece 0 ile 1 arasındaki reel sayıların miktarı ile düzlemdeki herhangi bir büyüklükte bir karenin içindeki nokta sayısının da aynı olduğunu söylüyor. yani bu nokta kümeleri arasında birebir ve örten bir fonksiyon kuruyor. insanlar daha bunu kabullenmeye çalışırken cantor daha ileri gidip aslında yaşadığımız üç boyutlu uzaydaki herhangi bir küpün ya da kürenin içindeki nokta sayısının da yine 0 ile 1 arasındaki reel sayılar kadar olduğunu gösteriyor. 1 adım sonra ne diyeceğini tahmin etmenin çaresizliği ile insanlar cantor'u dinliyor ve cantor n-boyutlu uzaydaki tüm noktaların sayısının da yine 0 ile 1 arasındaki reel sayılar kadar olduğunu söylüyor. ve bu insanlar 19. yüzyılda logaritma tabloları ile hesap yapmaya çalışan insanlar. cantor'u sevmemiş olmalarında şaşırtıcı bir yön yok. cantor'u çekemeyenlerin tek tesellisi cantor'un tam sayıların sayısı ile reel sayıların sayısı arasında kalan başka bir sonsuz sayı olup olmadığı problemini bir sonuca bağlayamadan ölmesidir.
cantor'dan geriye sonsuzluk kavramı ve kümeler kuramı kalmıştır. tüm kümelerin oluşturduğu bir kümenin alt kümeler kümesinin bu kümenin içine sığamayacağı gibi paradokslarla, matematikçilere kümeler kuramına ciddi belitler yardımıyla yaklaşmak gerektiğini öğretti. bugün kullandığımız zermelo-frankel küme belitlerinin ortaya çıkmasına yol açtı.
cantor küme kavramının ciddi bir şekilde ele alınması gerektiğini, ciddiye alınmazsa içinden çıkılmaz paradokslarla boğuşacağımız düşüncesini de ilk dile getiren kişi olmuştur. cantor insanların çığır açan fikirlerini kabul edeceğine inansa da eminim bu kadar geç ve ruh sağlığını kaybettireceğini düşünememiştir. kıskançlık, bağnazlık ve alışılmışın dışına çıkamama dönemin insanlarında çokça görülen bir durum olmuştur. gerçi dönem değişse de insanlar hala değişmez. neyse geç olsun güç olmasın diyerek kendimizi avutup duralım.

günümüzde, cantor'un fikirleri matematikçilerin büyük çoğunluğu tarafından doğru kabul edilmekte ve matematik tarihinin en önemli paradigma değişimlerinden biri olarak tanınmaktadır. david hilbert, "cantor'un yarattığı cennetten bizi kimse kovamayacaktır" diyerek cantor'un katkılarının önemini vurgulamıştır.
anladığımız üzere zamanında cantor bu fikirleri için yoğun bir şekilde eleştiri almıştır. insanlar cantor'un fikirlerine ayak uyduramamıştır. "çağının ötesinde bir matematikçi" kavramı tam anlamıyla cantor'a göre.
sonsuzluğun sınırında yalnız bir adam: georg cantor
sonsuzluğun ve modern matematiğin babası: georg cantor
ünlü matematikçi kronecker cantor için "hain, gençleri zehirleyen bir bilim şarlatanı" ifadelerini kullanmış, poincare ise "matematiği saran ağır bir hastalık" benzetmesini yaparak canım cartoncuğuma laf etmişlerdir. kimse kusura bakmasın hepsi kendisiler. yedirmem cantorcuğumu!!!
ayrıca din adamları da her zamanki gibi bilime ters olduklarından dolayı cantor'a karşı bir saldırı içerisindelerdi.
gösta mittag-leffler, dedekind, david hilbert ve weierstrass ise köstekçilere karşı cantor'un yanında durup destekçilerinden olmuşlardır. fakattt cantor artık dayanamadı ve depresyon yılları cantor için başlamış oldu. ölene kadar sık sık hastaneye yatacak ve sık sık tedavi görecekti artık cantor. ama hastaneden yazdığı mektuplarında hala sağlığına kavuşup bir an önce matematik çalışmayı düşlediğini yazar dururmuş canımın içi cantor. ama bir daha matematik çalışacak kadar sağlığı yerinde olamadı.. fakat boş durmayıp alman matematik derneğini kurdu. ah cantor.. ne hale getirdiler seni.
cantor ağır eleştirilere konu olduğunu ömrünün son gününe kadar duyduğu için kalbi kırık ayrıldı aramızdan. ama unutmasın ki adının geçtiği bir kümenin bugün ders kitaplarında yer aldığını ve bizlerin onu andığını. iyi ki var olmuşsun georg cantor.
(bkz: cantor teoremi)
unutmayın ki sevgili okurlar sonsuzluğa asla ulaşamayız.
zamanında bu yazıyı oluştururken bana destek olan ve anlamamı sağlayan sigma'ya teşekkürlerimi sunuyorum..
kaynak: 1
2)tübitak bilim ve teknik dergisi 2016 eylül* sayısı syf. 66-74 prof. dr. ali sinan sertöz (bilkent üniversitesi fen fakültesi matematik bölümü)
devamını gör...
güne bir şarkı alıntısı bırak
...
"insan düşlediği şeyi sever ilk önce
sonra gerçeklere katlanamaz ardından tutunabildiği yere bağlanır
işte ben, sevmek diyorum
delicesine bak sevmek diyorum
gözündeki yaşı, ruhundaki aş'ı
tüm her şeyini sevmek diyorum
bu yüzden hep gözüm kamaşır
hep yüzleş kalmasın kirli çamaşır
sakladığın her şey yüzüne bulaşır
kızım unutma kalbin değil aklın alışır
dünyam, dünyam, dünyam, dünyam
yazılı şarkılar gibi
fıstıklı tatlılar gibi
ah, fırtınam gibi
ah, her şeyim benim... "
[ozbi]
"insan düşlediği şeyi sever ilk önce
sonra gerçeklere katlanamaz ardından tutunabildiği yere bağlanır
işte ben, sevmek diyorum
delicesine bak sevmek diyorum
gözündeki yaşı, ruhundaki aş'ı
tüm her şeyini sevmek diyorum
bu yüzden hep gözüm kamaşır
hep yüzleş kalmasın kirli çamaşır
sakladığın her şey yüzüne bulaşır
kızım unutma kalbin değil aklın alışır
dünyam, dünyam, dünyam, dünyam
yazılı şarkılar gibi
fıstıklı tatlılar gibi
ah, fırtınam gibi
ah, her şeyim benim... "
[ozbi]
devamını gör...
ekmek çalan şahsı yakalayıp polise teslim eden vatandaşlar
olayın serik'te yaşandığını duyunca nedense hiç şaşırmadım. adamı darp etmiş olmaları da kuvvetle muhtemel. altı üstü ekmek çalmış vicdansız insanlar, hiç mi merhamet kalmadı içinizde?
devamını gör...
psikolojik şiddet
ilişkilerde belirli kategorilere ayrılmış türler altında incelenir. çevremizde ve hatta kendimizde gördüğümüz, çoğu zaman bilinçsizce yapılsa da çokça var olan şiddet çeşitleri vardır.
en sık görülenleri başlık başlık incelemek gerekirse;
(bkz: ghosting)
sevgilinin ya da flörtün herhangi bir sebep ya da iletişim olmadan ortadan kaybolması durumu. ortada ayrılığa dair bir konuşma ya da bir durum yoktur, şahıs birden buharlaşırcasına kaybolur. "kanka ben ayrılamıyorum ya o benden ayrılsın" kafası sanıyorum bunun bir türüdür. ayrılık kararı karşıya yüklenir.
(bkz: stashing)
stashing saklama durumudur. mantıklı sebepler olmaksızın sizi ailesinden, arkadaşlarından, kısaca çevresinden saklaması durumu. (hatta herkesten) stashing durumunda buluşmalar genellikle ücra yerlerde, çoğunlukla evde ya da hiç kimsenin sizi tanımadığı yerlerde olur. sizinle bir ilişkisi olduğuna dair kesinlikle sinyal verilmez hatta maksimum derecede gizlenir. bu hikayenin nasıl bittiği malum, fazla yoruma gerek yok.
(bkz: benching)
kenarda tutma durumudur. türkiyede "yedekte tutma" olarak kullanılır. ilişki flört aşamasından ileriye gidemez hatta genelde sosyal medyada görüşmekle sınırlandırılır. sebebi aşikar.
(bkz: love bombing)
aşk bombardımanı durumu. hani üçüncü gün "hayatımda kimseyi böyle sevmedim" durumu da denebilir. genellikle karşı tarafı yoğun sevgi ve ilgiyle ezer, karşılık veremiyorum/layık değilim psikolojisi yaratır. love bombing'in bir diğer özelliği ise aynı hızda bitmesidir. böylelikle yerini yoksunluğa bırakır.
(bkz: gaslighting)
en ilginç terimlerden biri bu. anlatmak için önce nerden geldiğine inelim.
adını 1938 yapımı "gas light" isimli bir oyundan almaktadır. oyunda erkek karakter odada bulunan gaz lambasının her gün ayarını biraz daha düşürmektedir. kadınsa bunu söylediğinde gaz lambasının ayarının aynı olduğunu, kadının paranoya yaptığını, hayal gördüğünü hatta uydurduğunu söyler. oyun sanıyorum gaz lambasının tamamen sönmesiyle son buluyor.
nerden geldiğine bakınca ne olduğunu anlamak ve anlatmak daha kolay oluyor. gaslighting en minimal haliyle "ben asla öyle bir şey söylemedim/yapmadım" durumudur. kişi suçlu olduğunda karşısındakine böyle bir şeyin olmadığını/yaşanmadığını defaatle tekrar ederek onu akıl karışıklığına ve kendinden şüphe etmeye sürükler.
aklıma geldikçe diğer türleri de eklemek üzere burada noktalıyorum.
en sık görülenleri başlık başlık incelemek gerekirse;
(bkz: ghosting)
sevgilinin ya da flörtün herhangi bir sebep ya da iletişim olmadan ortadan kaybolması durumu. ortada ayrılığa dair bir konuşma ya da bir durum yoktur, şahıs birden buharlaşırcasına kaybolur. "kanka ben ayrılamıyorum ya o benden ayrılsın" kafası sanıyorum bunun bir türüdür. ayrılık kararı karşıya yüklenir.
(bkz: stashing)
stashing saklama durumudur. mantıklı sebepler olmaksızın sizi ailesinden, arkadaşlarından, kısaca çevresinden saklaması durumu. (hatta herkesten) stashing durumunda buluşmalar genellikle ücra yerlerde, çoğunlukla evde ya da hiç kimsenin sizi tanımadığı yerlerde olur. sizinle bir ilişkisi olduğuna dair kesinlikle sinyal verilmez hatta maksimum derecede gizlenir. bu hikayenin nasıl bittiği malum, fazla yoruma gerek yok.
(bkz: benching)
kenarda tutma durumudur. türkiyede "yedekte tutma" olarak kullanılır. ilişki flört aşamasından ileriye gidemez hatta genelde sosyal medyada görüşmekle sınırlandırılır. sebebi aşikar.
(bkz: love bombing)
aşk bombardımanı durumu. hani üçüncü gün "hayatımda kimseyi böyle sevmedim" durumu da denebilir. genellikle karşı tarafı yoğun sevgi ve ilgiyle ezer, karşılık veremiyorum/layık değilim psikolojisi yaratır. love bombing'in bir diğer özelliği ise aynı hızda bitmesidir. böylelikle yerini yoksunluğa bırakır.
(bkz: gaslighting)
en ilginç terimlerden biri bu. anlatmak için önce nerden geldiğine inelim.
adını 1938 yapımı "gas light" isimli bir oyundan almaktadır. oyunda erkek karakter odada bulunan gaz lambasının her gün ayarını biraz daha düşürmektedir. kadınsa bunu söylediğinde gaz lambasının ayarının aynı olduğunu, kadının paranoya yaptığını, hayal gördüğünü hatta uydurduğunu söyler. oyun sanıyorum gaz lambasının tamamen sönmesiyle son buluyor.
nerden geldiğine bakınca ne olduğunu anlamak ve anlatmak daha kolay oluyor. gaslighting en minimal haliyle "ben asla öyle bir şey söylemedim/yapmadım" durumudur. kişi suçlu olduğunda karşısındakine böyle bir şeyin olmadığını/yaşanmadığını defaatle tekrar ederek onu akıl karışıklığına ve kendinden şüphe etmeye sürükler.
aklıma geldikçe diğer türleri de eklemek üzere burada noktalıyorum.
devamını gör...
necati şaşmaz'ın kendisini mehdi olarak görmesi
39 sezon sürmüş olan dizide ölmeyen tek karakter. mehdi olduğuna inanmış olması çok doğal.
kurşuna kafa atmış adam ibrahim tatlıses idi, pardon.
polat’a kurşunlara gelesinnnn demek istiyorum.
kurşuna kafa atmış adam ibrahim tatlıses idi, pardon.
polat’a kurşunlara gelesinnnn demek istiyorum.
devamını gör...
seni seviyorum diyememek
diyemiyorsanız demeyiniz güzel yazar arkadaşlarım. "hissettirin" bu daha etkili bir yöntemdir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
yoruldum. gerçekten çok ama çok yoruldum. çabalamaktan ama her seferinde boşa gittiğini hissetmekten, insanlara kendimi anlatmaya çalışmaktan, ağlamaktan ama en çok da çabalamaktan yoruldum. kötü olduğumda desteğini ve ilgisini beklediğim çok az kişi var zaten hayatımda ama onlara bile “ben iyiyim sen işini yap, boşver beni, bi şeyim yok, salla gitsin ya amann” dediğimde ciddi olmadığımı bilmelerini ve sadece ısrar edip “nasılsın, neyin var, konuşmak ister misin” gibi şeyler sorup ilgilenmelerini, yanımda olmalarını istiyorum yalnızca o birkaç kişiden ya. belki de çok fazla şey bekliyorumdur bu dünyadan ya da insanlardan, bilmiyorum.
devamını gör...
kız isteme cinsiyetçi midir sorunsalı
cinsiyetçidir. kız isteme yerine adını koyduk denilebilir. kahve içtik denilebilir.
devamını gör...
diş fırçası ve macununun a101 ve şokta paso indirimde olması
diş fırçalamayan milletime slogan şeklinde söylemek istediğim başlık. neyse ki artık maskeler ve sosyal mesafe var da kimsenin ağız kokusunu çekmiyoruz.
pandeminin küçük avantajları
pandeminin küçük avantajları
devamını gör...
ilginç etimolojik bağlantılar
kiosk kelimesi türklerin çinlilerden gördüğü bahçeli evlere verdiği köşk kelimesinden gelmektedir. (bkz: jean-paul roux)
devamını gör...
kasım ayından beklentiler
sen bari bi güzellik yap be kasım.
devamını gör...
mutsuzum ama keyfim yerinde
kişinin yorulmuş, sıkalmış, bunalmış olduğunu ifade eden sözdür. mutsuz değilim ama mutlu da değilim demektir. çünkü mutsuzluk da mutluluk kadar enerji gerektiren ve şeydir. öyle anlar olur ki insan üzülecek enerjiyi bile kendinde bulamaz. bence mutsuzluktan daha kötüdür. bir şeyleri yaşama, değiştirme, düzeltme yetisine sahip olmazsınız. öyle geçer günler.
devamını gör...
körlük
kitab'ın en can alıcı cümleleri:
-hepimiz susalım,sözlerin işe yaramadığı anlar var.
-biz zaten kördük.gördüğü halde göremeyen körler.
-hepimizin içinde adını koyamadıgımız birşey var işte biz oyuz.
bu kitap okunmalı hemde tekrar tekrar..
-hepimiz susalım,sözlerin işe yaramadığı anlar var.
-biz zaten kördük.gördüğü halde göremeyen körler.
-hepimizin içinde adını koyamadıgımız birşey var işte biz oyuz.
bu kitap okunmalı hemde tekrar tekrar..
devamını gör...
gece 12'den sonra açılan başlıklar
gece 12 den sonra bütün içkiler şaraptır.
cemal süreya.
gece 12 den sonra bütün başlıklar troldür.
larktwain.
cemal süreya.
gece 12 den sonra bütün başlıklar troldür.
larktwain.
devamını gör...
