taaşşuk-ı talat ve fitnat
taaşşuk-ı talat ve fitnat talat bey ile fitnat hanım'ın sonu hüsranla biten aşklarının acıklı hikâyesidir. aşkı için kadın kılığına giren koca yürekli talatbey aşk ne olduğunu bilmeyen senden öğrenir.
devamını gör...
bülbülü öldürmek
harper lee'nin ilk basımı 1960'ta yapılan ilk, ve 2015'te basılan "tespih ağacının gölgesinde"den önceki tek kitabından aynı isimle uyarlanan, 1962 yapımı bir robert mulligan filmi.
ismi çok hoşuma gittiğinden, 2013 yılında kitabını okumuştum ilk önce. birkaç ay sonrasında, üzerinden çok da zaman geçmeden filmini de izledim. kitaptaki her detaya değinmese bile, filmin kendi bünyesinde yer ayırdığı her karakter, her olay ve her diyalog, kitapla neredeyse tamamen aynı. aslına sadık kalan bir uyarlama olduğu rahatlıkla söylenebilir.
hikaye, 1930'ların başında, "maycomb" isimli kurmaca bir kasabada geçiyor. ırkçılığın, adalet sisteminin boğazına en şiddetli ve acımasızca çöktüğü dönem. siyahilere yapılan ayrımcılığın örneklerinden biri, sanık tom robinson'un avukatlığını üstlenen atticus finch'in savunmasıyla ve henüz 6 yaşında olan kızı scout'un, yetişkin dünyasının adillikten uzaklığıyla ilk kez yüz yüze gelmesine verdiği reaksiyonlarla inceleniyor. türünün örnekleri arasında, hem edebi hem de sinematik anlamda "bülbülü öldürmek" eserini farklı kılan, ırkçılığın ve adaletin birey hayatını ne biçim ve derecede etkilediğini henüz bilmeyen ama tom robinson vakası ilerledikçe bunu öğrenip, bir nevi çocukluğu geride bırakarak büyüme evresine adım atan bir çocuğun bakışı ve anlatımıyla aktarılmasıdır. toplum yaşantısını ve halihazırdaki hukuk sistemini, deneyimleri aracılığıyla süzgecinden geçirmiş ve kendince bir fikre erişmiş yetişkin bir bireyin, siyahi bir adamın beyaz bir kadına tecavüz suçundan yargılanmasını ve masum olduğu halde mahkemece suçlu bulunmasını aktarması çok daha kolaydır. "adalet" kelimesinin anlamını bile tam olarak bilmeyen bir çocuğun bakışı ve anlamlandırma çabası üzerinden bir dava aktarmak ise hayli zordur. bir okuyucu ve seyirci olarak, karşımızda zoru başarmış bir yapıt duruyor bu yüzden.
izleyicisini özellikle şu iki kavramı sorgulamaya itiyor film: "masumiyet" ve "eğitim". masumiyet, çocuk karakterlerin "adalet" kavramını babalarının mesleği kanalıyla anlamlandırma çabalarında işlenirken; eğitim, atticus finch'in karakteri ve tavırları üzerinden; eğitimsizliğin bir insanı hem kendi bireysel hayatında hem de toplum yaşantısında hangi konuma getireceği ise mayella ve bob ewell, boo radley, walter cunningham karakterlerinin yaklaşımları üzerinden aktarılıyor.
atticus finch, mesleğini olabilecek en ideal şekilde yapan, yaptığı işin amacını gerçekleştirdiğine, gerçekleştirmesi gerektiğine inanan bir avukat. lakin buna rağmen kendisini bir idealist olarak tanımlamıyor. mahkeme kararını jüriye bırakmadan hemen önceki tiradında bunu açıklıyor:
"şimdi baylar, ülkemizin mahkemeleri en üstün eşitlikçi kurumlardır. bizim mahkemelerimizde tüm insanlar eşittir. mahkemelerimizin ve jüri sistemimizin bütünlüğüne inandığım için ben bir idealist değilim. bu benim için bir ideal değil: bu bizzat yaşayan ve işleyen bir gerçek!"
tom robinson'un avukatlığına kimse yanaşmazken, yargıç bu görevi atticus'a verdiğinde, atticus'un hiçbir şekilde tereddüt etmeden vakayı almasının ardındaki güç; ülkesindeki hukuk sisteminin adilliğine ve tüm insanların eşitliğine olan inancından gelir. davadaki umut ışıkları sönmeye başlıyorken, yarım yamalak da olsa gidişatı kendince yorumlayan oğlu jem, üzüntüyle verandaya çöktüğünde komşuları maudie'nin ona "bazı insanlar hoş olmayan işleri yapmak için dünyaya gelmişlerdir. baban da onlardan biri." demesini haklı çıkaran kısım; atticus'un işlerliğine inandığı adalet sisteminin ırkçılık olgusuna duyduğu antipatinin, adalet kavramına duyduğu sempatiden baskın olmasıdır. bünyesinde çalıştığı sistem adalete, atticus'un inandığı kadar inanıyor olabilir; fakat adil olmak uğrunda onun kadar motive ve objektif değildir. esasında atticus, tom robinson'u savunurken sadece mahkemeye karşı değil, halka karşı da tek başına mücadele eder. siyahilerin mahkemeyi takip etmesi için onlara balkonu uygun gören ve beyazların arasına oturmalarını yasaklayan bir mahkeme varsa; siyahilere mümkün olduğunca uzakta durmaktan memnun olan bir halk da vardır. bu davanın içindeki her bir karakter, belirli bir toplum kesimini tek başına simgeler. tom robinson, suçu kanıtlanmadan -hatta suçsuzluğu kanıtlandığı halde- suçlu bulunan tüm siyahileri temsil eder. mayella ewell, attığı iftiradan aklanmak için beyaz oluşunu sırf toplum içinde değil mahkeme sınırları içinde de çekincesizce kullanmaya çalışan tüm beyazları simgeler. haksız yere tom robinson'u suçlu bulan jüri, farklı ırklara ön yargıyla yaklaşan halkı temsil eder. o küçük salonda geçirilen birkaç saat içerisinde, toplumun en kritik yaklaşımları ortak bir savaşıma girer.
mahkeme iki oturuma yayılır. aslında ilkinde, tom robinson'un suçsuz olduğu pekala ortadadır. atticus, çok iyi bir baba ve avukat olmasının yanında, çok iyi bir dedektif de olabilecek bir bakış açısına sahiptir. mayella ewell, polis şefinin de doğruladığı şekilde, sağ gözüne bir yumruk darbesi almıştır. bu da solak olan biri tarafından darp edildiği anlamına gelir. oysa mayella'nın kendisini darp ettiği kişi olduğunu iddia ettiği tom robinson'un sol eli, 12 yaşındayken bir makineye kaptırdığı için o zamandan beri iş görmüyordur. öte yandan babası bob ewell, atticus'un tüm mahkeme önünde kanıtladığı üzere, solaktır. (atticus, bob ewell'dan ismini bir kağıda yazmasını ister ve bob ewell refleks olarak sol eliyle yazmaya başlar). mayella'ya şiddet uygulayan -ve bir teoriye göre tecavüz de eden- kişinin, babası bob olduğu artık aşikardır. bu bir yana, tom robinson'un aleyhine hiçbir tıbbi kanıt yoktur; olaya tanıklık eden iki kişi de, davacı taraf olan mayella ve bob ewell'dır. ve halkı galeyana getirip jüriyi de ikna etmek için yapmaları gereken tek şey, tom robinson'u işaret edip "suçlu bu zenci" demektir. bu yaklaşım sergilendikten sonra, mahkeme büsbütün cephe alır. tom robinson'u sadece suçlu ilan etmek değil, aşağılamak fırsatını da kaçırmazlar. ewell ailesinin avukatının, "mayella'ya neden yardım ediyordun?" sorusuna tom robinson "yalnızca yardım etmek istiyordum, ailesi kalabalıktı ve her şeyi tek başına yapmak zorundaydı, ona acıyordum..." şeklinde cevap verdiğinde avukat güler ve "bir zenci olarak sen, beyaz bir kadına mı acıyordun?" karşılığı verir. avukatın bu tepkisinde, siyahi insanların sadece hukuki düzlemde değil, sosyal yaşantıda da aşağılandığını görürüz. "zenciler beyazlara acıyamaz, yahut onları eleştiremez" gibi bir algı hakimdir. bu mahkemede bir kez daha bununla yüz yüze gelen atticus, bu ayrımcılık karşısında, beyazlar adına utanç duyarak başını yere indirir.
ilk oturumun bitiminde tom robinson, geceyi geçirmesi için nezarethaneye kapatılır. aynı gece, içinde komşusu ve eski müvekkili walter cunningham'ın da bulunduğu bir grup, tom robinson'a saldırmak üzere nezarethane kapısına dayanır. bu cahil şiddet yancılarının karşısında, atticus'u elinde bir kitapla, kapıda nöbet tutuyorken görürüz. tüm o taş ve sopalara karşılık, bir kitapla, sırtı dik bir şekilde orada dikilmektedir. tam bu karede eğitimin cehalet karşısındaki konumu aktarılır aslında. tüm ısrarlarına rağmen, atticus ne kapıda durmaktan ne de nezaketle konuşmaktan vazgeçer. o sırada scout, jem ve dill kadraja girer. atticus'un avukat kimliğinin dik duruşuna, baba kimliğinin tedirginliğinin karıştığını hissederiz. çocukları faydasız kalacak bir çabayla eve göndermeye çalışsa da, jem, babasının tehlikeli bir konumda olduğuna uyandığından gitmemekte ısrar eder. o sırada scout, daha evvelinde selamlaştığı, ve aynı zamanda sınıf arkadaşının babası olan walter'ı görür kalabalık arasında, ve yeniden selamlaşır. oğlunun çok iyi bir çocuk olduğunu, eve döndüğünde ona da selamlarını iletmesini söyler. kendisiyle gülümseyerek diyalog kurmaya çalışan bir çocuğun karşısında elinde sopalarla dikilmekten utanç duyan walter, grubu da toplayıp geri çekilir. yetişkinlerin gövde gösterisinin, çocukların masumiyeti karşısında mağlup olabileceği aktarılır bu sahneyle de.
ikinci oturumda, atticus, bir insanın böyle bir durumda ve böyle bir mahkemede yapabileceği en makul, en anlaşılır, en hak verilir konuşmayı yapmasına rağmen, tom robinson suçlu bulunur. mahkeme bittiğinde ve atticus çantasını ağır ağır, hayal kırıklığıyla topladığında, balkonda onu izleyen tüm siyahiler ayağa kalkar. ayağa kalkanlardan biri olan rahip sykes, dalgınlıkla babasını izleyen scout'a ayağa kalkmasını söyler. insanların neden ayağa kalktığına anlam veremeyen scout, bunu bakışlarıyla rahibe sorduğunda aldığı cevap: "ayağa kalkın bayan scout, babanız geçiyor"dur. atticus çıkmadan evvel bir süre bu topluluğa bakar; kendisine duyulan saygı karşısında duraksar, ama görevini yapmasına rağmen suçsuz olan bir insanı kurtaramamış olmasının huzursuzluğuyla, başı öne eğik vaziyette salondan çıkar. ve aynı akşam, masumiyetini kanıtlayamayacağını anlayan tom robinson'un kaçma girişiminde bulunması sebebiyle, görevli bir polis tarafından vurulup öldürüldüğü haberini alır. tom robinson'un ailesine durumu haber vermeye gittiğinde, bob ewell, atticus'un suratına tükürür. atticus kıpırdamaz. tek bir kelime bile etmeden, ceketinin cebinden mendilini çıkarır, yüzünü temizler ve arabasına binip uzaklaşır. maruz kaldığı yaklaşıma rağmen insani ve mesleki inançlarından vazgeçmeyişi, bunlarla çelişik davranmayışı, atticus'un sırf ideal bir avukat değil, ideal bir insan olduğunu; bob ewell'ın atticus'a tükürmesi de ırkçı bir toplumda sırf siyahilerin değil, onlarla ahbaplık eden, onları savunan, onları "insan" sayan bireylerin de dışlandığını ve ayıplandığını kanıtlar niteliktedir.
tüm çabalara rağmen dava kaybedilmiş, bir bülbül daha öldürülmüştür. scout'un, atticus'un bahsettiği "bülbülü öldürmek" olayında vurgulamak istediğinin, sırf bir kuşu vurmakla sınırlı olmadığını, bunun, masum bir insana masumiyetinin hakkını vermemek, onu haksız yere suçlamak anlamına da gelebileceğini anladığını görüyoruz son sahnede. kendisini ve jem'i öldürmek üzere elindeki bıçakla hamle yapmış olan bob ewell'ı durdurmaya çalışırken onu istemeden öldüren boo radley, şerif tate tarafından rapor edilmez. ve scout, eğer tam tersi olsaydı boo radley'nin de "öldürülecek bir başka bülbül" olacağını idrak eder.
toplumun kabalığını, ön yargısını ve adaletsizliğini çok naif bir şekilde işleyen; hem yetişkinlere, hem çocuklara, hem de bu ikisi arasındaki eşikte sıkışmış olanlara başarılı bir şekilde hitap edebilen bir eserdir bülbülü öldürmek. kitabı da filmi de.
ismi çok hoşuma gittiğinden, 2013 yılında kitabını okumuştum ilk önce. birkaç ay sonrasında, üzerinden çok da zaman geçmeden filmini de izledim. kitaptaki her detaya değinmese bile, filmin kendi bünyesinde yer ayırdığı her karakter, her olay ve her diyalog, kitapla neredeyse tamamen aynı. aslına sadık kalan bir uyarlama olduğu rahatlıkla söylenebilir.
hikaye, 1930'ların başında, "maycomb" isimli kurmaca bir kasabada geçiyor. ırkçılığın, adalet sisteminin boğazına en şiddetli ve acımasızca çöktüğü dönem. siyahilere yapılan ayrımcılığın örneklerinden biri, sanık tom robinson'un avukatlığını üstlenen atticus finch'in savunmasıyla ve henüz 6 yaşında olan kızı scout'un, yetişkin dünyasının adillikten uzaklığıyla ilk kez yüz yüze gelmesine verdiği reaksiyonlarla inceleniyor. türünün örnekleri arasında, hem edebi hem de sinematik anlamda "bülbülü öldürmek" eserini farklı kılan, ırkçılığın ve adaletin birey hayatını ne biçim ve derecede etkilediğini henüz bilmeyen ama tom robinson vakası ilerledikçe bunu öğrenip, bir nevi çocukluğu geride bırakarak büyüme evresine adım atan bir çocuğun bakışı ve anlatımıyla aktarılmasıdır. toplum yaşantısını ve halihazırdaki hukuk sistemini, deneyimleri aracılığıyla süzgecinden geçirmiş ve kendince bir fikre erişmiş yetişkin bir bireyin, siyahi bir adamın beyaz bir kadına tecavüz suçundan yargılanmasını ve masum olduğu halde mahkemece suçlu bulunmasını aktarması çok daha kolaydır. "adalet" kelimesinin anlamını bile tam olarak bilmeyen bir çocuğun bakışı ve anlamlandırma çabası üzerinden bir dava aktarmak ise hayli zordur. bir okuyucu ve seyirci olarak, karşımızda zoru başarmış bir yapıt duruyor bu yüzden.
izleyicisini özellikle şu iki kavramı sorgulamaya itiyor film: "masumiyet" ve "eğitim". masumiyet, çocuk karakterlerin "adalet" kavramını babalarının mesleği kanalıyla anlamlandırma çabalarında işlenirken; eğitim, atticus finch'in karakteri ve tavırları üzerinden; eğitimsizliğin bir insanı hem kendi bireysel hayatında hem de toplum yaşantısında hangi konuma getireceği ise mayella ve bob ewell, boo radley, walter cunningham karakterlerinin yaklaşımları üzerinden aktarılıyor.
atticus finch, mesleğini olabilecek en ideal şekilde yapan, yaptığı işin amacını gerçekleştirdiğine, gerçekleştirmesi gerektiğine inanan bir avukat. lakin buna rağmen kendisini bir idealist olarak tanımlamıyor. mahkeme kararını jüriye bırakmadan hemen önceki tiradında bunu açıklıyor:
"şimdi baylar, ülkemizin mahkemeleri en üstün eşitlikçi kurumlardır. bizim mahkemelerimizde tüm insanlar eşittir. mahkemelerimizin ve jüri sistemimizin bütünlüğüne inandığım için ben bir idealist değilim. bu benim için bir ideal değil: bu bizzat yaşayan ve işleyen bir gerçek!"
tom robinson'un avukatlığına kimse yanaşmazken, yargıç bu görevi atticus'a verdiğinde, atticus'un hiçbir şekilde tereddüt etmeden vakayı almasının ardındaki güç; ülkesindeki hukuk sisteminin adilliğine ve tüm insanların eşitliğine olan inancından gelir. davadaki umut ışıkları sönmeye başlıyorken, yarım yamalak da olsa gidişatı kendince yorumlayan oğlu jem, üzüntüyle verandaya çöktüğünde komşuları maudie'nin ona "bazı insanlar hoş olmayan işleri yapmak için dünyaya gelmişlerdir. baban da onlardan biri." demesini haklı çıkaran kısım; atticus'un işlerliğine inandığı adalet sisteminin ırkçılık olgusuna duyduğu antipatinin, adalet kavramına duyduğu sempatiden baskın olmasıdır. bünyesinde çalıştığı sistem adalete, atticus'un inandığı kadar inanıyor olabilir; fakat adil olmak uğrunda onun kadar motive ve objektif değildir. esasında atticus, tom robinson'u savunurken sadece mahkemeye karşı değil, halka karşı da tek başına mücadele eder. siyahilerin mahkemeyi takip etmesi için onlara balkonu uygun gören ve beyazların arasına oturmalarını yasaklayan bir mahkeme varsa; siyahilere mümkün olduğunca uzakta durmaktan memnun olan bir halk da vardır. bu davanın içindeki her bir karakter, belirli bir toplum kesimini tek başına simgeler. tom robinson, suçu kanıtlanmadan -hatta suçsuzluğu kanıtlandığı halde- suçlu bulunan tüm siyahileri temsil eder. mayella ewell, attığı iftiradan aklanmak için beyaz oluşunu sırf toplum içinde değil mahkeme sınırları içinde de çekincesizce kullanmaya çalışan tüm beyazları simgeler. haksız yere tom robinson'u suçlu bulan jüri, farklı ırklara ön yargıyla yaklaşan halkı temsil eder. o küçük salonda geçirilen birkaç saat içerisinde, toplumun en kritik yaklaşımları ortak bir savaşıma girer.
mahkeme iki oturuma yayılır. aslında ilkinde, tom robinson'un suçsuz olduğu pekala ortadadır. atticus, çok iyi bir baba ve avukat olmasının yanında, çok iyi bir dedektif de olabilecek bir bakış açısına sahiptir. mayella ewell, polis şefinin de doğruladığı şekilde, sağ gözüne bir yumruk darbesi almıştır. bu da solak olan biri tarafından darp edildiği anlamına gelir. oysa mayella'nın kendisini darp ettiği kişi olduğunu iddia ettiği tom robinson'un sol eli, 12 yaşındayken bir makineye kaptırdığı için o zamandan beri iş görmüyordur. öte yandan babası bob ewell, atticus'un tüm mahkeme önünde kanıtladığı üzere, solaktır. (atticus, bob ewell'dan ismini bir kağıda yazmasını ister ve bob ewell refleks olarak sol eliyle yazmaya başlar). mayella'ya şiddet uygulayan -ve bir teoriye göre tecavüz de eden- kişinin, babası bob olduğu artık aşikardır. bu bir yana, tom robinson'un aleyhine hiçbir tıbbi kanıt yoktur; olaya tanıklık eden iki kişi de, davacı taraf olan mayella ve bob ewell'dır. ve halkı galeyana getirip jüriyi de ikna etmek için yapmaları gereken tek şey, tom robinson'u işaret edip "suçlu bu zenci" demektir. bu yaklaşım sergilendikten sonra, mahkeme büsbütün cephe alır. tom robinson'u sadece suçlu ilan etmek değil, aşağılamak fırsatını da kaçırmazlar. ewell ailesinin avukatının, "mayella'ya neden yardım ediyordun?" sorusuna tom robinson "yalnızca yardım etmek istiyordum, ailesi kalabalıktı ve her şeyi tek başına yapmak zorundaydı, ona acıyordum..." şeklinde cevap verdiğinde avukat güler ve "bir zenci olarak sen, beyaz bir kadına mı acıyordun?" karşılığı verir. avukatın bu tepkisinde, siyahi insanların sadece hukuki düzlemde değil, sosyal yaşantıda da aşağılandığını görürüz. "zenciler beyazlara acıyamaz, yahut onları eleştiremez" gibi bir algı hakimdir. bu mahkemede bir kez daha bununla yüz yüze gelen atticus, bu ayrımcılık karşısında, beyazlar adına utanç duyarak başını yere indirir.
ilk oturumun bitiminde tom robinson, geceyi geçirmesi için nezarethaneye kapatılır. aynı gece, içinde komşusu ve eski müvekkili walter cunningham'ın da bulunduğu bir grup, tom robinson'a saldırmak üzere nezarethane kapısına dayanır. bu cahil şiddet yancılarının karşısında, atticus'u elinde bir kitapla, kapıda nöbet tutuyorken görürüz. tüm o taş ve sopalara karşılık, bir kitapla, sırtı dik bir şekilde orada dikilmektedir. tam bu karede eğitimin cehalet karşısındaki konumu aktarılır aslında. tüm ısrarlarına rağmen, atticus ne kapıda durmaktan ne de nezaketle konuşmaktan vazgeçer. o sırada scout, jem ve dill kadraja girer. atticus'un avukat kimliğinin dik duruşuna, baba kimliğinin tedirginliğinin karıştığını hissederiz. çocukları faydasız kalacak bir çabayla eve göndermeye çalışsa da, jem, babasının tehlikeli bir konumda olduğuna uyandığından gitmemekte ısrar eder. o sırada scout, daha evvelinde selamlaştığı, ve aynı zamanda sınıf arkadaşının babası olan walter'ı görür kalabalık arasında, ve yeniden selamlaşır. oğlunun çok iyi bir çocuk olduğunu, eve döndüğünde ona da selamlarını iletmesini söyler. kendisiyle gülümseyerek diyalog kurmaya çalışan bir çocuğun karşısında elinde sopalarla dikilmekten utanç duyan walter, grubu da toplayıp geri çekilir. yetişkinlerin gövde gösterisinin, çocukların masumiyeti karşısında mağlup olabileceği aktarılır bu sahneyle de.
ikinci oturumda, atticus, bir insanın böyle bir durumda ve böyle bir mahkemede yapabileceği en makul, en anlaşılır, en hak verilir konuşmayı yapmasına rağmen, tom robinson suçlu bulunur. mahkeme bittiğinde ve atticus çantasını ağır ağır, hayal kırıklığıyla topladığında, balkonda onu izleyen tüm siyahiler ayağa kalkar. ayağa kalkanlardan biri olan rahip sykes, dalgınlıkla babasını izleyen scout'a ayağa kalkmasını söyler. insanların neden ayağa kalktığına anlam veremeyen scout, bunu bakışlarıyla rahibe sorduğunda aldığı cevap: "ayağa kalkın bayan scout, babanız geçiyor"dur. atticus çıkmadan evvel bir süre bu topluluğa bakar; kendisine duyulan saygı karşısında duraksar, ama görevini yapmasına rağmen suçsuz olan bir insanı kurtaramamış olmasının huzursuzluğuyla, başı öne eğik vaziyette salondan çıkar. ve aynı akşam, masumiyetini kanıtlayamayacağını anlayan tom robinson'un kaçma girişiminde bulunması sebebiyle, görevli bir polis tarafından vurulup öldürüldüğü haberini alır. tom robinson'un ailesine durumu haber vermeye gittiğinde, bob ewell, atticus'un suratına tükürür. atticus kıpırdamaz. tek bir kelime bile etmeden, ceketinin cebinden mendilini çıkarır, yüzünü temizler ve arabasına binip uzaklaşır. maruz kaldığı yaklaşıma rağmen insani ve mesleki inançlarından vazgeçmeyişi, bunlarla çelişik davranmayışı, atticus'un sırf ideal bir avukat değil, ideal bir insan olduğunu; bob ewell'ın atticus'a tükürmesi de ırkçı bir toplumda sırf siyahilerin değil, onlarla ahbaplık eden, onları savunan, onları "insan" sayan bireylerin de dışlandığını ve ayıplandığını kanıtlar niteliktedir.
tüm çabalara rağmen dava kaybedilmiş, bir bülbül daha öldürülmüştür. scout'un, atticus'un bahsettiği "bülbülü öldürmek" olayında vurgulamak istediğinin, sırf bir kuşu vurmakla sınırlı olmadığını, bunun, masum bir insana masumiyetinin hakkını vermemek, onu haksız yere suçlamak anlamına da gelebileceğini anladığını görüyoruz son sahnede. kendisini ve jem'i öldürmek üzere elindeki bıçakla hamle yapmış olan bob ewell'ı durdurmaya çalışırken onu istemeden öldüren boo radley, şerif tate tarafından rapor edilmez. ve scout, eğer tam tersi olsaydı boo radley'nin de "öldürülecek bir başka bülbül" olacağını idrak eder.
toplumun kabalığını, ön yargısını ve adaletsizliğini çok naif bir şekilde işleyen; hem yetişkinlere, hem çocuklara, hem de bu ikisi arasındaki eşikte sıkışmış olanlara başarılı bir şekilde hitap edebilen bir eserdir bülbülü öldürmek. kitabı da filmi de.
devamını gör...
atatürk'ün dehasının anlaşıldığı olaylar
şeyhleri, şıhları ve bilimum sahte hocaları eşek cennetine yollaması. tüm bunlar atanın ne kadar ileri görüşlü olduğunu da gösteriyor.
devamını gör...
smultronstalle
isveççe bir sözcüktür. stresliyken ve gerginken neşelenmek, rahatlamak ve iyi hissetmek adına, kişinin sevdiği ve kişi için özel bir anlamı olan yere gitmesi anlamına gelmektedir.
devamını gör...
my best friend’s wedding
senaryosun ronald bass tarafından yazılan 1997 yapımı bir p.j.hogan filmidir. romantik komedi filmler arasında benim en sevdiklerimden biri olan filmin başrol oyuncusu bu tür filmlerde en çok gördüğümüz aktrislerden biri olan güzeller güzeli julia roberts’tır. diğer oyuncular olarak ise dermot mulroney, bu filmde harikalar yaratmış olan cameron diaz ve benim filmdeki açık ara favorim olan rupert everett bulunmakta.

türkçeye en iyi arkadaşım evleniyor olarak çevrilen filmin isminde vaat ettiği şeyi filmde tam olarak görmek mümkün. julianne en iyi arkadaşı michael’in evlenmek üzere olduğunu öğrenince birden arkadaşına karşı olan duygularının çok farklı olduğunu düşünmeye başlar. ve bundan sonra da bu düğünü engellemek için elinden geleni yapar.

filmin en güzel sahnelerinde çalan i say a little prayer for you ise izleyenler için bonus bir güzelliktir. çok beklenmedik anlarda ortaya çıkan şarkı izleyeni mutlu eder. beklenmedik anda gelen her güzellik huzur verir insana.

cameron diaz’ın karaoke performansı ise filmi bir seviye yukarı çıkartmıştır.
bence izleyin filmi çünkü en iyi arkadaşınız evleniyor.

türkçeye en iyi arkadaşım evleniyor olarak çevrilen filmin isminde vaat ettiği şeyi filmde tam olarak görmek mümkün. julianne en iyi arkadaşı michael’in evlenmek üzere olduğunu öğrenince birden arkadaşına karşı olan duygularının çok farklı olduğunu düşünmeye başlar. ve bundan sonra da bu düğünü engellemek için elinden geleni yapar.

filmin en güzel sahnelerinde çalan i say a little prayer for you ise izleyenler için bonus bir güzelliktir. çok beklenmedik anlarda ortaya çıkan şarkı izleyeni mutlu eder. beklenmedik anda gelen her güzellik huzur verir insana.

cameron diaz’ın karaoke performansı ise filmi bir seviye yukarı çıkartmıştır.
bence izleyin filmi çünkü en iyi arkadaşınız evleniyor.
devamını gör...
panel
sondaj isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
sözlükte 'bir konuşmacı topluluğunun katılmasıyla, genellikle bir bilimsel, toplumsal ya da siyasal konuyu dinleyiciler önünde tartışmak ereğiyle düzenlenen tartışmalı toplantı.' anlamına gelen sözcüktür.
sözlükte 'bir konuşmacı topluluğunun katılmasıyla, genellikle bir bilimsel, toplumsal ya da siyasal konuyu dinleyiciler önünde tartışmak ereğiyle düzenlenen tartışmalı toplantı.' anlamına gelen sözcüktür.
devamını gör...
27 mart 2021 hamile çocuğun dini nikahlı eşi tarafından öldürülmesi
başlığı okurken neye üzüleyim bilemedim. 2021 yılında olmamıza rağmen hala bir sürü kadın cinayeti olmasına mı, öldürülen 17 yaşında hamile bir çocuk olmasına mı, dini nikahlı eşi tarafından katledilmesine mi.. kaç defa daha yeter dememiz lazım.. ne yapmamız lazım bunların bitmesi için..artık masumlar ölmesin..zarar görmesin.
devamını gör...
kızların uzun boylu erkek merakı
bir dönem çok fazla tercih edilen bir durumdu. belki hala öyledir emin değilim eskisi kadar sosyal olmadığımdan kimsenin hangi boyda sevgili istediği konusuna eğilemiyorum.
neyse efem bir arkadaşım vardı. (hala var ama işte kafam pek insan kaldırmadığından en son birkaç ay önce görüştüm.) kendileriyle bir diyalogumuz olmuştu başlığı görünce o geldi aklıma.
biriyle tanışmış onun üzerine konuşuyorduk. maddi durumu konuşuldu önce sonra 'ama boyu kısa ya' dedi. 'aa kaç ki?' dedim. bilmem 1.78-1.80 falan dedi. çizgi filmlerde ağız açılır ve çene düşer ya heh işte o an ben de o oldu. ruhumun ağzı açıldı ve çenesi düştü.
'iyi de senin boyun ne ki? adamın boyuna kısa diyorsun' dedim. arkadaş benden bile kısa bakın benden diyorum. ben kısayım o bendende kısa. 1.55 falan herhalde ben 1.60'ım. 'ay canım valla ben uzun seviyorum yanımda şöyle dimdik duracak' dedi.
o zamana kadar böyle bir kriterin varlığını bilmiyordum. sonra bir kaç kişiden daha duydum bunu. tabi geneli 1.60 civarı hatunlar. bir kompleks falan herhalde bu boy olayı emin değilim? boya kadar ooo...
neyse aman banane benim manitu zaten maşallah shrek gibi hahah.
neyse efem bir arkadaşım vardı. (hala var ama işte kafam pek insan kaldırmadığından en son birkaç ay önce görüştüm.) kendileriyle bir diyalogumuz olmuştu başlığı görünce o geldi aklıma.
biriyle tanışmış onun üzerine konuşuyorduk. maddi durumu konuşuldu önce sonra 'ama boyu kısa ya' dedi. 'aa kaç ki?' dedim. bilmem 1.78-1.80 falan dedi. çizgi filmlerde ağız açılır ve çene düşer ya heh işte o an ben de o oldu. ruhumun ağzı açıldı ve çenesi düştü.
'iyi de senin boyun ne ki? adamın boyuna kısa diyorsun' dedim. arkadaş benden bile kısa bakın benden diyorum. ben kısayım o bendende kısa. 1.55 falan herhalde ben 1.60'ım. 'ay canım valla ben uzun seviyorum yanımda şöyle dimdik duracak' dedi.
o zamana kadar böyle bir kriterin varlığını bilmiyordum. sonra bir kaç kişiden daha duydum bunu. tabi geneli 1.60 civarı hatunlar. bir kompleks falan herhalde bu boy olayı emin değilim? boya kadar ooo...
neyse aman banane benim manitu zaten maşallah shrek gibi hahah.
devamını gör...
sözlük yazarlarının kendilerine ait sözleri
özlemek, sevmekten daha gerçekçi bir duygudur.
-çıkarsız
-riyasız
-hesapsız/kitapsız söylenir
“özledim”
-ozgur1ey.
-çıkarsız
-riyasız
-hesapsız/kitapsız söylenir
“özledim”
-ozgur1ey.
devamını gör...
sahafta tanışılan kişiyle evlenmek
denk gelinse sayfaların arasında,
güzel düşlü, hem de kitaplar kadar.
tutulsa elleri dolaşırken raflarda,
güzel yüzlü, hem de hayallerim kadar.
t: uğruna bir ömür şiirler yazdıracak kişiyle evlenmektir..
güzel düşlü, hem de kitaplar kadar.
tutulsa elleri dolaşırken raflarda,
güzel yüzlü, hem de hayallerim kadar.
t: uğruna bir ömür şiirler yazdıracak kişiyle evlenmektir..
devamını gör...
sözlüklerdeki erkek yazarların gözlüklü ve asosyal tipler olması
bmi 31 küsür, gözlüklü değilim, asosyal değilim ama sosyal de değilim.
isteyen istediğini yapar, giyer ve bunların hepsi kişinin kendi tercihidir sayın yazar.
isteyen istediğini yapar, giyer ve bunların hepsi kişinin kendi tercihidir sayın yazar.
devamını gör...
ben eşime kur yapamıyorum
lan eşime de yapamayacaksam kime yapıcam mahalle bakkalına mı
devamını gör...
güzel kalçalı kıza yol verip arkadan izlemek
bende diyorum ne kadar düşünceli insanlar yol veriyorlar. ınsanlara olan güvenim bir kere daha sarsıldı. hayır ağlamıyorum gözüme sözlük kaçtı.
devamını gör...
non-okluziv mesenteric iskemi
hipotansiyon,konjestif kalp yetmezliği,miyokart infarktüsü,dijital tedavisi gibi nedenlere bağlı oluşan ciddi vazokonstrüksiyon sonucu perfüzyonun azalması ile karakterize hastalıktır.
hastalarda genellikle hipotansiyon ve taşikardi ile gelir. karın ağrısı görülür ve batın hassastır.
kesin tanısı konvansiyonel anjiyografidir.
tedavide papaverin veya nitrogliserin kullanılabilir.
hastalarda genellikle hipotansiyon ve taşikardi ile gelir. karın ağrısı görülür ve batın hassastır.
kesin tanısı konvansiyonel anjiyografidir.
tedavide papaverin veya nitrogliserin kullanılabilir.
devamını gör...
anın fotoğrafı
yazarların o an ne halt ettiklerinin gördüklerinin fotoğrafıdır. mahremiyet algısı keşiş olan benden herhangi bir anlık gelmez lakin bir klasiktir, sevenleri için başlığı buraya bırakalım.
devamını gör...
sigaranın faydaları
çalışırken molaya çıkmanız için yeterli bir sebeptir.
devamını gör...
boketto
japonca bir kelime olup anlamı; hiçbir şey düşünmeden uzaklara dalıp gitmektir.
daha çok ruhumuzun yorulduğu, üzgün veya kırgın olduğumuz anlarda yaptığımız eylemdir.
daha çok ruhumuzun yorulduğu, üzgün veya kırgın olduğumuz anlarda yaptığımız eylemdir.
devamını gör...
lavaboda ayağını yıkayan insan
kanada'da bir üniversitede, lavaboda ayak yıkanmasından rahatsız olanlar şikayet etmişler ve üniversite müslüman öğrenciler için abdest alma yeri kurmuştu.
devamını gör...
birini sevince yapılanlar
seviyorum işte ötesi var mı?
aklımda, kalbimin en güzel yerlerinde oluyor. şarkılar dinliyorum, her sözünde onu hayal ediyorum, hayallerimde sarılıyorum, öpüyorum.
gülüşüne ölmek istiyorum, eriyorum resmen. onu üzeni de dicle nehrinden ayağına taş bağlayıp sonsuzluğa atmak istiyorum. böyle sıkıca sarılıp donmak istiyorum. en güzel anım onunla diye oracıkta o mutlulukla ölmek istiyorum. gözlerimden kalbimden , benliğimden onun için aşk, sevgi fışkırsın istiyorum. o mutluysa ben de mutluyum.
aklımda, kalbimin en güzel yerlerinde oluyor. şarkılar dinliyorum, her sözünde onu hayal ediyorum, hayallerimde sarılıyorum, öpüyorum.
gülüşüne ölmek istiyorum, eriyorum resmen. onu üzeni de dicle nehrinden ayağına taş bağlayıp sonsuzluğa atmak istiyorum. böyle sıkıca sarılıp donmak istiyorum. en güzel anım onunla diye oracıkta o mutlulukla ölmek istiyorum. gözlerimden kalbimden , benliğimden onun için aşk, sevgi fışkırsın istiyorum. o mutluysa ben de mutluyum.
devamını gör...