gece birden akla dinozorların öldüğünün gelmesi
ölmediler doğal gaz faturalarında yaşıyorlar
devamını gör...
varoluşun verdiği eşsiz acı
varoluştan mustarip olmaktır.
hem var olmak istemez, hem yok olmak istemez insan dediğin.
hem var olmak istemez, hem yok olmak istemez insan dediğin.
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
devamını gör...
kendinle aran nasıl sorunsalı
anlaşmalı boşandık arada selamlaşıyoruz.
devamını gör...
ya annen ya ben diyen eş
karakter ve kişilik sorunları olan eştir. erkek ya da kadın fark etmeksizin bu tercihi sunan insan yeterli olgunluğa erişememiş, akıl mentalitesi yerinde olmayan insandır. zira ne kadar sevmiyor olsanız bile eşinizin ailesine, sırf eşiniz için saygı duymak zorundasınız. şartlar gereği, belki de yaşadığınız kötü hadiselerden ötürü görüşmek bile istemeyebilirsiniz fakat eşinizin görüşmesini engelleme hakkına sahip değilsiniz!
devamını gör...
yurt
orta asya'da göçebe türklerin ev olarak kullandığı çadırlara verilen addır. (bkz: otağ) ise hakan'ın çadırına verilen isimdir, daha süslü ve gösterişlidir. hakan'ın çadırı ile garibin çadırı bir olur mu? ikisi farklıdır, her gördüğümüz çadıra otağ demeyelim lütfen.*
bu çadırlardan günümüze ulaşan iki ana tip bulunuyor:
-kırgız/kazak tipi
-moğol tipi
çadırlara her yerde farklı isimlendirmeler yapılmış. kırgızistan'da "boz üy", moğolistan'da "ger" denmiş mesela. yurtlar, adanadolu'da yörüklerin kullandığı çadırlardan biraz farklı. keçeden yapılır, etrafı deve ve sığır derisinden kaplandığı için daha korunaklı ve yalıtımlıdır. yazın serin, kışın ılık olur içerisi. ne kadar geniş olursa olsun söküldüğü zaman bir deveye sığacak şekilde yapılmıştır. çadırın iskeleti genel olarak kayın ağacından yapılıyor. ama günümüzde söğüt ağacı daha çok kullanılır olmuş.
nefes alan bir yapıya sahip olduğundan insan sağlığı açısından da çok faydalı olduğu söyleniyor. ayrıca spiritüel anlamda enerji akışının sağlanması için kalınan ortamda köşeler olmamalıymış. çadırların yuvarlak olması da bu sebepten.


şimdilerde türkiye'de kullanımı yaygınlaştı bildiğim kadarıyla. her ne kadar yörükler tarafından hala kullanılmasada bazı şehirlerde kafe tarzı oluşumlar mevcut. adana'da "ahmet yesevi otağı" var mesela, içerisinde gözleme ve çay servisi var. aynı zamanda geleneksel kıyafetleri inceleyip deneme fırsatı bulabiliyorsunuz.
sona çok beğendiğimi de eklemezsem içimde kalır*.
bu çadırlardan günümüze ulaşan iki ana tip bulunuyor:
-kırgız/kazak tipi
-moğol tipi
çadırlara her yerde farklı isimlendirmeler yapılmış. kırgızistan'da "boz üy", moğolistan'da "ger" denmiş mesela. yurtlar, adanadolu'da yörüklerin kullandığı çadırlardan biraz farklı. keçeden yapılır, etrafı deve ve sığır derisinden kaplandığı için daha korunaklı ve yalıtımlıdır. yazın serin, kışın ılık olur içerisi. ne kadar geniş olursa olsun söküldüğü zaman bir deveye sığacak şekilde yapılmıştır. çadırın iskeleti genel olarak kayın ağacından yapılıyor. ama günümüzde söğüt ağacı daha çok kullanılır olmuş.
nefes alan bir yapıya sahip olduğundan insan sağlığı açısından da çok faydalı olduğu söyleniyor. ayrıca spiritüel anlamda enerji akışının sağlanması için kalınan ortamda köşeler olmamalıymış. çadırların yuvarlak olması da bu sebepten.


şimdilerde türkiye'de kullanımı yaygınlaştı bildiğim kadarıyla. her ne kadar yörükler tarafından hala kullanılmasada bazı şehirlerde kafe tarzı oluşumlar mevcut. adana'da "ahmet yesevi otağı" var mesela, içerisinde gözleme ve çay servisi var. aynı zamanda geleneksel kıyafetleri inceleyip deneme fırsatı bulabiliyorsunuz.
sona çok beğendiğimi de eklemezsem içimde kalır*.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük !
kimimiz uyuyamadı bu gece, ya sıkıntıdan ya sıcaktan dönüp durdu.
kimimiz kafamızı uzattık penceremizden, varsa balkona çıktık.
o gecelerden biriydi yıllar önce, dönüp bakalım:
****
henüz günün uyanmadığı bir zaman, ama öyle bir nem var ki eti kemikten ayırmış sıvı hale getirmiş nerdeyse.
kimi evlerin ışıkları yanıyor, uzaktaki bir evden horlamaya benzer bir ses geliyor:
bütün bir mahalleye kendini duyuracak kadar yüksek.
bıyıklı, gıdısı sarkmış koca göbekli bir adam hayal ettim o sesin sahibi diye, grileşmiş atleti hafifçe sıyrılmış, çizgili pijamaları üzerinde uyuyan. diğer yanına dönse belki azalacak horlaması.
benim gibi balkonlarından bakınanların olduğu birkaç ev var, kimse yönü bulamıyor. ses tam bir gizem, bir hayalet belki, belki de boş inşaata yerleşmiş bir meczup.
***
ama yok, kuş bunlar! yıllar sonra öğreniyorum: peçeli baykuş .
didik didik tüylü yavruları da horul horul horluyor, çizgili pijamalı göbekli adamdan daha çok, daha güçlü.

horlayan baykuş yavrucukları
uykusuz ya da yorgunuz, yapacak çok iş var belki ama, bırakmamalı dönüp doğaya bakmayı, onun güzelliğini fark etmeden güne başlamayı.
günaydın o zaman bir kez daha.*)
kimimiz uyuyamadı bu gece, ya sıkıntıdan ya sıcaktan dönüp durdu.
kimimiz kafamızı uzattık penceremizden, varsa balkona çıktık.
o gecelerden biriydi yıllar önce, dönüp bakalım:
****
henüz günün uyanmadığı bir zaman, ama öyle bir nem var ki eti kemikten ayırmış sıvı hale getirmiş nerdeyse.
kimi evlerin ışıkları yanıyor, uzaktaki bir evden horlamaya benzer bir ses geliyor:
bütün bir mahalleye kendini duyuracak kadar yüksek.
bıyıklı, gıdısı sarkmış koca göbekli bir adam hayal ettim o sesin sahibi diye, grileşmiş atleti hafifçe sıyrılmış, çizgili pijamaları üzerinde uyuyan. diğer yanına dönse belki azalacak horlaması.
benim gibi balkonlarından bakınanların olduğu birkaç ev var, kimse yönü bulamıyor. ses tam bir gizem, bir hayalet belki, belki de boş inşaata yerleşmiş bir meczup.
***
ama yok, kuş bunlar! yıllar sonra öğreniyorum: peçeli baykuş .
didik didik tüylü yavruları da horul horul horluyor, çizgili pijamalı göbekli adamdan daha çok, daha güçlü.

horlayan baykuş yavrucukları
uykusuz ya da yorgunuz, yapacak çok iş var belki ama, bırakmamalı dönüp doğaya bakmayı, onun güzelliğini fark etmeden güne başlamayı.
günaydın o zaman bir kez daha.*)
devamını gör...
sözlüğün en sevilen yazarı
bende (bkz: larktwain_123_) diye duydum.
devamını gör...
tokyo ghoul
seinen tarzı bir animedir, psikolojik yaklaşımları bulunmakla beraber şiddet içeriklidir.
bonus: en beğendiğim ostlerden birine de ev sahipliği yapar.
youtube
bonus: en beğendiğim ostlerden birine de ev sahipliği yapar.
youtube
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bu kadar sahte gülmeseydim bitmezdi,anlatacakları.
bu kadar samimiyetsiz ve net cümlelerim olmasaydı dinlerdi beni.
konuşulacak bir şeyimiz yoktu ve konuşmadık da.
sabahın ışıklarına karıştı hayal ile yalan arası cümleler.
kimse duymadı.
kimse dinlemedi.
kimse kulak misafiri dahi olmadı.
manasızdı.
saat sabah altıydı.
sonra arabalar geçti yoldan.
sonra karga sesleri.
çöpçüler bindi servise.
ihtiyarlar camiden eve.
böyle mi bitecekti gece.
böyle bitti.
yeni bir gün mü başlayan?
dünün aynısı.
değişmedi hiç birşey.
ağlamak istedim.
içimde manasız bir acı.
tıkanıp kaldı.
ne hıçkırabildim.
ne ağlayabildim.
ben bu hallere düşecek adam mıydım?
kullanılmış bir mendil gibi buruşturuldum.
masanın bir köşesinde bırakıldım.
şekersiz demli bir çay.
boşa yanan sokak lambaları.
servis bekleyen işçiler.
sarımsak sirkeli hayatlar.
az çorbalar.
çok fakirlikler.
herşey aynı.
aynen.
bu ne lan dünün aynısı!
bu kadar samimiyetsiz ve net cümlelerim olmasaydı dinlerdi beni.
konuşulacak bir şeyimiz yoktu ve konuşmadık da.
sabahın ışıklarına karıştı hayal ile yalan arası cümleler.
kimse duymadı.
kimse dinlemedi.
kimse kulak misafiri dahi olmadı.
manasızdı.
saat sabah altıydı.
sonra arabalar geçti yoldan.
sonra karga sesleri.
çöpçüler bindi servise.
ihtiyarlar camiden eve.
böyle mi bitecekti gece.
böyle bitti.
yeni bir gün mü başlayan?
dünün aynısı.
değişmedi hiç birşey.
ağlamak istedim.
içimde manasız bir acı.
tıkanıp kaldı.
ne hıçkırabildim.
ne ağlayabildim.
ben bu hallere düşecek adam mıydım?
kullanılmış bir mendil gibi buruşturuldum.
masanın bir köşesinde bırakıldım.
şekersiz demli bir çay.
boşa yanan sokak lambaları.
servis bekleyen işçiler.
sarımsak sirkeli hayatlar.
az çorbalar.
çok fakirlikler.
herşey aynı.
aynen.
bu ne lan dünün aynısı!
devamını gör...
arnella
h.o. karşim.*
yeşil rengi hayırlı olsun tadında mesaj: hakikaten yakışmış. sonunda, yakışan rütbeler görmek...
edit: sondaki noktalar fazla kaçmış. üç tane olacağdı.
yeşil rengi hayırlı olsun tadında mesaj: hakikaten yakışmış. sonunda, yakışan rütbeler görmek...
edit: sondaki noktalar fazla kaçmış. üç tane olacağdı.
devamını gör...
homofobik olmak
sözlükte bu kadar homofobik olduğunu keşke bilmeseydim. tamam saygı da duymayın, psikolojik ya da fiziksel olarak zarar vermeyin yeter.
bu arada eşcinsellerden korkmanın (homofobi) dışında onlara nefret beslemeniz ya da sevmemeniz de normal bir durum değil. bütün eşcinseller aynı değil ya hani.
anlasanız mı bütün insanların sizin ahlak anlayışınıza uymak zorunda olmadığını. e hadi artık.
bu arada eşcinsellerden korkmanın (homofobi) dışında onlara nefret beslemeniz ya da sevmemeniz de normal bir durum değil. bütün eşcinseller aynı değil ya hani.
anlasanız mı bütün insanların sizin ahlak anlayışınıza uymak zorunda olmadığını. e hadi artık.
devamını gör...
keşfedilmemiş şarkılar
şu sitede istediğiniz türü seçiyorsunuz ve size eleştirmenlerden yüksek not almış random bir albüm öneriyor. yeni şarkılar keşfetmek için çok kullanışlı
devamını gör...
reis genç joseph
nez perce kabilesinin reisidir. gerçek adı hinmahtooyahlatkeht idi, yani yüksek dağlarda gezen gökgürültüsü. oregon'da yaşadıkları toprakları, bazı kabile üyeleri tarafından beyazlara satılınca, topraklarından çıkarıldılar.
gönderildikleri rezervasyona sürgüne giderken, kimi savaşçılar bunu kabul edemedi ve birkaç beyazı öldürdüler. artık ok yaydan çıkmıştı ve kaçmaya karar verdiler, çünkü sioux reisi oturan boğa'nın kanada'ya kaçtığını ve orada özgür yaşadığını duymuşlardı.
kuzeye doğru yola koyuldular ama askerler olanları duymuş, dört bir yanda onları arıyorlardı. mola verdikleri bir gece askerlerin saldırısına uğradılar ama bazılarını öldürselerde, savaşçıların karşılık vermesiyle çoğu kaçabildi. ama mecburen yönlerini değiştirdiler, çünkü kuzey yolu asker doluydu. onlar gitti, askerler yetişti, defalarca çatıştılar, defalarca kaçtılar derken kabile yaşlı, kadın, çocuk dahil, zor şartlarda açlığa ve soğuğa rağmen 1600 km. yol aldı.
sonunda kanada sınırına ortalama 30 km kalmıştı ve kabile çok yorgundu. bugün dinlenelim yarın son bir atak ile kanada'ya varalım dediler. fakat bilmedikleri şey, dün onlara saldıran askerleri kaçırmışlardı ama başka bir yönden bir birlik gelip onları kuşattı. ne yapacaklarını konuştular, zaten yol boyunca çok sayıda yaşlı, çocuk, kadın ve savaşçı kaybetmişlerdi ve eğer direnirlerse kendileride ölecekti.
reis genç joseph, ailesinden birkaç erkekle askerlerin olduğu yere gitti ve teslim olacaklarını söyleyip, silahlarını bıraktı. a.b.d askerleri rahatlamıştı, çatışma olmadan hepsini teslim almışlardı. askeri çadırlarını kurdular ve genç joseph ve yanındakileri göz önünde tuttular.
ertesi gün komutan genç joseph'e kabilesini toplamasını, yola çıkacaklarını söyledi. genç joseph halkına seslendiği zaman sadece yakın akrabaları yanına geldi. askerler çadırlara gidip baktıklarında gördülerki kimse kalmamış, hepsi kaçmıştı. meğer genç joseph gidip teslim olunca, askerler bu iş tamam deyip rahatlayınca, reisin akrabaları hariç diğer kızılderililer gece gizlice kanadaya doğru kaçmışlar. kendini ve ailesini kurtaramasada halkını kurtaran, fedakarlık yapan genç joseph ve akrabaları oklahoma'ya sürüldüler.
gönderildikleri rezervasyona sürgüne giderken, kimi savaşçılar bunu kabul edemedi ve birkaç beyazı öldürdüler. artık ok yaydan çıkmıştı ve kaçmaya karar verdiler, çünkü sioux reisi oturan boğa'nın kanada'ya kaçtığını ve orada özgür yaşadığını duymuşlardı.
kuzeye doğru yola koyuldular ama askerler olanları duymuş, dört bir yanda onları arıyorlardı. mola verdikleri bir gece askerlerin saldırısına uğradılar ama bazılarını öldürselerde, savaşçıların karşılık vermesiyle çoğu kaçabildi. ama mecburen yönlerini değiştirdiler, çünkü kuzey yolu asker doluydu. onlar gitti, askerler yetişti, defalarca çatıştılar, defalarca kaçtılar derken kabile yaşlı, kadın, çocuk dahil, zor şartlarda açlığa ve soğuğa rağmen 1600 km. yol aldı.
sonunda kanada sınırına ortalama 30 km kalmıştı ve kabile çok yorgundu. bugün dinlenelim yarın son bir atak ile kanada'ya varalım dediler. fakat bilmedikleri şey, dün onlara saldıran askerleri kaçırmışlardı ama başka bir yönden bir birlik gelip onları kuşattı. ne yapacaklarını konuştular, zaten yol boyunca çok sayıda yaşlı, çocuk, kadın ve savaşçı kaybetmişlerdi ve eğer direnirlerse kendileride ölecekti.
reis genç joseph, ailesinden birkaç erkekle askerlerin olduğu yere gitti ve teslim olacaklarını söyleyip, silahlarını bıraktı. a.b.d askerleri rahatlamıştı, çatışma olmadan hepsini teslim almışlardı. askeri çadırlarını kurdular ve genç joseph ve yanındakileri göz önünde tuttular.
ertesi gün komutan genç joseph'e kabilesini toplamasını, yola çıkacaklarını söyledi. genç joseph halkına seslendiği zaman sadece yakın akrabaları yanına geldi. askerler çadırlara gidip baktıklarında gördülerki kimse kalmamış, hepsi kaçmıştı. meğer genç joseph gidip teslim olunca, askerler bu iş tamam deyip rahatlayınca, reisin akrabaları hariç diğer kızılderililer gece gizlice kanadaya doğru kaçmışlar. kendini ve ailesini kurtaramasada halkını kurtaran, fedakarlık yapan genç joseph ve akrabaları oklahoma'ya sürüldüler.
devamını gör...
türkiye'yi yaşanmaz kılan detaylar
tanıdığı olana adalet işlememesi.
kadınların insan yerine konulmaması.
her gün en az bir insan öldürülmesi ve bunları yapanların çoğunun hapse bile girmemesi.
emeğin değil torpilin önemli olması.
birilerinin hayatı güzel ilerlesin diye birilerinin sürünmesine göz yumulması.
kadınların insan yerine konulmaması.
her gün en az bir insan öldürülmesi ve bunları yapanların çoğunun hapse bile girmemesi.
emeğin değil torpilin önemli olması.
birilerinin hayatı güzel ilerlesin diye birilerinin sürünmesine göz yumulması.
devamını gör...
francis bacon
bilimsel metodun en büyük savunucusu. aristotelyan bir düşünceye sahip bu filozof, deney ve gözlemi savunmuş, bugün bilim dünyasının en yaygın metodu olan tümevarım yaklaşımını salık vermiştir. her ne kadar aristotelyan düşünceye sahip olsa da rönesans insancıllığını aristotelyan okulunun üstünde tutmuştur. evreni çözülmesi gereken bir sır olarak görmüştür ve rasyonelliğin tanrısıdır bu adam. montaigne’nin denemeleri felsefi açıdan bacon’unkilerin yanında diz çöker tövbe ister.
devamını gör...
normal sözlük ne lan
devamını gör...
profil fotoğrafı kedi olan yazarlar
(bkz: haklıyım ama mutlu değilim) isimli değerli moderatörümüz de profil resmi kedi olanlardan biridir.
devamını gör...
kırmızı pazartesi
kırmızı pazartesi, 1982’de nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş gabriel garcía marquez tarafından yazılmış bir romanıdır. kitapta başından işleneceği belli olan bir cinayet anlatılıyor. kitabın ilk sayfasından itibaren okur da cinayetin işleneceği kasabanın halkı da cinayetin işleneceğini biliyor ancak bu durum kitaba sürükleyiciliğinden bir şey kaybettirmiyor.
kitap bir bakıma ibretlik bir kitap. sürü psikolojisini güzel yansıttığını düşünüyorum. tüm halk cinayetin işleneceğini bilirken cesaret edip öldürülecek karaktere hiçbir şey söyleyemiyorlar bile.
bunun yanında kitap ataerkil toplumu, töresel yaşamı da ele alıyor. kitap ilerledikçe ataerkiyi daha çok hissettim, ne kadar korkunç bir sistem olduğunu bir kez daha algılamış oldum. namus cinayetlerinden bir tanesi işlenmiş, işin kötüsü o toplumda namus cinayetleri haklı görülüyor. biriyle namus sorununuz varsa onu delik deşik edebilirsiniz ancak yine de masum kalırsınız.
“onu bilinçli olarak öldürdük” demişti pedro vicario, “ama biz masumuz.”
“belki tanrı katında öylesinizdir”, demişti peder amador.
“tanrı katında da, insanların gözünde de” demişti pablo vicario da. “bu bir namus sorunuydu.”
-
"neyin hazırlığı içinde olduklarını biliyordum," dedi bana, "yalnızca onlarla aynı fikirde olmakla kalmıyordum, erkeklik görevini yerine getirmeyecek olursa onunla asla evlenmeyecektim."
-
santiago nasar, yaptığı kötülüğün kefaretini ödemiş, vicario kardeşler erkekliklerini kanıtlamışlardı, aldatılan kız kardeş de namusunu yeniden kazanmıştı.
erkekliğiniz batsın!
kitapta tek işlenen şey ataerki, cinayet ve cinayetin nasıl işlendiği değil, evliliğe zorlanan bir kadının hayatı da az biraz yansıtılıyor, uğradığı fiziksel şiddet gözler önüne seriliyor. sadece kadınlara gelince geçerli olan namus zırvalığı da barınıyor kitapta. yazar ataerki ve namus kavramları hakkında ne düşünüyor bilemiyorum tabii, anlatılan kavramlar bilinçli olarak mı anlatıldı yoksa sadece cinayeti açıklamak için gerekli minik detaylar mıydı bilemeyeceğim.
her neyse, kısaca damada üstü açılır bir araba hediye edilirken kadınlara çatal bıçak takımı armağan edilen, erkekler önlerine gelen her kadınla ilişkiye girse sorun olmayan ancak iş kadınların “bekaretlerini” kaybetmelerine gelince saatlerce dövüldüğü bir dünyada işlenen bir namus cinayeti anlatılıyor.
kitap üstte belirttiğim gibi sürükleyici, dil ve anlatımı kompleks, sanatsal olmaktan ziyade daha sade denebilir. yazarın çocukluk kasabasında işlenmiş gerçek bir cinayeti anlatıyor. okunmasını tavsiye edebilirim ama okurken benim içimi baydığı gerçeğini söylemeden edemeyeceğim. normalde 2 günde bitireceğim kitabı 10 gün içinde okudum, ancak okunması gereken bir kitap olmadığını düşünsem muhtemelen bu kadar ısrarcı olmazdım bu kitap üzerinde.
kitap bir bakıma ibretlik bir kitap. sürü psikolojisini güzel yansıttığını düşünüyorum. tüm halk cinayetin işleneceğini bilirken cesaret edip öldürülecek karaktere hiçbir şey söyleyemiyorlar bile.
bunun yanında kitap ataerkil toplumu, töresel yaşamı da ele alıyor. kitap ilerledikçe ataerkiyi daha çok hissettim, ne kadar korkunç bir sistem olduğunu bir kez daha algılamış oldum. namus cinayetlerinden bir tanesi işlenmiş, işin kötüsü o toplumda namus cinayetleri haklı görülüyor. biriyle namus sorununuz varsa onu delik deşik edebilirsiniz ancak yine de masum kalırsınız.
“onu bilinçli olarak öldürdük” demişti pedro vicario, “ama biz masumuz.”
“belki tanrı katında öylesinizdir”, demişti peder amador.
“tanrı katında da, insanların gözünde de” demişti pablo vicario da. “bu bir namus sorunuydu.”
-
"neyin hazırlığı içinde olduklarını biliyordum," dedi bana, "yalnızca onlarla aynı fikirde olmakla kalmıyordum, erkeklik görevini yerine getirmeyecek olursa onunla asla evlenmeyecektim."
-
santiago nasar, yaptığı kötülüğün kefaretini ödemiş, vicario kardeşler erkekliklerini kanıtlamışlardı, aldatılan kız kardeş de namusunu yeniden kazanmıştı.
erkekliğiniz batsın!
kitapta tek işlenen şey ataerki, cinayet ve cinayetin nasıl işlendiği değil, evliliğe zorlanan bir kadının hayatı da az biraz yansıtılıyor, uğradığı fiziksel şiddet gözler önüne seriliyor. sadece kadınlara gelince geçerli olan namus zırvalığı da barınıyor kitapta. yazar ataerki ve namus kavramları hakkında ne düşünüyor bilemiyorum tabii, anlatılan kavramlar bilinçli olarak mı anlatıldı yoksa sadece cinayeti açıklamak için gerekli minik detaylar mıydı bilemeyeceğim.
her neyse, kısaca damada üstü açılır bir araba hediye edilirken kadınlara çatal bıçak takımı armağan edilen, erkekler önlerine gelen her kadınla ilişkiye girse sorun olmayan ancak iş kadınların “bekaretlerini” kaybetmelerine gelince saatlerce dövüldüğü bir dünyada işlenen bir namus cinayeti anlatılıyor.
kitap üstte belirttiğim gibi sürükleyici, dil ve anlatımı kompleks, sanatsal olmaktan ziyade daha sade denebilir. yazarın çocukluk kasabasında işlenmiş gerçek bir cinayeti anlatıyor. okunmasını tavsiye edebilirim ama okurken benim içimi baydığı gerçeğini söylemeden edemeyeceğim. normalde 2 günde bitireceğim kitabı 10 gün içinde okudum, ancak okunması gereken bir kitap olmadığını düşünsem muhtemelen bu kadar ısrarcı olmazdım bu kitap üzerinde.
devamını gör...

