yazarların kendinde en nefret ettiği özellik
göz yaşlarım kapıda hazır bekler hep
devamını gör...
farkındalığı yüksek olan insan
daha az farkındalığa sahip olan insanlara göre daha mutsuzdur.
hayata dair pek çok konuda görmemiz istenilenden daha ötesini görerek ve gördüklerini sorgulayarak aslında gerçeğin tatsız ayrıntılarda gizli olduğunu bilir. gerçekten ne istediğimizin bir öneminin olmadığı ve gereklilik kipinde yaşadığımız şu düzende bize sunulan yapay memnuniyet için sahip olmamızı istedikleri minnet duygusuna sırt çevirir.
hayata dair pek çok konuda görmemiz istenilenden daha ötesini görerek ve gördüklerini sorgulayarak aslında gerçeğin tatsız ayrıntılarda gizli olduğunu bilir. gerçekten ne istediğimizin bir öneminin olmadığı ve gereklilik kipinde yaşadığımız şu düzende bize sunulan yapay memnuniyet için sahip olmamızı istedikleri minnet duygusuna sırt çevirir.
devamını gör...
iyi ki varsın normal sözlük
iyi ki varsın kıymetli sözlük ve sizler de iyi ki varsınız kafa sözlüğü var eden tüm yazar arkadaşlarım.
devamını gör...
sokak köpeklerine yemek vermek
aklı başındaki her insanın yapması gereken eylemdir. evinizin önünde varsa sokak köpekleri ara sıra yemek verin çok aç oluyorlar. bozuk ve zehirli şeyler olmamak şartıyla tabi.
devamını gör...
üniversiteyi bırakıp yurt dışına yerleşmek
(bkz: hop hemşerim nereye)
devamını gör...
grek tanrılarının genel özellikleri
en genel özellikleri grek olmalarıdır.
devamını gör...
obsesif kompulsif bozukluk
takıntılı olma hali.
çoğunlukla 8-12 yaş aralığında çocukluk döneminde başlar ve kişinin karakter yapısını şekillendirir. çocukluk dönemi sonrası edinilen obsesyonlarla baş etmek çok daha zor olsa da kişinin bu durumu normalleştirmemiş olması avantajdır aslında. her ikisi de kapıdan 5 kez çıkmanın normal olmadığını bilir ancak çocukluktan gelen okb bununla başetmek yerine 5 kez geri dönmenin daha kolay olduğunu kabullenmiş ve günlük rutinleri de buna göre şekillenmiştir, diğeri ise semptomlarının yol açtığı zaman kaybını önlemek için çaba gösterir, çünkü bununla yaşamayı diğeri kadar iyi öğrenemeyecektir hiçbir zaman.
okb ile yaşamayı öğrenmek ya da endişe/stres halini indirgemenin en önemli detayı kaynağını tespit edebilmekten geçer. kişiler bu durumu çoğunlukla hayatlarının bir döneminde yaşadıkları travmaların mirası olarak kabullenir ancak benzer olayları yaşayan her kişiye okb tanısı konulmuyorsa bu erken çocukluk dönemindeki biliçaltı kayıtları ve genetik altyapının okb'ye " oo biz de seni bekliyorduk" demesinden başka bir durum değil.
okb öyküsü olan anne babaya sahipseniz zamanı geriye alıp o evde büyümemeyi başarsanız bile nöronlarınızın iletişim sağlaması için ürettiği elektrik sinyallerinin haritası ve salgıladığınız nörotransmitter seviyenizin kodu %40 anne babanızdan crtl+p, %60'ı tecrübeyle yazıldığı için "normal" birey olarak hayata devam etmeniz imkansıza yakın.
okb kişisinin ilgili ebeveyni bulup cezalandırma planı varsa bir upucu daha ekleyelim;
beyin fonksiyonlarımızın x kromozomuyla aktarıldığını düşünürsek, okb'nin kız çocuklarına her iki ebeveyninden, erkek çocuklarına ise anneden miras kalması yüksek olasılıktır.
7 nesil okb boyundan gelen bir birey olarak okb'nin tipleri ve kapsama alanlarıyla ilgili detaylara da çaylak'lıktan çıkınca ayrıca değinmeye çalışacağım.
çoğunlukla 8-12 yaş aralığında çocukluk döneminde başlar ve kişinin karakter yapısını şekillendirir. çocukluk dönemi sonrası edinilen obsesyonlarla baş etmek çok daha zor olsa da kişinin bu durumu normalleştirmemiş olması avantajdır aslında. her ikisi de kapıdan 5 kez çıkmanın normal olmadığını bilir ancak çocukluktan gelen okb bununla başetmek yerine 5 kez geri dönmenin daha kolay olduğunu kabullenmiş ve günlük rutinleri de buna göre şekillenmiştir, diğeri ise semptomlarının yol açtığı zaman kaybını önlemek için çaba gösterir, çünkü bununla yaşamayı diğeri kadar iyi öğrenemeyecektir hiçbir zaman.
okb ile yaşamayı öğrenmek ya da endişe/stres halini indirgemenin en önemli detayı kaynağını tespit edebilmekten geçer. kişiler bu durumu çoğunlukla hayatlarının bir döneminde yaşadıkları travmaların mirası olarak kabullenir ancak benzer olayları yaşayan her kişiye okb tanısı konulmuyorsa bu erken çocukluk dönemindeki biliçaltı kayıtları ve genetik altyapının okb'ye " oo biz de seni bekliyorduk" demesinden başka bir durum değil.
okb öyküsü olan anne babaya sahipseniz zamanı geriye alıp o evde büyümemeyi başarsanız bile nöronlarınızın iletişim sağlaması için ürettiği elektrik sinyallerinin haritası ve salgıladığınız nörotransmitter seviyenizin kodu %40 anne babanızdan crtl+p, %60'ı tecrübeyle yazıldığı için "normal" birey olarak hayata devam etmeniz imkansıza yakın.
okb kişisinin ilgili ebeveyni bulup cezalandırma planı varsa bir upucu daha ekleyelim;
beyin fonksiyonlarımızın x kromozomuyla aktarıldığını düşünürsek, okb'nin kız çocuklarına her iki ebeveyninden, erkek çocuklarına ise anneden miras kalması yüksek olasılıktır.
7 nesil okb boyundan gelen bir birey olarak okb'nin tipleri ve kapsama alanlarıyla ilgili detaylara da çaylak'lıktan çıkınca ayrıca değinmeye çalışacağım.
devamını gör...
altın
sembolü "au" olan element. şuanda piyasada tabiri caizse g.tü başı ayrı oynuyor. kısa vadede aman diyim,uzun vadede kesin kazanç. yt*
devamını gör...
ulrich von wilamowitz-moellendorff
antik yunan felsefesi ve edebiyatı üzerine otorite sayılan klasik filolog..
hermann alexander diels ve friedrich nietzsche ile beraber okumuş, diels ile yakın bi dostluğu olmasına rağmen niçeyle her zaman çatışma halinde olmuş.. aslında bu tartışma çok geniş bi alanda tartışılması gereken bi konudur. ancak meselenin başlangıcı niçe'nin tragedyanın doğuşu adlı eserini yayımlamasıyladır. bilindiği üzere niçe de bir klasik filologdur ve tragedyanın doğuşu'nda batı kültür tarihini adeta yapı-söküme uğratır*. arkasında -daha sonra ona sırtını dönecek olan- sıkı dostu erwin rohde ve richard wagner gibi iki büyük isim vardır. niçe'nin klasik filoloji özelinde batı kültürüne okuduğu meydan, moellondorff tarafından kabul görür ve ardı ardına yayımladığı makalelerle niçe'yi topa tutar. onu bilim ve kültür düşmanı olmakla suçlar ve wagner'in etkisiyle böyle bi işe kalkıştığını iddia eder. tabi aynı sertlikte makaleler gelir peşi sıra wagner ve rohde tarafından. lakin niçe'de ahir ömründe bu tutumunu bi hayli değiştirecek (bkz: menschliches, allzumenschliches) ve bu tutum değişikliği arkadaşlarıyla arasını da bozacak..
hermann alexander diels ve friedrich nietzsche ile beraber okumuş, diels ile yakın bi dostluğu olmasına rağmen niçeyle her zaman çatışma halinde olmuş.. aslında bu tartışma çok geniş bi alanda tartışılması gereken bi konudur. ancak meselenin başlangıcı niçe'nin tragedyanın doğuşu adlı eserini yayımlamasıyladır. bilindiği üzere niçe de bir klasik filologdur ve tragedyanın doğuşu'nda batı kültür tarihini adeta yapı-söküme uğratır*. arkasında -daha sonra ona sırtını dönecek olan- sıkı dostu erwin rohde ve richard wagner gibi iki büyük isim vardır. niçe'nin klasik filoloji özelinde batı kültürüne okuduğu meydan, moellondorff tarafından kabul görür ve ardı ardına yayımladığı makalelerle niçe'yi topa tutar. onu bilim ve kültür düşmanı olmakla suçlar ve wagner'in etkisiyle böyle bi işe kalkıştığını iddia eder. tabi aynı sertlikte makaleler gelir peşi sıra wagner ve rohde tarafından. lakin niçe'de ahir ömründe bu tutumunu bi hayli değiştirecek (bkz: menschliches, allzumenschliches) ve bu tutum değişikliği arkadaşlarıyla arasını da bozacak..
devamını gör...
sevilmeyen bir şey
gardrop düzenlemek.
düzeltiyorum, giymediklerimi veriyorum, bir süre sonra dolap yine aynı. sonra yine aynı şeyleri yapıyorum, bakıyorum yine aynı. bu dolaplar kıyafet mi doğuruyor, dolabın arkasından ekleme mi oluyor, valla anlamadım. dolap hiç ferahlamıyor. epeydir doğru düzgün kıyafet aldığım * da yok. şu an hepsini pencereden atasım var.
düzeltiyorum, giymediklerimi veriyorum, bir süre sonra dolap yine aynı. sonra yine aynı şeyleri yapıyorum, bakıyorum yine aynı. bu dolaplar kıyafet mi doğuruyor, dolabın arkasından ekleme mi oluyor, valla anlamadım. dolap hiç ferahlamıyor. epeydir doğru düzgün kıyafet aldığım * da yok. şu an hepsini pencereden atasım var.
devamını gör...
hayal panosu
ingilizce 'vision board' diye geçiyor. kısaca bize hayallerimizi çağrıştıran görsellerden oluşturduğumuz bir pano.
elde etmek istediğimiz şey her ne ise, bize onu çağrıştıracak fotoğrafları topluyoruz ilk etapta. ben genelde bu adım için pinterest ve we heart it kullanıyorum ve bu inanılmaz keyif verici bir süreç. burada kesinlikle önem vermemiz gereken bir şey var ki o da hayallerimiz konusunda spesifik olmak. eğer araba istiyorsan herhangi güzel bir arabanın fotoğrafı değil de istediğin arabanın modeline ve rengine kadar ayrıntılı bir fotoğraf bulup eklemen çok güzel olacaktır çünkü istediklerimiz konusunda ne kadar spesifik olursak o kadar net bir şekilde karşılık gelir. ya da bu sene seyahat etmek istiyorsan öylesine beğendiğin bir manzarayı koymak yerine gitmek istediğin belirli bir yerin fotoğrafını ekleyebilirsin. diyelim ki yılbaşında new york'ta olmak istiyorum. ( bu arada ben istediğim şeyler için 'istiyorum' ifadesini kullanmaktan hep kaçınırım. 'istiyorum' veya 'gideceğim' gibi gerçekleşmemiş bir ifade kullandığımızda hep istemeye devam edecekmişiz gibi bir enerji verdiğimize inanıyorum. o yüzden hedeflerimi yazdığım defterime mutlaka ama mutlaka 'new york'a gittim' şeklinde yazarım.bir nevi bilinçaltımıza ufak bir numara yapıyoruz gibi düşünebiliriz. hatta bazen bunu ileri taşıyıp 'bu yıl küçüklükten beri hayallerimin şehri olan new york'a gittim ve tahmin ettiğimden çok daha güzeldi.' tarzı şeyler ekliyorum.) daha sonra beğendiğim ve kendimi orada hayal edebileceğim bir new york fotoğrafı buluyorum, hatta bazen o fotoğrafın apaçık bir şekilde neresi olduğunu bilsem bile altına kendim new york yazıyorum ki etkisi daha da artsın. ve bu şekilde panomuzu hayallerimizin fotoğraflarıyla dilediğimiz gibi doldurmaya başlıyoruz. tabii ki nasıl istiyorsak süsleyebilir ve bizi motive eden sözleri de ekleyebiliriz ki ben bolca ekliyorum.
burada başka bir önemli konu ise panoyu hazırlayıp bir köşeye atmamak tabii ki. bunun için bir karton ya da defter yerine mantar ya da telli pano kullanıp duvara asabiliriz. benim hayal panom yatağımdan bakarken bile direkt olarak karşımda görebileceğim bir yerde ve bu sayede hem yatmadan gördüğüm son şey hem de gözümü açtığımda gördüğüm ilk şey hedeflerim oluyor. bu bile motive ediyor bizi zaten. günü amaçsız bir şekilde geçirmemizin hatta amaçsız biri gibi hissetmemizin önünde çok güçlü bir kalkan hayal panosu, çünkü ben hedefleri olan biriyim ve sabah kalktığımda bile ilk düşündüğüm şey onlar olacak. detaylı bir şekilde düşünmeyi de çok seviyorum bu arada, ki böyle de yapmalıyız. o istediğim arabanın kapısını açtığımı, arabayı çalıştırıp onu sürdüğümü, arkadaşlarımı onunla almaya gittiğimi ve daha birçok şeyi o panoyu her gördükçe gözlerimi kapatıp düşünüyorum.
ben bu seneki hayal panomun bir kısmını oluşturdum ve sene sonunda buraya gelip gerçekleşen hayallerimi paylaşmak için tekrar düzenleyeceğim burayı. bu yazı uzun oldu farkındayım ama eğer sonuna kadar okuyup kendi hayallerinin panosunu oluşturacak biri olursa yıl sonunda hayatımızda nelerin değiştiğini konuşmayı o kadar çok isterim ki. konuşmasak bile umarım kendi hayal panosunu yapmak isteyen birileri olur zamanla.
elde etmek istediğimiz şey her ne ise, bize onu çağrıştıracak fotoğrafları topluyoruz ilk etapta. ben genelde bu adım için pinterest ve we heart it kullanıyorum ve bu inanılmaz keyif verici bir süreç. burada kesinlikle önem vermemiz gereken bir şey var ki o da hayallerimiz konusunda spesifik olmak. eğer araba istiyorsan herhangi güzel bir arabanın fotoğrafı değil de istediğin arabanın modeline ve rengine kadar ayrıntılı bir fotoğraf bulup eklemen çok güzel olacaktır çünkü istediklerimiz konusunda ne kadar spesifik olursak o kadar net bir şekilde karşılık gelir. ya da bu sene seyahat etmek istiyorsan öylesine beğendiğin bir manzarayı koymak yerine gitmek istediğin belirli bir yerin fotoğrafını ekleyebilirsin. diyelim ki yılbaşında new york'ta olmak istiyorum. ( bu arada ben istediğim şeyler için 'istiyorum' ifadesini kullanmaktan hep kaçınırım. 'istiyorum' veya 'gideceğim' gibi gerçekleşmemiş bir ifade kullandığımızda hep istemeye devam edecekmişiz gibi bir enerji verdiğimize inanıyorum. o yüzden hedeflerimi yazdığım defterime mutlaka ama mutlaka 'new york'a gittim' şeklinde yazarım.bir nevi bilinçaltımıza ufak bir numara yapıyoruz gibi düşünebiliriz. hatta bazen bunu ileri taşıyıp 'bu yıl küçüklükten beri hayallerimin şehri olan new york'a gittim ve tahmin ettiğimden çok daha güzeldi.' tarzı şeyler ekliyorum.) daha sonra beğendiğim ve kendimi orada hayal edebileceğim bir new york fotoğrafı buluyorum, hatta bazen o fotoğrafın apaçık bir şekilde neresi olduğunu bilsem bile altına kendim new york yazıyorum ki etkisi daha da artsın. ve bu şekilde panomuzu hayallerimizin fotoğraflarıyla dilediğimiz gibi doldurmaya başlıyoruz. tabii ki nasıl istiyorsak süsleyebilir ve bizi motive eden sözleri de ekleyebiliriz ki ben bolca ekliyorum.
burada başka bir önemli konu ise panoyu hazırlayıp bir köşeye atmamak tabii ki. bunun için bir karton ya da defter yerine mantar ya da telli pano kullanıp duvara asabiliriz. benim hayal panom yatağımdan bakarken bile direkt olarak karşımda görebileceğim bir yerde ve bu sayede hem yatmadan gördüğüm son şey hem de gözümü açtığımda gördüğüm ilk şey hedeflerim oluyor. bu bile motive ediyor bizi zaten. günü amaçsız bir şekilde geçirmemizin hatta amaçsız biri gibi hissetmemizin önünde çok güçlü bir kalkan hayal panosu, çünkü ben hedefleri olan biriyim ve sabah kalktığımda bile ilk düşündüğüm şey onlar olacak. detaylı bir şekilde düşünmeyi de çok seviyorum bu arada, ki böyle de yapmalıyız. o istediğim arabanın kapısını açtığımı, arabayı çalıştırıp onu sürdüğümü, arkadaşlarımı onunla almaya gittiğimi ve daha birçok şeyi o panoyu her gördükçe gözlerimi kapatıp düşünüyorum.
ben bu seneki hayal panomun bir kısmını oluşturdum ve sene sonunda buraya gelip gerçekleşen hayallerimi paylaşmak için tekrar düzenleyeceğim burayı. bu yazı uzun oldu farkındayım ama eğer sonuna kadar okuyup kendi hayallerinin panosunu oluşturacak biri olursa yıl sonunda hayatımızda nelerin değiştiğini konuşmayı o kadar çok isterim ki. konuşmasak bile umarım kendi hayal panosunu yapmak isteyen birileri olur zamanla.
devamını gör...
sen kimsin lan çıkışına verilebilecek en etkili yanıt
ben genelkurmay cumhur başkanı başbakanınızım.
buradan
buradan
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi
devamını gör...
srebrenitsa katliamı
avrupa’nın 3 maymunu oynadığı katliam. olan halka oldu her zamanki gibi
devamını gör...
buluşmak için mesaj atan sözlük kızı
abi bize ne.
devamını gör...
sözlüğe ilk girişinde hoş geldin denmeyen yazarlar
acınız acımızdır şeklinde paylaşıp, aynı dertten muzdarip olunduğunu bilinmesini isterim.
geldim; içeri girdim, tanım girdim ama hiç hoş geldin, beş gittin diyen olmadı. sonrasında bu eksikliği hissedip, elimizden geldiğince hoş geldin demeye çaba harcadık ve harcıyoruz.
bu yüzden toplu halde hoş geldiniz diyeyim barışalım.
geldim; içeri girdim, tanım girdim ama hiç hoş geldin, beş gittin diyen olmadı. sonrasında bu eksikliği hissedip, elimizden geldiğince hoş geldin demeye çaba harcadık ve harcıyoruz.
bu yüzden toplu halde hoş geldiniz diyeyim barışalım.
devamını gör...
iyi arkadaş olunan birinden zamanla uzaklaşmak
zamanla kullanıldığınızı hissettiğinizde, sahte samimiyete tahammül edemediğinizde, yapılan yanlışlara rağmen şans verdiğinizde ve iyi niyetiniz defalarca suistimal edildiğinde yapılan eylem.
devamını gör...
unutulmayan magazin olayları
seda sayan'ın canlı yayında "ben çocuğumun doğumundan sonra yemin ediyorum disipline girmiş bir kadın olarak, sen kimsin beni yargılıyorsun? sen kimsin? " diye başlayan uzuuun bir nutuk çekmesi.
devamını gör...
megamind
megazeka, 2010 yılında yapılmış 3d animasyon, çocuk, aksiyon, komedi filmidir. yönetmenliğini tom mcgrath senaristliğini
alan j. schoolcraft, brent simons üstlenmiştir.
dışlanan, istenmeyen, itilen birisi kötü olmayı seçebilir mi? seçmişti. o kötü olmaya bile isteye razı olmuştu. başka bir seçenek kalmamıştı çünkü. peki ya gerçekten kötü olabilir miydi? kötü kalabilir miydi?
belki deri rengiydi sorun belki duruşu belki bakışı belki diğerlerinden farklı oluşu. neydi fark? ruhlarımız bir değil miydi? farklardan dolayı birileri dışlanır mıydı? dışlanmıştı işte mavi bebek, çocuk, adam... sen kötüsün demişlerdi ona. herkes bunu söylemişti 'sen kötüsün' ve o kötü olmuştu.
birinin sırf kötü olmasını istediniz diye kötü olabilir mi? ya da birinin sırf iyi olduğunu düşündüğünüz için iyi olabilir mi?
bu filmde bir zorlama kötü var megazeka ve bir zorlama iyi titan. şartlar değiştiğinde peki? iyi istenmediğinde, sadece aşkına karşılık bulamadı diye kötü olabilir mi? içinde kötülük yoksa. ya kötü? birilerinin ona ihtiyacı var diye iyi olabilir mi? içimde iyilik yoksa.
ah şu bizim kalıplarımız, ah şu bizim ön yargılarımız...
megazeka dünyanın en zeki kötü adamı. yıllardır didiştiği, kavgalar ettiği süperkahraman rakibini bir gün yener. metroman ölür ve megazeka kendini çok yalnız hisseder. canı sıkılır ve bir plan yapar. yeni bir iyi yaratır, titan. titan dünyayı korumak yerine güçleriyle dünyayı ele geçirmeye çalışır. şimdi ne olacak? megazeka bir tercih yapabilecek mi? içindeki iyiyi görüp iyilik için savaşabilecek mi? hadi izleyip görelim.
iyi seyirler...
seslendirme kadrosu,
megamind (aydoğan temel)
metro man (yetkin dikinciler)
roxanne ritchie (canan kılıç)
tighten (özgür özdural)
minion (murat şen)
warden (ercan demirel)
alan j. schoolcraft, brent simons üstlenmiştir.
dışlanan, istenmeyen, itilen birisi kötü olmayı seçebilir mi? seçmişti. o kötü olmaya bile isteye razı olmuştu. başka bir seçenek kalmamıştı çünkü. peki ya gerçekten kötü olabilir miydi? kötü kalabilir miydi?
belki deri rengiydi sorun belki duruşu belki bakışı belki diğerlerinden farklı oluşu. neydi fark? ruhlarımız bir değil miydi? farklardan dolayı birileri dışlanır mıydı? dışlanmıştı işte mavi bebek, çocuk, adam... sen kötüsün demişlerdi ona. herkes bunu söylemişti 'sen kötüsün' ve o kötü olmuştu.
birinin sırf kötü olmasını istediniz diye kötü olabilir mi? ya da birinin sırf iyi olduğunu düşündüğünüz için iyi olabilir mi?
bu filmde bir zorlama kötü var megazeka ve bir zorlama iyi titan. şartlar değiştiğinde peki? iyi istenmediğinde, sadece aşkına karşılık bulamadı diye kötü olabilir mi? içinde kötülük yoksa. ya kötü? birilerinin ona ihtiyacı var diye iyi olabilir mi? içimde iyilik yoksa.
ah şu bizim kalıplarımız, ah şu bizim ön yargılarımız...
megazeka dünyanın en zeki kötü adamı. yıllardır didiştiği, kavgalar ettiği süperkahraman rakibini bir gün yener. metroman ölür ve megazeka kendini çok yalnız hisseder. canı sıkılır ve bir plan yapar. yeni bir iyi yaratır, titan. titan dünyayı korumak yerine güçleriyle dünyayı ele geçirmeye çalışır. şimdi ne olacak? megazeka bir tercih yapabilecek mi? içindeki iyiyi görüp iyilik için savaşabilecek mi? hadi izleyip görelim.
iyi seyirler...
seslendirme kadrosu,
megamind (aydoğan temel)
metro man (yetkin dikinciler)
roxanne ritchie (canan kılıç)
tighten (özgür özdural)
minion (murat şen)
warden (ercan demirel)
devamını gör...
uzungöl
küçükken gittiğim berber trabzonluydu, hatırlıyorum dükkanında duvarda uzungöl' ün resimi asılıydı. yemyeşil bir yer, çift minareli cami ve göl.
çok sonra oraya gitmiş ve o cennet gibi yeri görmüştüm, arabadan iner inmez tertemiz havasından resmen sarhoş oluyordunuz. sonra araplara yaranacağız diye aşağıdaki hale getirmişler, şimdi o yapıların bir kısmını yıkacaklarmış, ne diyeyim allah.....
her şeyi allah' a havale ediyoruz zaten, yapacak bir şey yok maalesef.
çok sonra oraya gitmiş ve o cennet gibi yeri görmüştüm, arabadan iner inmez tertemiz havasından resmen sarhoş oluyordunuz. sonra araplara yaranacağız diye aşağıdaki hale getirmişler, şimdi o yapıların bir kısmını yıkacaklarmış, ne diyeyim allah.....
her şeyi allah' a havale ediyoruz zaten, yapacak bir şey yok maalesef.
devamını gör...