vücuda yararı olup olmadığı düşünülmeden gelişigüzel yenen öteberi.
devamını gör...

mementomori_ adlı yazara verdiği açık destekten dolayı teşekkür etmek istediğim yazar.

ben bunları arkalayanlar var dediğim gün aldığım mesajları hiçbir gün almadım. tamamına yakını da inkar üzerineydi. kendisi bu algıyı yıktığı için teşekkürü bir borç bilirim. madem artık bir şeyler açıklığa kavuştu ben de en açık haliyle konuşayım:
mementomori_ ile tek derdim kendisinin tanımlarında açık şekilde, gramaj ve yöntem vererek uyuşturucu tarifi vermesiydi. bunun yanında bir de kanunlarca suç sayılan uyuşturucuya özendirme temalı tanımları vardı. bunların sayısı 20'den fazladır bu arada. hepsi şikayet yoluyla silindi. erişimi olanlar bunların tamamını görüntüleyebilir zaten.

mementomori_ ile dün mesaj engelimi kaldırmasından sonra konuştuk. kendisine bunları 10. kez açık şekilde ifade ettim. kendisi ise tarif vermeye devam edeceğini açık şekilde ifade etti.
gelelim memento'yu salma konusuna:

şu aşamadan sonra zaten mementomori_ personasıyla bir işim kalmadı. işleyeceğini beyan ettiği suçları işlerse mementomori_ adlı personadan değil m***** y**** k**** adlı vatandaştan şikayetçi olacağım. sözlük üzerinden dalaşma dönemini kendi adıma kapattım.
devamını gör...

istediğimi doğru yaparak çözdüğüm ve tam olarak anlayamadığım başlıktır.
devamını gör...

kadınların ata sayıldığı toplum türü.
türklerin ilk gelenekleridir. bir an önce anaerkil toplum hayatına geçmemiz lazım
devamını gör...

pampiniform pleksus venlerinin kistik dilatasyonudur.
daha çok sol tarafta görülür.
eğer yaşlılarda ve sağ tarafta görülürse tümör yönünden araştırılmalıdır.
tedavide inguinal halka seviyesinde spermatik ven bağlanır.
tedavi edilmezse testiküler atrofi ve infertilite gelişebilir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu yorum spoiler içerir.

ahh werther ergenliğimin travmalarından biridir.
goethe kitabı 25 yaşında yaşadığı bir ilişkiden yola çıkarak yazmış. kahramanımız werther tutkulu bir romantiktir. vazgeçmeyi bilmez bence doğru ve yanlışı ayırt edemeyecek, hayır kardeşim olmuyorsa yoluma giderim diyemeyecek kadar sürrealist bir aşıktır. aynı zamanda benlik bunalımı yaşayan bir karamsar da denebilir.

bir noktada bu tutkulu vazgeçilemez aşkı beni tirt etmedi değil. duygusal dayanıklılığı sağlam olmayan karakterler okurken karaktere sinirlenmeye başlıyorum istemsizce. karşımda olsa da allah aşkına senden önemli mi sana kız mı yok desem anlamayınca da iki tokat patlatsam istiyorum. gerçek aşk insanı yüceltir ve hayata bağlar ama değil mi? sonra diyorum ki karakter o kadar güzel anlatılmış ve kendini yaşatıyor ki bu da tamamen yazarın başarısıdır.

aşkı aşk yapan şey imkansızlığı ve kavuşulamıyor olmasıdır. werther de bu aşk ve kendi duygusal dayanıksızlığı sonucunda en yapmaması gereken şeyi yapar. belki de aslında beklenen bir sondur ki beni pek şaşırtmadı. bilsem ki öleceğim yine seni seveceğim diyerek intihar eder.

denilir ki kitap çıktığı o dönemde werther'in mavi frak, sarı yelek ve çizmeleri moda olmuş. sadece kıyafetleri değil intihar etmek de moda olmuş. napolyon da gittiği her yere bu kitabı taşımış.

yine de siz siz olun ya da biz biz olalım kimse için kendimizi bu denli yıpratmayalım. yaşam zor olsa da yaşamak güzeldir.
devamını gör...

aslinda her sey degildir. bir zamana kadar cok seydir. kayda deger icsel bir hazine kesfedilirse eger sonrasinda yalnizca bir seydir.
devamını gör...

terli terli soğuk su içmeyin.
devamını gör...

bir arkadaşımı kaybettim. ani bir ölüm olmuştu. nevi şahsına münhasır bir kişiliği olan her eylemiyle farkını hissettiren bir arkadaşımdı, aykırıydı. sıra arkadaşımdı beraber okuduk, yetmedi beraber çalıştık. mesleğimizden ötürü nöbet usulü çalışmak zorunda kalıyorduk aynı bölümde olduğumuzdan mütevellit nöbetler bizi birbirimizden ayırıyordu biz de buna çözüm olarak mesai ücreti almadan nöbetlerimizi birleştirerek bulduk. o nöbetten çıktığında ben gündüze gelirdim. nöbetten çıkıp eve gidip dinlenmezdi, yanımda beklerdi. çok sıkı ikiliydik. işte, arkadaş ortamında insanlar bizi bir olarak görürdü. isimlerimizi yan yana telaffuz ederlerdi. işte ben böyle bir dostumu kaybettim. bir gün mesaj attım kendisine iki gün cevap gelmeyince aradım telefonu kapalıydı. 3 saat sonra vefat haberini aldım. ne mi hissediyorum? bilmiyorum... telefonumda duran fotoğrafı, ismi. içimden mesaj atma isteği geliyor sanki cevap verecekmiş gibi hissediyorum. değişik bir boşluk hissi bu hüzünle karışmış bir his. bazen de ölüm acaba bayram mı diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi.
devamını gör...

sanırım dönüp dolaşıp geldiğim bir çöplük burası. bir şeyler yaşayıp, hissedip, görüp, duyup yine burada, elimde kendi kendini tüketen bir sigarayla içimi dökerken buluyorum kendimi. yine geldim ve yine bu başlığın altındayım. eskiden karalama defterine yazardım, şimdi bakıyorum da bu başlık daha uygun içimdekileri kusmaya. ne demişler sonuçta? iç döküşler...

yaklaşık bir haftadır karantinadayım. evden dışarıya adımımı dahi atmadım. halledilmesi gereken birkaç posta işimi de sağ olsun arkadaşlar halletti. evimde, tüm sessizliğim, sakinliğim ve yalnızlığımla geçirdim son günlerimi. karantinaya girinceye kadar farkında değilmişim yalnızlığa ne kadar ihtiyacımın olduğunu ve kendimden, merdumgirizliğimden ne kadar uzaklaştığımı. günlerim kitaplarımın başında, çoğunlukla elimde sigarayla ve yalnızlığımla baş başa geçiyor. birkaç yakın dostum arayıp sormadığı sürece ağzımı dahi açmıyorum. insanın ağzı bile yorulur mu? yoruluyormuş dostlar. sayfalarca kitap okurken yorulmayan bedenim sanki tek kelime etse yığılıp kalacakmış gibi geliyor kimi zamanlarda. o yüzden susuyorum, susmaya susadığım onca zamanın acısını çıkartırcasına, tüm kelimelerimin birer birer katili oluyorum...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu konuda uzman biri olarak şunu söylemek istiyorum.
denizden kasıt marmara ve ege denizidir. çünkü bunlar iç denizlerdir. sirkülasyonu azdır. o yüzden çabuk kirlenirler.
ülkemizde 84 milyon insan yaşamaktadır. her 1 kişi direkt veya dolaylı olarak toplamda günde 150 litre su tüketmektedir. bazı standartlar bunu 200 litre / gün olarak alırlar.
ülkemizde günde 12 milyon ton, saatte ise 525 bin ton su atıksu olarak deşarj edilmektedir.
bu suların % 60'lık kesiminde arıtma mevcuttur. diğerleri saldım çayıra, mevlam kayıra mantığı ile dağlara, denizlere boşaltılmaktadır.
istanbul'da arıtma tesisleri çıkan atıksuyun yarısını arıtabiliyor. kalan % 50 ise boğazın akışından yararlanılarak derin deşarj yöntemi ile boğazın altına veriliyor. oradan da balıkesir, izmir, muğla sahillerine kadar etkileşim olmaktadır.

denizin kirlenmesinin en büyük nedeni budur. siz hergün yüzbinlerce ton atıksuyu denize boşaltırsanız denizin temiz olmasını beklemeniz büyük saflık olur.
denizlerdeki müsilaj problemine atıksu arıtma tesisi temel atmama töreni yapan ve çevre ile ilgili sorunlara tamamen popülist yaklaşan idareciler sebep olmaktadır.
sadece atıksu değil, fabrika atıkları da büyük problemdir. çevre bakanlığının bu konuda önemli fakat yetersiz bir sloganı vardır. "kirleten öder"
bu önemli fakat asla yeterli olmayan bir yaklaşımdır.
olması gereken " kirleten temizler" olmalıdır.
çünkü bazı fabrikalardan çıkan suyun kirlilik değerleri inanılmaz yüksektir. karşılaştırma için bir kaç örnek verecek olursak;
evsel nitelikli tuvalet atıksularının kirlilik değeri : 600 koi(kimyasal oksijen ihtiyacı)
peynir fabrikaları 30.000 koi
zeytin karasuyu 40.000 koi
kimya fabrikaları 100.000 - 500.000 koi
maya ve bira fabrikaları 1 milyon koi gibi.
yani bir maya fabrikasının 1 ton atıksuyu evlerden gelen 1 milyon ton atıksu kadar kirleticiliği yüksek bir su. o yüzden fabrikaların hepsinde dahili atıksu arıtma sistemleri olmalı. belediyeler de kendi yandaşlarına yaranmak için böyle tesislerin yapımına engel olmamalı.
çünkü bu doğa bizim malımız değil. çocuklarımızın hakkını yiyemeyiz. doğayı korumak zorundayız.
devamını gör...

ihsan oktay anar türk yazar. kendileri lisans yüksek lisans ve doktorasını ege üniversitesi felsefe bölümünde tamamlamıştır sonra ege üniversitesinde öğretim görevlisi olmuştur . 2009 yılında erdal öz edebiyat ödülüne layık görülmüştür. kendisinin yayınlanan 7 kitabı vardır . kalemi eşi benzeri görülmemiş şekilde farklıdır (abartmıyorum okuyan ne dediğimi anlar ) okuması zordur uzun ihsan efendiyi bir sürü bilmediğimiz kelimelerle karşılaşırız okurken zevkli tarafı odur aslında ihsan hoca kendini bize göstermek için biraz çabalamamızı istiyor . ilk kitabı puslu kıtalar atlası 1995 yılında çıktı ve büyük bir ilgiyle okundu hala okunmaya devam ediyor . kendisi postmodernist bir yazardır . kitaplarında kendince oluşturduğu bir dil vardır ( tolkien gibi ) . kendisi çok ilginç gizemli bir insandır kafasında ayrı bir dünyası var büyük ihtimalle . istanbula sadece 3 kere gitmiştir mesela ama istanbulu onun kadar güzel yazan birini okumamıştım . kitaplarını eşine armağan eder onun beğenisi okuyucudan daha önemlidir . ilginç kişiliği o kadar ilginçtir ki söyleşilerde ropörtajlarda pek bulunmaz hatta hiç bulunmaz. aylar önce tesadüfen bir sokak ropörtajına denk gelmiştir okuyanlarda uzun ihsan efendiyi görmek büyük bir tebessüme yol açmıştır . kitapları
puslu kıtalar atlası
amat
suskunlar
kitab-ül hiyel
yedinci gün
efrasiyabın hikayeleri
galiz kahraman
sıralama rastgele yapılmıştır okuyana tavsiye verecek olursam puslu kıtalar atlası kitabından başlamalarını öneririm . okuması zor biridir ihsan oktay anar ama okuduğunuz zaman ne kadar muhteşem bir dünyaya girdiğinizi anlayacaksınız. benim ihsan oktay anarla tanışmam puslu kıtalar atlasının girişiyle oldu belki sizinde öyle olur diye o girişi yazacağım buraya" ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki, kun-ı kâinattan 7079, isa mesih’ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına kostantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı." ihsan oktay anar okuyan bir insanla karşılaşmak dileğiyle veya umarım birisi onu sözlük sayesinde tanır ve okumaya başlar sevgiler saygılar .
devamını gör...

sebzelerin (domates, biber, soğan) asla ve katâ rendelenmemesi. doğrarken de çok küçük doğramamak. domatesin kabuklarının soyulmuş olması gerektiğini söylememe gerek bile yok sanırım.
devamını gör...

2017 yazında mersin’de bir kamptayız. cumaya gitmek isteyenler için kamp alanına çektiler bir otobüs, biz de az buçuk imanlılar olarak toplandık cumaya gittik. daha ezan okunmamış, hoca vaaz veriyor: “derler ki bir şeyi yüz seksen kez tekrar edersen güzelliğini yitirir.”*

evet, pame hakkında haftalarca ve peş peşe tanım girdikten sonra beni durduran, bu sözün zihnimde yarattığı düşünce oldu. kendimi acaba bu güzelliğe bir halel mi getiriyorum diye sorarken buldum. belki abartı gelebilir kimine ancak yazdıkça yazdıklarımın değeri azalır düşüncesinden kurtulamadım.
her neyse. içerdeyiz, daima.
devamını gör...

3er kisilik gruplara ayrilip tabu oynamalik ekip. her turlu yenerim bastan soyleyeyim*
devamını gör...

algida'nın çubuk şeklindeki ve buz kıvamındaki değişik bir dondurmasıdır. serinlemek için iyi gidebilir.
devamını gör...

zaman en iyi yazardır. her zaman mükemmel sonu yazar.
charlie chaplin

devamını gör...

bakkaldan soğuk bir şeyler alıp banka oturup etrafı izleyerek keyifle içmek.
devamını gör...

önce insan kendisini tanıyıp keşfetmeli .ben hala kendimi anlayabilmiş değilim, gerçek ben yazdıklarımda mı saklı yoksa davranışlarımda mı diye düşünmekteyim.
her insanın bir maskesi var , benim de öyle.
birini gerçek gerçek manada tanımak içinse onu maskesini çıkarıcak kadar sevmek ve gerçek benliğini size açması için ona bu sevgiyi hissettirmek gerek . ozaman size karşı maskesini çıkarır çünkü onu yargılamayıp, anlayacağınıza inanır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim