türk milletinin gereksiz kutsallaştırdığı şeyler
evlilik. bu kararı vermiş insanların geçeceği aşamaları gereksizce zorlaştırdığı gibi ya da evlenmek istemeyen insanların zorla evlenmesine sebep olan bir kutsallık mevcut.
devamını gör...
devlet bahçeli
muhalefette olup, iktidar yerine muhalafete muhalefet eden dünyadaki tek lider herhalde kendisidir.
devamını gör...
sedat peker'in internet sitesine erişimin engellenmesi
hahahaha peki ya youtube?
komiksiniz be sahiden komik.*
komiksiniz be sahiden komik.*
devamını gör...
mayıs haziran gibi aşılamayı tamamlamayı temenni ediyoruz
ama 2022 mayıs haziran diye bitirmiştir cümleyi.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının oy vermiyor olması
evet kesinlikle okuyup oy vermeyen çok yazar olduğunu düşünüyorum,
bu tip yazarlar hem okuyor, hem beğeniyor, birde içinde bir şeye takılıyor, çünkü bu karakterler böyle, yemeyip içmeyip mesaj yazacak kadar ilgileniyor aslında yazdıklarınızla, sonra da diyorki mesela, yazıda bi açık yakalamış kendince, onu söylüyor, "ay o kadar öyle şeylermi yaşadınız" ya da "orda onu yapamadınızmı ahahahah, ehe ühe... "
ben oraya bütün olarak bir hikaye yazıyorum, adam bana parmağıyla düştüğüm yeri gösterip gülüyor, ben sanki bilmiyorum ne yazdığımı, ama o anlatmak istediğimi değilde, güya benim üzüleceğim, belki utanacağım kısımdan konuşmak istiyor... çünkü oralardan beslenen insanlar bunlar...
bence hayatta kendine yer edinememiş, kendi eksikliklerini, başkalarının güya eksikliklerinin yaygarasını yaparak bastıran, egosunu tatmin eden insanlar,
bu şekilde kendini önemli hisseden insanlar...
beğeni yapmıyor ama, mesaj yazmaya üşenmiyor, iyi niyetle okumuyorlar çünkü, ben yine de kendisini anlamak için soruyorum, "beğeni yapmamışsınız, beğenmediğiniz bir tanım için, neden bana mesaj yazıyorsunuz? beğenmediyseniz, neden üzerine düşünüyorsunuz? yorum yapıyorsunuz? öyleyse de eyvallah, neye katılmıyorsunuz filan diye soruyorum...
aldığım cevap şu;
ben herkese, her tanıma beğeni yapmıyorum, zor beğeniyorum...
okuyup, gülüp eğlenip, öğrenip, beğeni yapmıyorsun, yapılan şey tam olarak budur, aslında ayıptır da, bu da o yazarın karakteriyle alakalıdır, kibirdir bu, yapacak bir şey yok, çünkü maalesef bunlardan çok var...
benim önerim, watsup daki durum gibi, diğer uygulamalardaki hikayeler gibi, profile yada tanımlara girenler, bir şekilde teknik olarak mümkünmü onu bilmiyorum ama, ziyaretçi trafiği açık açık görülsün, sayfada kalma süresi filan, sayı olarak görülsün, bence yazarları çok motive edecektir,
okuyorlarsa görünsünler... öyle hem okuyup, hemde günahını vermeyenlerin, mecburen yazısını okuduğu yazara katkısı olsun...
yoldaşcım bunu bir düşünün derim nacizane, çünkü ben gerçekten iyi bir yazıyı sadece 20 kişinin, yada 50 kişinin okuduğuna ve beğendiğine inanmıyorum,
birde beğeni yapanların durumu var,
ben birkaç kez yaşadım, her ne kadar yazdıklarını seri olarak okuyup beğensemde, kendisini tanıyamadığım için, sanırım 3 kişinin filan nickaltı için yazdığı yazıyı "sadece beğeni yapmamdan" bahsettiği için silmelerini rica ettim,
ben seri beğeni aldığım zaman, telefondan kaçıyorum, mahcup oluyorum, tabiiki çok memnun oluyorum, ne biliyim o kişiyi gördüğümü belli etmek istemiyorum, rahat rahat okusun diye, daha sonra bende iadeyi ziyaret yapıp, onun yazdıklarını okuyorum, ve gerçekten beğenmezsem beğeni yapmıyorum yazdıklarına, ve "okuduğu için" teşekkür ettiğim bir mesaj yazıyorum, kendisi ile ilgili bir fikrim oluşursa da, nickaltı na yazıyorum, bu iş böyle olmalı,
profilinize girip yazdıklarınızı okuyan kişiyi, koşa koşa nickaltı na yazıp, anons etmek nedir, bu benim bütün tanımlarımı okudu, üst üste beğendi diye ilan edince ne oluyor, he çok beğendi seni, söyledin herkese, ne oldu, başın göğemi erdi, yazacak başka bir şeyin yok demekki...
maalesef bu yazarlar, hemen şaşırıyorlar, arkadaşım, hiçmi kimse yüzüne bakmadı senin, hiçmi takdir edilmedin hayatında, mesajları da bir tuhaf oluyor, sanki ben okuduğum için değilde, onun dikkatini çekmek için yaptım filan sanıyorlar, böyle bir üstüne alınmak yok yani, o zaman insan düşünüyor, bu yazıları yazan akıl, bu akıl olamaz diye, insanı düşündürüyorsunuz yani...
yoldaş bu nicaltı na da bi sınır bişey gerekiyor kesinlikle...
daha önce de önermiştim, takip ettiklerimiz, takip edenler, yada ne biliyim okuyorlarsa, burdan yazarlara söyliyim, yazarı anlayanlar, nickaltı yazsın,
bence bu da etkiliyor beğeni yapmayı,
birde bütün bunlarla ilgili sözlüğün girişinemi asarsınız, kabul ediyorum kısmınamı eklersiniz, başlığınımı sabitlersiniz artık bilemiyorum,
sanırım bu okumak, beğenmek, sözlük neydi, nasıl kullanılır gibi konuları, bi tabela şeklinde bir yerlere asmak lazım,
çünkü bir başlığa giriyorum, 150 tanımdan 35 tanesi farklı tanımlar, diğerleri hep aynı, bakıyorumki benim yazacağım yazılmış, uslu uslu çıkıyorum, evet ben de "eksik kalıyım" diyorum, çünkü birinin bana yada tabelaya yazıp duvara asması gerekmiyor...
"lütfen önce, beğendiğiniz başlıktaki birbirinden farklı kafaların yazdığı, birbirinden değerli yazarların, orjinal yorumlarını okuyunuz, çünkü 85 defa yazılmış bir tanımı 86. kez yazan kişi olabilirsiniz :)"
bu da okumayı azaltıyor, dolayısıyla okumadan yazanlar, başlıkların, bir sürü birbirinin aynı tanımla dolmasına sebep oluyor,
benim ilk yazarlığım olmasına rağmen, kişisel olarak sözlüğü böyle kullanıyorum, ama bazılarının, hem sözlük, hem genel ahlak kurallarını, girişte, akışta, bir yerlerde görmeye, öğrenmeye ihtiyacı var, maalesef.
edit : sadece kendi rekorumu değil, sözlükteki en uzun tanım rekorunu da kırdım galiba :)
bu tip yazarlar hem okuyor, hem beğeniyor, birde içinde bir şeye takılıyor, çünkü bu karakterler böyle, yemeyip içmeyip mesaj yazacak kadar ilgileniyor aslında yazdıklarınızla, sonra da diyorki mesela, yazıda bi açık yakalamış kendince, onu söylüyor, "ay o kadar öyle şeylermi yaşadınız" ya da "orda onu yapamadınızmı ahahahah, ehe ühe... "
ben oraya bütün olarak bir hikaye yazıyorum, adam bana parmağıyla düştüğüm yeri gösterip gülüyor, ben sanki bilmiyorum ne yazdığımı, ama o anlatmak istediğimi değilde, güya benim üzüleceğim, belki utanacağım kısımdan konuşmak istiyor... çünkü oralardan beslenen insanlar bunlar...
bence hayatta kendine yer edinememiş, kendi eksikliklerini, başkalarının güya eksikliklerinin yaygarasını yaparak bastıran, egosunu tatmin eden insanlar,
bu şekilde kendini önemli hisseden insanlar...
beğeni yapmıyor ama, mesaj yazmaya üşenmiyor, iyi niyetle okumuyorlar çünkü, ben yine de kendisini anlamak için soruyorum, "beğeni yapmamışsınız, beğenmediğiniz bir tanım için, neden bana mesaj yazıyorsunuz? beğenmediyseniz, neden üzerine düşünüyorsunuz? yorum yapıyorsunuz? öyleyse de eyvallah, neye katılmıyorsunuz filan diye soruyorum...
aldığım cevap şu;
ben herkese, her tanıma beğeni yapmıyorum, zor beğeniyorum...
okuyup, gülüp eğlenip, öğrenip, beğeni yapmıyorsun, yapılan şey tam olarak budur, aslında ayıptır da, bu da o yazarın karakteriyle alakalıdır, kibirdir bu, yapacak bir şey yok, çünkü maalesef bunlardan çok var...
benim önerim, watsup daki durum gibi, diğer uygulamalardaki hikayeler gibi, profile yada tanımlara girenler, bir şekilde teknik olarak mümkünmü onu bilmiyorum ama, ziyaretçi trafiği açık açık görülsün, sayfada kalma süresi filan, sayı olarak görülsün, bence yazarları çok motive edecektir,
okuyorlarsa görünsünler... öyle hem okuyup, hemde günahını vermeyenlerin, mecburen yazısını okuduğu yazara katkısı olsun...
yoldaşcım bunu bir düşünün derim nacizane, çünkü ben gerçekten iyi bir yazıyı sadece 20 kişinin, yada 50 kişinin okuduğuna ve beğendiğine inanmıyorum,
birde beğeni yapanların durumu var,
ben birkaç kez yaşadım, her ne kadar yazdıklarını seri olarak okuyup beğensemde, kendisini tanıyamadığım için, sanırım 3 kişinin filan nickaltı için yazdığı yazıyı "sadece beğeni yapmamdan" bahsettiği için silmelerini rica ettim,
ben seri beğeni aldığım zaman, telefondan kaçıyorum, mahcup oluyorum, tabiiki çok memnun oluyorum, ne biliyim o kişiyi gördüğümü belli etmek istemiyorum, rahat rahat okusun diye, daha sonra bende iadeyi ziyaret yapıp, onun yazdıklarını okuyorum, ve gerçekten beğenmezsem beğeni yapmıyorum yazdıklarına, ve "okuduğu için" teşekkür ettiğim bir mesaj yazıyorum, kendisi ile ilgili bir fikrim oluşursa da, nickaltı na yazıyorum, bu iş böyle olmalı,
profilinize girip yazdıklarınızı okuyan kişiyi, koşa koşa nickaltı na yazıp, anons etmek nedir, bu benim bütün tanımlarımı okudu, üst üste beğendi diye ilan edince ne oluyor, he çok beğendi seni, söyledin herkese, ne oldu, başın göğemi erdi, yazacak başka bir şeyin yok demekki...
maalesef bu yazarlar, hemen şaşırıyorlar, arkadaşım, hiçmi kimse yüzüne bakmadı senin, hiçmi takdir edilmedin hayatında, mesajları da bir tuhaf oluyor, sanki ben okuduğum için değilde, onun dikkatini çekmek için yaptım filan sanıyorlar, böyle bir üstüne alınmak yok yani, o zaman insan düşünüyor, bu yazıları yazan akıl, bu akıl olamaz diye, insanı düşündürüyorsunuz yani...
yoldaş bu nicaltı na da bi sınır bişey gerekiyor kesinlikle...
daha önce de önermiştim, takip ettiklerimiz, takip edenler, yada ne biliyim okuyorlarsa, burdan yazarlara söyliyim, yazarı anlayanlar, nickaltı yazsın,
bence bu da etkiliyor beğeni yapmayı,
birde bütün bunlarla ilgili sözlüğün girişinemi asarsınız, kabul ediyorum kısmınamı eklersiniz, başlığınımı sabitlersiniz artık bilemiyorum,
sanırım bu okumak, beğenmek, sözlük neydi, nasıl kullanılır gibi konuları, bi tabela şeklinde bir yerlere asmak lazım,
çünkü bir başlığa giriyorum, 150 tanımdan 35 tanesi farklı tanımlar, diğerleri hep aynı, bakıyorumki benim yazacağım yazılmış, uslu uslu çıkıyorum, evet ben de "eksik kalıyım" diyorum, çünkü birinin bana yada tabelaya yazıp duvara asması gerekmiyor...
"lütfen önce, beğendiğiniz başlıktaki birbirinden farklı kafaların yazdığı, birbirinden değerli yazarların, orjinal yorumlarını okuyunuz, çünkü 85 defa yazılmış bir tanımı 86. kez yazan kişi olabilirsiniz :)"
bu da okumayı azaltıyor, dolayısıyla okumadan yazanlar, başlıkların, bir sürü birbirinin aynı tanımla dolmasına sebep oluyor,
benim ilk yazarlığım olmasına rağmen, kişisel olarak sözlüğü böyle kullanıyorum, ama bazılarının, hem sözlük, hem genel ahlak kurallarını, girişte, akışta, bir yerlerde görmeye, öğrenmeye ihtiyacı var, maalesef.
edit : sadece kendi rekorumu değil, sözlükteki en uzun tanım rekorunu da kırdım galiba :)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
hayat ve dünyayı anlamlandırma ile geçiyor yaşamımız ve çoğunlukla bu arayışın farkında da değiliz. hemen şu soru geliyor aklımıza peki neden farkında değiliz ? sonuçta zaman akıp gidiyor ve her şeyin kıymetini bilmeliyiz çünkü biz her zaman hissetmiyor olsak da dünya dönüyor ve biz onu hissedemiyoruz . ne acıdır ki insanoğlu asırlardır bir paradoks içinde ama bir türlü anlamlandıramıyor. şairler gibi olmak lazım bazen kah hüzünlü, kah neşeli . şiirlerde mesela yaşanmışlık ve hayat var yani bir nebze de olsa hayatta anlamlandıramadığımız şeyleri anlamlandırıyoruz, keşke hayatta her şey şiirler gibi net olsaydı ama maalesef değil. sadece bizi paradokstan çıkartan adeta büyülü bir araç. unutmuşum peki ya duygularımız ne alemde bu koşuşturmaca esnasında? maalesef yitikler. daha çok duygularımıza ihtiyacımız varken zaaf olarak görüldüğünden dışarı çıkarmıyoruz oysa bu dünyada duygu olmadan çoğu şey yavandır ama hayat hissettirmez. keşke sevgi ve duygu ile her karanlık noktayı aydınlatabilsek ama maalesef hayatın akışında duygulara yer verilmiyor ,hor görülüyor. bilmiyorum ben duygularımı içimde tutamıyorum ama duygularımda içimde tutsak gibi bekliyor . bizim duygularımızın kıymetini bilmeye ve sınırsız sevgi yaymaya ihtiyacımız var . herkese sevgi vermezsek bu dünya nasıl döner ki ? bazen keşke ahtopot gibi olsam herkese yardım edebilsem diyorum ve bunu da içimdeki sevgi yapabileceğimi düşünüyorum ama realite de bazen mümkün olmuyor . işte o zaman kalbimden hissediyorum . dokunamasam da elimden bir şey gelmese de sadece kalbimin bütün sıcaklığıyla yardım ettiğimi düşünüyorum ve bütün benliğimle yanındaymış gibi oluyorum . umuyorum ki sevgi duygusu çoğalacak ve dünyadaki her karanlık noktayı aydınlatacak bilmiyorum belki de polyanna gibi düşünüyorum ama sevginin olduğu her yerde her şey mümkündür.
orhan veli'nin çok sevdiğim bir eseri var şöyledir ;
anlatamıyorum
ağlasam sesimi duyar mısınız,
mısralarımda;
dokunabilir misiniz,
gözyaşlarıma, ellerinizle?
bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
bu derde düşmeden önce.
bir yer var, biliyorum;
her şeyi söylemek mümkün;
epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
anlatamıyorum.
ne kadar güzel yazmış şair değil mi? bana yüzyıllar boyunca tek bir şiir hakkın var deseler sanırım bu şiiri seçerim.
şu şarkı da pek hoştur benim nazarımda ;
umarım hayatın akışında sevgilere daha çok yer veririz.....
orhan veli'nin çok sevdiğim bir eseri var şöyledir ;
anlatamıyorum
ağlasam sesimi duyar mısınız,
mısralarımda;
dokunabilir misiniz,
gözyaşlarıma, ellerinizle?
bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
bu derde düşmeden önce.
bir yer var, biliyorum;
her şeyi söylemek mümkün;
epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
anlatamıyorum.
ne kadar güzel yazmış şair değil mi? bana yüzyıllar boyunca tek bir şiir hakkın var deseler sanırım bu şiiri seçerim.
şu şarkı da pek hoştur benim nazarımda ;
umarım hayatın akışında sevgilere daha çok yer veririz.....
devamını gör...
normal sözlük bahar etkinliği
çimlerde yuvarlanacağız sanmıştım.
₺: çiçeklerin kopmayacağı bahardır.
₺: çiçeklerin kopmayacağı bahardır.
devamını gör...
i. justinianus
flavius petrus sabbatius iustinianus, ya da iustinianus * magnus; 4.yüzyılda değil 6.yüzyılda yaşamış olan bizans imparatoru. pek çok açıdan ilginç bir şekilde diğer bir büyük kayser-i rum olan kanuni sultan süleyman'la pek çok benzerlik gösterir. örneğin süleyman gibi iustinianus da seferlerle, savaşlarla parayı bitirmiş ve geride neredeyse tamtakır bir hazine bırakmıştır. ikisinin de muhteşem sanat eserleri olan büyük ibadethaneleri istanbul'da bütün ihtişamalrıyla boy gösterir. birisi theodora'nın, diğeri hürrem sultan'ın pençelerinden kurtulamamışlardır.
iustinianus'un ilk sınavı 532 yılında yaşanan nika ayaklanması'ydı. hipodrom'daki mavi ve yeşil takımların taraftarları olan maviler ve yeşiller'in liderlerinden bazılarının idam edilmesi hiç görülmemiş bir olaya sebep oldu ve iki taraftar grubu güçlerini birleştirdi. nika* sloganları atarak konstantinopolis şehir merkezini yakıp yıkan isyancılar imparator ii. theodosius'un yaptırdığı anıtsal ayasofya kilsiesi'ni* de yerle bir ettiler. daha sonra hipodrom'a girerek yarışçılardan birine imparator olarak taç giydirdiler. isyan o kadar büyüdü ki iustinianus şehirden kaçmak için hazırlıklarını yaptı. ancak eşi theodora bunu reddederek imparator gitse bile tahtı bırakmayacağını ve sonuna kadar savaşacağını söyleyip kocasını kalmaya ikna etti. komutan belisarius çağrıldı ve lejyonuyla hipodroma giren komutan çıkışları kapatarak içerideki otuz bin isyancıyı kılıçtan geçirdi. isyan böylece bastırıldı ve yakılan ayasofya'nın yerine iustinianus sanat ve mimarlık tarihinin en önemli yapılarından biri olan bugünkü ayasofya'yı inşa ettirdi.*
doğu roma imparatorluğu'nun büyük bir ideali vardı, renovatio imperii. yani imparatorluğun barbarların eline geçmiş olan batı yakasını tekrar ele geçirerek imparatorluğun restorasyonunu sağlamak, doğu ve batı'yı tekrar birleştirmek. bu ideali gerçekleştirmeye en çok yaklaşan da iustinianus olmuştur. sasani imparatorluğu'ya yapılan savaşın sonunda sonsuz bir barış imzalayıp yüzünü batıya dönen imparator, ilk olarak vandalların kralı hilderic'i devirerek tahta geçen gelimer'e karşı kuzey afrika seferine çıktı. belisarius komutasındaki bizanslılar tunus, sardinya, korsika ve balear adalarını ele geçirerek 534 yılında vandal yönetimine tamamen son verdiler. bu sefer imparatorluğa yaklaşık elli ton altına mal oldu. prokopius'un dediğine inanacak olursak can kaybı ise beş milyondu.
535 yılında yine belisarius komutasındaki başka bir ordu ostrogotların egemenliğindeki italya'ya çıktı. sicilya'dan başlayarak kuzeye ilerleyen belisarius, 536 yılında neapolis* ve roma'yı ele geçirdi. 538 yılına dek ostrogotlar roma'yı kuşattılarsa da alamadılar. daha sonra iustinianus narses isimli başka bir komutanla takviye birlikler gönderdi ancak belisarius ve narses'in anlaşmazlığı yüzünden narses geri çağırıldı. 540 yılında bizanslılar ostrogotların başkenti ravenna'ya ulaştılar. ostrogotlar belisarius'a batı roma imparatoru ünvanını teklif ettiklerinde belisarius teklifi kabul etmi gibi görünerek başkente girdi ve italya'daki ostrogot yönetimi bitirilmiş oldu. hemen ardından belisarius, iustinianus tarafından konstantinopolis'e çağırıldı ve sefer sonlandı. 541'de ostrogotların tekrar italya'ya saldırması ve sicilya'ya kadar ilerlemesi sonucu ikinci sefere çıkıldı ancak pek çok savaş, kentlerin sürekli el değiştirmesi ve frank kabilelerinin istilasının engellenmesinden sonra 554 yılında italya tam olarak romalıların hakimiyetine girdi. bu seferlerin maliyeti ise yaklaşık yüz elli ton altın ve yine prokopius'a inanırsak yüz elli milyon got'un öldürülmesiydi. bu arada hispania'ya düzenlenen seferler sonucu iber yarımadasının güneyi de tekrar imparatorluğa dahil olmuştu.
daha hakkında anlatılacak çok şey var ancak benim klavyem bu adama yetmez. ölümünden kısa bir süre sonra ele geçirdiği yerlerin çoğu tekrar barbarların eline geçti, renovatio imperii bir hayal olarak kaldı. döneminde latincenin yerini attika yunancasının almaya başlamasıyla roma imparatorluğu, bizans imparatorluğu'na dönüşmeye başladı; iki yüz yıl süren tarihin ilk hıyarcıklı veba* salgını gerçekleşti; anthiokheia* kenti yağmalanıp yıkıldı, baştan sona tekrar inşa edildi ve depremde tekrar yıkıldı; codex iustinianus olarak da bilinen, o zamana kadarki en kapsamlı kanunname olan corpus iuris civilis hazırlandı. hazineyi dibine kadar bitirse de tarihe çok şey kattı bu zat. 565 yılında öldüğünde apostoleion'a* defnedildi, bugünkü fatih camii. o yüzden yattığı yerde dinlensin de diyemiyoruz. neyse. okuduğunuz için teşekkürler. 555 yılının sınırlarını gösteren harita ektedir, saygılar.
iustinianus'un ilk sınavı 532 yılında yaşanan nika ayaklanması'ydı. hipodrom'daki mavi ve yeşil takımların taraftarları olan maviler ve yeşiller'in liderlerinden bazılarının idam edilmesi hiç görülmemiş bir olaya sebep oldu ve iki taraftar grubu güçlerini birleştirdi. nika* sloganları atarak konstantinopolis şehir merkezini yakıp yıkan isyancılar imparator ii. theodosius'un yaptırdığı anıtsal ayasofya kilsiesi'ni* de yerle bir ettiler. daha sonra hipodrom'a girerek yarışçılardan birine imparator olarak taç giydirdiler. isyan o kadar büyüdü ki iustinianus şehirden kaçmak için hazırlıklarını yaptı. ancak eşi theodora bunu reddederek imparator gitse bile tahtı bırakmayacağını ve sonuna kadar savaşacağını söyleyip kocasını kalmaya ikna etti. komutan belisarius çağrıldı ve lejyonuyla hipodroma giren komutan çıkışları kapatarak içerideki otuz bin isyancıyı kılıçtan geçirdi. isyan böylece bastırıldı ve yakılan ayasofya'nın yerine iustinianus sanat ve mimarlık tarihinin en önemli yapılarından biri olan bugünkü ayasofya'yı inşa ettirdi.*
doğu roma imparatorluğu'nun büyük bir ideali vardı, renovatio imperii. yani imparatorluğun barbarların eline geçmiş olan batı yakasını tekrar ele geçirerek imparatorluğun restorasyonunu sağlamak, doğu ve batı'yı tekrar birleştirmek. bu ideali gerçekleştirmeye en çok yaklaşan da iustinianus olmuştur. sasani imparatorluğu'ya yapılan savaşın sonunda sonsuz bir barış imzalayıp yüzünü batıya dönen imparator, ilk olarak vandalların kralı hilderic'i devirerek tahta geçen gelimer'e karşı kuzey afrika seferine çıktı. belisarius komutasındaki bizanslılar tunus, sardinya, korsika ve balear adalarını ele geçirerek 534 yılında vandal yönetimine tamamen son verdiler. bu sefer imparatorluğa yaklaşık elli ton altına mal oldu. prokopius'un dediğine inanacak olursak can kaybı ise beş milyondu.
535 yılında yine belisarius komutasındaki başka bir ordu ostrogotların egemenliğindeki italya'ya çıktı. sicilya'dan başlayarak kuzeye ilerleyen belisarius, 536 yılında neapolis* ve roma'yı ele geçirdi. 538 yılına dek ostrogotlar roma'yı kuşattılarsa da alamadılar. daha sonra iustinianus narses isimli başka bir komutanla takviye birlikler gönderdi ancak belisarius ve narses'in anlaşmazlığı yüzünden narses geri çağırıldı. 540 yılında bizanslılar ostrogotların başkenti ravenna'ya ulaştılar. ostrogotlar belisarius'a batı roma imparatoru ünvanını teklif ettiklerinde belisarius teklifi kabul etmi gibi görünerek başkente girdi ve italya'daki ostrogot yönetimi bitirilmiş oldu. hemen ardından belisarius, iustinianus tarafından konstantinopolis'e çağırıldı ve sefer sonlandı. 541'de ostrogotların tekrar italya'ya saldırması ve sicilya'ya kadar ilerlemesi sonucu ikinci sefere çıkıldı ancak pek çok savaş, kentlerin sürekli el değiştirmesi ve frank kabilelerinin istilasının engellenmesinden sonra 554 yılında italya tam olarak romalıların hakimiyetine girdi. bu seferlerin maliyeti ise yaklaşık yüz elli ton altın ve yine prokopius'a inanırsak yüz elli milyon got'un öldürülmesiydi. bu arada hispania'ya düzenlenen seferler sonucu iber yarımadasının güneyi de tekrar imparatorluğa dahil olmuştu.
daha hakkında anlatılacak çok şey var ancak benim klavyem bu adama yetmez. ölümünden kısa bir süre sonra ele geçirdiği yerlerin çoğu tekrar barbarların eline geçti, renovatio imperii bir hayal olarak kaldı. döneminde latincenin yerini attika yunancasının almaya başlamasıyla roma imparatorluğu, bizans imparatorluğu'na dönüşmeye başladı; iki yüz yıl süren tarihin ilk hıyarcıklı veba* salgını gerçekleşti; anthiokheia* kenti yağmalanıp yıkıldı, baştan sona tekrar inşa edildi ve depremde tekrar yıkıldı; codex iustinianus olarak da bilinen, o zamana kadarki en kapsamlı kanunname olan corpus iuris civilis hazırlandı. hazineyi dibine kadar bitirse de tarihe çok şey kattı bu zat. 565 yılında öldüğünde apostoleion'a* defnedildi, bugünkü fatih camii. o yüzden yattığı yerde dinlensin de diyemiyoruz. neyse. okuduğunuz için teşekkürler. 555 yılının sınırlarını gösteren harita ektedir, saygılar.
devamını gör...
izmir denince akla gelenler
samimi sıcak kanlı insanlar...
ege üniwersitesi ...
sıcak hawası...
denizi...
kumru, çiğdem ...
narlıdere, konak, alsancak, kordon, kemer altı , karşıyaka, , urla ws (saatlerce yorulmadan yürümek...)
akşam saatlerinde müzik eşliğinde yapılan wapur turları...
daha yazamadığım nice güzellikler...
izmir demek hayat demektir...
ege üniwersitesi ...
sıcak hawası...
denizi...
kumru, çiğdem ...
narlıdere, konak, alsancak, kordon, kemer altı , karşıyaka, , urla ws (saatlerce yorulmadan yürümek...)
akşam saatlerinde müzik eşliğinde yapılan wapur turları...
daha yazamadığım nice güzellikler...
izmir demek hayat demektir...
devamını gör...
dandik entrylerin fazla sayıda beğenilmesi
katılmadığım önerme. bahsettiğiniz tanımların daha çok oylanması yazarın takipçisinin çok olmasından sebep. sadece takip ettiği yazarları okuyan yazarlar var. ben de önce takip ettiğim yazarların o gün paylaştıklarını okurum, beğendiklerimi oylar daha çok beğendiklerimi favorilerime alırım. akış veya bilgi bölümünde de tanım gireceksem o başlıktaki tüm tanımları okur beğendiklerimi oylarım. bazen sadece ilgimi çeken başlığa girer okur, oylarım. insanların ilgi alanları farklı. geyik muhabbeti bilgi içerikli bir tanımdan daha çok oy alabilir. bu çok normal. bilgi bilgi nereye kadar. bu da kafa sonuçta.(swh)
sadece oylayarak en beğenilen tanım oluyor demek o yazarın emeğine ve yazdıklarına haksızlık olur. sen beğenmezsin o beğenmez ama başkası beğenir. tü kaka demek yersiz.
sadece oylayarak en beğenilen tanım oluyor demek o yazarın emeğine ve yazdıklarına haksızlık olur. sen beğenmezsin o beğenmez ama başkası beğenir. tü kaka demek yersiz.
devamını gör...
evlat acısı
anneyi ya da babayı içten içe eritir. köz olur ama küle dönmez.
devamını gör...
portakal kokusu
bir haftasonu klasiği olarak yine biraz erkence uyandığım* bir günde kahvemi içip, ayılmaya çalışıp, sözlükte gezinip, hala yalnız ayakta olunca, ikinci kahvemi yaparken, kahvaltı niyetine bir portakal * yemek isteyince yine kıyamadım ve de tüm portakalların kabuklarını incecik rendeleyerek buzluğa kaldırdım.* işte tam o anda evi mis gibi bir portakal kokusu sardı. portakalın mis kokusunu içime çekerken de aklıma yıllar önce tanıştığım; portakal kokusuna aşık, cemal süreyya hayranı genç üniversite öğrencisi bey geldi. hayatımdaki birçok insan gibi o da kaybolup gitti ama gülümseyerek andıklarımdan biri olarak kalmış. selamlar olsun, umarım hayal ettiğin şiirli hayatı yaşıyorsundur.
ne diyordum iç ferahlatıcı, neşeli koku burnumdayken bir yandan da düşünmeye başladım. genellikle geçmişte geziniyorum ve aklıma her bir koku, bir hatırayı getiriyor. çünkü yaşadığım yeni bir şey yok. yaşlı insanlar da demek ki bundan hep anılarından bahsediyor.
eylül ayından beri uzun soluklu sayılabilecek sohbeti ettiğim, bir araya geldiğim insan sayısı "on". evet, evet sadece on kişi. ailem dahil üstelik. online dersler, görüntülü aramalar... paylaşımlarım genel olarak bir ekranın ardında. ve sanırım artık bu durum bana ağır gelmeye başladı.
şöyle düşünün önceden bir günde onlarca öğrenci, spor salonunda, mekanlarda konuştuğum, dokunduğum, vakit geçirdiğim bir sürü insan vardı. şimdi yalnızlık çöktü yüreğime. ilk zamanlar kendimi dinlemenin hazzı vardı ancak artık yüreğim yamalı bir hale bürünmüş gibi hissediyorum. evden çıkmamak, hali hazırda var olan üst solunum yolu rahatsızlığım yüzünden pandemiden korkarak geçirdiğim günler canımı yakmaya başladı. pazartesi doktora gidiyorum. geçen martta olmalısın dediği o ameliyatı olup hayatımda birazcık daha az korku kalsın istiyorum. sıkıldım. bunaldım.
neşeli, ferahlatıcı bir koku portakal kokusu. ama fark ettim ki neşeli gözlerle bakmayınca sonu hüzünlü bir yazıya gitmiş. daha ferah günler diliyorum, hepimiz için...
ne diyordum iç ferahlatıcı, neşeli koku burnumdayken bir yandan da düşünmeye başladım. genellikle geçmişte geziniyorum ve aklıma her bir koku, bir hatırayı getiriyor. çünkü yaşadığım yeni bir şey yok. yaşlı insanlar da demek ki bundan hep anılarından bahsediyor.
eylül ayından beri uzun soluklu sayılabilecek sohbeti ettiğim, bir araya geldiğim insan sayısı "on". evet, evet sadece on kişi. ailem dahil üstelik. online dersler, görüntülü aramalar... paylaşımlarım genel olarak bir ekranın ardında. ve sanırım artık bu durum bana ağır gelmeye başladı.
şöyle düşünün önceden bir günde onlarca öğrenci, spor salonunda, mekanlarda konuştuğum, dokunduğum, vakit geçirdiğim bir sürü insan vardı. şimdi yalnızlık çöktü yüreğime. ilk zamanlar kendimi dinlemenin hazzı vardı ancak artık yüreğim yamalı bir hale bürünmüş gibi hissediyorum. evden çıkmamak, hali hazırda var olan üst solunum yolu rahatsızlığım yüzünden pandemiden korkarak geçirdiğim günler canımı yakmaya başladı. pazartesi doktora gidiyorum. geçen martta olmalısın dediği o ameliyatı olup hayatımda birazcık daha az korku kalsın istiyorum. sıkıldım. bunaldım.
neşeli, ferahlatıcı bir koku portakal kokusu. ama fark ettim ki neşeli gözlerle bakmayınca sonu hüzünlü bir yazıya gitmiş. daha ferah günler diliyorum, hepimiz için...
devamını gör...
erkekler kadınları anladığını zannederek bu dünyadan gider
hepsi için geçerli değil. her kadını anlayacak bir erkeğin olduğuna inanıyorum.* ruh eşi şeysi yani. önemli olan bu insanı bulmakta. bulduğumuz taktirde birbirimizi çok iyi anlayan bir çift olacağız ama ne zaman denk geleceğiz ruh eşimle orasını bilemiyorum.
devamını gör...
deutschland
rammstein'in klibi kisa film tadinda olan; tamam ya artik, daha iyisini yapamazlar dedikten sonra ubersonik, super otesi sekilde geri geldigi sarkisi.
dinlerken hem iliklerinize kadar almanligi hissettiriyor, hem de gecmislerindeki pislikleri dokuyor adamlar.
bosuna dememisler deutschland deutschland über allen diye, enver pasa'daki hayranligi cok daha iyi anliyorum bunlar sayesinde*.
muazzam ya, allah allah nidalariyla
dinlerken hem iliklerinize kadar almanligi hissettiriyor, hem de gecmislerindeki pislikleri dokuyor adamlar.
bosuna dememisler deutschland deutschland über allen diye, enver pasa'daki hayranligi cok daha iyi anliyorum bunlar sayesinde*.
muazzam ya, allah allah nidalariyla
devamını gör...
hiç tanımadığın birine hayatını anlatma isteği
çünkü tanımadığın kişi objektif bakar, çok da sallamaz zaten ama önemli değil orada anlatma ihtiyacını gideriyor insan. bazı sorunları insan sadece anlatmak istiyor, çözüm bulmak değil. yakınlarına anlattığında bir sonraki aşamaya geçmek icap ediyor. ya çözmek istemiyorsan, öylece kalsın istiyorsan, durum senin için o kadar da sorun değilse.. her neyse. karşındakinin sana eskilerden hatırlatmalar yapması ya da şimdiki durumu aleyhine kullanması da mümkün değil çünkü tanımıyor bilmiyor. azıcık yük yüklemiş olabilirsin ama karşıdaki için çok da önemli olmadığından atıverir o yükleri devam eder.
devamını gör...
öldürmeyip süründüren şeyler
regl ağrısı
devamını gör...
ben robot değilim testinden geçememek
yapay zekanın değerlendiği çağda iş bulma ihtimalini artıran bir olay.
devamını gör...


