körlük
toplumsal bir biçimde körleşmeyi vurucu bir şekilde anlatan jose saramago romanı. körlük okumaya başladığınız ilk andan itibaren korku ağıyla zihnimizi örmeye başlıyor. okuyucusuna kör olma korkusu düşüncesini okuma boyunca derinden hissettiriyor. saramago kitapta fizyolojik körlükten ziyade toplumsal körlüğe dikkat çekiyor. kitapta yer ve zaman konusunda bir belirsizlik mevcut. trafik ışıklarında aniden kör olan bir karakterle yolculuk başlıyor. sonrasında şu anda yaşadığımız pandemi dönemini anımsatan bir biçimde körlük yavaş yavaş yayılıyor. bunun sonucunda karantina dönemi başlıyor. akıl hastanesinde karantina altına alınan körler arasında çekişmeler, hayatta kalma mücadelesi saramago'nun etkileyici üslubuyla çarpıcı bir gerçeklikle okuyucuya aktarılıyor. okuduktan sonra uzun süre etkisinde kalınan kitaplardandır.
devamını gör...
portakallı cino
sol gözü kör kedi isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
iki çeşidi olan efsane cino çikolatasının portakallı olan versiyonudur. bir diğeri ise kayısılı olanıdır.
bence kayısılı olanı daha güzeldir. portakallı pek hoşuma gitmiyor.
iki çeşidi olan efsane cino çikolatasının portakallı olan versiyonudur. bir diğeri ise kayısılı olanıdır.
bence kayısılı olanı daha güzeldir. portakallı pek hoşuma gitmiyor.
devamını gör...
susmanın asaleti
bazen insanı çıldırtan asalettir. karşındaki ile bir ilişki yaşamışsın, şimdi bu neyin tafrası anlamadık ki?
devamını gör...
ülkede herkesin her konuda uzman olması
(bkz: dunning kruger etkisi)
cehaletin ve bilgisizliğin getirmiş olduğu bir özgüvendir. her konuda kesin bir yargıya varabilirler çünkü o konu ile ilgili hiçbir bilgisi eğitimi yoktur. işte bu yüzden fikir belirtmek de başkalarını yargılamak da oldukça kolaydır onlar için. büyük resmi görürler, aşı ile çip projesini ilk onlar fark eder, siyaset ekonomi tarih her konuda bir fikirleri vardır çünkü bilgileri yoktur. bilgisi olanın bu kadar keskin fikirleri olmaz çünkü.
cehaletin ve bilgisizliğin getirmiş olduğu bir özgüvendir. her konuda kesin bir yargıya varabilirler çünkü o konu ile ilgili hiçbir bilgisi eğitimi yoktur. işte bu yüzden fikir belirtmek de başkalarını yargılamak da oldukça kolaydır onlar için. büyük resmi görürler, aşı ile çip projesini ilk onlar fark eder, siyaset ekonomi tarih her konuda bir fikirleri vardır çünkü bilgileri yoktur. bilgisi olanın bu kadar keskin fikirleri olmaz çünkü.
devamını gör...
lahza
bulmacalarda çokça sorulan ve cevabı an çıkan kelime.
devamını gör...
kısa boylu ve tatlı kişilerin sinirlenince çok komik olması
devamını gör...
bir insanın kalitesiz olduğunu gösteren detaylar
ailesine nasıl davrandığından anlaşılır.
devamını gör...
arkadaşlık teklifini reddeden öğretmenin öldürülmesi
bir öğretmen adayı olarak diyorum ki öğretmenlere dokunacak bir faydanız yoksa zararınız da olmasın uzak durun öğretmen etik ilkelere uygun olarak reddetmiş seninle sevgili olmak zorunda mı rahat bırakın insanların hayatlarından çıkın hele öğrencilerine bir kelime öğretebilmek için saçını süpürge eden canım öğretmenlerden daha çok uzun durun
devamını gör...
yazarların zengin olduklarında yapacakları şeyler
etrafımdaki insanların hepsine hediye alırdım öncelikle. sonra kendi istediklerimi alırdım e zaten çok da bi şey kalmazdı ama kalanını da saklardım heralde her an bir şeyler istediğim ve beğendiğim için *.
devamını gör...
amores perros
meksikalı ünlü yönetmen alejandro gonzalez inarritu 'nun ismini dünyaya duyurduğu 2000 yapımı filmidir. film, bir araba kazasının üç farklı ve birbirini tanımayan insanın yaşamına yaptığı etkiyi anlatıyor.
filmin hem senaryosu hem de kurgusu çok başarılı. film içinde 3 tane kısa film barındırıyor. ve hepside kalite olarak çok yukarılarda, her biri için ayrı bir film rahatlıkla çekilebilir. innaritu aslında bu tarz karmaşık senaryoları alıp anlamamızı oldukça kolaylaştırarak ve aynı zamanda akıcı anlatımı koruyacak şekilde filmlerini çeken bir yönetmen. bu film de bana kalırsa bu özelliğini gösterebildiği en başarılı filmi.
filmde sevgi kavramı üzerinde çok durulmuş. bence filmin aslında görmemizi istediği şey de bu. insanların hayatları ne kadar farklı olursa olsun aslında birçok şeyleri de ortaktır.
yaratılan karakterler de gerçekten tam oturmuş. herkesin ne istediği gayet net ve hepsini gerçek hayatla bağdaştırmak kolay. karakter çeşitliliği konusundan çok başarılı.
izlemesi gayet keyifli ve akıcı olan ve türünde pek örneği olmayan bir film olarak nitelendirebilirim.
filmin hem senaryosu hem de kurgusu çok başarılı. film içinde 3 tane kısa film barındırıyor. ve hepside kalite olarak çok yukarılarda, her biri için ayrı bir film rahatlıkla çekilebilir. innaritu aslında bu tarz karmaşık senaryoları alıp anlamamızı oldukça kolaylaştırarak ve aynı zamanda akıcı anlatımı koruyacak şekilde filmlerini çeken bir yönetmen. bu film de bana kalırsa bu özelliğini gösterebildiği en başarılı filmi.
filmde sevgi kavramı üzerinde çok durulmuş. bence filmin aslında görmemizi istediği şey de bu. insanların hayatları ne kadar farklı olursa olsun aslında birçok şeyleri de ortaktır.
yaratılan karakterler de gerçekten tam oturmuş. herkesin ne istediği gayet net ve hepsini gerçek hayatla bağdaştırmak kolay. karakter çeşitliliği konusundan çok başarılı.
izlemesi gayet keyifli ve akıcı olan ve türünde pek örneği olmayan bir film olarak nitelendirebilirim.
devamını gör...
kırmamak için kırılmak
sıkça yaşadığım, kavgada dahi ya bir gün barışırım saçmalama dediğim ve asla karşımdakini kırmadığım durumdur. empati fazlalığı ve birtakım enayilikler içerir.
devamını gör...
ilga
mevcut bir yasanın geçerliliğine son verilmesi ve yürürlükten kaldırılmasına verilen ad.
devamını gör...
empatinin yitimi
tam adı empatinin yitimi (kayıtsızlık politikası üzerine) olan arno gruen tarafından yazılan kitaptır.
bu kitapla tanışmam caner özyurtlu sayesinde oldu. kendisi ekşi sözlüğün soru cevap videosunda bu kitabı tavsiye etmişti. depresyona girdiği bir zamanda doktoru tavsiye etmiş ve çok memnun kalmış. ona iyi gelmiş.
düşündüm taşındım. lan dedim depresyon benim aşım ekmeğim. sürekli beni rahatsız eden komşum. hemen okuyayım.
üç gün süren bir okumanın ardından kitabı bitirdim. öncelikle kitabı ben çok beğendim. herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
yazar zaten bir psikolog olduğu için kitap içerisinde bol bol örnekler vermiş. empatinin yitirilmesinin nasıl gerçekleştiğini anlatmaya çalışmış. hastalarıyla ve okuduğu alıntılarla çok güzel şekilde kitabını desteklemiş.
yazar gruen aslında hepimizin bildiği şeyleri anlatmayı tercih etmiş. anlattığı şeyleri biliyoruz ama onlarla yüzleşmekten korkuyoruz.
okurken kendimizden parçalar buluyoruz ve bu durum çok canımızı yakıyor.
çocukluğun gelişimde ne kadar büyük yaralar bıraktığına şahit oluyoruz.
yazarın yaptığı analizler gerçek ve sertçe suratımızı tokatlıyor. canım yandı lan.
insan denen canlının dünyaya geldikten sonra anne ve çevresinden öğrendiklerinin ne kadar önemli olduğunu çok güzel anlatmış yazar.
aslında bu durum böyle ama farkında değiliz. aileler hiç değil. kimi aileler bir çocuğa bir zarar veriyorlar ve o çocuk bunu ömrü boyunca sırtında taşıyor. kitapta bahsedilen hastalar bunun en büyük göstergesi. bir olayı anlatıyor ve o olayla ilgili hasta örneği veriyor. şaşırıp kalıyoruz.
ayrıca kurban olmak ve kurban edilmek gibi kavramları da inceliyor. hasta ruhları. hitleri ve gaz odalarını inceliyor analiz ediyor.
beyaz adam ve kızıldereli ilişkisini bile çok güzel analiz ediyor.
birisinin canı yanıyor yandıkça hissetmemeye başlıyor. hissizleşiyor. sonrasında kendi acı çekemediği için başkalarına acı vermeye çalışıyor. acısını bastırıyor. bu kitap tam olarak bunu anlatıyor.
okurken ve düşünürken cidden empati duygumuzu yitirdiğimizi anladım. o yüzden herkesin okuyup dersler çıkarması gerekiyor. tavsiye ederim.
aşağı merak edenler için kitapta anlatılan başlıkları yazacağım.
önsöz: insan olmanın anlamını sorgulamak
kurbanlar ve suçlular meselesi
çocukluk döneminin ve çocuk oluşun tarihine dair
kimliğimiz
dil, bilinç ve sağ ve sol beyin yarımküreleri
yabancılaşmış beden
korku ve kimlik yitimi
kayıtsızlık fenomeni
narsisizm ve kimlik
saldırganla özdeşleşme uygarlığımızın temeli
ahlak ve insanlık
sevgiyi inkar temel suçtur
ilişki ve bağlılık aynı şeyler değildir
idealler, idealleştirmeler ve bunların politik sonuçları
karl marx
çocuklarımız ve tersine dönüş
hakikat kötülüğe dönüşüyor, yalan ise iyiliğe
bilim ve ilkellik
bizim korkumuz
ilker insanların korkusundan farklıdır
tarihsel bilincimiz
terrence despres ve hayatta kalanlar:
var olmamak ve onur hayatta kalmayı sağlıyor
insan olmak ve şizofreni üzerine bir değerlendirme
var olmama mücadelesi
hastalar kendilerini koruyor
hastanın büyülü zenginliği
yaşamın anlamı ve içimizdeki şiddetin temeli olarak kurban durumunda olma
sevgi olmayan sevgi ve kimlik olmayan kimlik toplum için sonuçları
tarih nedir ? ne yapılmalı?
not: yukarıda yazdıklarım başlıklardır. alt başlıkları üşendiğim için yazmadım. zaten yazarların merak edeceğini düşünerek ekledim. merak edenlerin merakını giderecektir.
sevdiğim alıntıları ekleyip tanımı sonlandırıyorum.
çocuklar kendilerini bedensel ve ruhsal olarak çaresiz hissediyorlar, kişilikleri daha düşünce düzeyinde bile protesto edecek kadar sağlamlaşmamış oluyor, yetişkinlerin ezici gücü ve otoritesi onları dilsizleştiriyor, hatta çoğunlukla zihinlerini köreltiyor. ancak aynı korku doruk noktasına ulaştığında çocuğu otomatik olarak saldırganın iradesine boyun eğmeye, onun bütün isteklerini tahmin etmeye ve yerine getirmeye, kendini tamamen unutmaya ve saldırganla tümüyle özdeşleşmeye zorluyor
bir insanın öğrenmek için mümkün olduğunca az hata yapması gerektiğini düşünürüz. bu yanlış varsayım çocuklarımızın oynayarak öğrenme olanağını ortadan kaldırır. eğer bir çocuk keşif gezilerine çıkamıyorsa, algılama
yeteneğini de geliştiremeyecektir
düşmanlar bizi kendi yaralanmışlığımızı görmekten uzak tutarlar. insan başkalarını cezalandırabildiği, aşağıla-
yabildiği, hatta yok edebildiği sürece kendi kendisiyle yüzleşmek zorunda kalmaz.
bu kitapla tanışmam caner özyurtlu sayesinde oldu. kendisi ekşi sözlüğün soru cevap videosunda bu kitabı tavsiye etmişti. depresyona girdiği bir zamanda doktoru tavsiye etmiş ve çok memnun kalmış. ona iyi gelmiş.
düşündüm taşındım. lan dedim depresyon benim aşım ekmeğim. sürekli beni rahatsız eden komşum. hemen okuyayım.
üç gün süren bir okumanın ardından kitabı bitirdim. öncelikle kitabı ben çok beğendim. herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
yazar zaten bir psikolog olduğu için kitap içerisinde bol bol örnekler vermiş. empatinin yitirilmesinin nasıl gerçekleştiğini anlatmaya çalışmış. hastalarıyla ve okuduğu alıntılarla çok güzel şekilde kitabını desteklemiş.
yazar gruen aslında hepimizin bildiği şeyleri anlatmayı tercih etmiş. anlattığı şeyleri biliyoruz ama onlarla yüzleşmekten korkuyoruz.
okurken kendimizden parçalar buluyoruz ve bu durum çok canımızı yakıyor.
çocukluğun gelişimde ne kadar büyük yaralar bıraktığına şahit oluyoruz.
yazarın yaptığı analizler gerçek ve sertçe suratımızı tokatlıyor. canım yandı lan.
insan denen canlının dünyaya geldikten sonra anne ve çevresinden öğrendiklerinin ne kadar önemli olduğunu çok güzel anlatmış yazar.
aslında bu durum böyle ama farkında değiliz. aileler hiç değil. kimi aileler bir çocuğa bir zarar veriyorlar ve o çocuk bunu ömrü boyunca sırtında taşıyor. kitapta bahsedilen hastalar bunun en büyük göstergesi. bir olayı anlatıyor ve o olayla ilgili hasta örneği veriyor. şaşırıp kalıyoruz.
ayrıca kurban olmak ve kurban edilmek gibi kavramları da inceliyor. hasta ruhları. hitleri ve gaz odalarını inceliyor analiz ediyor.
beyaz adam ve kızıldereli ilişkisini bile çok güzel analiz ediyor.
birisinin canı yanıyor yandıkça hissetmemeye başlıyor. hissizleşiyor. sonrasında kendi acı çekemediği için başkalarına acı vermeye çalışıyor. acısını bastırıyor. bu kitap tam olarak bunu anlatıyor.
okurken ve düşünürken cidden empati duygumuzu yitirdiğimizi anladım. o yüzden herkesin okuyup dersler çıkarması gerekiyor. tavsiye ederim.
aşağı merak edenler için kitapta anlatılan başlıkları yazacağım.
önsöz: insan olmanın anlamını sorgulamak
kurbanlar ve suçlular meselesi
çocukluk döneminin ve çocuk oluşun tarihine dair
kimliğimiz
dil, bilinç ve sağ ve sol beyin yarımküreleri
yabancılaşmış beden
korku ve kimlik yitimi
kayıtsızlık fenomeni
narsisizm ve kimlik
saldırganla özdeşleşme uygarlığımızın temeli
ahlak ve insanlık
sevgiyi inkar temel suçtur
ilişki ve bağlılık aynı şeyler değildir
idealler, idealleştirmeler ve bunların politik sonuçları
karl marx
çocuklarımız ve tersine dönüş
hakikat kötülüğe dönüşüyor, yalan ise iyiliğe
bilim ve ilkellik
bizim korkumuz
ilker insanların korkusundan farklıdır
tarihsel bilincimiz
terrence despres ve hayatta kalanlar:
var olmamak ve onur hayatta kalmayı sağlıyor
insan olmak ve şizofreni üzerine bir değerlendirme
var olmama mücadelesi
hastalar kendilerini koruyor
hastanın büyülü zenginliği
yaşamın anlamı ve içimizdeki şiddetin temeli olarak kurban durumunda olma
sevgi olmayan sevgi ve kimlik olmayan kimlik toplum için sonuçları
tarih nedir ? ne yapılmalı?
not: yukarıda yazdıklarım başlıklardır. alt başlıkları üşendiğim için yazmadım. zaten yazarların merak edeceğini düşünerek ekledim. merak edenlerin merakını giderecektir.
sevdiğim alıntıları ekleyip tanımı sonlandırıyorum.
çocuklar kendilerini bedensel ve ruhsal olarak çaresiz hissediyorlar, kişilikleri daha düşünce düzeyinde bile protesto edecek kadar sağlamlaşmamış oluyor, yetişkinlerin ezici gücü ve otoritesi onları dilsizleştiriyor, hatta çoğunlukla zihinlerini köreltiyor. ancak aynı korku doruk noktasına ulaştığında çocuğu otomatik olarak saldırganın iradesine boyun eğmeye, onun bütün isteklerini tahmin etmeye ve yerine getirmeye, kendini tamamen unutmaya ve saldırganla tümüyle özdeşleşmeye zorluyor
bir insanın öğrenmek için mümkün olduğunca az hata yapması gerektiğini düşünürüz. bu yanlış varsayım çocuklarımızın oynayarak öğrenme olanağını ortadan kaldırır. eğer bir çocuk keşif gezilerine çıkamıyorsa, algılama
yeteneğini de geliştiremeyecektir
düşmanlar bizi kendi yaralanmışlığımızı görmekten uzak tutarlar. insan başkalarını cezalandırabildiği, aşağıla-
yabildiği, hatta yok edebildiği sürece kendi kendisiyle yüzleşmek zorunda kalmaz.
devamını gör...
türkçede çoğu fiilin argoda seks anlamına gelmesi
aslında bence bu sadece bizim biraz fesat olmamızdan kaynaklanıyor.
devamını gör...
sergüzeşt
türk romancı samipaşazade sezai'nin 1888'de yayınlanan romanıdır. sergüzeşt romanında, bir paşazade ile cariyenin uygun görülmeyen aşkı anlatılmaktadır. halkın eskimiş düşüncelerini değiştirmeyi amaçlayan bu romanda kölelik eleştirilmektedir.
aynı zamanda millî eğitim bakanlığı tarafından ortaöğretim kurumları için hazırlanan 100 temel eser arasında yer almaktadır.
ıı. abdülhamit devrinde yazılmış ve yayınlanmıştır.
baskılara ve göz hapsine maruz kalan samipaşazade sezai, paris’e kaçmıştır.
devamını gör...
inci
1940 pulitzer ödülü ile 1962 nobel edebiyat ödülü almış olan john steinbeck'in kaleme aldığı mükemmel ötesi hikayesi inci...
efenim saygıdeğer yazarımız bu eserinde, mistik bir hava yaratmaya çalışmış aslında. kino adlı meşgali inci avlamak olan bir kızılderili ve onun karısıyla çocuğundan oluşan çekirdek ailesinin etrafını saran bir laneti konu alıyor desek, yanılmayız zannımca. günlerden bir gün, kino'nun huzurla özdeşleştirdiği ailesinin başına talihsiz bir olay gelir: bebeğini bir akrep sokar. gözağrıları ilk ve tek bebekleri coyotito'yu, kasabanın duydukça toplanan halkıyla beraber en yakın doktora götürürler. fakat çarelerine deva umdukları doktor, kino'nun ücret niteliğinde sunduğu değersiz incileri az bularak, çocuğunu iyileştirmeyi kabul etmez. kasabasına geri dönen kino ve ailesi, bebeklerini kurtarmak için son bir kez daha inci avına çıkıp değerli bir inci bulmayı umut etmektedirler. başlarına geleceklerden ise haberleri yoktur...
john steinbeck her eserinde olduğu gibi bu kitabında da insan ve insan üzerine düşünmeye zorlamıştır okuyucuyu. açgözlülük, paraya verilen önem, hayallere ulaşma yolları, hırs,, insanoğlunun zaafları... bunlar bizlere sunulan ve sayfaları çevirdikçe yeni bakış açıları edineceğimiz noktalar.
efenim saygıdeğer yazarımız bu eserinde, mistik bir hava yaratmaya çalışmış aslında. kino adlı meşgali inci avlamak olan bir kızılderili ve onun karısıyla çocuğundan oluşan çekirdek ailesinin etrafını saran bir laneti konu alıyor desek, yanılmayız zannımca. günlerden bir gün, kino'nun huzurla özdeşleştirdiği ailesinin başına talihsiz bir olay gelir: bebeğini bir akrep sokar. gözağrıları ilk ve tek bebekleri coyotito'yu, kasabanın duydukça toplanan halkıyla beraber en yakın doktora götürürler. fakat çarelerine deva umdukları doktor, kino'nun ücret niteliğinde sunduğu değersiz incileri az bularak, çocuğunu iyileştirmeyi kabul etmez. kasabasına geri dönen kino ve ailesi, bebeklerini kurtarmak için son bir kez daha inci avına çıkıp değerli bir inci bulmayı umut etmektedirler. başlarına geleceklerden ise haberleri yoktur...
john steinbeck her eserinde olduğu gibi bu kitabında da insan ve insan üzerine düşünmeye zorlamıştır okuyucuyu. açgözlülük, paraya verilen önem, hayallere ulaşma yolları, hırs,, insanoğlunun zaafları... bunlar bizlere sunulan ve sayfaları çevirdikçe yeni bakış açıları edineceğimiz noktalar.
devamını gör...
yayladağ lokumu
rumuzunu sorarsanız "yayladağ lokumu",
karakterini sorarsanız "hacıbekir lokumu".
karakterini sorarsanız "hacıbekir lokumu".
devamını gör...
iç sesin psikolojik baskı uygulaması
hayatta mütemadiyen uygulanan psikolojik şiddetlerin, en can sıkıcısı.
çünkü kaçamıyorsunuz, susturamıyorsunuz.
çok masum bir örnek vermem gerekirse, benimki sürekli "bir bardak su iç" diyor. niyeti kötü degil biliyorum ama baskıya karşı direnen bir bünyeye sahip olunca, kavga kaçınılmaz oluyor.
çünkü kaçamıyorsunuz, susturamıyorsunuz.
çok masum bir örnek vermem gerekirse, benimki sürekli "bir bardak su iç" diyor. niyeti kötü degil biliyorum ama baskıya karşı direnen bir bünyeye sahip olunca, kavga kaçınılmaz oluyor.
devamını gör...


