kemal kılıçdaroğlu
17 aralık 1948 yılında tunceli’nin nazımiye ilçesinde doğan siyasetçi, bürokrat ve cumhuriyet halk partisi genel başkanıdır. eğitimli bir adamdır kılıçdaroğlu, kibardır, halktan biridir. öyle göründüğü gibi değildir. bazı kitle her ne kadar kendisini eleştirse de bence adamın kendine has tarzı üslubu var. gazi üniversitesi iktisadi ve idari bilimler fakültesi‘nden mezun olmuştur ve sosyal sigortalar kurumunda belli bir süre genel müdür olarak görev yapmıştır. 2002 yılı genel seçimlerinde de istanbul’dan adaylığını koymuştur ve chp milletvekili olarak meclise girmiştir. ardından deniz baykal istifa edince de kendisi olağan kurultayında chp genel başkanı seçilmiştir.
kılıçdaroğlu’nun iki kızı ve bir tane de oğlu vardır, hatta oğlu diğer siyasetçilerin oğulları gibi askerliğini bedelli yapmamıştır. paşa gibi askerliğini yapıp gelmiştir. kılıçdaroğlu şahane şekilde de fransızca bilir, güzel konuşur fransızcayı yani. alevi bir ailenin 7 çocuğundan 4. olarak dünyaya gelmiştir. aynı zamanda babası tapu memuru imiş annesi de normal ev hanımı, öyle çocukken lüks yaşantısı olmamış ve halen bunu devam ettiriyor. bildiğim kadarıyla mal varlığını açıkladığı sırada 2 tane evi, bankada belli miktarda parası olduğunu belirtmiş.
kılıçdaroğlu’nu sever ya da sevmezsiniz o size kalmış ama kendisini sevmeme neden olan şey sıradan olması, genel başkanlığının arkasında sığınıp da öyle aşırı şekilde lüks yaşantısının olmamasıdır. kendisine siyaset hayatı boyunca çokça da saldırı düzenlendi fakat o her şeye rağmen yılmadı pes etmedi. adamda adeta ilginç bir sabır var ve üslubunu da bozmuyor. misal kendisine saldırı yapıldığı zaman bile alttan alarak üstünü kapatmaya çalışmıştır olayların fazla karıştırmamıştır işin aslını. yani ne bileyim değişik adam kılıçdaroğlu, alevi oluşu da kalitesine kalite katıyor bence. neyse, sevgiler saygılar olsun kendisine, her zaman destekçisiyiz kendisinin. fazla abartmadan kaçayım en iyisi.
kılıçdaroğlu’nun iki kızı ve bir tane de oğlu vardır, hatta oğlu diğer siyasetçilerin oğulları gibi askerliğini bedelli yapmamıştır. paşa gibi askerliğini yapıp gelmiştir. kılıçdaroğlu şahane şekilde de fransızca bilir, güzel konuşur fransızcayı yani. alevi bir ailenin 7 çocuğundan 4. olarak dünyaya gelmiştir. aynı zamanda babası tapu memuru imiş annesi de normal ev hanımı, öyle çocukken lüks yaşantısı olmamış ve halen bunu devam ettiriyor. bildiğim kadarıyla mal varlığını açıkladığı sırada 2 tane evi, bankada belli miktarda parası olduğunu belirtmiş.
kılıçdaroğlu’nu sever ya da sevmezsiniz o size kalmış ama kendisini sevmeme neden olan şey sıradan olması, genel başkanlığının arkasında sığınıp da öyle aşırı şekilde lüks yaşantısının olmamasıdır. kendisine siyaset hayatı boyunca çokça da saldırı düzenlendi fakat o her şeye rağmen yılmadı pes etmedi. adamda adeta ilginç bir sabır var ve üslubunu da bozmuyor. misal kendisine saldırı yapıldığı zaman bile alttan alarak üstünü kapatmaya çalışmıştır olayların fazla karıştırmamıştır işin aslını. yani ne bileyim değişik adam kılıçdaroğlu, alevi oluşu da kalitesine kalite katıyor bence. neyse, sevgiler saygılar olsun kendisine, her zaman destekçisiyiz kendisinin. fazla abartmadan kaçayım en iyisi.
devamını gör...
aynı evde yaşıyormuş gibi entryler
bir çay koyun ocağa hadi bakim.
devamını gör...
nietzsche bıyığı
ye kürküm ye gibi, ye bıyığım ye hesabı. zira o bıyığın, yediği her yemeği tattığına yemin edebilirim.
bıyığı , yalom’un nietzche ağladığında adlı kitabında da bol bol yer bulur. yalom kitabında, niçe’nin sık sık bıyığını düzelttiğinden, taradığından bahseder.
hayatı gibidir bıyığı; hastalığından dolayı sürekli seyahat etmesinden dolayı dağınık hayatı, bıyığının dağınıklığında ifade bulur. hastalığından ve kendini yazıya vermesinden dolayı zaten az ve yetersiz beslenip kendine bile bakamıyorken , bıyığının dağınıklığı sanırım en son problem ettiği şeydi.
rivayet edilen salome’ye aşkı da belki iyice derbederleştirdi kendisini. kendisi bile ancak 100 yıl sonra anlaşılacağını ifade etmiş. kendisini anladık da, bıyığına hala anlam yüklemeye çalışıyoruz.
bıyığı , yalom’un nietzche ağladığında adlı kitabında da bol bol yer bulur. yalom kitabında, niçe’nin sık sık bıyığını düzelttiğinden, taradığından bahseder.
hayatı gibidir bıyığı; hastalığından dolayı sürekli seyahat etmesinden dolayı dağınık hayatı, bıyığının dağınıklığında ifade bulur. hastalığından ve kendini yazıya vermesinden dolayı zaten az ve yetersiz beslenip kendine bile bakamıyorken , bıyığının dağınıklığı sanırım en son problem ettiği şeydi.
rivayet edilen salome’ye aşkı da belki iyice derbederleştirdi kendisini. kendisi bile ancak 100 yıl sonra anlaşılacağını ifade etmiş. kendisini anladık da, bıyığına hala anlam yüklemeye çalışıyoruz.
devamını gör...
çikolatanın 50 yıl sonra tükenecek olması
bir çikolata bağımlısı olan şahsımı aşırı korkutandır.
neyse ölürüm heralde ben o zamana.
neyse ölürüm heralde ben o zamana.
devamını gör...
bir yakınını kaybetmek
çok yakın bir arkadaşımı kanserden kaybettim.
uzun bir zaman onsuz gülmenin çok kötü olacağını düşündüm. sanki arkadaşım mezardayken ben eğlenemezdim gibi hissediyordum.
bana o zamanlar koçumuz şöyle demişti: "biri öldüğünde kalbimizde 40 tane mum yanarmış. 39 gün boyunca her gün 1 mum sönermiş. 40. gün yanan son mum, asla sönmezmiş. zaman geçecek ve alışacaksın yarasa; o 1 mum onun anısı olacak ve hep içinde yaşayacak."
öyle de oldu. zaman geçti, hergün birer birer mumlar söndü ama o son mum hiç sönmedi. anısı hala içimde. onunla geçirdiğim tüm harika zamanlar hala düşündükçe gülümsetiyor. onsuz da gülümseyebiliyorum, bunun korkunç olmadığını öğrendim.
uzun bir zaman onsuz gülmenin çok kötü olacağını düşündüm. sanki arkadaşım mezardayken ben eğlenemezdim gibi hissediyordum.
bana o zamanlar koçumuz şöyle demişti: "biri öldüğünde kalbimizde 40 tane mum yanarmış. 39 gün boyunca her gün 1 mum sönermiş. 40. gün yanan son mum, asla sönmezmiş. zaman geçecek ve alışacaksın yarasa; o 1 mum onun anısı olacak ve hep içinde yaşayacak."
öyle de oldu. zaman geçti, hergün birer birer mumlar söndü ama o son mum hiç sönmedi. anısı hala içimde. onunla geçirdiğim tüm harika zamanlar hala düşündükçe gülümsetiyor. onsuz da gülümseyebiliyorum, bunun korkunç olmadığını öğrendim.
devamını gör...
şort giymek mi daha günah kumar oynamak mı sorunsalı
başkasının hayatına burnunu sokmak . kendi yaptıklarını hasır altı edip başkasının özel yaşantısına karışmak . hakaret etmek, üstüne yürümek .
ve ayrıca sana ne, bana ne , kime ne?
ve ayrıca sana ne, bana ne , kime ne?
devamını gör...
tarihte bugün
1857 yılında abd'nin new york kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı.
ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında, işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda, çoğu kadın
129 işçi can verdi.
işçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
o ölen kadınların anısına önce 8 mart dünya emekçi kadınlar günü ilan edildi sonra da emekçi kelimesi çıkarıldı,
kadınlar günü ilan edildi.
bazı insanların yanması gerekti bu gün için.
kutluyoruz ama aslında hüzünlü bir gün.
ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında, işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda, çoğu kadın
129 işçi can verdi.
işçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
o ölen kadınların anısına önce 8 mart dünya emekçi kadınlar günü ilan edildi sonra da emekçi kelimesi çıkarıldı,
kadınlar günü ilan edildi.
bazı insanların yanması gerekti bu gün için.
kutluyoruz ama aslında hüzünlü bir gün.
devamını gör...
kafası yastığa değer değmez uyuyabilen kişi
hep istediğim bu özelliğe sahip olanlar imrendigimdir. yorgun bile olsam asla hemen uyuyamam.
devamını gör...
30 yaş üstü yazarlar uçurulsun kampanyası
sözlüğün, yazarlarından herhangi bir kesiminin uçurulacak kadar henüz nüfusca fazla geldiğini düşünmediğim başlık. hepimize yer var a dostlar yoldaş hepimize yer de verir yol da.
devamını gör...
sürsün bahar
can kazaz'ın sözü ve müziği kendisine ait olan, babasına ithaf ettiği, insanın (hele de babası artık bu dünyada değilse) yüreğini parça parça eden şarkısıdır.
sürsün bahar...
can kazar klibin sonunda der ki;
yetim kalmadan önce,
sizi seven babanıza "seni seviyorum" demeyi lütfen unutmayın.
ben unuttum.
ben de babama hiç "seni seviyorum" demedim. ondan da beni sevdiğini duymadım. başımı okşadığını, "kızım" dediğini kendimi bildim bileli hatırlamam. zaten çok oldu gideli, mezarına da gitmeyi sevmiyorum çünkü kabul etmiş oluyorum gittiğini o zaman. o bence uzun bir seyahate çıktı, dönecek mi belli değil, hiç soramayacağım ona beni sevip sevmediğini...
oysa ki kız çocuğu olsun çok istemiş. belki küçükken de sevdi ama ben hatırlamıyorum. insanlar neden anne-baba olur belki de anlamama sebebim bu, çocuk sahibi olmama (olamama) sebebim bu. o kadar yakından nasıl olunmadığını gördüm ki ben ve hayatım boyunca bu sevgisizliğin sonuçlarını o kadar güzel tecrübe ettim ki buna hiç cesaret edemedim. pişman mıyım değilim...
kendine göre sevmek diye bir şey yok çünkü, çünkü onu dünyaya getirmek sizin tercihiniz, eğer verecek sevginiz yoksa getirmemeyi de tercih edebilirdiniz. çünkü o çocuk dünyaya geldiyse ona bakmak zorundasınız. onu kaderine terk edemezsiniz. bir var, bir yok olamazsınız. onu büyütmek, büyürken her konuda arkasında olmak, doğruları göstermek zorundasınız. imkanlarınız ne ise o kadar. maddi olarak imkanlarınız yeterli olmayabilir (ki bizde sorun bu da değildi) bu ayıp değil asla ama sevginin bir sınırı yok; o çocuğu çok severek, ona örnek olarak onu hayata hazırlamak zorundasınız. yoksa sizden bir tane, iki tane daha olmasının ne anlamı var ki?
ben hayatımın en büyük tartışmalarını babamla yaptım ve hep ona karşı geldim çünkü o olması gerektiğinde hiç yanımda olmamıştı.
baba-kız olamadık biz hiç mesela, dışarıda böyle birbirine sevgi dolu insanları görünce burnumun direği sızlardı hep, onlar için çok mutlu olurken, onların ne kadar şanslı olduğunu düşünürken kendim için ise inanılmaz üzüldüm hep. çünkü zamanında tecrübe edilememiş, depolanamamış ve hiçbir zaman da yeri dolmayacak bir şey bu.
sonra sonra anladım ki insan en büyük hataları sevgi eksikliğinden yapıyor.
en çaresiz anlarında sığınmak istiyorsun, sırtında "merak etme ben yanındayım" diyen bir el istiyorsun.
hep istenmiş ama hiç olmamış bir şeye özlem hiç geçmiyor oysa...
can kazaz'ın aksine ben de diyorum ki;
size hayran ve sizi annesi-babası olduğunuz için seven, size belli bir yaşa kadar muhtaç olan çocuklarınızı çok sevin, onlara çok sarılın, başını okşayın. "canım kızım", "canım oğlum" deyin onlara. "seni çok seviyorum" demekten çekinmeyin. "hata yapsan da yanındayım" deyin. deyin ki en ufacık hatalarında kendi içlerindeki kuytulara kaçmasınlar, deyin ki büyüdüklerinde iki gram sevgi peşinde koşarak geçmesin ömürleri.
şükür ki hatalar değil belki bir iki hata yapmışımdır hayatım boyunca (ki onları da hala hata saymam) ama daha güzel bir hayatım olabilir miydi kesinlikle olabilirdi. seçim şansının bende olmadığı bir şekilde geldiğim dünyada elimi taşın altından hiç çekmeden usulca yaşayıp gitmeye çalışıyorum. başarabilirsem ne ala, başaramazsam da tek sorumlu benim. benden bir tane daha bırakmıyorum ardımda. çünkü hep iyi ve doğru bir insan olmaya çalışarak en büyük cezayı kendi kendime verdim ben zaten.
artık hata yapmaktan korkmuyorum, özür dilemekten ya da seni seviyorum demekten korkmuyorum.
kendim öğrendim. kendime en iyi öğretmen benim.
sahi baba beni hiç sevdin mi?
sürsün bahar...
can kazar klibin sonunda der ki;
yetim kalmadan önce,
sizi seven babanıza "seni seviyorum" demeyi lütfen unutmayın.
ben unuttum.
ben de babama hiç "seni seviyorum" demedim. ondan da beni sevdiğini duymadım. başımı okşadığını, "kızım" dediğini kendimi bildim bileli hatırlamam. zaten çok oldu gideli, mezarına da gitmeyi sevmiyorum çünkü kabul etmiş oluyorum gittiğini o zaman. o bence uzun bir seyahate çıktı, dönecek mi belli değil, hiç soramayacağım ona beni sevip sevmediğini...
oysa ki kız çocuğu olsun çok istemiş. belki küçükken de sevdi ama ben hatırlamıyorum. insanlar neden anne-baba olur belki de anlamama sebebim bu, çocuk sahibi olmama (olamama) sebebim bu. o kadar yakından nasıl olunmadığını gördüm ki ben ve hayatım boyunca bu sevgisizliğin sonuçlarını o kadar güzel tecrübe ettim ki buna hiç cesaret edemedim. pişman mıyım değilim...
kendine göre sevmek diye bir şey yok çünkü, çünkü onu dünyaya getirmek sizin tercihiniz, eğer verecek sevginiz yoksa getirmemeyi de tercih edebilirdiniz. çünkü o çocuk dünyaya geldiyse ona bakmak zorundasınız. onu kaderine terk edemezsiniz. bir var, bir yok olamazsınız. onu büyütmek, büyürken her konuda arkasında olmak, doğruları göstermek zorundasınız. imkanlarınız ne ise o kadar. maddi olarak imkanlarınız yeterli olmayabilir (ki bizde sorun bu da değildi) bu ayıp değil asla ama sevginin bir sınırı yok; o çocuğu çok severek, ona örnek olarak onu hayata hazırlamak zorundasınız. yoksa sizden bir tane, iki tane daha olmasının ne anlamı var ki?
ben hayatımın en büyük tartışmalarını babamla yaptım ve hep ona karşı geldim çünkü o olması gerektiğinde hiç yanımda olmamıştı.
baba-kız olamadık biz hiç mesela, dışarıda böyle birbirine sevgi dolu insanları görünce burnumun direği sızlardı hep, onlar için çok mutlu olurken, onların ne kadar şanslı olduğunu düşünürken kendim için ise inanılmaz üzüldüm hep. çünkü zamanında tecrübe edilememiş, depolanamamış ve hiçbir zaman da yeri dolmayacak bir şey bu.
sonra sonra anladım ki insan en büyük hataları sevgi eksikliğinden yapıyor.
en çaresiz anlarında sığınmak istiyorsun, sırtında "merak etme ben yanındayım" diyen bir el istiyorsun.
hep istenmiş ama hiç olmamış bir şeye özlem hiç geçmiyor oysa...
can kazaz'ın aksine ben de diyorum ki;
size hayran ve sizi annesi-babası olduğunuz için seven, size belli bir yaşa kadar muhtaç olan çocuklarınızı çok sevin, onlara çok sarılın, başını okşayın. "canım kızım", "canım oğlum" deyin onlara. "seni çok seviyorum" demekten çekinmeyin. "hata yapsan da yanındayım" deyin. deyin ki en ufacık hatalarında kendi içlerindeki kuytulara kaçmasınlar, deyin ki büyüdüklerinde iki gram sevgi peşinde koşarak geçmesin ömürleri.
şükür ki hatalar değil belki bir iki hata yapmışımdır hayatım boyunca (ki onları da hala hata saymam) ama daha güzel bir hayatım olabilir miydi kesinlikle olabilirdi. seçim şansının bende olmadığı bir şekilde geldiğim dünyada elimi taşın altından hiç çekmeden usulca yaşayıp gitmeye çalışıyorum. başarabilirsem ne ala, başaramazsam da tek sorumlu benim. benden bir tane daha bırakmıyorum ardımda. çünkü hep iyi ve doğru bir insan olmaya çalışarak en büyük cezayı kendi kendime verdim ben zaten.
artık hata yapmaktan korkmuyorum, özür dilemekten ya da seni seviyorum demekten korkmuyorum.
kendim öğrendim. kendime en iyi öğretmen benim.
sahi baba beni hiç sevdin mi?
devamını gör...
çalıntı tanım girmek
bünyesinde bir sürü e-kitap paylaşıldığı iddia edilen link ve web sayfası yönlendirmesi bulunan bir mecrada yapılması gayet normaldir. adam emek hırsızlığı yapıyor ya da buna ortak oluyor ses çıkmıyor tanım çalmış çok mu?
ayrıca selçukspordan maç izleyen, hdfilmcehenneminden film izleyen, torrente takla attıran, bilgisayarında yüklü uygulamaların hemen hepsi crackli olan, pdfarsivim ve türevi sitelerden telif hakkına konu kitapların pdfsini kovalayan insanların * "aaa bak bu tanımı şu web sayfasından çalmışlar" demesi de tuhaf.
şikayet et butonu ile ilgili linki de vererek moderasyona iletirsin iş biter. herkesin görebileceği şekilde insanları ifşa edip, "hırsızlık"la itham etmek bana pek sağlıklı gelmiyor.
ayrıca selçukspordan maç izleyen, hdfilmcehenneminden film izleyen, torrente takla attıran, bilgisayarında yüklü uygulamaların hemen hepsi crackli olan, pdfarsivim ve türevi sitelerden telif hakkına konu kitapların pdfsini kovalayan insanların * "aaa bak bu tanımı şu web sayfasından çalmışlar" demesi de tuhaf.
şikayet et butonu ile ilgili linki de vererek moderasyona iletirsin iş biter. herkesin görebileceği şekilde insanları ifşa edip, "hırsızlık"la itham etmek bana pek sağlıklı gelmiyor.
devamını gör...
septem artes liberales
ortaçağda temel alınmış olan eğitim modeli. doğu'da da batı'da da aynı model temel alındığı için ortaçağ dünyasını her ne kadar birbirinden kopuk olsalar da batı-doğu ya da hristiyan-islam şeklinde ayırmak doğru olmaz. klasik dönemden farkı özgürlükle alakasının kalmamasıdır zira kilisenin benimsediği bu eğitim modelinin temel amacı yine tanrı'nın buyruğunu kanıtlamaktı. gramer: doğru konuşmak, mantık: akıl yürütmek, retorik: argüman üretmek şeklinde din adamlarının dini tartışmalarda tüm ihtiyaçlarına cevap veren bir eğitim tarzı idi.
her ne kadar skolastik olsa da daha sonra ortaya çıkacak rönesansın önemli bir hazırlayıcısı, adeta bir kuluçka dönemi olmuştur. doğu-batı arasındaki kırılma 12. asırda yaşandı. aquinalı thomas, pozitif bilimleri de tanrı'nın varlığını kanıtlamak üzere müfredata eklerken islam dünyasında gazali bilim ve felsefenin dinden çıkmayla sonuçlanacağını salık verip doğu dünyasının tabutuna çivi çakmakla meşguldü.
neticede, belli bir kuluçka periyodunun ardından teknik ilerlemelerin de katkısıyla avrupa bir anda zincirlerinden koparak saf bilimin, felsefenin ve sanatın peşinden koşmayı öğrendi. o tarihe kadar düşünce dünyasında kardeş olan batı ve doğu'nun yolları da tamamen ayrıldı...
her ne kadar skolastik olsa da daha sonra ortaya çıkacak rönesansın önemli bir hazırlayıcısı, adeta bir kuluçka dönemi olmuştur. doğu-batı arasındaki kırılma 12. asırda yaşandı. aquinalı thomas, pozitif bilimleri de tanrı'nın varlığını kanıtlamak üzere müfredata eklerken islam dünyasında gazali bilim ve felsefenin dinden çıkmayla sonuçlanacağını salık verip doğu dünyasının tabutuna çivi çakmakla meşguldü.
neticede, belli bir kuluçka periyodunun ardından teknik ilerlemelerin de katkısıyla avrupa bir anda zincirlerinden koparak saf bilimin, felsefenin ve sanatın peşinden koşmayı öğrendi. o tarihe kadar düşünce dünyasında kardeş olan batı ve doğu'nun yolları da tamamen ayrıldı...
devamını gör...
enflasyon
tüik verilerine göre şubat 2021 de yıllık bazda % 15.61 açıklanmıştır. çalışanların zam oranları genelde buna göre şekillenir, zam dönemlerinde nasıl yapıyorlarsa genelde düşer.
ülkemizde hissedilen enflasyon oranı şuan % 40, %50 nin üzerindedir.
enflasyonunun olmadığı bir dönem yaşanmış, bizler malesef görememişiz ama öyle bir dönem varmış merak edenler için paylaşmak isterim.
cumhuriyet tarihimizde "0" enflasyonlu yılların sadece atatürk döneminde yaşandığını biliyor muydunuz?
".....öyle ki, enflasyonsuz para politikası cumhuriyet tarihinde sadece atatürk zamanında uygulanabilmiştir. ismet inönü'nün şu sözleri çok enteresandır:
"hükümet olarak yılda iki kez ödeme yapamayacak duruma düştüğümüz olurdu. gider konuşurdum. birkaç milyon liralık emisyonun bizi ferahlatacağını anlatmaya çalışırdım. bir defa bile "evet" dedirtemedim".
türkiye cumhuriyeti'nde enflasyon problemi atatürk'ün vefatıyla başlamış ve bir daha da durdurulamamıştır.
sonuç olarak türkiye cumhuriyeti'nin kuruluşunda enflasyonun yeri olmamıştır. atatürk her zaman para değerinin istikrarına büyük önem vermiş, istiklal savaşı'nın en zor günlerinde bile tedavüle yeni para çıkarmamıştır.
atatürk'ün sıkı para politikası anlayışı cumhuriyetin kurulmasından sonra da devam etmiş, atatürk döneminde türkiye cumhuriyeti'nde karşılıksız para basılmamıştır. ...
(atatürk'ün ekonomi politikası- doç. dr. hasan sabır)
#atatürk #mustafakemal
ülkemizde hissedilen enflasyon oranı şuan % 40, %50 nin üzerindedir.
enflasyonunun olmadığı bir dönem yaşanmış, bizler malesef görememişiz ama öyle bir dönem varmış merak edenler için paylaşmak isterim.
cumhuriyet tarihimizde "0" enflasyonlu yılların sadece atatürk döneminde yaşandığını biliyor muydunuz?
".....öyle ki, enflasyonsuz para politikası cumhuriyet tarihinde sadece atatürk zamanında uygulanabilmiştir. ismet inönü'nün şu sözleri çok enteresandır:
"hükümet olarak yılda iki kez ödeme yapamayacak duruma düştüğümüz olurdu. gider konuşurdum. birkaç milyon liralık emisyonun bizi ferahlatacağını anlatmaya çalışırdım. bir defa bile "evet" dedirtemedim".
türkiye cumhuriyeti'nde enflasyon problemi atatürk'ün vefatıyla başlamış ve bir daha da durdurulamamıştır.
sonuç olarak türkiye cumhuriyeti'nin kuruluşunda enflasyonun yeri olmamıştır. atatürk her zaman para değerinin istikrarına büyük önem vermiş, istiklal savaşı'nın en zor günlerinde bile tedavüle yeni para çıkarmamıştır.
atatürk'ün sıkı para politikası anlayışı cumhuriyetin kurulmasından sonra da devam etmiş, atatürk döneminde türkiye cumhuriyeti'nde karşılıksız para basılmamıştır. ...
(atatürk'ün ekonomi politikası- doç. dr. hasan sabır)
#atatürk #mustafakemal
devamını gör...
başörtülü biri ile evlenmek
böyle başlıkların bile hala açılabiliyor olması.... ne zaman sadece insan gözüyle bakabilme seviyesine erişilebilecek işte o zaman bir şeyler gerçekten değişecek...
nerden tutsan elinde kalacak, tartışılması bile saçma durum....
nerden tutsan elinde kalacak, tartışılması bile saçma durum....
devamını gör...
atatürk'ün en sevilen sözü
bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.
tanım : atatürk'ün en sevdiğimiz sözlerini paylaştığımız başlık.
tanım : atatürk'ün en sevdiğimiz sözlerini paylaştığımız başlık.
devamını gör...


