“para konuşur” sözünün yanlış yorumlandığını ifade eden bir deyiştir.
paran varsa insanlar seni tanır. paran yoksa sen insanları tanırsın.
1974 tarihli it’s alright, ma -i’m only bleeding adlı parçasında “money doesn’t talk, it swears” (para konuşmaz, küfreder) demişti bob dylan... şiddetin ve birçok toplumsal sorunun kaynağının para olduğunu vurgulamıştı.
çevremizde zenginliğin verdiği gururla yaşayan bazı insanları görürüz… geceleri paralarını saymaktan, gündüzleri de gariban işçileri ezmekten başka bir şey düşünemezler…gittikleri her yere önce paralarını sererler…“ye kürküm ye, ye kürküm ye” misali.
unuttukları bir şey vardır:
ingilizce’de para kelimesinin (money) kökeni para tanrısı olarak kabul gören mammon putudur. en belirgin özelliği ise konuşamaması sadece küfretmesidir.
günlük hayatımızda “para konuşur” desek de para bitince paranın gerçekte küfrettiğini anlarız. çevremizde dost gözüken 100 insandan 1 tane kalır.
para insanı avlamak için en iyi yemdir. (thomas fuller)
devamını gör...

oğlum sağ olsun, ıhlamur topladı, masa üstüne serdik, kurutuyoruz, yakın zamanda satışa başlayacak. toptan satışımız yoktur*, sadece 100 gramlık poşetlerde satacak.. evi saran mis gibi ıhlamur kokusu da cabası... *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ulan bugün de yaşandı mı şimdi diye sordurur.
devamını gör...

hücre membranına etki ederek metilisine dirençli s.aureus(mrsa) tedavisinde kullanılan antibiyotiktir.
yan etki olarak rabdomiyoliz(kas yıkımı) yapar.
akciğerde sürfaktan tarafından antagonize edilir bu yüzden pnömoni tedavisinde kullanılmaz.
takibinde keratin fosfokinaz testi kullanılır.
devamını gör...

o kadar ünivesiteli iş bulamazken bu boş kafalı kişilere veriliyor bu makam ve mevki bize yazık
devamını gör...

"bunu bir de sabah akşam dayak yiyen kadınlara sormak gerek" düşüncesine yol açan iddia.

normal şartlarda sadece kadınlar değil, herkes değerli hissetmek ister. bunu anormal ya da psikolojik bir rahatsızlık gibi ele almanın anlamı yok. normal bir şey bu. birlikte olduğunuz kişinin de size bunu hissettirecek gibi davranmasını istersiniz elbette. "şununla evleneyim de bana pislik muamelesi yapsın" demezsiniz, akıl sağlığınız yerindeyse.

adet, gelenek, görenek... bunlar kadına değerli gibi hissetirmez. ettirse de uzun sürmez. "kız alırken kendini gösteren adaletsiz ritüeller" kısa sürer. sonra gelsin o kızı tepesi atınca dövmeler, kıza tüm sülalenin hizmetçiliğini yaptırmalar, sürekli çocuk doğurtmalar... şu ülkedeki çoğu evliliğin sonu bu. bırakın da kısacık da olsa değerli hissetsin böyle yaşayan kadınlar. keşke elimizden gelse de hepsine ömür boyu değerli olduklarını hissetirebilsek. bunu biz çözemeyiz, eğitim sistemi çözer ancak.

normal evliliği olanlara gelince... onların da zaten "bana bak, seni istemeye geldiğimizde değerli hissettin. şimdi sıra bende" gibi bir hesabı olamaz. onlar olması gerektiği gibi, karşılıklı şekilde değerli hissettirir zaten.

özetle, tartışılması bile abes bir konu bu bence. biraz rahat mı bıraksanız artık diğer insanları da kendinizi de?
devamını gör...

t: eski türkçe kın veya kıın veya kıyn veya kıny köküne dayanan kelimedir.
kın sözcüğü "ceza" anlamındadır. kıyın şeklinde de geçer. kıymak fiili ile kökdeş olması muhtemeldir.
kelimenin ilginç bir anlam daralması serüveni var. nişanyan'ın aktardığı örneklere göre şu aşamalardan geçmektedir: *
1000'li yıllardan önce ve daha sonrasına kadar olan anlamı "işkence etmek",
1300'lerden sonra "cezalandırmak",
osmanlı döneminde "alay etmek ve ayıplamak",
günümüzde ise yalnızca "ayıplamak"

şiddetle kınamalarıyla meşhur olan bir devlet yöneticisinden cümle içinde kullanım örneği:
devamını gör...

sık sık hissettiğim bir duygunun ifadesidir.

insanın gidesi gelirse bunun farklı nedenleri olabilir. benim için bu farklı nedenler iki tane ile sınırlı. birincisi bulunduğum yere ait olamama duygusu, ikincisi ise ait olduğumu düşündüğüm yeri bulduğuma dair derin bir umut ve huzur.

bulunduğum yerde sanki tarihin başlangıcından beri yaşamaktayım. o kadar uzun zamandır burdayım ki sanki şehirle bir bütün haline geldim. ama bu ifade yanıltmasın sizi. çok ayrıksı bir bütünlük duygusu bu. bütün dönüşümlerini, çöküntülerini, bunalımlarını yaşadım. kentsel dönüşümün yaşadığım mahalleyi, okuduğum okulu yerle bir ettiğine günden güne şahit oldum. ama bu şehre ait olamadım. bu şehirle ilgili bütün iyelik eklerim yapay. hiçbir şey bana ait değil. anılarım zorunluluktan. albino bir tavuskuşu gibiyim bu şehirde.

ikinci nedenim ise hiç görmediğim, daha önce adını cümle içinde kullanmadığım bir şehre özlem duyuyor olmam. sanki o şehir beni mutlu edecek, aradığım o huzuru bu şehirde bulacağım. sanki dediğime de bakmayın. ben artık çok eminim bu şehre gidesimin geldiğine. rüzgar beni korkutmuyor mesela, zaten hiç korkutmazdı ama artık hiç korkutmuyor. sevesim var rüzgarı. geçilmez yerlerden geçesim var.

şu an gerçekten gidesim var. çünkü hissediyorum yürümem gereken yeni yollar, aşmam gereken yeni denizler, konuşmam gereken yeni konular, sevişmem gereken şarkılar var. hazır ol miles davis! çalman gereken çok şarkı olacak.
devamını gör...

çıkar mı çıkmaz mı bilmem ben , ama sevgilisine çiçek veren tek hayvan sincaptır.

edit: böylesine ince zevki olan canlıya da hayvan denir mi yemin ederim boşlukta kaldım.
devamını gör...

efenim, gülhane parkı nazım hikmet'in ceviz ağacı şiiri için hikayeye ev sahipliği yapmıştır.
hikaye özetle şu şekilde;

nazım hikmet kaçak olarak arandığı dönemde sevgilisi piraye ile mektuplaşır. arandığından ötürü mektubu posta ile değil güvendiği bir arkadaşı ile yollar. bir mektubunda ünlü edebi kafamız piraye hanımlarına şöyle buyurur "sizlerle şu gün gülhane parkında buluşmayı arzularım". fakat polise asla ulaşmaması gereken o mektup önce polise okunur ve sonra piraye alır teslim alır. bundan habersiz olan nazım kendisi gibi habersiz olan pirayeyi parkta beklerken kendisi için gelen polisleri görür ve ilk gördüği ağaca tırmanır. o gün nazım'ı ne polis ne de piraye görür.

ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında.
ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında.


bu iki dize o gün o ağaçta yazılmıştır.

şahsımın bir tanımında belirttiğim gibi "ihanet asla düşmanından gelmez" sözü bu hikayede de geçerlidir.

cem karaca ise mükemmel seslendirmiştir bu şiiri. ikisi de çok kıymetli iki değerimizdir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: saklambaç)
bir ebe ve saklanan oyuncular olmak üzere iki tarafı olan genelde açık havada oynanan bir oyundur.
oyun şu şekilde oynanır:
- tüm oyuncuların katıldığı bir sayışmada ebe belirlenir.
-bir duvar veya ağaca ebe olan oyuncu gözlerini kapayarak yüzünü dayar ve önceden belirlenen sayıya kadar saymaya başlar.
-bu sırada ebe olmayan oyuncular alanda çeşitli yerlere saklanırlar, maksat ebe onları görmeden ebenin sobeleme yerine koşup "sobelemek"tir.
- ebe, saymanın sonunda "önüm, arkam, sağım, solum sobe, saklanmayan ebe" diyerek saklananları bulmaya başlayacağını duyurur.
-sayma bitince ebe saklananları aramaya başlar, bulduğu kişilerin isimlerini söyleyerek duvar/ağaca koşup sobeler.
-eğer saklanan kişiler ebeden önce duvarı sobelerse ebe olmaktan kurtulur.
-bu oyunda tatlı bir detay vardır ki o da "çanak çömlek patladı"dır. eğer ebe ebelediği kişinin ismini yanlış söylerse ismi söylenen kişiler ritimli bir şekilde "çanak çömlek patladı" diyerek ortaya çıkarlar.
-sobelenmeyen son çocuğa kadar oyun devam eder.
-daha sonra ilk sobelenen çocuk ebe olacak şekilde oyun yeniden başlar.
ps: oyun çok geceye bırakılmamalıdır zira saklanan çocuklar saklandıkları yerde uyuyakalabilmekte veya orada unutulabilmektedir.*
devamını gör...

şurada kiminle oturmak isterdiniz?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
benim aklıma kimse gelmedi.
son yılları düşündüm.
hayatımı düşündüm, hayatımda olan insanları düşündüm.
yok yok tek bir isim bile yok.

evet bir adet manit var shrek bey onla bu ara limoniyiz bu yüzden aklıma gelse de yoo nedenmiş bana ne dedim ve onu da seçmedim.

siz olsanız kimle oturur ve güneşin batışını izlerdiniz?
dometesleri kapıp gelebilse aklımda bir isim var ama oohhoo çok uzaklarda.
neysem aklınızdan ilk geçen kimse ona aitsiniz ve inandığınız o kutsal varlık her neyse sizi ona onu size bahşetsin... hadi yine iyisiniz hahah.
sevgiler..
devamını gör...

severim böyle insanları. ben de kısmen böyle odluğum için çok zaman iş yerinde sorunlar yaşayan birisiyim. bazen çalışanların espri mi, ciddi mi diye duraksadıkları anlarda olmuyor değildir. devlet memuru iseniz etrafınızda kimi zaman gayri ciddi anlaşılacak bir durumdur. ancak şakayı, espriyi sevenler için gayet güzel ve hoş olaylardır.
devamını gör...

nitelikli başlıktan ne anladığımıza bağlı olarak ortaya çıkan durum.

bazılarımız (ki bu bazıların içinde ben de varım) belirli bir konu hakkında derli toplu şekilde özet bir bilgi veren başlıkları nitelikli buluyoruz. fakat bu tür başlıkların büyük bir kısmı, üzerinde kendi fikirlerinizi belirtemeyeceğiniz ve haklarında gerçekten bilgi sahibi olmanız gereken konular hakkında oluyor. o yüzden bu başlıklar 1-2 tanım haricinde kuş uçmaz kervan geçmez yerlere dönüşüyor.

bazılarımıza göre de kısa sürede tutulan ve tepeden düşmeyen başlıklar nitelikli sayılıyor. yani ne kadar çok etkileşim o kadar yüksek kalite gibi bir algı var. bu tür başlıklarda da genellikle katılım çok yüksek ama içerik olarak baktığınızda kimseye bir faydası olmadıklarını görüyorsunuz. paşa gönüllerimizi eğlendirmek dışında...

ortaya çıkan toplam manzara ortada.

ben artık sallamıyorum. sadece bir de bu açıdan düşünelim diye karaladım bir şeyler, o kadar.
devamını gör...

ben bu şarkısını çok dinlemiştim.
tabi o zamanlar kalbim pırpır.
hey gidi günler.
devamını gör...

“ayrılalım” diyemeyen sevgilidir.

ya da “ben birini buldum ama çok emin değilim ondan, senden direkt ayrılıp konforumu da bozmak istemiyorum, sonuçta o bulduğum kişiyle olması kesin değil, ben bi bakıp geleyim, sonra sap gibi kalırsam devam ederiz ya da sana ona göre güle güle derim” diyemeyen de olabilir.
devamını gör...

ilk kez 1967de david cooper tarafından adı duyurulmuş kendisinden önce, michel foucault tarafından bir çeşit davranış bozuklukları karmaşası olarak nitelendirilen, akıl hastanelerinin eleştisi ile başlayan bir harekettir.
akıl hastalarına karşı medikal sistemin baskıcı ve şiddete kadar varan sözde tedavi şekillerini ve deneyselliğine karşı çıkan hareketin
başlıca destekcileri fransız yazar antonin artaud, psikoanalist jacques lacan ve akıl hastalığını ilk laik ve humanist açıdan ele alan yazar erich fromm'un 'tedavi' lerin korkunçluğuna dikkat çekmeleri sonucu harekete destek bir nebze daha artarak 50li yıllarda psikolog hans eysenck' in medikal yaklaşım olan nörobiyolojik olaydan çok neden sonuç ilişkisine odaklanması ile gelişerek 60'lı yıllarda zirve noktasına ulaşmıştır. hareketin en önemli dönemi iskoçyalı doktor r.d. laing ile olmuştur. aile ve ailenin şizofreni hastalığına olan etkilerini inceleyen laing şizofreniyi deli bir dünyaya verilen deli bir reaksiyon olarak incelemeye başladıktan sonra önemli psikiyatristlerden thomas szasz'ın şizofreniyi bir mit olarak nitelemesine kadar varmıştır. kendisinin delilik medikal değil, ahlaki bir sorun olması şeklindeki görüşlerine bazı bilim insanları da katılmışlardır.
hareketin gelişimi 1978de talyan doktor franco basaglia' nın çalışmalarıyla hapishane tarzı akıl hastanesi uygulamalarına son verilmesine yol açmıştır.
anti-psikiyatri hareketi ilaç endüstrisine de karşı çıkmaktadır ve ana akım psikiyatri ile çelişmektedir.
ilginç olan szasz'ın akıl hastalığı diye bir hastalığın varlığını kabul etmemesi, bunu da her hangi bir biyometrik semptomun olmaması ile ispatlandığını öne sürmesidir. dolayısı ile hiç bir akıl hastasının 'iyileşmesi'nin zaten söz konusu olmadığını da belirtmiştir. kendisine göre dünyada iyileşen tek akıl hastası dahi mevcut değildir.
devamını gör...

sağlığını korumak isteyen insanların gerçekleştireceği eylemdir. zira ekmek anlık olarak doyurur ama sonrasında tekrar acıktırır ve daha çok yemenize sebep olur.

ben de geçen sene denemiştim bunu yapmayı ve inanın çok rahatladım. ilk hafta oldukça zor geçiyor hatta yumurta, peynir gibi gıdalar ekmeksiz yenmek zorunda olduğu için mide bulandırıcı bile olabiliyor.

sonrasında ise vücut hem rahatlıyor hem de kilo vermeniz kolaylaşıyor.

bu hafta içinde tekrar hayatıma sokacağım bu eylemi.
devamını gör...

*olaylara farklı açılardan bakabilmesi,
*etik ve ahlaki değerlere saygı duyması,
* karşısındakini dinlemesi,
*empati duygusunun daha gelişmiş olması,
*doğaya ve hayvanlara karşı duyarlı ve saygılı olması,
*kendini ve bilgisini belli etmek için çaba göstermez.

saydıklarımın istisnası elbette vardır, kitap okuyup içine sindirememiş birçok insan olabilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim