boştadır .
devamını gör...

belki de geliyordur. biri gelecekten geliyorum dese bir sonraki durağı ruh ve sinir hastalıkları hastanesi olur.
devamını gör...

bu işin sonu bomb.k bir yere çıkıyor demişlerdi de inanmamıştım.
devamını gör...

taaşşuk-ı talat ve fitnat talat bey ile fitnat hanım'ın sonu hüsranla biten aşklarının acıklı hikâyesidir. aşkı için kadın kılığına giren koca yürekli talatbey aşk ne olduğunu bilmeyen senden öğrenir.
devamını gör...

efendim siz sadrazamın sol testisi misiniz,neden atmasınlar diye düşündüren başlık.
devamını gör...

ben hayatım boyunca hiç yalan söylemedim.
devamını gör...

vatandaşlarından helallik isteyen akpli cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan beyefendinin kullanacağı 300 odalı yazlık saray sonunda bitmiş ve kullanıma hazırmış . ne mutlu bizlere.
tam da yaz dönemine girerken hiç bir itibardan tasarruf etmeyerek inşaatı hızla bitirilen bu saray ile ülkemizi yönetmekten bitap düşen liderimiz gönlünce dinlenip enerji toplayacak ve yepyeni kanun hükmünde kararnameler, yasa ve bakan değişiklikleri ile ülkemizi sadece almanya’nın değil bütün dünyanın kıskandığı bir ülke durumuna sokacak.
bu yazlık saray ile alakalı z kuşağındaki arkadaşları biraz bilgilendirmek gereği hasıl oldu tabi şimdi .
önce sarayın resmi:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
biraz da bilgi :

zamanında muğla'nın marmaris ilçesi okluk koyu'ndaki 8. cumhurbaşkanı merhum turgut özal'ın yaz tatillerini geçirdiği mütevazi 4 odalı cumhurbaşkanlığı konuk evi yıkıldı. yerine 300 odalı yazlık saray ve hemen dibine de üç bloktan oluşan hizmetli ve koruma için personel lojmanları inşa edildi. ayrıca 10 bin 966 metrekarelik sahil alanı ise özel kum ve çakılla doldurulup plaj haline getirildi. plaj içerisinde güneşlenme ve dinlenme amaçlı bungalovlar yer alıyor. bungalovların ucunda ise denize girmek için iskele ve ayrıca bir yat parkı inşa edildi . uydudan da net olarak görünen ve 13 bin 166 metrekare kapalı inşaat alanına sahip üç ana bloktan oluşan cumhurbaşkanlığı konuk evi'nde havuzlar, hobi ve eğlence alanları bulunuyor.
bu arada yazlık saray çevresinde bulunan yaklaşık 200 dönümlük arazi cumhurbaşkanlığı arazisine dâhil edildi. okluk koyunda bulunan birçok işletme ve evler kamulaştırıldı ve tasfiye edildi. okluk koyu yanısıra komşu sazanlı, hırsız, değirmenbükü ve ingiliz koylarının da yazlık sarayın güvenliği için deniz turizmine kapatıldı.

sanırım bu kadar bilgi yeterli ancak bir şey daha var,

okluk koyu’nın sembol isimlerinden olan turgut yücel, dedelerinden kalan arazisinin kamulaştırılmasına karşı 2018 yılından bu yana verdiği mücadeleyi kaybetti. hiçbir sağlık sorunu bulunmayan 57 yaşındaki turgut yücel’in bayramın ilk günü geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti.

evet helallik demiştik, şimdi bizlerin de bir zamanlar koylarında yüzebilir cennet marmaris koylarındaki hakkımızda böylece kadük edilmiş oldu ama tabi karar yine de sizindir
hakkınızı helal edebilirsiniz….
selam ve dua ile.
buradan
devamını gör...

pentagram grubuyla lisede tanıştım. anatolia albümünü kasetten dinlemiş nesilim.
devamını gör...

tek yüzük'ün yok edildiği hüküm dağı'nın, diğer adıyla orodruin'in, bulunduğu yerdir.
havası, suyu bi' değişik; ork ve uruk-hai mekanıdır.
devamını gör...

bazı durumlarda eleştiriden daha önemli olan husustur.
devamını gör...

işleve takılma, nesneleri üretildikleri amaç ile sınırlayarak, bir nesneyi sadece bir görev için belirleme ve kullanma olarak tanımlanan psikolojik yanılsamadır. örneğin, bir vidayı sökmek için bıçak kullanmayı reddedip illa ki tornavida aramak işleve takılmadır. ya da ders çalışırken, saçı toplamak için kalem kullanmak gibi bir çözüm düşünmek, toka aramak yerine kalemi kullanmak işleve takılmamadır. benzer şekilde çay tabağını kül tablası olarak kullanmak da işleve takılmamadır.

işleve takılma yaratıcılığı olumsuz etkileyen bir durumdur. örneğin bir sobayı, çamaşır kurutmak, kestane pişirmek, ekmek kızartmak gibi bir sürü nostaljik ve etkili durum için kullanmak, sobayı sadece bir ısıtıcı olarak görmeyip işleve takılmama sonucudur.

işleve takılmanın bir sebebi mükemmeliyetçiliktir. çünkü, esas ihtiyaç duyulan alet yerine durumu kurtaran bir alet kullanmak esas alet kadar etkili bir sonuç vermeyecektir, bu da kişileri işleve takılmaya itmektedir. örneğin, hiç bir kalem bir toka kadar iyi saç toplayamayacak veya bir bıçak tornavida kadar etkili bir şekilde vida sökemeyecektir.

naçizane görüşüm, türk milletinin (özellikle öğrenci evlerinde) işleve takılmama konusunda çok başarılı olduğu yönündedir. yoksa kettlelar makarna tenceresi, ütüler saç düzleştirici olur muydu hiç?
devamını gör...

jane austen- gurur ve önyargı
devamını gör...

çocuklarımızın çocukluğunu, yaşlılarımızın sayılı günlerini alıp götürdü bu pandemi. ben en çok onlara üzülüyorum. gençler yine bir şekilde oyalanıyor, vakit geçirebiliyor ama yaşlılar ve çocuklar için durum öyle değil. parka, camiye gidebilen gün içinde bir şekilde kendini idare edebilen yaşlılarımız evlerinde mahsur kaldılar. tam sosyalleşme aşamasında, gelişme çağında olan bebekler ve çocuklarda da durum aynı. bu yüzden pandeminin bitip, herkesin özgürlüğüne kavuşmasını en çok onlar için istiyorum.
devamını gör...

eğer ki bir arazide birbirine sarılmış halde iki yılan görürseniz zarar vermeye çalışmayın. çünkü insanlar gibi onlar da hayatlarının en özel anlarını yaşıyorlar. üstelik bunu, insanoğlu gibi her canı isteyince değil, yılda bir kez yapıyorlar. ayrıca bu yılanlar fare avlıyor, tarla zararlılarını yiyor, ekmeklerinin peşine düşmüşler, toprağı havalandırıyorlar. üzerlerine basmaya çalışmıyor ve tehdit etmiyorsak zarar vermezler. birbiriyle sarmaş dolaş olan yılanların dans misali görüntüsü doğanın ayrı bir estetiğidir, sevilmeseler bile yine de estetiktir. asanın üzerine dolanmış iki yılan, tıp ve eczacılığın sembolü olmuştur.
devamını gör...

ıan mcewan kitabıdır.

ayrıntı yayınlarının, gotik romanları bizle buluşturan kara ayrıntı setinin nadide bir parçasıdır yabancı kucak. ıan mcewan ingiltere’nin en büyük yazarlarında biri sayılmaktadır ve aldığı booker ödülü bu şanını pekiştirmiştir.

romanda mary ve colin bir tatile çıkarlar ve tatil mekanı olarak seçtikleri yer tam da gotik romanlara uygun bir kent olan venediktir. venedik sokaklarında gezinmeye başlayan çift sürekli birbirleriyle tartışırlar ama bu tartışmalar onların arasını açmaz aksine birbirlerine yakınlaştırmaya başlar onları. evli olmayan ama yedi senedir güzel bir birliktelik yaşayan çiftin birbirlerine olan bağımlılıkları yavaş yavaş alışkanlığa dönüşmüştür. colin oldukça yakışıklı bir adamdır. colin ve mary sokaklarda dolaşırken karşılarına robert isimli bir adam çıkar ve onları içmeye davet eder, çift bu daveti kabul eder. robert’tan ayrıldıktan sonra oteln yolunun bulamayan mary ve colin uykusuz ve yorucu bir gecenin sonunda robert’la tekrar karşılaşırlar.

robert’ın evine giden çift sabah kendilerine çıplak bir şekilde bulurlar. caroline -robert’ın karısı- onları karşılar bir türlü elbiselerini alamazlar. caroline çok garip bir kadındır. belindeki bir sorundan dolayı bir türlü rahatça oturamaz ve hareket edemez. evden ayrılmayı zorlanmadan başaran çift, okuyucuya bu esnada rahat bir nefes aldırır. zira caroline’le kaldıkları ve sohbet edilen bölüm oldukça gergin geçer. bu eve tekrar dönen çift bu sefer aynı rahat soluğu aldırmayacaklardır.

kitabın başında pavese’nin şu sözleri yer alır;

“yolculuk bir yabanıllıktır. sizi yabancılara güvenmeye, evinizde ve dostlarınızın yanındayken duyumsadığınız bütün o alışılmış huzurdan uzaklaşmaya zorlar. sürekli olarak başınız döner. temel şeyler dışında -yani hava, uyku, düşler, deniz ve gök dışında- hiçbir şey size ait değildir, her şey sonsuza ya da bizim sonsuz diye düşlediğimiz şeye yönelir.”


eğer dikkatli bir okursan bu sözleri okudaktan sohra kitabın sonunda seni affalatacak olan sahneye hazırlık yapmış olursun.başrollerinde oskar ödülü sahibi iki oyuncu vardır helen mirren ve christopher walken.

eğer kitabı okuyacak sabır ve incelik sende yoksa filmi mutlaka izlemelisin.
kitap 1990 yılında harold pinter’ın senoryolaştırmasıyla filme alınır. yönetmenliğini paul schrader yapar.
devamını gör...

herhalde ortaokul 1 den beri dergi okuyucusuyum, kadıköylü olup dergi sevmemek imkansız diye düşünüyorum, nezih kitabevine girip, bütün paramı bırakacak kadar, eve zor taşıyacak kadar çok dergi aldığım olmuştur, okumayı da çok seviyorum ama, görsel işlere tasarıma hep meraklı olduğum için, moda, mimarlık, mutfak banyo, dekorasyon, inşaat ve istanbulla ilgili bütün dergileri çok severdim, uzun süredir almıyorum çünkü bir hevesle alıyorsunuz, resmen yarısı reklam, ve içerikleri çok az artık, üstelik internetten her türlü görsele anında ulaşılıyor da ama yinede arada alıyorum hala, eskiden haftalık dergiler vardı,
tempo, aktüel, istanbul life, onları çok severdim, tabiiki bizim kuşakta (70-80 arası doğanlar) cosmopolitan, marie claire okumamış, abone olmamış o testleri yapmamış yoktur...

nezih kitap evine girer girmez banko aldığım dergiler, maison franches, house beautiful, boyutu ve kağıt kalitesi çok iyi olan elle decor her zaman konuları ve fotoğraflarıyla öne geçer, trend setter diye çok güzel bir dergi vardı, hala varmı bilmiyorum, artık bu dekorasyon dergileri bana yetmediği için banyo mutfak, inşaatla ilgili sektörel dergileri de alıyorum bazen, birde start up girişimcilik le ilgili yeni çıkan dergilerde çok güzel, eskiden herşeyin olduğu gibi dergilerde çok pahalı değilmiş, 8-10 tane alabiliyorduk, şimdi 2-3 tane alıyorsunuz 100 lira oluyor zaten, ama yine de, telefondan bilgisayardan görmekten, çok daha güzel dergide görmek, birde o dergileri alıp, eve gelip ambalajını açıp bakmak okumak çok keyiflidir, birçok şeyin 2. elini alırım, kullanırım, ama dergiyi öyle matbaa kokusuyla ilk sahibi olarak açıp okumayı çok seviyorum, sanırım bu da benim şımarıklığım, başka da bir lüksüm kalmamış zaten, şimdi düşündümde :)
devamını gör...

"içimiz damar damar parçalansa da, dışımız lal gibi sessiz."
-ismet özel

t: şiir seven yazarlarımızdan biri.

edit: başlık bana kaldı bea.
devamını gör...

parasızlık ve zamansızlık. iki tane hobimiz olamıyor bu ikisi yüzünden.
devamını gör...

her gün 2 kere leblebi tozuyla nefessiz kalmak
devamını gör...

karl marx'ın kapitalizmin sistematik bir sonucu olduğunu iddia ettiği mefhumdur. örneğin otomasyon ve bant sisteminin olduğu bir fabrikada görevli işçi tüm gün boyunca banttan önüne akan malzemelerin montajını yapar. günün sonunda yaptığı iş onun için tatmin edici değildir çünkü son çıkan ürünün sadece çok küçük bir parçasına dahil olabilmiştir. dolayısıyla kişi işine yabancılaşır, kendini değersiz hisseder ve git gide bu yabancılaşma tüm dünyasını ele geçirebilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim