-kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız, önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz.
-kovalamaktan, aramaktan yorulduğumdan beri bulmayı öğrendim.
friedrich nietzsche
devamını gör...

fotoğrafçı olarak gittiğim sünnet düğününde çocuk plevne marşıyla girmişti içeriye. sen koskoca komutan ol, 6 ay askerlerinle birlikte plevne kalesinde kal, açlıktan askerler ayakkabılarını yesin. bundan yıllar sonra bir velet erkek oldu* diye anne ve babası marşın neden yazıldığını bile bilmeden düğünde sana yazılan marşı çaldırsın. vay be. sünnete karşı değilim, sünnet düğünlerine karşıyım. bir mevlüt okutun kardeşim ne bu tantana.
devamını gör...

24 haziran 1993 tarihinde geceye doğru yaşadığım deneyimdir.

o gece babam nedense erkenden uyumuş, küçük kardeşim biraz ortalıkta dolanıp yatmıştı, en küçük kardeşimse henüz bu dünyaya geleceğinden habersizdi, gelmesine daha bir sene vardı.

annem sinirli sinirli örgü örüyordu dolaplı çekyatta. sanırım attığı her ilmekte bir de ilenme vardı. ama bu ilenmelerini adresi belirsizdi. ben de yatakta oturmuş televizyona bakıyordum. tatilde olduğum için, çok iyi bir öğrenci olduğum için ve abi olduğum için biraz daha geç yatabilirdim ya da o gün annemin eşref saatine denk gelmiştim. belki de benden haberdar bile değildi.

ben kaybolmuş, görmezden gelinmiş bir ruh olmanın verdiği huzurla elimde bir kemalettin tuğcu kitabıyla bir televizyona bir kitaba bakarak günümü gün ederken televizyonda bir maç başladı. deportivo-valencia maçı. kral kupası. o zamanlar futbol benim için her şey demekti. ağzım açık izlemeye başladım.

maç gayet iyi devam ederken ve ben kemalettin tuğcu’ya çoktan ihanet etmişken devre arası oldu ve annem yatmaya gitmeye karar verdi. ben annemin gözlerine yaprağı bitmiş dana gibi bakınca annem de maçın devamını izlememe izin verdi.

ikinci yarı başlayana kadar biraz kitap okudum. ah kemalettin tuğcu ya! yine acı yine keder. ikinci yarı başlayınca yazarın üzerime boca ettiği hüzünden arınmış, yepyeni biri olmuştum.

ama yetmişinci dakikaya doğru müthiş bir yağış başladı ispanya’da. 9 dakika içinde de hayatımda hiç görmediğim büyüklükte bir dolu yağışı. o dakikada maç ertelendi ve ben hayatımda ilk kez bir gece yalnız başıma maç izleme keyfimin yerle bir olmasını kemalettin tuğcu’ya ihale ettim.

maç bitince show tv’nin o zamanlar efsane olan logosu ve dık dıgıdık dık dıgıdık dık jingle’ını duydum. show tv logosundaki o’nun içi ise kıpkırmızı kızarınca şaşırdım çünkü daha önce o logoyu hiç bu kadar utanmış görmemiştim. daha sonra ise neden bu kadar utanç içinde olduğunu anladım.

ilk erotik film deneyimim de böylelikle başlamış oldu. eleven days eleven nights. film başladığında tam olarak ne olduğunu ve olacağını anlamadım ama daha sonra adam kadın tarafından eve hapsedilip bağlandığında işler benim için daha aydınlık bir hal aldı. ilk defa gördüğüm bu sahneler libido diye bir şey olduğunu ve bende bundan bolca bulunduğunu öğretti bana.

kadının adam üzerinde uyguladığı yöntemler, özellikle bal dök yala hijyeni aklımı karıştırdı. zira daha yarım saat kadar önce ben dilenci baba ile meşguldüm.

yaşım daha küçük olduğu için henüz nolan’dan habersizdim, zaten filmlerini de henüz çekmemişti. o yüzden dark night rises gibi bir durum hissetmedim bedenimde. ama zihinsel bir ereksiyon yaşadım elbette.

o gece yatağa girdiğimde yepyeni bir insandım. resmî olarak ilk erotik deneyimimi yaşamıştım. ertesi gün mahalle arkadaşlarıma anlatacağım harika bir hikayem vardı ve emindim ki yarın mahallenin yıldızı ben olacaktım. öyle de oldu zaten. bakir zihinli çocukların arasında tecrübeli bir womanizer’dım ben.

maç üç gün sonra kaldığı yerden devam etti ve deportivo kral kupasını kazandı. hala ispanya ligi izlemek benim için o cinsel deneyimi anımsatır. hele deportivo-valencia maçı varsa onbir gün onbir gece sürer etkisi.
devamını gör...

bir gece başımızı alıp gitsek diyorum
bir deniz kenarı mı olur
bir dağ başı mı olur
kaçsak bu kalabalıktan
bir yer bulsak kendimize
düzenli yaşamalardan uzakta
bir yanımızda şehrin ışıkları
bir yanımızda kucak dolusu yıldızlar
orada hiç yemesek hiç uyumasa
hiç düşünmesek yarını
sonra unutsak sıkıntısını günlerin
gecenin karanlığını
sonra bıraksak kendimizi sevgiye erdemliğe mutluluğa
her nefes alışta duysak yaşadığımızı
sonra kaybolsak bu özgürlükte
bu hazda
bu derin aydınlıkta
sonra sabah
sonra paydos
sonra kurtuluş
sonra ölüm.
devamını gör...

dadaloğlu bugün yaşasa ve dağların da bize ait olmadığını görse herhalde kahırdan bir türkü daha yakardı.

tanım: dadaloğlu'nun avşar elleri şiirinde geçen sözdür.
devamını gör...

üniversite ya da bölüm tercihi yapmak bu kadar zor olmamalıydı ya*.
devamını gör...

ölülerin üzerine bıçak konması. kutsal sayılan demirin ölüyü kötü ruhlardan arındıracağına inanirlarmış.
devamını gör...

kelimenin kökeni 13.yüzyıla dayanmaktadır. genç kız ile erkek, sicilya'da kilisede evlenirler. damat, papaza teşekkür etmek için ayrılır ayrılmaz fransa jandarma başçavuşu sicilya komutanı sıfatıyla kiliseye gelerek gelini alıp sürükleyerek ırzına geçmeye kalkar.
son anda olay yerine yetişen damat morte alla francia! italia anela! yani bütün fransızlara ölüm, yaşasın italya diye bağırır. olay sonrası da bütün fransız jandarmaları öldürülür. merkezi hükümet, intikam amacıyla bütün sicilya'nın üstüne çökünce dağa kaçanlar orada üstlenir, kaçamayanların mezarı bile bulunamaz.
devamını gör...

dostum, dostum. yasaklar her zaman o maddeyi daha cazip hale getirir. bir şey zararlı ise devlet olarak en fazla onun zararlı olduğuna dair halkı bilinçlendirmeye çalışırsın. bu hayatta her şey tercihdir, ve tercihlere tahdit getirilmemeli.

edit: üstteki yazar benden önce yazmış, görmemiştim. verdim portakalını*
devamını gör...

uzunca bir süre sadece yaşamakla meşguldüm hayatı, nasıl yaşanır bilmeden.
oldukça heyecanlı, eğlenceli, inişli çıkışlı, aynı bir roller coaster gibi, aynı bir buddy holly şarkısı gibi.
sonraları aradıklarımın, yaşadıklarım ile uyuşmadığını fark ettim. arzularım ve eylemlerim uyuşmuyorlardı.
öğrenmeye başladım böylece, kenara çekildim ve okudum, dinledim, izledim, bekledim.
o kadar çok zaman geçmiş ki beklerken, yılların farkına varamamışım. yaşamı öğreneyim derken yaşamayı unutmuşum.
şimdilerde ise yelkenlerimi yeniden açtım, yeniden açıldım okyanuslara. bu sefer pusulam sağlam, hedefim belli.
belki yine kayıp olurum ama muhakkak yolumu bulurum.

not: girilen tanımların makinist ile son istasyon radyo yayınında kullanılacağı başlıktır.
devamını gör...

kitap, dergi, çizgi roman gibi şeyler yayınlayan ve üreten italyan kökenli bir firmadır.

futbolcu kartları ile oldukça meşhurdur.
devamını gör...

savaş öncesi * suriye, ürdün ve lübnan'a arabamızla gitmiştik. vizesiz gezmek, büyük bir konfor, sadece araba için triptik almak gerekiyor. yine vizesiz olduğundan bosna hersek ve fas'a gittim, pandemi bitse, arnavutluk, sırbistan ve bosna hersek'i içeren bir balkan turu yapmayı istiyorum.
devamını gör...

ama insan özlüyor. kaybını değil de oyun arkadaşını... sen beni, ben oyun arkadaşımı kaybettim sanki. haiaa deyip uçan tekme savururcasına kaldırdığımda bacağımı ve ellerimi yumruk yapıp, üzerine geldiğimde bir savururdun ki kahkahanı. yeri göğü inletirdin. sahi ne güzel gülerdin... o ne güzel dişlerdi inci gibi.. . benimkiler hep takma. sen hiç diş hekimi görmemişsin. ne şanslı kızsın vesselam deyip çıkıverirdin işin içinden. oysa eksikti benim dişlerim. hem vampirdi de... kıymetini bil, hastası çok vampir dişlerinin, der, hemen estetik fiyatlarını gösterirdin. hiç gardını da düşürmezdin. hadi bi daha yapsana.. bir daha.. bir daha... haia... haia... haia...

kış gezmelerimiz olurdu seninle. sıkı sıkı giyinirdim ben. eldivenler, şapkalar... kaşmirler... ben üşüdükçe sen, sığ bakardın soğuğa. sana işlemezdi. buna da imrenirdim mesela...
kış lastiklerini zamanından bile önce taktırırdın. kış bakımlarını hiç aksatmazdın arabanın. lastiklerini bile kendin değiştiremezdin. lastik yaa lastik. sok krikoyu, kaldır, çevir, çıkar, tak. insan yaparken bile mutlu olur. bozarız maazallah. hııhımm. maazallah...
arabadan ses gelirdi. ben bujilerdendir derdim. sen yoo ille ille gitmeliyim sanayiye der, giderdin. bujiler derlerdi. nerden biliyorsun bunca şeyi?.. tek merak konusu bu oluverirdi sonra... sonra sonra o saati nerden aldın? türkiye'de satışa çıkmadı henüz.. hıhım bağlantıların. derdin. nadide bir imitasyonu olacağı, hiç aklına gelmezdi örneğin. söylesem de aldırmazdın. inanmaya inanmaya kafanda kendi hincimeni yarattın. sahi onu, daha mı çok sevdin?..

nasıl gülümserdin öyle nadide bir portakal çiçeği gibi. kış gelip, dallarını kabusa çevirmiş kuru bir ağaca evrildin. ya da hep öyleydin de ben, portakal çiçeği kokusu alırdım. kim bilir?..

bak bak, kar yağıyor.. kar gezmelerimiz vardı seninle. ve eski evimin manzarası... o koca çınarın söğütle bir olup manzaraya dönüştüğü kamelyalı bahçe. dut ağaçları örneğin. budanmaktan bir türlü büyüyememiş dut ağaçları. .. ve budanmaktan bir türlü büyütemediğim sevdam. kara. kapkara.. sonra kopan deri kayışı saatinin, efsunlu bir zaman sarmalına dönüşmüş kavak ağacın.
inandın mı şimdi var olduğuna?.. anatomi bilen biri intihar bile edemez dediğimde tutup kesik bileklerine bakardın zamanın. zaman. ki kendi kesti bileğini.. bu kez anatomiden anlamaz vaziyette. bende hayal meyal olan anılar, tutup senin senliğine yerleşti. yer kurdu. kamp kurdu. yerliye kaldı sonra..
sahi bende kiracılar mıymış da bu kadar çabuk terkettiler benliğimi? bak, hayal meyal anılar. sığlar, kopuklar. yoksa, tanrı'nın da mı zoruna gitmiş?.. sen miydin o gülen? yoksa benim tasavvurum muydu? ayırdına da düşemiyorum ki. varamıyorum ayrımına... kollarım mor, gözlerim kör. yüzüm bile kış değil artık...
buradan
devamını gör...

en uzun yaşayanı karamanoğlulları beyliği olmuştur.
devamını gör...

soğuk rüzgarlar düşmanımız beremiz dostumuzdur.
devamını gör...

agatha christie'nin yazdığı polisiye romandır. kitabın baş kahramanı dedektif hercule poirot'nundur.
agatha hanım bu romanı 1933 yılında istanbul'da, pera palas otel'de yazımıştır. romanın giriş bölümü de istanbul'da geçiyor.
uzun zamandır kitap okumuyorsanız ya da kitap okumakta zorlanıyorsanız eğer sizi içine çeken bir roman. dün elime aldım, ertesi güne kadar ara ara okudum ve bir çırpıda da bitti zaten. üstelik hem okuyor hem eğleniyor hem de heyecan içerisinde kalıyorsunuz. ben hep bir sonraki sayfayı merak ederek okudum.
kitap üç bölümden oluşuyor. ilk bölümde kitaptaki karakterleri tanıyorsunuz, yavaş yavaş olaya adapte olmaya başlıyorsunuz, kitabın sizi içen çektiği ilk adım. ikinci bölüm ise olayın yaşandığı, geliştiği bölüm. heyecana kapılıp sürüklendiğiniz yer de diyebilirim. üçüncü bölüm ise sonuç bölümü. olayın çözüldüğü kısım.
kitabı okurken katilin kim olduğunu tahmin etmem her bir ifade alınışta değişti. zaten okumuşsanız ne demek istediğimi anlamışsınızdır. okumadıysanız da şöyle söyleyeyim; kitabın sonunda şok üzerine şok yaşadım.
size kitaptan bir de alıntı bırakayım:

sadakat çok güç bulunur ve bedeli asla ödenmez.
devamını gör...

yargısız infaz, toplumsal algı, sürü psikolojisi, şüphe, kendini aklama çabası, hepsi var bu filmin içinde.. bazı filmler vardır; izlerken düşündürür, bazı filmler vardır; izledikten sonra bile düşünürsünüz.. işte bu film ikincisinden.. kuzey avrupa 'nın güzide filmlerinden.
devamını gör...

aşırı samimiyetsiz ve çıkar kokan edebiyattır. milyonlarca liralık köşklerinde yaşayan bu zenginler şayet erkekse askere gitmemiş, vatan millet için herhangi bir şey yapmamışlardır. çoğu da ülkeyi hiç de ahlaklı şekilde temsil etmemişlerdir. sadece bazı isimlere yaranmak için çıkıp çıkıp "bayrak için ölürüz" vs. açıklamalar yaparlar. örneğin burak yılmaz. mesut özil'e "benimle milli takım forması altında savaşmış futbolcularla ilgili konuşmak istiyorum" tarzı bir yorumla saldırmış. karısını döven bir adam olarak, gazeteciye saldırıp bir şarkıcıya silah çeken adamla da en yakın arkadaş kendisi. daha örnekler çoğaltılabilir.
devamını gör...

çok düşünme kafayı yersin yazarlarıdır. benimdir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim