alevi-bektaşi geleneğinde yedi ulu ozandan biridir.
devamını gör...

maddenin yapısını, bileşimini, özelliklerini ve maddede meydana gelen tüm değişimleri inceleyen bilim dalıdır.
devamını gör...

seneye mezun olarak içine gireceğim meslek grubu.

ingiltere’de diyetisyenlik unvanı yasa ile korunan tek meslek olmasına rağmen türkiye’de ayaklar altına alınmaya çalısan meslek grupları arasında. haklarımızı savunacağımız herhangi bir odamız yok. bütün diyetisyenlerin sesini duyurabildigi tek yer türkiye diyetisyenler dernegi. dernek adı üstünde. bunun sorumlusu da yine kendi meslektaşlarım ne yazık ki.
devamını gör...

normal bir insandır. insanları tanımadan onları başka hangi özellikleriyle çekici bulabiliriz ki? alınlarında karakter özellikleri yazmıyor. ayrıca biri tarafından çekici bulunmak güzel bir şey değil mi yahu?
devamını gör...

dünya üzerinde her yere gidebilirdim,ama hiçbir yere varamazdım,çünkü gittiğim her yere kendimi de götürüyordum.

aytuğ akdoğan
devamını gör...

böyle bir dil var zaten, adına müzik diyorlar.
devamını gör...

bir ece ayhan şiiridir.

buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında,
bir teneffüs daha yaşasaydı,
tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür,
devlet dersinde öldürülmüştür.


devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
- maveraünnehir nereye dökülür?
en arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
- solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine! dir.


bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım.


o günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
ah ki oğlumun emeğini eline verdiler.


arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
aldırma 128! intiharın parasız yatılı
küçük zabit okullarında,
her çocuğun kalbinde
kendinden daha büyük bir çocuk vardır.
bütün sınıf sana çocuk bayramlarında
zarfsız kuşlar gönderecek.


dikkat edilmesi gereken bir kısım vardır.

aldırma 128! intiharın parasız yatılı
küçük zabit okullarında,
her çocuğun kalbinde
kendinden daha büyük bir çocuk vardır.
bütün sınıf sana çocuk bayramlarında
zarfsız kuşlar gönderecek.


ece ayhan bu kısmı arkadaşı nilgün marmara için yazmıştır. genç yaşında intihar eden nilgün marmara'nın cenazesinde şair ece ayhan nilgün marmara'nın annesine tuhaf bir soru sorar.
-nilgün'ün okul numarası kaçtı?
- 128
nilgün marmara'yı çok seven ece ayhan için bu intihar son derece büyük bir yıkım olur. ayrıca nilgün marmara'nın gömüldüğü mezarın numarası da 128dir.
aldırma 128! intiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında

her çocuğun kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır

bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sevgisiz, sevgiyi bir çıkar ilişkisiyle örtüştürmüş insanlardan uzaklaşmak gerekir.
devamını gör...

gönüle dokunan, duyguları titreten, insanları güzel gören entry'ler yazarsanız okuyacak olan gelir bulur.
siz yeter ki gönülleri kırmayın. fav veya artı için değil, hissiyatı belli etmek için yazın.
yazın ki okuyanlar da sizi siz olduğunuz için beğensin.
güzel yazanlara selam olsun...
devamını gör...

bir şey alacaksa; zihnindeki onlarca ihtiyaç içerisinden elemeye gitmek.
her defasında en ufak şey için bile çekiliş düzenlemek.

"günün talihlisi yeni bir uçlu kalem!!!"

bunda bile alsam mı? almasam mı?
devamını gör...

insanın yazı yazma ihtiyacını ve zorunluluğunu yerinde bir şekilde gösteren, sait faik abasıyanık hikâyesidir. sait faik'in 1952 yılında yayınlanan son kuşlar adlı öykü kitabında yer alır.

sait faik diğer öykülerinin aksine bu öyküsünde anlatıcının ta kendisidir. öykünün hissiyatı tam olarak böyledir ve bireyin iç dünyasına yönelmiş, duygu, düşünce ve arayışlarını gözler önüne sermiştir.

hikâye o kadar güzel, en önemli yerinde öyle kalbe dokunan bir hikâye ki, okumamış olmak büyük eksiklik olacaktır.
hayatta çoğu zaman arayış içerisindeyizdir. bazı şeylerden sıkılırız, bazı şeyleri yapmak içimizden gelmez, her şey monotonlaşmıştır ve kendimize artık hiçbir şey için canımızı sıkmayacağımıza ve can sıkan şeyleri umursamayacağımıza dair söz veririz. fakat yaşam öyle ilerlemez ve verdiğimiz sözü bozmak zorunda kalırız. çünkü biliriz, sessiz kalmak rahatsız olduğumuz şeyleri daha berbat ve içerisinden çıkılmayacak bir hâle getirir. işte bu zamanlarda insanın yazı yazma ihtiyacı doğar. hatta bu zamanlarda artık bir zorunluluk hâlini alır. çünkü sait faik'in de dediği gibi,

"yazmasam deli olacaktım."
devamını gör...

en sevdiğim cemal süreya şiiridir.


hayatımda ilk kez biri bana
“kendine çok dikkat et” dedi.
anlamış onun kalbini taşıdığımı herhalde…
rastgele,
yürürken aklına geleyim
sızlasın için…
zaman sen olmayınca geçmiyor,
sen olunca da yetmiyor…
“üşüryorsan söyle,
seni bir kat daha seveyim.”

kim istemez mutlu olmayı
ama mutsuzluğa da var mısın?
çık gel bir kez daha
çık gel bir kez daha
beni bozguna uğrat
ben güzel değil miyim?
neden kuş koymuyorlar yoluma?
“ben sana kızsam,
kendime küserim…”

“ama sen yine de gitme
gidersen peşinden gelmem
ama kalırsan
bu masalın sonunu birlikte öğreniriz.
meğer ne çok canı yanarmış insanın,
baktığı yerde göremeyince görmek istediğini
birgün aklına gelecek olursam
bana şiir ısmarla,
şubat’ı konuşalım.”
devamını gör...

gittim, gördüm:
budist bir ülkedir. bizde nasıl her yerde cami varsa orada da her yerde ‘pagoda’ denilen altın sarısı oval veya kübik kubbeli devasa yapılar bulunmaktadır.pagodalar, bazılarının etrafında dinazora benzeyen hayvan heykellerinin bulunduğu, iç kısmında ortada bulunan fil heykelinin önünde mum yakılmak suretiyle ibadet edinilen, aynı zamanda ülkenin en çok turist çeken yerlerdir.
örnek için kendi çektiğim şu fotoğrafa bakabilirsiniz:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

insanları çok sıcak kanlıdır, sürekli gülümser. müslüman olduğumu bildikleri halde bir saygısızlıklarına şahit olmadım. yapılan zulümler hakkında bilgim olmadığı için o konuda bilgi veremeyeceğim.

burma’da halk yıllarca ingiltere sömürgesinde yaşadığı için binalar, köprüler ve tren rayları gibi yapılar klasik ingiliz tarzıdır ancak çok eskidir, yeni yapı görmek zordur. kırsal kesimde ve şehir dışlarında bungalov tarzı ağaç yapılar vardır. buralarda bir iki göz odada yaşayan fakir aileleri görmek mümkündür.

gezerken ilk dikkatimi çeken şeylerden biri kaldırımlarda ve yollarda nereye baksam kırmızı lekeler görmem ve sonra bunun insanların tükürdüğü bir maddeden kaynaklandığına şahit olmamdı. daha sonra bu maddenin, bir yaprağın içine sarılarak çiğnenen bir tür ot olduğunu öğrendim.

ikinci olarak dikkatimi çeken şey, herkesin yüzüne beyaz bir şey sürmesiydi. bunun da güneşte yanmamak veya kararmamak için kullandıkları bir tür krem olduğunu öğrendim. bu krem ,orada yetişen, adını unuttuğum, bir ağaç türünün odunlarının ezilip toz haline getirilmesiyle elde edilmektedir.

insanların kararmak istememelerinin sebebini yıllarca ingilizlerin burma halkını siyahlar olarak nitelendirip aşağılamasına bağlıyorum. *

pazarda satış yapan bir kadının fotoğrafı:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

asla ilk mesajı atan olmaması.
devamını gör...

yakın bir arkadaşımın, gece 00.00’dan sonra, halen dışarıdaysa karısına düzenli olarak verdiği rapordur aynı zamanda.
devamını gör...

en saçma yoruma bile oy veriyorum. sırf emek vermiş diye. şurda vereceğiniz bir oy sizin için bir ifade olmaz iken yazar açısından bir hoş duygudur. sözlük için yapın bunu.*
devamını gör...

dünya'nın güneş'ten gelen yüklü parçacık akısına karşı korunmasını sağlayan manyetik kalkan. manyetosfer adı verilen tabakanın iç bölgesinde bulunur ve 2 ayrı kuşak şeklindedir. temsili görsel için tık

***

genellikle ay'a gidilmediğini iddia edenler tarafından bu kuşağın geçilemeyeceği söylense de, durum öyle değil. bakalım;

radyoaktif bir ortamda bulunmak zorunda kalırsanız, başınıza ne geleceğini belirleyen en önemli şeylerden biri, o ortamda ne kadar süre kaldığınız, yani vücudunuza giren radyoaktif maddenin miktarıdır. bugün hastanelerde kullanılan birçok tıbbi görüntüleme yönteminde vücudunuza radyasyon alırsınız. bu nedenle bu yöntemlerin uygulandığı hastane odalarında fazla kalmamanız sağlanır. orada çalışan kişiler için de, yıllık belirli bir doz miktarı vardır. bu dozu aşacak süreler boyunca bu bölgelerde kalmaları, kanser gibi lanet sonuçlara gebedir.

***

kuşaklardaki radyasyon miktarı nedir? bu kuşakların yoğunluğu, her bölgede aynı değil. bazı bölgeleri, diğer kısımlara kıyasla oldukça seyrek sayılır ve biz gözlemler neticesinde elde ettiğimiz bilgilerle, bu bölgelerin nereler olduğunu biliyoruz. eğer uzayda yapılacak bir yolculuk için bu kuşaklardan geçmemiz gerekirse -ki mutlaka gerekir- daha az yoğun bölgeleri, eğer herhangi bir teknik sakıncası yoksa, kullanmayı tercih ederiz.

son yıllarda yapılan çalışmalar, iç kuşağın zannedildiğinden de daha az yoğun olduğunu gösterdi. bu da ek bilgi olsun. bu bölgede ışık hızına yakın hızlarda dolaşan yüksek enerjili elektronların, normal şartlarda burada pek de fazla dolanmadıklarını gözledik. sadece güneş'in manyetik bakımdan aktif olduğu zamanlarda, güneş fırtınası dediğimiz fenomen nedeniyle bir süreliğine buraya itiliyorlar.

***

biraz önce yukarıda değindiğim gibi, bu kuşağı geçerken en çok dikkat edilmesi gereken şey, burada ne kadar kalınacağı. apollo görevi için bu süre 53 dakika olarak belirlenmişti. bir insan için ölümcül radyasyon miktarı saatte yaklaşık 300 rad. eğer siz 53 dakika boyunca kuşak içerisinde tamamen korumasız şekilde kalırsanız vücudunuza girecek radyasyon miktarı ise toplam olarak 11,4 rad. astronotlar bu bölgeye korumasız olarak da girmediğinden, herhangi bir apollo görevinde, yolculuk boyunca bir astronotun maruz kalacağı miktar ortalama olarak 0,38 rad'a kadar düşüyor. en yüksek miktarı apollo 12 görevinde, 0,58 rad ile aldılar. bu hemen hemen neye eşit, biliyor musunuz? kafanız için çektireceğiniz 2 tane bilgisayarlı tomografi filmine...

peki ne kadar süre kalsaydılar ölürlerdi? 1 günden daha fazla süre boyunca. oysa dediğim gibi, burada geçirilen zaman 53 dakikaydı.

***

bir konuya daha değinmek istiyorum. kelly smith adlı bir nasa mühendisi, bir videodaki konuşmasında şöyle bir şey söylüyor: "görev için kuşaklardan 2 kez geçilmesi gerekiyor. orion'un koruması var, ancak bunun yine de test edilmesi gerekiyor. aracın sensörleri buradaki radyasyon verilerini kaydedecek ve insanları mars'a göndermeden önce bu olayı halletmemiz gerekiyor."

bu sözler kuşakların geçilemeyeceğini nasa itiraf etti şeklinde ortalıkta çarpıtıldı. ancak burada mevzu o değil. kelly smith'in bahsettiği görev, mars için tasarlanan orion görevi. belirttiği gibi, bu görevde apollo görevlerinden farklı olarak, kuşak içerisinde 2 gün kadar kalınacak. bu durum hem insan hayatı için hem de aracın içindeki hassas elektronik aletler için bir sorun teşkil ediyor. bu sorun çözülmeden yola çıkılırsa, 2 gün içerisinde vücuda yüklenecek radyasyon dozu ve yolda bozulacak elektronik aletler nedeniyle görevin bir faciayla sonuçlanması söz konusu. mühendisin van allen kuşağı ile ilgili olarak "halledilmesi gerek" dediği konu da bu.

son olarak, iddia edilenin aksine, kuşağı keşfeden kişi olan astronom james van allen'in, kuşakların geçilemeyeceğine dair bir beyanı yok. van allen'in itiraz ettiği nokta, bazı atmosfer dışı uyduların ve uzay yolculuklarının pek de rağbet görmeyeceği ve erkenden sonlanacağı idi.
devamını gör...

çok uzun süre üzüldüğümüz şeylerin yüzümüzde bıraktığı kalıcı izlere denir.
portekizce bir kelime olmasına rağmen son zamanlarda konuşma dilinde sıkça kullanılmaktadır.

magoa kelimesini şebnem ferah daha iyi anlatır.
"gözlerimin etrafındaki çizgiler
artık belli oluyor
bütün o çizgiler son bir yılda oldu
sana bana bize ağlarken

ben leyla olmuşum kimin umrunda
mecnun çoktan gitmişken
bu ne garip bir yangındı böyle
sen söndün ben yanarken

peki ben neden hala böyleyim
neden hala geçmişteyim
belki de ben sana hala aşığım
işte tam burada karşındayım
ya şimdi tut elimden
ya da bir daha söz etme özlemekten
çok çok çok karışığım zaten
oof
ruhum iki ucun arasında
gezinip duruyor
bugün zaman akmasın dursun
ben içinden geçeceğim
ama neden neden hala böyleyim
neden hala geçmişteyim

belki de ben sana hala aşığım".



tolstoy ne güzel söylemiş...“şikayet ettiğiniz yaşam belki de bir başkasının hayalidir”.
hiçbir şey üzülmeye değmez. üzüldünüz mü neşeli şarkılar söyleyip dans edin...çok da tınn.

“gördüm ki üzüntülerimin yarısı açıkça bir karara vardığım zaman kendiliğinden yok olup gitmektedir, diğer yarısı da vardığım karar üzerinde harekete geçtiğim zaman kaybolmaktadır" -dale carnegie.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim