köyde hiç yaşamayanların bilemeyeceği şey
çocukluğunda köyün çocuklara sunduğu tüm coşkuyu kaçırmış kişilerdir. köyde yaşamadım, fakat çocukken tatillerde biriktirdiğim anılarım var, hayatımın en güzel anları olarak saklıyorum onları hafızamda.
kuzularla koşturduğum, buzağıların, sıpaların en minik en güzel halleriyle kalbimi coşturan zamanlardı. kendime en yakın bulduğum kuzuyu diğer yaz göremeyince çok ağlamıştım. o artık bir koyun olmuştu ve bu benim için kuzumu kaybettiğim anlamına geliyordu. ilk hayalkırıklığımdı sanırım. * kazlarla ve arılarla aram hiç bir zaman iyi olmadı.
pınarın başında oynardık en güzel oyunlarımızı köyün çocuklarıyla.
elma, erik ağaçları yuvamdı. evin bahçesindeki duvara tırmanır korukların tadını çıkarırdım. hiç ağaçtan düşmedim fakat damdan düştüm bir kere. "bana damdan düşeni getirin" *
sıkılırsam ya da birine kızmışsam alıp başımı tepelere koşardım, rüzgarlarla yarışırdım. en özgür hissettiğim anlardı. bir daha hiç öyle hissedemedim. bu yüzden çok değerli bu anılar benim için.
köyde yaşamadım dedim ama en güzelini yaşamışım aslında. *
kuzularla koşturduğum, buzağıların, sıpaların en minik en güzel halleriyle kalbimi coşturan zamanlardı. kendime en yakın bulduğum kuzuyu diğer yaz göremeyince çok ağlamıştım. o artık bir koyun olmuştu ve bu benim için kuzumu kaybettiğim anlamına geliyordu. ilk hayalkırıklığımdı sanırım. * kazlarla ve arılarla aram hiç bir zaman iyi olmadı.
pınarın başında oynardık en güzel oyunlarımızı köyün çocuklarıyla.
elma, erik ağaçları yuvamdı. evin bahçesindeki duvara tırmanır korukların tadını çıkarırdım. hiç ağaçtan düşmedim fakat damdan düştüm bir kere. "bana damdan düşeni getirin" *
sıkılırsam ya da birine kızmışsam alıp başımı tepelere koşardım, rüzgarlarla yarışırdım. en özgür hissettiğim anlardı. bir daha hiç öyle hissedemedim. bu yüzden çok değerli bu anılar benim için.
köyde yaşamadım dedim ama en güzelini yaşamışım aslında. *
devamını gör...
profiline baktığın yazardan aynı anda beğeni gelmesi
takip ettiğini biliyorum ayağını denk al demek istiyordur belki.
devamını gör...
dinlerde tapmak yoktur denilmesi
bernard lewis'in çatışan kültürler kitabından bir ifadeyi hatırlatan başlık.
"barbarlar, haliyle, kendilerine barbar demiyorlardı; putperestler de hristiyanlığı benimsemelerine ve kendilerini böyle görmek üzere eğitilmelerine değin kendileri için bu yakıştırmayı kullanmıyorlardı."
bir şeyin parçası olmaktan sıyrılıncaya dek, o şeyi tam olarak görmenin ve algılamanın mümkün olduğunu düşünmüyorum.
"barbarlar, haliyle, kendilerine barbar demiyorlardı; putperestler de hristiyanlığı benimsemelerine ve kendilerini böyle görmek üzere eğitilmelerine değin kendileri için bu yakıştırmayı kullanmıyorlardı."
bir şeyin parçası olmaktan sıyrılıncaya dek, o şeyi tam olarak görmenin ve algılamanın mümkün olduğunu düşünmüyorum.
devamını gör...
ankara'da köpekler tarafından parçalanan çocuk
ittapar lobisinin uğramayacağı ve görse de kafasını kuma gömeceği haberdir.
dünyada gelişmiş ülkelerde türkiye'deki kadar sokak köpeği yoktur. bizim büyükşehirlerin yüksek muhit! görmüş ittaparları ise dünyadan habersiz, 'hoyvon hokloro yoo' diye zırlayan boş beleş tiplerdir. onlara öyle olaylar olabilir, normaldir!!
mamacılar ve sözde ittaparlara karşı çaresiz durmaya alışmış onların bir dediğini iki etmeyen kimler varsa bu işin vebali onun boynunadır.
ankara’nın pursaklar ilçesinde okul sonrası eve dönen küçük çocuk, 10 köpeğin saldırısına uğradı. ağır yaralanan çocuk hastanede tedavi altına alındı. enes’i bulan amcası ali osman koca, "ben çocuğun yanına gittiğimde köpekler yanındaydı. çocuğun kafası komple paramparça. baldırlarında kasları gözüküyor. etleri gitmiş. köpekler çocuğu resmen parçalamışlar. çocuk yüzüstü yattığından dolayı yüzü hariç komple parçalamışlar." ifadelerini kullandı.
haberin detayları
bir çocuğun hayatı dünyadaki bütün hayvanların hayatından daha önemlidir.
romantik ve sulu göz ile edebiyat yapanlar ise hayatın gerçeklerinden uzak birer et yığınından fazlası değildir.
dünyada gelişmiş ülkelerde türkiye'deki kadar sokak köpeği yoktur. bizim büyükşehirlerin yüksek muhit! görmüş ittaparları ise dünyadan habersiz, 'hoyvon hokloro yoo' diye zırlayan boş beleş tiplerdir. onlara öyle olaylar olabilir, normaldir!!
mamacılar ve sözde ittaparlara karşı çaresiz durmaya alışmış onların bir dediğini iki etmeyen kimler varsa bu işin vebali onun boynunadır.
ankara’nın pursaklar ilçesinde okul sonrası eve dönen küçük çocuk, 10 köpeğin saldırısına uğradı. ağır yaralanan çocuk hastanede tedavi altına alındı. enes’i bulan amcası ali osman koca, "ben çocuğun yanına gittiğimde köpekler yanındaydı. çocuğun kafası komple paramparça. baldırlarında kasları gözüküyor. etleri gitmiş. köpekler çocuğu resmen parçalamışlar. çocuk yüzüstü yattığından dolayı yüzü hariç komple parçalamışlar." ifadelerini kullandı.
haberin detayları
bir çocuğun hayatı dünyadaki bütün hayvanların hayatından daha önemlidir.
romantik ve sulu göz ile edebiyat yapanlar ise hayatın gerçeklerinden uzak birer et yığınından fazlası değildir.
devamını gör...
burun estetiğinin aşırı yaygınlaşması
yapmayım arkadaşlar neresi güzel? ihtıyacı olmayanda yapıyor artık. uçak pisti gibi burunlarla geziyor kızlarımız. üzülüyorum, postmodern toplumun bizi tek düze insanlar yapmaya çalışmasına, ve bizim buna kanmamıza.
devamını gör...
suça meyilli erkeklerle takılıp şiddet görüyorum diyen kadın
2 universite mezunu hastane calisani disaridan sicakkanli esprili ve ilimli birisi olan babamdan yillarca siddet gormem sonucu gorunce tepemin tasini attiran konudur. cok belli insanlar disinda neyin ne oldugunu asla bilemeyiz, boyle konusan insanlarin “insanligindan” suphe edilmelidir en basinda
devamını gör...
marie curie
uranyum elementi ile yaptığı deneyler sonucunda radyoaktiviteyi keşfeden, fizik ve kimya alanında nobel ödüllerine sahip olan kadın bilim insanıdır.
aynı zamanda radyoloji biliminin kurucusudur.
nobel ödülünü alan ilk kadın ve bu ödülü iki kere alan ilk bilim insanıdır.
aynı zamanda radyoloji biliminin kurucusudur.
nobel ödülünü alan ilk kadın ve bu ödülü iki kere alan ilk bilim insanıdır.
devamını gör...
iş yerinde bastırıp eve dönünce açılan uyku
rahatsız ukdesi
varsa hayran olurum böylesine.
bu kadar uzun süre dayanabilen bir uyku hali var mı gerçekten emin olamadım.eve gidip uyumanın hayali ile iş yerinden çıkıp suratına rüzgardan tokat yediğin anda gider gibi o güzelim uyku isteği.benimki odadan odaya dayanmıyor.*
varsa hayran olurum böylesine.
bu kadar uzun süre dayanabilen bir uyku hali var mı gerçekten emin olamadım.eve gidip uyumanın hayali ile iş yerinden çıkıp suratına rüzgardan tokat yediğin anda gider gibi o güzelim uyku isteği.benimki odadan odaya dayanmıyor.*
devamını gör...
sait faik abasıyanık
burgazada’ya gittiğimde aklımda sadece sait faik’in evini ziyaret etmek vardı. edebiyatla kafayı bozmuş bir yazar olduğumu takip eden yazar arkadaşlar bilir. ben de bu aşkla burgazada’ya inip sait faik heykelini karşımda görünce iyice coşup hızla yürüyüp bir yerde bir tabela görürüm belki diye bakınmaya başladım ama nafile. arayarak bulamayacağımı anlayınca birine sormaya karar verdim.
bir bakkal abimize sordum önce ama abi 51. bölge’ye giriş izni istemişim gibi şaşırarak baktı sonra tam anlayamadığım bir şekilde sanırım bilmediğini söyledi. ben de birkaç başarısız demeden sonra karşıma çıkan bir karakoldan medet umdum ama ummaz olaydım. kapıdaki polise sorduğumda “ ben buralı değilim kardeş” diyerek sorumu cevaplamamakla kalmadı, yeni sorularımın olmasına da neden oldu. sonra da içeride bana ilaç olabileceğini düşündüğü bir polis varmış gibi yaptı. girdim içeri, verdim selamımı, sordum sorumu, aldım cevabımı ve aramaya devam ettim.
velhasılı sonunda tatlı bir ablamız bana yolu tarif etti. evi buldum ama ülkemdeki bütün müzeler gibi o da tadilat dolayısıyla kapalıydı.
sait abiyle böyle bir anım var işte.
bir bakkal abimize sordum önce ama abi 51. bölge’ye giriş izni istemişim gibi şaşırarak baktı sonra tam anlayamadığım bir şekilde sanırım bilmediğini söyledi. ben de birkaç başarısız demeden sonra karşıma çıkan bir karakoldan medet umdum ama ummaz olaydım. kapıdaki polise sorduğumda “ ben buralı değilim kardeş” diyerek sorumu cevaplamamakla kalmadı, yeni sorularımın olmasına da neden oldu. sonra da içeride bana ilaç olabileceğini düşündüğü bir polis varmış gibi yaptı. girdim içeri, verdim selamımı, sordum sorumu, aldım cevabımı ve aramaya devam ettim.
velhasılı sonunda tatlı bir ablamız bana yolu tarif etti. evi buldum ama ülkemdeki bütün müzeler gibi o da tadilat dolayısıyla kapalıydı.
sait abiyle böyle bir anım var işte.
devamını gör...
termagant
sanal dünyada "inandığı değerler uğruna şiddete başvurmaktan ve kavgadan çekinmeyen atarlı kadınlara" termagant denir.
ejderha dövmeli kız filmindeki lisbeth karakteri termagant için örnek gösterilir.
kendisini taciz eden erkeğe öyle bir şey yapmıştır ki o erkek uzun süre oturamamıştır.
o sahneyi izleyenlerin birçoğu “helal olsun, tacizci erkeklere böyle yapılmalı” demiştir.
kelimenin kökenine bakınca hristiyanlar ortaçağ’da çocuklarına “müslümanlar korkunç, şiddet tutkunu, kurnaz ve zorba uzun cübbeli bir putu tanrı edinmişler ve ona termagant demişler” diye anlatırlarmış.
daha sonra ise şirret, çirkef, kavgacı kadınlara termagant denmiş.
zaman içinde hem erkeklere hem kadınlara hakaret anlamında kullanılmaya başlanmış termagant.
shakespeare eserlerinde bu kelimeyi küfür eden karakterler için kullanmıştır.
“bu, bir azizin bir termagant gibi küfür etmesine neden olur"
thomas shadwell ise “the squire of alsatia” komedi oyununda intikam almak isteyen öfkeli kadın karaktere bayan termagant ismini vermiştir.
sanal dünya termagant kelimesine farklı bir anlam yüklemiştir…şöyle ki;
uzun bir dönem romanlardaki ve filmlerdeki kadın karakterler korunmaya muhtaç, şiddet karşısında susan, ürkek, mağdur olarak gösterilmiştir.
kadın hakları savunucuları ise kadınların bu şekilde tasvir edilmemesi gerektiğini, termagant kadınların da var olduğunu vurgulamıştır zeyna gibi.
termagant kadın sadece erkeklere değil kendisine fiziksel, sözlü, duygusal, psikolojik ve ekonomik şiddet uygulayan kadınlara da haddini bildirir...özellikle işyerlerinde kendisine mobbing uygulayan hemcinslerine karşı.
şiddetin her türlüsüne karşıyız derler… ziya paşa gibi “nush ile uslanmayanın hakkı tekrir, tekrir ile uslanmayanın hakkı kötektir” de derler.
cehaletin kol gezdiği bir ülkede kadınları koruyan kanunlar kabul edilir ama uygulanmaz.
uluslararası sözleşmeler imzalanır ama uygulanmaz.
neden imzalandı neden feshedildi, tatmin edici bir açıklama yapılmaz.
“halk balık hafızalıdır, birkaç gün konuşurlar, sonra unuturlar. kadın cinayetlerini sona erdirecek yeni bir sözleşme yaparız deriz, olur biter” diye düşünürler.
kadın cinayetlerinin nedeninin küflü kafalar olduğunu hüseyin rahmi gürpınar 1939 yılında anlatmıştır.
“bugün bu çeşit cinayetleri işleyenler kendi egoist hayvanlıklarından başka karşısındakilerin tabii haklarına saygı göstermeyi bilmeyen geçmiş yüzyılların küflü kafalarıdır.
bir kadını sevmek o kadın üzerinde bazı hakları olmak için bir sebep sayılıyorsa kadının nefreti de ondan ayrılmak özrünü gerektirecek yasal bir gerekçe sayılmalıdır. hep bu fenalıklar kanun kaçakçılıklarıdır.
hep bu ışığa doğru gidiyoruz. fakat bu olgunluğa varana kadar şehit vereceğimiz kadınların sayıları mezarlıkları dolduracaktır”.
yapılan bilimsel araştırmalara göre sanal ortamlarda kadınları sık sık cinsel obje olarak gösterip, kadınlara tecavüz fantazisi yazan sapıkların potansiyel kadın katili olduğu anlaşılmıştır.
#205337 hibristofili hastası olan kadınlar dışında hiçbir kadın böyle sapıklara ilgi duymaz.
bir adam bir kadını severse ona şiddet uygulamaz, tecavüz etmez.
kadın kendisine yapılan şiddeti asla unutmaz, sineye çeker! zamanı gelince, aynen iade eder sonra da ona termagant derler.
"bir adam bir kadını severse aklını başka bir şeye veremez… dünyasını kadına verir" der michael bolton “when a man loves a woman” adlı şarkısında.
ejderha dövmeli kız filmindeki lisbeth karakteri termagant için örnek gösterilir.
kendisini taciz eden erkeğe öyle bir şey yapmıştır ki o erkek uzun süre oturamamıştır.
o sahneyi izleyenlerin birçoğu “helal olsun, tacizci erkeklere böyle yapılmalı” demiştir.
kelimenin kökenine bakınca hristiyanlar ortaçağ’da çocuklarına “müslümanlar korkunç, şiddet tutkunu, kurnaz ve zorba uzun cübbeli bir putu tanrı edinmişler ve ona termagant demişler” diye anlatırlarmış.
daha sonra ise şirret, çirkef, kavgacı kadınlara termagant denmiş.
zaman içinde hem erkeklere hem kadınlara hakaret anlamında kullanılmaya başlanmış termagant.
shakespeare eserlerinde bu kelimeyi küfür eden karakterler için kullanmıştır.
“bu, bir azizin bir termagant gibi küfür etmesine neden olur"
thomas shadwell ise “the squire of alsatia” komedi oyununda intikam almak isteyen öfkeli kadın karaktere bayan termagant ismini vermiştir.
sanal dünya termagant kelimesine farklı bir anlam yüklemiştir…şöyle ki;
uzun bir dönem romanlardaki ve filmlerdeki kadın karakterler korunmaya muhtaç, şiddet karşısında susan, ürkek, mağdur olarak gösterilmiştir.
kadın hakları savunucuları ise kadınların bu şekilde tasvir edilmemesi gerektiğini, termagant kadınların da var olduğunu vurgulamıştır zeyna gibi.
termagant kadın sadece erkeklere değil kendisine fiziksel, sözlü, duygusal, psikolojik ve ekonomik şiddet uygulayan kadınlara da haddini bildirir...özellikle işyerlerinde kendisine mobbing uygulayan hemcinslerine karşı.
şiddetin her türlüsüne karşıyız derler… ziya paşa gibi “nush ile uslanmayanın hakkı tekrir, tekrir ile uslanmayanın hakkı kötektir” de derler.
cehaletin kol gezdiği bir ülkede kadınları koruyan kanunlar kabul edilir ama uygulanmaz.
uluslararası sözleşmeler imzalanır ama uygulanmaz.
neden imzalandı neden feshedildi, tatmin edici bir açıklama yapılmaz.
“halk balık hafızalıdır, birkaç gün konuşurlar, sonra unuturlar. kadın cinayetlerini sona erdirecek yeni bir sözleşme yaparız deriz, olur biter” diye düşünürler.
kadın cinayetlerinin nedeninin küflü kafalar olduğunu hüseyin rahmi gürpınar 1939 yılında anlatmıştır.
“bugün bu çeşit cinayetleri işleyenler kendi egoist hayvanlıklarından başka karşısındakilerin tabii haklarına saygı göstermeyi bilmeyen geçmiş yüzyılların küflü kafalarıdır.
bir kadını sevmek o kadın üzerinde bazı hakları olmak için bir sebep sayılıyorsa kadının nefreti de ondan ayrılmak özrünü gerektirecek yasal bir gerekçe sayılmalıdır. hep bu fenalıklar kanun kaçakçılıklarıdır.
hep bu ışığa doğru gidiyoruz. fakat bu olgunluğa varana kadar şehit vereceğimiz kadınların sayıları mezarlıkları dolduracaktır”.
yapılan bilimsel araştırmalara göre sanal ortamlarda kadınları sık sık cinsel obje olarak gösterip, kadınlara tecavüz fantazisi yazan sapıkların potansiyel kadın katili olduğu anlaşılmıştır.
#205337 hibristofili hastası olan kadınlar dışında hiçbir kadın böyle sapıklara ilgi duymaz.
bir adam bir kadını severse ona şiddet uygulamaz, tecavüz etmez.
kadın kendisine yapılan şiddeti asla unutmaz, sineye çeker! zamanı gelince, aynen iade eder sonra da ona termagant derler.
"bir adam bir kadını severse aklını başka bir şeye veremez… dünyasını kadına verir" der michael bolton “when a man loves a woman” adlı şarkısında.
devamını gör...
arketip
günümüzde içgüdü adını verdiğimiz ve pek de açıklayamadığımız kavramın jung tarafından ele alınıp incelenmesi sonucunda ortaya çıkmış bir terim de denebilir arketip için. terim karşılığı yukarıda verildiği için tekrar yazmayacağım. jung'a göre bunlar kolektif bilinçdışının ürünleri olmakla birlikte her insanda görülen evrensel oluşumlardır. örneğin bir çocuk dünyanın neresinde doğarsa doğsun anne arketipi ile birlikte dünyaya gelir ya da mitler/masallar incelendiğinde görülür ki yeniden doğuşun yaşandığı yerler daima kuyu, mağara, uçsuz bucaksız bir ormandır. arketipler ve yansıma şekillerine dair örnekler elbette çoğaltılabilir. fakat jung'un özellikle üzerinde durduğu ve kişiliğin oluşumunda önemli bir rol oynadıklarını düşündüğü temel arketipler; persona, anima, animus ve gölge arketipleridir.
persona; kişinin sosyal görünümünü temsil eder. başkalarına karşı taktığımız maske de denilebilir. tabii maske deyince mutsuzken mutluymuş gibi rol kesmek değil burada kast edilen şey. daha çok üstlendiğimiz roller olarak düşünebiliriz.
anima, erkeklerin bilinçaltındaki dişil tarafı temsil ederken; animus ise kadınların bilinçaltındaki eril yanı temsil eden arketiplerdir. bu iki arketip büyük oranda aşk hayatımızdan sorumludur diyebiliriz.
gölge; insanın karanlık tarafını yansıtan arketiptir. muhtemel kötülüklerimiz bu arketipin içinde barınmaktadır. masal metinlerindeki antikahramanlar bu arketipin bir yansımasıdır.
persona; kişinin sosyal görünümünü temsil eder. başkalarına karşı taktığımız maske de denilebilir. tabii maske deyince mutsuzken mutluymuş gibi rol kesmek değil burada kast edilen şey. daha çok üstlendiğimiz roller olarak düşünebiliriz.
anima, erkeklerin bilinçaltındaki dişil tarafı temsil ederken; animus ise kadınların bilinçaltındaki eril yanı temsil eden arketiplerdir. bu iki arketip büyük oranda aşk hayatımızdan sorumludur diyebiliriz.
gölge; insanın karanlık tarafını yansıtan arketiptir. muhtemel kötülüklerimiz bu arketipin içinde barınmaktadır. masal metinlerindeki antikahramanlar bu arketipin bir yansımasıdır.
devamını gör...
korona aşısı olmak istemeyen insan
canım vatan haini olmak istiyor belki!
devamını gör...
mini etek özgürlükse eşine giydirir misin sorunsalı
benden izin almasına gerek yok ayol giyerse giysin. sütun gibi bacakları var herifin yakışır yani. * kadının gavatı hiç çekilmiyor demeyin, üzülürüm…
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
medeni yıldırım
lice'de öldü medeni. 28 mayıs 2013'te. gezi şehidimiz dememiz bile battı birilerine. olay diyarbakır'da oldu diye. medeni kurşunla, gerçek kurşunla öldü diye!
ayrıştırıcı diliniz, zihniyetiniz batsın! size rağmen siz biz değiliz! olmayacağız! gönlünüz kaldırırsa açın görüntüleri izleyin. medeni 18 yaşındaydı henüz...
ayrıştırıcı diliniz, zihniyetiniz batsın! size rağmen siz biz değiliz! olmayacağız! gönlünüz kaldırırsa açın görüntüleri izleyin. medeni 18 yaşındaydı henüz...
devamını gör...
sinirlenince fırlatılan şey
devamını gör...
sözlüğü evi gibi görmek
ev değil ama şehir gibi görüyorum. farklı insanları ve kültürleri birleştiren kocaman bir şehir.
devamını gör...
snowpiercer
2013 yılında yayınlanmış yönetmeni (bkz: bong joon ho) olan filmdir. oyuncu kadrosunda (bkz: chris evans), (bkz: ed harris) gibi isimlerin yer almasıyla ilgimi çekmiştir. küresel ısınma sonucunda cw7 adlı gazın dünyayı soğutmak amacıyla atmosfere verilmesini, dünyanın aşırı soğumasını ve bu soğukta sadece 1001 vagonlu trende bulunanların hayatta kalmış olmasını konu alır.
sistemsel bir eleştiri gibi yorumlansa da aslında bir eleştiri değildir, sisteme olan övgüdür. düzenin bu şekilde olması gerektiğini, azınlıkta kalan insanlar kaymak tabakasını yaşarken kalan çoğunluğun sürünmesinin gerekli olduğunu savunur. şapkalar için ayakkabılar düzeni devam ettirir. ayrıca ayakkabı olanların iradesi de yoktur. bunu curtis karakterinin başlattığı isyanda da görebiliriz. kendi kararlarıyla sisteme başkaldırdığını sansa da aslında piyondan ibaretti. bunu fark ettiği sahnede oldukça etkilendim. wilford'un bu esnada ona ''daha önce hiç yalnız kaldın mı?'' diye sorması ve düşünceleriyle başbaşa bırakması da şimdiye kadar curtis'in iradesiyle hareket etmedidiğini gösteren bir sahneydi. filmin sonunda trenin devrilmesi, dünyanın ısınması biraz absürd geldi yani tam da curtis isyanını mı bekliyordu bu olaylar? bir de çocukla kıza üzüldüm dünyaya adımlarını atmışken kutup ayısı ile bakışıyorlar. burada filmi nasıl bitirmek istiyorsanız zihninizde öyle tamamlıyorsunuz. bu yönden son sahneyi beğendim. yüksek beklentiler ile izlemezseniz tatmin edici bir film.
filmi izledikten sonra başka bir bakış açısı isterseniz barış özcan'ın film yorumu'nu buraya bırakıyorum. iyi seyirler.
sistemsel bir eleştiri gibi yorumlansa da aslında bir eleştiri değildir, sisteme olan övgüdür. düzenin bu şekilde olması gerektiğini, azınlıkta kalan insanlar kaymak tabakasını yaşarken kalan çoğunluğun sürünmesinin gerekli olduğunu savunur. şapkalar için ayakkabılar düzeni devam ettirir. ayrıca ayakkabı olanların iradesi de yoktur. bunu curtis karakterinin başlattığı isyanda da görebiliriz. kendi kararlarıyla sisteme başkaldırdığını sansa da aslında piyondan ibaretti. bunu fark ettiği sahnede oldukça etkilendim. wilford'un bu esnada ona ''daha önce hiç yalnız kaldın mı?'' diye sorması ve düşünceleriyle başbaşa bırakması da şimdiye kadar curtis'in iradesiyle hareket etmedidiğini gösteren bir sahneydi. filmin sonunda trenin devrilmesi, dünyanın ısınması biraz absürd geldi yani tam da curtis isyanını mı bekliyordu bu olaylar? bir de çocukla kıza üzüldüm dünyaya adımlarını atmışken kutup ayısı ile bakışıyorlar. burada filmi nasıl bitirmek istiyorsanız zihninizde öyle tamamlıyorsunuz. bu yönden son sahneyi beğendim. yüksek beklentiler ile izlemezseniz tatmin edici bir film.
filmi izledikten sonra başka bir bakış açısı isterseniz barış özcan'ın film yorumu'nu buraya bırakıyorum. iyi seyirler.
devamını gör...
insan sarrafı olmak
bazı insanlar düşüncelerini duygularını gizleme konusunda master degree sahibidir. bunun için ekstra bir çaba harcaması da gerekmez çocukluktan öğrenimleri bu şekildedir. bir millet olarak ruslar bu konuda üstad konumundadır mesela.
ama bir esnaf olarak yine insan sarrafi ibaresini abartılı bir ifade buluyorum. sadece alanında uzman olduğunu konuda karşı tarafı tanıyabilirsin. işi insan olan psikologlar dahi bir dizi teste tabi tutuyor kişiyi önce.
ama bir esnaf olarak yine insan sarrafi ibaresini abartılı bir ifade buluyorum. sadece alanında uzman olduğunu konuda karşı tarafı tanıyabilirsin. işi insan olan psikologlar dahi bir dizi teste tabi tutuyor kişiyi önce.
devamını gör...

