çocukların işine gelmeyeni anlamaması
çocukken bunu o kadar çok yapıyordum ki alışkanlık oldu hala yapıyorum. müthiş bi huy yalnız.
devamını gör...
dile takılan şarkı sözleri
aşk bu kızılötesi yaralı müzesi hareket edemem..
devamını gör...
intihar etmemek için sebepler
ailen ailen. gerisi hiçbir şey. aileni ne kadar çok sevdiğini anlamak için bazen sarı çizgiyi geçmen gerekebilir. o zaman işte yok sevgiliymiş yok şuymuş buymuş bunların hikaye olduğunu anlarsın.
devamını gör...
güneş tanrısı ra vs güneş tanrısı apollon
age of mythology'de ra ana tanrılardandır, apollon ise ara tanrılardan. ana tanrı, ara tanrı mı? valla öyle yapmışlar, tövbe..
devamını gör...
evlenmek isteyip çocuk sahibi olmak istememek
böyle bir dünyaya kim çocuk getirmek ister ki? evlilik ayrı çocuk apayrı bir sorumluluk. ve bozulan toplumda en doğru karar olabilir. insanlar çocuk yapıyor ama ebeveyn olamıyor artık
devamını gör...
normal sözlük 1. ankara zirvesi
hiç kimseden ses, görüntü gelmediğine göre böbrekler başarılı bir şekilde alınmış gibi. *
devamını gör...
hazar devleti
merhabalar sevgili yazarlar.
şimdi yazacağım şeylerin bazıları belki üstteki arkadaşlarım tarafından yazılmış olabilir lakin ben bu tanımımda özellikle benim gibi yükseköğretim kurumları sınavı'na girecek olan arkadaşlarıma yönelik, fazla detay içermeyen bilgiler paylaşmak istiyorum. bilgileri çeşitli kaynaklardan topladığım için kaynak olarak ''tarih notlarım'' yazacağım.
sabarların devamı olarak bilinen hazarlar, önceleri karadeniz’in kuzeyi ile kafkaslar arasında 1. göktürk devleti’ne bağlı olarak yaşamışlardır.
bu devletin yıkılmasıyla 630 yılında hazar kağanlığı’nı kurmuşlardır.
göktürkler ile aynı soydan gelmektedirler.
bizans, sasani ve araplarla ilişkiler kurmuşlar; bizans- sasani savaşlarında bizans devleti’ni destekleyerek sasani devleti’nin zayıflamasında ve yıkılmasında etkili olmuşlardır.
üçüncü halife hz. osman dönemi’nde araplarlarla savaşmışlar ve arapları yenilgiye uğratmışlardır. arapları yenilgiye uğratmalarrı sonucu islamiyet’in kafkasya bölgesinde yayılmasını engellemişlerdir.
işlek ticaret bölgelerinin merkezlerinde yer almaları hazarların ekonomik ve siyasi açıdan güçlenmesini sağlamıştır.
diğer dinlere mensup insanlar ile kurdukları ilişkiler sonucu ülkelerinde hristiyanlık, museveilik ve islamiyet dinleri yayılan hazarlar; musevilik dinini benimseyen ilk türk devleti olma özelliine sahiptirler.
dinlere karşı oldukça hoşgörülüdürler hatta halkın farklı dinlere bağlı insanları arasındaki davalara iki müslüman, iki musevi, iki hristiyan ve bir şamanist’ten oluşan yedi kişilik hakimler kurulu bakmıştır.
oldukça güçlü orduya sahip olduklarından dolayı 7. ve 9. yüzyıllar arasında bulundukları bölgede huzuru, barışı ve güvenliği sağladıkları için bu dönem ‘’hazar barış çağı’’ olarak adlandırılmıştır.
rusların devlet teşkilatlanmalarında ve ordu teşkilatlanmalarında etkili olmuşlardır.
10. yüzyılda peçenek akınlarıyla zayıflamışlar ve rus knezliği tarafından yıkılmışlardır.
edit: ayrıca hazarlar, ordularında paralı asker bulunduran ilk türk devletidir.
edit: sayın is düşüm'ün uyarısı üzerine "diğer dinlerle kurdukları ilişkiler" ifadesi değiştirildi.
şimdi yazacağım şeylerin bazıları belki üstteki arkadaşlarım tarafından yazılmış olabilir lakin ben bu tanımımda özellikle benim gibi yükseköğretim kurumları sınavı'na girecek olan arkadaşlarıma yönelik, fazla detay içermeyen bilgiler paylaşmak istiyorum. bilgileri çeşitli kaynaklardan topladığım için kaynak olarak ''tarih notlarım'' yazacağım.
sabarların devamı olarak bilinen hazarlar, önceleri karadeniz’in kuzeyi ile kafkaslar arasında 1. göktürk devleti’ne bağlı olarak yaşamışlardır.
bu devletin yıkılmasıyla 630 yılında hazar kağanlığı’nı kurmuşlardır.
göktürkler ile aynı soydan gelmektedirler.
bizans, sasani ve araplarla ilişkiler kurmuşlar; bizans- sasani savaşlarında bizans devleti’ni destekleyerek sasani devleti’nin zayıflamasında ve yıkılmasında etkili olmuşlardır.
üçüncü halife hz. osman dönemi’nde araplarlarla savaşmışlar ve arapları yenilgiye uğratmışlardır. arapları yenilgiye uğratmalarrı sonucu islamiyet’in kafkasya bölgesinde yayılmasını engellemişlerdir.
işlek ticaret bölgelerinin merkezlerinde yer almaları hazarların ekonomik ve siyasi açıdan güçlenmesini sağlamıştır.
diğer dinlere mensup insanlar ile kurdukları ilişkiler sonucu ülkelerinde hristiyanlık, museveilik ve islamiyet dinleri yayılan hazarlar; musevilik dinini benimseyen ilk türk devleti olma özelliine sahiptirler.
dinlere karşı oldukça hoşgörülüdürler hatta halkın farklı dinlere bağlı insanları arasındaki davalara iki müslüman, iki musevi, iki hristiyan ve bir şamanist’ten oluşan yedi kişilik hakimler kurulu bakmıştır.
oldukça güçlü orduya sahip olduklarından dolayı 7. ve 9. yüzyıllar arasında bulundukları bölgede huzuru, barışı ve güvenliği sağladıkları için bu dönem ‘’hazar barış çağı’’ olarak adlandırılmıştır.
rusların devlet teşkilatlanmalarında ve ordu teşkilatlanmalarında etkili olmuşlardır.
10. yüzyılda peçenek akınlarıyla zayıflamışlar ve rus knezliği tarafından yıkılmışlardır.
edit: ayrıca hazarlar, ordularında paralı asker bulunduran ilk türk devletidir.
edit: sayın is düşüm'ün uyarısı üzerine "diğer dinlerle kurdukları ilişkiler" ifadesi değiştirildi.
devamını gör...
elde sprey boya olsa duvara yazılacak şey
canım anammm.
kroyuz ama para bizde. kıpss.
kroyuz ama para bizde. kıpss.
devamını gör...
6 eylül 2021 necati şaşmaz’ın kendini manyak etmesi
ya kızım mehdiyim diyorum neden inanmıyorsun.
devamını gör...
bensu soral'ın aşı olması
önce malum sözlükte gördüm ve orda yazmayı bırakmamın çok iyi bir karar olduğunu düşünmüştüm. üzerinden çok geçmeden burda da aynı başlığa rastladım.
okuduğunuzu anlamakta mı zorlanıyorsunuz yoksa hayatın sadece size neden kıyak geçmediğine mi takılıyorsunuz bilemiyorum ama..
malum kişiye anlatır gibi anlatıyorum, here we go;
sırası gelenler; 60 yaş üstü ve eşleri (neden mi eşleri? çünkü 60 yaş üstü ve riskli olarak değerlendirilen eşlerine bulaştırma durumu riskli görüldüğü için, sanırım yeterince açık oldu),
immunsupresif ilaç kullananlar (including me and some others as well, hatta 30 yaşın altında bile olabilir bu insanlar inanır mısınız!),
down sendromlular.
şimdi bu kadının bunlardan hangisine dahil olduğunu bize açıklamasına gerek var mı? gerçekten böyle bir gereksinim hissediyorsanız adınıza üzülürüm sadece.
bağışıklık baskılayıcı ilaç kullananlar denilen grup sanırım ülkenin en az %10'unu falan oluşturuyordur. kusura bakmayın ama ön yargılarınızı ve çıkarımlarınızı kendinize saklayın.
eklemeden geçemeyeceğim; geçende başka bir başlıkta buna değinmiştim, ülkede insanlar birilerinin ayrıcalıklı olduğunu, bir şekilde torpilli olduğunu o kadar kanıksamış ki, özeleştiri yapmam gerekirse buna kendimi de dahil ederim. yalnız bunun anlamadan, araştırmadan ya da mantıklı bir bağlam kurmadan bodoslama birilerini suçlama ve iftira pozisyonuna sizi sokmasına izin vermeyin be arkadaş.
geçen hafta aile büyüklerim ve kendim için sıramız gelmesi dolayısıyla aşımızı olduk, ki bunu da yazmıştım.. aşılarımızı olup kenara beklemeye geçerken tereddütle de olsa bir amca yanıma gelip sessizce önce rahatsız ettiği için özür diledi ve şöyle devam etti cümlesine.. kızım pek genç görünüyorsun acaba nasıl aşı olabildin, bizde kızımız yurtdışına göndereceğiz ama aşı yaptıramadık.. acaba, derken amca cevap verdim hemen, kronik hastalığım var benim beyefendi ondan sıram geldi ve olabildim. bir otuz saniye falan yüzüme baktı öylece, anlayamadı.
gayet makul karşılıyorum, o kadar alışmışız ki birilerinin bir şekilde torpilli olmasına. iki kez tekrar ettim o amcaya cümlemi ancak sonra, tamam kızım anladım, dedi ve geçmiş olsun dedik birbirimize. üzgünüm ama sizce ne kadar ciddi hastalıklara sahip olduğunuz değil, belirli kriterlere göre ne kadar hayati tehlikeniz olduğu önemli. bu da burada dursun.
okuduğunuzu anlamakta mı zorlanıyorsunuz yoksa hayatın sadece size neden kıyak geçmediğine mi takılıyorsunuz bilemiyorum ama..
malum kişiye anlatır gibi anlatıyorum, here we go;
sırası gelenler; 60 yaş üstü ve eşleri (neden mi eşleri? çünkü 60 yaş üstü ve riskli olarak değerlendirilen eşlerine bulaştırma durumu riskli görüldüğü için, sanırım yeterince açık oldu),
immunsupresif ilaç kullananlar (including me and some others as well, hatta 30 yaşın altında bile olabilir bu insanlar inanır mısınız!),
down sendromlular.
şimdi bu kadının bunlardan hangisine dahil olduğunu bize açıklamasına gerek var mı? gerçekten böyle bir gereksinim hissediyorsanız adınıza üzülürüm sadece.
bağışıklık baskılayıcı ilaç kullananlar denilen grup sanırım ülkenin en az %10'unu falan oluşturuyordur. kusura bakmayın ama ön yargılarınızı ve çıkarımlarınızı kendinize saklayın.
eklemeden geçemeyeceğim; geçende başka bir başlıkta buna değinmiştim, ülkede insanlar birilerinin ayrıcalıklı olduğunu, bir şekilde torpilli olduğunu o kadar kanıksamış ki, özeleştiri yapmam gerekirse buna kendimi de dahil ederim. yalnız bunun anlamadan, araştırmadan ya da mantıklı bir bağlam kurmadan bodoslama birilerini suçlama ve iftira pozisyonuna sizi sokmasına izin vermeyin be arkadaş.
geçen hafta aile büyüklerim ve kendim için sıramız gelmesi dolayısıyla aşımızı olduk, ki bunu da yazmıştım.. aşılarımızı olup kenara beklemeye geçerken tereddütle de olsa bir amca yanıma gelip sessizce önce rahatsız ettiği için özür diledi ve şöyle devam etti cümlesine.. kızım pek genç görünüyorsun acaba nasıl aşı olabildin, bizde kızımız yurtdışına göndereceğiz ama aşı yaptıramadık.. acaba, derken amca cevap verdim hemen, kronik hastalığım var benim beyefendi ondan sıram geldi ve olabildim. bir otuz saniye falan yüzüme baktı öylece, anlayamadı.
gayet makul karşılıyorum, o kadar alışmışız ki birilerinin bir şekilde torpilli olmasına. iki kez tekrar ettim o amcaya cümlemi ancak sonra, tamam kızım anladım, dedi ve geçmiş olsun dedik birbirimize. üzgünüm ama sizce ne kadar ciddi hastalıklara sahip olduğunuz değil, belirli kriterlere göre ne kadar hayati tehlikeniz olduğu önemli. bu da burada dursun.
devamını gör...
bülbülü öldürmek
1930ların amerikasında maycomb adında kendi halinde ufak bir kasabada yaşayan scout isimli küçük bir kızın ağzından aktarılan adaletsizlik hikayesi. o zamanlarda şu an yaşadığımız dönemden de fazla olan siyahi karşıtlığı ve onlara karşı uygulanan önyargılı tutumu, gözünde yalan olmayan ama biz yetişkinlerin bütün kötülükleri onlara aşılamayı görev edindiğimiz masum çocukların gözünden izliyoruz. yazar harper lee otobiyografik sayılabilecek bu eserinin ana karakteri scout'da kendi kişiliği ve hayatından izler sergilemiş. kitabı okurken başka bir yargısız infaz hikayesi olan yeşil yol'u anımsadım ister istemez.
kitaptan alıntı bir pasaj aslında o dönemin hukuk sisteminin özeti niteliğinde;
" bizim mahkemelerimizde, beyaz adamın dünyasıyla siyah adamın dünyası karşı karşıya geldiğinde, her zaman beyaz adam kazanır. bu ne kadar çirkin olursa olsun hayatın bir gerçeği."
"yalnızca tek bir tür insan varsa, o zaman neden hiç geçinemiyorlar? hepsi birbirine benziyorsa, niçin özel bir çaba harcayarak birbirlerini aşağılıyorlar, scout, galiba bir şeyleri anlamaya başlıyorum. galiba öcü radley bunca zamandır evden çıkmamasını anlamaya başlıyorum... dışarı çıkmamak istediği için içeride kalıyor."
devamını gör...
sözlük yazarlarının bildiği en edepsiz şarkı
hamam tası gümüşten küfür edition.*
edit: söylemeyi unutmuşum daha düne kadar hepsi-dört peynirli pizza şarkısında “aman kilodu kolla” diye bir söz geçiyor sanıyordum, ardından “ekstra mozarella” sözü geldiği için epey edepsiz oluyordu swh.*
edit: söylemeyi unutmuşum daha düne kadar hepsi-dört peynirli pizza şarkısında “aman kilodu kolla” diye bir söz geçiyor sanıyordum, ardından “ekstra mozarella” sözü geldiği için epey edepsiz oluyordu swh.*
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
devamını gör...
olgunluk belirtileri
-insanları değiştirmeye çalışmayı bırakıp beraber nasıl yaşarızın cevabını aramaya başlamak.
- giyim markalarının, takıların, telefon markalarının hiçbir kıymeti olmadığını anlayıp, önemli olanın insani değerler olduğunu ve güven ortamının zor oluştuğunu ama kolay yıkıldığının farkında olmak.
-insanlardan güven, sevgi, saygı beklemeden önce bu şartları önce senin sağlaman gerektiğini fark etmek.
- karşıt görüşlerinle ilgili çıkan her habere inanmamak, çünkü seni yaptıkları haberlerle verdikleri bilgilerle yönlendirmeye çalışan çok olacak. onların da senin gibi insan olduğunu kabul etmek ve hem senin görüşlerinde eksikler olabileceği gibi onlarında görüşlerinde eksiklerin olabileceğini kabul edip diyalog kurarak onları anlayıp aynı zamanda kendini de anlatmaya çalışmak.
-karşılıksız sevmeyi öğrenmek.
-öfke, kin gibi nefretten beslenen duyguları kontrol altında tutmaya başlamak.
-konuşmadan önce düşünmeye başlamak.
-başkalarının dolduruşuna gelmemek.
- giyim markalarının, takıların, telefon markalarının hiçbir kıymeti olmadığını anlayıp, önemli olanın insani değerler olduğunu ve güven ortamının zor oluştuğunu ama kolay yıkıldığının farkında olmak.
-insanlardan güven, sevgi, saygı beklemeden önce bu şartları önce senin sağlaman gerektiğini fark etmek.
- karşıt görüşlerinle ilgili çıkan her habere inanmamak, çünkü seni yaptıkları haberlerle verdikleri bilgilerle yönlendirmeye çalışan çok olacak. onların da senin gibi insan olduğunu kabul etmek ve hem senin görüşlerinde eksikler olabileceği gibi onlarında görüşlerinde eksiklerin olabileceğini kabul edip diyalog kurarak onları anlayıp aynı zamanda kendini de anlatmaya çalışmak.
-karşılıksız sevmeyi öğrenmek.
-öfke, kin gibi nefretten beslenen duyguları kontrol altında tutmaya başlamak.
-konuşmadan önce düşünmeye başlamak.
-başkalarının dolduruşuna gelmemek.
devamını gör...
friedrich nietzsche
hayat hikayesini dinlemek için; dinle - izle
yeryüzünde var olan bütün dinlerin ve politik görüşlerin insanoğlunun özgür gelişmesini engellediğine ve hepsinin yıkılması gerektiğine inanan bir insan…
nietzsche 1844’te saksonya’da bir taşra papazının en büyük oğlu olarak dünyaya geldi. gerek annesi, gerekte babası uzun protestan geçmişleri olan ailelerden geliyorlardı ve evlerinde sessiz, sakin, bilgili ve sıkıcı bir hava esiyordu. friedrich, gençliğinde çok zekiydi. evin ve okulun otoritesine sıkı sıkıya bağlıydı.
annesi, friedrich daha 5 yaşındayken dul kalmıştı ve sonradan olan kız kardeşleriyle birlikte komşu şehir olan naumburg’a yerleştiler. ailenin tek erkek üyesi friedrich ve burada kadınların arasında yani annesi, büyükannesi, teyzesi ve kız kardeşleri ile birlikte yaşamaya başladı.
1851 yılında weber enstitüsü’nde, eğitimine başladı. annesinin ona piyano hediye etmesiyle ilk müzik derslerini aldı. 10 yaşında ilk kompozisyon denemelerine başlayan friedrich orta öğrenimi sürecinde birkaç deneme, çok sayıda şiir ve kompozisyon kaleme aldı.
12 yaşına geldiğinde sonradan kendisinin açıkladığı üzere “olanca göz kamaştırıcılığı içinde tanrı’yı” gördü. on üç yaşında, yani 1857’de ilk otobiyografisini yazan nietzsche’nin, kafasını kötülük olgusu kurcalıyordu. “hiç bir adalete sığmayan, dünyadaki sayısız çatışma ve derin acı iyi bir tanrıya nasıl mal edilebilirdi? çocuğun küçük yaşta kaygı ile tanık olduğu, özellikle bedensel acı ve işkencelerin kaynağı neydi?” bu kuşkular nietzsche'nin bilincinde gelişecek, dört yıl sonra, 1861 yılında yazdığı ilk şiirin esin kaynağı olacaktı.
hayatını ailesinden de etkilenerek dine evrilten nietzsche, 20 yaşında bonn üniversitesinde ilahiyat eğitimi almaya başladı. fakat bu eğitim kısa sürdü ve 1 yıl sonra dillerin yapısını, tarihsel gelişimini ve birbirleri ile ilişkilerini inceleyen bilim dalı olan filoloji’de karar kıldı. bu okulda çok sıkı bir şekilde eski yunanca ve latince öğrendi. evdeki rahat ve konforlu hayattan, okulun soğuk demir yataklarına geçiş onu epey üzmüştü. fakat düşünce tarzı bundan aldığı kuvvetle daha da güçlendi. kişiliğinin ve başarısızlığın bilincine bu sayede varmıştı.
ancak bir yandan da inancını sorgulamaya devam ediyordu. nietzsche’nin keskin zekası, içinde yaşadığı dünyanın çelişkilerini görmezlikten gelmesine engeldi. bu dönemde kadınlar tarafından çevrelenmiş geçmişi ve atacağı adımlar ve yapacakları yine ailesi tarafından planlanmış geleceği ile ilgili düşünmeye başladı. huzursuzdu, bilinçsiz bir isyan dürtüsü kişiliğine etki etmeye ve onu değiştirmeye başladı.
herkesin giremediği özel öğrenci birliklerine girdi, arkadaşlarıyla içki içmeye başladı ve öğrenciler arasında yapılan eskrim düellolarına katıldı. kaçınılmaz olarak bir düelloda yara aldı. burnunun üstündeki küçük dikiş izi o günlerden kalmaydı.
bu dönemde nietzsche’nin yaşadığı iki önemli olay hayatını sonsuza kadar değiştirecekti. birincisi gittiği bir genelevde kaptığı frengi virüsüydü. o dönem frenginin tedavisi mümkün değildi ve gittiği doktor bu hastalığı ondan gizlemeye karar verdi. aslında o dönem bu uygulama sıkça yapılan bir şeydi. ikinci olay ise gittiği bir sahaf dükkânında bulduğu kitaptı. arthur schopenhauer’in istem ve tasarım olarak dünya adlı kitaptı bu. yazarın karamsarlığı onu derinden etkilemişti ve nietzsche bu tarihten sonra yazar hakkında derin araştırmalar yapmıştı.
niçe için bir diğer önemli hadise ise 8 kasım 1868 yılında vilhelm richard wagner ile tanışmasıydı. nietzsche müzisyen olan wagner’e hayranlık derecesinde ilgi duyuyordu. her ikisinin ortak özelliği hem beethoven’a hem de schopenhauer’e olan ortak hayranlıklarıydı. wagner nietzsche’nin babasıyla hemen hemen aynı yaştaydı. babasız büyüyen nietzsche için baba figürü oluyordu ve o dönem wagner’den epey etkilenmişti.
öğrenimini tamamlayan nietzsche, çok genç yaşta yani daha 24’ündeyken isviçre’nin basel üniversitesinde filoloji profesörü oldu.
basel’de nietzsche’nin bilinen değerlere karşı isyanı açığa vuruldu ve kitaplarının ilk üçünü yazdı. aynı zamanda gittikçe artan ruhsal yalnızlığının bilincine vardı. fikirlerini anlayanlar pek azdı ve bunlar da istekli görünmüyorlardı. dostluğa pek düşkün olduğu halde uzun süreli pek az dostluk kurdu. gerçekte dostluk kuracak kendi çapında zeki insan bulamıyordu. basel’de hem filoloji hem de felsefe dersleri veren niçe üniversitede epey saygınlık kazanmıştı.
hem dostoyevski hem de tolstoy gibi savaş ortamını gören yazarlar kervanına katılacağı tarih 1870 yılıydı. gönüllü olarak prusya savaşında sağlık hizmetleri birliğine er olarak katılmıştı. nietzsche’nin o dönem içinde yanan vatanseverlik alevi ancak savaşa katıldığında sönecekti ve nitekim öyle oldu. kitabını tamamlama duygusunun bile önüne geçen vatanseverliğiyle ilgili sonraları şunları söyleyecekti: “karşımızda devlet var. başlangıcı insana utanç verici. çünkü devlet insanların çoğu için korumak bilmeyen bir acı kuyusu, ikide bir buhranlara salarak onları tüketen bir alev. ne var ki, çağırmaya görsün, ruhlarımız kendilerini unutuyor; kanlı çağrısına yığınlar koşa koşa gidiyor, kahraman oluyorlar.”
cepheye giderken, frankfurt’ta, oldukça gösterişli biçimde resmi geçit yapan bir süvari birliği görmüştü. bütün felsefesini yaratacak hayalin ve görüntünün o an doğduğunu söylemiş ve bunu şu sözlerle ifade etmişti: “en güçlü ve en yüksek yaşama isteminin sefil bir var oluş mücadelesinde değil, savaş isteminde, güç isteminde, yenmek isteminde olduğunu duydum ilk defa.” bu düşünce, onun “güç istenci” kitabının tohumu olacaktı ve oluşumundaki militarist kaynağı hiçbir zaman inkar etmeyecekti.
savaş ortamında karşılaştığı acı gerçekler karşısında dehşete düşen nietzsche halihazırda kaptığı frengi virüsünden sonra çürümüş cesetler ve yaralanan askerlere yardımcı olmaya çalıştığı bu dönemde dizanteri ve difteri virüslerine de merhaba demişti. böylece sağlığı giderek bozulan nietzsche cepheden vazgeçmek zorunda kaldı.
tekrar üniversiteye dönen yazar hem denemelerine hem de kitaplarına ağırlık verdi. 1972-1978 yılları arasında toplam 6 eserini yayınlamayı başarmıştı.
1879’da uzun yıllardır sürmekte olan sağlık problemleri iyice arttı. zira çocukluğundan bu yana miyop olan filozofun bu sorunu geçici körlüğe neden oluyordu. migren ve şiddetli mide ağrılarıyla birlikte sağlığı iyice bozulduğu için üniversitedeki görevinden istifa etmek zorunda kaldı.
üniversiteden istifa ettikten sonra birçok ülkeyi gezme fırsatı yakaladı ve o dönemden 1888 yılına kadar her sene yeni denemeler ve kitaplar yayınlamaya devam etti.
1882 yılında yazdığı şen bilim kitabı yayınlandıktan sonra ünlü yazar lou salome ile tanıştı. thuringia’da birlikte bir yaz geçiren ikiliye nietzsche’nin kız kardeşi elizabeth de eşlik etti. salome, nietzsche’yi bir partnerden çok öğretmen gibi görüyordu. ancak filozof salome’e aşık oldu ve onun peşinden koşmaya devam etti. salome, nietzsche’nin evlenme teklifini reddettikten sonra ilişkileri sona erdi. kardeşi elizabeth’in annesiyle birlikte sürekli olarak salome hakkında tartışmaları, tekrarlayan hastalık nöbetleri ve onu canından bezdiren intihar düşüncesi ile oldukça bunalan nietzsche, en büyük eserlerinden biri olan böyle buyurdu zerdüşt kitabının ilk bölümünü 10 günde yazacağı rapolla’ya kaçtı.
schopenhauer’e olan felsefi bağlılığını yitirdikten ve hayatını etkileyen, baba gibi gördüğü wagner ile olan ilişkisini tamamen koparması o dönem yazmaya devam ettiği böyle buyurdu zerdüşt kitabını da etkilemiş oldu. yazım tarzını değiştirmesi o dönem okuyucular tarafından fark edildi ve eserleri daha az satmaya başladı. bu dönemde yayıncısıyla sorunlar yaşamaya başlayan nietzsche’nin böyle buyurdu zerdüşt kitabının dördüncü bölümü ancak 40 kopya basıldı. bu kopyalar da sadece yakın çevresine dağıtıldı.
yaşadığı sağlık sorunlarından dolayı eskisi kadar iyi üretemiyor ve çalışmaları üzerinde uzun süreler düşünme fırsatı yakalayamıyordu. işte tam o dönemde yani 1887 yılında dostoyevski’nin kitapları eline geçmiş ve yazarı benimsemişti. bu dönemden 1889 yılına kadar kendi çabalarıyla 5 kitap daha yayınlamayı başarmıştı.
bundan sonraki yıllarda olumlu düşünce tarzını geliştirdikçe var olan nietzsche ile var olmasını istediği nietzsche arasındaki uçurum giderek daha fazla açıldı. fikirlerindeki şiddetle dost olarak yanına aldığı kadının eline bakan adam arasındaki zıtlık duygulandırıcıydı. bilinen ölçülerden kendini kurtarmak bir yana hayatında annesinin ve kız kardeşinin etkisinden bile kendisini kurtaramıyordu. kitaplarında salık verdiği gibi yüreğindeki acıma duygusunu öldürmek şöyle dursun, son derece duyarlı, içten hıristiyanlar karşısında anlaşılmamaktan korkan biri olup çıkmıştı. karşılaştığı gerçekler yüzünden yüreği beyniyle devamlı savaş halinde bir adam olup çıkmıştı.
3 ocak 1889 yılında beklenen çöküntü gelip çattı. daha önceki aylarda akıl deneyinde aksama olduğunu gösteren belirtiler ortaya çıkmıştı. çapraşık şiddet duygularını dile getiren mektuplar yazıyordu. bunlardan birinde genç kayser’i öldürmek niyetinden söz ediyor, diğerinde çarmıha gerilmiş adam diye imza atıyordu.
derken bir gün sokakta bir at arabasının sahibinin atına çok kötü davrandığını gördü. koşup hayvanın boynuna sarıldı, acıyla öpmeye başladı hayvanı. sonra hıçkıra hıçkıra ağladı. birden kendini kaybedip yere yuvarlandı.
dostoyevski’nin suç ve ceza kitabında, eserin kahramanı raskolnikov’un da gözleri önünde bir at kırbaçlanıyordu. bu durum nietzsche’nin biyografi yazarlarının gözlerinden kaçmadı. zira nietzsche dostoyevski’i çok seviyor ve onun için şöyle diyordu: “kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikolog.”
her ne olursa olsun o an da bayılışı ve çöküşü tam oldu. bir daha aklını tam olarak kullanamadı, kitap yazamadı. hasta yatağında annesi ve kız kardeşi tarafından bakıma muhtaç bir şekilde son yıllarını geçirdi.
1900 yılında ise hayatını yalnız başına geçiren, birçok esere imza atan, herman hesse, michel foucault, albert camus, carl gustav jung gibi isimlere ilham kaynağı olmuş büyük filozof nietzsche, zaatüreden hayatını kaybetti. yıllarca hıristiyanlığa hizmet etmiş atalarının yanına gömüldü. kim bilir belki de onların yanında kendisini daha mutlu hissetmiştir.
yeryüzünde var olan bütün dinlerin ve politik görüşlerin insanoğlunun özgür gelişmesini engellediğine ve hepsinin yıkılması gerektiğine inanan bir insan…
nietzsche 1844’te saksonya’da bir taşra papazının en büyük oğlu olarak dünyaya geldi. gerek annesi, gerekte babası uzun protestan geçmişleri olan ailelerden geliyorlardı ve evlerinde sessiz, sakin, bilgili ve sıkıcı bir hava esiyordu. friedrich, gençliğinde çok zekiydi. evin ve okulun otoritesine sıkı sıkıya bağlıydı.
annesi, friedrich daha 5 yaşındayken dul kalmıştı ve sonradan olan kız kardeşleriyle birlikte komşu şehir olan naumburg’a yerleştiler. ailenin tek erkek üyesi friedrich ve burada kadınların arasında yani annesi, büyükannesi, teyzesi ve kız kardeşleri ile birlikte yaşamaya başladı.
1851 yılında weber enstitüsü’nde, eğitimine başladı. annesinin ona piyano hediye etmesiyle ilk müzik derslerini aldı. 10 yaşında ilk kompozisyon denemelerine başlayan friedrich orta öğrenimi sürecinde birkaç deneme, çok sayıda şiir ve kompozisyon kaleme aldı.
12 yaşına geldiğinde sonradan kendisinin açıkladığı üzere “olanca göz kamaştırıcılığı içinde tanrı’yı” gördü. on üç yaşında, yani 1857’de ilk otobiyografisini yazan nietzsche’nin, kafasını kötülük olgusu kurcalıyordu. “hiç bir adalete sığmayan, dünyadaki sayısız çatışma ve derin acı iyi bir tanrıya nasıl mal edilebilirdi? çocuğun küçük yaşta kaygı ile tanık olduğu, özellikle bedensel acı ve işkencelerin kaynağı neydi?” bu kuşkular nietzsche'nin bilincinde gelişecek, dört yıl sonra, 1861 yılında yazdığı ilk şiirin esin kaynağı olacaktı.
hayatını ailesinden de etkilenerek dine evrilten nietzsche, 20 yaşında bonn üniversitesinde ilahiyat eğitimi almaya başladı. fakat bu eğitim kısa sürdü ve 1 yıl sonra dillerin yapısını, tarihsel gelişimini ve birbirleri ile ilişkilerini inceleyen bilim dalı olan filoloji’de karar kıldı. bu okulda çok sıkı bir şekilde eski yunanca ve latince öğrendi. evdeki rahat ve konforlu hayattan, okulun soğuk demir yataklarına geçiş onu epey üzmüştü. fakat düşünce tarzı bundan aldığı kuvvetle daha da güçlendi. kişiliğinin ve başarısızlığın bilincine bu sayede varmıştı.
ancak bir yandan da inancını sorgulamaya devam ediyordu. nietzsche’nin keskin zekası, içinde yaşadığı dünyanın çelişkilerini görmezlikten gelmesine engeldi. bu dönemde kadınlar tarafından çevrelenmiş geçmişi ve atacağı adımlar ve yapacakları yine ailesi tarafından planlanmış geleceği ile ilgili düşünmeye başladı. huzursuzdu, bilinçsiz bir isyan dürtüsü kişiliğine etki etmeye ve onu değiştirmeye başladı.
herkesin giremediği özel öğrenci birliklerine girdi, arkadaşlarıyla içki içmeye başladı ve öğrenciler arasında yapılan eskrim düellolarına katıldı. kaçınılmaz olarak bir düelloda yara aldı. burnunun üstündeki küçük dikiş izi o günlerden kalmaydı.
bu dönemde nietzsche’nin yaşadığı iki önemli olay hayatını sonsuza kadar değiştirecekti. birincisi gittiği bir genelevde kaptığı frengi virüsüydü. o dönem frenginin tedavisi mümkün değildi ve gittiği doktor bu hastalığı ondan gizlemeye karar verdi. aslında o dönem bu uygulama sıkça yapılan bir şeydi. ikinci olay ise gittiği bir sahaf dükkânında bulduğu kitaptı. arthur schopenhauer’in istem ve tasarım olarak dünya adlı kitaptı bu. yazarın karamsarlığı onu derinden etkilemişti ve nietzsche bu tarihten sonra yazar hakkında derin araştırmalar yapmıştı.
niçe için bir diğer önemli hadise ise 8 kasım 1868 yılında vilhelm richard wagner ile tanışmasıydı. nietzsche müzisyen olan wagner’e hayranlık derecesinde ilgi duyuyordu. her ikisinin ortak özelliği hem beethoven’a hem de schopenhauer’e olan ortak hayranlıklarıydı. wagner nietzsche’nin babasıyla hemen hemen aynı yaştaydı. babasız büyüyen nietzsche için baba figürü oluyordu ve o dönem wagner’den epey etkilenmişti.
öğrenimini tamamlayan nietzsche, çok genç yaşta yani daha 24’ündeyken isviçre’nin basel üniversitesinde filoloji profesörü oldu.
basel’de nietzsche’nin bilinen değerlere karşı isyanı açığa vuruldu ve kitaplarının ilk üçünü yazdı. aynı zamanda gittikçe artan ruhsal yalnızlığının bilincine vardı. fikirlerini anlayanlar pek azdı ve bunlar da istekli görünmüyorlardı. dostluğa pek düşkün olduğu halde uzun süreli pek az dostluk kurdu. gerçekte dostluk kuracak kendi çapında zeki insan bulamıyordu. basel’de hem filoloji hem de felsefe dersleri veren niçe üniversitede epey saygınlık kazanmıştı.
hem dostoyevski hem de tolstoy gibi savaş ortamını gören yazarlar kervanına katılacağı tarih 1870 yılıydı. gönüllü olarak prusya savaşında sağlık hizmetleri birliğine er olarak katılmıştı. nietzsche’nin o dönem içinde yanan vatanseverlik alevi ancak savaşa katıldığında sönecekti ve nitekim öyle oldu. kitabını tamamlama duygusunun bile önüne geçen vatanseverliğiyle ilgili sonraları şunları söyleyecekti: “karşımızda devlet var. başlangıcı insana utanç verici. çünkü devlet insanların çoğu için korumak bilmeyen bir acı kuyusu, ikide bir buhranlara salarak onları tüketen bir alev. ne var ki, çağırmaya görsün, ruhlarımız kendilerini unutuyor; kanlı çağrısına yığınlar koşa koşa gidiyor, kahraman oluyorlar.”
cepheye giderken, frankfurt’ta, oldukça gösterişli biçimde resmi geçit yapan bir süvari birliği görmüştü. bütün felsefesini yaratacak hayalin ve görüntünün o an doğduğunu söylemiş ve bunu şu sözlerle ifade etmişti: “en güçlü ve en yüksek yaşama isteminin sefil bir var oluş mücadelesinde değil, savaş isteminde, güç isteminde, yenmek isteminde olduğunu duydum ilk defa.” bu düşünce, onun “güç istenci” kitabının tohumu olacaktı ve oluşumundaki militarist kaynağı hiçbir zaman inkar etmeyecekti.
savaş ortamında karşılaştığı acı gerçekler karşısında dehşete düşen nietzsche halihazırda kaptığı frengi virüsünden sonra çürümüş cesetler ve yaralanan askerlere yardımcı olmaya çalıştığı bu dönemde dizanteri ve difteri virüslerine de merhaba demişti. böylece sağlığı giderek bozulan nietzsche cepheden vazgeçmek zorunda kaldı.
tekrar üniversiteye dönen yazar hem denemelerine hem de kitaplarına ağırlık verdi. 1972-1978 yılları arasında toplam 6 eserini yayınlamayı başarmıştı.
1879’da uzun yıllardır sürmekte olan sağlık problemleri iyice arttı. zira çocukluğundan bu yana miyop olan filozofun bu sorunu geçici körlüğe neden oluyordu. migren ve şiddetli mide ağrılarıyla birlikte sağlığı iyice bozulduğu için üniversitedeki görevinden istifa etmek zorunda kaldı.
üniversiteden istifa ettikten sonra birçok ülkeyi gezme fırsatı yakaladı ve o dönemden 1888 yılına kadar her sene yeni denemeler ve kitaplar yayınlamaya devam etti.
1882 yılında yazdığı şen bilim kitabı yayınlandıktan sonra ünlü yazar lou salome ile tanıştı. thuringia’da birlikte bir yaz geçiren ikiliye nietzsche’nin kız kardeşi elizabeth de eşlik etti. salome, nietzsche’yi bir partnerden çok öğretmen gibi görüyordu. ancak filozof salome’e aşık oldu ve onun peşinden koşmaya devam etti. salome, nietzsche’nin evlenme teklifini reddettikten sonra ilişkileri sona erdi. kardeşi elizabeth’in annesiyle birlikte sürekli olarak salome hakkında tartışmaları, tekrarlayan hastalık nöbetleri ve onu canından bezdiren intihar düşüncesi ile oldukça bunalan nietzsche, en büyük eserlerinden biri olan böyle buyurdu zerdüşt kitabının ilk bölümünü 10 günde yazacağı rapolla’ya kaçtı.
schopenhauer’e olan felsefi bağlılığını yitirdikten ve hayatını etkileyen, baba gibi gördüğü wagner ile olan ilişkisini tamamen koparması o dönem yazmaya devam ettiği böyle buyurdu zerdüşt kitabını da etkilemiş oldu. yazım tarzını değiştirmesi o dönem okuyucular tarafından fark edildi ve eserleri daha az satmaya başladı. bu dönemde yayıncısıyla sorunlar yaşamaya başlayan nietzsche’nin böyle buyurdu zerdüşt kitabının dördüncü bölümü ancak 40 kopya basıldı. bu kopyalar da sadece yakın çevresine dağıtıldı.
yaşadığı sağlık sorunlarından dolayı eskisi kadar iyi üretemiyor ve çalışmaları üzerinde uzun süreler düşünme fırsatı yakalayamıyordu. işte tam o dönemde yani 1887 yılında dostoyevski’nin kitapları eline geçmiş ve yazarı benimsemişti. bu dönemden 1889 yılına kadar kendi çabalarıyla 5 kitap daha yayınlamayı başarmıştı.
bundan sonraki yıllarda olumlu düşünce tarzını geliştirdikçe var olan nietzsche ile var olmasını istediği nietzsche arasındaki uçurum giderek daha fazla açıldı. fikirlerindeki şiddetle dost olarak yanına aldığı kadının eline bakan adam arasındaki zıtlık duygulandırıcıydı. bilinen ölçülerden kendini kurtarmak bir yana hayatında annesinin ve kız kardeşinin etkisinden bile kendisini kurtaramıyordu. kitaplarında salık verdiği gibi yüreğindeki acıma duygusunu öldürmek şöyle dursun, son derece duyarlı, içten hıristiyanlar karşısında anlaşılmamaktan korkan biri olup çıkmıştı. karşılaştığı gerçekler yüzünden yüreği beyniyle devamlı savaş halinde bir adam olup çıkmıştı.
3 ocak 1889 yılında beklenen çöküntü gelip çattı. daha önceki aylarda akıl deneyinde aksama olduğunu gösteren belirtiler ortaya çıkmıştı. çapraşık şiddet duygularını dile getiren mektuplar yazıyordu. bunlardan birinde genç kayser’i öldürmek niyetinden söz ediyor, diğerinde çarmıha gerilmiş adam diye imza atıyordu.
derken bir gün sokakta bir at arabasının sahibinin atına çok kötü davrandığını gördü. koşup hayvanın boynuna sarıldı, acıyla öpmeye başladı hayvanı. sonra hıçkıra hıçkıra ağladı. birden kendini kaybedip yere yuvarlandı.
dostoyevski’nin suç ve ceza kitabında, eserin kahramanı raskolnikov’un da gözleri önünde bir at kırbaçlanıyordu. bu durum nietzsche’nin biyografi yazarlarının gözlerinden kaçmadı. zira nietzsche dostoyevski’i çok seviyor ve onun için şöyle diyordu: “kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikolog.”
her ne olursa olsun o an da bayılışı ve çöküşü tam oldu. bir daha aklını tam olarak kullanamadı, kitap yazamadı. hasta yatağında annesi ve kız kardeşi tarafından bakıma muhtaç bir şekilde son yıllarını geçirdi.
1900 yılında ise hayatını yalnız başına geçiren, birçok esere imza atan, herman hesse, michel foucault, albert camus, carl gustav jung gibi isimlere ilham kaynağı olmuş büyük filozof nietzsche, zaatüreden hayatını kaybetti. yıllarca hıristiyanlığa hizmet etmiş atalarının yanına gömüldü. kim bilir belki de onların yanında kendisini daha mutlu hissetmiştir.
devamını gör...
evde en çok küfredilen eşyalar
ayak serçe parmağının vurulduğu sehpa.
(bkz: ayak serçe parmağını bir yere vurmak)
(bkz: ayak serçe parmağını bir yere vurmak)
devamını gör...
ambrosia
yunan mitolojisine göre "sonsuz hayat" veren balımsı bir maddedir. tanrıların içeceği olarak bilinir. ambrosia içen insanların yarı tanrı statüsüne geçtikleri ve ölümsüz oldukları bazı mitolojik eserlerde anlatılır.
...thessalialı lapithlerin kralı iksion’a tanrılarla birlikte yemek yeme şerefi bahşedilmiş ve ambrosia içirilmiş, böylece ölümsüz hale getirilmiştir. ne var ki, iksion zeus’un karısı hera’ya âşık olup ona tecavüze kalkışmıştır. zeus, onu suç üstü yakalayıp ağır bir cezaya çarptırmıştır. iksion'u, alev alev yanarak dönen bir tekerleğe zincirlerle bağlatmıştır. içtiği ambrosiadan dolayı ölemeyen iksion bu cezayı ebedî olarak çekmiştir. (mitolojide bile tecavüzler ağır bir şekilde cezalandırılmaktadır).
günümüzde ise ambrosia sevgililerin birbirlerine kullandıkları bir terim haline gelmiştir.
...thessalialı lapithlerin kralı iksion’a tanrılarla birlikte yemek yeme şerefi bahşedilmiş ve ambrosia içirilmiş, böylece ölümsüz hale getirilmiştir. ne var ki, iksion zeus’un karısı hera’ya âşık olup ona tecavüze kalkışmıştır. zeus, onu suç üstü yakalayıp ağır bir cezaya çarptırmıştır. iksion'u, alev alev yanarak dönen bir tekerleğe zincirlerle bağlatmıştır. içtiği ambrosiadan dolayı ölemeyen iksion bu cezayı ebedî olarak çekmiştir. (mitolojide bile tecavüzler ağır bir şekilde cezalandırılmaktadır).
günümüzde ise ambrosia sevgililerin birbirlerine kullandıkları bir terim haline gelmiştir.
devamını gör...
yengeç hüseyin
tok olsa da"azıcık ucundan"diyerek sofraya oturur.manava uğradığında bir adet muz ya da elma alır.para ödemez.göz hakkıdır.
arsa kapatma benzeri olur olmaz işleri sebebiyle yandan çarklı'nın bastonu kafasında patlar.
öte yandan ergenin halinden anlar.halis'e dergi,şişme bebek getirirken galip' e de dul kadın bakar.
arsa kapatma benzeri olur olmaz işleri sebebiyle yandan çarklı'nın bastonu kafasında patlar.
öte yandan ergenin halinden anlar.halis'e dergi,şişme bebek getirirken galip' e de dul kadın bakar.
devamını gör...

