soğuk hali daha güzel olan yemekler
etli yaprak sarması..
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük, günaydın sevgili takipçilerim.
devamını gör...
ruh halini anlatan alıntı
"galiba ben insanlarla nasıl yaşanır bilmiyorum. ı̇nsanlarla nasıl konuşulur, arkadaşlarla neler yapılır, sevgilin olursa onunla nasıl vakit geçirilir, biriyle arandaki mesafe nasıl ayarlanır... ama hep biliyormuş gibi yaptım. ve hep yanlış yaptım."
(şahsiyet)
(şahsiyet)
devamını gör...
sen beni oyla ben seni oylayayım
böyle saçma mesajlar atmanıza gerek yok. beğeni floodu yapsanız yeter biz mesajı anlayıp geri dönüş sağlıyoruz*
devamını gör...
dünyada virüs yokken virüs için borçlandığını söyleyen belediye
ön sezileri kuvvetli belediyecilik.adamlar önceden hissetmişler.işin içinde kahinlik var.
devamını gör...
erkekler ne ister sorunsalı
elde edemediğini
devamını gör...
haziran 2021 köy okulları yardım projesi
halen sorgulayıcı gözlerle dolaşıyorum sözlük sokaklarında... inanamadığım şeyler var burada.
sözlüğe kayıt oldum; peş peşe 3 hoş geldin mesajı aldım. gelen mesajlar bot olmadıkları konusunda beni ikna etmeye çalıştılar. sonra başlıklar arasında dolaştım; temiz, küfürsüz, sevecen bir ortam.
şimdi de bu yardım kampanyası... kardeşim siz gerçekten gerçek misiniz.
şimdiye kadar kendi çabalarımla bir çok öğrencinin ihtiyaçlarını gidermeye çalıştım. şimdi de bu kampanyanın bir parçası olmaktan büyük mutluluk duyacağımdan eminim.
sözlüğe kayıt oldum; peş peşe 3 hoş geldin mesajı aldım. gelen mesajlar bot olmadıkları konusunda beni ikna etmeye çalıştılar. sonra başlıklar arasında dolaştım; temiz, küfürsüz, sevecen bir ortam.
şimdi de bu yardım kampanyası... kardeşim siz gerçekten gerçek misiniz.
şimdiye kadar kendi çabalarımla bir çok öğrencinin ihtiyaçlarını gidermeye çalıştım. şimdi de bu kampanyanın bir parçası olmaktan büyük mutluluk duyacağımdan eminim.
devamını gör...
eşine 12 lira bırakarak canına kıyan genç
yoksulluk neredeyse yok oldu diyen çalışma bakanı utanır mı? sanmam.
devamını gör...
mauthausen toplama kampı
sizleri tarihte bir yolculuğa çıkarayım. “de hadi takılın peşime”
mauthausen, ikinci dünya savaşı sırasında toplama kampı olarak kullanılmış, ausschwitz’ten sonra en büyük ikinci kamptır. yıl 1938 - 1945
ben bu toplama kampını ilk kez ziyaret ettiğimde, sanırım 17 yaşındaydım ki ben ve teoman zaten hep onyediyizdir. bu kampı birkaç kez görme fırsatı bulmuştum
mauthausen; yukarı avusturya eyaletinde, tuna nehri kenarına kurulmuş bir köydür. viyana’ya yaklaşık 120 km. avusturya’nın bir başka büyük şehri linz’e 20 km uzaklıktadır. kamp alanı ise köyün hemen dışında oldukça büyük bir alana kurulmuştur. ve artık ziyaretçilere açılan bir “anıt” olmuştur.
dışarıdan bakıldığında etrafı surlarla çevrili bir yapıdır.

tam ortadaki büyük kapıdan içeri girelim. içeri girdiğinizde büyük bir avluya çıkarsınız. kampa getirilen esirler (çoğu yahudi ve sovyet askeri) bu avluda önce çıplak olarak soyundurulur ve büyük hortumlarla toplu halde yıkatılırlardı. kış yaz aynı şekilde. daha sonra esirlerin fotoğrafları çekilir ve avlunun bittiği yerde başlayan merdivenlerden, yerleşkenin olduğu alana girerlerdi. bu anlanda tek katlı, birbirine bağlı şekilde kulübe benzeri barınaklar vardır. mauthausen’de kaç esir kaldığı bilinmiyor. ölen sayısı ise bulunan ve belgelenen yaklaşık 320 bin kişi kadardır. ilk kurulan kamplardan biridir ancak, müttefiklerin işgalden kurtardıkları son kamptır.
hadi şu barakalara girelim;

içeride sıralı şekilde dizilmiş bir ranza sistemi var. bu alanda bir yatağı 4-5 kişi aynı anda paylaşır ve vardiya sistemine göre çalıştırılan esirler, günün farklı saatlerinde bu alanı kullanırlardı. yani 24 saatte bir yatağı 12-15 kişi kullanırdı. esirler, taş ocaklarında çalışırdı.

bu barakadan çıkıp karşıya geçelim. karşı baraka bugün müzeye çevrilmiştir. içeride fotoğraflar, eşyalar, kıyafetler vs görebilirsiniz. ayrıca o dönemin canlı tanıklarının anlattıkları belgesel filmler gösterilir. bu barakadan da çıkalım ve dışarıdan barakanın altına inen merdivenlere yönelenim. bu bodrum katını eminin çok duydunuz.
gaz odaları

bu alanda zehirli gazla(zyklon b)öldürülen esirler, yine hemen yakınında bulunan fırınlarda yakılırlardı. ancak ölen sayısı çok fazla olduğundan, fırınların dışında toplu mezarlara da gömülürlerdi.

bir diğer öldürme şekli ise; “ölüm merdivenleri”
basamak sayısını hatırlamıyorum ancak, yaklaşık her bir basamağı 50 cm yüksekliğinde olan merdiven, taş ocağı ile kampı birbirine bağlar. ayakta durmaya bile gücü olmayan esirler, sırtlarına taşlar yüklenip bu merdivenlerden çıkmak zorundaydılar. durmak, dinlenmek yok. duran kişi orada vurulurdu. binlerce kişi hayatını bu merdivenlerde kaybetmiştir. bu nedenle almanca “todestiege” yani “ölüm merdiveni” denir.

hitler’in çılgın deneylerini duymuşsunuzdur. çocukların gözlerine kimyasallar vererek, mavi gözlü yapma deneyi, kadınları insan ve hayvan spermleri ile hamile bırakarak daha güçlü bir ırk yaratma deneyi gibi. bu konu çok detaylıdır. başka bir yazıda anlatalım. ancak bu deneylerin bir çoğu bu kampta yapılmıştır. çok sayıda kadın ve çocuk esir bu kampta yapılan tıbbi deneyler sonucunda ölmüştür.
sovyet kızıl ordu, 1945 yılında avusturya’yı işgalden kurtarır. 5 mayıs 1945 günü ise direnen son kale mauthausen alınır. 5 mayıs avusturya’da resmi tatildir ve “faşizimden kurtulma günü” olarak kutlanır. anma töreni bu kampta yapılır.

bugün viyana’nın merkezinde sovyet askerleri için yapılmış bir anıt vardır. bu anıtta almanca ve rusça, minnet ve saygı belirten bir yazı vardır. kızıl ordu kelimesi bu anıtta yazılıdır. almanca “das heldendenkmal der roten armee” kahraman kızıl ordu anıtı yazılıdır.

bu toplama kampı hakkında yazılacak çok ayrıntı var ama konuyu uzatmayalım. bedava rehber bu kadar gezdirir diyelim.
kaynak: gözümle gördüğüm ve lanet olası hafızam.
mauthausen, ikinci dünya savaşı sırasında toplama kampı olarak kullanılmış, ausschwitz’ten sonra en büyük ikinci kamptır. yıl 1938 - 1945
ben bu toplama kampını ilk kez ziyaret ettiğimde, sanırım 17 yaşındaydım ki ben ve teoman zaten hep onyediyizdir. bu kampı birkaç kez görme fırsatı bulmuştum
mauthausen; yukarı avusturya eyaletinde, tuna nehri kenarına kurulmuş bir köydür. viyana’ya yaklaşık 120 km. avusturya’nın bir başka büyük şehri linz’e 20 km uzaklıktadır. kamp alanı ise köyün hemen dışında oldukça büyük bir alana kurulmuştur. ve artık ziyaretçilere açılan bir “anıt” olmuştur.
dışarıdan bakıldığında etrafı surlarla çevrili bir yapıdır.

tam ortadaki büyük kapıdan içeri girelim. içeri girdiğinizde büyük bir avluya çıkarsınız. kampa getirilen esirler (çoğu yahudi ve sovyet askeri) bu avluda önce çıplak olarak soyundurulur ve büyük hortumlarla toplu halde yıkatılırlardı. kış yaz aynı şekilde. daha sonra esirlerin fotoğrafları çekilir ve avlunun bittiği yerde başlayan merdivenlerden, yerleşkenin olduğu alana girerlerdi. bu anlanda tek katlı, birbirine bağlı şekilde kulübe benzeri barınaklar vardır. mauthausen’de kaç esir kaldığı bilinmiyor. ölen sayısı ise bulunan ve belgelenen yaklaşık 320 bin kişi kadardır. ilk kurulan kamplardan biridir ancak, müttefiklerin işgalden kurtardıkları son kamptır.
hadi şu barakalara girelim;

içeride sıralı şekilde dizilmiş bir ranza sistemi var. bu alanda bir yatağı 4-5 kişi aynı anda paylaşır ve vardiya sistemine göre çalıştırılan esirler, günün farklı saatlerinde bu alanı kullanırlardı. yani 24 saatte bir yatağı 12-15 kişi kullanırdı. esirler, taş ocaklarında çalışırdı.

bu barakadan çıkıp karşıya geçelim. karşı baraka bugün müzeye çevrilmiştir. içeride fotoğraflar, eşyalar, kıyafetler vs görebilirsiniz. ayrıca o dönemin canlı tanıklarının anlattıkları belgesel filmler gösterilir. bu barakadan da çıkalım ve dışarıdan barakanın altına inen merdivenlere yönelenim. bu bodrum katını eminin çok duydunuz.
gaz odaları

bu alanda zehirli gazla(zyklon b)öldürülen esirler, yine hemen yakınında bulunan fırınlarda yakılırlardı. ancak ölen sayısı çok fazla olduğundan, fırınların dışında toplu mezarlara da gömülürlerdi.

bir diğer öldürme şekli ise; “ölüm merdivenleri”
basamak sayısını hatırlamıyorum ancak, yaklaşık her bir basamağı 50 cm yüksekliğinde olan merdiven, taş ocağı ile kampı birbirine bağlar. ayakta durmaya bile gücü olmayan esirler, sırtlarına taşlar yüklenip bu merdivenlerden çıkmak zorundaydılar. durmak, dinlenmek yok. duran kişi orada vurulurdu. binlerce kişi hayatını bu merdivenlerde kaybetmiştir. bu nedenle almanca “todestiege” yani “ölüm merdiveni” denir.

hitler’in çılgın deneylerini duymuşsunuzdur. çocukların gözlerine kimyasallar vererek, mavi gözlü yapma deneyi, kadınları insan ve hayvan spermleri ile hamile bırakarak daha güçlü bir ırk yaratma deneyi gibi. bu konu çok detaylıdır. başka bir yazıda anlatalım. ancak bu deneylerin bir çoğu bu kampta yapılmıştır. çok sayıda kadın ve çocuk esir bu kampta yapılan tıbbi deneyler sonucunda ölmüştür.
sovyet kızıl ordu, 1945 yılında avusturya’yı işgalden kurtarır. 5 mayıs 1945 günü ise direnen son kale mauthausen alınır. 5 mayıs avusturya’da resmi tatildir ve “faşizimden kurtulma günü” olarak kutlanır. anma töreni bu kampta yapılır.

bugün viyana’nın merkezinde sovyet askerleri için yapılmış bir anıt vardır. bu anıtta almanca ve rusça, minnet ve saygı belirten bir yazı vardır. kızıl ordu kelimesi bu anıtta yazılıdır. almanca “das heldendenkmal der roten armee” kahraman kızıl ordu anıtı yazılıdır.

bu toplama kampı hakkında yazılacak çok ayrıntı var ama konuyu uzatmayalım. bedava rehber bu kadar gezdirir diyelim.
kaynak: gözümle gördüğüm ve lanet olası hafızam.
devamını gör...
sahibinden.com
kör'ün tuttuğunu, topal'ın yakaladığını öptüğü, hurda denilebilecek araçların astronomik fiyatlarda satılabildiği, bazende uygun fiyatlarla sağlam araçların ilanlarda yerini aldığı alışveriş sitesidir. buradan bir araç satın almaya kalkarsanız genelde satıcılar araçlarını el değmemiş nadide bir çiçek benzetmesiyle cevahir ederler. bir aracı satmaya kalkarsanız bu kez aracınız kelepir olur. tabi yalnızca araç değil bir çok ürün burada alınıp satılabilir.
devamını gör...
insanların mutsuz olmasının tek sebebi
korkulardır.
korku insanı olmamış ve muhtemelen hiç bir zaman olmayacak olasılıkların hayaline hapseder. zihni düşünceler ile doldurmanın sonucudur bu. fazla düşünce zihni yorar.
bu yüzden 8-10 saat uyuyoruz, hiç bir şeye halimiz yok, isteksiz, motivasyonsuz, tatsız, tuzsuzuz.
düşüncelerden kurtulanın yolu an içinde yaşamaktır.
düşünmemek, korkmamaktır.
zaten 70-80 senelik hayat, düşüne düşüne, dert ve sıkntı ile 10 yıl fazla yaşasan ne, keyifli bir şekilde yaşasan ne.
korku insanı olmamış ve muhtemelen hiç bir zaman olmayacak olasılıkların hayaline hapseder. zihni düşünceler ile doldurmanın sonucudur bu. fazla düşünce zihni yorar.
bu yüzden 8-10 saat uyuyoruz, hiç bir şeye halimiz yok, isteksiz, motivasyonsuz, tatsız, tuzsuzuz.
düşüncelerden kurtulanın yolu an içinde yaşamaktır.
düşünmemek, korkmamaktır.
zaten 70-80 senelik hayat, düşüne düşüne, dert ve sıkntı ile 10 yıl fazla yaşasan ne, keyifli bir şekilde yaşasan ne.
devamını gör...
babayla girilen diyaloglar
yıllardır hiç şaşmaz, ne zaman bir muhabbet bizi sarmasa, kimin yanında olursak olalım şöyle bir diyalog gerçekleşir:
-yagamiii, kızım ne olacak bu işler?
+iyi olur iyi.
-olur mu dersin?
-yagamiii, kızım ne olacak bu işler?
+iyi olur iyi.
-olur mu dersin?
devamını gör...
anjina pektoris
nazım hikmet şiiridir.
yarısı burdaysa kalbimin
yarısı çin'dedir, doktor
sarınehre doğru akan
ordunun içindedir
sonra, her şafak vakti, doktor
her şafak vakti kalbim
yunanistan'da kurşuna diziliyor
sonra, bizim burda mahkûmlar uykuya varıp revirden el ayak çekilince
kalbim çamlıca'da harap bir konaktadır
her gece, doktor
sonra, şu on yıldan bu yana
benim fakir milletime ikrâm edebildiğim
bir tek elmam var elimde, doktor
bir kırmızı elma
kalbim
ne arteryo skleroz, ne nikotin, ne hapis
ışte bu yüzden, doktorcuğum, bu yüzden
bende bu angina pektoris
bakıyorum geceye demirlerden
ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen
kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor
yarısı burdaysa kalbimin
yarısı çin'dedir, doktor
sarınehre doğru akan
ordunun içindedir
sonra, her şafak vakti, doktor
her şafak vakti kalbim
yunanistan'da kurşuna diziliyor
sonra, bizim burda mahkûmlar uykuya varıp revirden el ayak çekilince
kalbim çamlıca'da harap bir konaktadır
her gece, doktor
sonra, şu on yıldan bu yana
benim fakir milletime ikrâm edebildiğim
bir tek elmam var elimde, doktor
bir kırmızı elma
kalbim
ne arteryo skleroz, ne nikotin, ne hapis
ışte bu yüzden, doktorcuğum, bu yüzden
bende bu angina pektoris
bakıyorum geceye demirlerden
ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen
kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor
devamını gör...
bon jovi
1983 yılında abd'nin new jersey eyaletinde kurulmuş amerikalı rock grubudur. kurucusu ise jon bon jovi’dir. kendilerine aslında rock grubu demek istemiyorum bazen metal tadında şarkılar yapmışlardır lakin hayranları ille de rock müzik grubu olduklarını ısrarla belirtiyor. efendim bu adamlar yaptıkları işe aşık adamlar ve birçok ülkede konser vermişlerdir, bazı albümleri de yok satmıştır. amerika’nın çıkarmış olduğu sağlam gruplardandır. şarkıları öyle güzel ki konserlerinde bu şarkılarla hayranlarına unutulmaz dakikalar yaşatmışlardır.
yaptıkları albümlerle adından sürekli söz ettiren bu amcaların favorim olan albümleri şunlardır; slippery when wet, bounce, lost highway, crush, this house ıs not for sale, hava a nice day, keep the faith ve son olarak lost highway: the concert’dır. toplamda 31 albümleri vardır fakat benim kendilerinin hoşuma giden albümleri bunlardır. 80’lerde rock ve metal müzik çok rağbet görüyordu, 90’larda da devam etti bu süreç lakin 2000’den sonra eskisi kadar değer görmemeye başladı. yine de bu amcalar vazgeçmedi yaptıkları müzikten ve albüm çıkarmaya devam ettiler.
kariyerleri boyunca da birçok ödül almışlardır, çok kez turneye çıkmışlardır, rock müziği dibine kadar yaşatmışlardır yaptıkları şarkılarla. başarılı ve de hırslı bir grup aslında bon jovi, başarıya ulaştıkça bu onları daha çok hırslandırmış işte. misal grubun mimarı olan jon bon jovi amca şahane gitar çalar, şahane şarkı söyler ve sesi gerçekten harikulade bayılıyorum bu adama yani. yeteneğini kullanarak servetine de servet katmış yani anlayacağınız üzere. ha hak etmiyor mu? sonuna kadar tabi.
ödüle doymayan bu amcalar daha çok albüm yapıp daha çok ödül alsınlar, bizler de dinleyelim madem ne yapalım. sevgiler saygılar olsun kendilerine.
yaptıkları albümlerle adından sürekli söz ettiren bu amcaların favorim olan albümleri şunlardır; slippery when wet, bounce, lost highway, crush, this house ıs not for sale, hava a nice day, keep the faith ve son olarak lost highway: the concert’dır. toplamda 31 albümleri vardır fakat benim kendilerinin hoşuma giden albümleri bunlardır. 80’lerde rock ve metal müzik çok rağbet görüyordu, 90’larda da devam etti bu süreç lakin 2000’den sonra eskisi kadar değer görmemeye başladı. yine de bu amcalar vazgeçmedi yaptıkları müzikten ve albüm çıkarmaya devam ettiler.
kariyerleri boyunca da birçok ödül almışlardır, çok kez turneye çıkmışlardır, rock müziği dibine kadar yaşatmışlardır yaptıkları şarkılarla. başarılı ve de hırslı bir grup aslında bon jovi, başarıya ulaştıkça bu onları daha çok hırslandırmış işte. misal grubun mimarı olan jon bon jovi amca şahane gitar çalar, şahane şarkı söyler ve sesi gerçekten harikulade bayılıyorum bu adama yani. yeteneğini kullanarak servetine de servet katmış yani anlayacağınız üzere. ha hak etmiyor mu? sonuna kadar tabi.
ödüle doymayan bu amcalar daha çok albüm yapıp daha çok ödül alsınlar, bizler de dinleyelim madem ne yapalım. sevgiler saygılar olsun kendilerine.
devamını gör...
kuzu no honkai
tamamen boş beleş bir animedir. konusu şudur.
iki tane velet bulunmakta, bunlar öğretmenlerine aşık, bir gün bu veletlerden biri "lan madem hocalarımıza yavşıyamıyoruz, gel biz manita olalım." diyor ve sıkıcılıkla dolu bölümler başlıyor.
bölümlerinin mantığı seviş + psikolojik dram kas + ağla ve seviş + aldatarak seviş olarak ilerlerken, anime size hiçbir şey sunmuyor.
karakterlerin ses sanatçılar ve çizimler çöp değil en azından, buna bir lafım yok fakat zaten anime 23 dakikaysa 15 dk çok az hareket görüyoruz, kısaca 15 dk boyunca resim izliyoruz desem yeridir.
finaline doğru merakla gidiyorum, üst düzey bir final yapsalar bile (ki bu yapıtta nasıl bir final çıkabilir a** dedirtmiştir) puanıma pek bir etkisi olmayacak.
çünkü animede ne olay örgüsü var, ne bir düşünce var, araya ufak psikolojik durumları açıklayan sahneler sokuşturulmuş olsa bile, izleyicilerin anlamadığına yemin edebilirim.
velhasıl kelam, güzel bir anime değildir. turkanimedeki 1k olan beğenisine bakmayın. mal puanıda aynı oranda abartıdır.
seviş + seviş + daha çok seviş animesi. puan yakında eklenecektir.
iki tane velet bulunmakta, bunlar öğretmenlerine aşık, bir gün bu veletlerden biri "lan madem hocalarımıza yavşıyamıyoruz, gel biz manita olalım." diyor ve sıkıcılıkla dolu bölümler başlıyor.
bölümlerinin mantığı seviş + psikolojik dram kas + ağla ve seviş + aldatarak seviş olarak ilerlerken, anime size hiçbir şey sunmuyor.
karakterlerin ses sanatçılar ve çizimler çöp değil en azından, buna bir lafım yok fakat zaten anime 23 dakikaysa 15 dk çok az hareket görüyoruz, kısaca 15 dk boyunca resim izliyoruz desem yeridir.
finaline doğru merakla gidiyorum, üst düzey bir final yapsalar bile (ki bu yapıtta nasıl bir final çıkabilir a** dedirtmiştir) puanıma pek bir etkisi olmayacak.
çünkü animede ne olay örgüsü var, ne bir düşünce var, araya ufak psikolojik durumları açıklayan sahneler sokuşturulmuş olsa bile, izleyicilerin anlamadığına yemin edebilirim.
velhasıl kelam, güzel bir anime değildir. turkanimedeki 1k olan beğenisine bakmayın. mal puanıda aynı oranda abartıdır.
seviş + seviş + daha çok seviş animesi. puan yakında eklenecektir.
devamını gör...
birini hayatın merkezine koymak
hayatınızın merkezine birini koyacaksınız bu kendiniz olsun. aksi takdirde hem size zarar hem o insana.
devamını gör...
yöresel yemekler
adana ve antep'in yemekleri tabii ki. her türlü yemeği çok güzel bu iki şehrin.
devamını gör...


