makyajını sil tecavüzden kurtul
hele hele gene gelmiş okumadan yazarımcılar. ilk tanımın önemini anlatan methiyeler mi düzsün insanlar ya? bi okuyun zor değil tek cümle yazmış zaten.
ironi falan değil, önerme de değil. ne olduğunu da yazmıyorum. zahmet olacak ama okuyun öyle yazın bre sabırçalanlar.
ironi falan değil, önerme de değil. ne olduğunu da yazmıyorum. zahmet olacak ama okuyun öyle yazın bre sabırçalanlar.
devamını gör...
hayatı stressiz ve huzurlu yaşamak için gerekenler
şöyle olsa/yapsaydım nasıl olurdu? tarzı cümlelerin artık geri gelmeyecek versiyonlarını düşünerek anı harcamaktan vazgeçmek.
başarabilmiş değilim henüz.
başarabilmiş değilim henüz.
devamını gör...
saçma sapan iltifatlar
"çok güzel bir kadınsın, mutsuzsun, neden?"
bir- çok güzel bir kadın değilim.
iki- bunun konumuzla ilgisi ne?
samimiyetsizlikte arşa çıktım dönemiyorum seviyesi.
bir- çok güzel bir kadın değilim.
iki- bunun konumuzla ilgisi ne?
samimiyetsizlikte arşa çıktım dönemiyorum seviyesi.
devamını gör...
öz
varlığın anlamlı parçası, duygusal yansıması.
devamını gör...
çocuklarla girilen komik diyaloglar
son zamanlarda kızım * benim bebekliğime takmış vaziyette.
-babacım sen bebekken bana ne diyodun biliyo musun?
+ne diyordum kızım?
-abla diyodun. çünkü ben senden büyüktüm sen bebekken.
birlikte alışverişten geliyoruz ellerim çanta dolu.
-babacım çok yoruldum kucağıma* alır mısın?
+alamam kızım ellerim dolu.
-ama sen bebekken ben hep seni kucağında taşıyodum.
bir gün kahvaltı yapıyoruz.
- babacım ben peynir yemek istemiyorum. sevmiyorum peynir.
+ama peynir yemezsen büyüyemezsin, kemiklerin güçsüz olur.
- sen bebekken sevmediğin bi şeyi yemen için zorlamadım ben seni.
cevaplara bak. sen büyüdükçe napıcam ben böyle.
-babacım sen bebekken bana ne diyodun biliyo musun?
+ne diyordum kızım?
-abla diyodun. çünkü ben senden büyüktüm sen bebekken.
birlikte alışverişten geliyoruz ellerim çanta dolu.
-babacım çok yoruldum kucağıma* alır mısın?
+alamam kızım ellerim dolu.
-ama sen bebekken ben hep seni kucağında taşıyodum.
bir gün kahvaltı yapıyoruz.
- babacım ben peynir yemek istemiyorum. sevmiyorum peynir.
+ama peynir yemezsen büyüyemezsin, kemiklerin güçsüz olur.
- sen bebekken sevmediğin bi şeyi yemen için zorlamadım ben seni.
cevaplara bak. sen büyüdükçe napıcam ben böyle.
devamını gör...
ince ama ufuk açıcı kitaplar
bir idam mahkumunun son günü-victor hugo
satranç- stefan zweig
otomatik portakal-anthony burgess
yabancı-albert camus
bulantı-jean paul sartre
deliliğe övgü-desiderius erasmus
dönüşüm-franz kafka
açlık-knut hamsun
beyaz geceler-dostoyevski
palto-gogol
dinle küçük adam-wilhelm reich
satranç- stefan zweig
otomatik portakal-anthony burgess
yabancı-albert camus
bulantı-jean paul sartre
deliliğe övgü-desiderius erasmus
dönüşüm-franz kafka
açlık-knut hamsun
beyaz geceler-dostoyevski
palto-gogol
dinle küçük adam-wilhelm reich
devamını gör...
escape from alcatraz
amerika'da uzaktan baktığımda vay be adamlar okyanusun ortasına hapishane yapmışlar mahkûmlar hiç bir türlü kaçmasınlar diye.*
şuan müze olarak ücret karşılığı girilebiliyor.
işte o hapishaneden kaçışı anlatan gerçek de bir hikaye olan gayet güzel bir film.
tabi prison break'ten önce yapılan bir film ancak o diziyi önce izleyen kişilere de izleyince hatırlatmıyor değil.
ben bile izlerken düşününce herhalde kaçmayı bile düşünmezdim derken daha önceden diğer hapishanelerden kaçma tecrübesi olan franck morris dehasal planla 2 arkadaşıyla birlikte kaçıyor.*
filmde english'i oynayan paul benjamin'e de sempatim oldu.
güzel, sürükleyici bir film. naçizane tavsiye ederim.
keyifli izlemeler
şuan müze olarak ücret karşılığı girilebiliyor.
işte o hapishaneden kaçışı anlatan gerçek de bir hikaye olan gayet güzel bir film.
tabi prison break'ten önce yapılan bir film ancak o diziyi önce izleyen kişilere de izleyince hatırlatmıyor değil.
ben bile izlerken düşününce herhalde kaçmayı bile düşünmezdim derken daha önceden diğer hapishanelerden kaçma tecrübesi olan franck morris dehasal planla 2 arkadaşıyla birlikte kaçıyor.*
filmde english'i oynayan paul benjamin'e de sempatim oldu.
güzel, sürükleyici bir film. naçizane tavsiye ederim.
keyifli izlemeler
devamını gör...
yoldaş benjamin levent gültekin podcast'i
levent gültekin kesinlikle çok doğru bir isim, başlangıç için, bende bir tanımımda kendisini konuk olarak önermiştim, ve geri çevirmeyeceğini düşünmüştüm,
büyük bir heyecanla açtığım yayın,
yoldaş benjaminin düşük ve cansız sesi, tonlamasız okuduğu cümleleriyle beni çok şaşırttı, sanırım çok heyecanlı olduğu için, sesi çıkamadı.. levent bey in şaşkınlığını hissettim sanki, yoldaş bir soru soruyor ve o kadar düz okuyorki, cümle bittimi diye bir süre beklemek durumunda kaldı her soruda, levent bey in programlarını izlerim, videolarını izlerim, yazılarını okurum, biraz hayal kırıklığı yaşadı, üzgünüm ama bende hayal kırıklığı yaşadım, ordan konuşması kolay diyebilirsiniz ama, kafa sözlüğü okuyup okumadığı bile sorulmadı, adam belki bakmıştır, fikri sorulmadı, diğer sözlükten bahsedildiğine de inanamıyorum, amatörlük tamamda, ya insan biraz özenir, çalışır, hazırlanır, o en sondaki tokat gibi "hoşçakal" ı duydum zaten, yok artık dedim, kovsaydınız adamı, belkide benim beklentim yüksekti bilmiyorum ama, akıcı da değildi, tutuk tutuk, sorulan sorular fena değildi ama donuk bir sohbetti, ben buna amatör diyemem, ruhsuzdu.
büyük bir heyecanla açtığım yayın,
yoldaş benjaminin düşük ve cansız sesi, tonlamasız okuduğu cümleleriyle beni çok şaşırttı, sanırım çok heyecanlı olduğu için, sesi çıkamadı.. levent bey in şaşkınlığını hissettim sanki, yoldaş bir soru soruyor ve o kadar düz okuyorki, cümle bittimi diye bir süre beklemek durumunda kaldı her soruda, levent bey in programlarını izlerim, videolarını izlerim, yazılarını okurum, biraz hayal kırıklığı yaşadı, üzgünüm ama bende hayal kırıklığı yaşadım, ordan konuşması kolay diyebilirsiniz ama, kafa sözlüğü okuyup okumadığı bile sorulmadı, adam belki bakmıştır, fikri sorulmadı, diğer sözlükten bahsedildiğine de inanamıyorum, amatörlük tamamda, ya insan biraz özenir, çalışır, hazırlanır, o en sondaki tokat gibi "hoşçakal" ı duydum zaten, yok artık dedim, kovsaydınız adamı, belkide benim beklentim yüksekti bilmiyorum ama, akıcı da değildi, tutuk tutuk, sorulan sorular fena değildi ama donuk bir sohbetti, ben buna amatör diyemem, ruhsuzdu.
devamını gör...
aynı evde yaşıyormuş gibi entryler
balkona cıkarken terlik giy birde az iç şu zıkkımı..
devamını gör...
cumhurbaşkanı'nın marmaris'te de çay dağıtması
ben artık ne tarafa delireceğimi şaşırdım. lan lan varya... normal değil valla bakın normal değil. sözler de tükendi yemin ediyorum aynı tarzda şeyler söylemekten tükendim, tükendik. bakın valla normal değil. cümle bile kuramayacağım kadar saçma bir durum. ya allah rızası için üflesin artık mikail. bittik biz be.
devamını gör...
yağmurlu günü evde geçirmek
evdeyken yağmurun başka başka seslerini duyuyoruz. pencerelerde, çatılarda, arabaların su birikintisinden her geçişinde duyuluyor bu ses. şehrin gürültüsünü bastırıyor bazen de ona karışıyor. şehirden uzak yerlerde daha da güzel dinlemek. çinkoya düşen yağmur, hele de kuvvetliyse tüm sesleri bastırıyor.
bizim yaylada bir damla yağmur düşse elektrik gider mesela. havanın bozması, yağmurun yaklaşması demek; aynı zamanda mumları hazır etmek demektir. ihtiyaç duymadığım sürece bu durum beni hiç rahatsız etmez, aksine mutlu eder.
bizim yaylada bir damla yağmur düşse elektrik gider mesela. havanın bozması, yağmurun yaklaşması demek; aynı zamanda mumları hazır etmek demektir. ihtiyaç duymadığım sürece bu durum beni hiç rahatsız etmez, aksine mutlu eder.
devamını gör...
crazy horse dağ anıtı
meşhur sioux kızılderili reisi çılgın at'ın, amerika birleşik devletleri, güney dakota eyaletinin, black hills bölgesinde yapımı devam eden heykelidir.
amerikanın dört başkanının heykeli bulunan rushmore dağ anıtının yapımında çalışan heykeltraş, polonya kökenli korczak ziolkowski, arkadaş olduğu bir sioux kızılderilisinin isteği ile gönüllü olarak 1948 yılında heykeli yapmaya başlamış ve ölene kadar çalışmıştır. o öldükten sonra çocukları heykelin yapımına devam ediyorlar.
amerikan başkanlarının heykeli 18 metre olduğundan, heykeltraş çılgın at'ın heykelini 27 metre yapmak istiyor ama para bulunamaması yüzünden çok ağır ilerliyor. hatta birkaç kere a.b.d para vermek istemiş ama ne kızılderililer nede heykeli yapan aile parayı kabul etmemiştir.
amerikanın dört başkanının heykeli bulunan rushmore dağ anıtının yapımında çalışan heykeltraş, polonya kökenli korczak ziolkowski, arkadaş olduğu bir sioux kızılderilisinin isteği ile gönüllü olarak 1948 yılında heykeli yapmaya başlamış ve ölene kadar çalışmıştır. o öldükten sonra çocukları heykelin yapımına devam ediyorlar.
amerikan başkanlarının heykeli 18 metre olduğundan, heykeltraş çılgın at'ın heykelini 27 metre yapmak istiyor ama para bulunamaması yüzünden çok ağır ilerliyor. hatta birkaç kere a.b.d para vermek istemiş ama ne kızılderililer nede heykeli yapan aile parayı kabul etmemiştir.
devamını gör...
judith leyster
1609 - 1660 yılları arasında yaşamış flaman ressam. genellikle portreler ve still life resimleri yapmıştır.
yaşadığı dönemde eserleri saygı görmüş olmasına rağmen, ölümünden sonra kendisi neredeyse unutulmuş ve eserleri genellikle kocasına ya da frans hals'a atfedilmiştir. hatta ölümünden önce bile bunun yapılıp hakkının yendiği söyleniyor. 19. yüzyılda ise yeniden hatırlanmış, hak ettiği değeri görmeye başlamıştır.
leyster'in hayatıyla ilgili çok kesin bilgiler yok. resim yapmaya babası iflas ettikten sonra aileye destek olmak için başladığı düşünülüyor. bilinen ilk eseri ise 1629 yılına dayanıyor. 1633 yılında haarlem guild of st. luke sanatçı grubunun bir parçası olmuştur. bazı kaynaklara göre leyster, bu gruptaki ilk kadın sanatçıdır.
1636'da kendisi gibi ressam olan jan miense molenaer ile evlendi.
çoğunlukla (en fazla üç tane) neşe saçan figürden oluşan, düz bir arka planda gösterilen portre benzeri tür sahnelerinde* uzmanlaşmıştır. çocukları ve sarhoş erkek figürlerini resimlerinde sık sık kullanırdı. leyster, özellikle domestic, ev ortamını anlatan tür resimlerinde epey yenilikçiydi. bunları bir kadının bakış açısından anlattığı için çağdaşlarından çok farklıydı. genellikle mum veya lamba ışığında, evdeki kadınların sessiz sahneleri şeklinde resmediyordu.
self portrait

laughing children with a cat

the proposition

a game of cards
yaşadığı dönemde eserleri saygı görmüş olmasına rağmen, ölümünden sonra kendisi neredeyse unutulmuş ve eserleri genellikle kocasına ya da frans hals'a atfedilmiştir. hatta ölümünden önce bile bunun yapılıp hakkının yendiği söyleniyor. 19. yüzyılda ise yeniden hatırlanmış, hak ettiği değeri görmeye başlamıştır.
leyster'in hayatıyla ilgili çok kesin bilgiler yok. resim yapmaya babası iflas ettikten sonra aileye destek olmak için başladığı düşünülüyor. bilinen ilk eseri ise 1629 yılına dayanıyor. 1633 yılında haarlem guild of st. luke sanatçı grubunun bir parçası olmuştur. bazı kaynaklara göre leyster, bu gruptaki ilk kadın sanatçıdır.
1636'da kendisi gibi ressam olan jan miense molenaer ile evlendi.
çoğunlukla (en fazla üç tane) neşe saçan figürden oluşan, düz bir arka planda gösterilen portre benzeri tür sahnelerinde* uzmanlaşmıştır. çocukları ve sarhoş erkek figürlerini resimlerinde sık sık kullanırdı. leyster, özellikle domestic, ev ortamını anlatan tür resimlerinde epey yenilikçiydi. bunları bir kadının bakış açısından anlattığı için çağdaşlarından çok farklıydı. genellikle mum veya lamba ışığında, evdeki kadınların sessiz sahneleri şeklinde resmediyordu.
self portrait

laughing children with a cat

the proposition

a game of cards
devamını gör...
feydamid projesi
trt arşiv'in hatırlatması sayesinde öğrendiğim proje. bundan ta 43 sene önce gündeme gelmiş bir türk yapımı uzay taşımacılık aracı. 1978 yılında fevzi yertut ve ekibi tarafından yapılan tanıtımı ilgili linkten izleyebilirsiniz.
kısaca şu imiş: atmosferde ve özellikle de uzayda uçmak üzere tasarlanan bir uzay aracı, hatta görüntüsü itibarıyla da, bildiğin, ufo'nun tanımlanabilir olanı. aracın yapıldığını, monte edildiğini ve deneylerde başarılı olduğunu da söylemişler. ancak sonrasında ne olup ne bittiği hakkında, akıbeti hakkında pek bir şey yok ortalıkta.
kullanım amacına göre iki farklı model bile düşünmüşler: "midan" bir büyük uzay gemisini temsil ederken, "danser" adını verdikleri model de devriye gemisi rolünde imiş.
"bu kadar büyük yaratılan bir evrende, yalnız dünya değil, teknik şartlara sahip, en iyi teknik şartlara sahip; uzayda da bazı varlıklar var. yalnız uzayın bazı kanunları vardır: hiç kimsenin geleceğine, hiç kimsenin ilerisine karışmama... belki uçan daireler geliyor dünyaya, fakat bizim kaderimize karışmıyorlar." diyor fevzi bey ve şöyle bitiriyor laflarını: "muhakkak ki bizim kalbimizin attığı ankara'dan, şöyle bir istanbul üzerinden dolaşıp, bir ay'a kadar gidip; tekrar izmir, istanbul, ankara ve hatay'a gelip burada park etmek isteriz."
eskiden bizim insanımız gayet de ileri görüşlüymüş aslında. yıllar sonra, bu sefer bir ufo'ya benzemese de, aynı düşünceyle yapılan bir araç var: (bkz: starship).
kısaca şu imiş: atmosferde ve özellikle de uzayda uçmak üzere tasarlanan bir uzay aracı, hatta görüntüsü itibarıyla da, bildiğin, ufo'nun tanımlanabilir olanı. aracın yapıldığını, monte edildiğini ve deneylerde başarılı olduğunu da söylemişler. ancak sonrasında ne olup ne bittiği hakkında, akıbeti hakkında pek bir şey yok ortalıkta.
kullanım amacına göre iki farklı model bile düşünmüşler: "midan" bir büyük uzay gemisini temsil ederken, "danser" adını verdikleri model de devriye gemisi rolünde imiş.
"bu kadar büyük yaratılan bir evrende, yalnız dünya değil, teknik şartlara sahip, en iyi teknik şartlara sahip; uzayda da bazı varlıklar var. yalnız uzayın bazı kanunları vardır: hiç kimsenin geleceğine, hiç kimsenin ilerisine karışmama... belki uçan daireler geliyor dünyaya, fakat bizim kaderimize karışmıyorlar." diyor fevzi bey ve şöyle bitiriyor laflarını: "muhakkak ki bizim kalbimizin attığı ankara'dan, şöyle bir istanbul üzerinden dolaşıp, bir ay'a kadar gidip; tekrar izmir, istanbul, ankara ve hatay'a gelip burada park etmek isteriz."
eskiden bizim insanımız gayet de ileri görüşlüymüş aslında. yıllar sonra, bu sefer bir ufo'ya benzemese de, aynı düşünceyle yapılan bir araç var: (bkz: starship).
devamını gör...
eraa
şahsımı tenhada kıstırıp üstün dövüş tekniklerini narin bedenimde kullanmakla tehdit edip moderatörlüğü kapmıştır.
aynı zamanda dövüş sporları ile alakalı tanımlar girerek tehdidini diri tutmakta.
şaka şaka.
kendisi eskilerin meşhur bir sözlüğünün efsaneleşmiş moderatörlerindendir.
hoş gelmiştir.
iyi ki gelmiştir.
aynı zamanda dövüş sporları ile alakalı tanımlar girerek tehdidini diri tutmakta.
şaka şaka.
kendisi eskilerin meşhur bir sözlüğünün efsaneleşmiş moderatörlerindendir.
hoş gelmiştir.
iyi ki gelmiştir.
devamını gör...
ömer hayyam
kendisi bilim insanı olmakla birlikte akıllara rubaileriyle kazınmış efsane şairlerden birisidir.
devamını gör...
unutulmayan lise anıları
lisede coğrafya hocamıza aşık bir kız vardı. hoca ne yapsa kendi üstüne alınır, hocanın ona ilgi gösterdiğini iddia ederdi. kızım, hoca sana ödev kontrolü görevi veriyor sen hâlâ "bana ilgiliii, gözlerim iri ve güzel" falan diye türlü havalara giriyordun. tek bu hoca için değil üstelik, biri onunla en ufak bir iletişime girsin tüm dünya ona aşık gibi davranıyordu. hâlâ telefonumda "mal" diye kayıtlı numarası.
kendimle ilgili olarak da aklıma ilk gelen; ben genelde lisede derslere hep geç kalırdım ve çoğu zaman uykuma kıyamadığım için okula gitmezdim. o zamanlar uyku düzenim de berbat bir halde tabii(hâlâ öyle de neyse..) bölüm hocamız beni aramış ulaşamamış, sonra arkadaşıma sormuş arkadaşım da muhteşem bir rahatlıkla "hocam uyuyodur yaa o" demiş. hoca "bu saatte mi?" diye şaşırmış. saat öğleden sonra üç falan.. işin kötüsü arkadaşım beni o zamanlar çok iyi tanımış, gerçekten o saatte uyuyordum..
kendimle ilgili olarak da aklıma ilk gelen; ben genelde lisede derslere hep geç kalırdım ve çoğu zaman uykuma kıyamadığım için okula gitmezdim. o zamanlar uyku düzenim de berbat bir halde tabii(hâlâ öyle de neyse..) bölüm hocamız beni aramış ulaşamamış, sonra arkadaşıma sormuş arkadaşım da muhteşem bir rahatlıkla "hocam uyuyodur yaa o" demiş. hoca "bu saatte mi?" diye şaşırmış. saat öğleden sonra üç falan.. işin kötüsü arkadaşım beni o zamanlar çok iyi tanımış, gerçekten o saatte uyuyordum..
devamını gör...
baklava
bayram günlerinin vazgeçilmezi...
devamını gör...
the dark knight
christopher nolan id-ego-super ego güzellemesi yapacak; toplumsal mesaj kaygısı güdecek diye güzelim karakterlerin içine edilmiş filmdir. heath ledger'ın oyunculuğuna da, karakterdeki performansına da hiçbir sözüm yok. ama o karakter joker falan değildir. her zamanki gibi villainlara dair bir güzelleme, sempatik ve kabul edilebilir gösterme çabası. çizgi roman okumamış tipler de gelip böyle karakterleri güzeller, över, aslında toplumun kötü yanlarını insanlara gösterdiğini iddia eder. aslına bakarsak joker amansız bir suçludur.
şuraya da sicilini bırakalım.
mass murder (including child murder) /toplu cinayet (çocuk cinayeti de dahil)
terrorism (terörizm)
high treason ( vatana/devlete ihanet)
ımpersonation ( sahte kimlik, birinin kimliğine bürünme)
theft (hırsızlık)
rape (tecavüz)
abuse (suistimal etme, kötüye kullanma)
torture (işkence)
animal cruelty (hayvanlara canilik)
enslavement (köle kullanımı ya da satışı)
smuggling (kaçakçılık)
snuff filming (vahşet ögeleri içeren cinsel görüntüler diyebiliriz. tam çevirisi var mı bilmiyorum snuff olayının.)
kidnapping (insan kaçırma)
vandalism (vandalizm)
pollution (çevre kirliliği. ki burada eko terörizm olmalıydı)
brainwashing (beyin yıkama)
weapons dealing (silah ticareti, terör örgütlerine falan da oldu bu.)
cannibalism (yamyamlık)
mass arson (büyük çaplı kundaklama fiili)
worldwide conspiracy (dünya çapında komplo *yıkım, suikast, sabotaj planı vs.*)
blackmail (şantaj)
stalking (rızasız takip)
breaking and entering (haneye tecavüz)
jailbreak (hapisten kaçma *ki tek de değil, suçluları da kaçırmıştı diye hatırlıyorum.* )
ıncrimination (haksız suçlama, bir suçla itham etme)
drug dealing (uyuşturucu ticareti)
forgery (evrakta sahtecilik)
fraud (kişisel kazanç uğruna aldatma, sahtekarlık)
sabotage (sabotaj)
attempted world domination (dünyayı kontrol etme denemesi)
countless other crimes and atrocities ( ve sayısız suç, vahşet)
yaa ama ponçiiik, o aslında toplumsal farkındalık yaratmak istiyorduuu, hem çok yakışıklııı...
her neyse, ilgili filmde güzel olan tek şey başta da yazdığım gibi joker-dent-batman çatışmalarıdır. güzel bir karakter yolculuğu işlenmiştir yine dent üzerinden. batman'in de sorumluluk bilinci her şey pahasına bir kez daha gözler önüne serilmiştir. joker karakteri, joker falan değildir.
adı as olsa, ne bileyim maça bacak olsa, kupa yedi olsa oturur bin sayfa yazı yazardım hakkında. kendisine tarot falı bile bakardım. ama gel gör ki, işler hiç öyle değil.
şuraya da sicilini bırakalım.
mass murder (including child murder) /toplu cinayet (çocuk cinayeti de dahil)
terrorism (terörizm)
high treason ( vatana/devlete ihanet)
ımpersonation ( sahte kimlik, birinin kimliğine bürünme)
theft (hırsızlık)
rape (tecavüz)
abuse (suistimal etme, kötüye kullanma)
torture (işkence)
animal cruelty (hayvanlara canilik)
enslavement (köle kullanımı ya da satışı)
smuggling (kaçakçılık)
snuff filming (vahşet ögeleri içeren cinsel görüntüler diyebiliriz. tam çevirisi var mı bilmiyorum snuff olayının.)
kidnapping (insan kaçırma)
vandalism (vandalizm)
pollution (çevre kirliliği. ki burada eko terörizm olmalıydı)
brainwashing (beyin yıkama)
weapons dealing (silah ticareti, terör örgütlerine falan da oldu bu.)
cannibalism (yamyamlık)
mass arson (büyük çaplı kundaklama fiili)
worldwide conspiracy (dünya çapında komplo *yıkım, suikast, sabotaj planı vs.*)
blackmail (şantaj)
stalking (rızasız takip)
breaking and entering (haneye tecavüz)
jailbreak (hapisten kaçma *ki tek de değil, suçluları da kaçırmıştı diye hatırlıyorum.* )
ıncrimination (haksız suçlama, bir suçla itham etme)
drug dealing (uyuşturucu ticareti)
forgery (evrakta sahtecilik)
fraud (kişisel kazanç uğruna aldatma, sahtekarlık)
sabotage (sabotaj)
attempted world domination (dünyayı kontrol etme denemesi)
countless other crimes and atrocities ( ve sayısız suç, vahşet)
yaa ama ponçiiik, o aslında toplumsal farkındalık yaratmak istiyorduuu, hem çok yakışıklııı...
her neyse, ilgili filmde güzel olan tek şey başta da yazdığım gibi joker-dent-batman çatışmalarıdır. güzel bir karakter yolculuğu işlenmiştir yine dent üzerinden. batman'in de sorumluluk bilinci her şey pahasına bir kez daha gözler önüne serilmiştir. joker karakteri, joker falan değildir.
adı as olsa, ne bileyim maça bacak olsa, kupa yedi olsa oturur bin sayfa yazı yazardım hakkında. kendisine tarot falı bile bakardım. ama gel gör ki, işler hiç öyle değil.
devamını gör...
