bizim katın olduğu koridora biber gazı atmışlardı, hayatımda ilk kez biber gazına orada maruz kalmıştım. sanki günlerce genzimde acı bir tat var gibi hissetmiştim. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

okuma oranının düşük olduğu ülkede şaşırmayacağımız bir durumdur.
sosyal medyada yorum okuma oranımız daha yüksektir. *
devamını gör...

benimdir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yanlış hatırlamıyorsam az önce duymuş olduğum cümledir. çok komiğime gitti, sanki bir nuri alço havası sezdim. sonra gittim baktım ünlü bir lafmış. herhalde bu resim yüzünden ünlenmiştir:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu resmi bulmak hiç kolay olmadı. bu laf nası ünlü oldu acaba. resmi bile doğru dürüst internette yok.
devamını gör...

laiklik. yobazların her zaman zoruna gidiyor. *
devamını gör...

ciddiyetsiz bir insan olmamdan kaynaklanmıyor. nedense ciddi bir şey yazacak olsam vazgeçip trolle bağlıyorum.

bu mecra beni, kendini bile trolleyen birisi haline getirdi.
devamını gör...

genellikle lisede ergenlik zamanlarında hissedilen durum. ileriki yaşlarda hissediliyorsa bir sorun olduğunun işaretidir.

seksin en güzeli sevilen insanlar yapılandır.
devamını gör...

t: yapımcısının ezel akay, senarist ve yönetmeninin derviş zaim, kurgucusunun da mustafa presheva olduğu 1996 yapımı bir film. başrol oyuncusu ahmet uğurlu'dur. gerçek bir hayat hikayesinden esinlenilmiştir.

oldukça kısıtlı imkanlarla ve yaklaşık 1 ay içinde çekilmiştir. öyle kısıtlıdır ki eldeki malzeme yalnızca 3 saatlik bir film için yeterlidir.* (kurgusunda ve yapım aşamasında mustafa presheva'nın başına gelmeyen kalmamış) 96 yılındaki antalya film festivali'nde en iyi oyuncu, yönetmen, senaryo ve kurgu ödüllerini almıştır. üzücü not: ayşen aydemir filmin çekimlerinden üç yıl sonra henüz 35 yaşındayken vefat etmiştir.

konusu çok çok kabaca evsiz, araba sevdalısı, kıt kanaat yaşayan bir adamın hayatının bir ve birkaç döneminde başına gelenlerdir. yani, bir yıkık değilseniz pek de kolay empati kurabileceğiniz bir film değil. ki ben bugün izleyenlerin bu sebepten beğenmediğini düşünüyorum. izleyenin dünyayla alakası yok ki, böyle bir filmi nasıl anlamlandırıp da beğensin? beğenmek zorunda da değil orası ayrı. ama leş deyince komik oluyor. anlamaya çalışınca filmin her özelliği size imkan sağlıyor; oyunculuklar harika, anlatılmak istenenler net, muğlak durumlar yok denecek kadar az. neredeyse saf bir gerçeklik. ayrıca baba zula tarafından yapılan müzikleri de güzeldir. yanılmıyorsam bir de bab-ı esrar tarafından yapılan bir müzik de kullanılıyordu.

merhaba, çıkma ekmek var mı?

son isyanım: "aaaabii sanat abi, abi sepet abi, metafor aabiii" tayfadan olanlar bunu dantel filmi sanıyorlar. hayır efendim, kabul etmiyorum. bu bir yıkık filmidir. olsa olsa yüzde 25 dantel filmi derim.
devamını gör...

sen hayırdır.
devamını gör...

yoldaşın üç kulhü bi elhamına bakar.
devamını gör...

anlamaya çalışıyorum. çok hoşuma gitti şimdiden. kim yaptıysa ellerine sağlık.
edit: bildirimler bakıldığı halde sayı düşmüyor.
edit 2: bildirim sorunu çözüldü lakin ben bu yeni arayüze alışamıyoooomm.*
devamını gör...

kişi zamiri ve işaret zamiri arasındaki farkı bilmemekten de kaynaklanabilecek durumdur. *
devamını gör...

esra erol'un sunduğu programda ortaya çıkan mide bulunduran hadise.
evli kadın, uzun zamandır evli bir adamla yasak aşk yaşamış. sonra hamilelikten çocuk olunca resmi eşinin nüfusuna yazdırmış.brazilya dizilerine taş çıkarır.
esra erol'un dna testi yaptırdığı çocuğun gerçek babası kadının yasak aşkı çıktı.
kadın bu olaya sanki iyi halt etmiş gibi el hareketiyle sevindi.
nasıl bir çürümüşlük? yozlaşmaktır.
çözümleyemedim.
yemişsin bir halt zamanında bari pişmanlık kırıntısı olsun yok o da yok .
buradan
devamını gör...

bulunmak istenilmeyen bir ortamda mecburiyetten kalmak.
devamını gör...

siyasal islamcıların akıl tutulması örneklerinden biridir. içeceksek evimizde içeceğiz. tamamen ideolojik yaklaşımlarla alınmış bir karar.
devamını gör...

henüz daha yürümeyi yeni öğrenmiş mink bir çocukken elime düşen ütü. hastaneye götürüldüğümde doktor parmaklarımdaki eti çekmiş artık bir işe yaramaz diye ve ben çığlıklarla inletmişim hastaneyi. annem tabii dayanamayıp kızmış doktora, kucağına alıp eve götürmüş.* bütün elim yandığı hâlde yalnızca etimi cımbızla çektiği iki parmağımda iz kaldı.
ah ah... o doktoru bulsam da parmaklarımda kalan izden yüzüne dövme yapsam.
devamını gör...

1954 doğumlu karadağlı eski kalecidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

10 kez yugoslavya milli takımının kalesini koruyan simoviç 1984 yılında galatasaray’a transfer olmuş ve tam 6 sezon koruduğu galatasaray kalesinde adını efsaneler arasına yazdırmıştır.

14 yıllık şampiyonluk hasretini sona erdiren takımın da bir parçası olan simoviç galatasaray taraftarının unutamadığı 5 kaleciden biridir. bu efsane beşlinin diğer üyeleri ise claudo taffarel, fernando muslera, turgay şeren ve faryd mondragon‘dur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

simoviç galatasaray’ın monako’yu elediği o unutulmaz maçta da galatasaray kalesinde devleşmiş ve türk futbol tarihinin en önemli başarılarından birinin parçası olmuştur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

simoviç ile ilgili unutamadığım olaylardan biri hangi maç olduğunu hatırlamıyorum ama bir maçta kafasını kale direğine çarpmasına rağmen yoğun bir baş dönmesi ile maçı tamamlayıp gerçek bir futbolcu olduğunu göstermiştir. elbette o dönemde futbol henüz bu kadar endüstriyel bir hal almamıştı, hala yüreği ile oynayan futbolcular vardı.

futbolu bıraktıktan bir süre sonra ise kendi efsanesine büyük zarar veren bir proje içinde yer alması gerçekten çok üzücüdür. türk televizyon tarihinin en cıvık, en rahatsız edici, en itici ve en izansız sunucusu olan mehmet ali erbil’in sunduğu ve dansçı kızların arzı her gözden sonra arzı endam ettiği interaktif program gol show programında kaleye geçerek uygun görülen golleri yiyerek kendini dipsiz bir kuyuya atmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

jübilesini galatasaray’da yapan zoran ne olursa olsun hala galatasaraylıların kalbindeki yerini korumaktadır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

edebiyat tarihinin en iyi romanlarından biri olduğunu düşündüğüm william golding eseri. bir dinozorun anıları ve bir dinozorun gezileri hatıratlarını beğenerek okuduğum mina urgan'ın çevirisi ve son sözü* ile taçlanmıştır. yazıldığı dönemdeki (1950'ler) karanlık atmosferi kurgusuna yansıtan roman, soğuk savaş yıllarında çıkması beklenen nükleer felaket korkusundan beslenir. nitekim sineklerin tanrısı bu felaketin gerçekleşmesi varsayımından hareket etmektedir. farklı ideolojiler (demokrasi, sosyalizm, faşizm) jack, ralph, domuzcuk, roger karakterleri üzerinden alegorik olarak anlatılırken; dini-mitolojik (hz. isa, prometheus) göndermeler simon karakteri aracılığıyla dile getirilir. bunun yanı sıra kötülük kavramının çevresel etkenlerle mi, yoksa insanın özünden mi kaynaklandığı irdelenmektedir. kitabın bana göre tek kusuru, dehşet verici bir konuyu zaman zaman geri plana düşürecek kadar tabiat betimlemelerine boğulmasıdır. iyi niyetli bakarsam "google görsellere tıklamak" gibi bir imkanın olmadığı yıllarda okurlara tropik adalar ve sahip olduğu cengel ortamı daha iyi aktarmak istenmiş olabilir. neticede bir cennet parçasının çocuklar tarafından nasıl cehenneme dönüştüğü ayrıntılarıyla anlatılıyor.

orijinal adıyla lord of the flies'ın etkileyici bir görseli:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

not: siyah beyaz ve renkli olmak üzere 2 farklı sinema uyarlaması mevcuttur.
devamını gör...

antik roma ve yunan mimarisinde entablatürü desteklemek için kullanılan kadın figürleridir.

caryatid olarak bilir. yununca’da karialı genç kız olarak bilmekte. aslında m.ö. 4. yy’da kullanılmaya başlanmıştır ilk olarak. bunun öncesinde ‘kore’ yani yunanca da genç kız ifadesi ya da kanephore yani sepet taşıyan ifadesi kullanılırdı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

en çok bilinen hamlet tiradı olsa bile ona bu ağırlığı veren cümlenin kendisinden ziyade daha sonra william shakespeare tarafından kaleme alınanlardır özünde. ölümden sonrasına duyulan insancıl korku ve yaşamın katlanılmaz ağırlığı arasında bin çeşit ızdırabı sırtlayan insanın kederli kabullenişidir bu cümleler. yaşamak denilen trajediyi katlanılabilir kılan ölüm fikridir ama ölümün belirsizliği fikrini katlanılabilir kılan da yaşamaktır; en azından öyle diyor hamlet. ölüm için yaşama katlanır yaşam için ölüme tahammül ederiz, tüm karmaşanın ana nedeni özünde bu çıkmazdır. bundan ötürü bu tirad başlı başına shakespeare'in dehasının özetidir aslında; aynı cümleler ile siyah ve beyaz kadar zıt iki düşünceyi de aktarabildiği için. şöyle devam ediyor o meşhur tirad:



olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
düşüncemizin katlanması mı güzel
zalim kaderin yumruklarına, oklarına
yoksa diretip bela denizlerine karşı
dur, yeter demesi mi?
ölmek, uyumak sadece!
düşünün ki uyumakla yalnız
bitebilir bütün acıları yüreğin,
çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
çünkü, o ölüm uykularında
sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
sevgisinin kepaze edilmesine
kanunların bu kadar yavaş
yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
kötülere kul olmasına iyi insanın
bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
kim ister bütün bunlara katlanmak
ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
o kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
ürkütmese yüreğini?
bilmediğimiz belalara atılmaktansa
çektiklerine razı etmese insanları?
bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
yürekten gelenin doğal rengini.
ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
yollarını değiştirip bu yüzden
bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.


yazıldığı dilde ise aşağı yukarı bu şekildedir:


to be, or not to be, that is the question:
whether 'tis nobler in the mind to suffer
the slings and arrows of outrageous fortune,
or to take arms against a sea of troubles
and by opposing end them. to die—to sleep,
no more; and by a sleep to say we end
the heart-ache and the thousand natural shocks
that flesh is heir to: 'tis a consummation
devoutly to be wish'd. to die, to sleep;
to sleep, perchance to dream—ay, there's the rub:
for in that sleep of death what dreams may come,
when we have shuffled off this mortal coil,
must give us pause—there's the respect
that makes calamity of so long life.
for who would bear the whips and scorns of time,
th'oppressor's wrong, the proud man's contumely,
the pangs of dispriz'd love, the law's delay,
the insolence of office, and the spurns
that patient merit of th'unworthy takes,
when he himself might his quietus make
with a bare bodkin? who would fardels bear,
to grunt and sweat under a weary life,
but that the dread of something after death,
the undiscovere'd country, from whose bourn
no traveller returns, puzzles the will,
and makes us rather bear those ills we have
than fly to others that we know not of?
thus conscience does make cowards of us all,
and thus the native hue of resolution
ıs sicklied o'er with the pale cast of thought,
and enterprises of great pitch and moment
with this regard their currents turn awry
and lose the name of action.

devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim