çekilişle kitap kazanan insan
kitap okumayı seviyorsa, ondan mutlusu olmaz. hayattaki tüm şansını çekilişte kullanmış kişidir aynı zamanda.*
devamını gör...
yazarların en sık aldığı teklif
bize gelsene, size geleyim mi? teklifleri alıyorum. insanın en yakın arkadasi karşı komşusu olunca böyle oluyor işte.
devamını gör...
normal sözlük'te hükümeti eleştirmenin olası sonuçları
bu konuda bir çok başlık açıldı ve ben hepsine de aynı şeyleri yazdım.
neyi, nasıl eleştirdiğin önemli,
haa, tırsıyor, dilinin ucuna da sürekli meşhur 'silivri ' geliyorsa, yapma bunu zaten, eleştirme, git goygoy başlığı dolu ortalıkta, takıl oralarda.
haa yok, ben fikrimi söylemek istiyorum, toplumsal meselelere kayıtsız kalamıyorum diyorsan da, bunun bir sürü yolu var.
en önemli doneler,
küfür, hakaret, yalan yanlış paylaşımlar yapmayacaksın.
bu kadar basit.
daha az önce izledik haberlerde, boğaziçili öğrencilerden tutuklanan sayısı 9 olmuş.
ne yaptı bu gençler, yasal haklarını kullandı, twet attı, mektup yazdı.
bu yüzden de tutuklandılar.
haa, ömür boyu içerde mi kalacaklar, elbette hayır, ama işte iş kişilerin gözünü korkutup yıldırma, bezdirme politikasına dönüşüyor bu şekilde.
her şey bir yana, birilerinin yanması gerekiyorsa da yanacak, yanacağız arkadaş,
" sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa " diyen usta nazım'a saygıyla...
neyi, nasıl eleştirdiğin önemli,
haa, tırsıyor, dilinin ucuna da sürekli meşhur 'silivri ' geliyorsa, yapma bunu zaten, eleştirme, git goygoy başlığı dolu ortalıkta, takıl oralarda.
haa yok, ben fikrimi söylemek istiyorum, toplumsal meselelere kayıtsız kalamıyorum diyorsan da, bunun bir sürü yolu var.
en önemli doneler,
küfür, hakaret, yalan yanlış paylaşımlar yapmayacaksın.
bu kadar basit.
daha az önce izledik haberlerde, boğaziçili öğrencilerden tutuklanan sayısı 9 olmuş.
ne yaptı bu gençler, yasal haklarını kullandı, twet attı, mektup yazdı.
bu yüzden de tutuklandılar.
haa, ömür boyu içerde mi kalacaklar, elbette hayır, ama işte iş kişilerin gözünü korkutup yıldırma, bezdirme politikasına dönüşüyor bu şekilde.
her şey bir yana, birilerinin yanması gerekiyorsa da yanacak, yanacağız arkadaş,
" sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa " diyen usta nazım'a saygıyla...
devamını gör...
kitaplarla ilgili takıntılar
bir kitabın 111. sayfasına geldiğimde ne olursa olsun o kitabı yarım bırakmam,700 sayfa da olsa 200 de olsa 111.sayfa eskiden beri kriterimdir.
devamını gör...
kaplumbağalar da uçar
saddam döneminden sonra ırak -türkiye sınırındaki kürt mülteci kampında mayın toplayarak hayatlarını sürdürmeye çalışan çocukları anlatan film.
devamını gör...
operadaki hayalet
hestia gibi dex korku klasiklerinden aldığım (baskısı güzeldi çünkü)muhteşem kitap.
gotik edebiyatına gerçekten ilgim var ve bu türde yazılmış eserleri okumaktan çok büyük zevk alıyorum.kitabın geçtiği dönem ve mekanlar çok hoşuma gitti.
kitabın konusu yüzü doğuştan bozuk olan eric adındaki namı diğer opera hayaletinin christine adındaki gıcık bir kıza aşık olmasını anlatır.kendisi babası yıllar önce ölmüş christine'ye gizlice müzik eğitimi vererek onun kalbini kazanmaya çalışır.fakat kızın çocukluk arkadaşı raoul gelince işler değişir.eric sadece dış görünüşü yüzünden yargılanmadan sevilmek ister ama christine onu gördüğünde onun hakkında olan tüm iyi düşünceleri kaybolur. insanların bir birlerini sadece dış görünüşleriyle yargılaması aslında ne kadar tanıdık değil mi?
bu kitap ve uğultulu tepeler kitabı arasında benzerlikler var.mesela iki kız karakterde erkekleri parasal durumu veyahut dış görünüşlerine bakarak yargılıyor.farklı olarak uğultulu tepeler kitabının sonu daha adaletli ve daha sert bir biçimde bitmişti.bu kitabın sonu ise daha çok romantik bir şekilde bitti.burada ise olan eric karakterine oluyor ve herkes mutlu mesut yaşamına devam ediyor.ah burada bir heathcliff olsaydı da ağızlarının payını verseydi.
ayrıca son sayfalarında operanın derinliklerinde hazırlamış olduğu tuzaklar çok gotik bir yapıya sahiptir. raoul ve christine'ye mutluluklar diler. dünyanın en romantik ve saf duygulu kötü karakteridir.
ben küçük bir çocuktan daha çekingen bir halde ona yaklaşırken kaçmadı. hayır, durdu. beni bekledi ve ben de gerçek bir hayat arkadaşı gibi alnını bana birazcık ah, çok değil sadece azıcık uzattığını sandım ve... ve... öptüm onu! ağlama artık!' dedim. son derece yumuşak bir sesle, ne demek istediğimi sordu. o zaman, kendisi söz konusuyken, benim onun uğruna ölmeye razı, zavallı bir köpekten ibaret olduğumu açıkladım. ama artık, ne zaman isterse evlenebilirdi o delikanlıyla çünkü benimle birlikte ağlamış ve gözyaşları benimkine karışmıştı! gidip delikanlıyı özgür bıraktım.
gotik edebiyatına gerçekten ilgim var ve bu türde yazılmış eserleri okumaktan çok büyük zevk alıyorum.kitabın geçtiği dönem ve mekanlar çok hoşuma gitti.
kitabın konusu yüzü doğuştan bozuk olan eric adındaki namı diğer opera hayaletinin christine adındaki gıcık bir kıza aşık olmasını anlatır.kendisi babası yıllar önce ölmüş christine'ye gizlice müzik eğitimi vererek onun kalbini kazanmaya çalışır.fakat kızın çocukluk arkadaşı raoul gelince işler değişir.eric sadece dış görünüşü yüzünden yargılanmadan sevilmek ister ama christine onu gördüğünde onun hakkında olan tüm iyi düşünceleri kaybolur. insanların bir birlerini sadece dış görünüşleriyle yargılaması aslında ne kadar tanıdık değil mi?
bu kitap ve uğultulu tepeler kitabı arasında benzerlikler var.mesela iki kız karakterde erkekleri parasal durumu veyahut dış görünüşlerine bakarak yargılıyor.farklı olarak uğultulu tepeler kitabının sonu daha adaletli ve daha sert bir biçimde bitmişti.bu kitabın sonu ise daha çok romantik bir şekilde bitti.burada ise olan eric karakterine oluyor ve herkes mutlu mesut yaşamına devam ediyor.ah burada bir heathcliff olsaydı da ağızlarının payını verseydi.
ayrıca son sayfalarında operanın derinliklerinde hazırlamış olduğu tuzaklar çok gotik bir yapıya sahiptir. raoul ve christine'ye mutluluklar diler. dünyanın en romantik ve saf duygulu kötü karakteridir.
ben küçük bir çocuktan daha çekingen bir halde ona yaklaşırken kaçmadı. hayır, durdu. beni bekledi ve ben de gerçek bir hayat arkadaşı gibi alnını bana birazcık ah, çok değil sadece azıcık uzattığını sandım ve... ve... öptüm onu! ağlama artık!' dedim. son derece yumuşak bir sesle, ne demek istediğimi sordu. o zaman, kendisi söz konusuyken, benim onun uğruna ölmeye razı, zavallı bir köpekten ibaret olduğumu açıkladım. ama artık, ne zaman isterse evlenebilirdi o delikanlıyla çünkü benimle birlikte ağlamış ve gözyaşları benimkine karışmıştı! gidip delikanlıyı özgür bıraktım.
devamını gör...
ali ekber çiçek
bugün ölüm yıldönümü; saygı, sevgi ve özlemle.. böyle bir değer geçti bu ülkeden. ruhu şad olsun büyük üstadın.. haydar haydar
ölürsem beni türkiye’den çok dünya tanır" diyen ali ekber çiçek, kendi ülkesinden hak ettiği ilgiyi bulamamaktan yakındı. ünü dünyaya yurt dışında verdiği konserlerle yayılan türkü ustası o günleri şöyle anlattı:
“yurt dışındaki konserlerime 1965 yılında almanya, belçika, hollanda ve fransa’da verdiğim resitallerle başladım. almanya eski başbakanlarından willy brand’ın isteği üzerine 1980’de burada verdiğim konserlerle sesim ve sazım tanınır oldu. 83’te colombia üniversitesi’nde verdiğim konserde, türkülerim dinleyenleri o kadar çok etkiledi ki üniversite bu konseri plak haline getirdi. ardından unesco tarafından “turkish sufi music - folk lute of anatolia" (anadolu halk müziği geleneği) adlı plağım yayınlandı. iki eser bu güne kadar cezayir, bahreyn, bali, bengal, belarusya, bolivya, kamboçya, kamerun, şili, dahomey, yunanistan, hong kong, hindistan, ırak, portekiz, romanya, vietnam, yemen, japonya, suriye, fildişi sahili ve cava’da türküseverlerin beğenisine sunuldu. türkiye dışında neredeyse yayınlanmayan ülke kalmadı.
1990 yılında teksas, michigan ve wisconsin üniversitelerinde verdiğim konserler uzun süre konuşuldu. bu sayede hem alevi kültürünü hem de halk müziğini tanıtma fırsatı buldum. şu sıralar yedi türkümün öyküsü abd’deki bazı üniversitelerde ders konusu."
ölürsem beni türkiye’den çok dünya tanır" diyen ali ekber çiçek, kendi ülkesinden hak ettiği ilgiyi bulamamaktan yakındı. ünü dünyaya yurt dışında verdiği konserlerle yayılan türkü ustası o günleri şöyle anlattı:
“yurt dışındaki konserlerime 1965 yılında almanya, belçika, hollanda ve fransa’da verdiğim resitallerle başladım. almanya eski başbakanlarından willy brand’ın isteği üzerine 1980’de burada verdiğim konserlerle sesim ve sazım tanınır oldu. 83’te colombia üniversitesi’nde verdiğim konserde, türkülerim dinleyenleri o kadar çok etkiledi ki üniversite bu konseri plak haline getirdi. ardından unesco tarafından “turkish sufi music - folk lute of anatolia" (anadolu halk müziği geleneği) adlı plağım yayınlandı. iki eser bu güne kadar cezayir, bahreyn, bali, bengal, belarusya, bolivya, kamboçya, kamerun, şili, dahomey, yunanistan, hong kong, hindistan, ırak, portekiz, romanya, vietnam, yemen, japonya, suriye, fildişi sahili ve cava’da türküseverlerin beğenisine sunuldu. türkiye dışında neredeyse yayınlanmayan ülke kalmadı.
1990 yılında teksas, michigan ve wisconsin üniversitelerinde verdiğim konserler uzun süre konuşuldu. bu sayede hem alevi kültürünü hem de halk müziğini tanıtma fırsatı buldum. şu sıralar yedi türkümün öyküsü abd’deki bazı üniversitelerde ders konusu."
devamını gör...
2023 cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir kehanet bırak
2023 yılına kadar kazasız belasız ulaşan kişi zaten bir zahmet aday olsun diyeceğim başlıktır.
devamını gör...
20 yaşındaki erkek ve 20 yaşındaki kız
yaşları toplamı 40 yapar
devamını gör...
anna freud
psikanalitik çocuk psikolojisinin kurucusu ve babasının kızıdır. sigmund ve martha çiftinin son ve istenmeyen çocuğu olarak bilinir. babası bilinç dışıyla ilgilenirken kızı da bilinç dünyası ve güdülerin kontrol edilebileceği fikri ile çalışmalar yürütmüştür. bununla ilgi bir merkez de kurmuştur.
torinoatı ukdesidir.
torinoatı ukdesidir.
devamını gör...
mensa fahişeleri
rivayete göre; mama'ları karşılaştırmalı edebiyat doktorası yapmış ünlü fahişeler.
bu söz konusu kadınlar, tıpkı mamaları gibi son derece entelektüel, okumuş etmiş, kültürlü tiplermiş. onları meşhur yapan özellikleri de buymuş. zira fazladan 200 dolar vererek dostoyevski'nin eserlerinden, dönemin edebiyat ve musikisinden, yahut proust'tan sohbet edebilecek kızlarla sevişmek mümkünmüş. kısacası gelen müşterileri entelektüel açıdan da doyuma ulaştırıyorlarmış.
işte woody allen'ın mensa fahişeleri adlı kısa öyküsünden bir kare:
bu söz konusu kadınlar, tıpkı mamaları gibi son derece entelektüel, okumuş etmiş, kültürlü tiplermiş. onları meşhur yapan özellikleri de buymuş. zira fazladan 200 dolar vererek dostoyevski'nin eserlerinden, dönemin edebiyat ve musikisinden, yahut proust'tan sohbet edebilecek kızlarla sevişmek mümkünmüş. kısacası gelen müşterileri entelektüel açıdan da doyuma ulaştırıyorlarmış.
işte woody allen'ın mensa fahişeleri adlı kısa öyküsünden bir kare:
devamını gör...
rüya
uyku içi ulaşılabilir türde bir hayat simülasyonu. öyle ki hem iyi hem kötüsü var. ikisinde de bazen başrollerdeyiz, bazen de araya kaynıyoruz. ikisinde de tanıdık tanımadık bir sürü insan, his, çevre ile cebelleşiyoruz. ikisinde de belki sadece rüyalar bize bir miktar özgürlük tanıyor yeni mekanlar yaratma konusunda. gerçi herkes aynı rüyayı görseydi kesin onun da topolojisi üzerine saatlerce ahkâm kesenlerimiz olurdu.
bana göre rüya bu hayatın ikinci kanalı. gün içinde alakalı alakasız hangi imge ya da düşünce yosun tutuyorsa aklımın sularında, hop kumandanın iki numaralı tuşunda yer buluyor kendine. artık özlediğim, beklediğim, kırıldığım, kavuşamayacağım, sevindiğim, üzüldüğüm, korktuğum ve hayıflandığım her ne varsa pat diye ekranda beliriyor. gerçek hayatta olmayan mekanlarda, olmadık denizlerin dibinde, olmadık kişiler arasında geçen diyalogların tam ortasında geçiyor olaylar. uyanmaya yakın en belirgin haliyle, uyandıktan birkaç dakika sonra fotoğraf halinde, gün içinde ise hislerle belirip kayboluyor zihnimden. "eee, nereye gitti o kadar tantana?" derken bir de bakıyorum ki, yosunlara yeniden öbekleşmiş, renk renk.
sahi, rüyaların yapıldığı madde neydi?
bana göre rüya bu hayatın ikinci kanalı. gün içinde alakalı alakasız hangi imge ya da düşünce yosun tutuyorsa aklımın sularında, hop kumandanın iki numaralı tuşunda yer buluyor kendine. artık özlediğim, beklediğim, kırıldığım, kavuşamayacağım, sevindiğim, üzüldüğüm, korktuğum ve hayıflandığım her ne varsa pat diye ekranda beliriyor. gerçek hayatta olmayan mekanlarda, olmadık denizlerin dibinde, olmadık kişiler arasında geçen diyalogların tam ortasında geçiyor olaylar. uyanmaya yakın en belirgin haliyle, uyandıktan birkaç dakika sonra fotoğraf halinde, gün içinde ise hislerle belirip kayboluyor zihnimden. "eee, nereye gitti o kadar tantana?" derken bir de bakıyorum ki, yosunlara yeniden öbekleşmiş, renk renk.
sahi, rüyaların yapıldığı madde neydi?
devamını gör...
ötv’nin kdv’si
"devletin;vay moruk, lüks takılıyoruz ha cukka sağlam demek ki attır ordan kardeşine bi özel tüketimin kdv'sinide dostluğumuz pekişsin" deme şeklidir tam olarak. hayır ötv olarak susuz sabunsuz hunharca geçirdin zaten, bide niye kulak arkası istiyosun?
devamını gör...
yazarların sevilmeme nedenleri
beni sevmiyorlar çünkü ben onlara kimsenin veremediği değeri veriyorum. daha önce kimse tarafından değer görmedikleri için yabanileşiyorlar. yanlış anlaşıldığımı düşünüp uzaklaşınca onlardan, gerçek yüzünü gösterdi diyorlar.
beni sevmiyorlar çünkü ben onlardaki merhamet duygusunu uyandırıyorum.
kendileriyle iki saniye başbaşa kalamayan insanlar, vicdanlarıyla yalnız kalınca bana düşman kesiliyorlar.
herkesin "sen çok iyisin , kalbin çok temiz" demesine rağmen, hayatından kolayca çıkaracağı ve bir türlü sevemedigi o ilk kişiyim ben.
sorun bende değildi. sorun beni sevemeyecek kadar kör, sağır ve dilsizlerdi.
kimsenin beni sevmesine de ihtiyacım yok. ben kendime yeterim.
beni sevmiyorlar çünkü ben onlardaki merhamet duygusunu uyandırıyorum.
kendileriyle iki saniye başbaşa kalamayan insanlar, vicdanlarıyla yalnız kalınca bana düşman kesiliyorlar.
herkesin "sen çok iyisin , kalbin çok temiz" demesine rağmen, hayatından kolayca çıkaracağı ve bir türlü sevemedigi o ilk kişiyim ben.
sorun bende değildi. sorun beni sevemeyecek kadar kör, sağır ve dilsizlerdi.
kimsenin beni sevmesine de ihtiyacım yok. ben kendime yeterim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
özgür bir mahkumsun
yaşarken ölen
sevgi dolu bir mahluksun
aynı zamanda nefret edebilen
yıllar boyu var olursun
aynı anda yok ederken
ve tutunursun
gitmek isterken
ve anlam bulursun
anlamsızlıklar içinde çığlık atarken
sen olursun
şen olursun
yaşamaktan zevk alırsın
acı çekerken
bir gün onu bulursun
o olursun severken
mutlak bir yol bulursun
muğlak bir yolda ilerlerken
umudun yeşerir
kara bulutlar yok olur
ve gökkuşağı çıkar
yağmur yağarken.
yaşarken ölen
sevgi dolu bir mahluksun
aynı zamanda nefret edebilen
yıllar boyu var olursun
aynı anda yok ederken
ve tutunursun
gitmek isterken
ve anlam bulursun
anlamsızlıklar içinde çığlık atarken
sen olursun
şen olursun
yaşamaktan zevk alırsın
acı çekerken
bir gün onu bulursun
o olursun severken
mutlak bir yol bulursun
muğlak bir yolda ilerlerken
umudun yeşerir
kara bulutlar yok olur
ve gökkuşağı çıkar
yağmur yağarken.
devamını gör...
fly me to the moon
frank sinatra tarafından 1962 yılında çıkarılan eşşsiz parça.
devamını gör...
karşı cinsten soğutan durumlar
eskiden katlanabildiğim şu zamanda depar atmama neden olan durumlar.
çok karamsar ve agresif olması. ve ve egolu ve ve ve kompleksli...
arkadaşlar hayat o kadar kısa ki ne bu kasvet, gam, tasa, üstünlük tavırları yok ben bir numarayım havaları... tamam arkadaşım sen yine kus içindeki karanlığı yine en birinci sen ol ama az ötede kus az ötede ol rica ediyorum. alma hayatına madem başka bir insanı. hak ediyor mu bu insan senin karanlığında yok olup gitmeyi senin gereksiz egonda ezilip kompleklerinle savaşmayı. bir de destek beklemez mi şeytan diyor vur ağzına iki tane. anılarım geldi aklıma sinirlendim tamam şimdi sakinim.
ayrıca ben bu durumda aynı cinsten de soğuyorum.
çok karamsar ve agresif olması. ve ve egolu ve ve ve kompleksli...
arkadaşlar hayat o kadar kısa ki ne bu kasvet, gam, tasa, üstünlük tavırları yok ben bir numarayım havaları... tamam arkadaşım sen yine kus içindeki karanlığı yine en birinci sen ol ama az ötede kus az ötede ol rica ediyorum. alma hayatına madem başka bir insanı. hak ediyor mu bu insan senin karanlığında yok olup gitmeyi senin gereksiz egonda ezilip kompleklerinle savaşmayı. bir de destek beklemez mi şeytan diyor vur ağzına iki tane. anılarım geldi aklıma sinirlendim tamam şimdi sakinim.
ayrıca ben bu durumda aynı cinsten de soğuyorum.
devamını gör...
geceye bir siyasetçi yalanı bırak
türkiye'de yoksulluk yok.
devamını gör...