isa'nın 12. havarisinin kadro dışı kalması sorunsalı
vay be. koskoca isa dahi olsan 12. havariyi kullanamıyorsun işte. futbol böyle bir oyun. üzgünüz isa, bak işine kardeşim.*
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
merhabalar canım portakallar!
bu akşamki yayınımız için duyuru yapmaya ve gecenin yıldızları afişini paylaşmaya geldim! *
15 ocak nazım hikmet'in doğum günü olduğu için bu haftaki konsepti şarkı olmuş şiirler olarak belirlemiştik ve bugün geldi çattı! şimdiden şunu söylemeliyim ki; kağıt mendilleriniz, sularınız yanınızda olsun; zira öyle böyle bir yayın olmayacak. efendim lafı fazla uzatmadan* gecenin yıldızları afişimi aşağıya bırakayım.
akşam 21.00'da sözlük radyosunda buluşalım!
peşin uyarı: simetri takıntısı olanlar, obsesif kompulsif bozukluk sahibi arkadaşlar lütfen afişe bakıp sinirlerini bozmasınlar.

| sözlük radyosu
| instagram
| twitter
bu akşamki yayınımız için duyuru yapmaya ve gecenin yıldızları afişini paylaşmaya geldim! *
15 ocak nazım hikmet'in doğum günü olduğu için bu haftaki konsepti şarkı olmuş şiirler olarak belirlemiştik ve bugün geldi çattı! şimdiden şunu söylemeliyim ki; kağıt mendilleriniz, sularınız yanınızda olsun; zira öyle böyle bir yayın olmayacak. efendim lafı fazla uzatmadan* gecenin yıldızları afişimi aşağıya bırakayım.
akşam 21.00'da sözlük radyosunda buluşalım!
peşin uyarı: simetri takıntısı olanlar, obsesif kompulsif bozukluk sahibi arkadaşlar lütfen afişe bakıp sinirlerini bozmasınlar.

| sözlük radyosu
devamını gör...
eşine 12 lira bırakarak canına kıyan genç
yukarıda bir arkadaş bu tip başlıklarda siyaset değil çözüm konuşulması gerektiğini söylemiş.
tam da siyaset konuşulması gereken başlık bu başlıktır. çünkü bu olaydaki gibi insanları eğer onlar kendilerine ulaşılmasını istemiyorlarsa -ki gurur yaparak intihar edene kadar kimseden istemeyen çok- bulamazsınız kolay kolay.
hiç mi markette aldığı ürünü kasada bırakan, fiyatı etikettekinden yüksek diye kasada almaktan vazgeçen kimseyi görmediniz? sanıyor musunuz ki bu insanlar paraları var da bunu yapıyor?
işte bu yüzden durum buyken aslında çok süt limanmış gibi açıklama yapanları eleştirmemiz gereken başlık bu başlıktır. eleştireceğiz. eleştirmeliyiz ki kimse hiçbir seyin aslında kendi bulunduğu yerden göründüğü gibi olmadığını anlasın.
tam da siyaset konuşulması gereken başlık bu başlıktır. çünkü bu olaydaki gibi insanları eğer onlar kendilerine ulaşılmasını istemiyorlarsa -ki gurur yaparak intihar edene kadar kimseden istemeyen çok- bulamazsınız kolay kolay.
hiç mi markette aldığı ürünü kasada bırakan, fiyatı etikettekinden yüksek diye kasada almaktan vazgeçen kimseyi görmediniz? sanıyor musunuz ki bu insanlar paraları var da bunu yapıyor?
işte bu yüzden durum buyken aslında çok süt limanmış gibi açıklama yapanları eleştirmemiz gereken başlık bu başlıktır. eleştireceğiz. eleştirmeliyiz ki kimse hiçbir seyin aslında kendi bulunduğu yerden göründüğü gibi olmadığını anlasın.
devamını gör...
çok fena cehaletin döndüğü düşünülen yerler
trol ermolettin'in sözlük harici takıldığı yerlerin geneli.
devamını gör...
futbolu bırakmasına en çok üzüldüğünüz futbolcu
ilhan mansız.
devamını gör...
yazarların çektiği çiçek fotoğrafları
geçen sene bu zamanlar anaç sardunyanın dalından kırıp saksının birine sokuşturduğum ve ilkbahara doğru köklenip sonra da açan cağnım sakız’ım. sardunyalarımdan sadece biri tabii bu ve hepsi de benim bebeklerim. havalar serinlemeye başlayınca açmaya başladılar yine, hemmen çektim ben de bugün.
devamını gör...
resveratrol
sirtuin adı verilen bir çeşit protein ailesine mensup kimyasal.
yaşlanmayı durdurmak ve geri çevirmek konulu araştırmalar sırasında bazı araştırmacılar, sağlıklı yaşam için uygulanan diyet programları nedeniyle ortaya çıkan olumsuz bazı özellikleri yöneten genleri araştırmaya başladı. bunun neticesinde silent information regulator* adı verilen ve kısaca sir olarak bilinen bir gene ulaştılar.
sir genleri, sirtuin denen proteinleri ürettiği için bu kez araştırmacılar bu proteinleri içeren kimyasalları bulmaya çalıştılar ve bunun özellikle kırmızı şarapta bol miktarda bulunan resveratrol olduğunu gördüler. hatta genellikle bolca kırmızı şarap içen fransızların, neden bu kadar yağ içeren sos kullandığı halde kısacık ömürlü olmadıklarını da bunun açıklayacağını düşündüler.
buraya kadar birtakım bilimsel araştırma sonuçları geçerli olsa da, resveratrol özellikle yabancı basında bir gençlik ya da ölümsüzlük iksiri gibi lanse edildi. bu durum, araştırmayı yapan bilim insanlarını pek memnun etmedi, zira araştırmalar, bu kimyasalın bu şekilde pazarlanmasını gerektirecek netlikte kesin sonuçlar koymuyordu ortaya. oysa piyasaya çıkan bazı menfaatçi firmalar, hemen bu çalışmadan yararlanmaya başlamıştı bile.
burada çalışmayı yapanların "böyle bir şey yok. resveratrol işe yaramıyor" şeklinde bir itirazdan bahsetmediğinin altını çizmek gerekir. henüz kesinleşmemiş bir bilimsel çalışma sürecinin, insanlara kesinmiş gibi anlatılmasından ve bundan menfaat elde edilmesinden rahatsız olmuşlardı sadece.
yaşlanmayı durdurmak ve geri çevirmek konulu araştırmalar sırasında bazı araştırmacılar, sağlıklı yaşam için uygulanan diyet programları nedeniyle ortaya çıkan olumsuz bazı özellikleri yöneten genleri araştırmaya başladı. bunun neticesinde silent information regulator* adı verilen ve kısaca sir olarak bilinen bir gene ulaştılar.
sir genleri, sirtuin denen proteinleri ürettiği için bu kez araştırmacılar bu proteinleri içeren kimyasalları bulmaya çalıştılar ve bunun özellikle kırmızı şarapta bol miktarda bulunan resveratrol olduğunu gördüler. hatta genellikle bolca kırmızı şarap içen fransızların, neden bu kadar yağ içeren sos kullandığı halde kısacık ömürlü olmadıklarını da bunun açıklayacağını düşündüler.
buraya kadar birtakım bilimsel araştırma sonuçları geçerli olsa da, resveratrol özellikle yabancı basında bir gençlik ya da ölümsüzlük iksiri gibi lanse edildi. bu durum, araştırmayı yapan bilim insanlarını pek memnun etmedi, zira araştırmalar, bu kimyasalın bu şekilde pazarlanmasını gerektirecek netlikte kesin sonuçlar koymuyordu ortaya. oysa piyasaya çıkan bazı menfaatçi firmalar, hemen bu çalışmadan yararlanmaya başlamıştı bile.
burada çalışmayı yapanların "böyle bir şey yok. resveratrol işe yaramıyor" şeklinde bir itirazdan bahsetmediğinin altını çizmek gerekir. henüz kesinleşmemiş bir bilimsel çalışma sürecinin, insanlara kesinmiş gibi anlatılmasından ve bundan menfaat elde edilmesinden rahatsız olmuşlardı sadece.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının oy vermiyor olması
yazar olmadığımdandan dolayı üstüme alınmadığım serzeniş.
çünkü bir çaylak olarak beğendiğim girileri oylayamıyorum efendim. moderatör olarak bu hakkı elimden almışsınız. ya da daha doğrusu hiç vermemişsiniz.
çünkü bir çaylak olarak beğendiğim girileri oylayamıyorum efendim. moderatör olarak bu hakkı elimden almışsınız. ya da daha doğrusu hiç vermemişsiniz.
devamını gör...
misc radyo yayını
merhaba sözlük, ilk canlı yayın tecrübeme bebeyim* cenk ile çıkacağım için içimde kelebekler halay çekmeye başladı bile.
umuyorum ki yarın akşam, genel manada meriçlerimiz, barkınlarımız, taylanlarımız ve boralarımızla ilgili mümkün mertebe siz sözlük yazarlarının görüşleriyle şekillenen bir yayın gerçekleştirebiliriz.
görüşlerinizi bekliyoruz.
umuyorum ki yarın akşam, genel manada meriçlerimiz, barkınlarımız, taylanlarımız ve boralarımızla ilgili mümkün mertebe siz sözlük yazarlarının görüşleriyle şekillenen bir yayın gerçekleştirebiliriz.
görüşlerinizi bekliyoruz.
devamını gör...
apocalypse now
değişik bir savaş filmi izlemek ister misiniz? ama çokça sembolizm az biraz da mistisizm ile bezenmiş. yönetmen francis ford coppola‘nın 1979 yılında heart of darkness kitabının büyük ölçüde uyrlanması ile ortaya çıkan mükemmel film.
filmde sizleri ilk karşılayan sahnede the doors‘un psychedelic efsane şarkısı the end'i dinleyip tavana boş boş bakan yüzbaşı willard'ı görürüz. tavandaki pervane'ye takılmıştır aslında gözü tavanda olan pervane ile helikopter pervanesi arasında olan geçiş ile sembolik bir film olacağının ilk sinyallerini vermiştir aslında film.
willard kafa izninde boş boş takılmaktadır aslında evliliği bitmiş ama kendi hataları yüzünden olduğunun farkında savaşa ve savaşmaya o kadar alışmıştır ki vietnam'da olmayı özlediğini söyler ama bunu söylerken olan ruh hali pek iyi değildir farkeder izleyen kişiler. sonrasında willard yanına gelen 2 asker ile beraber oradan ayrılır.gittiği yerde komutanlarından zorluk düzeyinin söyleyen komutanların acıklı ifadelerinden belli olduğu bir görev verilir willard’a . yüzbaşının görevi, askerlikte giderek yükselen fakat savaş ilerledikçe kendi kurallarıyla oynadığı için komutanlarını tarafından aforoz edilip kamboçya’da kendi kolonisini kurup savaşan iki tarafa da karşı çıkan albay kurtz’u bulup, öldürmektir. kamboçya'ya giderken kurtz'u almış olduğu belgelerden mektuplardan tanımaya çalışmaktadır aslında willard ne ile karşılaşacağını bilmiyordur. başlarda aklını kemiren ne oldu lan bu adama düşüncesi, kendisinin de yolda karşılaştığı olaylar neticesinde değişir. kurtz'a sonuna kadar hak vermeye başlayacaktır.
kurtz değişik bir adamdır bunu willard'ı karşıladığı mistik bir ortamdan anlarız. willard daha ilk karşılaşmalarında etkilenmiştir kurtz'un sen emir alıyorsun ben özgürüm sözlerinden, kurtz aslında ordunun en iyi albayı olduğu halde ve istediği zeman general olabliecekken kendi özgürlüğü için bunları bir kenara koyup yeşil bereliler’e katılmıştır.
filmde bir çok dikkat çeken detay var kurtz'un yaşadığı yerde ki yerlilerin onu çok sevip peygamber gibi davranması, pagan inancı ile ilgili mistik öğeler, nerede olduğunu bilmeyen ve dünyadan bi haber olan gerizekalı amerikan gençliği askerler üzerinden çok güzel tasvir edilmiştir.
hele bazı sahneler var ki kurtz'un deliliği sonuna kadar yaşayan komutanları olmayan askeri grubu. helikoptere bomba atan genç kız, kamboçya'da sörf yapan kurtz , bana göre tarihin en iyi kalabalık sahnelerinden olan kapı açma sahnesi.
güzel film aslında aksiyon sahneleri de dozajında durağan ilerleyen sembolik ve mistik bir film seviyorsanız izleyiniz efendim.
filmde sizleri ilk karşılayan sahnede the doors‘un psychedelic efsane şarkısı the end'i dinleyip tavana boş boş bakan yüzbaşı willard'ı görürüz. tavandaki pervane'ye takılmıştır aslında gözü tavanda olan pervane ile helikopter pervanesi arasında olan geçiş ile sembolik bir film olacağının ilk sinyallerini vermiştir aslında film.
willard kafa izninde boş boş takılmaktadır aslında evliliği bitmiş ama kendi hataları yüzünden olduğunun farkında savaşa ve savaşmaya o kadar alışmıştır ki vietnam'da olmayı özlediğini söyler ama bunu söylerken olan ruh hali pek iyi değildir farkeder izleyen kişiler. sonrasında willard yanına gelen 2 asker ile beraber oradan ayrılır.gittiği yerde komutanlarından zorluk düzeyinin söyleyen komutanların acıklı ifadelerinden belli olduğu bir görev verilir willard’a . yüzbaşının görevi, askerlikte giderek yükselen fakat savaş ilerledikçe kendi kurallarıyla oynadığı için komutanlarını tarafından aforoz edilip kamboçya’da kendi kolonisini kurup savaşan iki tarafa da karşı çıkan albay kurtz’u bulup, öldürmektir. kamboçya'ya giderken kurtz'u almış olduğu belgelerden mektuplardan tanımaya çalışmaktadır aslında willard ne ile karşılaşacağını bilmiyordur. başlarda aklını kemiren ne oldu lan bu adama düşüncesi, kendisinin de yolda karşılaştığı olaylar neticesinde değişir. kurtz'a sonuna kadar hak vermeye başlayacaktır.
kurtz değişik bir adamdır bunu willard'ı karşıladığı mistik bir ortamdan anlarız. willard daha ilk karşılaşmalarında etkilenmiştir kurtz'un sen emir alıyorsun ben özgürüm sözlerinden, kurtz aslında ordunun en iyi albayı olduğu halde ve istediği zeman general olabliecekken kendi özgürlüğü için bunları bir kenara koyup yeşil bereliler’e katılmıştır.
filmde bir çok dikkat çeken detay var kurtz'un yaşadığı yerde ki yerlilerin onu çok sevip peygamber gibi davranması, pagan inancı ile ilgili mistik öğeler, nerede olduğunu bilmeyen ve dünyadan bi haber olan gerizekalı amerikan gençliği askerler üzerinden çok güzel tasvir edilmiştir.
hele bazı sahneler var ki kurtz'un deliliği sonuna kadar yaşayan komutanları olmayan askeri grubu. helikoptere bomba atan genç kız, kamboçya'da sörf yapan kurtz , bana göre tarihin en iyi kalabalık sahnelerinden olan kapı açma sahnesi.
güzel film aslında aksiyon sahneleri de dozajında durağan ilerleyen sembolik ve mistik bir film seviyorsanız izleyiniz efendim.
devamını gör...
2 yaşındaki tecavüz mağduru
dün şakasını yaptığınız şey bu işte. söyleyecek bir tek kelime bulamıyorum. 2 yaşında lan 2! bebek yahu bebek. cehennem tam da burası bu orta doğu çöplüğü.
devamını gör...
yazar nicklerinden cümle kurmak
diktiği son fidan ve su vermesi gereken diğer fidanlardan başını kaldırıp değirmenlere doğru baktı. gün batımında rönesanstablosu gibi karışık ama güzel görünen bu manzaraya bakarken yarım bırakılan roman hüznü çöktü içine. düşüncelerinde geçmişe giderken "bir de zamanda yolculuk yapılamaz derler" dedi kendi kendine. yaş35'ti o zamanlar. henüz albaylığa terfi etmemişti tamer bayındır. o yaşlarda tanışmıştı florance ile. ne çok sevmişti onu!
rumeli türkülerini çok severdi. "gel bade doldur ver içeyim" diye geçirdi aklından. gelemezdi artık florance. yurt dışına gittikten sonra bir süre daha haber almayı başarmıştı ondan. en son patagonyalı bir adamla evlendiğini duymuştu. yoksa papua yeni gine miydi? "ne önemi var ki artık? hayırsız!" diye söylendi kendi kendine. onu suçlamak kolay geliyordu ama aslında biliyordu suçun kendisinde olduğunu, florance'ı kendisinden bilerek uzaklaştırdığını. kapılıp gitmişti elinde olmadan ama bir askerdi o. her an her şey gelebilirdi başına. kıza bu acıyı yaşatmaya, onu hayatı boyunca yüreği ağzında bekletmeye hakkın yok diye avutuyordu kendisini.
daldığı düşüncelerden silkinerek kendine geldi. güneş batmak üzereydi. o sırada gözüne ağaca çıkıp orada kalmış olan kara kedi takıldı. kediyi oradan indirmek istedi ama bunu nasıl yapacağını bir an akıl edemedi. "olmazsa bozuk para fırlatırım. korkarsa kendisi atlar" diye geçirdi aklından. kedi düşüncelerini okumuş gibi atlayıverdi ağaçtan. "kedilerefısıldayanadam" dedi kendi kendine gülerek, sanki kediyi fısıltısıyla ikna etmiş gibi.
albay olduktan sonra yakın çevresi adıyla soyadını kısaltarak albay tambay diye isim takmıştı ona. bu kafiyeli isme önceleri kızmıştı ama sonra onu da eğlendirmeye başlamıştı lakabı. yakın tarihte, emekli olduktan sonra evde ve bahçede geçirdiği zamanlardan geriye kalan boş vakitlerinde internete takılmaya başladı. çocuklaşmıştı sanki dünyanın öbür ucundan haber almanın bu kadar kolay olduğu bu ortamda bulunmaktan aldığı keyifle. "kafa sözlük diye bir yer varmış üye olucam lan" demiş, sözlük yazarlığına başlamıştı, arkadaşlarının deyimiyle "bu yaştan sonra" ama umurunda değildi yaşı falan. eğleniyordu sonuçta. eski günlerin anısına albay tambay adıyla üye olmuştu sözlüğe de.
son yıllarda fiziğe de merak sarmıştı. aşağıya atlayan kedinin yanından geçerken "belki de schrödingerinkedisi diye bir nick alsam daha iyi olurdu" diye düşündü. "pandemi bitince nick değiştireceğim" diye söylenerek kapıdan girdi ve akşamın alacası içerisinde gözden kayboldu.
rumeli türkülerini çok severdi. "gel bade doldur ver içeyim" diye geçirdi aklından. gelemezdi artık florance. yurt dışına gittikten sonra bir süre daha haber almayı başarmıştı ondan. en son patagonyalı bir adamla evlendiğini duymuştu. yoksa papua yeni gine miydi? "ne önemi var ki artık? hayırsız!" diye söylendi kendi kendine. onu suçlamak kolay geliyordu ama aslında biliyordu suçun kendisinde olduğunu, florance'ı kendisinden bilerek uzaklaştırdığını. kapılıp gitmişti elinde olmadan ama bir askerdi o. her an her şey gelebilirdi başına. kıza bu acıyı yaşatmaya, onu hayatı boyunca yüreği ağzında bekletmeye hakkın yok diye avutuyordu kendisini.
daldığı düşüncelerden silkinerek kendine geldi. güneş batmak üzereydi. o sırada gözüne ağaca çıkıp orada kalmış olan kara kedi takıldı. kediyi oradan indirmek istedi ama bunu nasıl yapacağını bir an akıl edemedi. "olmazsa bozuk para fırlatırım. korkarsa kendisi atlar" diye geçirdi aklından. kedi düşüncelerini okumuş gibi atlayıverdi ağaçtan. "kedilerefısıldayanadam" dedi kendi kendine gülerek, sanki kediyi fısıltısıyla ikna etmiş gibi.
albay olduktan sonra yakın çevresi adıyla soyadını kısaltarak albay tambay diye isim takmıştı ona. bu kafiyeli isme önceleri kızmıştı ama sonra onu da eğlendirmeye başlamıştı lakabı. yakın tarihte, emekli olduktan sonra evde ve bahçede geçirdiği zamanlardan geriye kalan boş vakitlerinde internete takılmaya başladı. çocuklaşmıştı sanki dünyanın öbür ucundan haber almanın bu kadar kolay olduğu bu ortamda bulunmaktan aldığı keyifle. "kafa sözlük diye bir yer varmış üye olucam lan" demiş, sözlük yazarlığına başlamıştı, arkadaşlarının deyimiyle "bu yaştan sonra" ama umurunda değildi yaşı falan. eğleniyordu sonuçta. eski günlerin anısına albay tambay adıyla üye olmuştu sözlüğe de.
son yıllarda fiziğe de merak sarmıştı. aşağıya atlayan kedinin yanından geçerken "belki de schrödingerinkedisi diye bir nick alsam daha iyi olurdu" diye düşündü. "pandemi bitince nick değiştireceğim" diye söylenerek kapıdan girdi ve akşamın alacası içerisinde gözden kayboldu.
devamını gör...
yazarların unutamadıkları dizi replikleri
yengeye elif dedin usta.
devamını gör...
seri oyladıktan sonra takibe alan yazar
sen de bir ışık gördüm artık gözüm üstünde diyen yazardır.
devamını gör...
ikili ilişkilerde sık yapılan hatalar
ilişkiye başlamak
devamını gör...
nezdinde
huzurunda, yanında, nezaretinde.
“polis nezdinde gözaltına alındı.” sık duyduğumuz cümlelerdendir kullanım olarak.
“polis nezdinde gözaltına alındı.” sık duyduğumuz cümlelerdendir kullanım olarak.
devamını gör...
süredurum kuramı
kozmolojiye göre evrenin oluşumu ile ilgili iki temel teoriden birisidir.
bu teori birçok fizikçi tarafından evrenin başlangıcı olarak sayılan big bang teorisi* ile çelişmektedir.
teoriye göre evrenin belli bir başlama zamanı yoktur, yaklaşık olarak bugünkü haliyle mevcut olmuştur. büyük patlama teorisinde olduğu gibi evrenin genişlemekte olduğunu kabul etmektedir. fizikte bir genleşme söz konusu olduğun da birim hacimde ki madde miktarı azalır ve yoğunluk azalmış olur. bu teori hacmin genişlemesinin yanında yoğunluğun değişmediğini savunmaktadır. bunu da evrenin genişlemesine karşın azalan yoğunluğun, üretilen yeni maddelerle dengelenmesi ile açıklamakta ve yoğunluğun her zaman aynı olduğunu söylemektedir.
bu teori britanya'da küçük bir savunucu grubu dışında büyük kitlelere ulaşamamıştır. büyük patlama teorisine rakip bir teori olarak gösterilme çabası büyük patlama teorisini savunan fizikçilerin teorilerini geliştirmesine olanak vermiştir. 1964-65 yıllarında kanıtlanan, kalıntı ışınım olarak adlandırılan evrende ki nesnelerin durmaksızın bir birlerinden uzaklaşması olgusu büyük patlama teorisini destekleyen bir kanıt niteliğinde olmuştur.
bu gelişme bir çoğuna göre süredurum teorisinin sonunu işaret etse de savunucuları teoriyi kabul edilir duruma getirmek için çalışmışlardır. ancak kazanan big bang teorisidir.
bu teori birçok fizikçi tarafından evrenin başlangıcı olarak sayılan big bang teorisi* ile çelişmektedir.
teoriye göre evrenin belli bir başlama zamanı yoktur, yaklaşık olarak bugünkü haliyle mevcut olmuştur. büyük patlama teorisinde olduğu gibi evrenin genişlemekte olduğunu kabul etmektedir. fizikte bir genleşme söz konusu olduğun da birim hacimde ki madde miktarı azalır ve yoğunluk azalmış olur. bu teori hacmin genişlemesinin yanında yoğunluğun değişmediğini savunmaktadır. bunu da evrenin genişlemesine karşın azalan yoğunluğun, üretilen yeni maddelerle dengelenmesi ile açıklamakta ve yoğunluğun her zaman aynı olduğunu söylemektedir.
bu teori britanya'da küçük bir savunucu grubu dışında büyük kitlelere ulaşamamıştır. büyük patlama teorisine rakip bir teori olarak gösterilme çabası büyük patlama teorisini savunan fizikçilerin teorilerini geliştirmesine olanak vermiştir. 1964-65 yıllarında kanıtlanan, kalıntı ışınım olarak adlandırılan evrende ki nesnelerin durmaksızın bir birlerinden uzaklaşması olgusu büyük patlama teorisini destekleyen bir kanıt niteliğinde olmuştur.
bu gelişme bir çoğuna göre süredurum teorisinin sonunu işaret etse de savunucuları teoriyi kabul edilir duruma getirmek için çalışmışlardır. ancak kazanan big bang teorisidir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ruh halleri
"öldüm ama hayattayım, tarifi çok zor."
devamını gör...
before sunrise
trende tanışan bir kadınla erkeğin viyana'da geçirdikleri bir günü anlatan filmdir. büyük beklentiyle başladığım için beklentimin biraz altında kaldı. filmin büyük çoğunluğunun diyaloglardan oluşmasıyla beraberinde düşündüren, gün boyu gittiği yerleri gösterme tarzlarıyla göze hitap eden bir filmdir. oyunculukları çok beğendim. bazen çok yavaş akan bazense hiç akmayan sahneleri var, o yüzden zaman zaman sıkıldım. aslında diyaloglarda çok güzel konulara değiniyorlar, o açıdan çok hoşuma gitti ancak 1 saat 40 dakikalık bir film olmasından ötürü üzerine çook daha uzun konuşulacak konular biraz hızlı geçilmiş, oradan oraya atlanmış gibiydi. yani diyaloglarda konuştukları bazı konuları daha uzun konuşsalar çok daha güzel olurdu. bu tarz filmleri seviyorsanız izlemelisiniz.
devamını gör...
uzay tazısının yolculuğu
fena kitap değildir. bilim-kurgu standartlarında benim için ortalama bir değeri haiz. amma velâkin bilim-kurgu seven her insanın okumasında da fayda olduğunu düşünürüm. zira kurgu eserlerdeki farklılık ve yelpazenin genişliği okurun da sınırlarını genişletir. aynı zamanda eserler arasında yaptığınız karşılaştırma sonucunda, kafanızda hem kitaplar hem de yazarlar anlamında öncelikler listesi belirlersiniz. benim bu kitapla ilgili sıkıntılı bulduğum birkaç nokta var: bunlardan birincisi ana karakter seçimindeki özensizlik. bunu da en çok morton karakterinde görüyorsunuz. özensizlik derken kast etmek istediğim şu; yazar bir karaktere kendi içerisinde bir özgül ağırlık tanımış ve siz bu karakterle ilgili kafanızda bir şeyler kurgulayıp ona göre hareket etmeye başlamışsınız. işte o anda öyle bir şey yapıyor ki, kafanızdaki kurgu, hikâyenin akıcılığı ve tüm büyü bir anda ortadan kalkıyor. mevzuyu elbette ipucu vermemek için anlatmayacağım ama bu durum benim bir hayli canımı sıkmıştı.
bununla birlikte grosvenor karakteri üzerinde de yazarın bazı rötuşları yapmayı atladığını düşünüyorum. ille de neksiyoloji diyorsun. her daim neksiyoloji diyorsun amma velâkin adamı madara ediyorsun. o muamelelere can dayanmaz arkadaş. adama resmen sürpriz yumurta muamelesi yapılmış lakin o kısımda çok ustaca yapılmış diyemem. tahmin ediyorsunuz ama beklediğiniz şeyler olana kadar da tabiri caizse kafayı kırıyorsunuz. bana göre, karakterlerde ortaya çıkan özensizlik anlatım dili ve kurgu sayesinde dengeleniyor. yine de ne varsa eskilerde var dedirtecek bir kitaptır ve okunmasında fayda vardır.
bununla birlikte grosvenor karakteri üzerinde de yazarın bazı rötuşları yapmayı atladığını düşünüyorum. ille de neksiyoloji diyorsun. her daim neksiyoloji diyorsun amma velâkin adamı madara ediyorsun. o muamelelere can dayanmaz arkadaş. adama resmen sürpriz yumurta muamelesi yapılmış lakin o kısımda çok ustaca yapılmış diyemem. tahmin ediyorsunuz ama beklediğiniz şeyler olana kadar da tabiri caizse kafayı kırıyorsunuz. bana göre, karakterlerde ortaya çıkan özensizlik anlatım dili ve kurgu sayesinde dengeleniyor. yine de ne varsa eskilerde var dedirtecek bir kitaptır ve okunmasında fayda vardır.
devamını gör...