boşanmanın ülkemizde bir aile faciası olarak düşünülmesi
kız kardeşimin eşi, kız kardeşimi defalarca aldatmasına rağmen ailem şiddetle boşanmalarına karşıydı. yok çocukları var, yok elalem ne der yok falan filan...
geçen hafta telefonla görüşmemizde psikolojisinin çok da sağlam olmadığını anlamamla derhal (bkz: obilet)'e girip bir saat sonrasına bilet aldım. kardeşimi apar topar çocuğuyla beraber aldım, eve getirdim. boşanma davası da açtık, umarım çok da uzamaz. bir daha da kendisi istemediği müddetçe ailemin yapabileceği her yaptırımı da göze alarak onu başka yere yollamayacağım.
arkadaşlar, insanlar evlenebileceği gibi anlaşamadıklarında, aldatıldıklarında, şiddete maruz kaldıklarında ve daha türlü makul bahanelerle boşanabilir. kişinin sağlığı, psikolojisi elalemin ne dediğinden daha önemli. lütfen özellikle kız çocuklarınızı, kız kardeşlerinizi inatla kendisine iyi gelmeyen evliliğini sürdürmesini istemeyiniz, zorlamayınız.!!!
geçen hafta telefonla görüşmemizde psikolojisinin çok da sağlam olmadığını anlamamla derhal (bkz: obilet)'e girip bir saat sonrasına bilet aldım. kardeşimi apar topar çocuğuyla beraber aldım, eve getirdim. boşanma davası da açtık, umarım çok da uzamaz. bir daha da kendisi istemediği müddetçe ailemin yapabileceği her yaptırımı da göze alarak onu başka yere yollamayacağım.
arkadaşlar, insanlar evlenebileceği gibi anlaşamadıklarında, aldatıldıklarında, şiddete maruz kaldıklarında ve daha türlü makul bahanelerle boşanabilir. kişinin sağlığı, psikolojisi elalemin ne dediğinden daha önemli. lütfen özellikle kız çocuklarınızı, kız kardeşlerinizi inatla kendisine iyi gelmeyen evliliğini sürdürmesini istemeyiniz, zorlamayınız.!!!
devamını gör...
türkiye'de bulunan en yaygın ağaç türleri
türkiye'deki ormanlarda en fazla meşe ağacı bulunuyor. ikinci sırada ise kızılçam ağacı var.
meşe ağaçları genellikle karadeniz, marmara, ege ve doğu anadolu bölgelerinde yoğunlaşmaktadır.
akdeniz ikliminin tipik bitkilerinden olan kızılçam ağaçları ise akdeniz, ege ve marmara bölgelerinde yayılış göstermektedir.
meşe ağaçları genellikle karadeniz, marmara, ege ve doğu anadolu bölgelerinde yoğunlaşmaktadır.
akdeniz ikliminin tipik bitkilerinden olan kızılçam ağaçları ise akdeniz, ege ve marmara bölgelerinde yayılış göstermektedir.
devamını gör...
pame radyo yayını
enfes bir yayın olacağına ben şahidim yahu!* özenle seçilmiş parçalardan tutun çok eski şarkıların günümüze gelen tınılarını epey bize hissettiren bir yayın olacak. günün anlam ve önemine dair seçilmiş parçaları merakla bekliyoruz sevgili marikaki. *
devamını gör...
bir yazar sizi takip etmeye başladı
ben beni kimlerin takip ettiğini görebiliyorum 14 şubatta indirimden takipçi gör özelliğini almıştım. başka da bir şey alamadım o ayrı. üzülmeyin sayın yazarlar herkes bir gün takipçilerini görecek.
devamını gör...
günün sözü
devamını gör...
uyanış
çölü geçmiş su yatağına varmıştım
suyu bekliyordu kabuğum çatlamak için
uyandım sesinize
dört duvar arası dağlar
kapılar
aynalar
göz içi ırmaklar… değil!
sesinizin çoğaldığı koyu bir zamandan izliyordum gölgemi
gölgem aslına yürürken suya eğildim
kayıp bir zaman vardı hafızamda
ne zaman yaklaşsam kururdu ağzım
bir gülümsemeyim şimdi
yakamoz değilim ne de bir serap
suya indim
su üzerinde kırıldığım renkleri
bırakıp geldim
çöl üzerinde yandığım kızgın kumları
üfleyip yağmurlara…
bahçeleri söylüyor sesiniz…
eksiksiz gül kokuyor
başım dönüyor bahçelerden
sokakları yürüyoruz!
dünyalı yürüyoruz
can cana değiyor duvarları hiç ederek
ellerimiz yumruk
kırılmış dalları
sararmış yaprakları
attım da geldim
soluğunuzda ne güzel şarkılar var
ırmakların yürüdüğü dağların
ırmakların kavuştuğu denizlerin şarkısı
uzanıyor göğe
kalbim
yedinci dem şiiridir.
suyu bekliyordu kabuğum çatlamak için
uyandım sesinize
dört duvar arası dağlar
kapılar
aynalar
göz içi ırmaklar… değil!
sesinizin çoğaldığı koyu bir zamandan izliyordum gölgemi
gölgem aslına yürürken suya eğildim
kayıp bir zaman vardı hafızamda
ne zaman yaklaşsam kururdu ağzım
bir gülümsemeyim şimdi
yakamoz değilim ne de bir serap
suya indim
su üzerinde kırıldığım renkleri
bırakıp geldim
çöl üzerinde yandığım kızgın kumları
üfleyip yağmurlara…
bahçeleri söylüyor sesiniz…
eksiksiz gül kokuyor
başım dönüyor bahçelerden
sokakları yürüyoruz!
dünyalı yürüyoruz
can cana değiyor duvarları hiç ederek
ellerimiz yumruk
kırılmış dalları
sararmış yaprakları
attım da geldim
soluğunuzda ne güzel şarkılar var
ırmakların yürüdüğü dağların
ırmakların kavuştuğu denizlerin şarkısı
uzanıyor göğe
kalbim
yedinci dem şiiridir.
devamını gör...
aman boşver yakışıklı olmasa da olur diyen kız
isterse dünyanın en yakışıklısı olsun zeki değilse,dürüst değilse,anlayışsız hiç değilse bu gemi hayatta yürümez,der. doğru der. bence de.
devamını gör...
ne iş olsa yaparım
maddi zorluk çeken kişinin para kazanma mecburiyetinde bulunduğundan dolayı kullandığı cümledir. elinden her işin geleceğini belirtip işi almak ister.
devamını gör...
dünyanın en korkunç hastalığı
birey için mi toplum için mi diye düşündüren başlık.
devamını gör...
yoksul insanların videolarının paylaşılması
son zamanlarda sosyal medyada sıkça rastlanılan bi rezilliktir bu. çok takipçili hesaplar(kimi zaman fenomenler) yardım veya sosyal deney adı altında rezil bi tavırla yoksul insanları ziyaret edip ''farkındalık'' yaratmaya çalışıyorlar. bu arkadaşları alıp sorsak, yahu kardeşim senin bu insanlarla video çekmenin amacı nedir, diye sorsak, cevap değişmez: ''farkındalık oluşturma''. ben hayatımda bu kadar leş, bu kadar çukur bi yöntem görmedim farkındalık için. ulan sanki biz bilmiyoruz senin sürekli içerik üretmen gerektiğini, sürekli gündemi takip etmen, güzel reklam yapman gerektiğini. herkes 'iletişim' uzmanı bu ülkede. (bunu ironi yapmadan söylüyorum. en cahili bile vitrine ne koyması gerektiğini bilir) gidip buluyolar bi fakir fukara, koyuyolar cebine max 500 lira. bi güzel video, iki efekt. böyle bi insafsızlık olabilir mi ya? o adam zaten yüz lira da versen kabul edecek kadar çaresiz. sen ona belki onu o hayattan kurtarabilecek bi ümit veriyosun. bunu ona vaadetmesen de, adamı kamuoyunun haberdar olacağı bi platformda meze olarak kullanıyosun. milletin gözünde acındırıp zavallı pozisyona düşürüyosun. ne videolar gördüm, hangi birine söveyim şaşırdım. pazarda kaçak satış yapmak zorunda olan teyzeyi ''biz zabıtayız'' diye kandırıp ağlatıyolar, sonra ''deney yaptık biz hehehe diyip 200 lira veriyolar. başka bi tanesi yoldan kağıtçı çocuğu çağırıp ampır ampır konuşup gönderiyo. daha sonra ''işte bizim anadolu insanı yaaa'', ''ne kadar mert, doğru insanlar var bak görüyosunuz'' gibi kusmuk ötesi leş bi romantizmle gariban övüyolar. onların hayatını iki gün yaşasa kendi bokunda boğulup ölecek adamlar, güzellik naraları atabiiliyo. hitler'deki merhamet bile yok bu insafsızlarda...
devamını gör...
youtube günlüğüm
kafa sözlüğe katılma sebebi.
devamını gör...
beş kardeş
onur ünlü'nün yazıp yönettiği başrollerini (bkz: serkan keskin) (sait), (bkz: osman sonant) (orhan), (bkz: tansu biçer) (turgut), (bkz: nadir sarıbacak) (nazım),(bkz: fatih artman) (aziz) oynadığı 2015 yılında yayınlanmış kanal d dizisidir.

beş parmağın beşi de bir olmaz misali, her bir kardeş ismini 5 ünlü edebiyatçımızdan almıştır. sait faik abasıyanık, orhan veli, turgut uyar, nazım hikmet, aziz nesin. her bir kardeşi ayrı ayrı tanıyıp sevmenizi sağlayan, aynı evde yaşayan dizideki karakterlere değinmek istiyorum.
beş kardeşin en büyüğü sait başeğmez; balıkçıdır. anne ve babalarını depremden kaybeden sait, ne olursa olsun her şekilde kardeşlerinin yanında olmuş, onlara önce babalık sonra ise abilik etmiştir. koruyup kollamış, zor zamanlarında destek olmuştur. azılı rakibi olsa da yine de en büyük dostu kudret olmuştur sait'in. ama iki dostun büyük aşkı fahriye'dir. fahriye ise ikisini de terkeder ve gider. dizinin ilerleyen kısımlarında gelse de ne sait'i bulur yerinde ne de kudret'i. her yer de karşınıza çıkacak o replik anlatır fahriye ile sait'in aşkını...
fahriye: gömleğin de güzelmiş.
sait: salı pazarından almıştık birlikte. hatırladın mı?
fahriye: sahi mi bu o gömlek mi ? ay,allah iyiliğini versin. eskimedi mi bu hala?
sait: hatırası olan şeyler eskimiyor be fahriye.
onu terkeden sonra da dönen fahriye'yi unutamamıştır sait. ama yine gideceğini bilir ve şu sözleri der, içine doğmuş gibi;

zamanla fahriye ile olamayacaklarını anlar sait. peşinden koştuğu fahriye'nin yerine , çocuk gibi peşinden koşan canan hanımcığına bir şans verir. "biz hep birlikte tatlı bir hayatımız olsun istiyoruz. çünkü sizi seviyoruz sait bey ''der. öyledir de. canan hanım abilerine muhtaç dört kardeşi de ayırmaz. sait için de önemli olan o'dur. canan hanıma "ben de sizi seviyorum" der.
nazım başeğmez karakteri: benim ve belki de çoğu kişinin en çok sevdiği karakterdir nazım. çocuk ruhludur. ismi gibi edebiyat aşığıdır. gazetecidir. abisi sait'e en düşkünü, çocuk gibi bakıma en muhtacı ve en hassas kalplisi o'dur. az ama öz konuşur. bazen öyle cümleler kurar ki, kelimeler susunca nazım konuşmuş olur. "sevelim! der . her şeye rağmen. hayat geçiyor, hayat geçecek. aralarda birbirimizi ne kadar çok seversek yanımıza o kar kalacak "der. mesleğine aşıktır nazım. gazete yazıları yayınlansın diye elinde kameralarla maceraya atılır. başı belaya girer ama yine de kalbinin saflığıyla kurtulur. şans eseri de hayatının aşkıyla tanışır.
korkma der ona. cebinden nazım hikmet'li defterini çıkarır veee "bakın nazım hikmet. kötü olan birisi cebinde nazım hikmet taşır mı?

evinin bahçesinde kullanılmayan kömürlüğü çalışma alanı yapar. ne zaman canı sıkılsa kapanır oraya, ve içini döker satırlara.
gelelim mahallenin imamı turgut'a; kardeşlerin en uysalı, sakini, en efendisi, en dini bütün olanı. varı yoğu işidir onun için. aşk onun için camiidir, dualardır,kıldığı namazlardır. aşık olur o da. sesine vurulur önce kızın. sonra eşsizliğine. aşkını, odasının kapısına yazdığı şu sözlerle anlatır. "bir derdim var. bin dermana değişmem, lütfen rahatsız etmeyin".
turgut denince akla hep şu sahne gelir ve dizinin fişinin çekilmesine neden olur."

camiye hırsız girer. fakat turgut camiye giren hırsızı yakalamak için kamera sistemi alır ve kamerayı televizyona bağlar.
bunun üzerine biri “camide televizyon olur mu? günah” şeklinde karşılık verir.
turgut ise buna cevaben “öyle mi diyorsun. e camide hırsız var o günah değil mi?”şeklinde cevap verir.
orhan başeğmez: dizinin en eğlenceli, en komik, en safı. tek gayesi vardır hayatında o da şarkı söylemek. isteği ile yeteneği arasında dağlar kadar fark vardır. ses yarışmasına katılmak, şarkıcı olmak ister. önce badigart'lık yapar ama sonra işler karışır ve şarkı söylemeye başlar. şanssızdır orhan. hatta bu şansızlığını şöyle dile getirir;" niye beni kimse ciddiye almıyor? biliyorum, herkes aptalın teki olduğumu düşünüyor ama aptal falan değilim. beni ciddiye almıyorlar çünkü ben insanlarda merhamet uyandırıyorum. insanlar birine acıdıkları zaman, onu ciddiye almıyorlar.saygı duyduklarını ciddiye alıyorlar.korktuklarını ciddiye alıyorlar.hatta sevdiklerini !ama kimse acıdığı birini ciddiye almıyor.dilenciye para verirsin ama nasılsın? diye sormazsın, onun gibi bir şey.ama hani bizim birbirimize karşı merhametli olmamız gerekiyordu ?kim uydurdu bunu ?kimin yalanı bu ?

en haylazı, en yaramazı, nefes bile alsa başını belaya sokan, kardeşlerin en küçüğü aziz başeğmez: araba galerisinde araba teslimatı yapan aziz, kazandığı parayı at yarışına yatırır, bazen en yükseklere çıkar genel müdür olur, bazen ise dolmuşa binecek parayı zor bulur. behzat ç'deki harun gibidir aziz'de. küfürü sever, başını belaya sokar ama abilerine laf ettirtmez. kavga çıksa,mevzu olsa ilk o gider. başına buyruktur. her şeye eyvallahı da yoktur. kendini şöyle ifade eder aziz;" az biraz gamsız olduğumu söylerler, kahır keder tutmam. en büyük tutkum varsa yoksa atlar!bana soru sordunuz mu anında cevabını alırsınız. neyse o, yalan yok! abilerimi severim ama en çok kartay'ı severim.seviyorum ama at işte,az paramı yemedi".

her sabah kardeşlerini bu şarkıyla uyandırır sait. hangimiz sevmedik.
dizi bu şarkıyla başlar bu şarkıyla biter. kırmızı kamyonetle başlar, kırmızı kamyonetle biter. 5 kardeşle başlar ve 5 kardeşle biter.
ülkemizde iyi ve güzel olan şeylerin kıymeti bilinmediği gibi bu dizininde kıymeti bilinmez. 13. bölümde final yapar.
o güzel insanlar o güzel kırmızı kamyonete binip gittiler.

beş parmağın beşi de bir olmaz misali, her bir kardeş ismini 5 ünlü edebiyatçımızdan almıştır. sait faik abasıyanık, orhan veli, turgut uyar, nazım hikmet, aziz nesin. her bir kardeşi ayrı ayrı tanıyıp sevmenizi sağlayan, aynı evde yaşayan dizideki karakterlere değinmek istiyorum.
beş kardeşin en büyüğü sait başeğmez; balıkçıdır. anne ve babalarını depremden kaybeden sait, ne olursa olsun her şekilde kardeşlerinin yanında olmuş, onlara önce babalık sonra ise abilik etmiştir. koruyup kollamış, zor zamanlarında destek olmuştur. azılı rakibi olsa da yine de en büyük dostu kudret olmuştur sait'in. ama iki dostun büyük aşkı fahriye'dir. fahriye ise ikisini de terkeder ve gider. dizinin ilerleyen kısımlarında gelse de ne sait'i bulur yerinde ne de kudret'i. her yer de karşınıza çıkacak o replik anlatır fahriye ile sait'in aşkını...
fahriye: gömleğin de güzelmiş.
sait: salı pazarından almıştık birlikte. hatırladın mı?
fahriye: sahi mi bu o gömlek mi ? ay,allah iyiliğini versin. eskimedi mi bu hala?
sait: hatırası olan şeyler eskimiyor be fahriye.
onu terkeden sonra da dönen fahriye'yi unutamamıştır sait. ama yine gideceğini bilir ve şu sözleri der, içine doğmuş gibi;

zamanla fahriye ile olamayacaklarını anlar sait. peşinden koştuğu fahriye'nin yerine , çocuk gibi peşinden koşan canan hanımcığına bir şans verir. "biz hep birlikte tatlı bir hayatımız olsun istiyoruz. çünkü sizi seviyoruz sait bey ''der. öyledir de. canan hanım abilerine muhtaç dört kardeşi de ayırmaz. sait için de önemli olan o'dur. canan hanıma "ben de sizi seviyorum" der.
nazım başeğmez karakteri: benim ve belki de çoğu kişinin en çok sevdiği karakterdir nazım. çocuk ruhludur. ismi gibi edebiyat aşığıdır. gazetecidir. abisi sait'e en düşkünü, çocuk gibi bakıma en muhtacı ve en hassas kalplisi o'dur. az ama öz konuşur. bazen öyle cümleler kurar ki, kelimeler susunca nazım konuşmuş olur. "sevelim! der . her şeye rağmen. hayat geçiyor, hayat geçecek. aralarda birbirimizi ne kadar çok seversek yanımıza o kar kalacak "der. mesleğine aşıktır nazım. gazete yazıları yayınlansın diye elinde kameralarla maceraya atılır. başı belaya girer ama yine de kalbinin saflığıyla kurtulur. şans eseri de hayatının aşkıyla tanışır.
korkma der ona. cebinden nazım hikmet'li defterini çıkarır veee "bakın nazım hikmet. kötü olan birisi cebinde nazım hikmet taşır mı?

evinin bahçesinde kullanılmayan kömürlüğü çalışma alanı yapar. ne zaman canı sıkılsa kapanır oraya, ve içini döker satırlara.
gelelim mahallenin imamı turgut'a; kardeşlerin en uysalı, sakini, en efendisi, en dini bütün olanı. varı yoğu işidir onun için. aşk onun için camiidir, dualardır,kıldığı namazlardır. aşık olur o da. sesine vurulur önce kızın. sonra eşsizliğine. aşkını, odasının kapısına yazdığı şu sözlerle anlatır. "bir derdim var. bin dermana değişmem, lütfen rahatsız etmeyin".
turgut denince akla hep şu sahne gelir ve dizinin fişinin çekilmesine neden olur."

camiye hırsız girer. fakat turgut camiye giren hırsızı yakalamak için kamera sistemi alır ve kamerayı televizyona bağlar.
bunun üzerine biri “camide televizyon olur mu? günah” şeklinde karşılık verir.
turgut ise buna cevaben “öyle mi diyorsun. e camide hırsız var o günah değil mi?”şeklinde cevap verir.
orhan başeğmez: dizinin en eğlenceli, en komik, en safı. tek gayesi vardır hayatında o da şarkı söylemek. isteği ile yeteneği arasında dağlar kadar fark vardır. ses yarışmasına katılmak, şarkıcı olmak ister. önce badigart'lık yapar ama sonra işler karışır ve şarkı söylemeye başlar. şanssızdır orhan. hatta bu şansızlığını şöyle dile getirir;" niye beni kimse ciddiye almıyor? biliyorum, herkes aptalın teki olduğumu düşünüyor ama aptal falan değilim. beni ciddiye almıyorlar çünkü ben insanlarda merhamet uyandırıyorum. insanlar birine acıdıkları zaman, onu ciddiye almıyorlar.saygı duyduklarını ciddiye alıyorlar.korktuklarını ciddiye alıyorlar.hatta sevdiklerini !ama kimse acıdığı birini ciddiye almıyor.dilenciye para verirsin ama nasılsın? diye sormazsın, onun gibi bir şey.ama hani bizim birbirimize karşı merhametli olmamız gerekiyordu ?kim uydurdu bunu ?kimin yalanı bu ?

en haylazı, en yaramazı, nefes bile alsa başını belaya sokan, kardeşlerin en küçüğü aziz başeğmez: araba galerisinde araba teslimatı yapan aziz, kazandığı parayı at yarışına yatırır, bazen en yükseklere çıkar genel müdür olur, bazen ise dolmuşa binecek parayı zor bulur. behzat ç'deki harun gibidir aziz'de. küfürü sever, başını belaya sokar ama abilerine laf ettirtmez. kavga çıksa,mevzu olsa ilk o gider. başına buyruktur. her şeye eyvallahı da yoktur. kendini şöyle ifade eder aziz;" az biraz gamsız olduğumu söylerler, kahır keder tutmam. en büyük tutkum varsa yoksa atlar!bana soru sordunuz mu anında cevabını alırsınız. neyse o, yalan yok! abilerimi severim ama en çok kartay'ı severim.seviyorum ama at işte,az paramı yemedi".

her sabah kardeşlerini bu şarkıyla uyandırır sait. hangimiz sevmedik.
dizi bu şarkıyla başlar bu şarkıyla biter. kırmızı kamyonetle başlar, kırmızı kamyonetle biter. 5 kardeşle başlar ve 5 kardeşle biter.
ülkemizde iyi ve güzel olan şeylerin kıymeti bilinmediği gibi bu dizininde kıymeti bilinmez. 13. bölümde final yapar.
o güzel insanlar o güzel kırmızı kamyonete binip gittiler.
devamını gör...
carl panzram
gerçek adı charles panzram olan, gelmiş geçmiş en sadist seri katil unvanına sahip suç makinesi.

genel itibariyle hayatı şu şekilde;
hayata gözlerini 1891 yılında minnesota'daki evinde açıyor. o 8 yaşındayken babası tarafından terk ediliyorlar ve kalan ailesi carl'ı başka bir okula veriyor. gittiği okulda taciz, tecavüz ve işkence olmak üzere birçok zorlukla karşılaşıyor.

"kendim dahil lanet olası tüm insan ırkından nefret ediyorum!"
yıllar geçtikçe içinde büyüttükleri insanlığa olan nefretini arttırıyor ve carl panzram yukarıdaki cümleyi kura kura 21 cinayet işliniyor. rivayetlere göre 1000 kadar da erkek bireye tecavüz/taciz suçundan sabıkası var.
"dünya bir b*k çukur ve ben buradan ona zarar vermeden ayrılmayacağım!"
işlediği suçlarla içten içe herkesi korkutan carl'ın erkeklere uyguladığı tecavüzün sebebi ise eşcinsel bir haz alması değildi; bunun aşağılama eylemi olduğunu düşündüğü için yapıyordu.
eninde sonunda idamına karar verildi ve onu asacak olan cellada "acele et, senin beni asacağın sürede 10 kişiyi asmıştım." demiş, sadistliğini ölmeden önce de göstermiştir.

genel itibariyle hayatı şu şekilde;
hayata gözlerini 1891 yılında minnesota'daki evinde açıyor. o 8 yaşındayken babası tarafından terk ediliyorlar ve kalan ailesi carl'ı başka bir okula veriyor. gittiği okulda taciz, tecavüz ve işkence olmak üzere birçok zorlukla karşılaşıyor.

"kendim dahil lanet olası tüm insan ırkından nefret ediyorum!"
yıllar geçtikçe içinde büyüttükleri insanlığa olan nefretini arttırıyor ve carl panzram yukarıdaki cümleyi kura kura 21 cinayet işliniyor. rivayetlere göre 1000 kadar da erkek bireye tecavüz/taciz suçundan sabıkası var.
"dünya bir b*k çukur ve ben buradan ona zarar vermeden ayrılmayacağım!"
işlediği suçlarla içten içe herkesi korkutan carl'ın erkeklere uyguladığı tecavüzün sebebi ise eşcinsel bir haz alması değildi; bunun aşağılama eylemi olduğunu düşündüğü için yapıyordu.
eninde sonunda idamına karar verildi ve onu asacak olan cellada "acele et, senin beni asacağın sürede 10 kişiyi asmıştım." demiş, sadistliğini ölmeden önce de göstermiştir.
devamını gör...
normal sözlük'ün 30 yaş üstü yazar kaynaması
39 yaş burda.
devamını gör...
normal sözlük'ün şimdiden dejenerasyon sürecine girmesi
kesinlikle katıldığım önerme. tabii ki, moderasyona laf etmiyoruz.
buddy ile başlayan başlıklara mutlaka bir düzenleme getirilmeli. kafa sözlük'ün ilerlemesi için bu troll yazarlara dur denmeli.
bu tür başlıkları görmek isteyen yazarları keyifle ekşi'ye veya ulu'ya uğurlayabilirim fakat burada yapmasınlar.
buddy ile başlayan başlıklara mutlaka bir düzenleme getirilmeli. kafa sözlük'ün ilerlemesi için bu troll yazarlara dur denmeli.
bu tür başlıkları görmek isteyen yazarları keyifle ekşi'ye veya ulu'ya uğurlayabilirim fakat burada yapmasınlar.
devamını gör...
kara şimşek
yeşil mercimek yemeği için kullanılan tanımlamadır.
devamını gör...
istemem söz sevmeni
bir yalansa kefaretim, ödeyeli çok oldu kısmını pek sevdiğim; ferman akgül ve ethnic band'ın beraberce yeniden söylediği, aşağıda bi yerlerde eklediğim videodan akustik halini dinleyebileceğiniz; çogzel bi şarkıdır.
devamını gör...
ayağın taşa değmesin
bir tür iyi dilek. 'canın yansa canım yanar' gibi bir anlamı var.
devamını gör...

