türkiye’nin girişine yazılması gereken söz
vatandaşı olmasan aslında eğlenceli ülke .
devamını gör...
bir kişiden 10 beğeni vs 10 kişiden 1 beğeni
tabi ki 10 farklı kişiden gelen birer beğeni daha kıymetlidir.
geçen sözlüğü bi açtım bisürü beğeni var oha dedim bi sürü insan yazdıklarımı okumuş hem de beğenmiş. sonra bi baktım birisi seri beğenmiş okuyup okumadığı bile belli değil. hayal kırıklığı oldu.
geçen sözlüğü bi açtım bisürü beğeni var oha dedim bi sürü insan yazdıklarımı okumuş hem de beğenmiş. sonra bi baktım birisi seri beğenmiş okuyup okumadığı bile belli değil. hayal kırıklığı oldu.
devamını gör...
tuvalet yerine lavaboya gidiyorum demek
devamını gör...
the zero theorem
yıl bilmem kaç.
başrolde christoph waltz'un oynadığı bir terry gilliam filmi. terry gilliam genelde 12 maymun filmiyle tanınmıştır. zaten kendisini genellikle distopik kurgularda görürüz. haliyle the zero theorem (film) de bir distopya sayılabilir!
öncelikle zamanınız yoksa bu filmi izlemenizi önermem. çünkü epey vakit kaybıydı. çok fazla soru işareti kaldı sonda. ama bu soru işaretleri sizi eğlendirmiyor tam tersine canınızı sıkıyor. en azından benim canım epey sıkıldı. çünkü film hiç eğlenceli değildi. hiç! sıkıla sıkıla izledim ama izledim neticede... genele bakıldığında verdiği ve aşıladığı birkaç mesaj var. onun haricinde izlemek bir şey katar mı? hım. christoph waltz için izlenebilir tabii. birkaç ünlü oyuncu daha var örneğin david thewlis. biz onu harry potter serisinden remus lupin olarak biliyoruz.
varlık kırıcı olan ana karakterimiz sıfır teorisi adında bir şeyi kanıtlamaya çalışıyor. lakin adam akıllı belirtilmemiş de bu teorinin ne olduğu, bir sürü açık vardı. işte efendim, evren sonunda mutlak sıfır noktasına gidecek ve yok olacakmış ve bunu bilmelerine rağmen teoriyi ispat etmeye çalışıyorlarmış vs. vs. tabii varlık kırıcı olan karakterimiz bu teoriyi kanıtlamakta da pek başarılı olamadı.
film neyi öğretiyor? en azından piyanist ne anladı bu filmden? birkaç şey anladım sanırım. ve pek de önemli olduğunu düşünmüyorum.
insan neden vardır? insanın varoluşu niçindir ve ne için yaşar? bu soruları doğru zamanda doğru kişiye sormak gerekir. fakat o kişi kimdir? aslında kendimizizdir. ya da hiç kimsedir.
"kaos! kaos!" diye bağırıyor bu film. kaos tanrı'ya karşı, kaos düzene karşı, kaos inanca karşı ve kaos aşka karşı! kaosa karşı bir antitez bağırıyor: umrumda değilsin, benim tek umrumda olan aşk. (daha doğrusu gerçek...)
filmin teması kaos ile aşkın çatışması üzerine kurulu bile diyebilirim. * aşkın yerini cinsellik de bir noktada ikame edebilir. çünkü salt aşk filmi izlemiyoruz, insan doğası çok bariz bir şekilde ortadaydı. yani aşk filmi izleyeceğim diye izlemeye kalkarsanız olmaz...
neticede pek bir önemi de yok hayatın, diyor film bizlere. ki aşağı yukarı her film bu mesajı bize vermekte. hiçbir şeyin önemi yok! lakin aşk kazanıyor mu bu filmde? hayır, kazanmıyor. kaos da kazanmıyor. ama varlık kazanıyor işte.
kişinin amacı bir noktada kendisini tanrısallaştırmasıdır. insan kendi kendisinin tanrısı olmalıdır ve tanrısallaşmalıdır. kendiselleşmelidir veyahut. fakat bu belki de yalnızca kaosa kendimizi teslim ederek olabilir.
eğer neticede hayat yok olmak ise o halde niçin ısrar ederiz yok olmanın anlamını aramakta? bu soru da rahatlıkla yöneltilebilir.
hoşuma giden alıntılar:
"doğduğumuz andan itibaren ölmeye başlarız. buna ustaca planlanmış eskime deyin. er ya da geç ister dilenci ol ister kral, her şeyin sonunda ölüm vardır. çünkü hayat; ölümün muhteşem organizmasını enfekte eden bir virüs olarak görülebilir."
"+bu bob, yazın çalışıyor. -neden sana bob diyor? +bob herkese bob der. isimleri hatırlamanın beyin hücrelerini ziyan etmek olduğunu söylüyor."
"hiç dünyanın senin arkandan kıkırdadığı hissine kapıldın mı, dünyadaki herkes bir çeşit kozmik şakanın içindeymiş gibi? sen hariç herkes gülüyor, çünkü gülünecek olan şey sensin, hiç bu hisse kapıldın mı? "
"objektif araştırmalar, diğer herkes gibi önemsiz olduğumuza kanaat getirdi. biz, bir arı kovanındaki çalışan tek işçi arılardık milyonlarca diğerleri gibi, aynı zorunlu şeylere bağımlıydık. hoşnutsuzluğumuzu alkole, uyuşturucuya ve sekse karşı biledik.
yahu benim anlamadığım bu filmle ilgili niçin başrolümüz aşkı kendi eliyle itti! halbuki aşkın kendisi için bir kurtarıcı olduğunu da biliyordu. ama kendisini kaosa verdi. yani tam olarak verdi denemez ama aşkı da reddedince zaten kaosla baş başa kalmış oldu bir nevi. sanırım aşktan kaçmasının nedeni kadının ihanet ettiğini sanmasındandı. ya da ihanet etmesindendi. yine de kadının hüznü karşısında bu kadar soğukkanlı kalması neticede onu da üzdü. o da artık bir yalnız.
başrolde christoph waltz'un oynadığı bir terry gilliam filmi. terry gilliam genelde 12 maymun filmiyle tanınmıştır. zaten kendisini genellikle distopik kurgularda görürüz. haliyle the zero theorem (film) de bir distopya sayılabilir!
öncelikle zamanınız yoksa bu filmi izlemenizi önermem. çünkü epey vakit kaybıydı. çok fazla soru işareti kaldı sonda. ama bu soru işaretleri sizi eğlendirmiyor tam tersine canınızı sıkıyor. en azından benim canım epey sıkıldı. çünkü film hiç eğlenceli değildi. hiç! sıkıla sıkıla izledim ama izledim neticede... genele bakıldığında verdiği ve aşıladığı birkaç mesaj var. onun haricinde izlemek bir şey katar mı? hım. christoph waltz için izlenebilir tabii. birkaç ünlü oyuncu daha var örneğin david thewlis. biz onu harry potter serisinden remus lupin olarak biliyoruz.
varlık kırıcı olan ana karakterimiz sıfır teorisi adında bir şeyi kanıtlamaya çalışıyor. lakin adam akıllı belirtilmemiş de bu teorinin ne olduğu, bir sürü açık vardı. işte efendim, evren sonunda mutlak sıfır noktasına gidecek ve yok olacakmış ve bunu bilmelerine rağmen teoriyi ispat etmeye çalışıyorlarmış vs. vs. tabii varlık kırıcı olan karakterimiz bu teoriyi kanıtlamakta da pek başarılı olamadı.
film neyi öğretiyor? en azından piyanist ne anladı bu filmden? birkaç şey anladım sanırım. ve pek de önemli olduğunu düşünmüyorum.
insan neden vardır? insanın varoluşu niçindir ve ne için yaşar? bu soruları doğru zamanda doğru kişiye sormak gerekir. fakat o kişi kimdir? aslında kendimizizdir. ya da hiç kimsedir.
"kaos! kaos!" diye bağırıyor bu film. kaos tanrı'ya karşı, kaos düzene karşı, kaos inanca karşı ve kaos aşka karşı! kaosa karşı bir antitez bağırıyor: umrumda değilsin, benim tek umrumda olan aşk. (daha doğrusu gerçek...)
filmin teması kaos ile aşkın çatışması üzerine kurulu bile diyebilirim. * aşkın yerini cinsellik de bir noktada ikame edebilir. çünkü salt aşk filmi izlemiyoruz, insan doğası çok bariz bir şekilde ortadaydı. yani aşk filmi izleyeceğim diye izlemeye kalkarsanız olmaz...
neticede pek bir önemi de yok hayatın, diyor film bizlere. ki aşağı yukarı her film bu mesajı bize vermekte. hiçbir şeyin önemi yok! lakin aşk kazanıyor mu bu filmde? hayır, kazanmıyor. kaos da kazanmıyor. ama varlık kazanıyor işte.
kişinin amacı bir noktada kendisini tanrısallaştırmasıdır. insan kendi kendisinin tanrısı olmalıdır ve tanrısallaşmalıdır. kendiselleşmelidir veyahut. fakat bu belki de yalnızca kaosa kendimizi teslim ederek olabilir.
eğer neticede hayat yok olmak ise o halde niçin ısrar ederiz yok olmanın anlamını aramakta? bu soru da rahatlıkla yöneltilebilir.
hoşuma giden alıntılar:
"doğduğumuz andan itibaren ölmeye başlarız. buna ustaca planlanmış eskime deyin. er ya da geç ister dilenci ol ister kral, her şeyin sonunda ölüm vardır. çünkü hayat; ölümün muhteşem organizmasını enfekte eden bir virüs olarak görülebilir."
"+bu bob, yazın çalışıyor. -neden sana bob diyor? +bob herkese bob der. isimleri hatırlamanın beyin hücrelerini ziyan etmek olduğunu söylüyor."
"hiç dünyanın senin arkandan kıkırdadığı hissine kapıldın mı, dünyadaki herkes bir çeşit kozmik şakanın içindeymiş gibi? sen hariç herkes gülüyor, çünkü gülünecek olan şey sensin, hiç bu hisse kapıldın mı? "
"objektif araştırmalar, diğer herkes gibi önemsiz olduğumuza kanaat getirdi. biz, bir arı kovanındaki çalışan tek işçi arılardık milyonlarca diğerleri gibi, aynı zorunlu şeylere bağımlıydık. hoşnutsuzluğumuzu alkole, uyuşturucuya ve sekse karşı biledik.
yahu benim anlamadığım bu filmle ilgili niçin başrolümüz aşkı kendi eliyle itti! halbuki aşkın kendisi için bir kurtarıcı olduğunu da biliyordu. ama kendisini kaosa verdi. yani tam olarak verdi denemez ama aşkı da reddedince zaten kaosla baş başa kalmış oldu bir nevi. sanırım aşktan kaçmasının nedeni kadının ihanet ettiğini sanmasındandı. ya da ihanet etmesindendi. yine de kadının hüznü karşısında bu kadar soğukkanlı kalması neticede onu da üzdü. o da artık bir yalnız.
devamını gör...
şehirlere bombalar yağardı her gece biz durmadan sevişirdik
suriyeli nüfusu artışa geçince şarkının sözleri daha bir anlamlı gelmeye başladı.
devamını gör...
lilium (yazar)
cinsel içerikli tanımları nedeniyle kafa sözlük yüksek erkek mahkemesi tarafından recm edilmesine karar verilen fake...aman cake yazar. yarın zabanan 5:00 da infaz.
devamını gör...
kız çocuklarını üniversiteye gönderen babalar cehennemliksiniz
kadın doktor kadın öğretmen kadın ebe istiyorsun ama dingil. anasının karnında mı öğrenecek de olacak bunlar? ne kadar kadın düşmanı yobaz varsa hepsi kadınlara muhtaç olarak ölsünler
devamını gör...
çirmen savaşı
türk tarihinin en ilginç zaferlerinden biridir. anlatılana göre 800 osmanlı askeri, meriç nehri dolaylarında 50.000-70.000 kadar birleşik sırp ordusunu bozguna uğratmıştır. 26 eylül 1371'de yaşanan savaşın öncesinde osmanlılar anadolu'daki işleri meşgul iken sırplar böylesine büyük bir ordu ile meriç nehri'ne doğru ilerlemektedir. balkan sınırında osmanlı ordusunun yeterli takviye gücü yoktur. bu yüzden osmanlı komutanı lala şahin paşa düşman ordusuyla hiç çarpışmaya girmeden sırpların ilerlemesine izin verir ve gece vaktinde nehrin kenarına kamp kurmalarını bekler. gece vakti olduğunda, durum tam da kendisinin istediği gibi olacaktır. karanlıkta yapılan ani bir baskın ile meriç'in doğusuna doğru saldırırlar ve düşman hatlarına sızan osmanlı askerleri komuta merkezini şaşkına uğratır. daha ne olduğunu bile anlamadan komutanları öldürülen sırp ordusu iki tarafa doğru disiplinsizce dağılmaya başlar. meriç nehri'ne doğru kaçan askerlerin birçoğu boğulur, geriye kalanlarının ise çok ufak bir kısmı ise geri çekilmeyi başarır. o gün sırplar çok ağır bir zayiat verip ordusunun büyük bir kısmını kaybetmiştir. bu durum, osmanlı'nın balkanlar'a ileri tarihlerde yapacağı seferleri de oldukça kolaylaştıracaktır.
devamını gör...
canlı yayın açılış programı
her cümlesine başlık açılan yayın. herkes dinliyor demek ki.
devamını gör...
cahile laf anlatmak
saç baş yoldurtur.
devamını gör...
fuşya
çingene pembesi de denilen fosforlu tonda göz alıcı bir pembe tonu.
devamını gör...
uzun tanıma kıyamayıp beğeni vermek
öyle yazar kaldıysa alnından öpeyim.
(sirf emek verip yazmış diye bile oy veriyorsa özellikle) . saatlerce uğraşıp tanım giren insanlar var. buna bende dahil.
okumadan oylamam bende. bazen başlığa bakıyorum ilgimi çekmiyor ama x yazar uzunca tanım girmiş, bilgisini, düşüncelerini yazmış. sirf emeğe saygı diye oy veririm. bilirim çünkü ne istekle, zorlukla yazdığını.
okuyun, oylayın gerekirse favlayın. sözlüğün size ihtiyacı var.
ben dizilerle ilgili tanım girmeyi çok seviyorum. diziyi çok severim, tavsiye ederim yazmaktansa, karakterlere, konusuna, uyarlama ise hangi projelerden, sevdiğim-sevmediğim karakterlerden, nerde çekildiğine, oyuncu kadrosuna kadar yazarım. görselde eklenince roman gibi gözüküyor çoğu yazarın gözüne.
benimde yapım böyle. biri çıkar "diziyi anlatmışsın" der, diğeri "dizinin senaristi misin?" diye dalga geçer.
şevkimiz kırılıyor, yapmayın.
(sirf emek verip yazmış diye bile oy veriyorsa özellikle) . saatlerce uğraşıp tanım giren insanlar var. buna bende dahil.
okumadan oylamam bende. bazen başlığa bakıyorum ilgimi çekmiyor ama x yazar uzunca tanım girmiş, bilgisini, düşüncelerini yazmış. sirf emeğe saygı diye oy veririm. bilirim çünkü ne istekle, zorlukla yazdığını.
okuyun, oylayın gerekirse favlayın. sözlüğün size ihtiyacı var.
ben dizilerle ilgili tanım girmeyi çok seviyorum. diziyi çok severim, tavsiye ederim yazmaktansa, karakterlere, konusuna, uyarlama ise hangi projelerden, sevdiğim-sevmediğim karakterlerden, nerde çekildiğine, oyuncu kadrosuna kadar yazarım. görselde eklenince roman gibi gözüküyor çoğu yazarın gözüne.
benimde yapım böyle. biri çıkar "diziyi anlatmışsın" der, diğeri "dizinin senaristi misin?" diye dalga geçer.
şevkimiz kırılıyor, yapmayın.
devamını gör...
ülkenin refah seviyesini artırmak için yapılacaklar
eğitime yatırım...
devamını gör...
babaların garip huyları
odaya baskın yapar gibi girmeleri
devamını gör...
kadına şiddete hayır da erkeğe evet mi sorunsalı
her şey, herkes için geçerli tabii ki. ama ülkede kadına şiddet oldukça fazla olduğu için ve çoğunluğu da ceza almadığı için ona dikkat çekmeye çalışıyor insanlar. bir kadının döverek öldürdüğü bir erkek görmedim hiç. ha ama evet bir erkeğin döverek öldürdüğü erkek vardır. şiddetin her türlüsü kötüdür. asla hiçbir şey için çözüm değildir.
devamını gör...
görevde olmayan bekçinin vatandaşı öldürmesi
ite kopuğa 3 gün dandik bir eğitim verip, eline de silah tutuşturarak sokağa salmanın sonucudur. korkarım bunlar daha iyi günlerimiz. ha birde bekçi demeyin, inciniyorlar sonra.
devamını gör...
cumbalı kahve
istanbul'un balat ilçesinde bulunan kahvesi gerçekten diğer kahvelerden farklı olan güzel mini mekan. her balat'a uğradığımda kahvesini içmeden gitmem. sahibiyle muhabbetimizde kullandığı kahve çekirdeğini özel yurt dışından getirdiğini hatırlıyorum. türk kahvesi ve filtre kahvesi gerçekten başarılı,gidip tatmanızı tavsiye ederim.
biraz öznel olacak ama bir eleştirim de var. anlaşılır bir şey yalnız sahibinin amacı genel olarak müşterilere kahveyi vereyim daha sonra hızlı bir şekilde içsinler gitsinler sirkülasyon oluşsun düşüncesinde ve bunu her uğradığımda şahit oluyorum. tabi ki para kazanacak yalnız kendimde bariz hissetmedim ancak bazı anlara tanık oldum.
ama tabi ki kalitenin hakkını vermek lazım,gerçekten başarılı. bildiğim çok güzel bir kahve yapan yer var,gelmek ister misin? sorusuna harika bir şekilde yanıt verecek yerdir kendileri. gidip tattıktan sonra her zaman görüşünüzü benimle paylaşabilirsiniz.*
mekanın görüntüsü için tık tık
biraz öznel olacak ama bir eleştirim de var. anlaşılır bir şey yalnız sahibinin amacı genel olarak müşterilere kahveyi vereyim daha sonra hızlı bir şekilde içsinler gitsinler sirkülasyon oluşsun düşüncesinde ve bunu her uğradığımda şahit oluyorum. tabi ki para kazanacak yalnız kendimde bariz hissetmedim ancak bazı anlara tanık oldum.
ama tabi ki kalitenin hakkını vermek lazım,gerçekten başarılı. bildiğim çok güzel bir kahve yapan yer var,gelmek ister misin? sorusuna harika bir şekilde yanıt verecek yerdir kendileri. gidip tattıktan sonra her zaman görüşünüzü benimle paylaşabilirsiniz.*
mekanın görüntüsü için tık tık
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının yaşadığı şehirler
abi isterseniz tc kimlik numarasını da buraya atalım? sözlük yazarlarının yaşadığı yer, sözlük yazarları an itibariyle ne yapıyor, sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar. sözlük yazarlarının okuduğu bölümler. lan yeter, verelim bütün bilgilerimizi bitsin bu işkence…
forum sitesine geldik de bizim mi haberimiz yok anasını satıyım.
forum sitesine geldik de bizim mi haberimiz yok anasını satıyım.
devamını gör...
90'larda çocuk olmak
uyanınca kahvaltıyı alelacele etmek, sokağa geç kalmamak demekti.
mahalledeki çocukların ismini camın önünde haykırması, annenden '' çok kirlenme, azıtma'' laflarını işitmek tüm bunlara rağmen azıtmaya hazır oldugun hunharca sokakta oynadığın günler demekti.
yakartop, istop, sek sek, ip atlama, dokuz taş ve eğer şanslıysan akşam üzeri mahalledeki ablalarla voleybol oynamak demekti.
dönen salıncağı sokağın başında görüp ''anneeee anneeee para!'' diye anneyi darlamak yediğin azarı umursamadan kaptığın paraya mutlu olmak demekti.
öğlen eve girmemek için salçalı ekmek su ikilisini anneden istemek, yahut komşu evlere rahatça girip karnını bir güzel doyurmak demekti.
akşam yemeginden sonra kendini gene sokağa atıp ablalardan abilerden garip hikayeler dinlemek demekti.
korkusuzduk, zarar kötülük beklemezdik komşularımızdan çünkü öyle dönemlerdi. kavgayı, paylaşmayı, dostluğu hep o sokaklarda öğrendik. şuan deli gibi korktuğumuz, çocuklarımızı asla yalnız bırakmayacağımız sokaklardan..
güzel zamanlardı ve ne yazık ki artık çok eskide kaldı.
mahalledeki çocukların ismini camın önünde haykırması, annenden '' çok kirlenme, azıtma'' laflarını işitmek tüm bunlara rağmen azıtmaya hazır oldugun hunharca sokakta oynadığın günler demekti.
yakartop, istop, sek sek, ip atlama, dokuz taş ve eğer şanslıysan akşam üzeri mahalledeki ablalarla voleybol oynamak demekti.
dönen salıncağı sokağın başında görüp ''anneeee anneeee para!'' diye anneyi darlamak yediğin azarı umursamadan kaptığın paraya mutlu olmak demekti.
öğlen eve girmemek için salçalı ekmek su ikilisini anneden istemek, yahut komşu evlere rahatça girip karnını bir güzel doyurmak demekti.
akşam yemeginden sonra kendini gene sokağa atıp ablalardan abilerden garip hikayeler dinlemek demekti.
korkusuzduk, zarar kötülük beklemezdik komşularımızdan çünkü öyle dönemlerdi. kavgayı, paylaşmayı, dostluğu hep o sokaklarda öğrendik. şuan deli gibi korktuğumuz, çocuklarımızı asla yalnız bırakmayacağımız sokaklardan..
güzel zamanlardı ve ne yazık ki artık çok eskide kaldı.
devamını gör...
