kitap sayfalarını ayraç niyetine katlayan insan
yapmalı yapmamalı tartışılmasına gerek bile yok. kitap kendininse isterse vazoyu ayraç olarak kullanır. kitap başkasınınsa ve sormadan yaptıysa vazoyu kafasında kırabilirsiniz.
devamını gör...
kendini ispatlayan genç iş bulur
kendini ispatlamak değil o, akp'li bir milletvekilinin tanıdığı olduğunu ispatlamak.
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
yeni dönemin ilk yayını, bekliyoruz, iştirak edeceğiz, dinliyeceğiz, sorgulayacağız, güzel vakit geçirip güzel şarkılara kulak kabartacağız.
(bkz: ne mutlu bize)
ve şimdiden iyi yayınlar, başarılar.
(bkz: ne mutlu bize)
ve şimdiden iyi yayınlar, başarılar.
devamını gör...
orkusuga
enerji çeken/tüketen arkadaş anlamına gelmektedir. kendini ön planda tutmaya çalışan, fazla ilgi isteyen ve sadece kendini önemseyen fikirlere saygı duymayan insanlar örnek verilebilir.
devamını gör...
ölüm bizi ayırana dek
birilerinden yanılgıların ötesine dair verilmesi istenen söz. genelde birbirini ''seven'' insanlar birbirlerine bu sözü bir şartname olarak sunarlar ve buna gönüllü olduklarına dair inançları da çok büyüktür. yüktür.
bana 15. ve 19. yüzyıl arasında postmodern fotoğrafçılığı anımsatıyor yalnızca. sevdikleri ölen insanlar kendi mutlulukları ve kaybettikleri kişinin ölümsüzlüğü için kişi öldükten sonra onu bir güzel hazırlar ve poz veriyormuş gibi birlikte fotoğraf çektirirlerdi. zorla, çeşitli yöntemlerle bazı fotoğraflarda ölünün gözleri açık tutulmuştur mesela.
evet evet... ölüm bizi ayırana dek.
bana 15. ve 19. yüzyıl arasında postmodern fotoğrafçılığı anımsatıyor yalnızca. sevdikleri ölen insanlar kendi mutlulukları ve kaybettikleri kişinin ölümsüzlüğü için kişi öldükten sonra onu bir güzel hazırlar ve poz veriyormuş gibi birlikte fotoğraf çektirirlerdi. zorla, çeşitli yöntemlerle bazı fotoğraflarda ölünün gözleri açık tutulmuştur mesela.
evet evet... ölüm bizi ayırana dek.
devamını gör...
beslenme çantası
okul dönemlerimizin ikinci çantasıydı. mutlaka okulda, evde, serviste ya da başka bir yerde unutulan çantaydı. tarihe karışalı uzun süre oldu.
devamını gör...
köyde hiç yaşamayanların bilemeyeceği şey
ezan sesini duyunca çakalların ulumaya başlaması. hiç bilmeyen için ürkütücüdür de aslında.
devamını gör...
tek tanrıcılık
islamiyet, hristiyanlık, yahudilik de dahil olduğu inanç grubudur.
ayrıca islamiyet'te tevhid inancı olarak da geçer.
ayrıca islamiyet'te tevhid inancı olarak da geçer.
devamını gör...
ağzı olan konuşuyor
ukde sahibi: cözülemeyen sudoku
1- "konuyla ilgisi olmayan, bilir bilmez herkesin söyleyecek sözü var." anlamında kullanılan bir söz.
2- bir yakıt firmasının reklam sloganı:
3- ankaralı namık'ın albümü ve parçası:
1- "konuyla ilgisi olmayan, bilir bilmez herkesin söyleyecek sözü var." anlamında kullanılan bir söz.
2- bir yakıt firmasının reklam sloganı:
3- ankaralı namık'ın albümü ve parçası:
devamını gör...
fonksiyonlar kuramı
f(x) = allah'ım neydi günahım.
f'(x)= günahım neydi allah'ım.
düzeltme: normalde 2. sinde f'in üzerinde -1 olması lazım ama halledemedim orayı. öyleymiş gibi görün.
f'(x)= günahım neydi allah'ım.
düzeltme: normalde 2. sinde f'in üzerinde -1 olması lazım ama halledemedim orayı. öyleymiş gibi görün.
devamını gör...
fal bakan sözlük yazarları
fal olur, yıldız haritası olur nasıl yaptıklarını anlatsınlar istiyorum. bir de hayrına bana bakıverin.
devamını gör...
ülkemizin değerini bilemediği sanatçılar
genco erkal. muhteşem bir tiyatral yeteneği ve hitabet sanatı olan büyük usta fazla değer görmeyen nicelerinden biri.
devamını gör...
krema
yüksek süt yağı içeren bir süt ürünüdür. sütün en pahalı kısmıdır çünkü 10 ton sütten sadece 500 kg civarı krema çıkar.
evde çiğ sütü 55-60 santigrad dereceye getirip bekleyerek üzerinde toplanan yağı elde edebilirsiniz. büyük kapasitelerde ise süt yağı, süt içerisindeki diğer parçacıklardan büyük ve ağır olduğu için santrifüj seperasyon yöntemi ile ayırılır. marketlerde içtiğimiz standardize edilmiş %1,5 veya %3 yağlı sütleri elde etmek için süt içerisindeki kremanın tamamı çekilip tekrar eklenmektedir. çiğ süt içerisinde %3,6 yağ bulunduğundan, krema, yarım yağlı veya normal süt elde ederken oluşan bir yan üründür. bu ürün sütten ayrıldıktan sonra sterilize edilir ve soğutularak yayıkta tereyağına, yüksek yağ oranlı bir ürüne katılmak üzere başka bir prosese veya paketlenmek üzere dolum makinasına gönderilir. soğuk halde içerisindeki yağ donduğu ve mekanik etki ile tereyağına dönüştüğü için işlenmesi zordur. sıcak haline ise neredeyse su gibi akar. paketlenmiş yemeklik veya pasta yapımı için kremalardan aldığınızda soğuk hali ile paketin içerisinde epeyce katı, sos yapmak için ısıttığınızda ise oldukça süte benzeyen bir kıvamda olduğunu görürsünüz.
teknik detayları geçip işin mutfağına gelirsek;
yemeklerde kullanımında % 18-35 arası tatlı ve pastalarda %45 ve tereyağı yapımında %65 ve üzeri oranlarda yağ içeren süt kullanılır.
o bayılarak yediğimiz kremalı makarna soslarının aslında neredeyse yarısı süt yağı, kalanı ise sütten oluşur.
marketlerde artık yemeklik %18'lik kremalar satılıyor, eğer soslarda ve yemeklerde kullanacaksanız bunlardan kullanabilir, yada bir ölçek krema bir ölçek süt kullanarak yağ oranını düşürebilirsiniz. nacizane tavsiyem krema kullandığınız yemeklerde başka yağ kullanmamanızdır.
evde çiğ sütü 55-60 santigrad dereceye getirip bekleyerek üzerinde toplanan yağı elde edebilirsiniz. büyük kapasitelerde ise süt yağı, süt içerisindeki diğer parçacıklardan büyük ve ağır olduğu için santrifüj seperasyon yöntemi ile ayırılır. marketlerde içtiğimiz standardize edilmiş %1,5 veya %3 yağlı sütleri elde etmek için süt içerisindeki kremanın tamamı çekilip tekrar eklenmektedir. çiğ süt içerisinde %3,6 yağ bulunduğundan, krema, yarım yağlı veya normal süt elde ederken oluşan bir yan üründür. bu ürün sütten ayrıldıktan sonra sterilize edilir ve soğutularak yayıkta tereyağına, yüksek yağ oranlı bir ürüne katılmak üzere başka bir prosese veya paketlenmek üzere dolum makinasına gönderilir. soğuk halde içerisindeki yağ donduğu ve mekanik etki ile tereyağına dönüştüğü için işlenmesi zordur. sıcak haline ise neredeyse su gibi akar. paketlenmiş yemeklik veya pasta yapımı için kremalardan aldığınızda soğuk hali ile paketin içerisinde epeyce katı, sos yapmak için ısıttığınızda ise oldukça süte benzeyen bir kıvamda olduğunu görürsünüz.
teknik detayları geçip işin mutfağına gelirsek;
yemeklerde kullanımında % 18-35 arası tatlı ve pastalarda %45 ve tereyağı yapımında %65 ve üzeri oranlarda yağ içeren süt kullanılır.
o bayılarak yediğimiz kremalı makarna soslarının aslında neredeyse yarısı süt yağı, kalanı ise sütten oluşur.
marketlerde artık yemeklik %18'lik kremalar satılıyor, eğer soslarda ve yemeklerde kullanacaksanız bunlardan kullanabilir, yada bir ölçek krema bir ölçek süt kullanarak yağ oranını düşürebilirsiniz. nacizane tavsiyem krema kullandığınız yemeklerde başka yağ kullanmamanızdır.
devamını gör...
favori atmayı bilmeyen yazarlar sürüsü
efendim ben bu favorileme işini doğru yaptığımı düşünüyorum o yüzden içinde bulunmadığım sürüdür.
yeri gelmişken de şunları belirtmek isterim;
öncelikle bir tanımın beğendiğim herhangi bir özelliği varsa beğenmekten imtina etmem.
hatta az önce bir başlıkta isim vermeden eleştirdiğim bir yazarın başka bir tanımını beğenmekten çekinmedim.
dahası sevmediğim yazarların beğeniyi hak eden tanımlarını da beğenmeden edemiyorum*.
favorilemek ise bazen çok beğenmeyi,
bazen beğenmeseniz bile etkilenmeyi,
bazen bak bu tanımı unutmayayım döner okurum demeyi,
ve nihayet bazen de tanım sahibi yazarı gıcık etmeyi amaçlıyor olabilir.
şu sonuncusuna katılmayabilirsiniz. şahsen, bana üstü kapalı laf atan yazarların tanımlarını favorilemek hoşuma gidiyor.
yeri gelmişken de şunları belirtmek isterim;
öncelikle bir tanımın beğendiğim herhangi bir özelliği varsa beğenmekten imtina etmem.
hatta az önce bir başlıkta isim vermeden eleştirdiğim bir yazarın başka bir tanımını beğenmekten çekinmedim.
dahası sevmediğim yazarların beğeniyi hak eden tanımlarını da beğenmeden edemiyorum*.
favorilemek ise bazen çok beğenmeyi,
bazen beğenmeseniz bile etkilenmeyi,
bazen bak bu tanımı unutmayayım döner okurum demeyi,
ve nihayet bazen de tanım sahibi yazarı gıcık etmeyi amaçlıyor olabilir.
şu sonuncusuna katılmayabilirsiniz. şahsen, bana üstü kapalı laf atan yazarların tanımlarını favorilemek hoşuma gidiyor.
devamını gör...
kedi fotosu atayım da belki karı kız düşer
insanlarla ne derdiniz var da düşürmeye çalışıyorsunuz. çukur musunuz ya da bataklık mısınız ki düşülsün. kendinizi geliştirin, yükseltin ki irtibatta olduğunuz insanlar da sizin sayenizde düşmek yerine yükselsinler.
devamını gör...
girişimcilik
türkiye'de biraz farklı algınan kavramların başlarında gelir. kendimce yanlış algınan kısımlarını madde madde listeleyeyim:
1- girişimcilik sıfırdan olur algısı.
sanırım en büyük hatalardan biri bu. girişimcilik sıfırdan iş kurmak olarak algılanıyor çoğu zaman. girişimci var olan/işleyen bir işi de devralabilir, ortak olabilir. belki de hayalinizdeki işi birisi yapıyor ve hatta ortak arıyor. insanların algısı çoğu zaman sıfırdan kurmak olarak işlediği için bu kısımlara bakılmıyor bile.
2- başarılı olan işlerin sadece sonucunu görme
değişik bir başlık oldu ama daha farklı anlatmak zor. en bilinen örneklerden birini vereyim: (bkz: elon musk). "adam tesla/spacex/starlink yaptı abi büyük girişimci." evet büyük girişimci ama elon bir gün durup düşünürken "ya bi' elektrikli araba yapayım" demedi. 9 yaşında ilk oyunun kodlayıp 500 dolara satan birinden ilk büyük projesini yaklaşık 380 milyon dolara satan bir yazılımcıdan bahsediyoruz. her şeyin altında büyük bir tecrübe, geçmiş ve bilgi birikimi var.
en büyük sorunlarımızdan biri sonuca odaklanmak, oraya gelene kadar başarı ve başarısızlıklarla dolu serüveni kimse görmüyor, görmek istemiyor, merak etmiyor.
3- kısa zamanda başarı/para/sükse beklentisi
bildiğim bir sektörden örnek vereceğim. tek kişi bir oyun yaptı: (bkz: stardew valley) aranızda belki bilenler vardır. yaklaşık 34 milyon dolar kazandı(şu ana kadar-günden güne artıyor). şimdi bu projeye bakan insanlar "5 arkadaş toplanırız, 6 ayda yaparız, milyonluk oluruz" diye düşünüyor genelde. düşünce güzel de gerçek nedir? bu proje 4 yılda günde 12 saat çalışarak geliştirilmiş yani tam zamanlı iş gibi. düşünün gelir yok ve 4 sene tam zamanlı olarak çalışılıyor. peki bunun sebebi nedir? adanmışlık ya da inanmışlık diyerek klişelere girmeyelim. projenin prototipi bittiğinde geliştirici dostumuz bir "community" oluşturuyor. geri bildirimleri topluyor. bakıyor ki insanlar bu oyunu almaya talip, bitmesini bekliyorlar o da geliştirmeye ve gelişmeleri paylaşmaya devam ediyor. böylelikle proje hayata geçmeden önce bile küçük de olsa kitlesini yaratıyor.
4- bilgi ve araştırma eksikliği
bu sanırım okumayı ve araştırmayı çok sevmiyor olmamızla alakalı. çoğumuzun başına gelmiştir. bir arkadaşımız ya da yakınımız gelir, kafasındaki bir işten bahseder ama bu işten 50 tane yapılmış ve tutmuşu vardır zaten.
"abi bi fikir geldi aklıma. sms atmaya gerek yok artık, bi program yapıcaz internet üzerinden mesajlaşıcaz." inanılmazsın gerçekten kardeşim nasıl aklına geldi böyle bir proje ya? akıl alır gibi değil.
geyik bir yana cidden bu konuda eksiklerimiz var. bir iş yapacaksak önce kim ne yapmış? nasıl yapmış? kar mı etmiş? zarar mı etmiş? batmış mı? talep var mı? arz ne durumda? bütün bu sorulara cevap arayarak başlamalıyız. piyasa analizi ve fizibilitesi yapılmamış projelerin çoğunluğu yok olmaya mahkumdur.
bir de (bkz: toplam kalite yönetimi) var ama o konu derya deniz. onu kendi başlığında inceleriz.
1- girişimcilik sıfırdan olur algısı.
sanırım en büyük hatalardan biri bu. girişimcilik sıfırdan iş kurmak olarak algılanıyor çoğu zaman. girişimci var olan/işleyen bir işi de devralabilir, ortak olabilir. belki de hayalinizdeki işi birisi yapıyor ve hatta ortak arıyor. insanların algısı çoğu zaman sıfırdan kurmak olarak işlediği için bu kısımlara bakılmıyor bile.
2- başarılı olan işlerin sadece sonucunu görme
değişik bir başlık oldu ama daha farklı anlatmak zor. en bilinen örneklerden birini vereyim: (bkz: elon musk). "adam tesla/spacex/starlink yaptı abi büyük girişimci." evet büyük girişimci ama elon bir gün durup düşünürken "ya bi' elektrikli araba yapayım" demedi. 9 yaşında ilk oyunun kodlayıp 500 dolara satan birinden ilk büyük projesini yaklaşık 380 milyon dolara satan bir yazılımcıdan bahsediyoruz. her şeyin altında büyük bir tecrübe, geçmiş ve bilgi birikimi var.
en büyük sorunlarımızdan biri sonuca odaklanmak, oraya gelene kadar başarı ve başarısızlıklarla dolu serüveni kimse görmüyor, görmek istemiyor, merak etmiyor.
3- kısa zamanda başarı/para/sükse beklentisi
bildiğim bir sektörden örnek vereceğim. tek kişi bir oyun yaptı: (bkz: stardew valley) aranızda belki bilenler vardır. yaklaşık 34 milyon dolar kazandı(şu ana kadar-günden güne artıyor). şimdi bu projeye bakan insanlar "5 arkadaş toplanırız, 6 ayda yaparız, milyonluk oluruz" diye düşünüyor genelde. düşünce güzel de gerçek nedir? bu proje 4 yılda günde 12 saat çalışarak geliştirilmiş yani tam zamanlı iş gibi. düşünün gelir yok ve 4 sene tam zamanlı olarak çalışılıyor. peki bunun sebebi nedir? adanmışlık ya da inanmışlık diyerek klişelere girmeyelim. projenin prototipi bittiğinde geliştirici dostumuz bir "community" oluşturuyor. geri bildirimleri topluyor. bakıyor ki insanlar bu oyunu almaya talip, bitmesini bekliyorlar o da geliştirmeye ve gelişmeleri paylaşmaya devam ediyor. böylelikle proje hayata geçmeden önce bile küçük de olsa kitlesini yaratıyor.
4- bilgi ve araştırma eksikliği
bu sanırım okumayı ve araştırmayı çok sevmiyor olmamızla alakalı. çoğumuzun başına gelmiştir. bir arkadaşımız ya da yakınımız gelir, kafasındaki bir işten bahseder ama bu işten 50 tane yapılmış ve tutmuşu vardır zaten.
"abi bi fikir geldi aklıma. sms atmaya gerek yok artık, bi program yapıcaz internet üzerinden mesajlaşıcaz." inanılmazsın gerçekten kardeşim nasıl aklına geldi böyle bir proje ya? akıl alır gibi değil.
geyik bir yana cidden bu konuda eksiklerimiz var. bir iş yapacaksak önce kim ne yapmış? nasıl yapmış? kar mı etmiş? zarar mı etmiş? batmış mı? talep var mı? arz ne durumda? bütün bu sorulara cevap arayarak başlamalıyız. piyasa analizi ve fizibilitesi yapılmamış projelerin çoğunluğu yok olmaya mahkumdur.
bir de (bkz: toplam kalite yönetimi) var ama o konu derya deniz. onu kendi başlığında inceleriz.
devamını gör...
çocukken yapılan salaklıklar
kumsalda ufacık, ölü bir balık bulmuştum. hoşuma gitti, aldım çantanın ön gözüne attım.
1-2 gün sonra o çanta içinden bir şey lazım oldu. çantaya yaklaşınca berbat bir koku geliyor ama çocuk aklımla anlamıyorum tabii sebebini. bir süre sonra koklaya koklaya iz bulmaya karar verip kokulu ölü balık püresiyle karşılaşınca bir şoktan çıkıp diğerine girmiştim.
1-2 gün sonra o çanta içinden bir şey lazım oldu. çantaya yaklaşınca berbat bir koku geliyor ama çocuk aklımla anlamıyorum tabii sebebini. bir süre sonra koklaya koklaya iz bulmaya karar verip kokulu ölü balık püresiyle karşılaşınca bir şoktan çıkıp diğerine girmiştim.
devamını gör...
intihar girişiminde bulunan sözlük yazarı
bir zamanlar çok düşündüm 6 ay falan tüm kıyafetlerimi çöp poşetlerine doldurdum. ailem benden sonra kolay atsın diye kıyafetlerimi çöp poşetlerinin içinden kullandım. aile içi şiddet yaşıyordum. kemiklerim falan kırılıyordu o derece, üzüntüden iki kere zona oldum ve bir sürü hastalığı yaşadığım iki yılın sonunda artık dayanacak gücüm de kalmamıştı.
sonra bir manevî ağabeyim * beni bırakmadı kendi halime... bırakmadı gecelerce telkin etti. ben o halden kurtuldum. ben niye ölüyorum ya, onlar ölsün kafasına geldim.
şimdi yine mutsuzum zaman zaman hayat zorluyor lakin her şeyi bir kazanç görüyorum. intihar çözüm değil bunu biliyorum. siz de bir şeylere sarılın, çok zor farkındayım lakin bunu sizden başka yapacak kimse yok. kendinize en kolay meşguliyetler bulun, ben karikatürlere sardım siz baska şeyle eğlenirsiniz bilemem ama pes etmeyin.
bu hayat sizin biricik hayatınız. elbette her an mutlu olamayız; küçük küçük mutlu anlar bile yetiyor bana.



sonra bir manevî ağabeyim * beni bırakmadı kendi halime... bırakmadı gecelerce telkin etti. ben o halden kurtuldum. ben niye ölüyorum ya, onlar ölsün kafasına geldim.
şimdi yine mutsuzum zaman zaman hayat zorluyor lakin her şeyi bir kazanç görüyorum. intihar çözüm değil bunu biliyorum. siz de bir şeylere sarılın, çok zor farkındayım lakin bunu sizden başka yapacak kimse yok. kendinize en kolay meşguliyetler bulun, ben karikatürlere sardım siz baska şeyle eğlenirsiniz bilemem ama pes etmeyin.
bu hayat sizin biricik hayatınız. elbette her an mutlu olamayız; küçük küçük mutlu anlar bile yetiyor bana.



devamını gör...
uğur mumcu
o günü asla unutmam. televizyonun sesi evi ele geçirmiş gibiydi. annemi ve babamı o güne kadar hiç öyle görmemiştim. sanki başka bir boyuttaydılar.
alışık olmadığım kadar ilgisizler bana. etraflarında dolaşıyorum ama sanki beni görmüyorlar bile. televizyonda sürekli görüntüler dönüyor. işin aslında çok fazla bir şey anlamıyorum. sadece birinin öldüğünün farkındaydım.
babamın ve annemin durumunu düşününce, her halde bir yakınımız öldü diyorum içimden. babam anneme bir şeyler söylüyor. fısıldar gibi. gürdür aslında babamın sesi. alışık değilim o kadar boğuk çıkmasına.
''kıydılar sonunda adama'' diyor.
annem sessizce başını sallıyor.
kendimi göstermem lazım. annemin yanına sokuluyorum. nazikçe kavrıyor beni, sarılıyor. ama alışık olduğum sevgi sözlerini duyamıyorum. ikisi de televizyona kilitlenmiş durumdalar. ne yapsam ilgilerini çekemiyorum.
bir ara babamın sesi yeniden gürleşiyor. ''görüyor musun süpürüyorlar! '' neyi süpürüyorlar, niye süpürüyorlar bilmiyorum. sormaya da çekiniyorum. sonra öğreniyoruz tabi neyin süpürüldüğünü...
babamın gözleri dolmuş, yaşlar hafifçe yanaklarına doğru süzülüyor. babalar öyle çok ağlamaz. ağlasalar da pek görmezsiniz. onların gözüne sadece çöp batar.
aniden fırlıyor yerinden, balkona doğru gidiyor. sigara yakıyor. fırsat bu fırsat diyorum.
anneme soruyorum; '' tanıdığımız biri mi öldü anne ?'' ''evet oğlum, diyor.'' ses tonu devamını getirme der gibi. mesajı alıyorum. bende onlar gibi sessizleşiyorum.
ertesi gün oluyor. uyandığımda babam evde yok. benim uyanmamdan biraz sonra eve geliyor. elinde bir gazete var. mutfağa giriyor. yüzü yine asık. yüzünün asık olmasına da pek alışkın değilim. gazeteyi masaya koyuyor. gazetenin üzerinde kocaman puntolarla ''susturamayacaklar'' yazılmış. altında ton ton yanaklı bir amcanın resmi var. ölen akrabamız bu herhalde diyorum.
sonrasında yine annemle babamın konuşmaları. pek çoğu hayal meyal kafamın içerisinde. ''saat kaçta?'' ''ne zaman gideceğiz?'' gibi konuşmalar...
aradan yanılmıyorsam bir iki gün geçiyor. çok net hatırlamıyorum o kısımları. güzelce giyinip çıkıyoruz evden. cenazeye gittiğimizi biliyorum. annem en güzel kıyafetlerimi, çıkarmış hazırlamış.
sonra hayatımda gördüğüm en büyük insan kalabalığının içerisinde buluyorum kendimi. mahşeri bir kalabalık var. annemin elini sıkı sıkı tutuyorum. korkuyorum bir nebze. bir sürü insanın elinde, babamın bir kaç gün önce eve getirdiği gazete var. havaya kaldırmışlar. o görüntüyü de hiç unutmam. asıl unutmadığımsa babamın o gür sesinin onca insan arasından sıyrılıp, yükselmesi. yumruğunu büyük bir hınçla sıkıp, sürekli havaya kaldırması. öfkeli sanki babam. daha önce onu bu kadar öfkeli de görmemiştim...
neyse çok uzatmayacağım, ben uğur mumcu ile babamın bir kaç damla gözyaşı ve haykırışları, annemin o derin suskunluğu ile tanıştım. akrabamız değildi, yakınımız değildi ama ölümü/öldürülüşü evimizde böyle bir etki doğurmuştu. türkiye'nin aydınlık yarınlarına inanan pek çok insanın evinde de, haberin bu şekilde karşılandığını düşünüyorum.
bu hazin tanışma sonrası, ilerleyen süreçte, uğur mumcu'nun tüm köşe yazılarını, kitaplarını okudum. babamın ve annemin verdiği tepkileri yerli yerine oturtmak ondan sonra kolay oldu. yıllar sonra babam da, ceketini alıp gitti bu haksızlıklarla dolu dünyadan. o gazete halen bende. ikisinin de yadigarıdır.
uğurlar olsun... devirleri daim olsun...
alışık olmadığım kadar ilgisizler bana. etraflarında dolaşıyorum ama sanki beni görmüyorlar bile. televizyonda sürekli görüntüler dönüyor. işin aslında çok fazla bir şey anlamıyorum. sadece birinin öldüğünün farkındaydım.
babamın ve annemin durumunu düşününce, her halde bir yakınımız öldü diyorum içimden. babam anneme bir şeyler söylüyor. fısıldar gibi. gürdür aslında babamın sesi. alışık değilim o kadar boğuk çıkmasına.
''kıydılar sonunda adama'' diyor.
annem sessizce başını sallıyor.
kendimi göstermem lazım. annemin yanına sokuluyorum. nazikçe kavrıyor beni, sarılıyor. ama alışık olduğum sevgi sözlerini duyamıyorum. ikisi de televizyona kilitlenmiş durumdalar. ne yapsam ilgilerini çekemiyorum.
bir ara babamın sesi yeniden gürleşiyor. ''görüyor musun süpürüyorlar! '' neyi süpürüyorlar, niye süpürüyorlar bilmiyorum. sormaya da çekiniyorum. sonra öğreniyoruz tabi neyin süpürüldüğünü...
babamın gözleri dolmuş, yaşlar hafifçe yanaklarına doğru süzülüyor. babalar öyle çok ağlamaz. ağlasalar da pek görmezsiniz. onların gözüne sadece çöp batar.
aniden fırlıyor yerinden, balkona doğru gidiyor. sigara yakıyor. fırsat bu fırsat diyorum.
anneme soruyorum; '' tanıdığımız biri mi öldü anne ?'' ''evet oğlum, diyor.'' ses tonu devamını getirme der gibi. mesajı alıyorum. bende onlar gibi sessizleşiyorum.
ertesi gün oluyor. uyandığımda babam evde yok. benim uyanmamdan biraz sonra eve geliyor. elinde bir gazete var. mutfağa giriyor. yüzü yine asık. yüzünün asık olmasına da pek alışkın değilim. gazeteyi masaya koyuyor. gazetenin üzerinde kocaman puntolarla ''susturamayacaklar'' yazılmış. altında ton ton yanaklı bir amcanın resmi var. ölen akrabamız bu herhalde diyorum.
sonrasında yine annemle babamın konuşmaları. pek çoğu hayal meyal kafamın içerisinde. ''saat kaçta?'' ''ne zaman gideceğiz?'' gibi konuşmalar...
aradan yanılmıyorsam bir iki gün geçiyor. çok net hatırlamıyorum o kısımları. güzelce giyinip çıkıyoruz evden. cenazeye gittiğimizi biliyorum. annem en güzel kıyafetlerimi, çıkarmış hazırlamış.
sonra hayatımda gördüğüm en büyük insan kalabalığının içerisinde buluyorum kendimi. mahşeri bir kalabalık var. annemin elini sıkı sıkı tutuyorum. korkuyorum bir nebze. bir sürü insanın elinde, babamın bir kaç gün önce eve getirdiği gazete var. havaya kaldırmışlar. o görüntüyü de hiç unutmam. asıl unutmadığımsa babamın o gür sesinin onca insan arasından sıyrılıp, yükselmesi. yumruğunu büyük bir hınçla sıkıp, sürekli havaya kaldırması. öfkeli sanki babam. daha önce onu bu kadar öfkeli de görmemiştim...
neyse çok uzatmayacağım, ben uğur mumcu ile babamın bir kaç damla gözyaşı ve haykırışları, annemin o derin suskunluğu ile tanıştım. akrabamız değildi, yakınımız değildi ama ölümü/öldürülüşü evimizde böyle bir etki doğurmuştu. türkiye'nin aydınlık yarınlarına inanan pek çok insanın evinde de, haberin bu şekilde karşılandığını düşünüyorum.
bu hazin tanışma sonrası, ilerleyen süreçte, uğur mumcu'nun tüm köşe yazılarını, kitaplarını okudum. babamın ve annemin verdiği tepkileri yerli yerine oturtmak ondan sonra kolay oldu. yıllar sonra babam da, ceketini alıp gitti bu haksızlıklarla dolu dünyadan. o gazete halen bende. ikisinin de yadigarıdır.
uğurlar olsun... devirleri daim olsun...
devamını gör...