psikolojik sorunla ilgisi olduğunu düşünmüyorum. insanların bazı öncelikleri vardır veyahut yetiştirilme tarzı burada önemli rol oynar. disiplinli bir ailede yetiştiyse çocuk sevgilinin çok sonraları olması gerektiği ile büyür. önceliklerinin derslerinin, okulunun, geleceği olduğunu düşünür. haksız da sayılmaz.

hiç sevgilisi olmamış diye farklı gözlerle bakılmasını doğru bulmuyor, şaşılacak bir özellik olduğunu düşünmüyorum.
devamını gör...

kuaför koltuğuna oturduğu zaman en son hangi kuaföre gittin sorusu karşısında hızlıca bir yalan bulmayı da hesaba katmak gerek bu işi yaparken
devamını gör...

sağangiller familyasından, latince ismi apus apus olan ebabil kuşu, genellikle kırlangıç kuşlarıyla karıştırılsa da daha uzun ve kavisli kanatları ve anatomik yapısı ile onlardan ayrılır. genellikleri sadece üremek için yere iner, bunun dışında sürekli havada olan bir kuş türüdür. omurgaları eğri olduğu için dik duramaz ve yere indiklerinde kolay kolay havalanamazlar. genellikle yalnızca yüksek binaların çatılarına ya da kayalıklara asılı kalarak durabilir, rüzgarın yardımıyla veya kendilerini yüksek bir yerden boşluğa bırakarak havalanıp günler boyu durmaksızın uçabilirler.
tek eşlidirler. sürüler halinde, tiz çığlıklar atarak uçarlar.
ağırlıkları yaklaşık 55 gr, boyları ise 16 cm civarındadır. kanatlarını açtıklarında kanat boyları 45 cm'i bulabilir.
uçarken uyuyabilen nadir kuş türlerinden biridir. genelde yere inmedikleri için beslenmeleri de uçuş sırasında avladıkları sinek ve böceklerdir.
bir ebabil kuşu yılda ortalama 200.000 km yol kateder. bu yolculuk süresince neredeyse hiç durmaz havada dinlenir, beslenir ve uyurlar.
20-25 yıl yaşadıklarına dair bilgiler mevcuttur.
ebabil kuşu ile ilgili kuran'da fil suresinde geçen bir hikaye vardır;
ebrehe ve ordusu kabe'yi yıkmak için mekke'ye geldiğinde binlerce ebabil kuşu gagalarındaki taşları ebrehe'nin ordusunun üstüne bırakarak kabe'yi korumuştur.

eğer yerde bir ebabil kuşu görürseniz önce yaralı olup olmadığından emin olup, yaralı değilse onu yüksek bir binadan ya da tepeden havaya doğru bırakırsanız havalanacak ve yoluna devam edecektir.


benim ebabil hikayem ise canımın içi tostos'umdur.
ona 2 yıl önce sıcak bir temmuz günü rastladım. minicikti, köşede öylece duruyordu, serçe sandım. çekine çekine bir peçete yardımıyla elime aldım, serçe değildi. tüyleri daha tam olarak çıkmamış hiç görmediğim, bilmediğim bir kuş, yakındaki veterinere götürdüm hemen ama kuşlarla ilgili bilgisi olan veteriner o anda orada olmadığı için başka bir kliniğe yönlendirdiler. oradaki veteriner yavru bir ebabil olduğunu söyledi bana. bir yarası vs yoktu ama bebekti, uçamıyordu daha ve bakım istiyordu. muhtemelen civardaki yüksek binalardan birisinden düşmüş öylece kalmıştı orada. protein oranı yüksek kaliteli bir mama verdiler ve bir de şırınga. o mamadan her gün sabah-akşam ıslatarak ağzını kendi ellerimle açıp yedirmemi ve suyu ağzından vermek zor olduğundan burun deliklerinden yavaş yavaş şırınga ile vermemi söylediler. ve bir koliye delikler açarak onu asılı şekilde bırakmamı. ilk zamanlar çok zorlandım, daha çok güçsüz olduğundan asılı duramıyor, düşüyordu çok incecik bir sesi vardı zaten ama ben geceleri düşünce o hemen uyanıp tekrar asıyordum onu ya da kıyamıyor bazen eğim vererek kolinin içinde bırakıyordum (bu arada benim ayrıca sultan papağanım var evde, allah'tan o çok fazla kıskanmadı). ama tostos çok azimliydi. çabuk öğreniyordu. mama zamanlarını anlayıp artık beni yormadan iştahla açıyordu ağzını. o dönem chernobyl dizisi yeniydi, oradaki sesle çok benzer bir sesi vardı bazen ona çernobil diyorduk. sanırım 1,5 ay kadar ona bu şekilde baktım. hiçbir yere gitmedim, işe gittiğimde acıkmış mıdır, susamış mıdır diye aklım sürekli ondaydı çünkü önüne koysanız da yiyemiyor öyle bir yetisi yok. bazen göğsümde asılı beraber uyuduk, bir çok kez üstüme pisledi sıpa ama aramızda öyle bir bağ oldu ki onunla kelime olarak karşılığını hala bulamıyorum. sanırım gerçekten anne olmadan anne olmayı bana ucundan hissettiren küçük bir mucizeydi o.

zamanla büyüdü tostos ve artık uçmak istiyordu, koliden kendini dışarı atmaya başladı. tekrar veterinerin yolunu tuttuk bir sorun mu var acaba diye. doğru düşünmüştük tostos artık gitmek istiyordu, özgür olmak. ama bu o kadar kolay değildi. açık bir alanda denedik uçuramadık, kahrolduk. sonra doğa koruma ve milli parklar genel müdürlüğü istanbul bölge ile iletişme geçtik. gelip aldılar.
o gün o kadar çok ağladım ki ondan ayrılırken halime üzülüp bana cep telefonu verdiler "yarın bizi arayın size bilgi verelim" dediler.
o gün nasıl sabah oldu, nasıl bekledim bilmiyorum. çok erken olmasın diye saatin 09:00 olmasını bekledim ama o ruh halim çok çok fenaydı. sonra aradım. dediler ki "sizin kuşunuzun kontrolleri yapıldı çok sağlıklıydı biz uçurduk. size video atalım."
defalarca sordum "ben çok üzüldüğüm için beni kandırmıyorsunuz değil mi o uçurduğunuz benim tostos'um?"
mutluluktan ağlamak tam olarak buydu benim için. videoyu da gönderdiler. uçurmuşlardı benim canımı.
ardından günlerce ağladım, yataklara düştüm neredeyse, çok özledim onu ama çok da mutlu oldum uçabildiği için. hala mama kabı durur arada gider koklarım, onun kokusu kalmadı ama burnumun diğeri sızlar özlemle.
benim tostos'um umarım çok mutlu şekilde havada uçuyor, uçmaya devam edecek. seni çok sevdim (böyle güzel bir şey sevilmez mi hiç) ben hayatıma giren en minik şey, hep de çok seveceğim. çok duygusal oldu ben de ağlıyorum zaten...

ilk gün
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

20 gün sonraki hali
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

vip locamı hazırladın mı cınım? dediğim program. evet 70 cl chivas 18 olacak masada, teşekkürler.*
devamını gör...

teröristlerin çocuklarından demirtaşa mektup
devamını gör...

sanırım artık yorgan kullanmalıyım*
devamını gör...

sana mutluluk, dostlarına sahte mutluluk hatta kıskançlık veren olaydır.
devamını gör...

anam miko'nun sesi ne muhteşem. tam da yol şarkısı.
devamını gör...

vapur kalkarken her şeyi geride bırakmıştı.*
devamını gör...

kütahya'nın tavşanlı ilçesinde geçen,iki yakın arkadaşın sinemaya olan tutkularına hayran kaldığım,yer yer güldüren ahmet uluçay filmi.

hayatın en acımasız taraflarından biri de,tutku denen şeyin herkeste olmayışı.
ne zaman birinin gözlerinde görsem o ateşi,dünyanın en ayrıcalıklı insanına dönüşüyor.
devamını gör...

muhtemelen konum atmış yazarlardır.
açalım navigasyonu bakalım bakalım.
devamını gör...

acaba benim adımı da yazmışlar mı diye girip bakılan başlıktır.
devamını gör...

saniyede 144 kere ekrandaki görüntüyü yenileyen monitörlerdir. hz zaten bildiğiniz üzere hertz'in kısaltması olup bir saniyede bir şeyin kaç kere yapıldığını belirtir.
konu oyun oynamak olunca şunu söyleyebilirim ki 60hz ile 144hz gerçekten çok farklı. normalde 60hz akıcı geliyor ancak 144hz ile bir kez oynayınca oyun o kadar akıcı geliyor ki geri 60hz'e dönmeniz çok zor. akıcılığın yanı sıra responsiveness (hızlı tepki verme) de artıyor. böylelikle yaptığınız hareketler ekrana daha çabuk yansıyor ve bu size rekabetçi oyunlarda bir avantaj sağlıyor. rekabetçi olmayan oyunlarda da avantaj sağlamasa dahi oyunu çok daha zevkli hale getiriyor. şimdi buna küçük bir bakış atalım.

varsayımlar: karelerin ekran kartı tarafından eşit zamanlarda üretildiği (frame pacing'i görmezden geliyorum), 144 fps alabildiğiniz.

bu durumda 60hz bir ekran 16.6msde bir yeni görüntü üretecektir. 144hz bir monitör ise yaklaşık 7msde bir yeni bir görüntü üretecektir. buradan yaklaşık bir 9.5ms fark var. bunun yanında 60hz olan bir ekranın yüksek ihtimalle 5ms tepki süresine ve 144hz olanın da 1ms tepki süresine sahip olacağını varsayarsak o zaman 4ms de buradan ekleniyor ve size 13.5mslik bir fark oluşuyor. peki bu 13.5ms neye yarar? hiçbir şeye. ancak aşırı rekabetçiyseniz bu farkı hissedebilirsiniz ancak aksi durumlarda pek hissetmezsiniz bu kadar kısa bir zaman farkını. yine de bu, 144hz bir monitör kullanınca ekranın çok daha hızlı tepki verdiğini ve çok daha akıcı bir görüntü sunduğunu değiştirmiyor. eğer imkanınız varsa 144hz monitör deneyimlemelisiniz.
devamını gör...

fotoğraf makineni yaptırdık!
devamını gör...

geçmiş, şu an ve gelecek arasındaki fark inatçı bir illüzyondan ibarettir.

en son dark dizisinde bu yazıyı gördüm. orada da bahsedilen her 33 yılda tekrarlanan hayat döngüsü. başa dönüş, tekrarlar..

nietzsche ’ye göre evren ve zaman sonsuz bir döngü süreci içerisindedir ve yaşanan her şey sonsuza kadar tekrar tekrar yaşanacaktır. başladığın yere tekrar dönmek. düz bir çizgi değil, yuvarlak bir teker varsaydığımız şey. kum saati içine hapsolmuş kum yumağı, bir aşağı bir yukarı. yaşadığın acılar, sevinçler tekrar tekrar yaşanmış ve yaşanacak. ölüm olacak ki doğum gerçekleşsin. çürüyen bitki tekrar yeşersin... yok olup tekrar doğma. bu durum kaderini sevme mantığı doğuruyor. seçemediğin bir yazgı var ortada. onu kabul etmek acıları bile sevmek demektir. zor geliyor kulağa değil mi? insan etkiye tepki verir oysa. bahsedilen şey özetle olumlamadır.

ya bir gün veya bir gece yarısı şeytan en ıssız yalnızlığına gizlice sokulup sana şunu derse: “ geçmişte ve şu anda yaşadığın bu hayatı bir kez daha, hatta defalarca yaşamak zorunda kalacaksın, yeni hiçbir şey olmayacak ama her acı, her neşe, her düşünce, her iç çekiş ve hayatında tarif edilemez bir şekilde küçük ya da büyük olan her şey sana geri dönmek zorunda, hepsi de tamamen aynı sırayla ve art arda. şu örümcek, ağaçların arasından görünen şu ay; hatta şu an ve ben bile...
nietzsche ile yürümek kitabından

belki sürekli aynı şeyleri konuşmamız, aynı sorunlarla karşılaşmamız, geriye dönüp hiçbir şey yapamamışlığın takatsizliğini yaşamamız bu döngü yüzündendir. bunu düşününce olay bizden çıkıyor bir rahatlama,özgürlük hissi duyuluyor. sorumluluğun sende olmaması duygusu bu. lakin kötü olan kaderin değişmemezliği insanı nasıl mutlu edebilir ki? bu tekrarlarla nasıl baş edilir? herkes üstinsan olamaz ki? iyi midir kötü müdür bilemedim. tek anladığım var olmam gerekiyor ama olmam da bir anlam ifade etmiyor. tamamlanmıyorum, tamamlamıyorum. döngünün olabileceğini varsayarak yazdım. olmayadabilir, bu da başka sorular doğurur.*
ah deli sorular...
devamını gör...

can sıkıntısıdır o, ölüm olsa yerinde duramazsın dediğim başlıktır.
devamını gör...

vena cava vücudun kanını kalbe getiren en büyük toplardamar.
devamını gör...

günün ilk ahitleşmesi. isra suresinde (78) allah (cc) bu namazı "şahitli namaz" diye niteler.

en kıymetli ibadetler arasındadır. müslüman ile münafık arasında ki en ince çizginin; sabah namazı alışkanlığı olduğu hadis yolu ile belirtilmiştir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sabah erkenden kalkıp en sevdiğin çizgi filmi izlemek.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim