babamın annemle ilk kez tanıştıkları efsanevi konser. anlattıklarına göre mükemmel bir ortam varmış.

freddie mercury ilk olarak we are the champions’un nakaratıyla sahneye çıkmış. birlikte we will rock you söylemişler. bohemian rhapasody, mama derken zaman su gibi akıp geçmiş.

belki de on binlerce kişinin konsere geldiğini ve öyle harika bir atmosferi hayatı boyunca yaşamadığını aktarıyor babam. f. mercury’nin mama diyişi hâlâ kulaklarımdadır diyor.

edit: konser öncesinde grubu kaymak yemeye götürdüklerini de söylemem gerek.
devamını gör...

okuyun abicim her fırsatta okuyun. kitap okumanın vakti olmaz.
devamını gör...

alman yazar'dır.nazi rejimi ile yurt dışına sürülmüş, abd vatandaşı olmuştur. kısa hikayeleri arasında en ünlü olanı venedik'te ölüm'dür.
devamını gör...

biri çıkıp dese ki: "rusça edebiyatın en önemli yazarı dostoyevski'dir." hep bir ağızdan "bu ne saçma söz öbeği! rus edebiyatı onun adı." deyip karşısında dineliriz ama inatla "türkçe edebiyat" söylemini tartışıyoruz. akıl alır gibi değil.
devamını gör...

haluk bilginer'in mükemmel bir dizisidir. netflix maratonumuza keşke böyle bir diziyle başlasaydık.
devamını gör...

- 8 milyon üniversite öğrencisine, 2.000 ay boyunca kyk bursu verilebilir

- 10 milyon asgari ücretliye 36 ay boyunca maaş ödenebilir.

- 84 milyon vatandaşın her birine 1500 dolar ödeme yapılabilir
devamını gör...

her kadın, mağdur değildir.
her erkek, saldırgan değildir.
her kadın, masum değildir.
her erkek, kadın düşmanı değildir.
her kadın, şiddete maruz kalmıyor.
her erkek, şiddet uygulamıyor.
devamını gör...

şahsi fikrim iş bulamayan gençlerin borçları ertelenmeli, faiz işlememelidir. iş bulanlarınki de uzun vadelere yayılarak alınmalıdır. hiç bana biz zamanında ödedik, alırken biliyorlardı demesin kimse insanlar zaten mezun olduktan sonra işsizlik bunalımına girmiş haldeler bir de borçları ile dertlerine dert eklemeye gerek yok.
devamını gör...

bilinmeyen bir sebepten tam da yeni okuyup bitirdiğim stefan zweig kitabıdır.
sanırım 2 yıl kadar önce de okumuştum ama ben okuduğum kitapları okur ve unuturum genelde. okuduğum kitaplar kötü olduğundan değil ya da onları önemsemediğimden, dikkatli okumadığımdan değil, tam tersi bazen konsantre olamadığım için bırakıp sonra başladığım kitaplar vardır. sanırım hayata ve insana dair o kadar fazla şey geziniyor ki beynimin kıvrımlarında kitapları tek tek hatırlamaya yer kalmıyor. ya da tüm sevdiğimiz şeyler gibi unutulmaya mahkum oluyor kitaplardaki sevdiğimiz öyküler, konular ya da kahramanlar da.

kitaba gelecek olursak;


konusundan zaten ziyadesiyle bahsedilmiştir.
daha küçük bir kızken aşık olduğu adama bir ömür -bedenen değil belki ama ruhen- sadık kalan ama hiçbir zaman adamın hatırlamadığı, kitapta bile adı bilinmeyen bir kadının bu büyük aşkını ölürken birkaç sayfalık mektupla anlatışının öyküsüdür.


çok acıdır ki bazen bazı insanlar bizim hayatlarımıza iznimiz olmadan, öylece pat diye girerler. sonra her şey olurlar. devleşirler. her yaptıkları ya da yapmadıkları bizde hayranlık ya da üzüntü uyandırır. bu insanlar genelde sadece bizim değil bir çok insanın her şeyidir. dünyaya geliş amaçları budur çünkü. herkesi bir parça mutlu etmek ama en çok kendi mutlu olmak.
benim okuduğum sanırım çok iyi bir çeviri değildi ama benim en etkilendiğim bölüm; kadının belki bir gün yeniden onu çağırır diye kimseye bağlanmaması, o çağırdığında gidebilmek için hep özgür olmayı seçmesiydi aslında kendini neye ve nasıl da hapsettiğini bilmeden...tanıdık gelmesi muhtemel bazılarımıza. hatta geçenlerde bir başlık vardı (bkz: ayrılmayı bilmeyen insan)
çok sevmek, bir ömür beklemek, geleceğini ummak, fark edilmeyi beklemek.
biz sanırım vazgeçmeyi bilmiyoruz, gitmeyi, geride bırakmayı bilmiyoruz...

bence şebnem ferah'a kulak vermeliyiz burada;

sil baştan başlamak gerek bazen,
hayatı sıfırlamak.
sil baştan sevmek gerek bazen,
her şeyi unutmak...


hayat bize oyun oynuyor olabilir mi?
devamını gör...

mustafa, mehmet, yusuf.
devamını gör...

eskiden samanyolu diye bir televizyon kanalı vardı. orada dini içerikli öğüt veren kısa filmler olurdu. tolstoy'un hikâyelerini okurken de aynı hissi yaşadım. farklı olarak yazarın yaşattığı üst düzey kaliteye erişim hissi. tolstoy her ne kadar dinsel öğütler veriyor gibi olsa da söyledikleri evrensel. dün, bugün, yarın ve yıllar sonra da geçerliliğini koruyacak öğütler. bu yüzden klasik olmamış mı zaten? ne de güzel olmuş.


insan neyle yaşar? adlı hikayede üç soru ve onun cevaplarını aramaya yönelik bir hikayedir. insanda ne vardır? insana ne verilmemiştir? insan ne ile yaşar? insanda merhamet duygusu vardır. insana neye ihtiyacı olduğunu bilme yetisi verilmemişti. insan sevgiyle yaşardı.

"insanlar sadece kendi hayatları için kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları için yaşar sanırdım, oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş."
syf. 40

kıvılcımı söndürmeyen ateşi zapt edemez adlı hikayede öfkelendiğimizde ve bir husumet oluştuğunda onu uzatmamamız, her şey tazeyken ve kimse zarar görmemişken orta yolu bulmamız öğütlenir.

insana çok toprak gerekir mi? adlı hikayede ise insan ne kadar çok toprağa sahip olmak istese de en sonunda küçük bir çukurun ona yettiğini, aslında ihtiyacımız olanın düşündüğümüzden daha az olduğunu bize öğretiyor.

benim en çok etkilendiğim ve yıllar önce okuduğumda da aklımdan çıkmayan son hikayeydi. tolstoy harika bir yazar. var ol.
devamını gör...

sebepsiz içim darlanıyor, bonus olarak arada da acıyor. hayır ne kattınız benim içimin harcına alüminyum fiat egea malzemesinden mi yaptınız ne ettiniz?
devamını gör...

haluk bilginer.
devamını gör...

bir arkadaşım sana pala'nın en güzel repliğini yollayacağım demişti.

şu videoyu alkollü kafa ile 40. dakikaya kadar izledim. eymir'de güvenlik görevlilerine, sokakta gördüğüm bekçilere, bankalardaki güvenlik görevlilerine sürekli ''hayırlı nöbetler babayiğit'' diyorum. pandemi sebebiyle omuzlarına dokunmuyorum tabiii.
devamını gör...

tanımları okumadan artı oy verdiği her halinden belli olan meleğimsidir. asıl melek tanımları okuduktan sonra gülme krizine veya aydınlanma nöbetine giren sonrasında üzerinde düşünüp beğenmekten vazgeçendir.
devamını gör...

babadan kalan tek miras olacak gibi gözüken hastalık.

/ vur sineme öldür beni /*
devamını gör...

gerçekten ne diyeceğimi bilemediğim. insanın kanının donduğu olaylardan biri. ne için yaptı acaba. hastaya oraya neden alınmış diye sormazlar mı.
devamını gör...

çok uzun süre üzüldüğümüz şeylerin yüzümüzde bıraktığı kalıcı izlere denir.
portekizce bir kelime olmasına rağmen son zamanlarda konuşma dilinde sıkça kullanılmaktadır.

magoa kelimesini şebnem ferah daha iyi anlatır.
"gözlerimin etrafındaki çizgiler
artık belli oluyor
bütün o çizgiler son bir yılda oldu
sana bana bize ağlarken

ben leyla olmuşum kimin umrunda
mecnun çoktan gitmişken
bu ne garip bir yangındı böyle
sen söndün ben yanarken

peki ben neden hala böyleyim
neden hala geçmişteyim
belki de ben sana hala aşığım
işte tam burada karşındayım
ya şimdi tut elimden
ya da bir daha söz etme özlemekten
çok çok çok karışığım zaten
oof
ruhum iki ucun arasında
gezinip duruyor
bugün zaman akmasın dursun
ben içinden geçeceğim
ama neden neden hala böyleyim
neden hala geçmişteyim

belki de ben sana hala aşığım".



tolstoy ne güzel söylemiş...“şikayet ettiğiniz yaşam belki de bir başkasının hayalidir”.
hiçbir şey üzülmeye değmez. üzüldünüz mü neşeli şarkılar söyleyip dans edin...çok da tınn.

“gördüm ki üzüntülerimin yarısı açıkça bir karara vardığım zaman kendiliğinden yok olup gitmektedir, diğer yarısı da vardığım karar üzerinde harekete geçtiğim zaman kaybolmaktadır" -dale carnegie.
devamını gör...

çok fazla resmi aracın bulunması. bu araçların geçişi sırasında yolların kapatılmasıdır.
günün en saçma saatlerinde, her 20 metrede polis aracı görürseniz korkmayın. mutlaka önemli biri geçecektir.
güvenlik sebebiyle...
bu yetmezmiş gibi bir de çakarlı araçlar vardır.
''siyah passat'' ve ''çakar''.... anınızı ağlatırlar.
bizim muhalifliğimiz, sol şeritte inatla siyah çakarlı araçlara yol vermemektir. *
hükümet yeni bir karar ile bütün passatları satıp lexus'a geçecekmiş. yine birileri çok zengin olacak....
devamını gör...

bal yerine reçel yapan arıya mor mahlas verilsin ama verilirken de mor orkide verilsin ( her kampanyaya orkide sıkıştırmam lazım modu). neden derseniz efendim çünkü şurada bir üç beş insan var kendilerini unuttularsa diye belirteyim canım merdumgiriz_ mesleğini çözemediğim hoba3434 doktorum robins ve hayranı olduğum bengaripsengüzeldünyaumutlu. bu insanlarla gün aşırı sohbet ediyorum ve gerçekten anlıyorum ki her karmacıklarını hakediyorlar. siz de hakediyorsunuzdur o ayrı konu ama bakın arkadaşlar bu arı bal değil reçel yapıyor yetmiyor sınavlara hazırlanıyor. ayrıca merdumgirizle beraber kaliteli bir z kuşağı geliyor. ben o yaşlarda böyle değildim. şu kıza da moru çok görmeyin be arkadaşlar. onun tek istediği mor mahlas ve herkese orkide dağıtılması (bence o da bunu içten içe istiyor farkındayım).
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim