kur'an'daki saçma ayetler
nisa suresinin miras ile ilgili olan 12. ve 13. ayetleri. hesaplama yaparsanız yanlışlık olduğunu anlarsınız. tanrının matematiği pek iyi değil galiba.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük, günaydın diğerleri.
çorba içeyim dedim daha olmamış, bu vakitte nasıl olmaz ya? bu basmane de çok bozdu! türkan şlap şlup zıkkımlanıyor karşımda, ben çaya talim!
hayat çok adaletsiz, hayat minnak bir hıyar için çok kırılgan, hayat... yok lan yok şaka şaka, mis gibi hayat işte, yaşayın?
ha bu arada, gideni değil de kalanı var ayrılık diyorlar, doğru mu?
çorba içeyim dedim daha olmamış, bu vakitte nasıl olmaz ya? bu basmane de çok bozdu! türkan şlap şlup zıkkımlanıyor karşımda, ben çaya talim!
hayat çok adaletsiz, hayat minnak bir hıyar için çok kırılgan, hayat... yok lan yok şaka şaka, mis gibi hayat işte, yaşayın?
ha bu arada, gideni değil de kalanı var ayrılık diyorlar, doğru mu?
devamını gör...
söylenecek çok şey varken susmayı tercih etmek
eğer şu an konuşursam bunca yıldır güç bela diri tuttuğum sabrı hiç edeceğim. bir zamanı var, önce kendi ayaklarım üzerinde dimdik duracağım sonra herkese haddini bildireceğim. ha bazen değişmeyeceği için susuyorum. ama söylenecek sözleri ödeteceğim gün var. sabrın sonu selamettir, bekliyorum.
devamını gör...
mikroskobun bakterilerin kişilik haklarını ihlal etmesi
az önce üniversiteden arkadaşlarımla fark ettiğimiz gerçek. üstelik bunu şimdiye kadar kimse fark etmemiş, sözlükte de aramaya inandım ancak bulamadım.
beni daha önceden tanıyanlar bilirler, dört yıldır üniversitemde "canlı haklarını savunma topluluğu" kurucu üyesi bir akademisyenim. gençlerle vakit buldukça tartışıyor, seminer veriyoruz bu hususta. şimdiden şehrimizde birçok güzel farkındalık hareketi başlattık bile.
neyse whatsapp grubumuzdan bir tartışma döndü nereye bağlanacağını merak ederek ben de katıldım bu tartışmaya.
ergin: bunun bilimle ne ilgisi var aslı? düpedüz biz bu canlıların haklarını taciz ediyoruz.
aslı: tamam ama bu da bir gözlem sonuçta, afrika'da hayvanların kameraya alınması da aynı amaca hizmet ediyor.
bu bambaşka bir durum. nasıl aynı olduğunu söylersin.
sophie: aslı doğru söylüyor. onları lamele koyuyoruz gözlemlemek için. düşünsene sen aslında bir avuç sudan aldığın örnekte neler alıyorsun?
ergin: ne alıyormuşum bakteri işte lol.
sophie: ya aldığım o örnekte, ailesinden ayırdığın bir minik bakteri varsaaa!?!?!
ergin: haha ne alakası var.
steve: *sticker*
tuğçe: *öpücük yollayan sticker*
ben: arkadaşlar gruptasınız!
*steve ayrıldı*
*mustafa steve kişisini ekledi*
steve: yanlışlıkla çıktım
ben: kızlar doğru söylüyor arkadaşlar. hiç bu perspektiften bakmamıştım ben de. onları gözlemleyerek, onları yerinden yurdundan sürerek onlara zulmediyoruz aslında. doğal ekosisteminden alınıp, hayvanat bahçesine aktarılan hayvanlara ses çıkardığımız gibi haykırıp farkındalık oluşturmalıyız bu konuda kimler benimle?
steve: *okay işareti*
tuğçe: *okay işareti*
mustafa: *okay işareti*
sophie: *okay işareti*
aslı: *okay işareti*
ergin: tamam hocam ben de okeyim *"okay" işareti*
ben: mustafa sen photoshop'tan "bakteri hakları dokunulmazdır" yazan bir afiş hazırlayıp sks sayfasına at lütfen.
mustafa: tamamdır hocam *okay işareti*
neyse işte böyle bir muhabbet geçti aramızda. bunu da kafa sözlük'te belirtme ihtiyacı duyduk. twitter'da kampüs cadıları, üniversite kolektifleri ve ekşi sözlük'te de yazacağız inşallah. insanları bilinçlendirmek gerekiyor. düşünsenize siz burada evinizde ne güzel fıstık gibi çayınızı kahvenizi yudumlayıp netflix izlerken, yukarıda sizden milyarlarca kat büyüklükte bir çift el, sizi sevdiklerinizden alıp iki camın arasında esir ediyor ve dolayısıyla beslenemediğiniz için dış yüzeyde yaşamınızı yitiriyorsunuz. inanılır gibi değil ama gerçek. bu bakteri deneylerinin de bir regüle edilmesi gerek de neyse... yarın dekanımıza bu konuyu açacağım.
beni daha önceden tanıyanlar bilirler, dört yıldır üniversitemde "canlı haklarını savunma topluluğu" kurucu üyesi bir akademisyenim. gençlerle vakit buldukça tartışıyor, seminer veriyoruz bu hususta. şimdiden şehrimizde birçok güzel farkındalık hareketi başlattık bile.
neyse whatsapp grubumuzdan bir tartışma döndü nereye bağlanacağını merak ederek ben de katıldım bu tartışmaya.
ergin: bunun bilimle ne ilgisi var aslı? düpedüz biz bu canlıların haklarını taciz ediyoruz.
aslı: tamam ama bu da bir gözlem sonuçta, afrika'da hayvanların kameraya alınması da aynı amaca hizmet ediyor.
bu bambaşka bir durum. nasıl aynı olduğunu söylersin.
sophie: aslı doğru söylüyor. onları lamele koyuyoruz gözlemlemek için. düşünsene sen aslında bir avuç sudan aldığın örnekte neler alıyorsun?
ergin: ne alıyormuşum bakteri işte lol.
sophie: ya aldığım o örnekte, ailesinden ayırdığın bir minik bakteri varsaaa!?!?!
ergin: haha ne alakası var.
steve: *sticker*
tuğçe: *öpücük yollayan sticker*
ben: arkadaşlar gruptasınız!
*steve ayrıldı*
*mustafa steve kişisini ekledi*
steve: yanlışlıkla çıktım
ben: kızlar doğru söylüyor arkadaşlar. hiç bu perspektiften bakmamıştım ben de. onları gözlemleyerek, onları yerinden yurdundan sürerek onlara zulmediyoruz aslında. doğal ekosisteminden alınıp, hayvanat bahçesine aktarılan hayvanlara ses çıkardığımız gibi haykırıp farkındalık oluşturmalıyız bu konuda kimler benimle?
steve: *okay işareti*
tuğçe: *okay işareti*
mustafa: *okay işareti*
sophie: *okay işareti*
aslı: *okay işareti*
ergin: tamam hocam ben de okeyim *"okay" işareti*
ben: mustafa sen photoshop'tan "bakteri hakları dokunulmazdır" yazan bir afiş hazırlayıp sks sayfasına at lütfen.
mustafa: tamamdır hocam *okay işareti*
neyse işte böyle bir muhabbet geçti aramızda. bunu da kafa sözlük'te belirtme ihtiyacı duyduk. twitter'da kampüs cadıları, üniversite kolektifleri ve ekşi sözlük'te de yazacağız inşallah. insanları bilinçlendirmek gerekiyor. düşünsenize siz burada evinizde ne güzel fıstık gibi çayınızı kahvenizi yudumlayıp netflix izlerken, yukarıda sizden milyarlarca kat büyüklükte bir çift el, sizi sevdiklerinizden alıp iki camın arasında esir ediyor ve dolayısıyla beslenemediğiniz için dış yüzeyde yaşamınızı yitiriyorsunuz. inanılır gibi değil ama gerçek. bu bakteri deneylerinin de bir regüle edilmesi gerek de neyse... yarın dekanımıza bu konuyu açacağım.
devamını gör...
değerini kaybedince anladığımız bir şey
ölünce birden kıymeti bilinen insanlar. nedense kaybedince severiz, özleriz,değerini anlariz.
yaşarken kıymeti bilinmeyen bir sanatçının kasetlerinin, albümlerinin yok satması, şarkılarının birden hitleşmesi, kitaplarının
birden çok satanlarda yerini alması gibi.
yaşarken kıymeti bilinmeyen bir sanatçının kasetlerinin, albümlerinin yok satması, şarkılarının birden hitleşmesi, kitaplarının
birden çok satanlarda yerini alması gibi.
devamını gör...
hayata dair gülümseten detaylar
yazım yayınlanınca, ne güzel yazmışsınız diye yazan dostlar.
sadece gülümsemekle kalmıyorum ağzım kulaklarıma varıyor.
sadece gülümsemekle kalmıyorum ağzım kulaklarıma varıyor.
devamını gör...
türkiye'nin en büyük sorunu
malum şahıs.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi
bugunun cabucak bitmesi icin acil khk, elden ele hizlica.
alerjim tuttu dun gece, musluk gibi geziyorum fis fis. ne dogru duzgun nefes alabiliyorum ne de hapsirmadan an gecirebiliyorum.
uzun aradan sonra sirkette durum degerlendirme toplantisi vardi bugun.
ardimda ayi orkestrasi senfonik konser veriyorken zaten; bir saat olarak planlanan toplanti, dallama genel müdürumun keyfi icin bes bucuk (5,5) saat surdu. alinan kararlar, yapmam gereken secimler, konusulmasi gereken calisanlar derken pure kivaminda eve gelebildim.
apartmanin giris kapisindan rastgele iceri bakarken bir de ne goreyim? bir cift yesil goz bana bakiyor iceriden ve beni gorunce bana dogru gelmeye basladi.
butun yol boyunca l koltuga devrilip sizmayi hayal eden ben, apartmandan iceri giremedim. yorgunluktan geberiyorken, yarim saat* apartmanin onunde bekledim, birisi iceriden ciksin da kediyi apartmandan cikarsin diye. (bkz: kedi fobisi)
kedi cikmadi.
parmak ucumda basa basa eve geldim.
stresten bobreklerim sizliyor.
dur duraksız hapsiriyorum.
kedi cikmadigi icin yarin sabah evden cikamayacagim.
yikiklardayim.
hapsu.
alerjim tuttu dun gece, musluk gibi geziyorum fis fis. ne dogru duzgun nefes alabiliyorum ne de hapsirmadan an gecirebiliyorum.
uzun aradan sonra sirkette durum degerlendirme toplantisi vardi bugun.
ardimda ayi orkestrasi senfonik konser veriyorken zaten; bir saat olarak planlanan toplanti, dallama genel müdürumun keyfi icin bes bucuk (5,5) saat surdu. alinan kararlar, yapmam gereken secimler, konusulmasi gereken calisanlar derken pure kivaminda eve gelebildim.
apartmanin giris kapisindan rastgele iceri bakarken bir de ne goreyim? bir cift yesil goz bana bakiyor iceriden ve beni gorunce bana dogru gelmeye basladi.
butun yol boyunca l koltuga devrilip sizmayi hayal eden ben, apartmandan iceri giremedim. yorgunluktan geberiyorken, yarim saat* apartmanin onunde bekledim, birisi iceriden ciksin da kediyi apartmandan cikarsin diye. (bkz: kedi fobisi)
kedi cikmadi.
parmak ucumda basa basa eve geldim.
stresten bobreklerim sizliyor.
dur duraksız hapsiriyorum.
kedi cikmadigi icin yarin sabah evden cikamayacagim.
yikiklardayim.
hapsu.
devamını gör...
normal sözlük yazarları
çok enteresan bir topluluğu oluşturan bireyler. ağırlıklı olarak sözelcilerden oluşuyor diye tahmin ediyorum. çünkü her taraf şiir, çiçek, böcek ve çok sanat annecim. yine de çoğunu severim. hatta sevmediğim yoktur belki de. ama özellikle sevdiklerim de var. arada sataşıp, omuz attıklarım olsa da seviyeme inen yok şükür.
devamını gör...
gülümse
sezen aksu tarihinin en önemli albümü. onno tunç ve aysel gürel ile çalıştığı bu 1991 çıkışlı albüm büyük bir satış grafiği elde etmiş. albüme ismini veren şarkının sözleri kürt siyasetçi kemal burkay'a ait. burkay' ın bu şiiri aksu ile kentlilerin bunalımına tercüman olmuş. bu albümle sezen aksu bir nevi ortak ses olmuş. ayrıca yaptığı müzik hiçbir kalıba girmemiş, hem batı müziği, hem pop, hem alaturka kalıplar taşımış.
devamını gör...
öğrenci yurdunda kalmanın insana kazandırdıkları
gelecek hayat için bir çok ipuçları... sizinle tamamen ters karakterde insanlarla bir arada yaşayabilme, baş edebilme becerisi kazandırır. öğrenciyken umursamayıp, görüşmezsiniz olur biter, ama anlaşamayacağınız türde insanlar iş hayatınızda da karşınıza çıkacak, belki müdürünüz olacaktır. kaçma imkanınız olmadığında, yurtta edindiğiniz becerileri artık kullanabileceksiniz.
devamını gör...
iko (yazar)
tatildeyken kafa izni kullanan muazzör yazılımcı/ağbi.
bunalttınız ulen iko'yu.
koca adam müşteri temsilcisi gibi, cevap yetiştirmekten iş yapamıyor.
bana yazın, iko'ma dokunmayın.
bunalttınız ulen iko'yu.
koca adam müşteri temsilcisi gibi, cevap yetiştirmekten iş yapamıyor.
bana yazın, iko'ma dokunmayın.
devamını gör...
yazarların en kürt özellikleri
soru eki kullanmayıp jest minik ve vurgu ile cümleme soru anlamı verebiliyorum.
devamını gör...
kibrit kutusunun desenli olduğu zamanlar
onlardan koleksiyonun yaptığım zamandı.
kilim desenli olanlarına bayılırdım.
tüm koleksiyonlarıma yaptığım gibi onu da evden birine kızıp atmıştım sonra.
kilim desenli olanlarına bayılırdım.
tüm koleksiyonlarıma yaptığım gibi onu da evden birine kızıp atmıştım sonra.
devamını gör...
balıkçı ve oğlu
(bkz: zülfü livaneli) 'nin az önce bitirdiğim son romanı. aslında bakarsanız balıkçı mustafa ve eşi mesude'nin hikayesi gibi; ancak içinde ülkenin, dünyanın ve konjonktürün bir çok önemli meselesi ve problemini barındırıyor. zülfü livaneli diğer bir çok romanında olduğu gibi yine toplumun önemli kanayan yaralarına, toplumsal sorunlara hem araştırmacı bir yazar olarak didaktik bilgilerle yaklaşıyor hem de bunu mükemmel diliyle ve anlatımıyla adeta içinde yaşıyormuşsunuz gibi hikayeleştiriyor.
mustafa bir ege köyünde yaşayan ve baba mesleği olan balıkçılıkla geçimini sağlayan bir egeli köylü. eşi mesude'de yine aynı köyde yaşayan girit göçmeni bir kadın. mustafa ve mesude'nin çocukları deniz bir gün babasıyla balığa çıktıklarında fırtınada kayığın alabora olması sonucu ölür. mustafa o günden sonra bir sessizliğe bürünür. bir gün yine kayığıyla balığa çıktığında denizde bir ceset bulur bir kadın cesedi, sonra bir ceset daha bulur bu da bir erkek cesedi. bunları kıyıya taşımaya çalışırken bir yunus balığının küçük bir botu kayığa doğru taşıdığını görür ve botun içinde bir bebek olduğunu fark eder. allah göndermiştir mustafa'nın deyimiyle bu bebeği. ancak bebek de diğer iki ceset gibi ege kıyılarından yunanistan'a kaçmak isteyen göçmenlerden biridir.
kitap boyunca göçmen meselesi ve yarattığı tahribatlar üzerinde uzun uzun duruyor yazar. suriye, afganistan, afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin türkiye üzerinden avrupa ve amerika'ya kaçma denemeleri. ve bu denemeler sırasında başlarına gelenler. hatta suriye'li olanlar dışındakilerin ülkelerine geri gönderildiği. afganistan'daki savaştan taliban'dan kaçan bir kadının geri dönerse öldürüleceğini (ailesindeki herkes gibi) bildiği için çocuğunu bu aileye (mustafa ve mesude) bırakması...
bunun dışında ege sahillerinin vahşi kapitalizme nasıl kurban olduğu üzerinde çok fazla durmuş yazar. açık denizde kurulması gereken balık çiftliklerinin koylara büklere nasıl yapıldığını ve denize ve deniz canlılarına hatta kuşlara bile nasıl zararlar verdiğini;
ormanların tahrip edilip oteller yapıldığını;
dağlarda siyanürle altın arama çalışmalarının yapıldığını ve daha bir çok toplumsal sorunu cesurca kaleme dökmüş yine yazar.
güzel kitap.
mustafa bir ege köyünde yaşayan ve baba mesleği olan balıkçılıkla geçimini sağlayan bir egeli köylü. eşi mesude'de yine aynı köyde yaşayan girit göçmeni bir kadın. mustafa ve mesude'nin çocukları deniz bir gün babasıyla balığa çıktıklarında fırtınada kayığın alabora olması sonucu ölür. mustafa o günden sonra bir sessizliğe bürünür. bir gün yine kayığıyla balığa çıktığında denizde bir ceset bulur bir kadın cesedi, sonra bir ceset daha bulur bu da bir erkek cesedi. bunları kıyıya taşımaya çalışırken bir yunus balığının küçük bir botu kayığa doğru taşıdığını görür ve botun içinde bir bebek olduğunu fark eder. allah göndermiştir mustafa'nın deyimiyle bu bebeği. ancak bebek de diğer iki ceset gibi ege kıyılarından yunanistan'a kaçmak isteyen göçmenlerden biridir.
kitap boyunca göçmen meselesi ve yarattığı tahribatlar üzerinde uzun uzun duruyor yazar. suriye, afganistan, afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin türkiye üzerinden avrupa ve amerika'ya kaçma denemeleri. ve bu denemeler sırasında başlarına gelenler. hatta suriye'li olanlar dışındakilerin ülkelerine geri gönderildiği. afganistan'daki savaştan taliban'dan kaçan bir kadının geri dönerse öldürüleceğini (ailesindeki herkes gibi) bildiği için çocuğunu bu aileye (mustafa ve mesude) bırakması...
bunun dışında ege sahillerinin vahşi kapitalizme nasıl kurban olduğu üzerinde çok fazla durmuş yazar. açık denizde kurulması gereken balık çiftliklerinin koylara büklere nasıl yapıldığını ve denize ve deniz canlılarına hatta kuşlara bile nasıl zararlar verdiğini;
ormanların tahrip edilip oteller yapıldığını;
dağlarda siyanürle altın arama çalışmalarının yapıldığını ve daha bir çok toplumsal sorunu cesurca kaleme dökmüş yine yazar.
güzel kitap.
devamını gör...
aamir khan
gece yarısı bir gecekondu mahallesinde buğday unu dağıtmak için bir kamyon geldi. her bir kişi için bir kg un olduğu söylendi, un miktarı çok az olduğu için birçok insan unu almaktan vazgeçti. sadece gerçekten açlıktan ölmek üzere olan ihtiyaç sahipleri gittiler ve 1 kg un paketi aldılar. ancak paketi evlerinde açtıklarında, içinde 15 bin rupi olduğunu gördüler”
bu yardımı yapan kişidir amir khan.
pk filmi de bütün dini mabetlerde namaza niyaza gelenlere zorla izletilmelidir.
hatta kimse kaçmasın diye kapılara kilit vurulmalıdır.
bu yardımı yapan kişidir amir khan.
pk filmi de bütün dini mabetlerde namaza niyaza gelenlere zorla izletilmelidir.
hatta kimse kaçmasın diye kapılara kilit vurulmalıdır.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
kırıldım
keşke sinirlenseydim sana
o zaman yumşardım
kırılınca ne olur bilir misin?
bardağı kır, vazoyu kır
bir de onlara kırdığın şekliyle su içmeye çalış ya da çiçek koy yeniden
içilir mi su kırık bardaktan
içme sen
ağzın yaralanır
koyma çiçekleri zaten öleceklerdi
daha hızlı ölecekler
şimdi onlardan özür dile bakalım
diledin mi? diledin.
bardaktan eskisi gibi su içtin mi?
vazoda çiçekler nasıl daha mı iyiler?
neden kırdın? bir hiddetle kırdın.
hiddetten ne kaldı geriye düşün?
baktın bardak kırıldı, özür diledin
bardak kırıldı bir kere
vazo kırıldı
artık onların parçaları elinde
yeni eserin, kırık parçalar...
kıyamıyorsun çöpe atmaya
ama bir gün kıyıp atacaksın
kırarak buna hazırladın zaten
amann dersin bir gün
yenisini alırım
atarsın, kırarsın
sonra bakmışsın yenisi de güzel ama eskiler aklında.
yanında yeniler, aklında eskiler...
üzülürsün ve her şey gibi o da geçer.
keşke sinirlenseydim sana
o zaman yumşardım
kırılınca ne olur bilir misin?
bardağı kır, vazoyu kır
bir de onlara kırdığın şekliyle su içmeye çalış ya da çiçek koy yeniden
içilir mi su kırık bardaktan
içme sen
ağzın yaralanır
koyma çiçekleri zaten öleceklerdi
daha hızlı ölecekler
şimdi onlardan özür dile bakalım
diledin mi? diledin.
bardaktan eskisi gibi su içtin mi?
vazoda çiçekler nasıl daha mı iyiler?
neden kırdın? bir hiddetle kırdın.
hiddetten ne kaldı geriye düşün?
baktın bardak kırıldı, özür diledin
bardak kırıldı bir kere
vazo kırıldı
artık onların parçaları elinde
yeni eserin, kırık parçalar...
kıyamıyorsun çöpe atmaya
ama bir gün kıyıp atacaksın
kırarak buna hazırladın zaten
amann dersin bir gün
yenisini alırım
atarsın, kırarsın
sonra bakmışsın yenisi de güzel ama eskiler aklında.
yanında yeniler, aklında eskiler...
üzülürsün ve her şey gibi o da geçer.
devamını gör...
dizilerde ceza olarak yurt dışına yollama modası
babam da beni sanayiye göndermekle tehdit ederdi sağ olsun. kıyamazdı hiç bana gözünün önünden ayırmazdı.
devamını gör...
sevgilisini ezerek öldüren kadın
farkında mısınız bilmiyorum ama etrafımız manyak dolu. kendinize dikkat edin.
devamını gör...
mahlassızım
bir korkuyla gidip gitmediğini kontrol etmek için profiline sızdığım yazardır ve gittiğini görmemle zaten şu an hüzün dolu olan içim biraz daha hüzünlendi. tekrar gelir misin bilmiyorum, gelmezsen de zaten sen kendin için en iyi kararı vermişsin demektir. şimdilik şöyle diyebilirim ki sözlük biraz daha kan kaybetti. neyse.. çok nahif bir insandı, iyi bir yazardı. eğer burayı okuyorsan mahlassızım, seviyorum seni canım arkadaşım, bunu bil. keşke sana ulaşabileceğim bir yer olsaydı. görüşmek umuduyla..
devamını gör...