karadeliğin içinde ne var sorunsalı
astrofiziksel bir soru.
işin sözlük kısmını bilemem; başlıklar, uçurulan yazarlar hangi kara deliklerde kayboluyor, bir fikrim yok. fakat gerçek kara delikler için 3-5 şey yazabilirim.
kara deliğin içinde ne var? şimdilik bildiğimiz tek cevap bu: tekillik.
normalde bir yıldız bir beyaz cüceye dönüştüğünde elimizde bolca serbest elektronun bulunduğu bir çekirdek var demektir. eğer yıldız nötron yıldızına dönüşürse bu kez elimizde bolca nötronun bulunduğu yoğun bir çekirdek var demektir. fakat kara deliğe dönüşen bir yıldızın çekirdeğindeki (ya da bir galaksinin merkezinde oluşan kara deliğin içindeki) maddenin yapısı hakkında bir bilgimiz yok. tek bildiğimiz bu noktada bilinen fizik yasalarının geçerliliğini kaybettiği. olay ufkundan sonra kütle çekim kuvvetinin nasıl çalıştığı hakkında pek fikrimiz yok.
işin sözlük kısmını bilemem; başlıklar, uçurulan yazarlar hangi kara deliklerde kayboluyor, bir fikrim yok. fakat gerçek kara delikler için 3-5 şey yazabilirim.
kara deliğin içinde ne var? şimdilik bildiğimiz tek cevap bu: tekillik.
normalde bir yıldız bir beyaz cüceye dönüştüğünde elimizde bolca serbest elektronun bulunduğu bir çekirdek var demektir. eğer yıldız nötron yıldızına dönüşürse bu kez elimizde bolca nötronun bulunduğu yoğun bir çekirdek var demektir. fakat kara deliğe dönüşen bir yıldızın çekirdeğindeki (ya da bir galaksinin merkezinde oluşan kara deliğin içindeki) maddenin yapısı hakkında bir bilgimiz yok. tek bildiğimiz bu noktada bilinen fizik yasalarının geçerliliğini kaybettiği. olay ufkundan sonra kütle çekim kuvvetinin nasıl çalıştığı hakkında pek fikrimiz yok.
devamını gör...
ağlamak
genelde geceleri insanı zorlayan bir durumdur. kaçmak istersin olmaz, gözlere kilit vurmazsın. bir başladı mı sonu gelmek bilmez.
karanlık eşlik eder, yalnızlık en iyi dostudur ağlamanın. keşke kimse ağlamasa hüzünden dolayı ama olmuyor işte.
ve bir itiraf benden: ağlayan birini görsem, duysam, bilsem ben de kendimi tutamıyorum.
karanlık eşlik eder, yalnızlık en iyi dostudur ağlamanın. keşke kimse ağlamasa hüzünden dolayı ama olmuyor işte.
ve bir itiraf benden: ağlayan birini görsem, duysam, bilsem ben de kendimi tutamıyorum.
devamını gör...
sami şekeroğlu
türkiye'nin ilk sinema profesörleinden ve arşivcilerindendir.
1937 yılında elazığ'da doğdu. ilk ve ortaokul eğitimini elazığ'da tamamladı. liseyi, o zamanlarda siyasi sebeplerden dolayı doğuya sürülen önemli isimlerinin toplandığı elazığ lisesi'nde okudu. burada aldığı eğitimin çok kaliteli ve kendisi için de çok değerli olduğunu her fırsatta dile getirir.
istanbul devlet güzel sanatlar akademisi'nde resim eğitimi aldı. eğitimi esnasında sinemaya olan ilgisi günden güne arttı ve 1962 yılında türkiye'nin ilk sinema kulübü olan kulüp sinema 7'yi kurdu. akademi'deki bazı hocaların, sinemanın sanat olmadığını düşündükleri için kulübe karşı çıkmasına rağmen sami şekeroğlu, akademi içinde küçük bir odada kulübü açık tuttu. bu hareketlerinden dolayı birçok kez de okuldan atıldı.
kulüpte, sinema tartışmalarının yanı sıra sami şekeroğlu'nun ve arkadaşlarının kendi çabalarıyla arşiv çalışmaları da başladı. unutulmuş, bakımsız kalmış filmlerin de peşinden giderek bir arşiv kurdu.
1967 yılında kulüp, türk film arşivi adını aldı. arşivin kuruluş amacı, “sinema sanatının sürekliliğini sağlamak ve sinemanın tarihsel gelişim çizgisine yararlı olabilmek için her türlü sinematografik belgeyi derleyip gelecekte de seyredilip incelenebilmesi için titizlikle korumak, bu amaca bağlı olarak öncelikle türk sinemasına ait ürünleri derlemek korumak, böylece ulusal bir sinema arşivi kurulmasını sağlamak film gösterileri düzenleyerek sinemanın gelişimini izlemek ve bu gelişimi sağlayan belli başlı yapıtlar üzerinde inceleme imkânını açmak, sinemanın tarihi, estetiği, sosyolojisi üzerine yayınlar yapmak, türkiye’de ve diğer ülkelerdeki sinema kuruluşlarıyla yukarıdaki amaçlar çerçevesinde işbirliği yapmak” şeklinde belirlendi.
ciddi bir büyüklüğe ulaşan arşivi, 1969 yılında karşılıksız olarak akademi'ye devretti ve devlet güzel sanatlar akademisi film arşivinin kurucusu oldu. bu devirle artık arşiv, bir devlet kurumu oldu.
1967'de fıaf'a(uluslararası film arşivleri federasyonu) üye olan arşiv, 1973'de yetkili ve asil üye mertebesine kabul edildi.
1974 yılında mimar sinan güzel sanatlar üniversitesinde, türkiye'deki ilk sinema eğitimini başlattı. yine sinema-tv merkezinde türkiye'nin ilk sinema müzesini kurdu. 1985 yılında toprak adamlar adında, hocası neşet günal'ı konu alan, deneysel bir belgesel film çekti.
bugün hala,84 yaşında, msgsü sinema-tv bölümünde, 1974 yılında balmumcu'da inşa edilen binada ders vermektedir. film arşivi ise yine aynı binada muhafaza edilmektedir.
1937 yılında elazığ'da doğdu. ilk ve ortaokul eğitimini elazığ'da tamamladı. liseyi, o zamanlarda siyasi sebeplerden dolayı doğuya sürülen önemli isimlerinin toplandığı elazığ lisesi'nde okudu. burada aldığı eğitimin çok kaliteli ve kendisi için de çok değerli olduğunu her fırsatta dile getirir.
istanbul devlet güzel sanatlar akademisi'nde resim eğitimi aldı. eğitimi esnasında sinemaya olan ilgisi günden güne arttı ve 1962 yılında türkiye'nin ilk sinema kulübü olan kulüp sinema 7'yi kurdu. akademi'deki bazı hocaların, sinemanın sanat olmadığını düşündükleri için kulübe karşı çıkmasına rağmen sami şekeroğlu, akademi içinde küçük bir odada kulübü açık tuttu. bu hareketlerinden dolayı birçok kez de okuldan atıldı.
kulüpte, sinema tartışmalarının yanı sıra sami şekeroğlu'nun ve arkadaşlarının kendi çabalarıyla arşiv çalışmaları da başladı. unutulmuş, bakımsız kalmış filmlerin de peşinden giderek bir arşiv kurdu.
1967 yılında kulüp, türk film arşivi adını aldı. arşivin kuruluş amacı, “sinema sanatının sürekliliğini sağlamak ve sinemanın tarihsel gelişim çizgisine yararlı olabilmek için her türlü sinematografik belgeyi derleyip gelecekte de seyredilip incelenebilmesi için titizlikle korumak, bu amaca bağlı olarak öncelikle türk sinemasına ait ürünleri derlemek korumak, böylece ulusal bir sinema arşivi kurulmasını sağlamak film gösterileri düzenleyerek sinemanın gelişimini izlemek ve bu gelişimi sağlayan belli başlı yapıtlar üzerinde inceleme imkânını açmak, sinemanın tarihi, estetiği, sosyolojisi üzerine yayınlar yapmak, türkiye’de ve diğer ülkelerdeki sinema kuruluşlarıyla yukarıdaki amaçlar çerçevesinde işbirliği yapmak” şeklinde belirlendi.
ciddi bir büyüklüğe ulaşan arşivi, 1969 yılında karşılıksız olarak akademi'ye devretti ve devlet güzel sanatlar akademisi film arşivinin kurucusu oldu. bu devirle artık arşiv, bir devlet kurumu oldu.
1967'de fıaf'a(uluslararası film arşivleri federasyonu) üye olan arşiv, 1973'de yetkili ve asil üye mertebesine kabul edildi.
1974 yılında mimar sinan güzel sanatlar üniversitesinde, türkiye'deki ilk sinema eğitimini başlattı. yine sinema-tv merkezinde türkiye'nin ilk sinema müzesini kurdu. 1985 yılında toprak adamlar adında, hocası neşet günal'ı konu alan, deneysel bir belgesel film çekti.
bugün hala,84 yaşında, msgsü sinema-tv bölümünde, 1974 yılında balmumcu'da inşa edilen binada ders vermektedir. film arşivi ise yine aynı binada muhafaza edilmektedir.
devamını gör...
is düşüm
sıkı takipleştiğim, kedi aşkı dışında bir dünya ortak noktamız olan, neşeli yazar.
bir başlığımın mücadelesini onunla beraber verdik.
unutamam ben onu. *
hem sözlükte hem gerçekte,
güzel bir gün geçirsin dilerim.
bir başlığımın mücadelesini onunla beraber verdik.
unutamam ben onu. *
hem sözlükte hem gerçekte,
güzel bir gün geçirsin dilerim.
devamını gör...
demel
devamını gör...
dinin nedir namaz kılıyor musun oruç tutuyor musun soruları
ne demiş fatih sultan mehmet; dinin ne, namaz kılıyor musun, oruç tutuyor musun? gibi allahın kula soracağı soruları değilde, aç mısın, bir ihtiyacın var mı? gibi kulun kula soracağı sorular sorunuz.
bunu da kılık değiştirip halka karıştığı vakit bir kuyumcunun yabancı birine sormasıyla demiştir.
bunu da kılık değiştirip halka karıştığı vakit bir kuyumcunun yabancı birine sormasıyla demiştir.
devamını gör...
sabah kahvesi
kahvaltı öncesi kahvesi. kendine gelme, toparlanma kahvesi biraz da hayatı sorgulama sonra boşvermişlik...
devamını gör...
yazarların başına gelen doğaüstü olaylar
inançlı bir insanım ancak keramet, hürmet olaylarına pek itibar etmem. her olayın fizik kanunlarına göre ve neden sonuç ilişkisi içinde geliştiğini düşünürüm.
üniversite yıllarımda okula gitmek için haydarpaşa'dan ekspres trene binerdim. bir gün ensesi kat kat, yaşlıca, koca kafalı, yarma gibi bir psikopat, yaşanan çok ufak bir tartışma ile hiddetlenerek bana saldırmaya başladı. nereden bilecektim ki? 17 yaşındaydım. ona göre tıfıl biriydim. tabi vagon vagon kaçtım. sonunda nefesim kesildi. beni vagon arasında kapı önünde kıstırdı.
yumruğumu sıkmış vaziyette bildiğim duaları okurken adamın tam diz kapağına yumruktan az daha büyüklükte bir taş geldi ve dizini tutarak yere kapaklandı.
tabi hemen taşın geldiği yere baktım ki camda delik var tamam, ancak yerde cam kırıkları yok. kırılma sesi de duymamıştım. orada bulunan diğer kişi trene binerken camdaki o deliği gördüğüne yemin etti. sonradan gelen kişi de teyit etti.
velhasıl, 70-80 km hızla giden trenin kapı camındaki kendi boyutunda bir delikten geçen ve bana saldırmak üzere olan psikopatın diz kapağına çarparak onu yere yıkan taşı kim attı?
bir doğa üstü olay mıydı ya da bir tesadüf mü anlayamayacağım. tek bildiğim ilk istasyonda arkama bile bakmadan topuklayıp şükrettiğimdir.
üniversite yıllarımda okula gitmek için haydarpaşa'dan ekspres trene binerdim. bir gün ensesi kat kat, yaşlıca, koca kafalı, yarma gibi bir psikopat, yaşanan çok ufak bir tartışma ile hiddetlenerek bana saldırmaya başladı. nereden bilecektim ki? 17 yaşındaydım. ona göre tıfıl biriydim. tabi vagon vagon kaçtım. sonunda nefesim kesildi. beni vagon arasında kapı önünde kıstırdı.
yumruğumu sıkmış vaziyette bildiğim duaları okurken adamın tam diz kapağına yumruktan az daha büyüklükte bir taş geldi ve dizini tutarak yere kapaklandı.
tabi hemen taşın geldiği yere baktım ki camda delik var tamam, ancak yerde cam kırıkları yok. kırılma sesi de duymamıştım. orada bulunan diğer kişi trene binerken camdaki o deliği gördüğüne yemin etti. sonradan gelen kişi de teyit etti.
velhasıl, 70-80 km hızla giden trenin kapı camındaki kendi boyutunda bir delikten geçen ve bana saldırmak üzere olan psikopatın diz kapağına çarparak onu yere yıkan taşı kim attı?
bir doğa üstü olay mıydı ya da bir tesadüf mü anlayamayacağım. tek bildiğim ilk istasyonda arkama bile bakmadan topuklayıp şükrettiğimdir.
devamını gör...
kullanıcı adın bir cevap olsaydı sorusu ne olurdu sorunsalı
mirasbırakan kişiye ne denir?
devamını gör...
daniel amokachi
1996 yazında milli takımı ile olimpiyat şampiyonu olduktan sonra everton'dan beşiktaş'a transfer olan nijeryalı eski topçu. aslında ali şen fener'e transfer edecekmiş ama o sene zaten uche ve okocha'nın da olması ve 3 yabancı futbolcu sınırlaması sebebiyle biz almıyoruz bari beşiktaş alsına dönmüş olay.
ferdinand ile agzına bal sürülmüş ancak siyahi forvete doyamamış beşiktaş taraftarında siyahi forvet fenomenini iyici güçlendiren oyuncu olmuştur amokachi. düşük şortu ve şortundan sarkan 14 numaralı forması ile danyeellll aamo kachi kachii...
süper bir bitirici hiç değildi. hatta çok iyi bile sayılmazdı. bence günümüz 4-3-3 taktiğinde sağ kanat aslında onun için en uygunuydu. açık alanı seven deparlı bir oyuncuydu. onu üstün kılan fiziksel özellikleriydi. gücü. hızı. tek kişi tutamazdi. iki kişi bile çoğu kez arkasında kalırdı. bu yuzden fazla tekme yer, sık sık sakatlanırdı. zaten kariyeri de cok uzun sürmedi. iki sene belçika'da fc brügge, 3 sene premier ligde everton ve beşiktaş'ta 4 yıl. arada yine bol sakatlık.
milli takım için veya tatillerde ülkesine gittiginde hep geç gelirdi. alışkanlık olmuştu. lig maçına 3-4 gün kalmış taraftar ne zaman gelecek diye bekliyor...
dünya kupası amerika 94'te bulgaristana attığı şu gol:
yerden kalkarken çabukluğuna dikkat
hafızamdaki en iyi gölü, bu golü tv de canlı izlemiştim, sonuç havalardayız.
rakip takımın teknik direktörüne dikkat
ve oldukça tarihi bir gol. yıl 1992.
brügge forması ile cska moskava'ya atılan bu gol:
modern şampiyonlar ligi tarihinin ilk golü
amokachi sayesinden güçlenen siyahi forvet fenomeni pascal nouma ile zirve yapacaktı. bir ara onu da yazarız. ama sırada less ferdinand yani ferdi olacak.
ferdinand ile agzına bal sürülmüş ancak siyahi forvete doyamamış beşiktaş taraftarında siyahi forvet fenomenini iyici güçlendiren oyuncu olmuştur amokachi. düşük şortu ve şortundan sarkan 14 numaralı forması ile danyeellll aamo kachi kachii...
süper bir bitirici hiç değildi. hatta çok iyi bile sayılmazdı. bence günümüz 4-3-3 taktiğinde sağ kanat aslında onun için en uygunuydu. açık alanı seven deparlı bir oyuncuydu. onu üstün kılan fiziksel özellikleriydi. gücü. hızı. tek kişi tutamazdi. iki kişi bile çoğu kez arkasında kalırdı. bu yuzden fazla tekme yer, sık sık sakatlanırdı. zaten kariyeri de cok uzun sürmedi. iki sene belçika'da fc brügge, 3 sene premier ligde everton ve beşiktaş'ta 4 yıl. arada yine bol sakatlık.
milli takım için veya tatillerde ülkesine gittiginde hep geç gelirdi. alışkanlık olmuştu. lig maçına 3-4 gün kalmış taraftar ne zaman gelecek diye bekliyor...
dünya kupası amerika 94'te bulgaristana attığı şu gol:
yerden kalkarken çabukluğuna dikkat
hafızamdaki en iyi gölü, bu golü tv de canlı izlemiştim, sonuç havalardayız.
rakip takımın teknik direktörüne dikkat
ve oldukça tarihi bir gol. yıl 1992.
brügge forması ile cska moskava'ya atılan bu gol:
modern şampiyonlar ligi tarihinin ilk golü
amokachi sayesinden güçlenen siyahi forvet fenomeni pascal nouma ile zirve yapacaktı. bir ara onu da yazarız. ama sırada less ferdinand yani ferdi olacak.
devamını gör...
yazarların kendilerini tanımlama şekli
dışarı çıkmayı seven, fakat işi çıkmadıkça dışarı çıkmaya üşenen.
devamını gör...
diyanet vakfı'nın kapanma sürecinde sigara hakkındaki açıklaması
ayran satışlarına bir kısıtlama getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
bunlar kesinlikle ayrana bir şey karıştırıp içiyorlar olmalı
bunlar kesinlikle ayrana bir şey karıştırıp içiyorlar olmalı
devamını gör...
william godwin
(1756- 1836) kalvinist bir papaz olan büyük baba ve babadan sonra yaşamının ilk yıllarında kendisi de bir papaz olan william godwin, başlarda faydacılığın temsilcilerinden de olsa yaşamının daha sonralarında anarşizmin siyasal ve ekonomik ilkelerini oluşturan ve hatta bu ilkeleri ilk kez formüle eden ingiliz düşünür, gazeteci, siyaset felsefecisi.
helvetius, j.j.rousseau ve fransız devriminden etkilenerek yazdığı ''siyasi adalet üzerine bir inceleme'' adlı eserinde düşüncelerine anarşizm adını vermese de yazdıkları anarşizmin temel ilkelerini oluşturur. godwin, adil bir toplumun ancak tüm insanların akıllarını özgürce kullanmalarının sonucunda ortaya çıkabileceğine inanıyordu. ''yürekten itaat edeceğim tek bir iktidar var, kendi aklımın kararı, kendi vicdanımın emrettiği.'' sözüyle siyasi her türlü kurum ve erkin güvenilmezliğini dile getirir.
1796'da tüm benliğiyle evlilik kurumuna karşı olmasına rağmen muhafazakar ingiliz toplum baskısından korumak adına, kendi kadar radikal sayılabilecek ingiliz feminist düşünür mary wollstonecraft ile evlenirler. ayrıca edebi alanda da eserler veren godwin'in bu evlilikten kendi gibi yazar olan kızı mary shelley ''frankenstein'''in yaratıcısıdır.
helvetius, j.j.rousseau ve fransız devriminden etkilenerek yazdığı ''siyasi adalet üzerine bir inceleme'' adlı eserinde düşüncelerine anarşizm adını vermese de yazdıkları anarşizmin temel ilkelerini oluşturur. godwin, adil bir toplumun ancak tüm insanların akıllarını özgürce kullanmalarının sonucunda ortaya çıkabileceğine inanıyordu. ''yürekten itaat edeceğim tek bir iktidar var, kendi aklımın kararı, kendi vicdanımın emrettiği.'' sözüyle siyasi her türlü kurum ve erkin güvenilmezliğini dile getirir.
1796'da tüm benliğiyle evlilik kurumuna karşı olmasına rağmen muhafazakar ingiliz toplum baskısından korumak adına, kendi kadar radikal sayılabilecek ingiliz feminist düşünür mary wollstonecraft ile evlenirler. ayrıca edebi alanda da eserler veren godwin'in bu evlilikten kendi gibi yazar olan kızı mary shelley ''frankenstein'''in yaratıcısıdır.
devamını gör...
rushmore dağı anıtı

abd'de black hills denilen kayalıklarda bulunan ve abd'nin dört başkanını gösteren dev heykellerdir.
soldan sağa doğru: george washington, thomas jefferson, theodore roosevelt ve abraham lincoln'dür.
yapımına 1936'da başlanan heykeller 14 yılda tamamlanmıştır.

sert granitleri oyarak yapılmış olan heykeller, heykeltıraş john gutzon borglum ve oğlu tarafından yapılmıştır.
devamını gör...
sigara ve alkolün dünya çapında tamamen yasaklanması gerekliliği
iç diye zorlamıyorlar sonuçta. ayrıca bu yasaklama olayı 20.yüzyılın ilk çeyreğinden sonra abd'de hayata geçirildi, alkol yasağı olarak. fakat kime yaradı? al capone gibi mafya liderlerine. yasaklarla bir yere varılmaz.
devamını gör...
fakirler intihar etseydi memleketin yarısı intihar ederdi
galiba sözlükten bir süre ayrı kalacağım. başlıklar fecaat, ülke bu halde,* ben yoruldum hayat gelme üstüme.
devamını gör...
bağıra bağıra söylenebilecek şarkılar
nilüfer&hayko-aşk kitabı
hayko cepkin - ben insan değil miyim?
hayko cepkin - ben insan değil miyim?
devamını gör...
dobby artık özgür
dobby artık özgür!
devamını gör...
locke key
çizgi romandan uyarlanan locke & key, fantastik bir dizidir. fragmanında, bir kapının üzerinde kırmızı renkte olan hogwarts mektubun asla gelmeyecek yazısını görüp, yanlış bir algı ile başlayıp, beğenmiştim.
başroller ergen olduğu için yer, yer dramalarından gına geldi. hikayenin bütünü güzel ve küçük çocuk aşırı sevimli. şimdi ne desem spoiler olur. su gibi akıp gidiyor, o büyülü dünyada kayboluyorsun. dizi tavsiyemdir.
başroller ergen olduğu için yer, yer dramalarından gına geldi. hikayenin bütünü güzel ve küçük çocuk aşırı sevimli. şimdi ne desem spoiler olur. su gibi akıp gidiyor, o büyülü dünyada kayboluyorsun. dizi tavsiyemdir.
devamını gör...
