kitap okurken şarkı dinlemek
oldukça keyiflidir ancak şarkıların değişmesi dikkatimi dağıtıyor. o yüzden her kitap için bir şarkı seçiyorum ve kitap bitene kadar hep aynı şarkıyı tekrar tekrar dinliyorum. şöyle bir katkısı da oluyor. her kitap için bir şarkı edinmiş oluyorsunuz. kitap ile şarkıyı birbirine bağlıyorsunuz ve ne kitabı ne şarkıyı unutuyorsunuz.
tabii bir kitap bitene kadar yüzlerce kere aynı şarkıyı dinlemek kimine saçma ya da yapılamaz gelebilir. ama ben oldukça keyif alıyorum. *
tabii bir kitap bitene kadar yüzlerce kere aynı şarkıyı dinlemek kimine saçma ya da yapılamaz gelebilir. ama ben oldukça keyif alıyorum. *
devamını gör...
tartışmayı bilmeyen insan
kavgacı insandır. kelimelerinin kıyafetsiz kalmasından ya da kelime dağarcığının yetersiz oluşundan belki de çirkefliğinden olsa gerek sizinle medenice tartışmak yerine kavga etmeyi tercih eder. bu insanlara ne derseniz deyin kendinizi veya düşüncelerinizi özgürce ifade edemezsiniz, boşuna kürek çekmeyin. koşarak uzaklaşın.
ne demiş mevlana, " edepli, edebinden susar. edepsiz de ben susturdum zanneder".
ne demiş mevlana, " edepli, edebinden susar. edepsiz de ben susturdum zanneder".
devamını gör...
ergenekon destanı
bozkurt destanı türk soyunun kaynağını belirler ve onun devam özelliklerini taşıyan ergenekon destanı türklerin gelişip güçlenmesi, yayılma ve büyüme dönemlerini anlatır.
çin kaynaklarında bozkurt destanı'nın bittiği yerde, ergenekon destanı başlar. bu doğrultuda da destanların devam niteliğinde olduğu fikri kabul görür.
efsanenin kökleri ve ana motifleri göktürklere aittir. *
ergenekon, türklerin çift sürüp avlandığı, maden işlediği etrafı aşılmaz dağlarla çevrili olan kutsal topraklarıdır.
destanın ana motiflerinden biri 'demirci' dir. demirci demir madenini bulmuş, eritmiş ve bozkurt'un önderliğinde ergenekon' dan çıkmışlardır.
orta asya türkleri, ergenekon'dan çıkış gününü kızgın demir döverek hala anar ve kutlarlar.
aşağıda ilk önce destanın şecere-i türkî'de aktarılmış şeklini daha sonra da' türk kültüründe nevruz ve anadolu’da nevruz
kutlamaları' adlı abdullah şengül makalesinde ergenekon bayramı olarak da geçen bahar kutlamalarına dair bir kesit bırakıyorum.
ancak tüm bunlardan önce destan hakkında ilk kaynak olarak aldığım anthony e. ocean'ın türk mitolojisi kitabı destanın göktürklere ait olduğunu, şecere-i türk'te moğallara ait olduğunu son olarak hatice emel'in nevruz makalesinde de genel kanı olarak ergenekon'un hunlara ait olduğunu okudum. bu konuda yetkinliğim hissikablelvukudan öteye geçmemekle birlikte ben de göktürklere ait olduğunu düşünüyorum.
şecere-i türkî’de bu olay şöyle anlatılır:
“(…)ilhan’ın oğulları bu muharebede ölmüşlerdi, ancak en küçüğü olan kıyan kalmıştı. kıyan o sene evlenmişti. (…) nüküz de henüz o sene evlenmişti. bunların ikisi de aynı bölükten olan iki
adama düşmüşlerdi. muharebeden on gün sonra bir gece atlanıp karılarıyla beraber kaçtılar. muharebeden evvel
ordu kurdukları yere geldiler. düşmandan kaçıp gelen dört türlü mal (deve, at, öküz ve koyun) buldular. hasbıhâl edip dediler ki: “burada kalsak, bir gün olur düşmanlarımız bizi bulurlar, bir kabileye gitsek, etrafımız hep düşman kabilelerdir; iyisi dağlar arasında kimsenin daha yolu düşmemiş olan bir yere gidip oturalım.” sürülerini sürüp dağlara doğru yürüdüler. yabanî koyunların yürüdükleri bir yolu tutup tırmanarak yüksek bir dağın boğazına
vardılar. oradan tepeye çıkıp diğer yanına indiler. oraları iyice muayene ettiler, gördüler ki geldikleri yoldan başka yol yoktur ve o yol da öyle bir yol ki bir deve ve bir keçi bin güçlükle yürüyebilirdi; eğer biraz ayağı sürçse düşer parça parça olurdu. vardıkları yer geniş ve bir nihayetsiz ülke idi; içinde akarsular, membalar, türlü otlar, çayırlar, meyveli ağaçlar, türlü türlü avlar vardı. bunu görünce tanrı’ya şükürler kıldılar. kışın mallarının etini yer,
derilerini giyerler, yazın sütünü içerlerdi. oraya (ergenekon) adını verdiler. ‘ergene’nin manası ‘bir dağın kemeri’, ‘kon’un manası ‘dik’tir; orası dağın kırı (dağın en yüksek yeri) idi. burada kıyan ve nüküz’ün oğulları çoğaldı.
kıyan’ın oğulları ötekininkinden daha çok oldu. kıyan’ın oğullarına, kıyat; nüküz’ün oğullarının bir kısmına nüküzler, bir kısmına da dürlükin dediler. kıyan diye dağdan şiddetle ve sür’atle inen sele derler. ilhan’ın oğlu güçlü ve
tez bir adam olduğundan ona bu ismi vermişlerdi. ‘kıyat’, ‘kıyan’ın cemidir. bu iki kişinin nesilleri uzun bir müddet ergenekon’da kaldılar. çoğaldıkça çoğaldılar. kabileler meydana geldi. (…) dört yüz sene sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki artık oralara sığmadılar. bunun üzerine kenkaş (müzakere) ettiler ve “babalarımızdan işitirdik ki ergenekon’un dışarısında geniş ve güzel bir memleket varmış, atalarımız orada otururlarmış. tatar baş olup başka kabileleri bizim urukumuzu kırıp yurdumuzu almışlar. artık tanrı’ya şükür, düşmandan korkarak dağda kapanıp kalacak hâlde değiliz. bir yol bulup bu dağdan göçüp çıkalım. bize dost olanla görüşür, düşman olanla güreşiriz” dediler. herkes bu fikri beğenip yollar aradılar. mümkün olup bir yol bulamadılar. bir demirci: “ben bir yer gördüm, orada demir madeni var. zannedersem bir kattır. eğer onu eritirsek yol buluruz.” dedi. o yeri gidip gördüler ve demircinin sözünü musib (münasip) buldular. millete odun ve kömür vergisi saldılar. herkes vergisini getirdi, bir sıra odun, bir sıra kömür olmak üzere dağın böğründeki çatlağa istif ettiler. dağın tepe ve diğer yanlarına da odun ve kömür yığdıktan sonra deriden yetmiş körük yapıp yetmiş yere kurdular; ateşleyip hepsini birden körüklediler. tanrı’nın kudretiyle demir eriyip yükle bir deve geçecek kadar bir yol açıldı. o ayı, o günü, o saati belleyip dışarı çıktılar. işte o gün moğollarca bayram sayıldı. o vakitten beri bu halas günü moğollar bayram yaparlar. (…) bu
güne çok itibar edip: “zindandan çıkıp ata yurduna geldiğimiz gün” derler.”
türk kültüründe nevruz/ergenekon bayramı
nevruz, yenisey-orhun çevresinden, altaylara, oradan da hun türklerinin
avrupa’ya yürümesiyle macaristan’a ve balkanlar’a ulaşmış, 800’lü yıllardan
itibaren hazar’ın güneyinden anadolu’ya ve mezopotamya denilen bölgeye taşınarak
daha geniş bir coğrafyaya yerleşmiştir.
islamiyet’i kabul etmiş olan türk topluluklarında bu törenler, dinî öğreti ile
çatışmamak için, sürgün avı, toy, şölen, yuğ vb. gibi âdetlerden biri olarak devam
edegelmiş, “yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma, uyanma, dirilme” gibi nitelikleriyle günümüze bütün bir türk dünyasının ortak kültür mirası olarak intikal
etmeyi başarmıştır. en eski türk âdetlerinden, bayramlarından biri olduğu bilinen
nevruz, kültürel iletişimin bir gereği ve sonucu olarak çeşitli kültür çevrelerinde farklı anlamlara gelmekte, farklı isimlerle anılmakta ve kutlanmaktadır.
toprağın kış mevsiminde yattığı ölüm uykusundan kalkması, ilkyaz ile yeniden dirilişi, türk destanları içinde karşılığını ergenekon’da bulmuştur. nevruz
kutlamalarının bir diğer adı da “ergenekon bayramı”dır. bu isim geçmişten günümüze
kadar hâlen çeşitli türk boyları arasında canlılığını korumakta, aynı zamanda milletin destanların gücüyle birbirlerine olan güven bağını güçlendirmektedir. ergenekon da böyle bir gelenektir. ebulgazi bahadır han’ın şecere-i türkî’sinde naklettiği ergenekon menkıbesi eski çin kaynaklarının verdiği tarihî olayların bir yankısıdır.ergenekon destanı, çoğu kaynaklara göre büyük hun devleti döneminde teşekkül
etmiştir. hatta, çian ken’in m.ö. 119 yılında, çin imparatoruna sunduğu bir raporda,
bu destandan söz ettiği bilinmektedir.
çin kaynaklarında bozkurt destanı'nın bittiği yerde, ergenekon destanı başlar. bu doğrultuda da destanların devam niteliğinde olduğu fikri kabul görür.
efsanenin kökleri ve ana motifleri göktürklere aittir. *
ergenekon, türklerin çift sürüp avlandığı, maden işlediği etrafı aşılmaz dağlarla çevrili olan kutsal topraklarıdır.
destanın ana motiflerinden biri 'demirci' dir. demirci demir madenini bulmuş, eritmiş ve bozkurt'un önderliğinde ergenekon' dan çıkmışlardır.
orta asya türkleri, ergenekon'dan çıkış gününü kızgın demir döverek hala anar ve kutlarlar.
aşağıda ilk önce destanın şecere-i türkî'de aktarılmış şeklini daha sonra da' türk kültüründe nevruz ve anadolu’da nevruz
kutlamaları' adlı abdullah şengül makalesinde ergenekon bayramı olarak da geçen bahar kutlamalarına dair bir kesit bırakıyorum.
ancak tüm bunlardan önce destan hakkında ilk kaynak olarak aldığım anthony e. ocean'ın türk mitolojisi kitabı destanın göktürklere ait olduğunu, şecere-i türk'te moğallara ait olduğunu son olarak hatice emel'in nevruz makalesinde de genel kanı olarak ergenekon'un hunlara ait olduğunu okudum. bu konuda yetkinliğim hissikablelvukudan öteye geçmemekle birlikte ben de göktürklere ait olduğunu düşünüyorum.
şecere-i türkî’de bu olay şöyle anlatılır:
“(…)ilhan’ın oğulları bu muharebede ölmüşlerdi, ancak en küçüğü olan kıyan kalmıştı. kıyan o sene evlenmişti. (…) nüküz de henüz o sene evlenmişti. bunların ikisi de aynı bölükten olan iki
adama düşmüşlerdi. muharebeden on gün sonra bir gece atlanıp karılarıyla beraber kaçtılar. muharebeden evvel
ordu kurdukları yere geldiler. düşmandan kaçıp gelen dört türlü mal (deve, at, öküz ve koyun) buldular. hasbıhâl edip dediler ki: “burada kalsak, bir gün olur düşmanlarımız bizi bulurlar, bir kabileye gitsek, etrafımız hep düşman kabilelerdir; iyisi dağlar arasında kimsenin daha yolu düşmemiş olan bir yere gidip oturalım.” sürülerini sürüp dağlara doğru yürüdüler. yabanî koyunların yürüdükleri bir yolu tutup tırmanarak yüksek bir dağın boğazına
vardılar. oradan tepeye çıkıp diğer yanına indiler. oraları iyice muayene ettiler, gördüler ki geldikleri yoldan başka yol yoktur ve o yol da öyle bir yol ki bir deve ve bir keçi bin güçlükle yürüyebilirdi; eğer biraz ayağı sürçse düşer parça parça olurdu. vardıkları yer geniş ve bir nihayetsiz ülke idi; içinde akarsular, membalar, türlü otlar, çayırlar, meyveli ağaçlar, türlü türlü avlar vardı. bunu görünce tanrı’ya şükürler kıldılar. kışın mallarının etini yer,
derilerini giyerler, yazın sütünü içerlerdi. oraya (ergenekon) adını verdiler. ‘ergene’nin manası ‘bir dağın kemeri’, ‘kon’un manası ‘dik’tir; orası dağın kırı (dağın en yüksek yeri) idi. burada kıyan ve nüküz’ün oğulları çoğaldı.
kıyan’ın oğulları ötekininkinden daha çok oldu. kıyan’ın oğullarına, kıyat; nüküz’ün oğullarının bir kısmına nüküzler, bir kısmına da dürlükin dediler. kıyan diye dağdan şiddetle ve sür’atle inen sele derler. ilhan’ın oğlu güçlü ve
tez bir adam olduğundan ona bu ismi vermişlerdi. ‘kıyat’, ‘kıyan’ın cemidir. bu iki kişinin nesilleri uzun bir müddet ergenekon’da kaldılar. çoğaldıkça çoğaldılar. kabileler meydana geldi. (…) dört yüz sene sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki artık oralara sığmadılar. bunun üzerine kenkaş (müzakere) ettiler ve “babalarımızdan işitirdik ki ergenekon’un dışarısında geniş ve güzel bir memleket varmış, atalarımız orada otururlarmış. tatar baş olup başka kabileleri bizim urukumuzu kırıp yurdumuzu almışlar. artık tanrı’ya şükür, düşmandan korkarak dağda kapanıp kalacak hâlde değiliz. bir yol bulup bu dağdan göçüp çıkalım. bize dost olanla görüşür, düşman olanla güreşiriz” dediler. herkes bu fikri beğenip yollar aradılar. mümkün olup bir yol bulamadılar. bir demirci: “ben bir yer gördüm, orada demir madeni var. zannedersem bir kattır. eğer onu eritirsek yol buluruz.” dedi. o yeri gidip gördüler ve demircinin sözünü musib (münasip) buldular. millete odun ve kömür vergisi saldılar. herkes vergisini getirdi, bir sıra odun, bir sıra kömür olmak üzere dağın böğründeki çatlağa istif ettiler. dağın tepe ve diğer yanlarına da odun ve kömür yığdıktan sonra deriden yetmiş körük yapıp yetmiş yere kurdular; ateşleyip hepsini birden körüklediler. tanrı’nın kudretiyle demir eriyip yükle bir deve geçecek kadar bir yol açıldı. o ayı, o günü, o saati belleyip dışarı çıktılar. işte o gün moğollarca bayram sayıldı. o vakitten beri bu halas günü moğollar bayram yaparlar. (…) bu
güne çok itibar edip: “zindandan çıkıp ata yurduna geldiğimiz gün” derler.”
türk kültüründe nevruz/ergenekon bayramı
nevruz, yenisey-orhun çevresinden, altaylara, oradan da hun türklerinin
avrupa’ya yürümesiyle macaristan’a ve balkanlar’a ulaşmış, 800’lü yıllardan
itibaren hazar’ın güneyinden anadolu’ya ve mezopotamya denilen bölgeye taşınarak
daha geniş bir coğrafyaya yerleşmiştir.
islamiyet’i kabul etmiş olan türk topluluklarında bu törenler, dinî öğreti ile
çatışmamak için, sürgün avı, toy, şölen, yuğ vb. gibi âdetlerden biri olarak devam
edegelmiş, “yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma, uyanma, dirilme” gibi nitelikleriyle günümüze bütün bir türk dünyasının ortak kültür mirası olarak intikal
etmeyi başarmıştır. en eski türk âdetlerinden, bayramlarından biri olduğu bilinen
nevruz, kültürel iletişimin bir gereği ve sonucu olarak çeşitli kültür çevrelerinde farklı anlamlara gelmekte, farklı isimlerle anılmakta ve kutlanmaktadır.
toprağın kış mevsiminde yattığı ölüm uykusundan kalkması, ilkyaz ile yeniden dirilişi, türk destanları içinde karşılığını ergenekon’da bulmuştur. nevruz
kutlamalarının bir diğer adı da “ergenekon bayramı”dır. bu isim geçmişten günümüze
kadar hâlen çeşitli türk boyları arasında canlılığını korumakta, aynı zamanda milletin destanların gücüyle birbirlerine olan güven bağını güçlendirmektedir. ergenekon da böyle bir gelenektir. ebulgazi bahadır han’ın şecere-i türkî’sinde naklettiği ergenekon menkıbesi eski çin kaynaklarının verdiği tarihî olayların bir yankısıdır.ergenekon destanı, çoğu kaynaklara göre büyük hun devleti döneminde teşekkül
etmiştir. hatta, çian ken’in m.ö. 119 yılında, çin imparatoruna sunduğu bir raporda,
bu destandan söz ettiği bilinmektedir.
devamını gör...
vişne ve kiraz

-vişne ekşimsi bir tada sahipken kiraz tatlıdır.
-vişne tek renkli bir meyvedir yani dünya genelinde yer alan tüm vişneler kırmızı renktedir ancak kirazların kırmızı, pembe ve sarı gibi renkleri de bulunmaktadır.
-kış mevsimi yaklaştığı zaman kiraz ağacı yapraklarını tamamen dökerken vişne ağacı yapraklarını daha uzun süre boyunca yeşil bir şekilde koruyabilir. yani vişne kiraza oranla daha dayanıklıdır.
-kiraz taze bir şekilde tüketilen meyvedir. vişne ise işlem görerek çeşitli şekillerde tüketilen bir meyve türüdür.
işte karşınızda birbirlerine benzeyen iki meyve. farklılıkları olsa da kardeş gibiler.. ikiside birbirinden şahane. ama siz yine de tarafınızı seçin derim. benim ki biraz kiraz biraz vişne..(seçemem ki)
devamını gör...
intiharın eşiğinde olmak
uzunca bir süre içinde bulunduğum durum.
sonra nasıl oldu bilmiyorum, bir anda kendimi mutluyken buldum. o ufacık mutluluğa tutunup dünyayı daha güzel görmeye başladım. belki olduğundan daha güzel. sonra o ufacık mutluluğun yanına yeni daha büyük mutluluklar eklendi, mutluluklarım gittikçe büyüdü. arada kaybettiklerim oldu tabiki, ama beni her mutlu eden şeye o ilk mutluluğum gibi sarıldım. şimdi çok daha iyi ve sağlıklıyım.
aynı zamanda intihar eden birinin ardında kalan kişilerden biriyim. inanın bana arkasından üzüleceğimi ve onu seneler sonra bile hatırlayacağımı hayal bile edemezdi. kimin hayatına nasıl dokunduğunuzu bilemezsiniz. siz arkamdan üzülecek kimse yok diye düşünürken seneler sonra bile sizi hatırlayıp üzülen insanlar olacak.
sonra nasıl oldu bilmiyorum, bir anda kendimi mutluyken buldum. o ufacık mutluluğa tutunup dünyayı daha güzel görmeye başladım. belki olduğundan daha güzel. sonra o ufacık mutluluğun yanına yeni daha büyük mutluluklar eklendi, mutluluklarım gittikçe büyüdü. arada kaybettiklerim oldu tabiki, ama beni her mutlu eden şeye o ilk mutluluğum gibi sarıldım. şimdi çok daha iyi ve sağlıklıyım.
aynı zamanda intihar eden birinin ardında kalan kişilerden biriyim. inanın bana arkasından üzüleceğimi ve onu seneler sonra bile hatırlayacağımı hayal bile edemezdi. kimin hayatına nasıl dokunduğunuzu bilemezsiniz. siz arkamdan üzülecek kimse yok diye düşünürken seneler sonra bile sizi hatırlayıp üzülen insanlar olacak.
devamını gör...
90’lı yıllardaki zenginlik belirtileri
doksanlı yıllarda henüz bedensel olarak var olmadığım için bilemeyeceğim belirtilerdir.
o zamanın sosyolojik yapısını öğrenmek için yazılanları okumaya geldim.
müsaadeniz ile şuraya park ediyorum.
o zamanın sosyolojik yapısını öğrenmek için yazılanları okumaya geldim.
müsaadeniz ile şuraya park ediyorum.
devamını gör...
deliler gibi aşık olunan sözlük yazarı
bir sözlük aşkıydı bizimkisi. gözlerimiz bakmazdı birbirine belki ama tanımlarımız el eleydi. ah onun o profili beni benden alırdı. ne de güzel yazardı sevdiceğim.*
devamını gör...
kapıcı kızı feriha
her çöp atmaya çıkışımda büründüğüm dizi karakteri, emir neredesin emir.
devamını gör...
kuantum biyoloji
önce kısa bir tanım yapalım ve sonra birlikte yorumlayalım.*
kuantum biyoloji, kuantum mekaniği ve teorik kimyanın biyolojik mekanizmalarda rol oynayıp oynamadığını inceleyen bir uygulama alanıdır.
bir gün ateşin başında oturuyordum.* aklıma bir düşünce geliverdi. sürekli kuantum fiziğini duyuyorduk. kuantum, kuantum.. falcılara kadar inen bir terim olsa da, aslında yaşamın temelini anlamamızda, atom altı parçacıkların davranışlarını incelememizde bize ışık olan bir terimdir kuantum.* yüceltilmesi gerekir. peki biz, yani canlı hücrelerden oluşan bu büyük organizma da aslında atomlardan oluşuyoruz. e o zaman neden kuantum biyolojisi olmasın? hemen araştırdım. zaten araştırılmaya başlanmış bir konu olduğunu gördüm.*
atom altı parçacıklar farklı durumlarda farklı davranışlar sergiliyorsa (bkz: çift yarık deneyi), atomlardan oluşan hücrelerimize ve doğal olarak bize bunun yansıması nasıl olacak? nasıl oluyor? işte bu soruları inceler kuantum biyolojisi...
ben ile etiyopya'da yaşayan biri arasında bir etkileşim olabilir.. aslında 5 duyu ile algıladığımız bu dünyada göremediğimiz farklı şeyler de var ve bunu henüz bilememek ve belki de bilemeden ölmek en acısı olsa gerek..
kuantum biyolojisine kısa bir giriş yaptık.. eşsiz bir konu.. fazla uzatmamak adına burada keselim.. ben söz veriyorum.. daha derinlere ineceğiz burada..
kuantum biyoloji, kuantum mekaniği ve teorik kimyanın biyolojik mekanizmalarda rol oynayıp oynamadığını inceleyen bir uygulama alanıdır.
bir gün ateşin başında oturuyordum.* aklıma bir düşünce geliverdi. sürekli kuantum fiziğini duyuyorduk. kuantum, kuantum.. falcılara kadar inen bir terim olsa da, aslında yaşamın temelini anlamamızda, atom altı parçacıkların davranışlarını incelememizde bize ışık olan bir terimdir kuantum.* yüceltilmesi gerekir. peki biz, yani canlı hücrelerden oluşan bu büyük organizma da aslında atomlardan oluşuyoruz. e o zaman neden kuantum biyolojisi olmasın? hemen araştırdım. zaten araştırılmaya başlanmış bir konu olduğunu gördüm.*
atom altı parçacıklar farklı durumlarda farklı davranışlar sergiliyorsa (bkz: çift yarık deneyi), atomlardan oluşan hücrelerimize ve doğal olarak bize bunun yansıması nasıl olacak? nasıl oluyor? işte bu soruları inceler kuantum biyolojisi...
ben ile etiyopya'da yaşayan biri arasında bir etkileşim olabilir.. aslında 5 duyu ile algıladığımız bu dünyada göremediğimiz farklı şeyler de var ve bunu henüz bilememek ve belki de bilemeden ölmek en acısı olsa gerek..
kuantum biyolojisine kısa bir giriş yaptık.. eşsiz bir konu.. fazla uzatmamak adına burada keselim.. ben söz veriyorum.. daha derinlere ineceğiz burada..
devamını gör...
kadın olduğu için bir yazara artı oy vermek
uykum var.
devamını gör...
obez insanlardan ekstra sağlık vergisi alınsın
(bkz: eksi butonunun arandığı anlar)
kanser, şeker, tansiyon hastası insanlardan da alınacaksa olabilir tabii ki. siz sanıyorsunuz ki obezite bir seçimdir. hayır efendim obezite dümdüz bir hastalıktır. kimse bilerek obez olmayı seçmez.
kanser, şeker, tansiyon hastası insanlardan da alınacaksa olabilir tabii ki. siz sanıyorsunuz ki obezite bir seçimdir. hayır efendim obezite dümdüz bir hastalıktır. kimse bilerek obez olmayı seçmez.
devamını gör...
ölüm gibi bir şey olup ölünmeyen durumlar
öleyazmak.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük! kalktım filtre kahvemi koydum ardından da geniş bir cumartesi kahvaltısı yaparım demek isterdim ama hayatlar ve hayaller maalesef. geldim gene çalışıyorum. uyuyana, çalışana, ayılana, bayılana güzel bir cumartesi diliyorum. istanbul'da hava güzel olacağa benziyor. hemen kanınız bitlenmesin atmayın sokağa kendinizi. corona is stil here...
devamını gör...
d vitamini
eksikliği sık görülen ve aktif hâle gelmesi uzun bir süreç gerektiren vitamin. güneşten gelen ultraviyole ışınlarla deride d3 formu oluşur. sonra karaciğerde 25-hidroksikolekalsiferol denilen formu oluşur. en sonunda da böbrekte 1,25-dihidroksikolekalsiferol formu oluşur ki bu en güçlü şeklidir diğer formlar çok güçsüzdür. ayrıca aktif hale gelmesinde paratiroid hormon çok önemlidir.
d vitamini bağırsaktan kalsiyum ve fosfat emilimini arttırır,böbreklerden kalsiyum ve fosfat atılımını azaltır. kemik kalsifikasyonunu sağlar. eksikliğinde kemiklerde yumuşama görülür. fazla d vitamini kemik yıkımına yol açar. ayrıca en toksik olan vitamindir. tabii bu zehirlenme güneşe fazla maruz kalmayla çıkmaz dışarıdan aşırı d vitamini almakla ortaya çıkar.
d vitamini bağırsaktan kalsiyum ve fosfat emilimini arttırır,böbreklerden kalsiyum ve fosfat atılımını azaltır. kemik kalsifikasyonunu sağlar. eksikliğinde kemiklerde yumuşama görülür. fazla d vitamini kemik yıkımına yol açar. ayrıca en toksik olan vitamindir. tabii bu zehirlenme güneşe fazla maruz kalmayla çıkmaz dışarıdan aşırı d vitamini almakla ortaya çıkar.
devamını gör...
unnecessary (yazar)
insanların uğruna bölüm okuduğu konuları tanımlama olarak sunan, "her şey dahil" sisteminin mucidi olduğu şüpheleri barındıran über yazar.
devamını gör...
hal hatır sormadan konuya giren insan
net insandır. uzun uzun konuşup kimseyi darlamaz.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
“en iyilerimizin sonu,
genellikle kendi ellerinden olur.”
sırf uzaklaşmak için
ve geride kalanlar
birinin onlardan
uzaklaşmayı neden isteyebileceğini
bir türlü tam olarak anlayamazlar.
bir charles bukowski şiiridir.
genellikle kendi ellerinden olur.”
sırf uzaklaşmak için
ve geride kalanlar
birinin onlardan
uzaklaşmayı neden isteyebileceğini
bir türlü tam olarak anlayamazlar.
bir charles bukowski şiiridir.
devamını gör...

