yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi
bugunun cabucak bitmesi icin acil khk, elden ele hizlica.
alerjim tuttu dun gece, musluk gibi geziyorum fis fis. ne dogru duzgun nefes alabiliyorum ne de hapsirmadan an gecirebiliyorum.
uzun aradan sonra sirkette durum degerlendirme toplantisi vardi bugun.
ardimda ayi orkestrasi senfonik konser veriyorken zaten; bir saat olarak planlanan toplanti, dallama genel müdürumun keyfi icin bes bucuk (5,5) saat surdu. alinan kararlar, yapmam gereken secimler, konusulmasi gereken calisanlar derken pure kivaminda eve gelebildim.
apartmanin giris kapisindan rastgele iceri bakarken bir de ne goreyim? bir cift yesil goz bana bakiyor iceriden ve beni gorunce bana dogru gelmeye basladi.
butun yol boyunca l koltuga devrilip sizmayi hayal eden ben, apartmandan iceri giremedim. yorgunluktan geberiyorken, yarim saat* apartmanin onunde bekledim, birisi iceriden ciksin da kediyi apartmandan cikarsin diye. (bkz: kedi fobisi)
kedi cikmadi.
parmak ucumda basa basa eve geldim.
stresten bobreklerim sizliyor.
dur duraksız hapsiriyorum.
kedi cikmadigi icin yarin sabah evden cikamayacagim.
yikiklardayim.
hapsu.
alerjim tuttu dun gece, musluk gibi geziyorum fis fis. ne dogru duzgun nefes alabiliyorum ne de hapsirmadan an gecirebiliyorum.
uzun aradan sonra sirkette durum degerlendirme toplantisi vardi bugun.
ardimda ayi orkestrasi senfonik konser veriyorken zaten; bir saat olarak planlanan toplanti, dallama genel müdürumun keyfi icin bes bucuk (5,5) saat surdu. alinan kararlar, yapmam gereken secimler, konusulmasi gereken calisanlar derken pure kivaminda eve gelebildim.
apartmanin giris kapisindan rastgele iceri bakarken bir de ne goreyim? bir cift yesil goz bana bakiyor iceriden ve beni gorunce bana dogru gelmeye basladi.
butun yol boyunca l koltuga devrilip sizmayi hayal eden ben, apartmandan iceri giremedim. yorgunluktan geberiyorken, yarim saat* apartmanin onunde bekledim, birisi iceriden ciksin da kediyi apartmandan cikarsin diye. (bkz: kedi fobisi)
kedi cikmadi.
parmak ucumda basa basa eve geldim.
stresten bobreklerim sizliyor.
dur duraksız hapsiriyorum.
kedi cikmadigi icin yarin sabah evden cikamayacagim.
yikiklardayim.
hapsu.
devamını gör...
güneş (yazar)
her karalama defteri ne yazdıklarını , en az iki kere okurum, üstün körü değil , sindire sindire okur, yazdıklarını yaşamaya çalışırım, amcasını artık aileden biri gibi tanıyor ve onunla yaşadığı maceraları merak içinde bekliyorum, amma kadri abisiz olmaz.
sevgili güneş ellerine, yüreğine sağlık ,samimiyetim ile yazdıkların için çok teşekkür ediyorum, kardeşim, varol.
sevgili güneş ellerine, yüreğine sağlık ,samimiyetim ile yazdıkların için çok teşekkür ediyorum, kardeşim, varol.
devamını gör...
sabaha bir ayet bırak
"eğer allah seni bir zarara uğratırsa onu kendisinden başka giderecek yoktur; ve eğer sana bir hayır verirse bilesin ki o her şeye kādirdir." en'am-17.
devamını gör...
günaydın sözlük
evet günaydın az sayıdaki ayık yazar kitlesi. bugün yine berbat uyandım, akşam uykuya kadar geçecek olan sürede gene dayanma gücümün sınırlarını zorlayacağım gibi gözüküyor.
devamını gör...
yalnızlığın en çok dokunduğu an
istediğin kadar ben kendime yeterim bu hayatta desen de, mutluluğu ya da mutsuzluğu paylaşamadığın an, yalnızlık bir ufaktan vuruyor. aciziz aslında.
devamını gör...
normal sözlük'ün flash tv'ye benzemesi
nerede halay çekiliyor peki. ben göremedim.
devamını gör...
malatya gezisi
yaklaşık 1 hafta önce bir malatya-elazığ gezisi yaptık,5 kişi. ben de bu süreçte yaşadığım tecrübeleri size aktarmak istedim. öncelikle hepimizin ortak noktası izmir olduğu için izmir den uçakla yola çıktık. (bkz: pegasus)izmir’den malatya’ya direkt uçuş yok,istanbul’dan malatya’ya direktuçuş var bu kısmı anlamadım. izmir’den,istanbul’a ordan malatya’ya uçmak istedik ama ortak kanı elazığ’ı da gezelim olduğu için elazığ’a gittik. (elazığ’da arkadaşlarımız olduğu için şehiri gezmede yardımcı olurlar diye düşündük.)uçak izmir’den elazığ’a gidiyor,ordan kara yoluyla malatya geçiyorsunuz. tabi farklı firmalarda izmir’den malatya’ya direkt uçuş var mı bilmiyorum ama bilet aldığımız dönem en uygun pegasus olduğu için biz bu firmayı tercih ettik. uçuş süresi 1 saat 40 dakika olarak gösteriyor, biz 1 saat 10 dakika içerisinde gelmiştik. sabah 8 de uçağa bindik uçak,bagaj işlemleri vesaire saat 9,5-10 a doğru elazığdaydık. elazığ havalimanı akçakiraz ilçesinde ,bu ilçenin de merkeze uzaklığı 12 km. biraz araştırma yaptığımda havalimanı,1938 yılında yapıma başlanmış,1940 yılında askeri amaçlar için hizmete başlamış ve 1960 yılında ise sivil kullanıma açılmış, türkiye’nin ilk sivil havalimanı olma özelliğine sahipmiş.
havalimanından merkeze geldikten sonra ensar mangal vadisinde yemek yedik,sonrasında ise harput kalesini gezdik. harput kalesinin çok tuhaf bir hikayesi var. m.ö 8. yüzyılda urartular döneminde yapılmış,yapılış amacı konumu itibariyle güvenliği sağlamak için sanıyorum,neyse fikir firar etmesin,sonrasında kale pers hakimiyeti altına giriyor,1515 yılında ise osmanlılar idaresine geçiyor,(bkz: yavuz sultan selim) zamanında. kale de restorasyon ise varla yok arasında. kale etrafında konteynerler falan vardı,biz gittiğimizde. duyduğumda ilginç gelen bir bilgi ise bölge halkı buraya harput kalesi dışında,süt kalesi de diyormuş. kalenin yapıldığı dönemde harç yerine süt kullanılmış,o yüzden bu isim ile bilinirmiş.kale gezimizden sonra kömürhan köprüsü,çırçır şelalesi gerçekten mükemmeldi. fakat şelale de su boşa akıyor,keşke onun için bir çözüm bulunsa. elazığ için şehir demek bence yanlış olur çünkü ufak bir kasaba gibi. üniversitesi ise yüzölçümü olarak türkiye’nin en büyük üniversitesiymiş fakat üniversite olarak içi çok boş geldi bana. herhangi bir aktivite alanı,yeşillik alan,basket yada futbol sahası göremedim. şehrin en büyük ve en işlek caddesi diyebileceğim yer gazi caddesi oldu,bu cadde aşırı kalabalık. cadde üzerinde her bir markanın iki üç şubesi var,mesela defacto şubesi var,100 metre gidiyorsunuz bir şubesi daha, keza lc waikiki için de aynı durum geçerli. şehir eğer yanlış anlamadıysam üniversite şehri olarak anılıyor,fakat arkadaşımla konuştuğumda kiraların bölgeye göre çok pahalı olduğu,esnaf öğrencilerden geçindiği halde,öğrencileri soyduğunu söylemişti.
tüm bu geziler akşamı buldu,akşam 12 civarı malatya’ya doğru yola çıktık. kalacağımız otel mövenpick malatya hotel. açıkcası beklediğimden aşırı kaliteli,buraları okuyacaklarını sanmıyorum ama gerek otel çalışanları,gerek müdürleri aşırı ilgiliydi. ücretsiz kahvaltı,spor salonu,hamamı,saunası,covid vesaire önemler için otel doktoru,yemekleri aşırı güzeldi. özellikle banyosuna bayıldım. biz 2 gece kaldık ve bu süreçte gerçekten çok memnun kaldım. şehir merkezine çok yakın. malatya’da ilk günümüz, herkesin çok övdüğü akçadağ-levent vadisi. akçadağ şehir merkezine yaklaşık 30 dakika uzaklıkta,levent vadisi ise övdükleri kadar var. upuzun bir kayalıkların en tepe noktasına yapılan seyir terasının 8,5 metre mesafesi boşluğa uzanıyor ve bu kısım cam. yani aşağıyı görebiliyorsunuz,biz gittiğimizde aşırı bir kalabalık yoktu ama birden kalabalıklaştı, kusanlar,ağlayanlar oldu çünkü yaklaşık 104 metre yükseklikte. aşağıya bakarken bile içiniz ürperiyor. bol bol fotoğraf çektik fakat kişisel fotoğraf paylaşmak istemediğim için birkaç alıntı fotoğraf ekleyeceğim. levent vadisinden sonra yine akçadağ da bulunan bağköy mezarlığına gittik ve 18-19. yüzyıla ait olduğu söyleniyor,osmanlı dönemine aitmiş,bölgedeki bir amcanın söylediğine göre birçok şahsi eşya ve savaş aleti bulunmuş. ayrıca türkiye’nin ve dünyanın en değerli atlarının yetiştiği sultan suyu at çiftliğini gezdik,hatta at bindik ama keşke binmeseydim dedim çünkü spor yapmama rağmen o kısacık at binme olayı sanki 100 kg ile squat çalışmışım gibi geldi,öylesine bir bacak ağrısı.
akçadağdan tekrar merkeze döndük,şehir içinde atatürk’ün bir dönem malatya’ya gelip kaldığı yer müze haline çevrilmiş ve kaldığı dönemde kullandığı eşyalar sergileniyor,pazartesi hariç hergün gezebiliyorsunuz giriş ücretsiz. tam karşısında ise bir zamanlar ordu karargahı olarak kullanılan gazi ilkokulu var,tarihi bina, şuan okul olarak kullanılıyormuş. müzeye çok yakın bir yer olan kanalboyunu gezdik,birbiri ardına restorantlar,cafeler,dondurmacılar, eşsiz damak zevki sunuyor,bunlardan biri de ado, maraş’taki gibi olmasada gerçekten tadı efsane bir dondurmaydı. bu caddede birçok dondurmacı olduğu için,cadde ismini yalama caddesi koymuşlar. ilk duyduğumda baya gülmüştüm. beşkonaklar caddesini gezdik,kanalboyuna yakın,eski diyebileceğimiz evlerin yapılan yenileme çalışmaları ile hayat bulması. eski ile yeninin buluştuğu değişik bir sokak,bu evlerden biri restoranta çevrilmiş ki aman allah’ım kiraz yaprağı sarması,analı kızlı,mumbar. bence aralarında en farklısı kiraz yaprağı sarması, vejetaryen bir tarif. kiraz yaprağına dürülen bulgur dolgulu ufacık sarmalar, yoğurtlu bir sosta pişiyor. üzerine karamelize soğan konuyor. tatlı-eşki farklı bir lezzet. bu saydığım yemekler için önceden aramanız lazım bu arada,biz gelmeden önce aramıştık,aşağı yukarı gideceğimiz yerler belliydi çünkü.
gerçekten o gün öyle yedim ki artık midem yeter diyordu. yemek yedikten sonra bakırcılar çarşısına gittik,çok güzel bakır bardaklar aldım,birbiri ardına sıralanmış demirci,bakırcı dükkanları. bakır kalaylama,aynı zamanda alım satım da yapıyorlarmış. uzun zamandır görmediğim banyo kazanlarını da burda görmüş oldum,dükkan sahibinin söylediğine göre halen kullanan varmış. şehir gerçekten kalabalık,bazen bir anda trafik kilitleniyor,halkı,esnafı güler yüzlü. biraz merkezde gezdikten sonra,nemrut’a gittik, zirveye çıkmak zor oldu çünkü aşırı sıcaktı ama değdi. nemrut normalde adıyaman’a bağlı ama 2 saat mesafede olduğu için gitmemek olmazdı,dönüşte ise arapgir’e uğradık. arapgir gerçekten yemyeşil bir yer,malatya dışarıdan bakıldığında her yeri dağ gibi duruyor ama yeşil yerleri de varmış gerçekten. bu arada arapgir,elazığ’a benziyor,malatya ilçesi ama yaşayanların çoğu da elazığlıymış. malatyalılar ile elazığlılar arasında atışmalar oluyormuş bu konuda. arapgir ile darende arasında çok mesafe olmadığı için darende’yi gezdik,daha çok dini kişiliklere sahip bir ilçe. bol bol türbe var,en bilinenleri somuncu baba türbesi. asıl ismi şeyh hamid-i veli. somuncu koca, ekmekçi koca ve somuncu baba olarak da bilinir. osmanlı kuruluş dönemi ünlü mutasavvıfı ve alim. aynı zamanda bayramiyye tarikâtı kurucusu hacı bayram veli'nin de hocasıdır. külliyeye yakın olması sebebi ile tohma kanyonuna da uğradık,rafting yapma imkanı sunuyor,üstelik çevresinde piknik yapmak için alanlar da mevcut.
buradan sonra tekrar merkeze döndük,şire pazarını gezdik,hayatımda görmediğim kadar kayısı gördüm ve kayısıdan yapılan envai çeşit tatlı,kayısı çeşitleri, gezdiğimiz dükkanlar sağolsun bol bol ikram yaptı,ben kayısı çok sevmem yani yeşil halini daha çok seviyorum bulabilirsem öyle alıyorum ama tattıklarım da aşırı güzeldi,özellikle adına gün kurusu kayısı çekirdeği dedikleri,bildiğimiz kayısı çekirdeğinin ötesinde bir tadı var,kilosu 40 lira,esnaf abi sağolsun bize 3 kilo aldık diye 100 yapmıştı,aynı zamanda hediyelik paket şeklinde kayısılardan da aldık. bugünlük son yolculuğumuz burasıydı,yarın akşam saat 9 da uçağımız var,dolayısı ile en geç 7-8 e kadar gezebilirdik o yüzden sabah çok erken kalktık. şehrin belkide en çok turist alan yeri battalgazi,birçok tarihi mekan mevcut,kervansaraylar,müzeler.camiler. mesela en bilinenlerinden biri olan silahtar mustafa paşa kervansarayı ; 1637 yılında yapılmış, 1637 tarihinde ıv. murat’ın silahtarı bosnalı mustafa paşa tarafından yaptırılmıştır. ulu cami; 1224 yılında selçuklu hükümdarı alaaddin keykubat döneminde inşa edilmiş. büyük selçuklu imparatorluğu’nun iran sınırları içerisindeki cami mimarisi geleneğini temsil eden anadolu’daki ilk ve tek örnek örneği. yapının en en eski bölümleri tuğladan, sonradan yapılan ilave bölümleri ise taştan. inşa edildikten sonra camiye bazı dönemlerde ilaveler yapılmış ve cami onarımlardan geçmiş. ayrıca elazığ’ depreminden sonra cami hasar aldığı için restorasyon sürüyor. arslantepe höyüğü, aristokrasinin doğduğu, ilk devlet şeklinin ortaya çıktığı, resmi, dini ve kültürel bir merkez olmasıyla, unesco tarafından da dünya kültür mirası geçici listesine alınmış. buradan sonra yeşilyurt ilçesini gezdik,gündüzbeyde kahvaltı yaptık. yeşilyurt’un eski ismi çırmıhtıymış. daha sonra buralı olan ismet inönü’nün ismini almış, 1959 yıllında ilçe olma statüsüne kavuşunca ismi de yeşilyurt olmuştur. çok fazla gezilecek yer yok fakat çok fazla yeşil alan var bu güzel,burdan sonra hacı baba lokantasında kebab yiyip,merkezde biraz daha dolaştıktan sonra otele döndük. açıkcası giderken üzüldüm,keşke 1 hafta kalsaydım dedim,küçük bir yer beklerken baya büyük bir şehir ile karşılaştım. bu arada yazımın başında söylemiştim izmir’e direkt uçuş yok o yüzden istanbul’a uçtuk. malatya havalimanı gerçekten çok küçük,(bkz: erhaç havalimanı)sivil-askeri amaçlı kullanılıyormuş. böyle bir şehire bu havalimanı yakışmamış bence. en kısa zamanda tekrar görüşeceğiz malatya. eğer buralara kadar okuyan varsa herkese teşekkür ederim.
şehre dair bazı fotoğraflar,alıntıdır.

levent vadisi


tohma kanyonu-darende

kanalboyu

nemrut dağı

şire pazarı

somuncu baba külliyesi

silahlar mustafa paşa kervansarayı

arslantepe höyüğü
not: neden malatya diye garip birçok soru gelince,açıklama gereği duydum. hem uzun zamandır gezmek,görmek istediğim,hem de ismet inönü,turgut özal,ahmet kaya,kemal sunal,ilyas salman,hrant dink gibi birçok ünlü isme ev sahipliği yapmış ve 2 cumhurbaşkanı çıkarmış (bkz: turgut özal)(bkz: ismet inönü)tek şehir olma ünvanına sahip şehri görmeden olmaz dedim.
havalimanından merkeze geldikten sonra ensar mangal vadisinde yemek yedik,sonrasında ise harput kalesini gezdik. harput kalesinin çok tuhaf bir hikayesi var. m.ö 8. yüzyılda urartular döneminde yapılmış,yapılış amacı konumu itibariyle güvenliği sağlamak için sanıyorum,neyse fikir firar etmesin,sonrasında kale pers hakimiyeti altına giriyor,1515 yılında ise osmanlılar idaresine geçiyor,(bkz: yavuz sultan selim) zamanında. kale de restorasyon ise varla yok arasında. kale etrafında konteynerler falan vardı,biz gittiğimizde. duyduğumda ilginç gelen bir bilgi ise bölge halkı buraya harput kalesi dışında,süt kalesi de diyormuş. kalenin yapıldığı dönemde harç yerine süt kullanılmış,o yüzden bu isim ile bilinirmiş.kale gezimizden sonra kömürhan köprüsü,çırçır şelalesi gerçekten mükemmeldi. fakat şelale de su boşa akıyor,keşke onun için bir çözüm bulunsa. elazığ için şehir demek bence yanlış olur çünkü ufak bir kasaba gibi. üniversitesi ise yüzölçümü olarak türkiye’nin en büyük üniversitesiymiş fakat üniversite olarak içi çok boş geldi bana. herhangi bir aktivite alanı,yeşillik alan,basket yada futbol sahası göremedim. şehrin en büyük ve en işlek caddesi diyebileceğim yer gazi caddesi oldu,bu cadde aşırı kalabalık. cadde üzerinde her bir markanın iki üç şubesi var,mesela defacto şubesi var,100 metre gidiyorsunuz bir şubesi daha, keza lc waikiki için de aynı durum geçerli. şehir eğer yanlış anlamadıysam üniversite şehri olarak anılıyor,fakat arkadaşımla konuştuğumda kiraların bölgeye göre çok pahalı olduğu,esnaf öğrencilerden geçindiği halde,öğrencileri soyduğunu söylemişti.
tüm bu geziler akşamı buldu,akşam 12 civarı malatya’ya doğru yola çıktık. kalacağımız otel mövenpick malatya hotel. açıkcası beklediğimden aşırı kaliteli,buraları okuyacaklarını sanmıyorum ama gerek otel çalışanları,gerek müdürleri aşırı ilgiliydi. ücretsiz kahvaltı,spor salonu,hamamı,saunası,covid vesaire önemler için otel doktoru,yemekleri aşırı güzeldi. özellikle banyosuna bayıldım. biz 2 gece kaldık ve bu süreçte gerçekten çok memnun kaldım. şehir merkezine çok yakın. malatya’da ilk günümüz, herkesin çok övdüğü akçadağ-levent vadisi. akçadağ şehir merkezine yaklaşık 30 dakika uzaklıkta,levent vadisi ise övdükleri kadar var. upuzun bir kayalıkların en tepe noktasına yapılan seyir terasının 8,5 metre mesafesi boşluğa uzanıyor ve bu kısım cam. yani aşağıyı görebiliyorsunuz,biz gittiğimizde aşırı bir kalabalık yoktu ama birden kalabalıklaştı, kusanlar,ağlayanlar oldu çünkü yaklaşık 104 metre yükseklikte. aşağıya bakarken bile içiniz ürperiyor. bol bol fotoğraf çektik fakat kişisel fotoğraf paylaşmak istemediğim için birkaç alıntı fotoğraf ekleyeceğim. levent vadisinden sonra yine akçadağ da bulunan bağköy mezarlığına gittik ve 18-19. yüzyıla ait olduğu söyleniyor,osmanlı dönemine aitmiş,bölgedeki bir amcanın söylediğine göre birçok şahsi eşya ve savaş aleti bulunmuş. ayrıca türkiye’nin ve dünyanın en değerli atlarının yetiştiği sultan suyu at çiftliğini gezdik,hatta at bindik ama keşke binmeseydim dedim çünkü spor yapmama rağmen o kısacık at binme olayı sanki 100 kg ile squat çalışmışım gibi geldi,öylesine bir bacak ağrısı.
akçadağdan tekrar merkeze döndük,şehir içinde atatürk’ün bir dönem malatya’ya gelip kaldığı yer müze haline çevrilmiş ve kaldığı dönemde kullandığı eşyalar sergileniyor,pazartesi hariç hergün gezebiliyorsunuz giriş ücretsiz. tam karşısında ise bir zamanlar ordu karargahı olarak kullanılan gazi ilkokulu var,tarihi bina, şuan okul olarak kullanılıyormuş. müzeye çok yakın bir yer olan kanalboyunu gezdik,birbiri ardına restorantlar,cafeler,dondurmacılar, eşsiz damak zevki sunuyor,bunlardan biri de ado, maraş’taki gibi olmasada gerçekten tadı efsane bir dondurmaydı. bu caddede birçok dondurmacı olduğu için,cadde ismini yalama caddesi koymuşlar. ilk duyduğumda baya gülmüştüm. beşkonaklar caddesini gezdik,kanalboyuna yakın,eski diyebileceğimiz evlerin yapılan yenileme çalışmaları ile hayat bulması. eski ile yeninin buluştuğu değişik bir sokak,bu evlerden biri restoranta çevrilmiş ki aman allah’ım kiraz yaprağı sarması,analı kızlı,mumbar. bence aralarında en farklısı kiraz yaprağı sarması, vejetaryen bir tarif. kiraz yaprağına dürülen bulgur dolgulu ufacık sarmalar, yoğurtlu bir sosta pişiyor. üzerine karamelize soğan konuyor. tatlı-eşki farklı bir lezzet. bu saydığım yemekler için önceden aramanız lazım bu arada,biz gelmeden önce aramıştık,aşağı yukarı gideceğimiz yerler belliydi çünkü.
gerçekten o gün öyle yedim ki artık midem yeter diyordu. yemek yedikten sonra bakırcılar çarşısına gittik,çok güzel bakır bardaklar aldım,birbiri ardına sıralanmış demirci,bakırcı dükkanları. bakır kalaylama,aynı zamanda alım satım da yapıyorlarmış. uzun zamandır görmediğim banyo kazanlarını da burda görmüş oldum,dükkan sahibinin söylediğine göre halen kullanan varmış. şehir gerçekten kalabalık,bazen bir anda trafik kilitleniyor,halkı,esnafı güler yüzlü. biraz merkezde gezdikten sonra,nemrut’a gittik, zirveye çıkmak zor oldu çünkü aşırı sıcaktı ama değdi. nemrut normalde adıyaman’a bağlı ama 2 saat mesafede olduğu için gitmemek olmazdı,dönüşte ise arapgir’e uğradık. arapgir gerçekten yemyeşil bir yer,malatya dışarıdan bakıldığında her yeri dağ gibi duruyor ama yeşil yerleri de varmış gerçekten. bu arada arapgir,elazığ’a benziyor,malatya ilçesi ama yaşayanların çoğu da elazığlıymış. malatyalılar ile elazığlılar arasında atışmalar oluyormuş bu konuda. arapgir ile darende arasında çok mesafe olmadığı için darende’yi gezdik,daha çok dini kişiliklere sahip bir ilçe. bol bol türbe var,en bilinenleri somuncu baba türbesi. asıl ismi şeyh hamid-i veli. somuncu koca, ekmekçi koca ve somuncu baba olarak da bilinir. osmanlı kuruluş dönemi ünlü mutasavvıfı ve alim. aynı zamanda bayramiyye tarikâtı kurucusu hacı bayram veli'nin de hocasıdır. külliyeye yakın olması sebebi ile tohma kanyonuna da uğradık,rafting yapma imkanı sunuyor,üstelik çevresinde piknik yapmak için alanlar da mevcut.
buradan sonra tekrar merkeze döndük,şire pazarını gezdik,hayatımda görmediğim kadar kayısı gördüm ve kayısıdan yapılan envai çeşit tatlı,kayısı çeşitleri, gezdiğimiz dükkanlar sağolsun bol bol ikram yaptı,ben kayısı çok sevmem yani yeşil halini daha çok seviyorum bulabilirsem öyle alıyorum ama tattıklarım da aşırı güzeldi,özellikle adına gün kurusu kayısı çekirdeği dedikleri,bildiğimiz kayısı çekirdeğinin ötesinde bir tadı var,kilosu 40 lira,esnaf abi sağolsun bize 3 kilo aldık diye 100 yapmıştı,aynı zamanda hediyelik paket şeklinde kayısılardan da aldık. bugünlük son yolculuğumuz burasıydı,yarın akşam saat 9 da uçağımız var,dolayısı ile en geç 7-8 e kadar gezebilirdik o yüzden sabah çok erken kalktık. şehrin belkide en çok turist alan yeri battalgazi,birçok tarihi mekan mevcut,kervansaraylar,müzeler.camiler. mesela en bilinenlerinden biri olan silahtar mustafa paşa kervansarayı ; 1637 yılında yapılmış, 1637 tarihinde ıv. murat’ın silahtarı bosnalı mustafa paşa tarafından yaptırılmıştır. ulu cami; 1224 yılında selçuklu hükümdarı alaaddin keykubat döneminde inşa edilmiş. büyük selçuklu imparatorluğu’nun iran sınırları içerisindeki cami mimarisi geleneğini temsil eden anadolu’daki ilk ve tek örnek örneği. yapının en en eski bölümleri tuğladan, sonradan yapılan ilave bölümleri ise taştan. inşa edildikten sonra camiye bazı dönemlerde ilaveler yapılmış ve cami onarımlardan geçmiş. ayrıca elazığ’ depreminden sonra cami hasar aldığı için restorasyon sürüyor. arslantepe höyüğü, aristokrasinin doğduğu, ilk devlet şeklinin ortaya çıktığı, resmi, dini ve kültürel bir merkez olmasıyla, unesco tarafından da dünya kültür mirası geçici listesine alınmış. buradan sonra yeşilyurt ilçesini gezdik,gündüzbeyde kahvaltı yaptık. yeşilyurt’un eski ismi çırmıhtıymış. daha sonra buralı olan ismet inönü’nün ismini almış, 1959 yıllında ilçe olma statüsüne kavuşunca ismi de yeşilyurt olmuştur. çok fazla gezilecek yer yok fakat çok fazla yeşil alan var bu güzel,burdan sonra hacı baba lokantasında kebab yiyip,merkezde biraz daha dolaştıktan sonra otele döndük. açıkcası giderken üzüldüm,keşke 1 hafta kalsaydım dedim,küçük bir yer beklerken baya büyük bir şehir ile karşılaştım. bu arada yazımın başında söylemiştim izmir’e direkt uçuş yok o yüzden istanbul’a uçtuk. malatya havalimanı gerçekten çok küçük,(bkz: erhaç havalimanı)sivil-askeri amaçlı kullanılıyormuş. böyle bir şehire bu havalimanı yakışmamış bence. en kısa zamanda tekrar görüşeceğiz malatya. eğer buralara kadar okuyan varsa herkese teşekkür ederim.
şehre dair bazı fotoğraflar,alıntıdır.

levent vadisi


tohma kanyonu-darende

kanalboyu

nemrut dağı

şire pazarı

somuncu baba külliyesi

silahlar mustafa paşa kervansarayı

arslantepe höyüğü
not: neden malatya diye garip birçok soru gelince,açıklama gereği duydum. hem uzun zamandır gezmek,görmek istediğim,hem de ismet inönü,turgut özal,ahmet kaya,kemal sunal,ilyas salman,hrant dink gibi birçok ünlü isme ev sahipliği yapmış ve 2 cumhurbaşkanı çıkarmış (bkz: turgut özal)(bkz: ismet inönü)tek şehir olma ünvanına sahip şehri görmeden olmaz dedim.
devamını gör...
ihtimaller perisi (yazar)
acının tebessümü olsun ünvanı.
edit: benim dediğim olursa bir 1000 karma puan ateşlersiniz.
edit: benim dediğim olursa bir 1000 karma puan ateşlersiniz.
devamını gör...
kişilik doğuştan mı gelir çevreden mi edinilir sorunsalı
cevabını benim de merak ettiğim bir sorudur bu.
öte taraftan öldükten sonra yaşadığımız hayatta yaptığımız eylemler için hesap vereceksek yargılama nasıl adil olacak?
kişiliğim doğuştan ise ben seçmedim.
kişiliğim çevremden ise çevremi de ben seçmedim.
bana iyi olsan da kötü olsan da olduğun kişiyi özgür iraden ile sen oluşturdun diyebilir misin?
öte taraftan öldükten sonra yaşadığımız hayatta yaptığımız eylemler için hesap vereceksek yargılama nasıl adil olacak?
kişiliğim doğuştan ise ben seçmedim.
kişiliğim çevremden ise çevremi de ben seçmedim.
bana iyi olsan da kötü olsan da olduğun kişiyi özgür iraden ile sen oluşturdun diyebilir misin?
devamını gör...
tomris umay
okumaya değer yazar desem yetersiz kalır bu sözler. en iyisi şöyle devam ediyorum sözlerime;
özenle ve tek tek seçilmiş kelimelerin birleşiminden çıkmış mükemmel tanımlar. evet evet bu yazar işini biliyor ve yazacağı konuyu da titizlikle seçip hazırlıyor. benim bu seviyeye ulaşma şansım yok. benim kelimelerim, bu yazar karşısında sessizce ve kimselere görünmeden sıranın arka tarafını geçer. arka taraftan coşkulu bir şekilde tanımlarını destekler.
özenle ve tek tek seçilmiş kelimelerin birleşiminden çıkmış mükemmel tanımlar. evet evet bu yazar işini biliyor ve yazacağı konuyu da titizlikle seçip hazırlıyor. benim bu seviyeye ulaşma şansım yok. benim kelimelerim, bu yazar karşısında sessizce ve kimselere görünmeden sıranın arka tarafını geçer. arka taraftan coşkulu bir şekilde tanımlarını destekler.
devamını gör...
en korkulan ölüm şekli
yüzümün yara alacağı herhangi bir ölüm şekli. en büyük hayalim 30'larımda hâlâ güzelken ölmek.
devamını gör...
mutsuz bir ailede büyümek
tüm psikolojik sorunların temeli buradan gelir.
devamını gör...
fahişelik neden ahlaksızlıktır sorunsalı
sana bedava vermediği içindir.
en büyük günah, suç vs. aslında ahlaksızlıktır. sizin orospuluk, fahişelik, zina diye küçümsediğiniz, aşağıladığınız şeylerin dik alası, sizin ahlaksızlığınızdır. nasılsa ahlaksızlık gözle görülmüyor diye, hedef saptırarak ahlaksızlığını gizlediğini sanan namus/ahlak simsarları.
en büyük günah, suç vs. aslında ahlaksızlıktır. sizin orospuluk, fahişelik, zina diye küçümsediğiniz, aşağıladığınız şeylerin dik alası, sizin ahlaksızlığınızdır. nasılsa ahlaksızlık gözle görülmüyor diye, hedef saptırarak ahlaksızlığını gizlediğini sanan namus/ahlak simsarları.
devamını gör...
çirkinim demenin alternatif yolları
içim güzel
devamını gör...
hayır diyemeyen insan
muhtemelen kişisel sınırlarını iyi çizemiyordur. her şeyi onayladığı için enayi yerine konulması ve faydalanılan kişi olduktan sonra yapayalnız kalması mümkündür.
devamını gör...
rushmore
wes anderson’ın senaryosunu owen wilson’la beraber yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği acayip matrak absürt komedi filmi seven bünyelere ilaç gibi gelecek 1998 yapımı filmdir. başrollerde jason schwartzman, bill murray ve olivia williams. özellikle jason schwartzman filmi alıp bambaşka noktalara taşımıştır tipiyle sesiyle görüntüsü ile.
filmde, rushmore adındaki bir özel ve sadece seçkin öğrencilerin alındığı bir lisede dahi ve bir o kadar sorunlu öğrencisi max fisher’ın yaşadıkları absürt mizah ile ele alınıyor. max, satranç, sinema,yüzme,bilim gibi birçok kulübe üye, hepsinde oldukça başarılı ve yönetim kadrosunda olan, ayrıca okul gazetesinde yazan bir öğrencidir ancak tüm bu aktivitelerinin yanında dersleri ise pek iyi gitmemektedir. hayatını belli kalıplar içerisinde yaşayan max, oxford’dan red cevabı alır ve hayata küsecekken öğretmenlerinden birine aşık olmasıyla hayatını yeniden yaşamaya başlaması ve bu hayatı başarılar ile sınırlandıramayacağını anlar. artık max, büyümüş ve hayatın daha önce görmediği kısımlarını içerisine doğru yolculuk ediyordur. wes anderson'un aslında kendi hayatından benzerlikler sunduğu filmde max tiplemesi bir otobiyogrofik masal gibidir.
max karakterinin diş telleri olsun, zengin çocuklarına eleştiriler olsun tam düzeyinde mizahı ile gülmek için birebir.
filmde, rushmore adındaki bir özel ve sadece seçkin öğrencilerin alındığı bir lisede dahi ve bir o kadar sorunlu öğrencisi max fisher’ın yaşadıkları absürt mizah ile ele alınıyor. max, satranç, sinema,yüzme,bilim gibi birçok kulübe üye, hepsinde oldukça başarılı ve yönetim kadrosunda olan, ayrıca okul gazetesinde yazan bir öğrencidir ancak tüm bu aktivitelerinin yanında dersleri ise pek iyi gitmemektedir. hayatını belli kalıplar içerisinde yaşayan max, oxford’dan red cevabı alır ve hayata küsecekken öğretmenlerinden birine aşık olmasıyla hayatını yeniden yaşamaya başlaması ve bu hayatı başarılar ile sınırlandıramayacağını anlar. artık max, büyümüş ve hayatın daha önce görmediği kısımlarını içerisine doğru yolculuk ediyordur. wes anderson'un aslında kendi hayatından benzerlikler sunduğu filmde max tiplemesi bir otobiyogrofik masal gibidir.
max karakterinin diş telleri olsun, zengin çocuklarına eleştiriler olsun tam düzeyinde mizahı ile gülmek için birebir.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
o şarkı hep çalar, dinle müziğin sesini
sende eşlik et müziğe, hatırla sevdiğini
sevmek güzeldir, sakın vazgeçme ondan
okuruz, hatta severiz yazanı, burda gezeni
sende eşlik et müziğe, hatırla sevdiğini
sevmek güzeldir, sakın vazgeçme ondan
okuruz, hatta severiz yazanı, burda gezeni
devamını gör...
burun kılı uzamış erkek
burnundan kıl aldırmayan erkektir.
devamını gör...
sivas katliamı
bir vali, halkı eğlensin diye davet etti şehrine,
ülkenin bazı önemli aydınlarını ve sanatçılarını.
yakınları onlara dediler ki:
nesin'de şenliklerde olacakmış tehlikeli olabilir.
güldüler, bir aydın, bir sanatçı korkar mı hiç diye.
fısıltılar artmaya başlamıştı sivas'ta.
nesin gelecekmiş dediler hadi bir toplanalım.
bildiriler dağıtalım,
linç kültürünü halka yayalım da keyfimiz yerine gelsin.
böylelikle günler öncesinden kirli oyunlarına başladılar.
geldi canlarımız sivas'a,
canlarla buluşmak için.
bir kültür merkezinde; güneşli günlere,
halaylar çekildi, şiirler okundu, türküler söylendi.
bir kültür merkezinde, canlar canlar ile buluştu.
dışarda ise bir garip yaratıklar toplanmaya başlıyordu.
konuştukça değişik sesler çıkaran bu yaratıklar bir tuhaftılar.
iki caniydiler.
üç cahildiler.
saldırıya uğrayacaklarını anlayan canlarımız,
apar topar binayı terk ettiler.
kaçtılar, yaratık sürüsünden.
soluk soluğa, zor bela attılar kendilerini madımak oteli'ne.
oh dediler kurtulduk.
zavallılar bu seferde oteli sarmaya başladılar.
leş kargalarının iştahları iyice artıyordu.
insan yeyiciler, belediyenin her nasılsa,
otelin önüne koydukları taşları, canların yüreğine salladılar.
sürü artıyordu iyice, sesler kulakları sağır ediyordu.
canlarımız, o halde bile dışarıdaki insanlar için endişeleniyorlardı.
kendilerini otelde güvende sanıyorlardı.
nereden bileceklerdi kan emicilerin bu kadar kötü olabileceklerini.
içeride birbirlerine şiirler okuyan canlar,
bir yandan da giriş kapısına barikat kuruyorlardı.
insanların televizyonda olayı izlemesi gibi yöneticiler de izliyordu sadece.
şehrin belediye başkanının söylediği düşünülen şeyler kan dondurur cinstendi.
sürüye, gazanız mübarek olsun diyen başkan insanlığını orada bırakıyordu.
içeride biribirlerine sarılmış canlar türküler söylüyorlardı.
korkar mıydı hiç canlar, insan yeyicilerden.
taş atmak yetmedi sürüye.
azmettiricilerin etkisiyle kendini iyice kaybeden caniler,
madımak oteli'ni ateşe verdiler.
dumanlar yükselirken otelden içimiz kan ağlıyordu.
olaylara kimse müdahale edemiyordu.
canlar anladı olayı.
hiç ummadıkları geldi başlarına.
ama olsundu,
muhyiddin abdal'ın şu dizelerini hep birlikte söylediler.
sayılmayız parmak ile.
tükenmeyiz kırmak ile.
dumanlar içinde yanarken bile gülüyorlardı.
güçlüydüler.
çünkü çok iyi biliyorlardı ki,
tarih, yakanları değil yananları yazacaktı bir kez daha.
çünkü, çok iyi biliyorlardı ki,
kendilerinden sonra gelecek nesillerin de asla bu mücadeleyi bırakmayacaklarını.
mutluydular, kuşlar gibi hafiftiler.
gerçekleri her daim söylemişlerdi.
hiç eğilip bükülmeden dimdik yandılar.
vicdanları çok rahattı.
çünkü hiç kırmamışlardı canları.
taşla, sopayla saldıranlara, kalemle cevap vermiştiler hep.
mutlu mesut, dimdik yandılar.
canımız yandı, ciğerimiz yandı, hep beraber yandık.
küllerimizden yeniden doğmak üzere.
ülkenin bazı önemli aydınlarını ve sanatçılarını.
yakınları onlara dediler ki:
nesin'de şenliklerde olacakmış tehlikeli olabilir.
güldüler, bir aydın, bir sanatçı korkar mı hiç diye.
fısıltılar artmaya başlamıştı sivas'ta.
nesin gelecekmiş dediler hadi bir toplanalım.
bildiriler dağıtalım,
linç kültürünü halka yayalım da keyfimiz yerine gelsin.
böylelikle günler öncesinden kirli oyunlarına başladılar.
geldi canlarımız sivas'a,
canlarla buluşmak için.
bir kültür merkezinde; güneşli günlere,
halaylar çekildi, şiirler okundu, türküler söylendi.
bir kültür merkezinde, canlar canlar ile buluştu.
dışarda ise bir garip yaratıklar toplanmaya başlıyordu.
konuştukça değişik sesler çıkaran bu yaratıklar bir tuhaftılar.
iki caniydiler.
üç cahildiler.
saldırıya uğrayacaklarını anlayan canlarımız,
apar topar binayı terk ettiler.
kaçtılar, yaratık sürüsünden.
soluk soluğa, zor bela attılar kendilerini madımak oteli'ne.
oh dediler kurtulduk.
zavallılar bu seferde oteli sarmaya başladılar.
leş kargalarının iştahları iyice artıyordu.
insan yeyiciler, belediyenin her nasılsa,
otelin önüne koydukları taşları, canların yüreğine salladılar.
sürü artıyordu iyice, sesler kulakları sağır ediyordu.
canlarımız, o halde bile dışarıdaki insanlar için endişeleniyorlardı.
kendilerini otelde güvende sanıyorlardı.
nereden bileceklerdi kan emicilerin bu kadar kötü olabileceklerini.
içeride birbirlerine şiirler okuyan canlar,
bir yandan da giriş kapısına barikat kuruyorlardı.
insanların televizyonda olayı izlemesi gibi yöneticiler de izliyordu sadece.
şehrin belediye başkanının söylediği düşünülen şeyler kan dondurur cinstendi.
sürüye, gazanız mübarek olsun diyen başkan insanlığını orada bırakıyordu.
içeride biribirlerine sarılmış canlar türküler söylüyorlardı.
korkar mıydı hiç canlar, insan yeyicilerden.
taş atmak yetmedi sürüye.
azmettiricilerin etkisiyle kendini iyice kaybeden caniler,
madımak oteli'ni ateşe verdiler.
dumanlar yükselirken otelden içimiz kan ağlıyordu.
olaylara kimse müdahale edemiyordu.
canlar anladı olayı.
hiç ummadıkları geldi başlarına.
ama olsundu,
muhyiddin abdal'ın şu dizelerini hep birlikte söylediler.
sayılmayız parmak ile.
tükenmeyiz kırmak ile.
dumanlar içinde yanarken bile gülüyorlardı.
güçlüydüler.
çünkü çok iyi biliyorlardı ki,
tarih, yakanları değil yananları yazacaktı bir kez daha.
çünkü, çok iyi biliyorlardı ki,
kendilerinden sonra gelecek nesillerin de asla bu mücadeleyi bırakmayacaklarını.
mutluydular, kuşlar gibi hafiftiler.
gerçekleri her daim söylemişlerdi.
hiç eğilip bükülmeden dimdik yandılar.
vicdanları çok rahattı.
çünkü hiç kırmamışlardı canları.
taşla, sopayla saldıranlara, kalemle cevap vermiştiler hep.
mutlu mesut, dimdik yandılar.
canımız yandı, ciğerimiz yandı, hep beraber yandık.
küllerimizden yeniden doğmak üzere.
devamını gör...
