bu dersi veren öğretmenler (genelde) kendilerini ahlak abidesi sanıp herkese ders verme peşindedir.
devamını gör...

ne vardı ya bu z kuşağının ergenleri neyde böyle saçmalamışlardı yine*

haaa hatırladım hatırladım soma maden faciasında mal gibi evde yüzlerini siyaha boyayıp üzgün bir ifadeyle fotoğraf çekinip twitter’a atıyorlardı*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

youtube'da rastgele dolaşırken karşıma çıkan ve beni inanılmaz etkileyen insan.
eski çağlarda yerleşimin insanlar tarafından nasıl olduğunu resmen gözler önüne seren harika videoları var.
bir çubuğu varki tek başına dünyalara bedel.
kumsalda cazibeli kale yapmakta zorlanan biri olarak gördüklerimle ayakta alkışlamaktan ve daha fazla izleyicisi olması için buradan birilerine ulaşmaktan başka bir şey yapamayacağımı düşündüm.
o arkadaki soft müzikte insanı dinlendirilen aynı zamanda merakla şimdi ne yapacak düşüncesini oluşturuyor.
hemen bir videosunu bırakayım, dikkat edin bağımlılık yapabiliyor.
devamını gör...

az önce şöminemin karşısında blue label viskimi yudumlayıp bir yandan da entel entel a2'yi izlerken aklımda birdenbire çakan düşünce. kimse bahsetmemiş bundan sanırım sözlükte aradım, yine yok.

bakın sürekli ingilizce konuşuyor, benim buna ben her türlü saygım var ancak şirketteki herkesin ingilizce konuşmasını istediğini gördüm bölümü izlerken,

neden arkadaşım? sömürgeleştirme içgüdünüz bitmedi mi yoksa?

burası türkiye ve hiçbir işveren, işçisine "ingilizce öğrenceksin" diye mobbing yapmıyor. mesela haluk ya da selami'nin ingilizce bilmediğini görüyoruz. adamlar bu firmaya başvururken cv'sinde yazıyor şu kadar ingilizce bilgimiz var ya da proficiency yok diye ibare düşüyor. zaten ingilizce bilmiyorlar, bunu zorlamaya hakkın var mı mary hanım? soruyorum, yok sanırım.

aynı şekilde iş yerine abuk sabuk eğitmenler getiriyor. neymiş efendim enstrüman öğrenilecekmiş, neymiş efendim aerobik yapılacakmış da bilmem ne? madem o kadar kişisel gelişime önem veriyorsun, haftaiçi bir günü off-day yaparsın ve işçilerini eğitirsin, iş esnasında bu adamları yormanın maksadı nedir?

ben söyleyeyim, işçiyi daha fazla yormak, verdiğiniz iki kuruş maaşı zehir lokma etmek...

bir de ayrıyeten duygusuzsun. fısfıs ismail kadar entelektüel bir karadeniz erkeğinin kendisine yaptığı bütün nezaketleri, incelikleri görmeyecek kadar batıcısın, sebebi bu... fısfıs anadolu erkeği çünkü, senin meşrebine uymuyor.

çok sinirlendim sözlük. yönetmen birol güven'le konuştum şimdi, "abi cahildik yaptık bir şeyler gençken..." diyor. yayın hakları bitince satın alıp bir depoda yakmak istiyorum mary hanımlı bölümleri.
devamını gör...

süleyman çobanoğlu'nun 2009'da yayımlanan ikinci şiir kitabı. toplam 71 şiirden oluşan kitap, tutuşan adlı şiirle başlayıp kitabın adını aldığı hudayınabit adlı şiirle sona erer. ilk şiir kitabı şiirler çağla'ya nazaran daha derli toplu ve özenli şiirlerin yer aldığı kitabın son baskısı şubat 2020'de ötüken neşriyat tarafından yapılmıştır.

tutuşan

allah'ım nasıl da bu kadar soylu
bu toprak, gömülmüş bebek etinden
çıkarır iğdenin inkâr edilmez
kokusunu--sonra sefaletinden

alnı ak oğullar yaratan baba
sarıp kızıl kuşaklarla yılları
gelin eder--kendindense geriye
tahatturun o ıssız ağılları.

şair ya da her ne ise, ey allah
nasbettiğin o kelime kalmıştır
göl durur sakin, duru--tutuşan
neden ama en kırılgan kamıştır?
devamını gör...

tanımlara bakınca bazı insanlar sırf popüler olduğu için belki de okumadığı kitaplara abartı demiş.
tutunamayanlar popüler kültürün kölesi olsa da ilk post-modern türk romanı olarak kabul edilir ve gayet de başarılıdır.
sherlock holmes'a biri abartıldığını söylüyor, sırf beğenmediği için.
intihara meyilli rus yazarların yazdığı romanlar en güzel rus romanlarıdır, yine de siz bilirsiniz sayın yazar.
1984'e girmek bile istemiyorum ama evet, bazıları sırf popüler diye anlamadığı halde "abi çok iyi yeahh" diyebiliyor.
muhtemelen 2018'de sabahattin ali'nin telifi düştükten sonra kürk mantolu madonnayı ilk kez duyan biri var, onun rakının yanında meze tabirine birebir ben de katılıyorum.
bu kitapların hepsi iyi kitaplar arkadaşlar, popüler olan şeyleri sevmiyor oluşunuz bunların güzel olmadığını göstermez. iyi ki böyle abartılan kitaplar da var diyerekten ben de simyacı (kitap) örneğiyle başlığa katılıyorum.
devamını gör...

(bkz: bu bahsi kapatalım lütfen)
devamını gör...

sürekli "şöyle kadın", "şöyle erkek" tarzı troll başlıkları mumla arayacağım günler aklıma gelmezdi inanın. son bir haftadır artık siyaset, din vb. konularda da troll başlıklar açılıyor. haydi komik olsa gam yemeyeceğim amma, bırakın komikliği, espritüelliği; bu başlıklar bilakis diğer yazarları kışkırtmaktan başka hiçbir işe yaramıyor, ve de cidden hoş değil.

birkaç tane yalaka kankiniz dışında sizi kimse beğenmiyor, kimse gülmüyor, kimse bir şeylerine de takmıyor. üstüne bir de linç yiyorsunuz...

cidden, komik olmuyorsa zorlamayın dostlar. azıcık gururlu olup klavyenizin ömrünü başka alanlarda yazarak tüketin. dalga geçmek için söylemiyorum, inan sizi düşünerek böylesi daha iyi diyorum. eğer aşağıdaki beyefendi gibi olmak istemiyorsanız, sakin olup bana kulak vermelisiniz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aha dersin, işte hayallerimdeki kadın, çocuklarımın anası. ilerleyen yıllarda kurbanlığı beraber şişirmenin hayalini kurup yüzünde bir tebessümle lark yakarsın bi tane.
devamını gör...

kafa sözlüğün klasını bozacağına inandığım durum.
devamını gör...

bence gereksiz bir eylemdir.

günümüz insanının yaptığı, yaşadığı her şeyi kanıtlamak istercesine paylaşmak istemesi bu gibi durumlara sebep olmaktadır.
devamını gör...

'sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere ne yazık! ölüm her şeyi yok edecek. ruhları sevmeyi deneyin, onlara yeniden kavuşursunuz.'
devamını gör...

thomas de quinceykitabıdır.

kitabı gördüğüm zaman hakkında bildiğim tek şey isminin çok etkileyici olduğuydu. ancak bu kadar hacimsiz bir kitabın, bu kadar sarsıcı olabileceği aklımın ucundan bile geçmedi.

kitabı okurken yazara haksızlık ettiğimi düşünmeye başlamıştım ama yazara haksızlık eden tek kişinin ben olmadığımı öğrendiğimde hem bir rahatlama hem de öfke hissettim içimde bir yerlerde.
herkesin baktığı gibi bakmayı sürdürürseniz dünyaya, sıradan bir insan olursunuz.

bundan kurtulmanın bir yolu dequincey’in güzel sanatların bir dalı olarak cinayet kitabını okumaktır. bir cinayete vahşice, ahlaksızca, canavarca hislerle yapılmış bir eylem gözüyle bakabilirsiniz. peki ya, sanatkar bir ruhla ince ince tasarlanmış, nakış gibi dokunmuş bir sanat eseri gözüyle bakmanız mümkün mü? güzel sanatların bir dalı olarak cinayet bunun mümkün olduğunu söylüyor.

bunun söyleyen dequincey olunca da dikkat etmeye değer bir yargı ortaya çıkıyor, zira borges bile dequincey’e o kadar şey borçlu ki, nabokov bile dequincey’le geç tanıştığı için o kadar pişman ki…bu kitabı okuyun belki görebileceğiniz alanın gözlerinizin boyutundan daha büyük olabileceğini fark edersiniz…
devamını gör...

son zamanlarda izlediğim en güzel şeylerden bir tanesi... bu film hakkında şunu fark ettim, filmdeki her oyuncunun performansı o kadar iyi ki, bir zamandan sonra izlediğimiz şeyin bir film olmadığını düşünecek kıvama büründüm... filmdeki her repliği o kadar içlerine sinerek ve o kadar içtenleştirerek söylemişler ki, bir zamandan sonra o mağaranın içerisinde, o sınıfta... tamamen o filmin içerisinde bir yerde bulunmuş gibi hissettim...

devamı da var, çekilen her sahne çok özensiz gözükmesine rağmen o kadar özen ve hoş detaylar barındırıyor ki; misal çantanın içerisinden dökülen bi ton malzeme içerisinde itina ile kameraya yansımış elmalar ve vurgulanan ekmek...
dahası da, film tam çıkmaza girecek bir monotonluğa bürünecek olsa bir anda bambaşka bir şey olmuş ve ters köşe diye nitelendirdiğim o şaşırmayı yaşatmış bana.

filmin her sahnesinde, her repliğinde insanı düşündürüp bambaşka yerlere götüren detaylar var... dahası da insanı en çok eğitim sisteminin bizi ne hale getirdiği ve bambaşka şeyler olsa ne hoş bir detaya dönüştürebileceğini düşündürmüş bana, üzerine de bir sigara yaktırmış... beni en etkilemiş filmlerden birisi oldu, iyi ki izlemişim diyorum.
devamını gör...

" 'mutluluk yaşanmaz, hatırlanır.' diye bir cümle okumuştum bir yerde. bu, böyledir. yaşarken farkında olmayız genelde mutluluğun. üstünden seneler geçer, alelade bir anda burnumuzun direği sızlar ve şöyle deriz; 'vay be! ne de güzel zamanlarmış.'

hayat, mutlu olunan üç beş andır..."
devamını gör...

tüik, 2020 yılı ekim ayı işsizlik oranını geçen yıla kıyasla 0,7 puan azalışla %12,7 açıkladı.
disk-ar tarafından tüik verilerinin ayrıntılarına dayanarak hesaplanan geniş tanımlı işsizliği %27 olarak beyan etti.
disk-ar yayımladığı raporda dikkat çeken husus "tüik’in dar danımlı işsizlik hesaplaması salgın döneminde iş kaybını yansıtmıyor." ifadesi.
kaynak
devamını gör...

bende de var galiba bu. bağımlılık demeyelim de takip etme, katkı verme çabası diyelim. ben burada olmaktan dolayı memnunum.
ancak, yönetim beni istemezse o zaman bırakırım. yoksa hep buradayım.*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

murat yalçın tarafından yazılan, 1998 baskısında anlatı, sonrasında roman olarak farklı yayınevleri tarafından yayınlanan kitap. özellikle başlangıçta parantez içine alınmış harfler, söz oyunları dikkat çekiyor ve ister istemez enis batur'u da hatırlatıyor. ki geçmişte birlikte çalıştıkları bilinen bir gerçek. ancak bu oyunları bu kitapta sevdiğimi söyleyemeyeceğim.

kitapta pek çok yazardan alıntılar mevcut, zaman zaman anlatıcı bu yazarlara da sataşmayı ihmal etmiyor, yeri geldi mi onlara hesap dahi soruyor. farklı yazarlarla tanışmak için alıntılar güzel. okuyucu olarak her birine yetişmek ve anlamak güç olsa da yazarın neyden bahsettiğini bildiği, anlatısında bir temele dayandığı açık. edebi olarak kendini ne kadar iyi beslediğini yazarı tanımadan bu kitaptan dahi görmek mümkün.

kitap boyunca üzerinde durulan birkaç imge var fakat söylemeliyim ki bende bir imgelem doğmadı. yazılan her şey ardı ardına bir karmaşa içinde adeta bir bombardımana dönüşüyor. mizahın gölgesinde güzel noktalara dokunuluyor fakat yine de bir şeylerin eksikliğini duydum bu kitapta. yine de hakkında bir karara varmak için son sayfayı bitirinceye kadar bekledim.


"dalından bu sabah düşmüş taze ceviz kokusu yaymasını, ellere kına olup yakılmasını isterdim yazdıklarımın. benimki çiğ, acı ekşi."


kaynak: hafif metro günleri, murat yalçın, can yayınları, 1. basım.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim