iş yerimde sürekli kalemim kaybolur. çekmecede sakladım ordan bile gitti. çözümü tahta kurşun kalemde buldum. kimse yüzüne bile bakmıyor. tavsiye ederim.
devamını gör...

mod olmadan önce de takip ettiğim, yazılarını beğenerek okuduğum yazar.
kendisini tebrik ediyor ve güzel başarılara imza atacağından şimdiden nickaltı'nda yerimi ayırıyorum.
aynı zamanda mahlası çoğu zaman ruh halimi yansıttığı için ayrı bir beğeniyorum*
devamını gör...

genelleme yapmanın yanlış sonuçlara götüreceği konu.

"ilk olarak fiziksel bazı özelliklere bakılır" kısmını geçtim. o işin aşk kısmı değil çünkü ve hemen hemen hepimiz yapıyoruz, karşımızdakinin şurasına burasına bakma işini.

herkesin aşk tanımı da, algısı da, buna değer bulduğu kıstaslar da farklı. insanların çoğu anlayışlı, doğal davranan, güler yüzlü, öz güvenli kişilere aşık olurlar. bazen yanında olmaktan huzur duyduğunuz, sizi tamamladığına inandığınız, yokluğunu kuvvetli şekilde hissettiğiniz kişilere aşık olursunuz. bazen de uğruna, manevi dünyanızda mücadeleler vermek zorunda kaldığınız (lucifer morningstar'ın chloe decker'a olan ilgisi gibi), bir şekilde onu elde etmeye "zafer" gözüyle baktığınız insanlara aşık olursunuz. tipik av-avcı olayı yani... kimisi de sohbet bakımından iyi iletişim kurabildiği kişiyle bir de tutkulu bir cinsellik yaşayabilirse, o kişiye aşık olur.

özetle; bu konu herkes için değişebilecek bir konu.
devamını gör...

insanın kırıldığı yerinden daha çok kırılmasıdır.
devamını gör...

kaç para maaş alıyorsun?
devamını gör...

hayata madik atmış bir neyzen tevfik şiiri.

ızdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer
ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer
gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer
devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer
gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer
bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi
çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
inleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
çevrilir dest-i kaderle bu şu'unun fili mi
ney susar, mey dökülür, gulgule-i cem de geçer
ibret aldın, okudunsa şu yaman dünyadan
nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan
niyyet-i hilkatı bul aşk-ı cihan aradan
önü yoktan, sonu yoktan, bu kuru davadan
utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer
ne şeriat, ne tarikat, ne hakikat, ne türe
süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre
cahilin korku kokan defterini tanrı düre
marifet mahkemesinde verilen hükme göre
cennet iflas eder, efsane-i adem de geçer
serseri neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne
girmemiştir bu avalim, bu bedayi gözüne
cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne
pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne
hak olur pir-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer.

kendi sesinden
devamını gör...

atatürk'ten sonra gelen yöneticiler çalıp çırpmadan iş yapsalardı dünya ülkeleri şimdi özgürlükte de sağlıkta da ve sanayide de türkiye gibi olmak isterlerdi dediğim başlıktır.


ama yöneticilerin kişisel çıkarlarını ön planda tutması, vatanı satması sonucu malesef ülkemizi bu hale getirdi.
devamını gör...

türk kızının etrafından pervane* gibi dönen türk erkekleri avrupa ortalamasına göre kısa boyludur, kıllıdırlar. kendi kişisel bakımlarını yapmaktan, kıllarını kesmekten bildiğiniz uzaktır, te ne zaman fark etse o zaman keser. düzenli duş almayan, ayaklarını neredeyse yıkamayan, parfüm-deodorant kullanmayı gereksiz gören bu durumlara rağmen kendini everest dağının zirvesinde görür bazı türk erkekleri. kendisine bakmadan kızın kılından tüyüne kadar eleştirir/yargılar. o kadar eleştirir ki gözünün üstüne kaş çıkmış diye alay etmeye çalışırken alay konusu olduğunun farkında değildir.

bir türk erkeği olarak bir türk kızını başka bir milletin kızı ile kıyaslamak ve yargılamak, doğru değildir ve bu kıyaslama kişiden kişiye göre değişir.

mustafa kemal atatürk:

"ey kahraman türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın."
devamını gör...

kafa sözlükte çok hızlı olan yazarların olduğuna delalet eden bir ukde. son samuray'ın ukdesi. durumu iyi özetliyor zaten, açacak başlık bulamıyorum artık, ukde dolduruyorum vicdansızlar.*
devamını gör...

incesaz 1997 yılında murat aydemir (tanbur), derya türkan (kemençe) ve cengiz onural (gitar) tarafından kurulan, şarkıları ile ruhumuzu doyuran, dizi müzikleri ile hafızamıza kazınan adı kadar naif müzikler yapan güzide grubumuz.
"çok aşığın var diyorlar" şarkısı ile tanınırlar daha çok.
benimse bu aralar dinlemekten bıkmadığım:

amme hizmeti olarak sözleri de yazalım.

tıkırdar eski saat, duvarda yankılar
bir nefes, bir ses, tükendi heves
tahta bavulda kalan
ne tuhaf uzaktan seyre dalıp maziye son kez el sallamak
hayat kimi zaman bir sigara yakıp sonra yarım bırakmak
yolların günahı mı var
suçlu boş kalan o koltuklar
ellerin yalnızken titrerse
tutacak elbet biri çıkar
kızamam ki deli rüzgara
şimdi sen kokar dışarısı
ne kadar unuturum desemde
geçmiyor ilk göz ağrısı
doldu yüreğime gam
nasıl istiyorsan öyle yap
bir yan eflatun, öbür yanım kara bir imtihan
bir bir boşaldı garlar
ıssız, sessiz sokaklar
şimdi yalnız o adam
bir nefes, bir ses, tükendi heves
tahta bavulda kalan
yolların günahı mı var
suçlu boş kalan o koltuklar
ellerin yalnızken titrerse
tutacak elbet biri çıkar
kızamam ki deli rüzgara
şimdi sen kokar dışarısı
ne kadar unuturum desemde
geçmiyor ilk göz ağrısı.
devamını gör...

korku, her insanın hayatında yer alan ve kişinin hayatta kalmasına yardımcı olan bir duygudur.

böyle bir duygu nasıl olurda insanı hayatta tutar diye soracak olursanız, ölüm korkusundan tutunda, gece evimizde otururken duyduğumuz herhangi bir tıkırtının vücudumuzda yarattığı etkiler sebebiyle koruma mekanizmamızı ortaya çıkarıp kendimizi güvence altına almak isteğini temel olarak alabiliriz.

peki, bu korku duygusu beynimizde nasıl bir etki yaratıyorda korunma mekanizmamızı ortaya çıkarıyoruz?

gece evde otururken, birden elektriğin gitmesi ve içeriden bir ses duymamız, beynimiz için bir uyarıdır ve bu uyarıyı alan, koku hariç tüm duyulardan uyartı alan talamus'tur. alınan bu uyarı yorumlanması için vücudun iç durumu hakkında bilgi alan, aldıklarını değerlendiren ve yanıt veren duyu korteksine gönderilir. uyarı yorumlandıktan sonra hafızadan sorumlu olan hipokampus'a yollanır. hipokampus ise daha önce benzer olarak yaşanmış anılarla bu yaşanan anı bağlamaya, ortak noktası olup olmadığına bakar. ondan sonra, başta korku olmak üzere duyuların denetiminden sorumlu olan ve empatiye dayalı eylemlerimize yön veren amigdala göreve girer. olabilecek tehlikeleri belirler ve korku anısını saklar. son olarak, duygusal kararları hormonlar salgılayarak yöneten hipotalamus, böbreküstü bezlerini çalıştrarak vücudumuzda adrenalin ve nöradrenalin hormanlarının salgılamasını sağlayıp kalbimizin hızlı atmasını ve böylece savaş ya da kaç mekanizmamızın devreye girmesine sebep olur.

bu süreç beyinde yaşananlardı, fakat vücudumuzun da korku anında uğradığı değişiklikler de mevcut. böbrek üstü bezlerinden salgılanan adrenalin ve nöradrenalin hormanlarının bazı etkilerini şöyle sayabiliriz:

-kalbin atış hızı ve basıncı artar.

-kana glikoz geçmesi sağlanarak kan şekeri artar.

-yağ asitleri serbest bırakılarak enerji verici olarak kullanılır.

-derideki kılcal damarlar daralır, böylece yüzün rengi sararır.

-göz bebekleri daha iyi görebilmek için büyür.

-soluk alıp verme hızlanır.

-sindirim sistemi faaliyetini yavaşlatır.

-kanın pıhtılaşma süresi kısalır.

tabii ki, korkunun serüveni bu kadar değildir. yaşadığımız korku anlarında, beynimiz kendine uzun ya da kısa olmak üzere iki ayrı yol belirler. kısa yol, daha çok işi şansa bırakmamak prensibiyle işler. ve yolculuğu talamus, amigdala ve hipotalamus arasındadır. uzun yol ise korku sürecini uzatıp daha uzun yaşanmasına sebep olur. yani içinde olduğu anın daha önce yaşanıp yaşanmadığını, yaşandıysa nasıl sonuçlara vardığını hesaba katar. onun yolculuğu ise talamus, duyu korteksi, hipokampus arasındadır.

biz insanlar olarak, hayatımızda bu duyguyu ne kadar istemesek de yaşamamızı sağladığı da bir gerçektir. isteyerek korkamayız fakat çoğunlukla istemediğimiz şeylerden korkarız ya da bilmediklerimizden.

insanın beyni ve bedeni de en az tarihi kadar gizem ve muamma içerir ve korku hakkında yapılan araştırmalar bu gizeme ışık tutmaktadır. ve bu tutulan ışık daha da büyüyüp bizim bilmediklerimizi aydınlatacak ve korkularımıza ışık olacaktır. fakat biz insanlar geliştikçe ve ürettikçe, korkularımızı daha fazla tetikleyecek etkenler ortaya çıkarıp içinden çıkılamayacak bir döngüye girebileceğimiz olasılığını da ihtimaller arasına yerleştirmeliyiz.

kaynakça
devamını gör...

klitoris ve peniste ortalama 5000 sinir ucu var ama rtük kadar hassas değiller.
devamını gör...

sormadan, yormadan getirilip önüme bırakılan her türlü kahve *
nescafe hariç.
devamını gör...

ego kasmaktan türk milletinin ömrü kısaldı yeminle. yapmayın kasmayın bu kadar beğendiysen beğendin bitti gitti.(bkz: swh)
devamını gör...

+ hocam biz arkadaşlarla eylem yapacağız, izin almak istiyoruz.
- ne eylemi bu? haklı taraf mısınız siz?
+ evet hocam.
- eyleme sizin gibi haklı olmayanlar da katılacak mı?
+ nasıl yani?
- lgbt, hdp filan.
+ hayır hocam.
- iyi o zama yarın sabah arka bahçede yarım saat yapın, dağılın. yerlere de çöp atmayın. sessiz olun.
+ sağolun hocam.
devamını gör...

mutluluk yaşanmaz, hatırlanır.
devamını gör...

psikoterapist olmasından mütevellit varoluşçu yaklaşımı ve yazarlığı ile bazı düşüncelerini okurları için unutulmaz kılan didaktik öykülerin adamı.

''peki, eğer ölüm kaçınılmazsa, eğer tüm yapıtlarımız, hatta tüm güneş sistemi bir gün yok olup gidecekse, dünya tesadüfi ise ( yani, her şey pekala başka bir türlü de olabilir idiyse), eğer dünyayı ve o dünyanın içindeki insani düzeni insanlar kurmak zorundaysa, o zaman yaşamın ne gibi bir kalıcı anlamı olabilir?'' (aşkın celladı ve diğer psikoterapi öyküleri, s.20)
devamını gör...

ziya osman saba cumhuriyet dönemi şair ve yazarıdır. yedi meşaleciler hareketi'nin kurucularındandır. küçük hikaye türünde de eserler veren ziya osman saba yazdığı şiirleriyle ün kazanmıştır.
-bu rüzgar
bu rüzgar her vakit böyle esmeyecek.
gökte bulut, suda yelken, dalda çiçek.
bir gün, bir gün var ki, günden güne gerçek,
çatır çatır servi, çıtır çıtır böcek.
çek ciğerlerine, bir nefes daha çek,
bu rüzgar her vakit böyle esmeyecek.
devamını gör...

kendisiyle neden uğraşıldığını anlamayan yazar.

arkadaşlar, şurada trollük yapmayıp bilgi giren herkesin nickaltında düzgün düzgün yazılıp çizilirken ne hikmetse kimseye sataşmadığım ve kendi halimde takıldığım halde sürekli olarak birileri laf sokma ihtiyacı hissediyor. tam olarak derdiniz nedir bilmiyorum ama savunma yapmaya da mecbur bırakıyorsunuz insanı.

defalarca kopyala yapıştır konusundaki fikirlerimi söylediğim halde biri gelip kopyala yapıştırcı olduğumu iddia etti (ki olmadığımın kanıtı google amca. açın kontrol edin. denemesi bedava...).

kendimi kesinlikle zeki falan bulmadığımı birkaç başlıkta açık açık beyan ettiğim halde biri gelip "kendini zeki zanneden yazarlar" diye bakınız verdi.

bir başkası, profil fotoğrafı olan tek kadın yazar benmişim gibi farklı şeyler ima etti.

şimdi bir arkadaş da yazdıklarımı zorlama bulup burayı çok ciddiye aldığımı iddia etti. burayı ciddiye almaktan kasıt nedir? herkes gibi tanım giriyorum sadece. üstelik burayı ciddiye alınca ne oluyor, bu laf neden her sözlük ortamında herkesin diline dolanmış durumda, onu da anlamış değilim. ortam sanal olabilir ama arkasında gerçek insanların olduğu her yer ciddiye alınabilir. bu o kadar da patolojik bir durum değil.

bu aralar yapay zekâ kodlaması ile uğraşmak istediğim için eğitim videoları izliyor ve kitaplar okuyorum. bundan geriye kalan boş vakitlerimi burada bir şeyler paylaşarak değerlendirmeyi seviyorum. burada yazdıklarımı bir blog açarak yazmayı tasarlıyordum ama şu an için o karardan vazgeçtiğimden, blogda değil burada yazıyorum aklımdakileri. eğer tanımların uzunluğu size zorlama gibi geliyorsa, benim için uzun yazı yazmak leblebi yemek gibi sıradan bir iş. tanımların içeriği zorlama gibi geliyorsa o da gelmesin çünkü üniversitede eğitimini aldığım konuları yazıyorum, özellikle konu aramıyorum buraya yazmak için. en iyi bildiğim şeyleri de yazmayayım mı siz mutlu olacaksınız diye?

kimseye bir şey yapmadığım halde varlığımın sürekli birilerine batması da ne bileyim... cidden üzücü yahu! böyle böyle bıraktıracaksınız zaten sonunda yazmayı.

düşüncelerinizi tabi ki ifade edin de, durup dururken herhangi bir yazarın nickaltına gidip, kendisiyle 2 kelam dahi etmediğim halde kendisine bir şeyler yakıştırmadığım için, bana yapılmasını da tuhaf karşılıyorum.

ben de görüşümü yazdım. şimdi bundan da rahatsız olursunuz falan. aman kusura bakmayın, bu da benim had bilmezliğim. *

edit: tüm bu yazdıklarımdan bu sonucu mu çıkardınız cidden? pes!..

edit 2: son editimdir. bu konunun daha fazla uzamasını istemiyorum artık. en sevmediğim şeydir böyle aptalca ithamlara maruz kalmak.

koca sitede profil fotoğrafı olan onlarca kadın yazar, yazdıklarını sizin deyiminizle "özene bezene" yazan ve resimlerle destekleyen onlarca insan varken aradan beni seçmiş olmanız en kırıcı olmayan ifadeyle söylemek gerekirse sadece komik. demek ki hepsinin tek derdi kendisini sevdirmekmiş, boşuna okuyormuşuz biz bu insanların yazdıklarını. düşüncelerini boşuna umursuyormuşuz. ne günlere kaldık...

ayrıca aklınızca laf sokuşturmaya çalışmışsınız ama "kısıtlı" vaktim olduğunu söylemedim. tıpkı profil fotoğrafımı istediğim yerde kullanmak konusunda keyfimin kâhyalığını yapamayacağınız gibi, vaktimin ne kadarını nereye nasıl harcadığım da sizi ilgilendirmiyor. "şükela"larınız sizin olsun, bana önce insanlık lazım. burada tuhaf olan şey, insanların sözlüğün verdiği doğal bir haktan faydalanıp buraya fotoğraf koymaları değil, sizin gibilerin sadece fotoğrafa kafayı takıp insanların fikirlerini, yazdıklarını göremeyecek kadar kör olması.

tanımadığınız insanlara da karakter tahlili yapıp gülünç duruma düşmeyin. az buçuk tanısaydınız, söylediğiniz karakterde biri olmadığımı da bilirdiniz ve böyle bomboş konuşmazdınız. herkesi kendiniz gibi sanmak iyi bir yöntem değildir.

"akıllı insan işiyle, akılsız insan kişiyle uğraşır." ben sözlüğe geldiğimden beri 1 kişiyle bile uğraşmadım. bence siz de işinize bakın, insanları rahat bırakın.
devamını gör...

yunus emre’nin insanın neylerse kendinin eyeleyeceğini konu alan şiiri.

“bu ömrüm yok yere harc etmişim ben
canım gör nice oda atmışım ben

kimse kimesneye etmemiş ola
anı kim kendime ben etmişim ben

amelim rahtını, derdim götürdüm
kamu assım, ziyana satmışım ben

cihanda bir sınık saksıdan ötrü
güherlerim ziyana satmışım ben

amelim her ne ki varsa riyadır
acep ihlası ne unutmuşum ben

giceye eresini kimse bilmez
tul-i emel başın uzatmışım ben

dügeli ömrümü, harcına sürdüm
ziyandan bellidir, ne utmuşum ben

aguya bal deyu parmak uzattım
aşıma zehr-i katil katmışım ben

biçare yunus'un çoktur günahı
hakkın dergahına yüz tutmuşum ben.”
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim