3.500 üzerinde tanım biriktirdiğim halde terk ettiğim sözlüktür. (atma ziyalar için link hizmetim aktif)
yahu salın artık şu başlığı. isteyen ekşide yazsın isteyen burada devam etsin, benim için ekşi bitmiştir hesabım için tanım yedeğini mailime aldım daha da girmiyorum.

kanzuk'a ve nişanlısına buradan selam olsun*
devamını gör...

ben yazdığım şeyi direkt atıyorum, anlamsız ve saçma olsa bile. sonuçta yıllar sonra geriye bakınca ben böyle aptalca şeyler düşünüyormuşum diyebilmek güzel olur, eski hallerimle dalga geçmek en büyük zevklerimden biri.
çok düşünmeye gerek yok, burada anonimiz, saçmalayabiliriz, insanız. yolla gitsin.
devamını gör...

37 yaşında, bu özellikte birini tanıyorum. evleneceği insandan beklediği şeyleri kendi hayatında da uygulayan, takdir edilesi erkektir.
devamını gör...

her müslüman tevrat dinlemez her ateist kuran dinlemez ama herkes müzik dinler yani siyaset de mi yapalım o zaman radyoda ? yaptığım dinlerin düşmanlığı değil çünkü sözlük herkesi ortak paydada buluşturmak için vardır dinî bir vakıfta değiliz zorlanması saçma.
devamını gör...

abi kafanda kurbağa var
abi kafanda kurup kurup vuruyosun oğa boğa
yaşlı bi kurbağa var bin yaşında var başında sis var kurbağanın altında sen var
(bkz: adamlar - kapısı kapalı)
devamını gör...

her izlediğimde tüylerimi diken diken eden seslenmelerden biridir.

tanımlarımı okuyan yazar arkadaşlarım bilir ki ben galatasaray taraftarıyım. galatasaray benim için bir tutku, çocukluk aşkım, beni en mutlu eden, en çok ağlatan, en heyecanlandıran anların bazılarının müsebbibi olan takım.

işte bu nidanın geçtiği maç da galatasaray ile yeni malatyaspor arasında 2020 yılında istanbul’da oynanan maç. galatasaray maçı 1-0 kazansa da orta sahada topun peşinden koşan mario lemina’nın bir anda sağ baldırını tutarak sekmeye başlaması ile başımızdan aşağı kaynar sular dökülmüştü.

o an ne maç umurumuzda idi ne de diğer futbolcuların ne yaptığı. lemina’nın o koşuyu yaparken baldırında hissettiği o acıyı hepimiz en derinden hissettik. maçı ayakta izlediğimi hatırlıyorum, lemina ile aynı anda elim sağ baldırıma gitmişti.

sadece bu maç değildi önemli olan. çünkü bir sonraki hafta fenerbahçe derbisi vardı ve lemina’nın sakatlığı o maçı bizim için olduğundan da zora sokacaktı.

o anda tribünden gelen çaresiz yakarış asla unutulmaz benim için. gırtlağı patlarcasına bağıran bir galatasaray taraftarı. umutsuza lemina’yı sakatlanmaması için ikna etmeye çabalayan bir taraftar. o gün hep bir ağızdan bağırdık biz:

lemina, sakın!
devamını gör...

ngũgĩ wa thiong'o ngugi wa thiong oadlı kenyalı bir yazarın elinden çıkmış müthiş eser. uzun bir yazı yazacağım, çünkü kitap da oldukça kalın. ayrıntı yayınları’ndan ( ki gördüğüm kadarıyla çok farklı yazarların kitaplarını çevirerek harika iş yapıyorlar) toplam 798 sayfalık bir kitap. ama garanti ediyorum ki tek bir sayfasında dahi sıkılmayacaksınız. olay örgüsü muhteşem işlenmiş.

kitabı ilk okumaya başladığım zamanki heyecanı bitirince de yaşadım. nadide bir şey bulduğunuzda heyecan yaşarsınız ya, ben de gerçekten hayran olduğum bir kitap/yazar keşfettiğimde aynı heyecanı yaşıyorum. en son bu heyecanı ‘körlük’ kitabında yaşamıştım; körlük kitabını bilenler heyecanımın boyutunu takdir ederler diye düşünüyorum.

bir kere gereksiz betimlemeler yok; bu kadar kalın kitaplarda genelde konu lastik gibi uzatılır, gereksiz betimlemelere boğulur kitap. ama bu kitapta betimleme çok az, karakterleri ve olayların geçtiği mekanları kafanızda canlandırmak tamamen hayalgücünüze bağlı. merak etmeyin, okudukça kafanızda temsili bir kahraman resmi yaratıyorsunuz. ee peki betimleme yok, lastik gibi uzatmak yok, bu kitap neden bu kadar kalın derseniz, iç içe geçmiş bir çok olayı içinde barındırıyor. demem o ki dolu dolu bir kitap .

konusu kısaca şöyle: aburirya adlı bir afrika ülkesi’nde , bir diktatör ve tesadüflerin sonucu kendisini kargalar büyücüsü olarak bulan kamiti’nin yollarının çakışmasını anlatıyor.

bundan sonrası tamamen spoiler; isterseniz kitabı bitirdikten sonra bu bölümü okuyabilirsiniz.

yazarın öncelikte diktatörlüğü yaşadığını ve yerinde gördüğünü söylemeliyim.kitap içindeki , bazen abartıyla anlatılan olaylar bence yazarın gerçekten yaşadıklarını ve gördüklerini anlatıyor. yani diktatörlük rejimini gören bir yazardan , diktatör bir hükümdarı okuyorsunuz. bunu her ne kadar mizahi bir dille anlatsa da ( mizahı gerçekten harika, bazı yerleri kahkahayla okuyorsunuz) aslında roman gerçekleri anlatmaktadır.

nedense idi amin’den esinlendiğini düşünüyorum bazı bölümlerde. idi amin’in düşmanlarını yok edip yemedi ile ilgili hikayeleri bilirsiniz.burada da hükümdar, soğuk savaş döneminde batının yardımıyla tahta geçmiş, komünist düşmanlarını öldürmüş ve aslında batıya hizmetle o konuma gelmiştir. öldürdüğü düşmanlarının kemiklerinden büyük bir oda yapmış ve kimi zaman kendini o odaya kapatarak : ‘bakın beni alt edeceğinizi sandınız ama en son gülen benim’ diye onlara asıl güçlünün kim olduğunu gösteriyor kendi çapında.

ee diktatör olur da yanında şakşakçıları olmaz mı? machokali yurtdışına giderek gözlerini büyütmüş ve hükümdara ‘sizin için, size tehlike olacak herkesi görebilirim böylece’ diyerek bakanlık koltuğunu kapmıştır. sikiokuu ise kulaklarını büyütmüş ve ‘sizin kulağınız olacağım, düşmanlarınızın tüm konuşmalarını böylece duyabileceğim’ demiştir. o da böylece bakanlık koltuğunu kapmıştır. ülkede belli mevkiye gelenlerin ve zenginlerin ilk yaptığı şey ise ‘mercedes benz’ almak*. çok garip , hiç bir yerde görmemiştim
bunu*

kargalar büyücüsü olayı ise komik ve tesadüfler içeriyor. kargalar büyücüsü olan kamiti , fakir bir aileden geliyor. ailesi zor bela onu hindistan’a gönderip akademik eğitim almasını sağlıyor. ülkeye 2 diplomayla gelen kamiti, iş bulacağından emindir ama nafile. aç aç her gün iş ararken bir gün çöplükte açlıktan bayılır ve ruhu bir kuş olup bedenini terk eder. havada süzülür ve bedenine geri döner. ama o sırada çöpçüler onu ölü zannedio soymak istemişler ve kamiti tekrar canlanınca korkmuş ve ‘şeytanı gördük’ diye etrafı velveleye vermişlerdir. daha bunun benzeri bir çok tesadüf onu kargalar büyücüsü olmaya itmiştir. bu tesadüf zinciri de öyle kısa değil efendim, bir başlasam 200 sayfada ancak anlatabilirim.

kamiti iş ararken nyawira ile tanışır. nyawira’nın patronunun onu aşağılayarak ‘iş yok’ demesi, sonrasında ‘cennete yürüyüş’ başkanı seçilen tjarika(nyawira’nın patronu), oluşan rüşvet ağı ve oluşan ucu bucağı olmayan kuyruklar.

hükümdarın kitap sonlarına doğru iyice paranoyaklaşıp, etrafında güçlü olan herkesi öldürmeye başlaması ve keyfi kanunlarla insanların suçsuz yere nasıl ölüme mahkum edildiği , diktatörlüğün yani tek insan rejiminin keyfiliğini gözler önüne seriyor. çünkü ülke=hükümdar; ülke hükümdarın malı gibi görülüyor.

afrika ve afrikalıların alışkanlıkları, inançları hakkında da çok şey öğreniyoruz. yazar halk masallarını aralara yerleştiriyor. genel olarak anladığım , afrikalıların hurafelere fazlasıyla bağlılığı ve yazar bir anlamda bunu eleştiriyor. kafamdaki soru işareti şu ki: kargalar büyücüsü’nün gerçekten gücü var mı, yoksa insanlara verdiği tavsiyeler onları farklı şekilde adım atarak başarı sağlamasını mı sağlamıştır. çünkü olaylar , o kadar tesadüfi olarak ilerliyor ki , büyücünün başarısı mı yoksa tesadüfler silsilesi mi diye şüpheye düşüyorsunuz.

yazarın bir eleştirisi daha var: ülkede , özellikle belli bir gelir seviyesinde olan kişilerde peydah olan ‘beyazlık’ ve ‘eğer’ hastalığı. sanırım halkının, beyazlara imrenmesini ve siyahlıklarından utanmalarını ve beyazları kendilerinden üstün görmelerini bu şekilde eleştiriyor ve bunu ‘hastalık’ olarak belirtiyor. çok parası vardır, mevkisi vardır ama hala kendini üstün hissedemez, çünkü beyaz değildir; bu düşünce de hastalıktır.

hükümdara ve sisteme karşı oluşan halk hareketinin öncülerinin kadın olması ve cesaretleri kitapta sıkça yer buluyor. hatta kitapta bu başkaldırı için şunu der:


kadınların törelerin ağırlığını taşımak zorunda bırakılmalarına da karşı çıkıyoruz’.


erkek egemen bir toplumda , kadınların başkaldırmaları hükümetçe de tehdit olarak görülüyor. kadının, söz hakkı olmayacak, yediği dayağı hazmedip oturacak ve eşi başkalarıyla gönül eğlendirirken oturup ses çıkarmayacak. ‘kadının önemli görevlerde işi nedir, otursun evinde’ politikası ve töreleri hüküm süren bir ülkede , bu kadın direnişi sizi heyecanlandırıyor. hükümdarın tehdit olarak gördüğü iki kesim var: aydınlanma ihtimali olan öğrenciler ve kadınlar. çünkü onun varlığını tehdit edecek olan, aydınlanmış çocuklar ve organize olmuş kadınlar. bunu şimdi ülkemize uygulayın; kadın hakları karşıtı bazı politikaların ve kanunların nedenini daha iyi anlayacaksınız umarım. kitapta ne demiş:


içinde doğduğun kabileyi seçme şansın yok ama birlikte olmak istediğin kişileri seçmek senin elinde. biyoloji kaderdir;siyasetse seçim’


kitabın sonlarına doğru , ülkeye sözde demokrasinin gelmesi ülkede özelleştirmeyi getirmiş; abd’nin avrupa’nın zengin maden yataklarını işletme hakları ; petrol şirketlerine de sahil şeridinde araştırma yapmalarına izin verilmiştir. bunlar zaten afrika’nın gerçekleridir. o kadar zengin maden yatakları olan bir bölgede, insanların açlıktan ölmeleri ancak bu şekilde açıklanabilir.

kitapta alıntılayacağım o kadar çok yer var ki ama sadece ana fikri içeren aşağıdaki paragrafı bırakacağım. okuyun, okutun. elimde olsa bu kitaptan milyonlarca nüsha çıkartıp, dağ taş tepe gezerek herkese okuturdum. belki insanlar yaklaşan tehlikeleri görür ve ayağını denk alır.


şunu gördüm: avrupa,17.yy civarı , afrika’daki kimilerini kötülüğüyle dölledi. bu gebeliklerden köle plantastonunun köle şoförleri doğdular, onlar sömürge plantasyonunun sömürge şoförlerine dönüştüler, onlarsa yıllar sonra sömürge sonrası dönemin plantasyonunda neo-kolonyal pilotlara dönüştüler. şimdi ise küresel ölçekteki bir plantasyonun modern şoför ve pilotlarına mı dönüştüler yoksa? ama afrika kendi cinsini de dölledi ve bu da halkımıza ‘kahramanlarımızı öldürseniz de biz kadınlar umutla yeni kahramanlıklara gebeyiz’ türkülerini söyletti. bu yüzden, ata yadigarını satıp savanlara umutsuzca haykırmayın, mirasımızı korumak için mücadele verenlerin başarılarına gururla gülümseyin
devamını gör...

dinlemekten sıkılmayacağım enfes klasik.
devamını gör...

pek kıymetli yazar.
çok konuşamasak da ona ne derece değer verdiğimi bilir.
devamını gör...

samuraylarla tanıştığımız diziydi fi tarihinde. herkesin dilinde toronaga ve anjinsan kelimeleri vardı. çok etkilenmiştik milletçe. hoş 80'lerin başında ekrandaki necefli maşrafa bile rating rekoru kırıyordu.
devamını gör...

bi tane vurucam ağzına bunların. deli midir nedir. evde durulur mu yahu sürekli.
devamını gör...

yaşadığım semtin en büyük nimeti, çay içmek için bire bir, tam bir halı saha büyüklüğünde*, bazen içimi açan bazen hüzünlendiren evimin önden çıkması.
az önce ordan geldim. elinde poşetler olan yaşlı bir teyze, başını uzatmış çöp karıştırıyordu. derin bir iç çektim, verdim sonra nefesimi mahalleye doğru.
gideyim de namazımı kılayım, teyzeme dua edeyim. o duadan bende nasiplenirim belki. zalımsın dünya.
devamını gör...

atinalı soylu, asker ve devlet adamı olan perikles'in metresi olmakla ünlenmiş bir kadın. antik yunan'ın etkili kadınlarındandır. hakkında çok az bilgi bulunur. platon gibileri kendisinden bahsetmiştir. antik kaynaklarda genelev sahibi ve fahişe bir kadın olarak geçer. fakat modern bilim insanları, kendisini küçük düşürmek için kendisine böyle dendiğini söyler. fakat bu konu ihtilaflıdır ve hala tartışılmaktadır. bazıları da perikles ile evlenmiş oldukları görüşündedir. "genç perikles" diye bir oğulları olmuştur. fakat oğulları daha sonra idam edilmiştir. perikles vebadan ölmüştür. bundan sonra aspasia'nın başka bir atinalı devlet adamı ve general olan lysikles ile birlikte olduğu düşünülür. lysikles bir keşif gezisinde öldürülmüştür.

aspasia dönemindeki kadınlar hakkında çok az şey biliniyor. bir bilim adamı şöyle söyler: aspasia'nın hayatı hakkında soru sormak, insanlığın yarısı hakkında soru sormaktır.

aspasia hakkındaki tarihçiler ve bilim insanları için temel sorun, hakkında birçok şeyin sadece hipotezlere dayanmasıdır. modern bilim adamları aspasia'nın gerçekten yaşamış olduğu konusunda şüphelerini bildirmişlerdir.

wallace şöyle der: "bizim için aspasia, neredeyse hiçbir tarihsel gerçekliğe sahip değildir ve sahip olamaz."

ayrıca aspasia'nın ismi hakkında, "paspasia" diye bir espri de yapabilirsiniz. paspas-ia hani paspas. anladınız mı. neyse kötü espriymiş zaten. bak gene tadım kaçtı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...


türk sanat müziği sanatçısı sevim tanürek in seslendirdiği bu parçanın yeri bende çok ayrı, biz çocukken, akşam yemeğinden sonra rahmetli annem bulaşıkları yıkarken bu şarkıyı söylerdi....
devamını gör...

elimizde olmayan şeyleri daha güzel görme eğilimimizi biliyorum ama gerçekten bana da o zamanlar çok daha farklı geliyor. en azından teknoloji bu kadar işgal etmiyordu hayatımızı. betonlara bu kadar hapsolmamıştık.
birde malum neden var tabii :(
devamını gör...

zart kadın zurt kadın başlıklarına yapıştırmak istediğim cümle
devamını gör...

gözum gordukce nasil degisebilecegimi filozof edasiyla düşündügüm baslik. ama bir gun bu basligin mantigini çozup degistirecegim, ant ictim. bugun degilse yarin...
devamını gör...

" türkçülük dün bir kaynaktı, bugün bir çaydır. yarın coşkun bir ırmak olacak ve önünde yabancı duygu ve düşüncelerden gelen bütün engeller yıkılacaktır."
devamını gör...

bir iddia.

taş olursun bak bana sıkıcı dersen.

yalnız şu var; karşımdaki sıkıcıysa ondan daha sıkıcı olurum ki bir daha benimle muhatap olmasın...
devamını gör...

pickle man! / 2017

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim