nobel edebiyat ödülü sahibi olga tokarczuk‘un kadimzamanlar ve diğer vakitler isimli romanında geçen bir tespittir. yazar içinde bulunduğumuz ve hiçbirimizin bu durumdan memnun olmadığı bu çağda yaşamın insani olmayan bir şekilde ilerlediğini savunur bu sözün geçtiği paragrafta. ama maalesef ki ben yazarla aynı fikirde değilim. yaşamın ilerleyişi tam da insani bir şekildedir. yazarla aramızdaki ihtilafın nedeni ise “insani” sıfatına yüklediğimiz anlamlardır ve ben artık biliyorum ki sözcükler bizim yüklediğimiz anlamlara gelir.*

insani; insanca, insana dair, insanlığa yakışır olan, iyilik olarak yapılan, merhamet ve şefkat dolu bir tavırla anlamlarına gelirken olga tokarczuk da bu tanımı kabul ederek bu şekilde bir tespitte bulunmuş ve benim itirazım da tam bu noktada. insani sözü o kadar da olumlu anlamlar içermemektedir bana göre.

insani dediğimiz duyguları genelde olumlu anlamlar içeren sözcüklerden seçiyoruz. merhamet bu duygulardan biri ama insanların en yoksun olduğu duygu da bu aslında. insanoğlunun merhamet diye düşündüğü şey aslında anlık bir acıma duygusu olmaktan öteye geçemiyor. şefkati ya bize ait olduğunu düşündüğümüz insanlara karşı ya da kendimizden güçsüz olduğunu düşündüklerimize karşı gösteriyoruz. hak bilirlik ise burda bahsedilmesine bile gerek olmayan bir duygu, bir tavır.

insani tavırlar olarak isimlendirdiklerimizin çoğu bize kısa zamanda fayda sağlayacağını umduğumuz şeyler. geri dönüşü olmayacak hiçbir iyilik insanlık için bir anlam ifade etmiyor. cesaret gösterdiğimiz anlarda bile tehlikenin boyutunu hesaplıyoruz önce. kendimizi güvende hissettiğimiz an cesur bir insana dönüşmek bize çok kolay geliyor.

insan yaptığı her şeyi insani bir şekilde yapıyor. yaşam da tam insanın hak ettiği şekilde akıp gidiyor. insani ilerleyişinde yaşam bize en çok kan ve göz yaşı sunuyor. bizim ise fazlasını istemeye hakkımız yok. bu tepetaklak yürüyüşte yaşam bize önceden yaptığımız her şey sonucunda bize ayrılmış olan koltuğa kadar eşlik ediyor. elindeki fenerle bize gösterdiği koltuk hak ettiğimiz yer, fenerin ucuz pille zayıflamış ışığı görüp görebileceğimiz tek aydınlık. yer göstermelerde bahşiş mecburi.

yaşamın insani olmayan ilerleyişinde size ait olduğu kadarını alın. üstü kalsın.
devamını gör...

halihazırda yazmış olduğum kitabın girişi şu şekildedir;

"soğuk ve yağışlı bir güz sabahıydı. güneş henüz doğmamıştı. kül rengi bulutlar gökyüzünü kapatıyor, yeryüzündeki her şeyin hastalıklı bir griye bürünmesine neden oluyordu. uzaklarda bir karga sürüsünün çığlıkları savaşı bekleyen askerlerin yüreklerine uğursuzluk korkusu salıyordu."
devamını gör...

üzül, ağla, kırıl, incin ama muhakkak yeniden başla. kalk ayağa düştüğün yerden ve unutma yaşıyorsan hala umut var demektir.
devamını gör...

gsm operatörlerinin tarife içinde verdiği sms paketi. sene oldu 2021. n’apiyim ben 1000 sms’i.
devamını gör...

şair edebilir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ben kitap okurken kucağımda takılıyor adı oltu(kız)
devamını gör...

aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil gibi kategorilere ayrılırlar. halbuki bu kadar karmaşık değildir. insanlar sadece ikiye ayrılırlar: iyi insanlar ve kötü insanlar.”
albert einstein
devamını gör...

6 ayda 1 yapılması gerekendir. dişlere zararlı değil aksine diş ve diş etlerine faydalı bir uygulamadır. ayrıca düzenli diş fırçası ve diş ipi kullanımı ile bu uygulamaya neredeyse gerek kalmaz.
devamını gör...

shakira'yı getirtti ya zirveyi yaptı bu adam. o zamanlar genel olarak lale devri yaşıyormuşuz bu günlerimize kıyasla. o günleri özlemle anıyorum.
devamını gör...

en çok bilinen hamlet tiradı olsa bile ona bu ağırlığı veren cümlenin kendisinden ziyade daha sonra william shakespeare tarafından kaleme alınanlardır özünde. ölümden sonrasına duyulan insancıl korku ve yaşamın katlanılmaz ağırlığı arasında bin çeşit ızdırabı sırtlayan insanın kederli kabullenişidir bu cümleler. yaşamak denilen trajediyi katlanılabilir kılan ölüm fikridir ama ölümün belirsizliği fikrini katlanılabilir kılan da yaşamaktır; en azından öyle diyor hamlet. ölüm için yaşama katlanır yaşam için ölüme tahammül ederiz, tüm karmaşanın ana nedeni özünde bu çıkmazdır. bundan ötürü bu tirad başlı başına shakespeare'in dehasının özetidir aslında; aynı cümleler ile siyah ve beyaz kadar zıt iki düşünceyi de aktarabildiği için. şöyle devam ediyor o meşhur tirad:



olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
düşüncemizin katlanması mı güzel
zalim kaderin yumruklarına, oklarına
yoksa diretip bela denizlerine karşı
dur, yeter demesi mi?
ölmek, uyumak sadece!
düşünün ki uyumakla yalnız
bitebilir bütün acıları yüreğin,
çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
çünkü, o ölüm uykularında
sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
sevgisinin kepaze edilmesine
kanunların bu kadar yavaş
yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
kötülere kul olmasına iyi insanın
bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
kim ister bütün bunlara katlanmak
ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
o kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
ürkütmese yüreğini?
bilmediğimiz belalara atılmaktansa
çektiklerine razı etmese insanları?
bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
yürekten gelenin doğal rengini.
ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
yollarını değiştirip bu yüzden
bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.


yazıldığı dilde ise aşağı yukarı bu şekildedir:


to be, or not to be, that is the question:
whether 'tis nobler in the mind to suffer
the slings and arrows of outrageous fortune,
or to take arms against a sea of troubles
and by opposing end them. to die—to sleep,
no more; and by a sleep to say we end
the heart-ache and the thousand natural shocks
that flesh is heir to: 'tis a consummation
devoutly to be wish'd. to die, to sleep;
to sleep, perchance to dream—ay, there's the rub:
for in that sleep of death what dreams may come,
when we have shuffled off this mortal coil,
must give us pause—there's the respect
that makes calamity of so long life.
for who would bear the whips and scorns of time,
th'oppressor's wrong, the proud man's contumely,
the pangs of dispriz'd love, the law's delay,
the insolence of office, and the spurns
that patient merit of th'unworthy takes,
when he himself might his quietus make
with a bare bodkin? who would fardels bear,
to grunt and sweat under a weary life,
but that the dread of something after death,
the undiscovere'd country, from whose bourn
no traveller returns, puzzles the will,
and makes us rather bear those ills we have
than fly to others that we know not of?
thus conscience does make cowards of us all,
and thus the native hue of resolution
ıs sicklied o'er with the pale cast of thought,
and enterprises of great pitch and moment
with this regard their currents turn awry
and lose the name of action.

devamını gör...

kalan %32 kısmının neden gitmeyi düşünmediğini düşündüren bir ortam var.
devamını gör...

türkiye türkleri'nin ataları olan oğuzların en kalabalık boyu. oğuz kağan destanı'nda adı geçen 24 boydan biridir. avşar boyu, oğuz kağan'ın oğlu yıldız han'ın dört oğlundan en büyüğü olan afşar (avşar)'ın soyundan gelir. tarihin akışı içerisinde oğuzların hüküm sürdüğü geniş bir coğrafyaya dağılan avşarlar, günümüzde yoğunluk olarak en fazla orta anadolu'da, kısmen anadolu'nun diğer bölgeleri, azerbaycan, suriye, ırak ve iran'da yaşamaktadırlar.
devamını gör...

istanbul'un tüm eski yerleşim yerlerini görmek ve o yerlerin geçmişlerini öğrenmek isterim.
devamını gör...

hey yabancı sen kime dersin yalancı?
hankchinaski gitmiş adanaya
ısmarlamıyor ne dürüm ne bira
çaylaklara sataşmayın, iyi ki geldiler zira.
devamını gör...

yaklaşık 40 yıllık mazileri olan, ​
kadroları zaman içinde çok değişen ama ezgileri hiç değişmeyen,
her devrin üniversite gençliğinin favori gruplarından biridir* bence.
dinleyici kitlesi çok sadıktır. yaş alırlar ama onlarla genç kalırlar, aşık kalırlar.
kendi adıma benim en sevdiğim solist hüsnü arkan, şarkı ise #560509 tanımımda bahsettiğim gemi olmuştur.
devamını gör...

bilim adamlarının kalbini kırmayın. adamlar hayatımızı kolaylaştırmak ve iyileştirmek için aylarca, yıllarca düşünüyor.
her 3 saniyede bir malafata giden kafa ile gelişim mümkün değildir.
genellemeler yanlıştır.
devamını gör...

ilk olarak louis pasteur tarafından geliştirilmiştir.

joseph meister adlı küçük bir çocuk, kuduz bir köpek tarafından ısırıldıktan sonra louis pasteur'e getirildi.

insan üzerinde hiç denenmeyen kuduz aşısını çocuğa uygulamakta tereddüt eden pasteur'e; aşı olmazsa çocuğun kesin olarak öleceği, ancak aşı ile yaşama şansı olabileceği ve kuduz'a da çare olabileceği söylendi.

çocuk aşının sayesinde hayata tutundu. 64 yaşına kadar yaşadı ve pasteur enstitüsü'nde kapıcı olarak çalıştı. nazi saldırıları sırasında gaz zehirlenmesi ile hayatını kaybetti.

"artık kimse kuduz yüzünden ölmek zorunda değildi."
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kaynak
devamını gör...

sırtımda çantam, ayağımda şortum, başım da şapkam diyar diyar gezmek her kültürü görmek isterdim.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim