atatürk olmasaydı olmazdık
burada olmaktan kasıt varolmak değil bağımsız olmaktır ancak bir cahil buna tapınma diyebilir. *
devamını gör...
kitap yardımımızın ulaşması
aşağıdaki videodan görülebilecek hadise.
batman'ın çarıklı ortaokulu'nda şehidimiz olcay çiftçi anısına kurulan kütüphanemize kitaplarımız ulaştı.
henüz ulaşmamış, yolda olan kitaplarımız da mevcut.
böyle bir güzelliğe katkı sunan bütün yazarlarıma teşekkür ederim.
(bkz: kafa sözlük köy okuluna kitap yardımı etkinliği)
batman'ın çarıklı ortaokulu'nda şehidimiz olcay çiftçi anısına kurulan kütüphanemize kitaplarımız ulaştı.
henüz ulaşmamış, yolda olan kitaplarımız da mevcut.
böyle bir güzelliğe katkı sunan bütün yazarlarıma teşekkür ederim.
(bkz: kafa sözlük köy okuluna kitap yardımı etkinliği)
devamını gör...
eylül (mehmet rauf)
iç dünyamda derin iz bırakmış kitaplardan biri, hatta belki de birincisidir. kitabı okuduğumda sanıyorum ki ortaokul yıllarımda, çok genç bir yaştaydım, o yaşta okumuş olmamın da bu tesirde etkisi büyüktür diye düşünüyorum.
kitabın pek çok bölümü bir film sahnesi gibi yanıp sönüyor, ışıyor hafızamda.
suat'ın eldivenini yıllardır unutamadım misal, o paltonun cebine koyuluşu, yastığın altında bulunuşu hala gözümün önünde. bu yasak aşk ve aşklarını yaşama biçimleri, arzular beni affalattı.
şimdi anlıyorum ki aşk, arzu, tutku gibi kavramlar ile ilgili düşüncelerimin erginleşmesinde bu kitap yadsıyamayacağım bir yere sahip. psikolojik tahliller ise, bu konuda okuduğum ilk etraflı eser olması sebebiyle de algılarımı alt üst etmiş, bir taş durgun suya atıldığında nasıl yayılan ve genişleyen halklara neden oluyorsa, zihnimde benzer bir etki oluşturmuştu. o dönem manasını anlayamadığım, fakat dikkatle okuduğum pek çok duygu ve durumu döndürüp durmuştum zihnimde. mahiyetini bilmiyordum, bilsem de bildiğimi anlamıyordum. bazen öyle olur. insan yaşar, yaşadığı şeyin adını bilmez. adlandıramadığı şeyi bilmediğini zanneder. öyle bir eserdi.
romanın sona eriş biçimi beni öylesine etkiledi ki, yeniden yeniden yaktım o evi. ruhumda, aklımda, kalbimde yandı durdu. şüphem yok ki, hala bir yerlerde yangının ışıltısı varlığıma yansıyordur.
kitabın pek çok bölümü bir film sahnesi gibi yanıp sönüyor, ışıyor hafızamda.
suat'ın eldivenini yıllardır unutamadım misal, o paltonun cebine koyuluşu, yastığın altında bulunuşu hala gözümün önünde. bu yasak aşk ve aşklarını yaşama biçimleri, arzular beni affalattı.
romanın sona eriş biçimi beni öylesine etkiledi ki, yeniden yeniden yaktım o evi. ruhumda, aklımda, kalbimde yandı durdu. şüphem yok ki, hala bir yerlerde yangının ışıltısı varlığıma yansıyordur.
devamını gör...
sözlükte herkesin birbiri ile senli benli konuşması
devamını gör...
korku
bazı durumlarda anal ve üretral duyumsamaları kışkırtır. her ne kadar korku, bizzat, haz hâline gelmese de özel bir haz türünün gelişmesine vesile olabilir. black mirror’ın bir bölümünde insanların çektiği acıları, özel bir mikroçip sayesinde kendi bünyesinde toplayan ve bu yolla gerçekleşecek olanı gerçekleşmeden tespit eden bir doktor, sonraları korkuyla karışık acıdan büyük `zevk` aldığını keşfediyor, bu yolla orgazmın doruklarına ulaşıyor ve bu durumun bağımlısı hâline geliyordu.
hazırda bekleyen korku, haz doruğa çıkarken duyulan sıcaklık hissi beklenen orgazmın gerçekleşmesi olarak algılanılıyor ve böylece acı duymaya kadar varan, ancak acı ve korku esnasında gerçekleşebilen bir ritüele dönüşüyor. belli şartlar altında acı ve korku, normalde korkulan rahatlamayı yaşamanın tek yolu hâline gelebilir. bu yüzden insanın bazı korkularının altında hissettiği bir haz duygusu vardır; korkmaktan haz almanın (bu acı içinde geçerlidir) tek anlamı, korkunun `cinsel uyarı`ma vesile teşkil etmesidir.
“”özlem, korku, ayni şey," diye araya girdi, tipik bir acelecilikle. uçakların uçması beni dehşete düşürüyordu, fakat daha sonra bir defa bir uçağı uçurdum, büyüleyici bir deneyimdi. korku ile büyülenme yan yana gidiyor.”
genellikle aşk ilişkilerinde, çiftlerde, ayrılığa dair duyulan yoğun korkunun uzantısal açıdan tutkulu bir tablo çizmesinin nedeni de budur. kavgaların ilişkiyi diri tuttuğuna dair inanışın altında yatan sebeplerden en büyüğü kaybetme korkusudur. daha taraflar ayrılmadan, tamamen zihinde, sevgili artık bir başkası ile birliktedir. birlikte yapılan, mutlu olunan her şey artık `öteki` iledir; bu durum katlanılamaz, dayanılamaz, hatta intihar sebebidir. ayrılık gerçekleşmeden zihinde olup biten her şey, bilinçaltında kaybetmeye dair korkularımızı besler. bu da bir çatışma doğurur; sürekli gerginlik, huzursuzluk ve bundan beslenen haz.
bu yüzden insanlar hayal dünyalarında, korkuya dair fanteziler kurar. partneri ile sevişirken tecavüze uğradığını hayal eden bir kadın, dayak fantezisi olan bir erkek, bir hücrenin içinde açlığa terk edilmiş olarak seks yaptığını düşünen insanlar... tüm bu fanteziler hazza ulaşmanın ve korkuyu zedeleyerek onunla başa çıkmanım bir yoludur.
hazırda bekleyen korku, haz doruğa çıkarken duyulan sıcaklık hissi beklenen orgazmın gerçekleşmesi olarak algılanılıyor ve böylece acı duymaya kadar varan, ancak acı ve korku esnasında gerçekleşebilen bir ritüele dönüşüyor. belli şartlar altında acı ve korku, normalde korkulan rahatlamayı yaşamanın tek yolu hâline gelebilir. bu yüzden insanın bazı korkularının altında hissettiği bir haz duygusu vardır; korkmaktan haz almanın (bu acı içinde geçerlidir) tek anlamı, korkunun `cinsel uyarı`ma vesile teşkil etmesidir.
“”özlem, korku, ayni şey," diye araya girdi, tipik bir acelecilikle. uçakların uçması beni dehşete düşürüyordu, fakat daha sonra bir defa bir uçağı uçurdum, büyüleyici bir deneyimdi. korku ile büyülenme yan yana gidiyor.”
genellikle aşk ilişkilerinde, çiftlerde, ayrılığa dair duyulan yoğun korkunun uzantısal açıdan tutkulu bir tablo çizmesinin nedeni de budur. kavgaların ilişkiyi diri tuttuğuna dair inanışın altında yatan sebeplerden en büyüğü kaybetme korkusudur. daha taraflar ayrılmadan, tamamen zihinde, sevgili artık bir başkası ile birliktedir. birlikte yapılan, mutlu olunan her şey artık `öteki` iledir; bu durum katlanılamaz, dayanılamaz, hatta intihar sebebidir. ayrılık gerçekleşmeden zihinde olup biten her şey, bilinçaltında kaybetmeye dair korkularımızı besler. bu da bir çatışma doğurur; sürekli gerginlik, huzursuzluk ve bundan beslenen haz.
bu yüzden insanlar hayal dünyalarında, korkuya dair fanteziler kurar. partneri ile sevişirken tecavüze uğradığını hayal eden bir kadın, dayak fantezisi olan bir erkek, bir hücrenin içinde açlığa terk edilmiş olarak seks yaptığını düşünen insanlar... tüm bu fanteziler hazza ulaşmanın ve korkuyu zedeleyerek onunla başa çıkmanım bir yoludur.
devamını gör...
dünyanın öbür ucuna ışınlanıp aygaz açık kaldı mı ikilemine düşünce tekrar eve ışınlanan insan
allah başka dert vermesin diyeceğim insan türü olur kendileri.
devamını gör...
anan za xd
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
nickin bir tatlı olsaydı ne olurdu sorusu
(bkz: dondurma)
devamını gör...
murat eken
storytel'de saatleri ayarlama enstitüsü'nü harika seslendirmiş.
abi sen oku biz dinleriz.
abi sen oku biz dinleriz.
devamını gör...
özlem
çok berbat bir duygudur bu ya. gündüz çalışıp akşam gelmişsin evine, bir müzik açmışsın o müzik böyle duygusal bir parçadır yalnız, ardından bir sigara yakarsın ve gündüz akla gelmeyen kişi akşam akla gelir, böyle hayata da on posta küfür edersin.
vallahi azizim insanlar çok değişik ya. her an duygudan duyguya geçiş yapabiliyoruz, sağımız solumuz hiç belli olmuyor.
vallahi azizim insanlar çok değişik ya. her an duygudan duyguya geçiş yapabiliyoruz, sağımız solumuz hiç belli olmuyor.
devamını gör...
profil rozetleri arasındaki karma puan farkı
puan farkından da anladığımız üzere yoldaş kendi sevdiği filmleri yüksek puanlı yaparak kimsenin almasını istememiştir. kendi profilinin eşi benzeri olmasını istememektedir çünkü. ben onun yerinde olsam kimsede olmayan özellikleri bile koyardım profilime. sözlük benim değil mi istediğimi yaparım.
devamını gör...
bir bilen nasıl moderatör oldu sorunsalı
bir bilene sormak lazım.
devamını gör...
friedrich nietzsche
nietzsche'ye dair bir şeyler yazacağım...
15 ekim 1844’te prusya’da doğan friedrich wilhelm nietzsche, sanıyorum ki bu kadar popüler olmasına karşın hakkında çok az şey bilinen ya da çoğunlukla yanlış anlaşılan ender insanlardan biri. sistematik bir öğretisi yok; metaforlarla bezeli edebi metinlerinde tekrar eden güç istenci, üst insan ve bengi dönüş gibi özgün kavramlarından yola çıkarak bir nietzsche felsefesi oluşturuyoruz. annesi, kız kardeşi, anneannesi ve iki teyzesi olmak üzere büyük ölçüde psikolojik sorunları olan beş kadınla birlikte büyüyen nietzsche, 18 yaşında inancından şüphe etmeye başlayana kadar dindar bir protestandı. 20’li yaşlarının hemen başlangıcında tanıştığı arthur schopenhauer’ın “isteme ve tasarım olarak dünya” adlı kitabında insan için istencin yadsınamaz varlığını ve varoluşsal karamsarlığı; wagner’in bestelerinde ise yıkıcı ve yaratıcı gücü buldu. etikten estetiğe eski değerlerin ve uygarlığın çöküşüne şahitlik eden nietzsche metafizik problemleri değil, yaşamı konu edinerek “nasıl yaşanmalı?” sorusunu yanıtlamaya girişti. yıkım ve yaratımın birlikteliği konusu nietzsche’yi nihilist olarak etiketleyenlerin genellikle gözden kaçırdığı bir detay. nietzche, wagner, hatta bu felsefe ve müzikten beslenen adolf hitler dahi var olan her şeyi yıkıp yeni bir ideal sunan kişilerdi. bu idealin doğruluğu her ne kadar tartışmalı olsa da, bu kişiler tarafından özellikle sanatın kudretinin vurgulanması tesadüf değildir; nitekim kendilerini yeni dünyanın yaratıcı sanatçısı olarak görürler. bu yüzden yaşamının son yıllarındaki nietzsche’den oldukça farklı olan onun felsefi insanı, yani üst insan, intihara meyilli veya melankolik değildir. aksine yaşam tutkusuyla doludur, eyleyicidir. peki üst insan kimdir?
1870’de almanya ve fransa arasındaki savaşa gönüllü olarak katılan nietzsche’ye cephedeki deneyimleri, tüm vahşi sonuçlarına rağmen güç ve iktidar arzusunun varlığını göstererek insanın en temel arzusunun sadece yaşamda kalmak olmadığını düşündürdü. bu yüzden geleneksel hıristiyan ahlakın öğütlediği sevgi, merhamet, kanaatkârlık, ölçülülük gibi değerlerin aslında sahte olduğunu, dahası bir çeşit köle ahlakını temsil ettiğini savundu. hıristiyanlık insanın doğasını anlayamamıştı. zayıf olanlar insanın özü olan tutku ve taşkın çoşkunun bastırılmasını bir erdemmiş gibi sunuyordu.
bu yüzden 1872 yılında yayımladığı tragedya’nın doğuşu’nda hıristiyanlık öncesi antik yunan toplumuna değin geri giderek hıristiyanlığın üzerini örtmediği gerçek insan ve doğal yaşam pratiklerini aradı. kitapta kurguladığı apollon ve dionysos ikilemi, akıl, düzen ve uyumun karşısına taşkınlık, çoşku ve tutkuyu koyarak insan yaşamının özü olan gerilimi gösterir. nietzsche’de tanrı, ontolojik bir problemden ziyade hıristiyan ahlakını temsil eder. bu açıdan tanrının ölümü, yeni dünyanın şafağında geleneksel değerlerin ölümüdür. eski iyi ve kötünün ötesinde hayatının sorumluluğunu alarak kendi değerlerini yaratma gücüne sahip üst insanı müjdeler. tanrının ölümüyle, insan kendi dünyasının yasa koyucusu yani tanrısı olur. bu açıdan ironik bir biçimde nietzsche’nin bir ahlak filozofu olduğu bile söylenebilir, tabii tersine-ahlak filozofu olarak… nitekim bengi dönüş kavramıyla davranışlarımızı sınayabileceğimiz hipotetik bir test dahi sunar: hayatın sonsuza dek tekrarlanacak bir döngü olsaydı, her bir günü sonsuza dek tekrar tekrar yaşayacak olsaydın, sen nasıl davranırdın?
15 ekim 1844’te prusya’da doğan friedrich wilhelm nietzsche, sanıyorum ki bu kadar popüler olmasına karşın hakkında çok az şey bilinen ya da çoğunlukla yanlış anlaşılan ender insanlardan biri. sistematik bir öğretisi yok; metaforlarla bezeli edebi metinlerinde tekrar eden güç istenci, üst insan ve bengi dönüş gibi özgün kavramlarından yola çıkarak bir nietzsche felsefesi oluşturuyoruz. annesi, kız kardeşi, anneannesi ve iki teyzesi olmak üzere büyük ölçüde psikolojik sorunları olan beş kadınla birlikte büyüyen nietzsche, 18 yaşında inancından şüphe etmeye başlayana kadar dindar bir protestandı. 20’li yaşlarının hemen başlangıcında tanıştığı arthur schopenhauer’ın “isteme ve tasarım olarak dünya” adlı kitabında insan için istencin yadsınamaz varlığını ve varoluşsal karamsarlığı; wagner’in bestelerinde ise yıkıcı ve yaratıcı gücü buldu. etikten estetiğe eski değerlerin ve uygarlığın çöküşüne şahitlik eden nietzsche metafizik problemleri değil, yaşamı konu edinerek “nasıl yaşanmalı?” sorusunu yanıtlamaya girişti. yıkım ve yaratımın birlikteliği konusu nietzsche’yi nihilist olarak etiketleyenlerin genellikle gözden kaçırdığı bir detay. nietzche, wagner, hatta bu felsefe ve müzikten beslenen adolf hitler dahi var olan her şeyi yıkıp yeni bir ideal sunan kişilerdi. bu idealin doğruluğu her ne kadar tartışmalı olsa da, bu kişiler tarafından özellikle sanatın kudretinin vurgulanması tesadüf değildir; nitekim kendilerini yeni dünyanın yaratıcı sanatçısı olarak görürler. bu yüzden yaşamının son yıllarındaki nietzsche’den oldukça farklı olan onun felsefi insanı, yani üst insan, intihara meyilli veya melankolik değildir. aksine yaşam tutkusuyla doludur, eyleyicidir. peki üst insan kimdir?
1870’de almanya ve fransa arasındaki savaşa gönüllü olarak katılan nietzsche’ye cephedeki deneyimleri, tüm vahşi sonuçlarına rağmen güç ve iktidar arzusunun varlığını göstererek insanın en temel arzusunun sadece yaşamda kalmak olmadığını düşündürdü. bu yüzden geleneksel hıristiyan ahlakın öğütlediği sevgi, merhamet, kanaatkârlık, ölçülülük gibi değerlerin aslında sahte olduğunu, dahası bir çeşit köle ahlakını temsil ettiğini savundu. hıristiyanlık insanın doğasını anlayamamıştı. zayıf olanlar insanın özü olan tutku ve taşkın çoşkunun bastırılmasını bir erdemmiş gibi sunuyordu.
bu yüzden 1872 yılında yayımladığı tragedya’nın doğuşu’nda hıristiyanlık öncesi antik yunan toplumuna değin geri giderek hıristiyanlığın üzerini örtmediği gerçek insan ve doğal yaşam pratiklerini aradı. kitapta kurguladığı apollon ve dionysos ikilemi, akıl, düzen ve uyumun karşısına taşkınlık, çoşku ve tutkuyu koyarak insan yaşamının özü olan gerilimi gösterir. nietzsche’de tanrı, ontolojik bir problemden ziyade hıristiyan ahlakını temsil eder. bu açıdan tanrının ölümü, yeni dünyanın şafağında geleneksel değerlerin ölümüdür. eski iyi ve kötünün ötesinde hayatının sorumluluğunu alarak kendi değerlerini yaratma gücüne sahip üst insanı müjdeler. tanrının ölümüyle, insan kendi dünyasının yasa koyucusu yani tanrısı olur. bu açıdan ironik bir biçimde nietzsche’nin bir ahlak filozofu olduğu bile söylenebilir, tabii tersine-ahlak filozofu olarak… nitekim bengi dönüş kavramıyla davranışlarımızı sınayabileceğimiz hipotetik bir test dahi sunar: hayatın sonsuza dek tekrarlanacak bir döngü olsaydı, her bir günü sonsuza dek tekrar tekrar yaşayacak olsaydın, sen nasıl davranırdın?
devamını gör...
normal sözlük'teki aile ortamı
canım ailem hepinizi çok seviyorum.
devamını gör...
31 mayıs 2021 okullarda yüz yüze eğitimin başlaması
çocukları özledik konular da bitti ne yapacağız diye düşündüm bir öğretmen olarak.
devamını gör...
adolf hitler
1889 yılında braunau am ınn – yukarı avusturya'sında doğmuş, işgal altında bulunan berlin’de, sevgilisi eva braun ile yer altı sığınağında yenilgiyi kabul edemediği için 30 nisan 1945 günü intihar etmiş almanya lideridir.
bir dönem bulduğum tüm hitler belgesellerini izlemiştim. bana en ilginç gelen tarafı inatla ressam olmaya çalışması ve 2000'i aşkın tablosu olması. 2 kere güzel sanatlara başvurmuş ilkinde güzel bir dille ikincisinde sizden ressam olmaz tarzında yorumlar almış.
hayatı boyunca yahudilerin kendilerini kayırdıklarını düşünmüş. ilk başlarda bu bir nefretle değil sadece düşünce olarak başlamış. yahudilerin sanatta, kültürde hep önde olması hatta ona göre çok fazla abartılması ve abartanların yine yahudiler olması ondan kıskançlık hissi yaratmış. yani basit bir kıskançlık olarak değerlendirmek tabi komik çünkü işin sonu tüm yahudileri ortadan kaldırmaya çalışmaya kadar gitmiş.
sanırım ressam olamayışının payı da var bu işin içinde. artık nasıl bir komplekse adam takıntılı bir psikopat gibi önüne geleni yok etmeye çalışmış. hoş gibisi fazla.
bir ara ciddi ciddi gece gündüz hitler belgesellerine ve hitler almanya'sının filmlerine sarmıştım.
ölmüş olma fikri (yani tabi şuan ölmüştür haha.) bana pek inandırıcı gelmemişti. tabi bu benim kafamdaki büyük oyunu görme çabası da olabilir emin değilim. ama böyle bir adam bence b planı yapmıştır. ve bu şekilde ölmemiştir.
güç zehirlenmesi yaşayan bir adam kendileri. kontrolsüz güç güç değildir sloganı kulaklarımda çınlanır gerçi adı aklıma geldiğinde. saldırgan bir politika izlemesi iyi bir lider olmadığını da kanıtlar mahiyette.
diktatör mü desek ruh hastası mı emin olamıyorum? bana bazen bir maşa gibi bile geliyor. yani aynı büyük oyun görme çabası sanırım hah. sanki amaç çok başka bir şeydi ama buna evrildi gibi. malesef bunların gerçek yüzünü hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
adamda bir çok kişilik bozukluğu var. psikoloji dersleri için biçilmiş kaftan. aslında adolf'u tek örnek gösterebiliriz bir çok konuda.
bu adamın peşinden gidenlerde olmuş. ne garip. biz insanlar ne kadar değişiğiz gerçekten. korku evresi değil bu o evreye gelene kadar yaşananlar önemli. hoş bunu anlamak çok zor değil o korkuyu o güce tapmayı güç için güce yakın olmak için kırk takla atmayı bizde tecrübe etmiş olabiliriz. nereden olacağız benim de dediğim laf şimdi. ömrümüzde diktatör mü gördük. hiç.
bir dönem bulduğum tüm hitler belgesellerini izlemiştim. bana en ilginç gelen tarafı inatla ressam olmaya çalışması ve 2000'i aşkın tablosu olması. 2 kere güzel sanatlara başvurmuş ilkinde güzel bir dille ikincisinde sizden ressam olmaz tarzında yorumlar almış.
hayatı boyunca yahudilerin kendilerini kayırdıklarını düşünmüş. ilk başlarda bu bir nefretle değil sadece düşünce olarak başlamış. yahudilerin sanatta, kültürde hep önde olması hatta ona göre çok fazla abartılması ve abartanların yine yahudiler olması ondan kıskançlık hissi yaratmış. yani basit bir kıskançlık olarak değerlendirmek tabi komik çünkü işin sonu tüm yahudileri ortadan kaldırmaya çalışmaya kadar gitmiş.
sanırım ressam olamayışının payı da var bu işin içinde. artık nasıl bir komplekse adam takıntılı bir psikopat gibi önüne geleni yok etmeye çalışmış. hoş gibisi fazla.
bir ara ciddi ciddi gece gündüz hitler belgesellerine ve hitler almanya'sının filmlerine sarmıştım.
ölmüş olma fikri (yani tabi şuan ölmüştür haha.) bana pek inandırıcı gelmemişti. tabi bu benim kafamdaki büyük oyunu görme çabası da olabilir emin değilim. ama böyle bir adam bence b planı yapmıştır. ve bu şekilde ölmemiştir.
güç zehirlenmesi yaşayan bir adam kendileri. kontrolsüz güç güç değildir sloganı kulaklarımda çınlanır gerçi adı aklıma geldiğinde. saldırgan bir politika izlemesi iyi bir lider olmadığını da kanıtlar mahiyette.
diktatör mü desek ruh hastası mı emin olamıyorum? bana bazen bir maşa gibi bile geliyor. yani aynı büyük oyun görme çabası sanırım hah. sanki amaç çok başka bir şeydi ama buna evrildi gibi. malesef bunların gerçek yüzünü hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
adamda bir çok kişilik bozukluğu var. psikoloji dersleri için biçilmiş kaftan. aslında adolf'u tek örnek gösterebiliriz bir çok konuda.
bu adamın peşinden gidenlerde olmuş. ne garip. biz insanlar ne kadar değişiğiz gerçekten. korku evresi değil bu o evreye gelene kadar yaşananlar önemli. hoş bunu anlamak çok zor değil o korkuyu o güce tapmayı güç için güce yakın olmak için kırk takla atmayı bizde tecrübe etmiş olabiliriz. nereden olacağız benim de dediğim laf şimdi. ömrümüzde diktatör mü gördük. hiç.
devamını gör...
monokromatik
devamını gör...
kırık bir aşk hikayesi
1981 yapımı, senaryosunu selim ileri'nin yazdığı, yönetmenliğini ömer kavur 'un yapmış olduğu başrollerde kadir inanır, hümeyra, kamuran usluer, neriman köksal, halil ergün gibi oyuncuların yer aldığı, şartların zorlamasıyla nişanlanmak zorunda kalan bir gencin kasabaya atanan bir öğretmene aşık olmasıyla başlayan olayları anlatıyor.
bir sahil kasabasının ileri gelen ailelerinin bir bölümü o dönemler değişime ayak uydurarak sanayi alanında atılımlar yapmışlar. bazıları bu durumdan geri kaldıkları gibi zor durumda kalmışlardır. fuat'ın ailesi de bunlardandır. babadan kalma yöntemlerle zeytinyağı üretimi yapan ailenin ekonomik durumu kötüye gidince, aile çareyi fuat'ı kasabanın zengin ailelerinden birinin kızıyla evlendirmekte bulur. o sırada da kasabaya yeni bir edebiyat öğretmeni atanır ve kısa sürede fuat ile öğretmen arasında bir gönül ilişkisi başlar. ancak, aile baskısı ve şartlar, bu aşkın uzun sürmesine izin vermez. fuat'ın da kalbi aşkında kalacak ve çaresiz nişanlısına geri dönecektir.
film, ömer kavur ekolünün, en başarılı örneklerinden biridir. 19. antalya film festivali'nde 5 ödül birden kazanan kırık ve hüzünlü bir atmosferin işlendiği filmde sarı ve kahverengi renkler ağır basıyor.
bir sahil kasabasının ileri gelen ailelerinin bir bölümü o dönemler değişime ayak uydurarak sanayi alanında atılımlar yapmışlar. bazıları bu durumdan geri kaldıkları gibi zor durumda kalmışlardır. fuat'ın ailesi de bunlardandır. babadan kalma yöntemlerle zeytinyağı üretimi yapan ailenin ekonomik durumu kötüye gidince, aile çareyi fuat'ı kasabanın zengin ailelerinden birinin kızıyla evlendirmekte bulur. o sırada da kasabaya yeni bir edebiyat öğretmeni atanır ve kısa sürede fuat ile öğretmen arasında bir gönül ilişkisi başlar. ancak, aile baskısı ve şartlar, bu aşkın uzun sürmesine izin vermez. fuat'ın da kalbi aşkında kalacak ve çaresiz nişanlısına geri dönecektir.
film, ömer kavur ekolünün, en başarılı örneklerinden biridir. 19. antalya film festivali'nde 5 ödül birden kazanan kırık ve hüzünlü bir atmosferin işlendiği filmde sarı ve kahverengi renkler ağır basıyor.
devamını gör...

