erkekleri itici yapan detaylar
her şeyin kendisi ile ilgili olduğunu zannetmesi.
değil abicim, seninle ilgisi yok.
değil abicim, seninle ilgisi yok.
devamını gör...
bayram şekeri toplama
kedimizi zor tutuyoruz, bayram şekeri toplama, toplama diyoruz lakin ki anlamıyor....
devamını gör...
venn şeması
temeli aristoteles tarafından atılmış olan
- bütün a'lar b'dir
- bazı a'lar b'dir
- hiçbir a b değildir
- a ya b ya da c olabilir, her ikisi birden olamaz
gibi mantıksal önermelerin ingiliz matematikçi john venn tarafından 19. yüzyıl sonlarında şema haline getirilmesiyle ortaya çıkan çalışma.
örneğin aşağıdaki venn şemasında ayşe ve yusuf sadece futbol, ali sadece tenis, murat ve fatoş ise hem futbol hem tenis oynamaktadır. hem futbol hem tenis oynayanların bulunduğu bölgeye "kesişim kümesi", şemada görülen isimlerin hepsine birden "birleşim kümesi" denir.

görselin kaynağı
- bütün a'lar b'dir
- bazı a'lar b'dir
- hiçbir a b değildir
- a ya b ya da c olabilir, her ikisi birden olamaz
gibi mantıksal önermelerin ingiliz matematikçi john venn tarafından 19. yüzyıl sonlarında şema haline getirilmesiyle ortaya çıkan çalışma.
örneğin aşağıdaki venn şemasında ayşe ve yusuf sadece futbol, ali sadece tenis, murat ve fatoş ise hem futbol hem tenis oynamaktadır. hem futbol hem tenis oynayanların bulunduğu bölgeye "kesişim kümesi", şemada görülen isimlerin hepsine birden "birleşim kümesi" denir.

görselin kaynağı
devamını gör...
bildungsroman
bir roman türüdür.
almanca bir niteleme olan bildungsroman türkçeye mealen oluşum romanı olarak çevirilmiştir.
çok geniş bir tanım olan ve birçok kitabı bünyesinde barındıran bildungsroman bir karakterin olgunlaşma sürecini anlatır.
genelde karakterler ergenlik yaşlarında olsalar da bu bir zorunluluk değildir. daha büyük yaşlarda insanlar da konu edilebilir bu tür romanlarda.
saf, gözü açılmamış ve henüz dünyayı tanımayan bir kahramanın zaman içinde başına gelenler, yaşadıkları ve tecrübe ettikleri ile nihai kişiliğini oluşturmasını anlatan bildungsromanlar genelde akıcı ve konu takibi kolay olan romanlar olsa da karakteri analiz edebilmek için dikkatli olunması da gerekir.
çoğunlukla dört aşamadan oluşur bu romanlar. ilk aşamada kahraman genellikle taşradan büyük şehre ya sa alışık olduğu bir ortamdan kendine çok yabancı olan bir ortama doğru bir yolculuğa çıkar. ikinci aşamada kahraman yeni dünyada karşılaştığı olaylarla zihin dünyasında bazı çatışmalar yaşamaya, hayal kırıklıkları ve şaşkınlıklarla boğuşmaya başlar ki bu da yeni bir insan olması için gereken eğitimdir aslında. üçüncü aşamada yaşadığı her şeyle birlikte bir dönüşüm geçiren kahraman yeni bir insan olmaya başlar ve bir olgunluk hissiyle birlikte kişisel gelişimini tamamlar. son aşamada ise kahraman başladığı nokta ile şimdiki geldiği nokta arasındaki farkları görür ve okuyucunun da görmesini sağlar. bu aşama yolculuk çemberinin kapandığı aşamadır.
türk edebiyatında kuyucaklı yusuf ve fatih harbiye bu tür romanın iyi örneklerinden sayılabilir. dünya edebiyatında ise david copperfield, jane eyre ve çavdar tarlasında çocuklar romanlarını sayabiliriz. ancak bu örnekler elbette ki yetersizdir.
almanca bir niteleme olan bildungsroman türkçeye mealen oluşum romanı olarak çevirilmiştir.
çok geniş bir tanım olan ve birçok kitabı bünyesinde barındıran bildungsroman bir karakterin olgunlaşma sürecini anlatır.
genelde karakterler ergenlik yaşlarında olsalar da bu bir zorunluluk değildir. daha büyük yaşlarda insanlar da konu edilebilir bu tür romanlarda.
saf, gözü açılmamış ve henüz dünyayı tanımayan bir kahramanın zaman içinde başına gelenler, yaşadıkları ve tecrübe ettikleri ile nihai kişiliğini oluşturmasını anlatan bildungsromanlar genelde akıcı ve konu takibi kolay olan romanlar olsa da karakteri analiz edebilmek için dikkatli olunması da gerekir.
çoğunlukla dört aşamadan oluşur bu romanlar. ilk aşamada kahraman genellikle taşradan büyük şehre ya sa alışık olduğu bir ortamdan kendine çok yabancı olan bir ortama doğru bir yolculuğa çıkar. ikinci aşamada kahraman yeni dünyada karşılaştığı olaylarla zihin dünyasında bazı çatışmalar yaşamaya, hayal kırıklıkları ve şaşkınlıklarla boğuşmaya başlar ki bu da yeni bir insan olması için gereken eğitimdir aslında. üçüncü aşamada yaşadığı her şeyle birlikte bir dönüşüm geçiren kahraman yeni bir insan olmaya başlar ve bir olgunluk hissiyle birlikte kişisel gelişimini tamamlar. son aşamada ise kahraman başladığı nokta ile şimdiki geldiği nokta arasındaki farkları görür ve okuyucunun da görmesini sağlar. bu aşama yolculuk çemberinin kapandığı aşamadır.
türk edebiyatında kuyucaklı yusuf ve fatih harbiye bu tür romanın iyi örneklerinden sayılabilir. dünya edebiyatında ise david copperfield, jane eyre ve çavdar tarlasında çocuklar romanlarını sayabiliriz. ancak bu örnekler elbette ki yetersizdir.
devamını gör...
polemikle popüler olmak
saman alevi gibidir, bir anlığına popüler olur ancak ertesi gün unutulur.
aynı şey polemik çıkartmak için salyalarını sağa sola bulaştırıp, cami duvarına işeyenler için de geçerli olup itina ile hadleri bildirildikten sonra kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırıp giderler.
bir de son grup vardır ki, üç gram zekasına değil ama çevresindekileri şakşakçılarına güvenip polemik çıkartmaya çalışır, bunlar da önemsenmeyince “ben oynamıyorum yaaa” diyerek sahayı terk eder.
aynı şey polemik çıkartmak için salyalarını sağa sola bulaştırıp, cami duvarına işeyenler için de geçerli olup itina ile hadleri bildirildikten sonra kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırıp giderler.
bir de son grup vardır ki, üç gram zekasına değil ama çevresindekileri şakşakçılarına güvenip polemik çıkartmaya çalışır, bunlar da önemsenmeyince “ben oynamıyorum yaaa” diyerek sahayı terk eder.
devamını gör...
üçüncü sayfa radyo yayını
"söz ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" mesela bu konuda söylenmiş über saçma sözlerden biridir.
sevgili support, selamlar ve iyi yayınlar.*
sevgili support, selamlar ve iyi yayınlar.*
devamını gör...
ötanazi makinesi
ölüm kararını veren kişilere devletin onayı ile bağlanan makinedir.
bu makine, açılan damar yolundan zehirli kokteylin yavaş bir enjeksiyonunu sağlar.
ölüm yavaş ve oldukça sakin gerçekleşir.
30 dakika içerisinde, kişi vazgeçerse ölümün geri dönüşü de mümkündür.
damar yolundan, zehirli kokteylin panzehri, saniyeler içerisinde enjekte edilerek
ötenazi hakkı talep eden kişi, hayata döndürülebilir.
bu makine, açılan damar yolundan zehirli kokteylin yavaş bir enjeksiyonunu sağlar.
ölüm yavaş ve oldukça sakin gerçekleşir.
30 dakika içerisinde, kişi vazgeçerse ölümün geri dönüşü de mümkündür.
damar yolundan, zehirli kokteylin panzehri, saniyeler içerisinde enjekte edilerek
ötenazi hakkı talep eden kişi, hayata döndürülebilir.
devamını gör...
kathryn bigelow
the hurt locker filmiyle oscar almış ilk kadın en iyi yönetmendir.
devamını gör...
ölmeye verilen isimler
vakti gelmiş.
devamını gör...
yazarların normal sözlük’te yazma nedenleri
kendini ifade etme isteği.. hepimizin amacı bu aslında. ve sözlük bize kendimizi ifade edebileceğimiz bir alan sunuyor. vakit geçirmek için verimli bir ortam bence. sözlükleri seviniz.
devamını gör...
insanı neşelendiren şarkılar
tarkan
gül döktüm yollarına
gel gündüzle gece olalım
gel gökyüzünde yıldız olalım
seninle mutlu yarınlara koşalım
gel beraber mesut olalım.
gül döktüm yollarına
gel gündüzle gece olalım
gel gökyüzünde yıldız olalım
seninle mutlu yarınlara koşalım
gel beraber mesut olalım.
devamını gör...
sessizliğe susamak
imlasizedit ukdesidir.
aşırı kalabalıktan ve aşırı sesten bunalmış olan insanların özlem duyduğu sessizliktir. susamak burada özlem aslında. umarım öyledir ne bileyim ben öyle sandım. neyse.
valla azizim insanlar nasıl varlık çözemedim ben. bi yalnız olmak istiyoruz, bi de ortamlara akıp arkadaşlarla vakit geçirmek istiyoruz. yani dengesiziz işte. yorum yapmak isteyenleri piste davet ediyorum. evet.
aşırı kalabalıktan ve aşırı sesten bunalmış olan insanların özlem duyduğu sessizliktir. susamak burada özlem aslında. umarım öyledir ne bileyim ben öyle sandım. neyse.
valla azizim insanlar nasıl varlık çözemedim ben. bi yalnız olmak istiyoruz, bi de ortamlara akıp arkadaşlarla vakit geçirmek istiyoruz. yani dengesiziz işte. yorum yapmak isteyenleri piste davet ediyorum. evet.
devamını gör...
düzenli yıkanmayan insan
temizlenmeden yaşayan insandır.
kişiye, doğanın ve insanlığın koşullarına göre, farklı sınıflardan insanlar çeşitli yıkanma düzenleri oluşturur. zırt pırt yıkanmak herkes için mümkün değildir ve ayrıca bu davranış israf niteliği taşır.
eğer ter kokusundan şikayetçi iseniz şunu iyi bilmelisiniz : insan teri, insan bedeninde bir çeşit bakteri ile buluştuğu zaman kötü koku yayar. (normalde ter, kokusu net bir şekilde algılanabilecek bir şey değildir.) yani öncelikle yıkanmamaktan değil, terin söz konusu bakterinin özelliğinden dolayı koku yaymaya başladığını bilmek gerekir. tabiki bakteri üreyinceye kadar yıkanmamış olmak kokunun sebebidir ancak bakteri bedende, sokak insanlarının yaydığı kokunun sebebi olan hiç yıkanmamak gibi bir olanağı beklemez, sadece birkaç saat içinse koku oluşturacak ter-bakteri koalisyonu oluşabilir. bakteri koltuk altı, apış arası, yoğun kıllı ve kirli bölgeleri mesken tutuyor, kokmak istemiyorsanız, koku gidericilerden ya da etek traşı gibi olanaklardan faydalanmanız daha pratik olacaktır. çok sık terlemenize sebebiyet veren giyim ve beslenme şekillerinden uzak durmanız, var ise - çok terlemenize sebebiyet veren - iç rahatsızlıklarınızı doktorunuzdan öğrenmelisiniz. insanlar sürekli terlerler ve bu - mevsim ve koşullarında - anormal bir şey değildir. insanlardan hiçbir koşulda kokmamasını bekleyemezsiniz. koku doğanın bir unsuru ve nimetidir. koku (kötü ve iyi koku anlayışı), bilimsel ve sosyal kültürler arasındadır, işlevi ve işleyişi kontrol altında tutulmak kaydı ile insanları, iyi olarak nitelenen kokulara yaklaştırması ve kötü olarak nitelenen kokulardan uzak tutması faydalı ve normaldir. koku kültürü de sapkınlaşabilir, ancak bu konuya hiç girmeyeceğim..
kişiye, doğanın ve insanlığın koşullarına göre, farklı sınıflardan insanlar çeşitli yıkanma düzenleri oluşturur. zırt pırt yıkanmak herkes için mümkün değildir ve ayrıca bu davranış israf niteliği taşır.
eğer ter kokusundan şikayetçi iseniz şunu iyi bilmelisiniz : insan teri, insan bedeninde bir çeşit bakteri ile buluştuğu zaman kötü koku yayar. (normalde ter, kokusu net bir şekilde algılanabilecek bir şey değildir.) yani öncelikle yıkanmamaktan değil, terin söz konusu bakterinin özelliğinden dolayı koku yaymaya başladığını bilmek gerekir. tabiki bakteri üreyinceye kadar yıkanmamış olmak kokunun sebebidir ancak bakteri bedende, sokak insanlarının yaydığı kokunun sebebi olan hiç yıkanmamak gibi bir olanağı beklemez, sadece birkaç saat içinse koku oluşturacak ter-bakteri koalisyonu oluşabilir. bakteri koltuk altı, apış arası, yoğun kıllı ve kirli bölgeleri mesken tutuyor, kokmak istemiyorsanız, koku gidericilerden ya da etek traşı gibi olanaklardan faydalanmanız daha pratik olacaktır. çok sık terlemenize sebebiyet veren giyim ve beslenme şekillerinden uzak durmanız, var ise - çok terlemenize sebebiyet veren - iç rahatsızlıklarınızı doktorunuzdan öğrenmelisiniz. insanlar sürekli terlerler ve bu - mevsim ve koşullarında - anormal bir şey değildir. insanlardan hiçbir koşulda kokmamasını bekleyemezsiniz. koku doğanın bir unsuru ve nimetidir. koku (kötü ve iyi koku anlayışı), bilimsel ve sosyal kültürler arasındadır, işlevi ve işleyişi kontrol altında tutulmak kaydı ile insanları, iyi olarak nitelenen kokulara yaklaştırması ve kötü olarak nitelenen kokulardan uzak tutması faydalı ve normaldir. koku kültürü de sapkınlaşabilir, ancak bu konuya hiç girmeyeceğim..
devamını gör...
normal sözlük'e her girdiğinde artı oy bildirimi olması
sağolsunlar, varolsunlar efendim. elleri dert görmesin.
devamını gör...
ventilasyon perfüzyon sintigrafisi
pulmoner emboli tanısında ikinci tercih tanı yöntemidir.
özellikle kontrast madde kullanılamayan (böbrek yetmezliği,kontrast alerjisi) hastalarda toraks anjiyo bt yerine tercih edilir.
özellikle kontrast madde kullanılamayan (böbrek yetmezliği,kontrast alerjisi) hastalarda toraks anjiyo bt yerine tercih edilir.
devamını gör...
safiye ali
ilk türk kadın doktorumuz. (d. 1891, istanbul – ö. 1952, almanya).

--- alıntı ---
osmanlı döneminde çeşitli hizmetleriyle tanınmış bir aileye mensuptur. 6 kişilik ailenin en küçük ve en zeki kız çocuğudur. amerikan kız koleji’nde öğrenim görmesinin yanı sıra özel dersler almıştır.
balkan savaşları döneminde cepheden getirilen yaralıları gördü ve doktor olmaya karar verdi. ancak maddi yetersizlikler ve o dönemin şartları tıp okuma isteğini sınırladı. hangi kapıyı çalsa ‘’tıp fakültesine kadın öğrenci alamayız’’ sözüyle karşılaşsa da kafaya koymuştur bir kere doktor olacaktır.
buna rağmen yılmayarak çalışkanlığı ve başarısıyla dikkat çeken safiye ali, dönemin maarif vekili (milli eğitim bakanı) şükrü bey’in desteğiyle tıp eğitimi almak üzere almanya’ya gitti.
almanya’da kadın ve çocuk hastalıkları üzerine ihtisas yaptı. bu yıllarda açlık ve sefaletin en dibini gördü.
günlüğünde şu not vardır;
‘’çöpten çıkarıp geceleri yediğim ekmek hiç ağrıma gitmiyor.
ülkemde tıp fakültesi varken buralarda olmam daha çok ağrıma gidiyor.
ne olursa olsun ülkeme doktor olarak döneceğim.’’
dediğini yaptı. kurtuluş savaşı’nın son günlerinde yurda döndü ve hemen işe başladı. cağaloğlu’nda açtığı klinikte; ayrıca süt ve bakımevlerinde hizmet verdi. fakat kadın olduğu için ilk zamanlar kimse gelmiyordu. halbuki kadın ve çocuk hastalıkları doktoruydu.
aşağılamalara, dışlamalara ve hakaretlere aldırmadan, pes etmeden devam etti.
fakir ailelerin kadınlarını ve çocuklarını evlerinde ücretsiz tedavi etti. eline geçen ilk parayla süt ve bakım evini açtı.
dönemin ünlü doktorlarından besim ömer paşa, akil muhtar, operatör emin bey gibi isimlerden büyük destek gördü. türkiye’yi yurtdışındaki tıp kongrelerinde temsil etti.
hasta ve zayıf çocuklar için hilal-i ahmer muayenehanesini kurdu. direnerek, kadınların tıp fakültesine alınmalarını sağladı. ülkenin tıp eğitimi veren ilk kadını oldu.
sağlık sorunları nedeniyle eşiyle birlikte gittiği almanya’da ikinci dünya savaşı yaralılarını tedavi etti.
yakalandığı kanser hastalığından kurtulamayan safiye ali, 1952’de hayatını kaybetti.
almanya’da tıp eğitimi aldığı hastanede ılık bir bahar günü hayata gözlerini yumarken şu sözleri söylemişti:
“kadınlar size emanet… “
işte safiye ali böyle bir yüce gönüllü kadındı.,
--- alıntı ---

--- alıntı ---
osmanlı döneminde çeşitli hizmetleriyle tanınmış bir aileye mensuptur. 6 kişilik ailenin en küçük ve en zeki kız çocuğudur. amerikan kız koleji’nde öğrenim görmesinin yanı sıra özel dersler almıştır.
balkan savaşları döneminde cepheden getirilen yaralıları gördü ve doktor olmaya karar verdi. ancak maddi yetersizlikler ve o dönemin şartları tıp okuma isteğini sınırladı. hangi kapıyı çalsa ‘’tıp fakültesine kadın öğrenci alamayız’’ sözüyle karşılaşsa da kafaya koymuştur bir kere doktor olacaktır.
buna rağmen yılmayarak çalışkanlığı ve başarısıyla dikkat çeken safiye ali, dönemin maarif vekili (milli eğitim bakanı) şükrü bey’in desteğiyle tıp eğitimi almak üzere almanya’ya gitti.
almanya’da kadın ve çocuk hastalıkları üzerine ihtisas yaptı. bu yıllarda açlık ve sefaletin en dibini gördü.
günlüğünde şu not vardır;
‘’çöpten çıkarıp geceleri yediğim ekmek hiç ağrıma gitmiyor.
ülkemde tıp fakültesi varken buralarda olmam daha çok ağrıma gidiyor.
ne olursa olsun ülkeme doktor olarak döneceğim.’’
dediğini yaptı. kurtuluş savaşı’nın son günlerinde yurda döndü ve hemen işe başladı. cağaloğlu’nda açtığı klinikte; ayrıca süt ve bakımevlerinde hizmet verdi. fakat kadın olduğu için ilk zamanlar kimse gelmiyordu. halbuki kadın ve çocuk hastalıkları doktoruydu.
aşağılamalara, dışlamalara ve hakaretlere aldırmadan, pes etmeden devam etti.
fakir ailelerin kadınlarını ve çocuklarını evlerinde ücretsiz tedavi etti. eline geçen ilk parayla süt ve bakım evini açtı.
dönemin ünlü doktorlarından besim ömer paşa, akil muhtar, operatör emin bey gibi isimlerden büyük destek gördü. türkiye’yi yurtdışındaki tıp kongrelerinde temsil etti.
hasta ve zayıf çocuklar için hilal-i ahmer muayenehanesini kurdu. direnerek, kadınların tıp fakültesine alınmalarını sağladı. ülkenin tıp eğitimi veren ilk kadını oldu.
sağlık sorunları nedeniyle eşiyle birlikte gittiği almanya’da ikinci dünya savaşı yaralılarını tedavi etti.
yakalandığı kanser hastalığından kurtulamayan safiye ali, 1952’de hayatını kaybetti.
almanya’da tıp eğitimi aldığı hastanede ılık bir bahar günü hayata gözlerini yumarken şu sözleri söylemişti:
“kadınlar size emanet… “
işte safiye ali böyle bir yüce gönüllü kadındı.,
--- alıntı ---
devamını gör...
köylülük belirtileri
koca koca oyalı, capcanlı renkli tülbent sevdam.
her renginden olan bir koleksiyonum var.
kullanmadan duramam onları.
her renginden olan bir koleksiyonum var.
kullanmadan duramam onları.
devamını gör...


