türkiye'nin umberto eco'su olarak bilinir. gerçek bir entelektüel ve son derece üretken bir yazarımızdır. 1997 yılında antalya'da opera isimli şiir kitabının konu edildiği enis batur şiir odalarında opera dönemi isimli bir sempozyum düzenlenmiştir. bu sempozyum bir şiir kitabını konu edinmesi bakımından türkiye'de ilktir. sempozyum içeriğini daha sonra bir kitabına* da dahil etmiştir.
ayrıca 2017'den bu yana kırmızı kedi yayınevi'nin genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır.
devamını gör...

bir steve cutts kısa animasyon filmidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
mutluluk dünya üzerinde arayıp da bulamadığımız iki duygudan biri. diğeri de huzur elbette ama ona başka bir tanımda değiniriz. mutluluk nasıl elde edilir peki? buna cevap vermek için içinde yaşadığımız çağın gerçekleri ile yüzleşmemiz gerekir.

o zaman mutluluğu satın almamız gerekecek. çağımız bize mutluluk simülasyonlarını para karşılığı sunuyor. sağolsun. peki nasıl satın alacağız?

alışveriş merkezlerine koşup ihtiyacımız olmayan şeyleri sanal bir ucuzluk yanılgısı ile satın alıp daha sonra onları birer ihtiyaç olarak kabul etmeye başlayacağız.

hiçbir yerden gelip hiçbir yere giderken bir çocuğun yeni aldığı oyuncağı bozulduğunda duyduğu hüznü içimizde taşıyarak medikal yardım arayacağız ya da bu yardımı alkol ve uyuşturucudan alacağız. halüsinasyon dolu mutluluk yanılgısı biz ayılana kadar devam edecek ve sonra bizler birer balkabağına dönüşeceğiz.

kapitalizm kapanına kapılmak için açık kapılarımızı tek tek kapatacağız. hayatımız basit bir aliterasyona dönüşecek ve hepimiz erich fried’i hatırlayacağız bu filmi izlerken. belki kurtuluş bir şairin dizelerindedir.

happiness
devamını gör...

antik mezarlık anlamına gelir. yunanca nekros yani "ölüler", polis yani "şehir" sözcüklerinden oluşan ve türkçeye "ölüler şehri" olarak çevrilen kelimedir.

nekropol'e istanbul için bir örnek verelim.

kadıköy'deki boğa heykeli'nin bulunduğu altıyol'dan yukarıda sahrayicedit ve erenköy, aşağıda haydarpaşa'ya kadar olan alanın* altı tamamıyla 2000-3000 yıllık antik mezarlıklar ile doludur. yaklaşık 50 yıl evvel, bir sürü lahitin üstü betonlarla kapatılmıştır ve oradaki evlerin, cafelerin, barların, restorantların çoğu antik mezarlar üstüne yapılmıştır.

eskilerden bir görüntü
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yakın zamanlarda haydarpaşa'da başlatılan kazı çalışmaları
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

henüz göktaşının yeryüzünü vurmadığı, dinozorların dünyayı adımladığı geçmiş zaman dilimlerinden birinde yaşanmış bir vakıayı aktarayım sizlere. bizim mahalle keyifli bir mahalleydi. örgütlü bir çocuk gücü vardı. mahalle maçlarından tutun, meyve ağaçlarına dalma işine kadar çok organize hareket ederdik. zayiatsız yığınla operasyon gerçekleştirdik. erikler, kirazlar, vişneler, elmalar... her daim yüklü ganimetle dönerdik mahalleye. dut baskınlarımız da meşhurdu. ağaçların altına koca koca bezler çeker, ağaçları sallar, düşenleri sırtlar, anında arazi olurduk. bu organize hareket kabiliyetinin meyvesini hayatımın sonraki evrelerinde çok güzel yedim. gerek tercih ettiğim spor dalında, gerekse foça-hakkari hattında çok işime yaradı bu kolektif bilinç teranesi. hayatta kaldık daha ne olsun?

bu kadar meyve ağacı operasyonu yapmış tecrübeli neferler olarak gözümüzü çok farklı bir noktaya dikmiştik. bu görev çok zordu. çok meşakkatliydi. önden aldığımız istihbarat raporlarına göre içeri sızmanın neredeyse imkansız olduğundan bahsediliyordu. diğer mahallelerin çocukları, duvarların yanına yaklaşmaktan bile korkuyorlardı. hedefimizdeki eski köşk ve bahçesi hakkında türlü türlü tevatürler ortaya çıkmıştı. köşkün sahibi yaşlı amca yakaladığı çocukları esir alıyor ve yakalanan çocuklardan bir daha haber alınamıyordu. aynı zamanda bahçede köpekler vardı. siz deyin kerberos gibi üç başlıydılar, ben diyeyim ejderhalar kadar büyüktüler. anlayacağız köşk bahçesi hakkında aldığımız bilgiler iç rahatlatıcıydı (!) ama biz geri adım atmayacaktık. namımızı bütün çevreye duyuracaktık. ne yapıp edip o bahçeden erik ve kiraz çalacak tüm söylentilerin üzerine bir çizgi çekecektik. evvela tüf tüfler hazırlandı. köpeklere karşı kendimizi korumalıydık. bu operasyonda ciddi silah gücüne ihtiyacımız vardı. külahların ucuna iğneler takıldı. ancak zorda kalmadıkça bu silahlar kullanılmayacak, sadece nefsi müdafaa için onlardan yararlanılacaktı. herkes eski püskü kıyafetlerini giydi, şort giymek kesinlikle yasaktı. bu, köpekler için aldığımız bir önlemdi. üstümüz başımız parçalanırsa annelere hesap verme işinden bu ince strateji sayesinde yırtacaktık. bizim kuşak bilir eskiden dershanelerin dağıttığı çantalar vardı; ipli askılı. herkes onlardan takacak ganimet bunlarla taşınacaktı. 10 kişilik özel müdahale timimizden bir kişi erketeye yatacak, bir kişi de askılı çantasında köpekler için yiyecek bulunduracaktı. operasyonu en ince ayrıntılarına kadar planlamıştık. başarısız olma şansımız bize göre %0,0001'di. çünkü bizdeki kurmay zeka, o dönem yaşıtlarımızın yanından geçemeyeceği kadar yüksekti. *

bu özgüvenle harekata başladık. arkadaşımızın ailesinin deposundan aldığımız merdiven de yanımızdaydı. malumunuz lojistik mühim mevzu. sessizce duvar diplerine kadar ilerledik. merdiveni duvara dayadık ve birer birer bahçeye girmeye başladık. intikal tamamlandığında karşımızdaki manzara bizi hayretlere düşürdü. cennetin krallığına girmiş gibiydik. muhteşem çiçekler, kocaman ağaçlar, büyükçe bir havuz, muhtelif yerlerde heykeller, büyük bir kamelya... dünyanın en büyük coğrafi keşfini biz yapmış olmalıydık. en azından öyle hissediyorduk. herkes fısıltıyla ve hayretler içerisinde birbirinin omzuna vurarak, sağı solu gösteriyor ve kıkırdıyordu. işte o anda cennette olmadığımızı, cehennem köpeklerinin havlamaları ile anladık. herkes tüf tüflerine davrandı. neredeydi bunlar? nereden geleceklerdi? tedirgin bir bekleyiş aldı herkesi. köpekler havlıyor ama ortaya çıkmıyorlardı. milis güçleri komutanı olarak hemen ortaya atıldım. ''köpekler zincirli olmalı arkadaşlar. ağaçlara hücuuum!'' baktım herkeste bir tedirginlik hali mevcut ilk olarak ben koşmaya başladım. diğerleri de arkamdan geldiler. ağaçlara tırmandık, çantaları tıka basa doldurduk. operasyon bitmek üzereydi. ve o anda yaşlı amcanın sesi duyuldu. ''inin ağaçlarımdan!'' ''hepinizi keseceğim!'' diye bağırıyordu. çok da umurumuzdaydı sanki. bizim tehditlere karnımız tok. yaşlı bir amca o kadar çocuğu nasıl durdursun? işte onun cevabını bir kaç dakika içinde öğrenecektik.

ağaçlardan inilmiş, çıkış harekatı için geldiğimiz yöne doğru yönelmiştik. ancak duvarın dibinde bizi bir sürpriz bekliyordu. tonton yanaklı, sevimli bir adam, elinde kılıcıyla, yanı başında 3 tane köpekle karşımızda dikiliyordu. tabiri caizse küçük dilimizi yuttuk. acaba tüf tüfler işe yarar mıydı? şaka değil adamın elinde kılıç vardı. ''sizi keseceğim!'' derken doğru mu söylüyordu? çantaları bırakın diye bağırdı. herkes çantaları hafifçe yere bıraktı. şakaklarımdan ve ensemden hafifçe terlemeye başlamıştım. kesin köpekleri üzerimize salacaktı. sonra da işimizi bitirecekti. ''özür dileriz!'' diye bağırdım. sonra herkes hep bir ağızdan özür dilemeye başladık. ''susun kapatın çenenizi!'' herkes buz kesti. ''siz bu yaptığınızın hırsızlık olduğunu bilmiyor musunuz?'' kemler kümler ıh lar mıhlar...

düşün önüme! yaşlı amca ve köpekler arkamızda biz önde bir bilinmeze doğru yola koyulduk. kaçmak geçiyor aklımdan ama olabilecekleri düşününce vazgeçiyorum. bir de arkadaşlarımı nasıl arkada bırakayım? onu da gururuma yediremiyorum. amca bize yön talimatı veriyor, biz ilerliyoruz. en nihayetinde bahsettiğim büyük kamelyanın yanına vardık. oturun! anında hepimiz çöktük kaldık. burada bekleyeceksiniz, birazdan geleceğim. kimse de gık çıkmıyor. köpekler bize biz köpeklere bakıyoruz. yaşlı amca kılıcıyla ağır ağır köşke doğru uzaklaştı. her kafadan bir ses çıkmaya başladı. fısıltılar içerisinde; ''amca bizi kesip köpeklere yem edecek'', ''koşup kaçalım canımızı kurtaralım'', ''susun köpekler bizi parçalar!'' tam bir kaos hali mevcut bizim grupta. 5- 10 dakika geçti geçmedi amca yanında bir teyzeyle ufukta göründü. kadının elinde kocaman bir şey var ama ne var çözemiyoruz. mesafe biraz uzak. bize doğru yaklaşıyorlar. gerginlik had safhada. herhalde o geliş anı ömrümden ömür götürmüştür. ağır çekimde yaşandı. bir türlü bitmek bilmedi. yanımıza vardıklarında, teyze hafifçe gülerek; ''bunlar mı suçlular?'' diye sordu. evet diye yanıtladı yaşlı amca. teyzenin elinde koca bir tepsi, tepside içinde kırmızı renkli bir sıvı bulunan bardaklar. ''alın bakalım için!'' diye uzattı. kesin zehirleyecekler bizi. belki de diğer çocukların kanlarını içirecekler. yahu biz bu hale nasıl düştük? her şey böyle mi bitecekti? acı sonla yüzleşmeye karar verdim. güç bela kalktım ayağa. başıma ne gelecekse gelecekti. ama gururumdan taviz vermeyecektim. teyzeye yaklaşıp, bardaklardan birine uzandım, bir taraftan da göz ucuyla köpekleri kontrol ediyorum. ''hadi iç korkmuşsundur iyi gelir.'' dedi teyze.

ya allah deyip, diktim bardağı kafaya. aman yarabbi o ne güzel bir tattır. nasıl güzel geldi. buz gibi. resmen yeniden doğdum. ama bekliyorum ki, yıkılıp kalayım, vücuduma bir titreme gelsin. yok yani bir şey. işi birden yüzsüzlüğe vurdum. ''bir tane daha alabilir miyim?'' ''al tabi!'' bana bir şey olmadığını gören diğerleri de dadandı bardaklara, içildi güzelce şerbetler. daha sonra asker emeklisi olduğunu öğrendiğimiz yaşlı amca bize yepyeni bir nutuk attı. zaten nutkumuz tutuktu. can kulağıyla dinledik onu. sonrasında ise izin almak koşuluyla her daim bahçeye gelebileceğimizi söyledi ve böylece sona erdi çin işkencesi. geldiğimiz yoldan geri döndük. çantalarımıza dokunulmadı. tüm malzemelerimizi aldık ve bu sefer amcanın verdiği merdiveni kullanarak rahat bir şekilde bahçeden dışarı çıktık. nefis geyiği döndü bu işin. mahalleye dönene kadar bayağı bir rahatlamıştık. ama aramızda sözleştik; bundan kimseye bahsetmeyecek ve karizmayı çizdirmeyecektik. girişte kullandığımız merdiveni aldığımız ardiyeye koyduktan sonra sessizce dağıldık. sanıyorum ki, o gece herkes yaşadığımız o büyük mağlubiyetin muhasebesini yaparak uyumuştur. ya da kimseyi benim gibi uyku tutmamıştır.

yalnız son noktada şunu söylemem lazım; çocukluğunuzda hiçbir ağaca dalmadıysanız, bahçe duvarlarından aşmadıysanız ve meyve aşırmadıysanız, o çocukluk şaibelidir. yeniden üzerinden geçin derim. *
devamını gör...

bulundukları ortamın ilgi odağı olmadıkları sürece mutsuz olan, depresyona giren insanların sahip olduğun psikolojik rahatsızlık. kadınlarda daha sık rastlanan bu hastalığa neyin neden olduğu kesin olarak bilinmemektedir. ancak özellikle küçüklükte yaşanmış olan, aile içinde gerçekleşmiş yıkıcı psikolojik olaylardan kaynaklanabileceği düşünülmektedir.

bu tür insanlar bir ortamda ilgi çekmek için vücutlarını teşhir etmekten intihar teşebbüsüne kadar her türlü davranış bozukluğunu sergileyebilirler.
devamını gör...

güzel bir kitabın sonuna yaklaştıkça duyduğumuz üzüntünün, sevdiğimiz bir dizinin final sezonunun çıktığını duyunca izlemeyi geciktirmekle bir an önce izlemek arasında kalmamızın bir ismi olduğunu gösteren kelimedir.
devamını gör...

stefan zweig- mecburiyet
devamını gör...

guzel soru.
simdi anlik hatta saniyelik alinmasi gereken kararlarimiz vardir. otobanda onunuzdeki aracin ani fren yapmasiyla direksiyonu saga ya da sola kirmaniz ornegin.
burada devreye ne duygular, ne mantik girer. buradaki mesele adrenalinin de aciga cikmasiyla kacis refleksinin gosterilmesidir. bu bir icgududur aslinda, beyin sapi tarafindan kontrol edilir.

bu akut durumun ornegi disinda gundelik yasamda aldigimiz kararlarimiz vardir. kararlari alirken aslinda oncelik etken alinan kararin farkindaligidir. yani icsel onay oncesi meselenin bir analizini yapmamiz gerekir. burada devreye mantik girer, bu cepte.
ama mantik devreye girerken de mental durumumumuz ciddi bir sekilde olayi algilamimizda buyuk bir paya sahip olur. sadece mental halimiz mi buyuk paya sahiptir?
-tecrubeler
-tecrubeler sonrasinda olusmus bir bilincalti
- bilincaltiyla beraber halihazirda olusmus ise onyargilar
- e tabi kosullarimiz da pay sahibi olur.

yani olayi cozumlemede mantik, mantigi etkileyen ruh hali, ruh halini de yoneten edinilmis duygular... hepsi iç içedir efendim.

karar suzceginizi sag ya da sol olarak asla ayiramazsiniz. ikisi de ayristirilmayacak boyutta bir butunu olusturur.
devamını gör...

karadeniz bölgesinde bulunan bir etnik grup. çoğunlukla rize, artvin ve gürcistan'da bulunurlar ancak ilginçtir ki, osmanlı döneminde lazistan trabzon'a bağlı bir sancaktı. trabzon'da laz oldukça azdır diğer şehirlere göre.

bir bilgi daha. lazca'da "çöp" kelimesi yoktur. çünkü lazca doğa ile özdeşleşmiştir ve doğada çöp olmaz.
devamını gör...




içimde bir şey kanıyor
keskin bir vedanın yarası sızlıyor
yüzümde bir şey soluyor
aynı değil, umudun rengi kayboluyor
kalbimde bir yerde bir orman yanıyor
bıraktığın şarkılar sahipsiz susuyor
şiirler hep dargın, dualar şifasız
ömrüme mıhlanmış bir cümle
devamını gör...

silik, iki lafı bir araya getiremeyen, bırak kadınları erkeklerle dahi anlaşıp ortam kuramayan, looserlığını hayatın her alanında ensesinde hisseden erkeklerdir.
bu erkeklerin bunca sıkıntısı varken sağda solda yalnızca "efendi bir adam olduğum için kadınlar beni tercih etmiyor.." diye ağladığını görürsünüz.

çok yazık. insan ilişkisi kurmayı öğren ve efendi olmadığını anla çünkü efendi erkek mutludur, sevilir, kadınlar beğenir, erkek arkadaşları vardır, işinde gücünde dozunda aksiyonuyla ne kendisine ne çevresine zarar vermez.

bir ayırt edin önce.
devamını gör...

sevindirik olmamla birlikte '' aaaa ben yoldaşı takip etmiyor muşum!'' diye utanmama vesile olan durum.
bugün tüm kızanlara pamuk şeker dağıtıyor resmen yoldaş.*
devamını gör...

şimdi otobüs gelir biner gideriz. dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç.

turgut uyar
devamını gör...

yine ve yine dedigim gibi dostlar. 15 yaşında çok olgun; 25,30 yaşında hiçbir şey bilmeyen insanlar tanıdım. bu işin yaşla bir alakasının olduğunu düşünmüyorum. zira yaşımız, doğduğumuz yılla değil; gördüğümüz, yaşadığımız ve okuduğumuz şeylerle orantılıdır. o yüzden tüm yazarlarımızın, büyük küçük farketmeksizin- yanacıklarindan öpüyorum.
devamını gör...

ilk beğenimi veren yazar, kendisine selam olsun, teşekkürler güzel insan.
devamını gör...

"aynı duyguyu paylaşan kederli ruhlar birbirleri ile karşılaştıklarında huzuru bulurlar"
halil cibran.
devamını gör...

herkesi memnun etmek zorunda değilmişiz.
devamını gör...

çünkü din artık tüm dünyada ruhani bir inanç kültürü olmaktan çıkıp, halkın özellikle de ülkeleri yönetenlerin, kişisel çıkarları uğruna kullanmaktan çekinmediği bir meta haline dönüştürüldü...
biz, bu iş bizde böyle diye düşünürken, daha bir kaç ay önce, abd başkanlık seçimleri öncesinde trump'ın elinde incil sallayarak propaganda yapması, dinin dünyada nereye getirildiği konusuna yeni ve taze bir örnek...
devamını gör...

(bkz: kılçık)
(bkz: kıkırdak)
devamını gör...

atasına geçmişine ve kültürüne sahip çıkan erkektir * tabi yine birilerinin zoruna gidecek ama güneş balçıkla sıvanmıyor. radloff'un ve bahattin ögel'in verdiği bilgiler gayet kayda değerdir. buna çin kaynaklarında da değinilir. yani milliyetçi mukaddesatçı kesimin genelde kahramanlıkları ile övündüğü ama mevzu kültür, yaşam tarzı ve inanç olduğunda hemen topu taca attıkları ve unuttukları orta asya türk boylarında erkeklerin uzun saçlı olması ve küpe takması vaka-ı adiyeden bir durumdur. hakaslar ile ilgili de şöyle bir not düşelim; ...erkekler kulaklarına küpe takalar, mağrur ve inatçıdırlar. cesur kimseler kollarına dövme yapar, kadınlar ise evlendikten sonra boyunlarına dövme yaparlar. * insan unuttuğu ve kendisine unutturulan tarihine nasıl tepkili bir şekilde davranabiliyor gördükçe hayret ediyorsunuz. ağlanacak halimize gülüyoruz işte. bunlar küçük ayrıntılardır ama sinek gibi muamele edilmesi gereken ve midenizde kasıntılar oluşmasına sebep olan türden ayrıntılardır.

küpe, ısırga adıyla da pek çok kayıtta yer alıyor. orta asya'daki atalarımız ise asırga veya sırga diyorlar. selçuklularda küpeyi ifade etmek için tolga kelimesi kullanılıyor. çağataylar da alburga, kumanlarda ise halka adı veriliyor. yani siz; kürşat çin sarayını 40 kişiyle bastı diye sağda solda övünüyorsunuz ya! bu adamların çoğu uzun saçlı ve küpeli figürlerdi. umarım can sıkıcı olmamıştır. *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim