jarrus sen karışma gir içeri. bu benimle hestia arasında.
devamını gör...

t: farklı bir türde gelmesinin gerektiğini düşündüğüm özellik.
mizah veya trollük yaptığını düşünüp dikkat çekmeye çalışan kişilerin başlıklarını şahsen ben görmek istemiyorum. en azından engellediğim yazarların başlığını görmemek daha iyi olabilirdi, diye düşünüyorum.
edit: kazandık sevgili yazarlar, bu kutlu zafer hepimizin.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

achillea millefolium olarak da anılan birleşikgiller familyasından olan ve antik çağlardan beri kullanılan bir kır bitkisidir. aynı zamanda binbir yaprak otu ve bursam otu gibi isimlerle de bilinir. bilinen en büyük faydası kadınlarda regl kaynaklı ağrılara iyi gelmesidir. aynı zamanda düzensiz regl döngüsüne de iyi geldiği bilinir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

en güzel duygudur.
tarifi de yoktur.*
devamını gör...

modern bir tür köle oldukları anlaşılmasın diye bir statüleri olduğu izlenimi yaratılmaya çalışılan mensubu olduğum kesim.
devamını gör...

bir çoğu yazılmış ama artı olarak, öfke kontrolü olmayan, sesini yükselterek haklı olacağını sanan insanlarin agresif tarzda tutum ve davranışları.
devamını gör...

"insan doğası gereği bilmek ister." yanlış hatırlamıyorsam aristotales'in bir eseri bu cümleleyle başlıyordu. küçük kara balık da bilmek istiyor. doğasına uygun olanı yapmak istiyor. hayatın anlamını öğrenmede buluyor ve bunun macerasız olmayacağını biliyor. bunun aksi anlayış neden sonra oldu bilinmez -belki de yerleşik yaşamın sağladığı rahatlıktandır- insan öğrenmekten korkar oldu. hatta başkalarının da öğrenmesini istemedi. ne olursa olsun gücünü unuttu. tembelleşti. işte küçük kara balık da bunu anlatan en güzel eserlerden ve unutulmaz kahramanlardandır.

bir sabah annesine dünya ne kadar, neresidir? dünyayı merak ediyorum, bana anlatır mısın? gibi sorduğu sorularla onu çok seven annesini bir hayli korkutmuştu. çünkü dünya işte "bu kadar" dı. yaşadıkları yer kadardı. başka dünya aramaya ne gerek vardı. dışarısı tehlikelerle doluydu. en iyisi hep yerinde kalmaktı. ancak tüm bunlar küçük kara balık'ın aklına yatmıyordu. dünya bu kadar küçük olamazdı. keşfedilecek okyanuslar, kurulacak arkadaşlıklar, öğrenilecek şeyler vardı. yaşanacak bir yaşam vardı. burada kalırsa yaşayamayacaktı. o da gitmeye karar verdi. salyangoz dostuyla da konuşurdu bunları. bulundukları bölgedeki yaşlı balıklar sevmezdi onu. aklında kötücül, zararlı düşünceler vardı. genç balıkların aklını çeliyordu. bu zararlıydı. balıklar sadece balıklarla arkadaş olmalıydı. küçük kara balık ise şöyle diyecekti:" bir balığın salyangozla dost olamadığını nereden biliyorsunuz. ben de böyle bir şey hiç duymadım. " sonuç olarak bu tek düze yaşama karşı çıktı, suçlandı ve hatta ortadan kaldırılmak istendi. birkaç balık arkadaşı onu koruyarak ona akıntıya kadar eşlik etti. küçük kara balık serüvenine atıldı. tam bu noktada iki farklı metin arasında bağlantı kurarak puslu kıtalar atlası'ndan bir alıntı yapmak isitiyorum:


uzun ihsan efendi oğluna, "buradan gitmek istediğini biliyorum oğlum" dedi, " kendime hakim olabilseydim belki de seni, çoktan içine girdiğin bu maceraya bırakmazdım. sana olan sevgim biricik oğlumu tehlikeye atmama engel oluyor. ama bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. macera ise en büyük ibadettir; çünkü o'nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim. kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. bu, yeterince cesur olmadığımın bir göstergesi olabilir. aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. sana izin veriyorum, git. git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. dünyadan ve onun hiçbir halinden korkma.


iki eserde de aynı düşünce savunulmaktadır. sonuç olarak öğrenmek ve tanıma arzusu şu yaşamı anlamlı kılan yegane unsur olmaktadır. bu yolculukta destekleyici, güven verici tutumlar olduğu sürece mutlu bireyler, mutlu toplumlar olacaktır kanaatindeyim. baskılayıcı tutumlar bir yere kadar sürer ve istenmeyen çıktıları bazen baş edilemez olur. en iyisi keşfetmenin, öğrenmenin önüne geçmeye çalışmamaktır çünkü su akar yolunu bulur ve dirençle akan bir suyun önünde ne durabilir?
devamını gör...

bu konuyla alakalı bilmem kaç sayfa yazı yazılır. yıllardır aynı tartışma, bu konunun insanlari bir neden rahatsız ettiğini anlamakta güçlük çekiyorum. isteyen istediğini giyer, başörtüyü ister takar ister takmaz. kimse kimsenin özgürlüğünü kısıtlama hakkına sahip değildir diye düşünüyorum tabii bir başkasına zarar vermediği sürece. senelerdir aynı tartışmayı duymaktan hiç kimse bıkıp usanmadı mı?
devamını gör...

hasretle gozlerinden öperim.. iç ısıtıyor..
devamını gör...

devletin işlediği suçlardan biridir. 12 mart 1995 tarihinde gazi mahallesi'nde bulunan alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye, durdurdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce(sonradan mit olduğu iddia edilmiştir) gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar. 15 mart 1995'e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.
devamını gör...

“her insanın bir öyküsü vardır, ama her insanın bir şiiri yoktur.'’
devamını gör...

beni yoran insanlar. etmeyin da. güncelleme atın kendinize.
devamını gör...

neşet ertaş - ne güzel yaratmış seni yaradan
güzelsin sevdiğim gülden goncadan
uzanmasın sana yar yar eller incitir
devamını gör...

tek taraflı bakış açısının insanı çok yanlış yerlere götüreceğini görmek istemeyenlerin ısrarcı olduğu konu. şöyle ki;

bir insanın bir başka insanı tercih etmekteki motivasyonunu bilmeden bu konular üzerinde konuşamazsınız. melek gibi görünüp sonradan psikopat çıkanları bir kenara bırakıyorum. onu anlamak mümkün olmayabilir (ki bazı psikologlar da bunu onaylıyor. bazıları kendilerini iyi saklar, anlayamazsınız.)

öncelikle, dışarıdan bakıldığında "ne salak kadınlar var! gitmiş bile bile lades demiş" dediğiniz kadınların hatırı sayılır bir kısmı hibristofiliden muzdarip. illa ki tıklayıp da okumaya üşenenler olacaktır. hibristofili, suç geçmişi olan insana karşı duyulan istek hastalığıdır.

---caps on---
bu bir hastalık
---caps off---

doğuştan kanser olan çocuklara "oh olmuş!" demek gibi bir şeydir bu kadınlara "o da doğru adam seçseymiş. başına geleni hak etmiş" demek. bunların tedavi edilmesi gerek.

***

gelelim gece hayatında çalışan kadınlara. bu kadınların zaten efendi adam tercih etmek gibi bir şansı yok gibi bir şey. o alemde takılan efendi erkek diye bir şey büyük ihtimalle olmadığı gibi, o alemde takılmayıp da o kadına namussuz gözüyle bakmadan sahip çıkacak efendi erkek de hemen hemen yok gibidir. o kadınlar, birilerinin korumasına muhtaç oldukları ortamlarda çalıştıklarından, önlerine gelen herhangi birine "evet" demek durumunda kalabilirler. bulabilecekleri en iyi seçenek "daha az belalı" olandır ki öyle alemlerde de bu aslında "iyi bir şey değildir".

***

üçüncü grup, yaşı ve tecrübe eksiliği nedeniyle başına gelecekleri kestiremeyen, doğru kararlar verebildiğini zanneden ergenlik dönemindeki kızlardır. o dönemde kızlar da erkekler de son derece dengesiz olabilir gönül işleri konusunda ve hemen hemen her konuda. burunlarının dikine giderler. evden kaçanların başına neler neler geldiğini gördükleri halde evden kaçarlar mesela çünkü kafaları, aynı şeyin kendi başlarına da gelebileceğine basmaz. "ben farklıyım" ya da "bana kıyamaz" gibi aptalca düşüncelerle kendilerini kandırırlar. bunlar daha sadece birer çocuktur. kimilerinin vücudu çok gelişmiş olabilir ama kafaları henüz reşit olmamıştır. 10 yaşında bir çocuğu nasıl bazı şeylerden sorumlu tutup ona ceza kesmez, ailesini suçlarsınız, bu kızların durumu da odur. onları yetiştiren ailededir sorumluluk.

***

son grup, ailesinin zoruyla evlendirilenler. bunlar kocalarının ne halt olduğunu görse bile ailenin baskısı nedeniyle o evliliklere mecbur kalıyorlar. bir gün boşanmaya kalktıklarında da sırf bunu istediler diye öldürülüyorlar.

***

geriye kaldı sizin "bile bile tercih etmiş" dediğiniz kadınlar ki bunların sayısı yukarıdaki grubun toplamından büyük ihtimalle çok daha az.

bu nedenlerledir ki insanları tercihleri yüzünden suçlamadan önce o insanların içinde bulundukları koşulları bilmek ve sonrasında da her yanlış tercih yapanın ölümü hak etmediğini anlamak gerekir.

burada yazanların hepsi hatasız, suçsuz, günahsız mı? ilk hatanızda "hata yaptın" diye öldürülmek ister miydiniz? o kadınlar da istemezdi. ne kendi aileleri, ne devlet tarafından korunmuşlar ve birilerinin kucağına itilmişler diye cezaları bu kadar ağır olmamalıydı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

socrates öncesi düşünürlerden olan filozof. malum felsefe dünyası socrates öncesi ve sonrası olarak ayrılmış. ksenophanes , bu öncesi çağda yaşamıştır.

kendisi ile ilgili yazılı bir belge yok. ona ait olduğu farzedilen fragmentler bulunmuş olsa da aslında aristo , diyojen,klemenes gibi düşünürlerden varlığını öğreniyoruz.

aslında kendisi ile ilgili söylenecek çok şey var. öncelikle tanrı konusunda fikirleri. kendisi bilindiği kadarıyla tek tanrı fikrini ilk ortaya atmış düşünür. bu yönüyle homeros ‘un yarattığı insani özelliklere sahip tanrı fikrine karşı çıkmıştır. homeros bildiğimiz üzere, bir çok tanrı yaratmış, bu tanrılara insansı özellikler yüklemiştir. misal bu tanrılar küsebilir, sevebilir, nefret edebilir, ihanet edebilir vb. bu tanrıları homeros mu yarattı bilemeyiz tabi, belki de o halkın söylediği hikayeleri yazıya dökmüştür.

neyse efendim, ksenophanes’in düşüncesi şuydu:

"eğer öküzlerin, atların ve aslanların elleri olsaydı ve onlar elleriyle insanlar gibi resim yapmasını ve sanat eserleri meydana getirmesini bilselerdi, atlar tanrıların biçimlerini atlarınkine, öküzler öküzlerinkine benzer çizerlerdi ve onların her birine de kendi türlerine uygun bedenler verirlerdi." "habeşler tanrıların kara ve basık burunlu, trakyalılar ise mavi gözlü ve kızıl saçlı olduklarını söylerler."


onun fikrine göre tanrı tüm evreni kapsamaktaydı; stabildi, sadece zihnini kullanıp olaylara müdahil olurdu ve zeus, ares gibi insan gibi hareket etmezdi. tanrı ile ilgili en ilginç fikri ise , tanrıyı ve evrenin işleyişini düşünerek bulsak dahi bunun doğruluğunun kanutlanmayacağı; yani doğru cevabı bulsak dahi, bunun doğru cevap olduğunu bilmemize imkan olmadığını savunmuştur. bu düşünceler ile çağından ileri bir düşüncede olduğunu söyleyebiliriz.

tanrılardan hakikati ve de yeryüzündeki her şeyi öğrenen olmadı asla ve olmayacaktır da. çünkü insan bir kez doğruyu tam tuttursa bile yine de öyle olduğunu bilmeyecektir.


çok tanrılı bir anlayışın hakim olduğu dönemde, radikal bir çıkışla ‘tek tanrı’ inancını ortaya atması, döneminde tartışmalara da neden olmuş. dönemin filozoflarınca muhtemelen deli ilan edilmiştir* . yani deli demeseler de , görüşleri dikkate alınmamış diyelim. bu arada kendisi fikirlerini şiir yoluyla iletirmiş. bu durumda kendisine şair özelliği de ekleyebiliriz. şu da dikkatimi çekti ki, socrates’in tanrılara inanmadığı vb nedeniyle idam edildiği göz önüne alınırsa, ksenophanes’in ondan önceki dönemde böyle radikal bir görüş belirtmesi, yaşadığı dönemin socrates döneminden daha ılımlı ve özgür olduğunu söyleyebilirim. şimdiki zamana bakarsak, yıllar ilerledikçe sanki farklı fikirlere tahammülsüzlük var gibi. gelişmemiz gerekirken, geriliyoruz.

kendisinin farklı görüşleri de var evren ve dünya ile ilgili. dünyanın düz olduğuna inanırmış efendim. aynı zamanda güneşin doğudan doğup, batıdan batmasını da, iki farklı güneş vardır diye yorumlamış. ayrıca size çok tanıdık gelecek bir görüşü de şu:

her şey topraktan hayat bulmuştur ve toprakta son bulacaktır


kendisiyle ilgili son toparlamayı yaparsam; kendisi yunanistan ve sicilya’da yaşamış ve son bulunduğu yer olan elea’da bir felsefe okulu kurmuştur.

kaynakça: tr.m.wikipedia.org/wiki/Kse...
devamını gör...

(bkz: peki)
devamını gör...

(bkz: oo kaos alırım bir dal)
kaosların içinde aktif bulunmayı sevmesem de, çekirdek çitleyip, çay içerek gelişmeleri takip etmeyi severim. bu da bir renktir hayatta. alarmı kurdum bekliyorum akşamı.
biraz kan, biraz göz yaşı, yer yer kahkahalı bir program olacağını tahmin edip, an itibariyle kuruyemişçiye gidiyorum. çekirdek isteyen var mı?
devamını gör...

çölün ortasında 100 metre çapındaki bir sondaj çukuru 1971 den bu yana yanıyor efem... tam olarak 50 yıldır.
o zamanları sovyetler var ve çukur onlara ait... sondaj kulesi yanlışlıkla bu çukura düşüyor. hal böyle oluca çukurdan zehirli gazlar yayılmaya başlıyor. bakıyorlar işler b.ka saracak. en iyisi diyorlar atalım içine bir kibrit. böylece zehirli gazları yakmış ve zehirlenmenin önüne geçmiş oluyorlar.
o kibritin etkisi ile o gün bugün yanıyor efem...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim