dünden kalanlar artı ekmek.
her akşamda yemek yapılmaz.
hem yazar olup, hem yemek nasıl yapalım?
devamını gör...

italya yarımadasında bulunur, sanılanın aksine denize kıyısı yoktur.
küçük olmasına karşın, dünyanın en eski ülkelerinden biridir ve köklü bir geçmişi vardır.
devamını gör...

şebnem paker/dinle
devamını gör...

"şiirlerin içinden çıkıp gelen kadınlar vardır.
öpse şiir, saçını dağıtsa mısra, gülse kıta olur."

daha çok yazmalıydı, bıraktığı eserler ile hiç unutulmayacaktır. allah rahmet eylesin.
devamını gör...

"laf sokmak bir sanattır, zeka gerektirir, bu zekaya sahip olmayan kişi küfreder, laf soktum zannader" demişti, 14 yıl önce fotoğrafçıda çıraklık yaparken bir müşterimiz.

bu tipin üslubuna bakınca o adama sonuna kadar hak verdim. yazık bu ülkeye gerçekten. inşaat'a bekçi olabilecek bir vasfa sahip olmayan adam, belediye başkan adayı, milletvekili adayı falan oluyor, hatta seçilebiliyor.bizlerde ülkemiz gelişsin, muasır medeniyetler seviyesine çıksın diye hayal kuruyoruz.
devamını gör...

eter kokladıktan sonra gerçekleşecek eylemin adı uyumak değil, bayılmaktır.
muhtemelen yarım saat kadar baygın kalır, sonrasında ayılırsınız.
vücut kendisini toplar pozisyona geçeceği için, muhtemelen, ayıldıktan sonra olan uykunuz da kaçacaktır.
devamını gör...

józef rapacki 19 mart 1871 tarihinde polonya'nın başkenti varşova'da doğmuştu. babası wincenty rapacki ve annesi józefina née hoffman birer aktördü. kardeşleri wincenty ve honorata leszczyńska da sonradan oyuncu olmuşlardı. yeğeni de ünlü oyuncu ve yönetmen jerzy leszczyński olacaktı. yani oyunculuk, ailesinde olan bir özellikti. fakat józef kendisine farklı bir alan seçti. bu yol kendisinden ''huş ağacı ve leylak fundalarının ressamı'' olarak bahsedilmesini sağlayacaktı.

14 yaşındayken realizm okulunun önde gelen isimlerinden polonyalı ressam wojciech gerson'ın verdiği bir resim kursuna kaydoldu. 1887'de, iki yıllık kursu tamamladıktan sonra ızydor jabłoński ve florian cynk gibi isimler,n rehberliğinde çalışacağı jan matejko academy of fine arts in kraków sanat akademisine gitti. 1888 yılında üniversiteden ayrıldı ve tekrar gerson ile çalışmak için varşova'ya döndü. tuval üzerine yağlı boya yapan rapacki genellikle açık hava manzaraları resmediyordu. 1889 yılında münih'e gitti. bir ressam ve heykeltıraş olan conrad fehr'ın yanında, münih güzel sanatlar akademisi'nde 2 yıl geçiren rapacki buradaki sanat stilinden bir şeyler edindi. bu etkilerin bazı eserlerinde de göründüğü söylenir.

buradaki mezuniyetinde sonra varşova'ya dönen sanatçı gezmeye devam etti. 1898 civarlarında italya'ya gitti ve oraya ait sayısız temsil yaptı. varşova'ya geri döndüğünde ödül aldı, bazı süreli yayınlar için çizimler yaptı. 20. yüzyılın başlarında ciddi bir akciğer rahatsızlığı geçiren rapacki, tıbbi sebeplerle kraków'a taşındı fakat burası da nihayi son yeri olmadı. yer değiştirmeye devam etti. 1907 yılında karısı gabriela ile birlikte olszanka'ya taşındılar ve burada bir ev inşa ettiler. bölge manzalarına odaklanan ve bilindik eserlerinin bazılarını buradan çıkaran rapacki'nin ve eşinin bu evi, dönem yazarlarının ve ressamlarının uğrak bir buluşma yeri olmuştu. birinci dünya savaşı sırasında alman işgali ile ilgili çok sayıda çizim yapan sanatçı 31 ocak 1929 tarihinde, olszanka grip kaynaklı sağlık sebeplerinden ötürü hayatını kaybetti.

son dönemde, olszanka'da yaptığı eserlerde genelde geniş çayırlar, durgun sular ve düşük güneş ışınları göze çarpar. sanatçılığı pek ala eğitim aldığı wojciech gerson'dan, münih okulu'ndan ve krakow sanat okulu'ndan etkilenmişti. bazı resimlerinde izlenimcilik (empresyonizm) görülebilirdi. manzara resimleri yanında portreleri de bulunuyordu.

merak edenler için google arts & culture sitesinde bulunan bir sergisi: google arts & culture - józef rapacki sergisi

kaynakça ve daha fazlası: wikipedia, wikipedia - lehçe, sztuka.agraart.pl,
devamını gör...

karmaya kıymayıp kişisel ileti almayı tercih etmemiş yazar profilinde karşılaşılan ifadedir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
keşke yaşıyor olsaydı da ben bokunu temizleseydim yine... ağladığınızda gözlerinizin içine içine bakan, içini eriten bir canlının bokunu seve seve temizliyor insan.
devamını gör...


16-) bir yazar bir başlığa (özel bir durum yok ise) en fazla 1 tanım girebilir.


ya benim canım modlarım. aşklarım bir tanelerim. ben başlığı uplamak istiyorum ve ara sıra bir başlığa 1'den bir sürü daha fazla entry girmek durumunda kalabiliyoruz. lütfen kaldırılsın bu madde.

bu bir ifade özgürlüğüdür.

anayasanın 26. maddesinin 1. fıkrasına göre “herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.
devamını gör...

orta asya'da bulunan, batısında hazar denizi, kuzeyinde kazakistan, doğusunda özbekistan, afganistan ve güneyinde iran olan bir ülkedir. yüzölçümü 491.200 km², başkenti aşkabat'tır. dili türkmence'dir.
devamını gör...

çok küçükken televizyon haberlerinde gördüğüm hastalıktır.

baya korkmuştum.

şifalar dilerim.
devamını gör...

1. hayvan avcılığı,
2. hareket halinde iken sigara içilmesi ( özellikle insanların kalabalık olduğu yerlerde)
3. televizyondaki tüm ticari kayıtları olmayan firmaların reklam yapmaları ( 2 kavanoz bala 2 kavanoz bal hediye, ya da ücretsiz diye satılan saçma sapan bir ürünün kargo fiyatının 99 tl olması gibi, insanlarımızı kandıran tüm reklamların yasaklanması),
4. insan beynini uyuşturan, geriliğe yol açan saçma sapan tv programlarının, dizilerin, izdivaç programlarının,
5. ülkemin ormanlarının saçma sapan sebeplerle talan edilmesinin yasaklanmasını isterdim.
6. çocuk işilerin yasaklanması. onların yeri okul olması gerekiyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yatağını,kıyafetlerini,banyosunu bile katya'ya hazırlatan ruh hastası.
devamını gör...

ilk akla gelen;
winter is coming.
devamını gör...

eğer ileride buralar değerlenir ve bu entry de nujiyan tarafından okunursa şayet, birkaç söylemek istediklerim var. senin altını üstünü çizdiğin küçük prensine ben de kendimce eklemeler yaptım. bazı yerleri çıkarıp, bazı yerleri ekleyerek kendimce kendi hayatıma yordum. daima başucu kitabım olduğunu zaten biliyordun. her zaman benimle olan kitabını ev arkadaşım benden habersiz okumak için alıp kaybetmiş. yaklaşık 3 yıl oldu. sadece bilmeni istiyorum. aynısını aradım taradım ama bulup da anılarını yaşatamadım, özür dilerim. bana hissettirdiği hâlâ aynı *
devamını gör...

birbirinin eşi olan, gerçek ikizlerdir.. tek döllenmiş yumurtanın ikiye bölünüp ayrı çoğalan ve büyüyen embriyo kümelerinden oluşur.. tam olarak nedeni bilinemiyor ama aslen doğal biyolojik nedenlere bağlı (hormonal yapı, embriyogenez başlangıcı) olarak görülse de günümüzde çoğunlukla kısırlık tedavilerinin (tüp bebek vs.) sonucu oluşurlar..
devamını gör...

oxford'daki boldlean kütüphanesi'nde bulunan, tolkien belgeleri arasında, tom bombadil başlıklı, muhtemelen 1920'lerde yazılmış bir hikaye parçası bulunmaktadır. ne yazık ki, yalnızca üç paragraf sonra bu metin son bulur ya tolkien yazmayı bırakmıştır ya da geriye kalan müsveddeler eksiktir. bu sebeple tom bombadil orta dünyadaki gizemini korumaya devam ediyor. belki tolkien bu karalamalarını tamamlamış olsaydı veyahut kayıp nüshalar elimizde olsaydı, tom amca ile ilgili kafamızda hiç bir soru işareti kalmayacaktı. lakin geçmişini çok fazla bilmesek dahi yüzüklerin efendisinde kendisi ile karşılaştığımız kısım romanın en keyifli bölümlerinden birisidir. kendisinin okuyucuya verdiği bu keyifte doğal olarak insanda hatta tobağa da bile merak uyandıran bir hale gelir.

kimdir, nedir, necidir? diye soruları ardı arkasında sıralarız. kendimizce cevaplar bulmaya çalışırız.

elf'ler tarafından hem "yaşlı" hem de "babası olmayan" anlamlarına gelen iarwain ben-adar adıyla anılan -ki bunu elrond'da dile getiriyor- tom amca'nın bir ''maia'' olduğunu savunanlar var. olabilir mi? elbette olabilir.

ama asıl mevzu ''yüzüklerin efendisi''nde frodo'nun tom bombadil'e sorduğu soru ile başlar;

''siz kimsiniz efendim ?''

“hı ne?” dedi tom doğrularak ve gözleri kasvetin içinde parıldayarak. “daha benim adımı öğrenmedin mi? tek cevap o. sen bana söyle, sen kimsin, böyle tek başına sen olarak, isimsiz? ama sen gençsin, ben ise yaşlıyım. ben neyim biliyor musun, en yaşlı olanım. lafıma mim koyun dostlarım: tom, nehir ile ağaçlar henüz yokken buradaydı; tom ilk yağmur damlasıyla ilk meşe palamudunu hatırlıyor. o büyük ahali’den önce patikalar açtı ve küçük ahali’nin gelişini gördü. o, krallardan, mezarlardan ve höyüklü kişiler’den önce de buradaydı. denizler eğrilmeden elfler batıya geçtiklerinde, tom çoktan burada vardı. yıldızlar altındaki karanlığı, korkunun bilinmediği zamanları gördü o. karanlıklar efendisi dışarı’dan gelmeden önceki zamanları”


tom amca'nın cevabını okuduğumuzda ''en yaşlı olanım'' sözlerine ve devamına takılmamak mümkün değil. bu sözleri ile kast ettiği şey valar'dan önce orta dünya'ya geldiği şeklinde yorumlanabilir. o zaman asıl soru şu; valar'dan önce orta dünya'ya gelebilecek niteliğe sahip kişi kim?

arkasından malumunuz olduğu üzere yüzük meselesi geliyor. tom amca, bakmak için yüzüğü frodo'dan istiyor. frodo yüzüğü gayet rahat bir şekilde kendisine veriyor. ne bir gerginlik, ne bir kuşku, ne de üzerinde bir baskı hissetmiyor.

“derken tom yüzük’ü serçe parmağının ucuna taktı ve mum ışığına doğru tuttu. hobbitler önce bunda bir tuhaflık göremediler. sonra birden nefesleri tıkandı. tom’un ortadan kaybolduğu falan yoktu!''

yüzük tom amca'yı etkilememektedir. frodo'yu bir telaş kaplar. yüzüğün kendi yüzüğü/aynı yüzük olup olmadığı konusunda endişeye kapılır. denemek için yüzüğü takar ve hooop görünmez olmuştur. tam rahatlamıştır ve kapıya doğru yürümeye başlamıştır ki, tom amca'nın sesi ile irkilir;

“hop kardeş!” diye seslendi tom, parlak gözlerini gayet keskin bir bakışla ona çevirerek. “hop, frodo kardeş! uğur ola? ihtiyar bombadil daha o kadar körleşmedi. altın yüzüğünü çıkar parmağından!”

hoppala güç yüzüğünü takanı da görebiliyor. işte yüzüğün karşısında bu kadar nötr ve her şeyden azade oluşu muammanın çifte kavrulmuş haline dönüşmesine yol açıyor.

evvela en yaşlı. sonrasında ise yanında yüzüğün esamesi dahi okunmuyor. işte bu noktayı şöyle değerlendirenler var; tom bombadil eru'dur. tek olandır. oysa yanıldıkları nokta şu; eru asla arda'ya inmedi. ayrıca tom amca kendi çöplüğünün horozu. güçleri yaşlı orman ile sınırlı. eru olmadığına göre geriye iki seçenek kalıyor;

ya bağımsız bir maia veyahut da tolkien'in kendisi...

burada, frodo'nun ona ''siz kimsiniz efendim?'' sorusuna verdiği yanıtın sonuna dönelim. ne diyor orada? ''karanlıklar efendisi dışarı’dan gelmeden önceki zamanları.'' yani ''melkor''dan önce orta dünya'ya gelmiş olduğunu anlıyoruz.

arda'ya inen valar sayısı belli. maia'lar konusunda ise bir açıklık yok. bu sebeple kahir ekseriyet tom bombadil'in valar olamayacağını maia olduğunu savunuyor ki mantık çerçevesinden baktığımızda bu doğru olabilir. kendisi valar'dan emir almayan ve orta dünyada kalmış bir maia olabilir.

ama ''karanlıklar efendisi dışarıdan gelmeden önceki zamanları'' sözü de burada kafayı bulandıran nokta. onu da bir yere oturtmak lazım. işte burada benim naçizane düşüncem diğer tezlerden farklı olarak şu;

tom amca; tolkien'in orta dünyadaki yansımalarından birisidir. lakin bazılarının öne sürdüğü gibi tek yansıması değildir. kendisinin romantik yansıması beren'dir ki, karısı ile mezar taşlarında beren ve luthien yazar.

tom amca ise tolkien'in muzip karakterini ortaya koyarak mizahi açıdan kendisini orta dünya'ya entegre ettiği karakteridir.

her şeyden evvel oradadır. yüzük onu etkilemez. kendisini romanın bir bölümüne hapsedecek bir ormanın içerisinde güvenli bir alana çekmiş ve akışın dışında kalmıştır. ama her şeyin tanığı ve yaratıcısıdır. frodo ve hobbitler'le sohbeti bu yüzden hepimize çok sevimli, sıcak ve samimi geliyor olabilir. belki de bu yüzden, kendi yarattığı karakterlerle sohbetinde en tepe noktayı yakalıyor. kim bilir?

herkes tom amca hakkında bir şeyler söyleyecek, düşünecek ve yazacak. benim düşüncem ise bu ve değişmeyecek. zira senelerdir bu mevzuya kafa yorar ve tartışırız. geldiğim son nokta burası. benden daha fazlası çıkmaz. düşüncemi değiştirebilecek sağlam argüman ise yok gibi.

o zaman ne diyoruz;

lay lom! lay la lom!
gongu çal da gel! gongu çal!
zıpla gel! söğütler içinden!
tom bom, şen tom, tom bombadil!
devamını gör...

galatasaray kazandı ben de kazandım.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim