doğrusunu unutturan yanlışlar
keşbiş olsun
mekanik center olsun
allah yardım cımbız olsun
bandıl (dumbell).
mekanik center olsun
allah yardım cımbız olsun
bandıl (dumbell).
devamını gör...
kalıplaşmış anne cümleleri
tabi ki her kızı olan annenin "anne olunca anlarsın."
devamını gör...
tavaf
hz. ibrahim peygamberin sünnetidir.
devamını gör...
tanımadığınız bir şahsın aniden pardon bakar mısınız demesi
hayatta en çok korktuğum şey. kim bilir bunun ardından nasıl bir felaket gelecek diye düşünürüm hep. bilmem neredeki bir katliamın sorumlusu olmakla suclanmaktan korkarım. meğer parasını ödediğim bir şeyi unutmuşum kasada. hay aksi. yapmayın ya şunu.
devamını gör...
anne kokusu
bebek kokusu huzur ve mutluluk verir ama anne kokusu güven verir,korkularından çekip alır insani.parmak izi gibidir her annenin kokusu farklıdır,evin içini sarıp sarmalayan ve yuva yapan kokudur.
en son yanlarına gittiğimde benimle uyumak istemişti ve ben her zaman olduğu anksiyetelerimle uğraştığım için reddetmiştim.
en yakın zamanda tekrar yanına gidip kokusunu içime çekerek uyumak istiyorum.
umarım keşke dedirtmez hayat.
en son yanlarına gittiğimde benimle uyumak istemişti ve ben her zaman olduğu anksiyetelerimle uğraştığım için reddetmiştim.
en yakın zamanda tekrar yanına gidip kokusunu içime çekerek uyumak istiyorum.
umarım keşke dedirtmez hayat.
devamını gör...
kuki
feyyaz yiğit ve aziz kedi’nin yazdığı ömer sinir’in yönettiği gibi (dizi) isimli çaresizlerin çaresi olan, kötü gün dostu olmaktan hiç vazgeçmeyen, herkesin cinsel hayatına ve fantezilerine sonsuz saygı duyan ve sosyal sorumluluk projelerine el vermekten hiç çekinmeyen harikulade yapımın ikinci sezon ikinci bölümünün adıdır.

zevkler ve renklerin tartışılmaz olması ve modern zamanlarda insanın çaresiz kaldığı anlarda bilmediği işlere girme konusunda gözünü budaktan sakınmaz tavrı zaman zaman çok büyük sorunlara neden olabilir. hatta çoğu zaman oluyor. çaresiz kaldığımız zaman bizim bu çaresizliğimizden faydalanmak isteyen insanların ağına düşüp onların zevklerinin nesnesi olabilir ve onların rengine boyanabiliriz.
bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de durmadan vicdanımızı dürte dürte bizi perişan eden yardım kampanyalarında kimin gerçekten yardıma muhtaç olup kimin bizi dolandırmaya çalışan jetler ve tosuncuklar olduğunu düşünmemiz gerekiyor.
işte hayat bize neler neler yapıyor. avcı olduğumuzu sanırken av olabiliriz. halı çalacak hale gelip bu hayatın köpeği bile olabiliriz. hayat gerçekten çok tuhaf, kuki gibi bir şey.

zevkler ve renklerin tartışılmaz olması ve modern zamanlarda insanın çaresiz kaldığı anlarda bilmediği işlere girme konusunda gözünü budaktan sakınmaz tavrı zaman zaman çok büyük sorunlara neden olabilir. hatta çoğu zaman oluyor. çaresiz kaldığımız zaman bizim bu çaresizliğimizden faydalanmak isteyen insanların ağına düşüp onların zevklerinin nesnesi olabilir ve onların rengine boyanabiliriz.
bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de durmadan vicdanımızı dürte dürte bizi perişan eden yardım kampanyalarında kimin gerçekten yardıma muhtaç olup kimin bizi dolandırmaya çalışan jetler ve tosuncuklar olduğunu düşünmemiz gerekiyor.
işte hayat bize neler neler yapıyor. avcı olduğumuzu sanırken av olabiliriz. halı çalacak hale gelip bu hayatın köpeği bile olabiliriz. hayat gerçekten çok tuhaf, kuki gibi bir şey.
devamını gör...
kişide kaçma isteği uyandıran muhabbetler
sözlükte "kızların" diye başlayan başlıklarda konuşulanlar...
normal hayatta dedikodu, siyaset tartışmaları, sürekli ama sürekli dert anlatan melankolik tiplerin muhabbeti...
normal hayatta dedikodu, siyaset tartışmaları, sürekli ama sürekli dert anlatan melankolik tiplerin muhabbeti...
devamını gör...
sözlüğün 1.yılını metris önünde havai fişek atarak kutlamak
ne tür manyaklarla beraber yazdığımın kanıtı olan kutlama.
sabribeynapıyorsunuz?
sabribeynapıyorsunuz?
devamını gör...
gereksiz pozitiflik
selam sevgili yazarlar bundan 10 ay önce etrafa gereksiz pozitiflik saçmışım. bugün tekrar bunu yapmak istiyorum ama sanırım bu kadar neşe saçmayacağım.
günleriniz nasıl geçiyor bilmiyorum, neler yaşıyorsunuz ne badireler atlatıyorsunuz inanın hiçbir fikrim yok ve olamaz da, biliyorum..
amma velakin hepimizin hissettiği bazı ortak hisler var. hüzün gibi. hüzün herkese aynı şekilde çöker. nasılı nedeni farklıdır belki ama bir anda tüm bedenimizi kaplaması aynıdır. hepimizin bunu yansıtma şekli farklıdır ama hüzün aynıdır.
biliyorum ki o hüzün anında hiçbir şey gelmiyor içinizden, yine de kalkmak ve devam etmek zorunda kalıyorsunuz hayatınıza. bazılarımız hiçbir sorun yok gibi gülüp eğleniyor görünür etrafına, bazılarımız ise "neden daldın öyle, bir şey mi oldu?" sorusunu duyar çokça.
hisleri yaşayış ve yansıtış biçimimiz farklı olsa da kalbimizde barınma şekilleri aynıdır. yaşantımız ve duygu dünyamız bu hislerin şiddetini değiştirir daha çok.
sevgili yazarlar, hanginiz ne durumda bu yazıyı okuyacaksınız bilmiyorum ya da okuyacak mısınız onu da bilmiyorum ama yalnız hissetmenizi istemiyorum.
öyle anlar oluyor ki boğuluyorsunuz. bir el sanki boğazınızı bir yere kadar sıkıyor. ne daha fazlasını sıkıp nefesinizi kesiyor ne de gevşetip çekiveriyor o eli boynunuzdan.. öylece bekliyor gibi. ne rahat nefes alıyorsunuz ne de nefesinizin daha fazla kesilmeyeceği rahatlığına erişebiliyorsunuz..
bu zamanlarda insan kendini küçücük hissediyor. toz tanesi kadar. sanki dünya üzerinde kimse onun gibi değil, kimse onu anlamazmış gibi hissediyor. ama öyle değil. sizi anlayan/anlayacak birileri hep vardır. sadece ya siz onlara henüz ulaşamamışsınızdır ya da onlar size..
hüzün durumlarında değersiz hissetmeye çok müsaittir insan. kendini olduğundan aşağı görmeye, kendi içinde başkalarını yüceltip kendini küçültmeye.. en büyük yanlışlarımız bunlardır.
bugün biraz üstünkörü sorguladım hayatı. ellerimi inceledim mesela. var olmalarının aslında ne kadar önemli ve gerekli olduğunu düşündüm.
çok yürüdüğüm için ağrıyan ayaklarımı düşündüm. ne kadar önemli aslında ağrıması. çektiğim o acı ne kadar değerli.
kulaklığım takıldı çantama ve birden çıktı kulağımdan. şarkı aniden kesildi. geri taktığımda devam edebildim şarkıyı dinlemeye. ne kadar büyük bir lütuf duymak..
zor bir zamandan geçiyor olabiliriz, mental olarak ya da maddi olarak veyahut her ikisi de olabilir. ama bunun altından kalkabilecek kişileriz. her zaman güçlü davranmamız da gerekmiyor. her zaman güçlü olmamız da.
ağlayarak, bağırarak, dağıtarak da atlatabiliriz bazı şeyleri. birilerinin kırılmasını kendimizden fazla umursamadan da ilerleyebiliriz bazı anları. önce ben diyebiliriz biz de. insanlar bunu bencilce yapabiliyorken, biz nezaket içinde dahi yapabiliriz bunu.
kendimizi, gücümüzü küçük görmemeliyiz. kendimizi tek görmemeliyiz. birileri için anne/baba, kardeş, abla/abi, dost, kuzen, arkadaş, hala/dayı/teyze, komşu ve daha nice sıfatlardayız. her biri için farklı şeyler ifade ediyoruz. anlamlara sahibiz. öylesine değiliz.
önemliyiz. bunu hissetmeli ve hissettirmeliyiz. her yeni güne, tertemiz düşünceler yüklemeliyiz. kötü düşünceleri ve olumsuz enerjileri hayatımıza çekmeyi bırakmalıyız. düşüncelerimizin berraklığından başlamalıyız huzur için adım atmaya.
nefes almalıyız mesela. alışkanlıktan değil. doya doya ve derin nefesler almalıyız. bu hayattan zevk almamızı sağlayacak, harika nefesler almalıyız.
ve kendimize inanmalıyız sayın yazarlar. bazı şeyler hakkında konuşmak benim haddime değil ya da bazı yerlerde ne yaşım ne de yaşantım yeter akıl vermeye.. ama hissedebiliyorum, bazılarınızın neler yaşadığını nelerle mücadele etmeye çalıştığını ve nasıl karamsarlıklara kapıldığını hissedebiliyorum.
bundan 10 ay önceki tanımımda hiç kimseyi tanımıyordum ve tanışacağımı da düşünmüyordum. şu an ise çok olmasa da harika insanlarla sohbet etme şansım oldu. cümlelerinde kendi düşüncelerime rastladığım yazarlarla karşılaştım. ortak hislerde buluştuklarım oldu. birinizin bile hayatında en ufak bir etkim olduysa benim için başarıdır bu.
sizden ricam gülümsemeyi hayatınızdan eksik etmeyin. kimseden gülümsemenizi esirgemeyin. sokakta gördüğünüz alelâde bir köpek/kedi dahi muhtaç sizin o gülümsemenize.
dünyamız için uğraşan ve her sabah kalkıp sokakları temizleyen "çöpçü" dediğimiz o abilere/ablalara kolay gelsin demeyi çok görmeyin.
teşekkür etmekten çekinmeyin ama aynı oranda da abartmayın. teşekkürünüzün kıymetini yitirmeyin.
kalbinizin size en ağır geldiği dönemlerde dahi ferahlayacağınız o yakın anı hayâl edin. hiçbir şey sizden önemli ve değerli değil.
eğer cümlelerimle sizi sıktıysam hoşgörünüze sığınıyorum. düşüncelerinize, hislerinize değmeyen bir yazıyı okumuş bulunduysanız da vaktinizi çaldığım için affola.
sizleri seviyorum. ve kocaman sarılmalar yolluyorum. *
günleriniz nasıl geçiyor bilmiyorum, neler yaşıyorsunuz ne badireler atlatıyorsunuz inanın hiçbir fikrim yok ve olamaz da, biliyorum..
amma velakin hepimizin hissettiği bazı ortak hisler var. hüzün gibi. hüzün herkese aynı şekilde çöker. nasılı nedeni farklıdır belki ama bir anda tüm bedenimizi kaplaması aynıdır. hepimizin bunu yansıtma şekli farklıdır ama hüzün aynıdır.
biliyorum ki o hüzün anında hiçbir şey gelmiyor içinizden, yine de kalkmak ve devam etmek zorunda kalıyorsunuz hayatınıza. bazılarımız hiçbir sorun yok gibi gülüp eğleniyor görünür etrafına, bazılarımız ise "neden daldın öyle, bir şey mi oldu?" sorusunu duyar çokça.
hisleri yaşayış ve yansıtış biçimimiz farklı olsa da kalbimizde barınma şekilleri aynıdır. yaşantımız ve duygu dünyamız bu hislerin şiddetini değiştirir daha çok.
sevgili yazarlar, hanginiz ne durumda bu yazıyı okuyacaksınız bilmiyorum ya da okuyacak mısınız onu da bilmiyorum ama yalnız hissetmenizi istemiyorum.
öyle anlar oluyor ki boğuluyorsunuz. bir el sanki boğazınızı bir yere kadar sıkıyor. ne daha fazlasını sıkıp nefesinizi kesiyor ne de gevşetip çekiveriyor o eli boynunuzdan.. öylece bekliyor gibi. ne rahat nefes alıyorsunuz ne de nefesinizin daha fazla kesilmeyeceği rahatlığına erişebiliyorsunuz..
bu zamanlarda insan kendini küçücük hissediyor. toz tanesi kadar. sanki dünya üzerinde kimse onun gibi değil, kimse onu anlamazmış gibi hissediyor. ama öyle değil. sizi anlayan/anlayacak birileri hep vardır. sadece ya siz onlara henüz ulaşamamışsınızdır ya da onlar size..
hüzün durumlarında değersiz hissetmeye çok müsaittir insan. kendini olduğundan aşağı görmeye, kendi içinde başkalarını yüceltip kendini küçültmeye.. en büyük yanlışlarımız bunlardır.
bugün biraz üstünkörü sorguladım hayatı. ellerimi inceledim mesela. var olmalarının aslında ne kadar önemli ve gerekli olduğunu düşündüm.
çok yürüdüğüm için ağrıyan ayaklarımı düşündüm. ne kadar önemli aslında ağrıması. çektiğim o acı ne kadar değerli.
kulaklığım takıldı çantama ve birden çıktı kulağımdan. şarkı aniden kesildi. geri taktığımda devam edebildim şarkıyı dinlemeye. ne kadar büyük bir lütuf duymak..
zor bir zamandan geçiyor olabiliriz, mental olarak ya da maddi olarak veyahut her ikisi de olabilir. ama bunun altından kalkabilecek kişileriz. her zaman güçlü davranmamız da gerekmiyor. her zaman güçlü olmamız da.
ağlayarak, bağırarak, dağıtarak da atlatabiliriz bazı şeyleri. birilerinin kırılmasını kendimizden fazla umursamadan da ilerleyebiliriz bazı anları. önce ben diyebiliriz biz de. insanlar bunu bencilce yapabiliyorken, biz nezaket içinde dahi yapabiliriz bunu.
kendimizi, gücümüzü küçük görmemeliyiz. kendimizi tek görmemeliyiz. birileri için anne/baba, kardeş, abla/abi, dost, kuzen, arkadaş, hala/dayı/teyze, komşu ve daha nice sıfatlardayız. her biri için farklı şeyler ifade ediyoruz. anlamlara sahibiz. öylesine değiliz.
önemliyiz. bunu hissetmeli ve hissettirmeliyiz. her yeni güne, tertemiz düşünceler yüklemeliyiz. kötü düşünceleri ve olumsuz enerjileri hayatımıza çekmeyi bırakmalıyız. düşüncelerimizin berraklığından başlamalıyız huzur için adım atmaya.
nefes almalıyız mesela. alışkanlıktan değil. doya doya ve derin nefesler almalıyız. bu hayattan zevk almamızı sağlayacak, harika nefesler almalıyız.
ve kendimize inanmalıyız sayın yazarlar. bazı şeyler hakkında konuşmak benim haddime değil ya da bazı yerlerde ne yaşım ne de yaşantım yeter akıl vermeye.. ama hissedebiliyorum, bazılarınızın neler yaşadığını nelerle mücadele etmeye çalıştığını ve nasıl karamsarlıklara kapıldığını hissedebiliyorum.
bundan 10 ay önceki tanımımda hiç kimseyi tanımıyordum ve tanışacağımı da düşünmüyordum. şu an ise çok olmasa da harika insanlarla sohbet etme şansım oldu. cümlelerinde kendi düşüncelerime rastladığım yazarlarla karşılaştım. ortak hislerde buluştuklarım oldu. birinizin bile hayatında en ufak bir etkim olduysa benim için başarıdır bu.
sizden ricam gülümsemeyi hayatınızdan eksik etmeyin. kimseden gülümsemenizi esirgemeyin. sokakta gördüğünüz alelâde bir köpek/kedi dahi muhtaç sizin o gülümsemenize.
dünyamız için uğraşan ve her sabah kalkıp sokakları temizleyen "çöpçü" dediğimiz o abilere/ablalara kolay gelsin demeyi çok görmeyin.
teşekkür etmekten çekinmeyin ama aynı oranda da abartmayın. teşekkürünüzün kıymetini yitirmeyin.
kalbinizin size en ağır geldiği dönemlerde dahi ferahlayacağınız o yakın anı hayâl edin. hiçbir şey sizden önemli ve değerli değil.
eğer cümlelerimle sizi sıktıysam hoşgörünüze sığınıyorum. düşüncelerinize, hislerinize değmeyen bir yazıyı okumuş bulunduysanız da vaktinizi çaldığım için affola.
sizleri seviyorum. ve kocaman sarılmalar yolluyorum. *
devamını gör...
akrabalarını sevmeyen insan
akraba denilen insanların sevilecek hiçbir yanları olmadığı ve insanlarda sadece üzüntü ya da stres yarattıkları için baştan tamamen ilişkinin kesilmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü benim akrabam dediğim insanların bana hiçbir faydası olmadığı gibi aramak sormak gibi davranışları da yok, sadece zarardan ve üzüntüden ibaretler benim için. o yüzden de gayet hak verdiğim insandır.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
saat gecenin 3'ü. hava biraz serin ama çok üşütmüyor. hafif bir esinti sadece. karşıda uçsuz bucaksız bir deniz, denizin kenarında gecenin sessizliği ile konuşan bir kadın. altında eski bir eşofman, üzerinde ince, örme bir ceket.* aklında ise sorular. düşünüyor, "ne yapacağım?" diyor. ardından bir ses duyuyor yanından.
bir keresinde biz makes hanım’la
emirgan’da hiç çay içmedik
bir keresinde biz makes hanım’la
emirgan’da çay içmedik,
solunda oturan adam söylüyor bu şarkıyı. yüzünün yarısı görünüyor adamın. kirli sakallarını, karakteristik burnunu ve kalın kaşlarını seçebiliyor genç kadın. adam neden oturduğunu bilmiyor bu kadının yanına, "neden burada? neden bu şarkıyı söylüyor şu anda? ne yapıyor?", bilmiyor. kadın ise anlam veremeden susuyor öylece. bu nahif ve güzel sesi dinliyor sadece. devam ediyor adam.
kim sevmez, kim sevmez söyleyin kim?
makes hanım’ı kim sevmez?
kim sevmez, kim sevmez söyleyin kim?
yerimde olmayı kim istemez?
adam içindeki meraka yenilip yarıda kesiyor şarkıyı.
- ne işiniz var burada, bu saatte?
- sizin için bir önemi mi var?
- oldukça endişeli ve meraklı görünüyorsunuz, rahatsız etmek istememiştim. iyi akşamlar.
adam kalkıyor ve gidiyor kadının yanından, istemeye istemeye...
kadın düşünüyor, ne oldu len az önce?
ertesi gece, saat 4
kadın yine oturmuş denizle sohbet ediyor. sahil bomboş. ileride içen birkaç kişi dışında ortam sessiz. kadın onları duymuyor bile. ileriden bir adam geliyor, yanındaki banka oturuyor. kadın tanıyor bu adamı ama nereden? bilemiyor. önüne dönüyor kadın. düşüncelere dalıyor bir kez daha. sabah 6 suları, gün doğmaya başlıyor. "bir gece daha bitti. artık gitmeli " diye geçiriyor aklından. yanındaki uzun saplı çantasını almaya yeltendiği sırada yandaki bankta oturan adamı görüyor. adamın varlıģını dahi unutmuş kadın. ama adam hala orada. sonra hatırlıyor kadın. bu o adam, dün yanında şarkı söyleyen. kalkıyor banktan, hiç düşünmeden adamın yanına doğru ilerliyor. bunu fark eden adam büyük bir gülümseme ile karşılıyor kadını.
-merhaba.
-merhaba?
-siz dünkü beyefendi değil misiniz? şu şarkıyı söyleyen hani?
- ah, evet benim.
- ...
- dün düşünceli halinizi görünce merak etmiştim. bu gece de burada olacağınızı tahmin ettim. yanılmadım.
-size ne bundan?
- size karşı içimde bilemediğim bir merak var, merak ediyorum sizi.
-tamam da neden? tanışıyor muyuz daha önceden ?
- sanmıyorum.
-o zaman?
- bilmem...
hiçbir şey söylemeden adamın yanından ayrılıyor kadın. "ne tuhaf bir adam..." diye düşünüyor içinden.
gece saat 4 suları. adam sessiz adımlarla geliyor sahile. kadını arıyor gözleri. kadın yok etrafta.
"rahatsız ettim herhalde kadıncağazı. ah salak kafam, kapatsana çeneni." diye kızıyor kendisine. biçare oturuyor kadının her zamanki oturduğu banka. takıyor kulaklığını, başlıyor yakamozu izlemeye. adamın aklında kadın, peki ya kadın???
sabah gün doğmaya başlıyor. adam gidemiyor buradan. "ya gelirse o güzel kadın?" düşüncesi ile. bir yandan da korkuyor kadını rahatsız etmiş olmaktan. "neden? " diyor. "neden bu merakım? ". kendisi de cevap veremiyor buna.
ileriden biri geliyor, görüyor adam. yoksa o kadın mı? değil, olsa tanırdı çünkü. ama o gibi...
bir heyecan sarıyor adamı. ileriden, kendisine bol gelen örme ceketi ve elinde bez bir çanta ile ilerleyen o kadını artık net görüyor. kocaman bir gülümseme peydah oluyor adamın yüzünde. çaktırmadan önüne dönüyor, daha fazla rahatsız etmemek için kadını. kadın kendisine doğru ilerlemeye devam ediyor, görüyor fakat yanına oturmayacak biliyor. oysa ne güzel olurdu yanına otursa, diye düşünüyor.
- günaydın, diyor kadın.
-günaydın?
-rahatsız mı ediyorum?
-ah hayır, asla. oturur musunuz?
gülümseyerek oturuyor kadın.
- çay ister misiniz? emirgan'da değiliz ama olsun.
şaşırıyor adam.
-tabii isterim. teşekkürler.
kadın bez çantanın içinden kırmızı bir termos ve iki karton bardak çıkartıyor. adam şaşkın ve heyecanlı. başlıyorlar gün doğumunu izlerken çay içmeye. içleri sıcacık. çaydan mı? birlikte oldukları için mi? onlar da anlayamıyorlar...
tam 1 hafta boyunca bu iki kişi her gece buluşmaya başlıyorlar burada. birbirlerine şiirler okuyor, şarkılar söylüyor, hikayeler okuyorlar ve en önemlisi susuyorlar.
gecelerden birinde, her zamanki gibi güneş tepeye çıkıncaya kadar sohbet ediyorlar deniz eşliğinde.
- o zaman bu gece burada görüşmek üzere.
- peki saat 2 uygun mudur?
- anlaştık o zaman. saat 2'de burada.
adam kadının beklemediği bir şey yaparak sarılıyor kadına. kadın şaşkın bir şekilde sarıyor kollarını adama. iki şaşkın ve mutlu ruh, ayrılıyor o sabah bir kez daha.
gece kadın bekliyor adamı. saat 1.57. 3 dakika var. biliyor kadın, gecikmez bu adam. nereden biliyor bunu? onu da bilmiyor ama neredeyse emin gecikmeyeceğinden.
saat 3.39.
4.12
5.56
7.03
adam gelmedi, kadın ise bekledi sabaha kadar. "gelmeyecek demek ki" diyerek cebindeki sigaraya uzandı kadın. eline farklı bir şey değdi, hissetti. 4'e katlanmış bir kağıt parçası. okudu yavaşça bu birkaç kelimeyi. gözünden bir damla yaş aktı, denize karıştı. deniz sonsuza kadar o bir damla göz yaşını taşıdı. kadın ise affetmedi bu adamı.
bir keresinde biz makes hanım’la
emirgan’da hiç çay içmedik
bir keresinde biz makes hanım’la
emirgan’da çay içmedik,
solunda oturan adam söylüyor bu şarkıyı. yüzünün yarısı görünüyor adamın. kirli sakallarını, karakteristik burnunu ve kalın kaşlarını seçebiliyor genç kadın. adam neden oturduğunu bilmiyor bu kadının yanına, "neden burada? neden bu şarkıyı söylüyor şu anda? ne yapıyor?", bilmiyor. kadın ise anlam veremeden susuyor öylece. bu nahif ve güzel sesi dinliyor sadece. devam ediyor adam.
kim sevmez, kim sevmez söyleyin kim?
makes hanım’ı kim sevmez?
kim sevmez, kim sevmez söyleyin kim?
yerimde olmayı kim istemez?
adam içindeki meraka yenilip yarıda kesiyor şarkıyı.
- ne işiniz var burada, bu saatte?
- sizin için bir önemi mi var?
- oldukça endişeli ve meraklı görünüyorsunuz, rahatsız etmek istememiştim. iyi akşamlar.
adam kalkıyor ve gidiyor kadının yanından, istemeye istemeye...
kadın düşünüyor, ne oldu len az önce?
ertesi gece, saat 4
kadın yine oturmuş denizle sohbet ediyor. sahil bomboş. ileride içen birkaç kişi dışında ortam sessiz. kadın onları duymuyor bile. ileriden bir adam geliyor, yanındaki banka oturuyor. kadın tanıyor bu adamı ama nereden? bilemiyor. önüne dönüyor kadın. düşüncelere dalıyor bir kez daha. sabah 6 suları, gün doğmaya başlıyor. "bir gece daha bitti. artık gitmeli " diye geçiriyor aklından. yanındaki uzun saplı çantasını almaya yeltendiği sırada yandaki bankta oturan adamı görüyor. adamın varlıģını dahi unutmuş kadın. ama adam hala orada. sonra hatırlıyor kadın. bu o adam, dün yanında şarkı söyleyen. kalkıyor banktan, hiç düşünmeden adamın yanına doğru ilerliyor. bunu fark eden adam büyük bir gülümseme ile karşılıyor kadını.
-merhaba.
-merhaba?
-siz dünkü beyefendi değil misiniz? şu şarkıyı söyleyen hani?
- ah, evet benim.
- ...
- dün düşünceli halinizi görünce merak etmiştim. bu gece de burada olacağınızı tahmin ettim. yanılmadım.
-size ne bundan?
- size karşı içimde bilemediğim bir merak var, merak ediyorum sizi.
-tamam da neden? tanışıyor muyuz daha önceden ?
- sanmıyorum.
-o zaman?
- bilmem...
hiçbir şey söylemeden adamın yanından ayrılıyor kadın. "ne tuhaf bir adam..." diye düşünüyor içinden.
gece saat 4 suları. adam sessiz adımlarla geliyor sahile. kadını arıyor gözleri. kadın yok etrafta.
"rahatsız ettim herhalde kadıncağazı. ah salak kafam, kapatsana çeneni." diye kızıyor kendisine. biçare oturuyor kadının her zamanki oturduğu banka. takıyor kulaklığını, başlıyor yakamozu izlemeye. adamın aklında kadın, peki ya kadın???
sabah gün doğmaya başlıyor. adam gidemiyor buradan. "ya gelirse o güzel kadın?" düşüncesi ile. bir yandan da korkuyor kadını rahatsız etmiş olmaktan. "neden? " diyor. "neden bu merakım? ". kendisi de cevap veremiyor buna.
ileriden biri geliyor, görüyor adam. yoksa o kadın mı? değil, olsa tanırdı çünkü. ama o gibi...
bir heyecan sarıyor adamı. ileriden, kendisine bol gelen örme ceketi ve elinde bez bir çanta ile ilerleyen o kadını artık net görüyor. kocaman bir gülümseme peydah oluyor adamın yüzünde. çaktırmadan önüne dönüyor, daha fazla rahatsız etmemek için kadını. kadın kendisine doğru ilerlemeye devam ediyor, görüyor fakat yanına oturmayacak biliyor. oysa ne güzel olurdu yanına otursa, diye düşünüyor.
- günaydın, diyor kadın.
-günaydın?
-rahatsız mı ediyorum?
-ah hayır, asla. oturur musunuz?
gülümseyerek oturuyor kadın.
- çay ister misiniz? emirgan'da değiliz ama olsun.
şaşırıyor adam.
-tabii isterim. teşekkürler.
kadın bez çantanın içinden kırmızı bir termos ve iki karton bardak çıkartıyor. adam şaşkın ve heyecanlı. başlıyorlar gün doğumunu izlerken çay içmeye. içleri sıcacık. çaydan mı? birlikte oldukları için mi? onlar da anlayamıyorlar...
tam 1 hafta boyunca bu iki kişi her gece buluşmaya başlıyorlar burada. birbirlerine şiirler okuyor, şarkılar söylüyor, hikayeler okuyorlar ve en önemlisi susuyorlar.
gecelerden birinde, her zamanki gibi güneş tepeye çıkıncaya kadar sohbet ediyorlar deniz eşliğinde.
- o zaman bu gece burada görüşmek üzere.
- peki saat 2 uygun mudur?
- anlaştık o zaman. saat 2'de burada.
adam kadının beklemediği bir şey yaparak sarılıyor kadına. kadın şaşkın bir şekilde sarıyor kollarını adama. iki şaşkın ve mutlu ruh, ayrılıyor o sabah bir kez daha.
gece kadın bekliyor adamı. saat 1.57. 3 dakika var. biliyor kadın, gecikmez bu adam. nereden biliyor bunu? onu da bilmiyor ama neredeyse emin gecikmeyeceğinden.
saat 3.39.
4.12
5.56
7.03
adam gelmedi, kadın ise bekledi sabaha kadar. "gelmeyecek demek ki" diyerek cebindeki sigaraya uzandı kadın. eline farklı bir şey değdi, hissetti. 4'e katlanmış bir kağıt parçası. okudu yavaşça bu birkaç kelimeyi. gözünden bir damla yaş aktı, denize karıştı. deniz sonsuza kadar o bir damla göz yaşını taşıdı. kadın ise affetmedi bu adamı.
devamını gör...
kalp kıran gerçekler
eti puf'un 50 kr olması. bu beni ve puf sevenleri çok üzüyor.
devamını gör...
çaylakların ne hadle yazarlara mesaj atması
başlığı komik bulup tıkladım, tanımlar daha da keyiflendirdi.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
dün geçti..
yarın ise henüz gelmedi..
ama yaşayacak bir ömrümüz olur da yarın gelirse,
yarının nasıl olacağını belirleyecek tek bir şey var,
şimdi !!!
yarın ise henüz gelmedi..
ama yaşayacak bir ömrümüz olur da yarın gelirse,
yarının nasıl olacağını belirleyecek tek bir şey var,
şimdi !!!
devamını gör...
kürtlere özgü eziklikler
şimdi eğer türklere özgü eziklikler başlığına yazarsam herkes normal karşılayacak, ama eğer bu başlığa yazarsam “pis ırkçı”, “faşist” olacağım. o yüzden hiç yazmayacağım.*
devamını gör...
yakışıklı değilsen bir hiçsin
saçmalık.
yani entelektüel birikim, zeka, nezâket, özgüven, samimiyet ve temel insani gereklilikler olduktan sonra her erkek çekicidir bence..
ama kaba saba, zorba, düşüncesiz, vasat, alık, egoist, bakımsız ve çirkin bir adamsanız evet insanlar sizi hiç eder. burada da mesuliyet, dış görünüşte değildir sizdedir.
tabii böyle olursanız herkes sizi sevecek demek değil bu. fakat mutlaka kıymetinizi bilecek insanlar da olacaktır.
yani aslında dış görünüş çok da önemli değildir. insanın ruhu, zihni güzel olsun...
mesela ben çok yakışıklı erkek reddettim hiçbirinden de zerre pişman değilim.
o yüzden sevgili erkekler bu boş laflara aldırmayın, zeka, entelektüellik, nezâket ve samimiyet yakışıklılıktan büyüktür...
yani entelektüel birikim, zeka, nezâket, özgüven, samimiyet ve temel insani gereklilikler olduktan sonra her erkek çekicidir bence..
ama kaba saba, zorba, düşüncesiz, vasat, alık, egoist, bakımsız ve çirkin bir adamsanız evet insanlar sizi hiç eder. burada da mesuliyet, dış görünüşte değildir sizdedir.
tabii böyle olursanız herkes sizi sevecek demek değil bu. fakat mutlaka kıymetinizi bilecek insanlar da olacaktır.
yani aslında dış görünüş çok da önemli değildir. insanın ruhu, zihni güzel olsun...
mesela ben çok yakışıklı erkek reddettim hiçbirinden de zerre pişman değilim.
o yüzden sevgili erkekler bu boş laflara aldırmayın, zeka, entelektüellik, nezâket ve samimiyet yakışıklılıktan büyüktür...
devamını gör...



