la vie de gargantua et de pantagruel
fransız yazar françois rabelais tarafından 1532 yılında yazılmış seri. beşinci kitabın rabelais tarafından yazıldığı şaibeli olsa bile seri beş kitaptan oluşuyor. rabelais serinin ilk kitabında -pantagruel*- kendi isminin bir anagramı olan alcofribas nasier ismini kullanmıştır fakat bu durum kitabın sorbonne ve kilise tarafından yasaklanmasına engel olamamıştır. rabelais'nin eleştiri niteliği taşıyan bu eserleri molierevari bir komedi unsuru taşıdığı düşünülse bile aslında oldukça alakasız bir güldürü niteliği taşıyor. rabelais, üzüntünün insanın içini kemirdiğini bu yüzden insanı insan yapan şeyin neşeli olmak olduğunu düşünüyordu, bir dram yaratmak yerine güldürmeyi tercih etti ve bu durum başta voltaire olmak üzere bir çok fransız düşünür tarafından ciddiyetsiz olmakla eleştirildi hatta öyle ki; voltaire, rabelais'nin zekasını boşa harcayan sarhoş bir düşünür olduğunu dile getirmiştir. yine de toplumun ve bir zamanlar mensubu olduğu kilisenin hicvini öyle döneminin üstünde bir mizah ile yapmış ki hayranlık duymamak elde değil. rabelais'nin hümanizm anlayışı ve bence biraz da hedonist tutumu eserin her noktasında gözlemlenebilir.ilk iki kitap; gargantua ve pantagruel dilimize birsel uzma tarafından çevrilmiştir fakat rabelais'nin karmaşık hatta neredeyse ağdalı bir fransızca kullanmasından ötürü tatmin edici bir çeviri değil. serinin ismi bazı kaynaklarda gargantua et pantagruel* olarak geçmektedir.
(bkz: pantagruel)*
(bkz: gargantua)*
(bkz: le tiers livre)*
(bkz: le quart livre)*
(bkz: le cinquième livre)* - rabelais tarafından yazıldığı oldukça şaibelidir, ölümünden sonra basılmıştır ve en iyi ihtimalle notlarından veya makalelerinden derlendiği düşünülüyor-
« voyez vous ce jeune enfant ? ıl n’a encor douze ans ; voyons, si bon vous semble, quelle difference y a entre le sçavoir de voz resveurs mateologiens du temps jadis et les jeunes gens de maintenant. »
l’essay pleut à grandgousier, et commanda que le paige propozast. […]
le tout feut par icelluy proferé avecques gestes tant propres, pronunciation tant distincte, voix tant eloquente et languaige tant aorné et bien latin, que mieulx resembloit un gracchus, un ciceron ou un emilius du temps passé qu’un jouvenceau de ce siecle.
mais toute la contenence de gargantua fut qu’il se print à plorer comme une vache et se cachoit le visaige de son bonnet, et ne fut possible de tirer de luy une parolle non plus q’un pet d’un asne mort.
gargantua, c.xv
(bkz: pantagruel)*
(bkz: gargantua)*
(bkz: le tiers livre)*
(bkz: le quart livre)*
(bkz: le cinquième livre)* - rabelais tarafından yazıldığı oldukça şaibelidir, ölümünden sonra basılmıştır ve en iyi ihtimalle notlarından veya makalelerinden derlendiği düşünülüyor-
« voyez vous ce jeune enfant ? ıl n’a encor douze ans ; voyons, si bon vous semble, quelle difference y a entre le sçavoir de voz resveurs mateologiens du temps jadis et les jeunes gens de maintenant. »
l’essay pleut à grandgousier, et commanda que le paige propozast. […]
le tout feut par icelluy proferé avecques gestes tant propres, pronunciation tant distincte, voix tant eloquente et languaige tant aorné et bien latin, que mieulx resembloit un gracchus, un ciceron ou un emilius du temps passé qu’un jouvenceau de ce siecle.
mais toute la contenence de gargantua fut qu’il se print à plorer comme une vache et se cachoit le visaige de son bonnet, et ne fut possible de tirer de luy une parolle non plus q’un pet d’un asne mort.
gargantua, c.xv
devamını gör...
geçinemiyorum diyen gebersin
az önce bir sokak röportajında denk geldiğim çomar dayı söylemi.
akp'li adam "geçinemiyorum diyen gebersin" dedi, genç kadından tokat gibi yanıt geldi:
"bir test kitabı 80-90 lira. 16 yıl boyunca okuyup markette kasiyer mi olacağım? adam allah diyor diye oy veriyorsunuz"
şu kadının yerinde ben olsaydım şu dayının ağzını burnunu kırardım.
buradan
akp'li adam "geçinemiyorum diyen gebersin" dedi, genç kadından tokat gibi yanıt geldi:
"bir test kitabı 80-90 lira. 16 yıl boyunca okuyup markette kasiyer mi olacağım? adam allah diyor diye oy veriyorsunuz"
şu kadının yerinde ben olsaydım şu dayının ağzını burnunu kırardım.
buradan
devamını gör...
türkiye'nin ürettikleri
küçük ev aletleri, fındık, incir, çekirdeksiz kuru üzüm, narenciye, insansız hava aracı, beyaz eşya, otomobil yan sanayi parçaları, tütün, çay ihracat bazında temel kalemler bunlar. bunun dışında marmara bölgesinde ayçiçeği ve zeytin, karadeniz'de mısır, iç anadolu da buğday,arpa doğu anadolu da çavdar,yulaf, küçük baş hayvan, güneydoğu anadolu da pamuk, antep fıstığı, akdeniz de turunçgiller, ege bölgesinde ise taze sebze başta olmak üzere zetin üzüm haşhaş incir ve tütün üretir. 27 çeşit maden bulunan türkiye de bor,krom ve demir de dünya sıralamasında ilk 10 da yer alır. bol miktarda linyit kömürü bulunması arazi oluşum dönemi ile ilgilidir. aynı zamanda var olup hiç dokunulmamış uranyum ve toryum madenleri de batı anadoluda bulunur. nükleer santraller aktif olunca kullanılması muhtemeldir. genel yapı itibari ile ülkemiz tarıma ve tarımsal hammaddeye bağlı sanayiye dayalı bir üretim içinde olduğu için ihracat gelirleri düşüktür. teknoloji ve makine üretimi olmadığı için bunları ithalat ile sağlar. bu nedenle dış ticarette sürekli açık verir. turizm gelirleri yüksek bir ülke olsa da dış ticaretteki açık nedeniyle bu gelirler çok anlam ifade etmez. yöresel olarak ve mevsimsel olarak halkın geciminde etkili olduğu yok sayılamaz. milli gelir dağılımında yatırım alanı arttirilacak öncelik sanayi olmalıdır. makinesini almanya'dan aldığın tekstil fabrikaları dünya markası olacak ürünler üretebilir. makine üretimi ile bu sektörden elde edilen kazanç artar. sonuç olarak var olan sanayi sistemini daha üst seviyeye çıkarmadan en açık haliyle konserve satıp uçak gemi almaya çalışırsak ekonominin iyi olmasını beklemek hayal olur.
devamını gör...
abdürrahim karakoç
abdurrahim karakoç halk şiirimizin büyük ustasıdır. türk halk şiir geleneğinin teknesinde yoğrulmuş, çağdaş bir hiciv – taşlama şairidir. milli hizmeti ve edebi değeri ile edebiyat tarihimizde yer edinmiştir. şiirlerine tamamen milli ve islami renkler hakimdi. edebiyat tarihimizde onun halef olduğu isimleri ararsak yunus emre’den başlayarak ve bilhassa dadaloğlu’nu unutmamamız gerekir. aşk ve tabiat şiirleriyle karacaoğlan’dan hiç geri değildir.
sıra dışı bir şairdi. bir duruşu ve çizgisi vardı. şiirleri sade, yalın ve vurucudur. keskin bir hiciv ve taşlama ustasıdır.
yakın dostu, değerli şairlerimizden ali akbaş “halk şiirimizde karakoç bir neoklasiktir.” günümüz hece şiirinin başöğretmenidir. abdurrahim karakoç en çok türkmen şairi dadaloğlu tavır ve tarzına sahip görülebilir. develili aşık seyrani hayranıydı. taşlamaları, sosyal hicivleri ile tanzimat dönemi’ne damgasını vurmuş, hak ve halk aşığı seyrani baba’yı güzelleme ve taşlamada kendine rehber olarak görürdü. seyrani baba’yla ilgili şunları söyler: “ama seyrani gibi olmaya can atıyordum. o yüzden binlerce osmanlıca terim, terkip öğrendim. gece gündüz kelime ezberledim. aruzla birkaç deneme de yaptım. fakat sonra anladım ki insan kendisi olmalı” mevlam rahmet eylesin. amin..
devamını gör...
biriyle aynı kitabı okumak
aynı zaman diliminde aynı dünyanın içerisinde dolaşmaktır. okurken de okuduktan sonra da o dünyayı kendi bakış açınla yorumlayabilmen ve başka bir bakış açısıyla görebilmeni sağlar. kitapla ilgili hislerin tazeyken kitapla ilgili tartışmak o kitaptan alacağınız en yüksek verimi almanızı sağlar. bence mükemmel bir aktivitedir.
devamını gör...
25 haziran 2023 genel seçimleri
doğum günüme gölge düşüreceğinden sinirlendiğim seçimler
devamını gör...
budala
en büyük yazarlardan biri olarak hatırlanan ve anılan dostoyevski'nin nefis romanıdır. roman 1869 yılında yayınlanmıştır.
kitap budalalık derecesine kadar saf bir insanın toplum ile olan ilişkisini anlatır. gerçek saflık ve gerçek iyiliğin nasıl bir şey olduğunu anlatıyor. bence dostoyevski bu romanında müthiş karakterler yaratmış. kurgudan bağımsız sadece karakterler bile bu romanı acayip bir yere taşıyor.
hemen hemen bütün dostoyevski romanlarını okuyan biri olarak bu kitap en iyi üç kitabından birisi. kesinlikle suç ve ceza, ecinniler kategorisinde bir kitap olmuş. bana birisi en keyif aldığın üç romanı hangisi diye bir soru sorsa bu üç kitabı rahatlıkla söylerim. budala çok güçlü ve üst bir kitap.
kitabı aldıktan baya sonra okudum. sürekli gözüm korkuyordu. bir arkadaşım kitap hakkında karakterler çok uzun sürekli karıştırdım demişti ve açıkçası gözüm korkmuştu. sonra okuyacak son kitabım budala kalınca bismillah deyip başladım. ilk başlarda kitabın içine hiç girememiştim. sonralarda karakterlere alıştım ve kitap muhteşem bir hale geldi. özellikle kitabın son düzlüğünü böğrümü tutarak okudum. karakterlerle iç içe hissettim kendimi ve okurken sürekli düşünme imkanı buldum. şu karakter şöyle şu karakter böyle gibi sorular sorarak kendimce analiz yaptım ve kitaptan aldığım keyif çoğaldı.
dostoyevski'nin insan hakkında gözlemleri ve analizleri her kitabında olduğu gibi çok başarılıydı. insan denen canlıyı harika analiz eden dostoyevski her karaktere birer özellik vermiş. en önemli karakter olan baş karakterimiz kusursuz bir insan. saflığın ve iyiliğin temsilcisi olarak romanda yer ediyor. dostoyevski bence kusursuz karakteri yaratmaya çalışmış. gerçek olamayacak kadar müthiş bir karakter. hatta bazen sinir olacağınız kadar saf ve iyi bir karakter.
ortada böyle bir karakter varken diğer karakterlerin psikolojileri ve alışkanlıkları çok önemli bir hale geliyor. dostoyevski bu işi de büyük bir ustalıkla yapıyor ve ortaya nefis bir eser çıkıyor.
spoiler veren alana geçmeden kesinlikle tavsiye ediyorum. mutlaka okunması gereken devasa keyif veren bir eser. aşağıya okuyacaklara kolaylık olsun diye karakterlerin isimlerini ve kim olduklarını yazacağım. *
kitapta iki harika kadının bir sürü seçenek varken mişkin'e aşık olma sebebi bence insanların saflığa ve masumluğa değer vermesi. dünyada eksikliğini hissettiğimiz bir olayı ve duyguyu dostoyevski mişkin üzerinden aktarıyor. iki harika kadın aynı kişiye aşık oluyor. sebebi budalalık değil, budalalığa varacak kadar saf ve masum birisi olması. kitapta geçen ve kült olmuş "dünyayı güzellik kurtaracak" söylemi bence bunu kast ediyor. mişkin'in güzel bir insan olması.
ayrıca kitabın sonu acayip çarpıcıydı. hiç böyle bir son beklemiyordum. son 100 sayfa için yazılmış bir 700 sayfa okudum ve o 700 sayfanın içinde karakterlerin tahlilleri, psikolojileri ve insan analizleri vardı. ayrıca dönemin rusya'sı ve dönemin inanışları çok güzel anlatılmış. nihilizm, ateizm, hristiyanlık, ve dönemin siyasi düşünceleri tartışmaya açık şekilde tartışılmış. sık sık rusya'ya alaycı şekilde göndermeler yapılmış. hoşuma gitti. tabii son olarak değinmek istediğim karakter ise ippolit terentyev karakteri. kitabı bir üst noktaya çıkaran nefis bir karakter. kendisinden hem nefret ettim hem de hak verdim. sonu gayet güzeldi ve keyifle okudum. tavsiye ederim.
adelaida ivanovna yepançina: generalin ortanca kızı.
afanasiy ivanoviç totskiy: zengin bir deyyus. nastasya filippovna'nın eski velinimeti.
aglaya ivanovna yepançina: generalin küçük kızı.
aleksandra ivanovna yepançina: generalin büyük kızı.
antip burdovskiy: bir tane abinin oğlu olduğunu iddia eden herif. çok önemli biri değil hikaye için bence.
ardalion aleksandroviç ivolgin: emekli general. varvara ve kolyanın babası.
ferdışçenko: ivolginlerin evinde yaşayan memur.
gavrila ardalionoviç ivolgin: general ivolgin'in oğludur kendisi.
general yepançin: aglaya'nın babası.
ippolit terentyev: kolyanın kankasıdır. önemli bir karakterdir.
ivan petroviç ptitsın: varvara'nın kocasıdır. tefecidir.
ivan petroviç: paslişçevin akrabası.
keller: emekli asker ve boksördür.
kolya ardalionovic ivolgin: generalin küçük oğlu.
lizaveta prokofyevna yepançina: generalin karısı. aglayanın anası.
lebedev: veranın babası.
nastasya filippovna: mışkın'ın sevgilisidir. en önemli karakterlerden birisidir sık sık karşınıza çıkar.
pavlişçev: mişkin'i evlat edinmiş zengin bir abidir.
ivolgina: varvara ve kolyanın annesi.
rogojin: milyoner bir adamın zengin oğludur.
prens lev nikolayeviç mişkın: evlatlık. prokofyevnanın uzaktan akrabası. önemli çok önemli bir karakterdir.
prens ş: pavloviçin akrabasıdır.
kitap budalalık derecesine kadar saf bir insanın toplum ile olan ilişkisini anlatır. gerçek saflık ve gerçek iyiliğin nasıl bir şey olduğunu anlatıyor. bence dostoyevski bu romanında müthiş karakterler yaratmış. kurgudan bağımsız sadece karakterler bile bu romanı acayip bir yere taşıyor.
hemen hemen bütün dostoyevski romanlarını okuyan biri olarak bu kitap en iyi üç kitabından birisi. kesinlikle suç ve ceza, ecinniler kategorisinde bir kitap olmuş. bana birisi en keyif aldığın üç romanı hangisi diye bir soru sorsa bu üç kitabı rahatlıkla söylerim. budala çok güçlü ve üst bir kitap.
kitabı aldıktan baya sonra okudum. sürekli gözüm korkuyordu. bir arkadaşım kitap hakkında karakterler çok uzun sürekli karıştırdım demişti ve açıkçası gözüm korkmuştu. sonra okuyacak son kitabım budala kalınca bismillah deyip başladım. ilk başlarda kitabın içine hiç girememiştim. sonralarda karakterlere alıştım ve kitap muhteşem bir hale geldi. özellikle kitabın son düzlüğünü böğrümü tutarak okudum. karakterlerle iç içe hissettim kendimi ve okurken sürekli düşünme imkanı buldum. şu karakter şöyle şu karakter böyle gibi sorular sorarak kendimce analiz yaptım ve kitaptan aldığım keyif çoğaldı.
dostoyevski'nin insan hakkında gözlemleri ve analizleri her kitabında olduğu gibi çok başarılıydı. insan denen canlıyı harika analiz eden dostoyevski her karaktere birer özellik vermiş. en önemli karakter olan baş karakterimiz kusursuz bir insan. saflığın ve iyiliğin temsilcisi olarak romanda yer ediyor. dostoyevski bence kusursuz karakteri yaratmaya çalışmış. gerçek olamayacak kadar müthiş bir karakter. hatta bazen sinir olacağınız kadar saf ve iyi bir karakter.
ortada böyle bir karakter varken diğer karakterlerin psikolojileri ve alışkanlıkları çok önemli bir hale geliyor. dostoyevski bu işi de büyük bir ustalıkla yapıyor ve ortaya nefis bir eser çıkıyor.
spoiler veren alana geçmeden kesinlikle tavsiye ediyorum. mutlaka okunması gereken devasa keyif veren bir eser. aşağıya okuyacaklara kolaylık olsun diye karakterlerin isimlerini ve kim olduklarını yazacağım. *
kitapta iki harika kadının bir sürü seçenek varken mişkin'e aşık olma sebebi bence insanların saflığa ve masumluğa değer vermesi. dünyada eksikliğini hissettiğimiz bir olayı ve duyguyu dostoyevski mişkin üzerinden aktarıyor. iki harika kadın aynı kişiye aşık oluyor. sebebi budalalık değil, budalalığa varacak kadar saf ve masum birisi olması. kitapta geçen ve kült olmuş "dünyayı güzellik kurtaracak" söylemi bence bunu kast ediyor. mişkin'in güzel bir insan olması.
ayrıca kitabın sonu acayip çarpıcıydı. hiç böyle bir son beklemiyordum. son 100 sayfa için yazılmış bir 700 sayfa okudum ve o 700 sayfanın içinde karakterlerin tahlilleri, psikolojileri ve insan analizleri vardı. ayrıca dönemin rusya'sı ve dönemin inanışları çok güzel anlatılmış. nihilizm, ateizm, hristiyanlık, ve dönemin siyasi düşünceleri tartışmaya açık şekilde tartışılmış. sık sık rusya'ya alaycı şekilde göndermeler yapılmış. hoşuma gitti. tabii son olarak değinmek istediğim karakter ise ippolit terentyev karakteri. kitabı bir üst noktaya çıkaran nefis bir karakter. kendisinden hem nefret ettim hem de hak verdim. sonu gayet güzeldi ve keyifle okudum. tavsiye ederim.
adelaida ivanovna yepançina: generalin ortanca kızı.
afanasiy ivanoviç totskiy: zengin bir deyyus. nastasya filippovna'nın eski velinimeti.
aglaya ivanovna yepançina: generalin küçük kızı.
aleksandra ivanovna yepançina: generalin büyük kızı.
antip burdovskiy: bir tane abinin oğlu olduğunu iddia eden herif. çok önemli biri değil hikaye için bence.
ardalion aleksandroviç ivolgin: emekli general. varvara ve kolyanın babası.
ferdışçenko: ivolginlerin evinde yaşayan memur.
gavrila ardalionoviç ivolgin: general ivolgin'in oğludur kendisi.
general yepançin: aglaya'nın babası.
ippolit terentyev: kolyanın kankasıdır. önemli bir karakterdir.
ivan petroviç ptitsın: varvara'nın kocasıdır. tefecidir.
ivan petroviç: paslişçevin akrabası.
keller: emekli asker ve boksördür.
kolya ardalionovic ivolgin: generalin küçük oğlu.
lizaveta prokofyevna yepançina: generalin karısı. aglayanın anası.
lebedev: veranın babası.
nastasya filippovna: mışkın'ın sevgilisidir. en önemli karakterlerden birisidir sık sık karşınıza çıkar.
pavlişçev: mişkin'i evlat edinmiş zengin bir abidir.
ivolgina: varvara ve kolyanın annesi.
rogojin: milyoner bir adamın zengin oğludur.
prens lev nikolayeviç mişkın: evlatlık. prokofyevnanın uzaktan akrabası. önemli çok önemli bir karakterdir.
prens ş: pavloviçin akrabasıdır.
devamını gör...
pencereden dışarı bak
baktım. sokak çocuk, genç dolu. herkes dışarda... ha bir de çok güzel güneş var. çiçekler açmış. her yer ağaç ve çiçek... hava da çok güzel.
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
hayatını yoluna koymak için başkalarından adım beklememem (beklememek) gerek. insan yaşadığı zamanın kıymetini bilmeli ve kendi çabasıyla her türlü zorlukla mücadele edebilmelidir.
devamını gör...
gerceklucifer
hocam bu nasıl bir nick seçimi ya? sısısıs
hakiki ulusoy gibi, hakiki mersin tantunicisi gibi, çok gülüyorum her gördüğümde.
hakiki ulusoy gibi, hakiki mersin tantunicisi gibi, çok gülüyorum her gördüğümde.
devamını gör...
patates kızartması
sarımsaklı yoğurtla efsane gittiğini yeni farkettiğim dünyanın en güzel besinlerinden
devamını gör...
siz öğrenci misiniz yoksa terörist mi
bende ona burdan sormak istiyorum o zaman.
siz siyasetçi misiniz, yoksa diktatör mü?
siz siyasetçi misiniz, yoksa diktatör mü?
devamını gör...
erdal kalın poe
edgar allan poe’nun ciddi ciddi reenkarnesi olduğunu düşünüyorum. kendisi de öyle düşünmüş olacak ki , nick olarak kendine uyarlamış.
bazı yazıları şiir gibi. düz yazı ama şiir gibi okuyorsun. hikayeleri yaratıcı. mizahı ise dahiyane.
meslek olarak da yazarlık yapıp yapmadığını bilmiyorum. ama eğer yapmıyorsa ciddi ciddi yapmasını tavsiye ediyorum.
bazı yazıları şiir gibi. düz yazı ama şiir gibi okuyorsun. hikayeleri yaratıcı. mizahı ise dahiyane.
meslek olarak da yazarlık yapıp yapmadığını bilmiyorum. ama eğer yapmıyorsa ciddi ciddi yapmasını tavsiye ediyorum.
devamını gör...
stresten uzak durmak
türkiye'de mümkün değildir.
devamını gör...
1. normal sözlük yazar moderatör çatışması
sonuna dek hak verdiğim bir serzeniştir. imla kuralları haricinde yazarın özgün fikirleri ve cümleleri ile oluşturduğu başlığa müdahale edilmesi bir nevi tiranlıktır. bugün ekşi'den virgülüne kadar değiştirmeden alınan başlıklar ötelenmiyorsa ve garipsenmiyorsa özgün açılan başlıkların sansüre uğraması, içeriğinin değiştirilmesi kabul edilemez.
(bkz: 23 aralık 2020 cem uzan'ın ‘bu tarz iktidarlar seçimle gitmezler’ açıklaması) başlığı
(bkz: 23 aralık 2020 cem uzan'ın açıklaması)'na dönüşmüştür.
tepki ise bu başlık altında dile getirlmiştir.
(bkz: bu tarz iktidarlar seçimle gitmezler başlığının cem uzan açıklamasına dönüşümü)
24.12.2020 güncel ekleme: başlık tekrar ilk haline (bkz: cem uzan'ın bu tarz iktidarlar seçimle gitmezler açıklaması) dönmüştür. moderasyona teşekkürler.
(bkz: 23 aralık 2020 cem uzan'ın ‘bu tarz iktidarlar seçimle gitmezler’ açıklaması) başlığı
(bkz: 23 aralık 2020 cem uzan'ın açıklaması)'na dönüşmüştür.
tepki ise bu başlık altında dile getirlmiştir.
(bkz: bu tarz iktidarlar seçimle gitmezler başlığının cem uzan açıklamasına dönüşümü)
24.12.2020 güncel ekleme: başlık tekrar ilk haline (bkz: cem uzan'ın bu tarz iktidarlar seçimle gitmezler açıklaması) dönmüştür. moderasyona teşekkürler.
devamını gör...
dorothy hodgkin
x ışını yardımıyla karmaşık biyolojik moleküllerin yapılarını incelemeye yarayan kristalografi yönteminin geliştiricisi, nobel ödüllü ingiliz biyokimyacı.
bugün dahi aynı şekliyle uygulanmakta olan x ışını kristalografisini kullanarak 1946 yılında penisilinin molekül yapısını tayin ederek antibiyotik tedavisinin önünü açmıştır. 1969 yılına gelindiğindeyse keşfettiği bu yöntem sayesinde insülin proteininin yapısını harita gibi ortaya sermiştir. sonrasında diyabetin tanı ve tedavisinde çığır açacak keşiflerin hazırlayıcısı olmuştur.
bugün dahi aynı şekliyle uygulanmakta olan x ışını kristalografisini kullanarak 1946 yılında penisilinin molekül yapısını tayin ederek antibiyotik tedavisinin önünü açmıştır. 1969 yılına gelindiğindeyse keşfettiği bu yöntem sayesinde insülin proteininin yapısını harita gibi ortaya sermiştir. sonrasında diyabetin tanı ve tedavisinde çığır açacak keşiflerin hazırlayıcısı olmuştur.
devamını gör...
kedi insanı vs köpek insanı
bu kedi köpek ayrımı yüzünden hayvan severleri ikiye böldünüz zalımlar. ikisi de candır. ikisinin de farklı ve güzel özellikleri vardır. her genelleme gibi yapılan genellemeler yanlışları da içinde barındırıyor. okuduğum kadarı ile kedilerin hepsini karakter sahibi ilkeli yaratıklar haline getirmişsiniz ki, duy da inanma derler adama.
siz karakterli köpeklerle karşılaşmamışsanız biz ne yapalım yani ? misal bizim bir tane kızımız var evlere şenlik. diyorum çıkayım bahçeye seveyim şu keratayı, havasında değilse hanım efendi poposunu bile kaldırmıyor. masmavi gözleri ile buz gibi bakıyor bana. ben biraz bahçede dolaştıktan sonra lütfederse yerinden kalkıyor, etrafımda geziniyor. sonra bir zahmet başını uzatıyor. ondan sonra gerisin geri yerine geri dönüyor. canı isterse de bahçeye çıkmamla birlikte üzerime atlıyor ve beni yere yıkma teşebbüsünde bulunuyor. ondan sonra vur patlasın çal oynasın. yani kedileri övdüğünüz özellikler bizim hanım kızımızda ziyadesi ile var. tabiri caizse burnundan kıl aldırmıyor. onu kandırmanın tek yolu, kendisi ile top oynamak. işte o zaman kendini durduramıyor. saniyesinde ayaklanıp, ortalığı duman ediyor. bunu da yine kendi keyfi istediği için yapıyor.
oğlumuzda karakter sahibidir lakin hanım kızımız kadar ehli keyif değil. ona da öldürseniz top oynatamıyorsunuz. biz hanım kızımızla top oynarken beyefendi yayılıyor bahçenin muhtelif yerlerine kaldırabilene aşk olsun. öyle her durumda kuyruk sallayıp yaltaklanma huyları yok yani.
birde kedi çetemiz var. bağımsız bir birlik gibi. arkada bizimkiler olduğu için ön bahçeyi mekan belliyorlar. çete lideri ''kötü kedi şerafettin''in vücut bulmuş haliydi. adını osman koymuşlar. bizde kendisine osman demeye devam ediyorduk. olmadık saatlerde camı tıklatır, haracını kesmeye gelir, biz ödemesini yaptıktan sonra ağır ağır bahçede dolanır sonra rahat hissettiği yere yatar şekerleme yapardı. bir trafik kazasında hayatını kaybetti. şimdilik çetenin liderliğini oğlu küçük osman aldı. hık demiş babasının burnundan düşmüş. aynı özellikler onda da var. lakin diğerleri osmangillerden çok farklı. bahçeye çıktığınız an ayaklarınıza dolanır, sürtünür ve gelecek mamayı beklerler yani tabiri caizse köpeklere ithaf edilen yaltaklanma eylemini gerçekleştirirler. tabi bu onları da sevmemizi engellemiyor.
ez cümle; her hayvanın kendine göre farklı karakteri var. ne tüm kediler kedi insanlarının söylediği gibi karakter sahibi ne de köpekler karaktersiz. ayrıca şunu da unutmayınız kedilerden ''hachiko'' ya da ''edinburglu boby'' gibi epik kahramanlar çıkmaz. kahramanlar genelde köpeklerden çıkar *
ayrıca sokakta yaşamak zorunda kalan dostlarımız arasındaki ayrıma tamamen karşıyım. zira onlar karınlarını doyurmak için ne yapsalar yeridir. sokakta yeterince zorluk yaşıyorlar zaten. ve sevgiye açlar. sırf sizi gördüğü için yanınıza kuyruk sallayarak yaklaşan bir köpek karaktersiz olmadığı gibi. hemen önünüzde yuvarlanmaya başlayan ve size türlü şebeklikler yapan kedilerde karaktersiz değildir. hepsinin sevgiye ve ilgiye ihtiyacı var o kadar.
tosbağa konusuna hiç girmeyelim, kalbinizi kırarım *
siz karakterli köpeklerle karşılaşmamışsanız biz ne yapalım yani ? misal bizim bir tane kızımız var evlere şenlik. diyorum çıkayım bahçeye seveyim şu keratayı, havasında değilse hanım efendi poposunu bile kaldırmıyor. masmavi gözleri ile buz gibi bakıyor bana. ben biraz bahçede dolaştıktan sonra lütfederse yerinden kalkıyor, etrafımda geziniyor. sonra bir zahmet başını uzatıyor. ondan sonra gerisin geri yerine geri dönüyor. canı isterse de bahçeye çıkmamla birlikte üzerime atlıyor ve beni yere yıkma teşebbüsünde bulunuyor. ondan sonra vur patlasın çal oynasın. yani kedileri övdüğünüz özellikler bizim hanım kızımızda ziyadesi ile var. tabiri caizse burnundan kıl aldırmıyor. onu kandırmanın tek yolu, kendisi ile top oynamak. işte o zaman kendini durduramıyor. saniyesinde ayaklanıp, ortalığı duman ediyor. bunu da yine kendi keyfi istediği için yapıyor.
oğlumuzda karakter sahibidir lakin hanım kızımız kadar ehli keyif değil. ona da öldürseniz top oynatamıyorsunuz. biz hanım kızımızla top oynarken beyefendi yayılıyor bahçenin muhtelif yerlerine kaldırabilene aşk olsun. öyle her durumda kuyruk sallayıp yaltaklanma huyları yok yani.
birde kedi çetemiz var. bağımsız bir birlik gibi. arkada bizimkiler olduğu için ön bahçeyi mekan belliyorlar. çete lideri ''kötü kedi şerafettin''in vücut bulmuş haliydi. adını osman koymuşlar. bizde kendisine osman demeye devam ediyorduk. olmadık saatlerde camı tıklatır, haracını kesmeye gelir, biz ödemesini yaptıktan sonra ağır ağır bahçede dolanır sonra rahat hissettiği yere yatar şekerleme yapardı. bir trafik kazasında hayatını kaybetti. şimdilik çetenin liderliğini oğlu küçük osman aldı. hık demiş babasının burnundan düşmüş. aynı özellikler onda da var. lakin diğerleri osmangillerden çok farklı. bahçeye çıktığınız an ayaklarınıza dolanır, sürtünür ve gelecek mamayı beklerler yani tabiri caizse köpeklere ithaf edilen yaltaklanma eylemini gerçekleştirirler. tabi bu onları da sevmemizi engellemiyor.
ez cümle; her hayvanın kendine göre farklı karakteri var. ne tüm kediler kedi insanlarının söylediği gibi karakter sahibi ne de köpekler karaktersiz. ayrıca şunu da unutmayınız kedilerden ''hachiko'' ya da ''edinburglu boby'' gibi epik kahramanlar çıkmaz. kahramanlar genelde köpeklerden çıkar *
ayrıca sokakta yaşamak zorunda kalan dostlarımız arasındaki ayrıma tamamen karşıyım. zira onlar karınlarını doyurmak için ne yapsalar yeridir. sokakta yeterince zorluk yaşıyorlar zaten. ve sevgiye açlar. sırf sizi gördüğü için yanınıza kuyruk sallayarak yaklaşan bir köpek karaktersiz olmadığı gibi. hemen önünüzde yuvarlanmaya başlayan ve size türlü şebeklikler yapan kedilerde karaktersiz değildir. hepsinin sevgiye ve ilgiye ihtiyacı var o kadar.
tosbağa konusuna hiç girmeyelim, kalbinizi kırarım *
devamını gör...
franz kafka
"herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor.''
-dönüşüm-
-dönüşüm-
devamını gör...
spontane radyo yayını
devamını gör...
şu ana kadar yaptığınız en saçma şey
6. sınıftaydım. o zamanlar da bts'in yeni yeni hayranıydım. 1 sene ya olmuştu ya olmamıştı. kitaplarım hep bts'le kaplıydı. bi kız "ezik betese , ezik betese" diyip duruyordu. tabi o zamanlar aşırı ergendim. "betese değil bities!" diye kıza bağırmıştım. şimdi betese diyenlere pek takılmıyorum. kız inatla "betese" demeye devam ediyordu. ertesi gün eczaneden bayıltma ilacı almıştım. teyzemin eczanesi vardı. o kızı lavaboda bayıltıp bi güzel dövmüştüm. bir de bizim lavaboların anahtarları çıkıyordu. onu lavaboya kilitleyip anahtarı saklamıştım. sonrasında ne oldu, nasıl kurtuldu bilmiyorum. disipline gitmemiştim.
devamını gör...