yazarların google nick araştırma sonucu
araştırdım ve şok oldum. ilk başta sevinmiştim 3. sırada kafa sözlük yazar profilim çıkıyor diye. ama bilin bakalım ilk sırada ne var.

evet sanırım benim gibi sizin de aklınıza ilk bu resim gelmedi. bu garip karakter world of warcraft adlı bir oyundaki karaktermiş. ben de yeni öğrendim, sanırım gladyatörmüş. adı da mortaks. tabii nickimi bu karakterden almadım* ama bir üzülmedim değil dostlar. hayır en azından şöyle asil, güzel bir savaşçı olsaydı keşke. bu karakteri hiç beğenemedim maalesef*.

evet sanırım benim gibi sizin de aklınıza ilk bu resim gelmedi. bu garip karakter world of warcraft adlı bir oyundaki karaktermiş. ben de yeni öğrendim, sanırım gladyatörmüş. adı da mortaks. tabii nickimi bu karakterden almadım* ama bir üzülmedim değil dostlar. hayır en azından şöyle asil, güzel bir savaşçı olsaydı keşke. bu karakteri hiç beğenemedim maalesef*.
devamını gör...
beşiktaş
2020-2021 sezonunun ilk derbi mağlubiyetini ligin 40. haftasında galatasaray'a karşı almış olan, sezonu şampiyon olarak tamamlayacak takım.
fanatiklik ciddi anlamda insanların gözlerini köreltiyor. at gözlüğü takmanın yanı sıra ahlaksızlık kisvelerini de takım elbise görüntüsünde kuşanmalarına sebep oluyor.
sezon başını bir hatırlayın bakalım. şampiyonluk yarışında beşiktaş'ın adı bile geçmiyordu. fenerbahçe uçanı kaçanı öpüyor. galatasaray kaçamayanı yakalıyordu. ligin 6. haftasında beşiktaş düşme potasındaydı. spor otoriteleri ve çok bilmiş zevat beşiktaş'ın bu kadrosu ile ilk beş içinde bile yer alamayacağını buyuruyor, sergen yalçın'ın yakın zamanda istifa edeceğinden dem vuruluyordu.
peki ne oldu? dalga geçilen, yerin dibine sokulan takım. son iki hafta öncesi ciddi bütçelerle kurulan rakiplerinin halen önünde. beşiktaş'ın galatasaray mağlubiyetini aklıselim beşiktaşlıların çoğu bekliyordu zaten. o yüzden beşiktaş-hatay maçı çok önemliydi. beşiktaş'ın şampiyonluk maçı da o maçtı. eğer o maçta bir kaza olsaydı, o zaman işler değişirdi. lakin o maçla birlikte fişi çekmiş olan beşiktaş cebindeki bir mağlubiyet hakkını güzelce ve yerinde kullandı. galatasaray maçında 1 puanı kurtarsaydı iyi olur muydu? elbette olurdu.
lakin maçı izleyenler görmüştür ki; beşiktaş hamle oyuncusu olarak kulübeden dorukhan, necip ve rıdvanı oyuna sokabildi. öyle dar bir rotasyondan bahsediyoruz. işte bu yoklukta halen rakipleri beşiktaş'ın puan kaybını beklemek zorunda ise değmesin kimse beşiktaşlıların keyfine. alemin bir akıllısı sizsiniz zaten. sanıyorsunuz ki, sergen yalçın bunun olacağını bilmiyordu. sanıyorsunuz ki, beşiktaş panikleyecek. yok öyle bir dünya. bu durumun şifreleri de sergen'in hatay maçı sonrasında verdiği röportaj da saklı. muhabirin şampiyonluk sorusuna verdiği cevapta şöyle diyordu; ''önümüzdeki 3 maçta 4 puan alıp şampiyon olacağız.'' adam bütün maçlarımızı kazanacağız, şöyle ezeceğiz, böylece yeneceğiz demiyor. bize 4 puan yetiyor diyor. önümüzdeki 3 maçta da onu almaya çalışacağız diyor. adam gerçekçi. hayal kurmuyor. bazıları gibi hayal satmıyor (!)
sergen'in hesabı karagümrük galibiyeti sonrası göztepe maçına cebinde beraberlik avantajı ile çıkmak. kuvvetle muhtemelde böyle olacak. zira bu sezon içerisinde gördük ki, rakipler ellerini ovuşturmaya, beşiktaş yandı bitti kül oldu şarkıları söylemeye başladığında beşiktaş her seferinde güçlü bir oyunla rakiplerine cevap verdi. halen bundan ders çıkarmamış olanlar var ki, bu da enteresan.
bir kaç çift lafta yeni yetme beşiktaş taraftarlarına etmek lazım; pandemi süreci vesaire yüzünden belki dolmabahçe'den stada kadar tezahüratlarla yürüme imkanınız olmadı. köy içinde marşlara türkülere eşlik edemediniz. belki de canlı olarak hiç beşiktaş maçı izleme fırsatınız olmadı. o yüzden beşiktaşlılığı internet ortamında rakip taraftarların yaptıklarının aynısını yapmak zannediyor ve onlar gibi abidik gubidik tepkiler veriyorsunuz. bu yüzden size kızmıyoruz ama içinize biraz ruh üflemek lazım. hemen enseyi karartıp başkaları gibi timsah yürüyüşüne özenmeyin derim.
ez cümle; beşiktaş'ın bu sezonu şampiyon olarak tamamlayacağını düşünüyorum ki, saydığım sebeplerden ötürü de sergen'in ve takımın başardığı şey azımsanacak bir şey olmayacak. adam çoklarına göre çer çöp kadrodan şampiyon çıkarmak üzere. şapkadan tavşan çıkarmak tam olarak bu oluyor. rakip takımlara da bu durumda havuç suyu, havuç suyu diye söylenmek düşer.
ha futbol bu, hiç ihtimal vermiyorum ama olmuşla-ölmüş bir araya gelir beşiktaş şampiyonluğu kaybeder. bu durumda da rakipleri tebrik eder, önümüze bakarız. ama yine altını çiziyorum bu ancak büyük bir futbol mucizesi ile olur. futbolun tanrılarının sahaya inmesi lazım.
bir ufak iliştirme de sevgili trolümüze yapayım. meşiktaş, emişbahçe, yemişsaray yazmanız bu camiaların büyüklüğüne halel getirmez. olsa olsa sizin hazımsızlığınızın bir göstergesidir. bu sebeple ne diyoruz;
siyah ulan!
fanatiklik ciddi anlamda insanların gözlerini köreltiyor. at gözlüğü takmanın yanı sıra ahlaksızlık kisvelerini de takım elbise görüntüsünde kuşanmalarına sebep oluyor.
sezon başını bir hatırlayın bakalım. şampiyonluk yarışında beşiktaş'ın adı bile geçmiyordu. fenerbahçe uçanı kaçanı öpüyor. galatasaray kaçamayanı yakalıyordu. ligin 6. haftasında beşiktaş düşme potasındaydı. spor otoriteleri ve çok bilmiş zevat beşiktaş'ın bu kadrosu ile ilk beş içinde bile yer alamayacağını buyuruyor, sergen yalçın'ın yakın zamanda istifa edeceğinden dem vuruluyordu.
peki ne oldu? dalga geçilen, yerin dibine sokulan takım. son iki hafta öncesi ciddi bütçelerle kurulan rakiplerinin halen önünde. beşiktaş'ın galatasaray mağlubiyetini aklıselim beşiktaşlıların çoğu bekliyordu zaten. o yüzden beşiktaş-hatay maçı çok önemliydi. beşiktaş'ın şampiyonluk maçı da o maçtı. eğer o maçta bir kaza olsaydı, o zaman işler değişirdi. lakin o maçla birlikte fişi çekmiş olan beşiktaş cebindeki bir mağlubiyet hakkını güzelce ve yerinde kullandı. galatasaray maçında 1 puanı kurtarsaydı iyi olur muydu? elbette olurdu.
lakin maçı izleyenler görmüştür ki; beşiktaş hamle oyuncusu olarak kulübeden dorukhan, necip ve rıdvanı oyuna sokabildi. öyle dar bir rotasyondan bahsediyoruz. işte bu yoklukta halen rakipleri beşiktaş'ın puan kaybını beklemek zorunda ise değmesin kimse beşiktaşlıların keyfine. alemin bir akıllısı sizsiniz zaten. sanıyorsunuz ki, sergen yalçın bunun olacağını bilmiyordu. sanıyorsunuz ki, beşiktaş panikleyecek. yok öyle bir dünya. bu durumun şifreleri de sergen'in hatay maçı sonrasında verdiği röportaj da saklı. muhabirin şampiyonluk sorusuna verdiği cevapta şöyle diyordu; ''önümüzdeki 3 maçta 4 puan alıp şampiyon olacağız.'' adam bütün maçlarımızı kazanacağız, şöyle ezeceğiz, böylece yeneceğiz demiyor. bize 4 puan yetiyor diyor. önümüzdeki 3 maçta da onu almaya çalışacağız diyor. adam gerçekçi. hayal kurmuyor. bazıları gibi hayal satmıyor (!)
sergen'in hesabı karagümrük galibiyeti sonrası göztepe maçına cebinde beraberlik avantajı ile çıkmak. kuvvetle muhtemelde böyle olacak. zira bu sezon içerisinde gördük ki, rakipler ellerini ovuşturmaya, beşiktaş yandı bitti kül oldu şarkıları söylemeye başladığında beşiktaş her seferinde güçlü bir oyunla rakiplerine cevap verdi. halen bundan ders çıkarmamış olanlar var ki, bu da enteresan.
bir kaç çift lafta yeni yetme beşiktaş taraftarlarına etmek lazım; pandemi süreci vesaire yüzünden belki dolmabahçe'den stada kadar tezahüratlarla yürüme imkanınız olmadı. köy içinde marşlara türkülere eşlik edemediniz. belki de canlı olarak hiç beşiktaş maçı izleme fırsatınız olmadı. o yüzden beşiktaşlılığı internet ortamında rakip taraftarların yaptıklarının aynısını yapmak zannediyor ve onlar gibi abidik gubidik tepkiler veriyorsunuz. bu yüzden size kızmıyoruz ama içinize biraz ruh üflemek lazım. hemen enseyi karartıp başkaları gibi timsah yürüyüşüne özenmeyin derim.
ez cümle; beşiktaş'ın bu sezonu şampiyon olarak tamamlayacağını düşünüyorum ki, saydığım sebeplerden ötürü de sergen'in ve takımın başardığı şey azımsanacak bir şey olmayacak. adam çoklarına göre çer çöp kadrodan şampiyon çıkarmak üzere. şapkadan tavşan çıkarmak tam olarak bu oluyor. rakip takımlara da bu durumda havuç suyu, havuç suyu diye söylenmek düşer.
ha futbol bu, hiç ihtimal vermiyorum ama olmuşla-ölmüş bir araya gelir beşiktaş şampiyonluğu kaybeder. bu durumda da rakipleri tebrik eder, önümüze bakarız. ama yine altını çiziyorum bu ancak büyük bir futbol mucizesi ile olur. futbolun tanrılarının sahaya inmesi lazım.
bir ufak iliştirme de sevgili trolümüze yapayım. meşiktaş, emişbahçe, yemişsaray yazmanız bu camiaların büyüklüğüne halel getirmez. olsa olsa sizin hazımsızlığınızın bir göstergesidir. bu sebeple ne diyoruz;
siyah ulan!
devamını gör...
azra gülendam haytaoğlu
orman yangınları başladığında kayıp haberi dolanan üniversiteli genç kız. bugün cesedi bulunmuş.
üniversiteli kıza evinde tecavüz edip boğarak öldüren ve banyoda 5 parçaya ayırıp valizle ormana gömen emlakçı mustafa murat ayhan gözaltına alındı.
buradan
buradan
türkiye kadınların mezarıdır. allah kahretsin.
üniversiteli kıza evinde tecavüz edip boğarak öldüren ve banyoda 5 parçaya ayırıp valizle ormana gömen emlakçı mustafa murat ayhan gözaltına alındı.
buradan
buradan
türkiye kadınların mezarıdır. allah kahretsin.
devamını gör...
unutkanlık
her insanın bazı şeyleri, özellikle kısa süreli belleğe attığı şeyleri, unutması doğaldır.
nedir bu kısa süreliği belleğimize attığımız şeyler?
- telefonumuza gelen kodu hatırlama süremiz
- belli kelime dizesini hatırlama süremiz
- bir şiirin birkaç dizesini hafızamızda tutmamız...
bunlar kısa süreli hafızada oldukları için kolayca unutulabilir. tabii ne kadar sıklıkla düşünürsek veya tekrarlarsak, bu, uzun süreli belleğe aktarılacağından, telefon numaramızı ezbere bilmemiz gibi, unutmanın da önüne geçmiş olur.
tabii ki unutkanlık bununla sınırlı kalmaz. stres, depresyon, travma sonrası, yaşa bağlı ya da uykusuzluktan dolayı da insanlar unutkanlık yaşayabilir. travma sonrası unutkanlığı ele alacak olursak, kişinin kendine acı veren olaya dair şeyleri belleğinin karanlık yerlerine atması, hatırlamaması durumu. hatırlayınca acı çekecek, savunma mekanizması gibi bile görülebilir bu durum.
stresten oluşan unutkanlık için örnek vermek hiç de zor değil, 21. yüzyıl türkiye stresinde yaşayıp unutkanlık çekmeyen yoktur bence*
bunların dışında, b12 eksikliği gibi faktörler de unutkanlık yapar. her şeye kolay ulaşmamız ve hazıra alışmamız da aynı şekilde.
nedir bu kısa süreliği belleğimize attığımız şeyler?
- telefonumuza gelen kodu hatırlama süremiz
- belli kelime dizesini hatırlama süremiz
- bir şiirin birkaç dizesini hafızamızda tutmamız...
bunlar kısa süreli hafızada oldukları için kolayca unutulabilir. tabii ne kadar sıklıkla düşünürsek veya tekrarlarsak, bu, uzun süreli belleğe aktarılacağından, telefon numaramızı ezbere bilmemiz gibi, unutmanın da önüne geçmiş olur.
tabii ki unutkanlık bununla sınırlı kalmaz. stres, depresyon, travma sonrası, yaşa bağlı ya da uykusuzluktan dolayı da insanlar unutkanlık yaşayabilir. travma sonrası unutkanlığı ele alacak olursak, kişinin kendine acı veren olaya dair şeyleri belleğinin karanlık yerlerine atması, hatırlamaması durumu. hatırlayınca acı çekecek, savunma mekanizması gibi bile görülebilir bu durum.
stresten oluşan unutkanlık için örnek vermek hiç de zor değil, 21. yüzyıl türkiye stresinde yaşayıp unutkanlık çekmeyen yoktur bence*
bunların dışında, b12 eksikliği gibi faktörler de unutkanlık yapar. her şeye kolay ulaşmamız ve hazıra alışmamız da aynı şekilde.
devamını gör...
the doors
1965 yılında kurulan grubun ismi william blake tarafından vaftiz edilmiş: ''evrende bildiğimiz ve bilmediğimiz şeyler var ve ikisinin arasında kapılar... (doors)'' ve grubun adı bu sayede ''the doors'' konmuş. yani; bilinen ve bilinmeyen arasındaki kapı... aldous huxley'in ''algının kapıları'' (doors of perception) da şahitlerden biri imiş. grubu kurduklarında jim romalı bir mum gibi olmak istediğini söylemiş, parlak bir ışık yayıp - kaybolmak...
the doors dünyadaki bir numaralı rock grubu olur ve jim morrison 27 yaşında aniden ölür. ya da romalı bir mum gibi kaybolur.
the doors dünyadaki bir numaralı rock grubu olur ve jim morrison 27 yaşında aniden ölür. ya da romalı bir mum gibi kaybolur.
devamını gör...
her şeyin şakası yapılır mı sorunsalı
yapılır ama, muhatap olduğunuz kişiye, gruba veya topluma bağlıdır. eğer şakanızdan karşıda ki kişi de hoşlanıyor ise sıkıntı yoktur ama karşınızda ki kişinin kültürüyle veya hassas olduğu bir konuya değinirseniz ya da tabir-i caizse, geniş mezhebli biri değil ise sonuçları kötü olacaktır. kısaca, tamamıyla karşınızda bulunan kişinin durumuna göre değişir.
devamını gör...
tutankamonun laneti
yaptığı paylaşımlarıyla genel kültür alanımıza doğrudan ya da dolaylı yaptığı katkıdan dolayı kendisine teşekkürlerimi sunduğum sempatik yazardır. tanımlarını dikkatle ve özenle okumaya başlarken, zıpır profil fotosu gözümün önüne geliyor ve gülümseyerek bitiriyorum okumalarımı da. yazmaya devam, takibe devam…
devamını gör...
estonya'nın cumhurbaşkanı adayının olmaması
bugun estonya meclisinde 5 yil gorev suresi dolan cumhurbaskaninin yenisinin secilmesi gerekiyor fakat ortada aday yok. tum meclis mevcut baskanin gorevine devam etmesinden yana. fakat kanunen mevcut baskan tekrar aday olamiyor.
haber linki
haber linki
devamını gör...
sözlükte beğenmeye değer yazı bulamamak
yazıyı bulamayan yazarın sorunu kendinde araması gereken durum.
17 oy ve 3 fav alan mutfaktaki sarı bez entrysi başlığı açıldıktan sonra ilgili tanımın beğenme sayısı 33 favori sayısı 11'e yükselmiştir. bu tanımdan sonra da bir miktar artacağı varsayılabilir. dolayısıyla "sarı bez" başlığına yazıp bu kadar beğeni alabileceğin başka bir platform yoktur sanırım. o yüzden tatava yapmadan beğenip geçmek en mantıklısı. *
17 oy ve 3 fav alan mutfaktaki sarı bez entrysi başlığı açıldıktan sonra ilgili tanımın beğenme sayısı 33 favori sayısı 11'e yükselmiştir. bu tanımdan sonra da bir miktar artacağı varsayılabilir. dolayısıyla "sarı bez" başlığına yazıp bu kadar beğeni alabileceğin başka bir platform yoktur sanırım. o yüzden tatava yapmadan beğenip geçmek en mantıklısı. *
devamını gör...
oğuz atay
1934 kastamonu doğumlu, 43 yaşında beyin tümörü nedeniyle hayatını kaybetmiş olan yazar, mühendis.
post-modern türde eserler vermiştir. ayrıca ödüllü yazar füruzan da teyzesinin kızıdır.
ressam olmak ister,resim dersleri alır ancak babası resmin karın doyurmayacağını söyleyerek bu bahsi kapatır.
oğuz atay’ın içinde ukde olarak kalan ressamlık arzusu da yıllar sonra tutunamayanlar romanının karakteri selim’in ağzından açığa çıkar: “üç çeşit meslek varmış: mühendislik, doktorluk, bir de hukukçuluk. ben ressam olmak istiyordum. babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.”
post-modern türde eserler vermiştir. ayrıca ödüllü yazar füruzan da teyzesinin kızıdır.
ressam olmak ister,resim dersleri alır ancak babası resmin karın doyurmayacağını söyleyerek bu bahsi kapatır.
oğuz atay’ın içinde ukde olarak kalan ressamlık arzusu da yıllar sonra tutunamayanlar romanının karakteri selim’in ağzından açığa çıkar: “üç çeşit meslek varmış: mühendislik, doktorluk, bir de hukukçuluk. ben ressam olmak istiyordum. babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.”
devamını gör...
amok koşucusu
"söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz."
kitabın ismini aldığı amok hastalığı, genelde orta asya'da ve yaygın olarak malezya'da görülen bir psikiyatrik hastalıktır. bir cinnet hali olarak da tanımlayabileceğiz bu hastalık, malezya halk dilinde "mengamok", dünyada ise "running amok" olarak bilinir. malezya dilinde kelime anlamı olarak, gözü kara, cani, hiddetli, öldüren anlamlarına gelir. bu hastalığın görüldüğü bireylerin neredeyse tamamı, yaralayıcı bir alet ile başkalarına zarar vermeleri veya öldürmeleri ile teşhis edilir. hastalığın ismi de burdan gelir. hasta geçirmiş olduğu cinnet hali ile, durmadan koşar, önüne çıkan kişilere zarar verir veya öldürür ta ki kendisini de bitkin düşene kadar. bu koşunun sonunda söyledikleri şey de genelde "gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum." olur.
stefan zweig ise bu durumu kitabında şöyle açıklıyor:
"amok’un ne olduğunu biliyor musunuz?
-"işte amok... evet amok, şöyle oluyor: bir malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... köylerdeki insanlar bu amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... o gelirken uyarmak için ‘amok! amok!’ diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..."
stefan zweig bu hastalığı metafor olarak kullandığı bu çarpıcı öyküsünün merkezine bir doktoru ve bir kadını alır. kendisinden yardım isteyen bir hastasını, sırf önyargıları nedeniyle reddeden bir doktorun daha sonrasında yaşamış olduğu vicdan azabını konu alıyor kitap. doktor bu noktada adeta bir amok koşucusuna dönüşmektedir. tek istediği, kadını bulup tedavi edip içindeki pişmanlığı gidermektir. kitapta küçük bir önyargının aslında bir kişinin hayatını nasıl da değiştirdiğine yazarın harika üslubu ile tanıklık ediyoruz. kitabın dili oldukça sürükleyici ki bir oturuşta bitirebilirsiniz. üzerine düşünerek okunup satır aralarındaki mesajların dikkate alınması gereken harika bir stefan zweig eseri.
kitabın ismini aldığı amok hastalığı, genelde orta asya'da ve yaygın olarak malezya'da görülen bir psikiyatrik hastalıktır. bir cinnet hali olarak da tanımlayabileceğiz bu hastalık, malezya halk dilinde "mengamok", dünyada ise "running amok" olarak bilinir. malezya dilinde kelime anlamı olarak, gözü kara, cani, hiddetli, öldüren anlamlarına gelir. bu hastalığın görüldüğü bireylerin neredeyse tamamı, yaralayıcı bir alet ile başkalarına zarar vermeleri veya öldürmeleri ile teşhis edilir. hastalığın ismi de burdan gelir. hasta geçirmiş olduğu cinnet hali ile, durmadan koşar, önüne çıkan kişilere zarar verir veya öldürür ta ki kendisini de bitkin düşene kadar. bu koşunun sonunda söyledikleri şey de genelde "gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum." olur.
stefan zweig ise bu durumu kitabında şöyle açıklıyor:
"amok’un ne olduğunu biliyor musunuz?
-"işte amok... evet amok, şöyle oluyor: bir malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... köylerdeki insanlar bu amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... o gelirken uyarmak için ‘amok! amok!’ diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..."
stefan zweig bu hastalığı metafor olarak kullandığı bu çarpıcı öyküsünün merkezine bir doktoru ve bir kadını alır. kendisinden yardım isteyen bir hastasını, sırf önyargıları nedeniyle reddeden bir doktorun daha sonrasında yaşamış olduğu vicdan azabını konu alıyor kitap. doktor bu noktada adeta bir amok koşucusuna dönüşmektedir. tek istediği, kadını bulup tedavi edip içindeki pişmanlığı gidermektir. kitapta küçük bir önyargının aslında bir kişinin hayatını nasıl da değiştirdiğine yazarın harika üslubu ile tanıklık ediyoruz. kitabın dili oldukça sürükleyici ki bir oturuşta bitirebilirsiniz. üzerine düşünerek okunup satır aralarındaki mesajların dikkate alınması gereken harika bir stefan zweig eseri.
devamını gör...
hayvan sahiplenirken cins istemek
sözüm ona hayvan dostlarınca çok sık yapılan eylemdir.
kedi sahiplenmek istiyorum ama scotish olsun. köpek sahiplenmek istiyorum ama golden olsun gibi salakça tavırlardır hatta donanım haber ölücülüğü bile bundan kat be kat onurludur çünkü amaçlarını bilirsin ama bu "hayvan dostları" tam bir şerefsizdir gidip sokaktan bir kedi ve köpeği sahiplensene dediğinde "onlar para etmiyor" diyemezler.
kedi sahiplenmek istiyorum ama scotish olsun. köpek sahiplenmek istiyorum ama golden olsun gibi salakça tavırlardır hatta donanım haber ölücülüğü bile bundan kat be kat onurludur çünkü amaçlarını bilirsin ama bu "hayvan dostları" tam bir şerefsizdir gidip sokaktan bir kedi ve köpeği sahiplensene dediğinde "onlar para etmiyor" diyemezler.
devamını gör...
iron maiden
heavy metal türünü en iyi icra eden dedeler. geçen instagram'da gördüm, bruce iyice saçı sakalı uzatmış, homelesslara dönmüş.
devamını gör...
katı meyve sıkacağı
hem otomatik hem de manuel olan iki çeşidi mevcut olan meyve sıkacağıdır.
açıkçası otomatk olanını pek tercih etmem, manuel candır.
açıkçası otomatk olanını pek tercih etmem, manuel candır.
devamını gör...
tek gecelik manitayla gezerken hızla yapılan para hesabı
eve gidene kadar gocertmis kadınla da seks yapma mümkünse.. her işin bir adabı var dostum.. ya kadını iyi seçeceksin ya da para hesabı yapmayacaksın.. fakir gibi düşünüp zengin gibi yiyemezsin..
devamını gör...




