sevgili değildir o , sevgili olsa duramazsın .
devamını gör...

bir kadın düşünün, dört büyük şair arasında paylaşılmayan. böyle bir kadını kıskanmamak elde değil. cemal süreya'nın, turgut uyar'ın, edip cansever'in dizelerinde ruhunuz olduğunu hissedin. tomris uyar'ın yerinde olmak istemez miydiniz?
"zamanı durdurdum yüreğimde
sensiz geçtiği için
akrep yelkonava küskündür
şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür
bil ki akrep yelkovanı geçerse
atan bu yüreğim durur
bırak bozuk kalsın, hiç değilse
bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur."
devamını gör...

çelişkiler hiyerarşisini doğru biçimde anlatmaya çalışan ve işçi sınıfının gözünden çekilen netflix dizisi. doğrusu netflix ve işçi sınıfı kelimeleri pek bir ironik durdu da o bu başlığın konusu değil.


nevzat evrim önal'ın dizi hakkındaki yorumu da fazlasıyla kayda değer.


squid game'in bence en ağır sahnesi içerideki oyunlardan hiçbiri değil. daha en başta, metroda on tane tokat yedikten sonra bir tane atmak istediğinde eline para sıkıştırıldığı sahne. işçi sınıfının her bedeli bedeniyle, burjuvazinin ise parasıyla ödemesi, bunun yüze çarpılması.


ilgili yorum

nevzat evrim önal'ın diziyle ilgili yazısı
devamını gör...

çocuklarını yamyamlara emanet eden ailelerdir bu gibi vahşetlerin sorumlusu.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ankara
devamını gör...

maalesef benimdir. küçükken her günlük tutma girişimimde o kağıdı ne kadar bir yerlere tıkıştırsam saklasam da, annemin eninde sonunda ben uyurken günlüğü bulup okuması ve akabinde ertesi gün okuduğunu belli etmesi sonucu günlük tutmaktan aşırı soğudum. yazmaya/çizmeye, şiire, edebiyata, kitaplara oldukça meraklı ve bol bol kitap okuyan bir çocuktum. dolayısıyla günlük yazmak da oldukça hoşuma giden bir aktiviteydi ancak hal böyle olunca birkaç denemeden sonra soğudum ve yazmayı bıraktım. eğer ki bunu okuyan anne babalar varsa lütfen çocuğunuzun günlüklerini okumayın, okuduysanız da bari belli etmeyin. insanın oldukça şevkini kıran bir durum ne yazık ki.
devamını gör...

ismi en dirençli insanı bile zedeleyen illet.bazen yakalandım mı diye düşünsem de farklı bir şey çıkıyor.yarın bugün başıma gelirse de pek şaşırmam.elbette herkesten uzak olsun temennim ama günümüz koşullarında ne mümkün.
devamını gör...

gartic.io/055vh7zT

yoldaşla içerdeyiz. 30 kişi olunca başlatıyoruz.
edit: arkadaşlar mahlaslarınızla gelin, sonucun resmini de paylaşabiliriz.
edit 2: uykusuz, haklıyım, hi my i run içerisi şampiyonlar ligi.
devamını gör...

teslim olmak insanin ruhuna aykiri bir durum. ınsani icten bitirir, ruhunu kemirir, silik, amacsiz sadece nefes alan ama yasamayan bir canli haline donusturur...
ben 20'li yaslarimi teslim olarak gecirdim diyebilirim. savasmaya luzum gormedim. konforlu alanimdan cikmaya korktum, huzurumun bozulmasindan endiselendim. dahasi kar-zarar iliskisi kurarak yapacagim savasin aleyhime sonuclanacagini dusundum. gunun sonunda da kendime donup baktigimda kolunu kaldirmaya bile usenen bir benle karsilastim ve tabii ki sonrasi kocaman bir "keske" ... lafi baglayacak olursak kesinlikle savasmak lazim. kendimizi bulabilmemiz icin, bir seyleri elde edebilmemiz icin yine bir seylerden fedakarlik yapmak zorundayız korkarak, oldugu yerde sayarak insan ne pişer, ne dolu dolu yaşadim der, ne de geceleri ortaya cikan o keskeleri susturabilir. birde nedendir bilmiyorum ama yapilan eylemin keşkesinden cok, korkarak vazgecilenlerin keşkeleri insanin canini daha cok acitiyor.
devamını gör...

şan ve şöhret içinde büyümüş, dünyayı kılıçla fethetmiş ve adım attığı yerlere, mümkün mertebe adaleti de götürmüş bir ülke vardı; osmanlı devleti. ilk başlarda o devirde, anadolu’da kurulmuş beyliklere nazaran daha zayıf ve çelimsiz görünmesine rağmen kısa zamanda zeki yöneticilerin kurnaz politikalarıyla gelişme sağlamış, diğerlerinin üstüne egemenliğini oturtmuştu. gel zaman git zaman içinde de, dünyaya hükmeden bir imparatorluk olup, tarihe yön vermişlerdi.

osmanlı’nın bir dünya devleti olmasında en büyük etken, kuşkusuz ülkeyi yönetenlerdi. akıllı savaş taktikleri ve politikalarla topraklarını genişlettiler sürekli, ta ki kanuni sultan süleyman’a kadar. onun başında da bir hürrem sultan vardı, o da bu şan şöhretin yıkılmasını minik de olsa etkiledi zaten.

yönetici kimliklerinin yanında, elbette ki özel hayatları da vardı sultanların. kimi çok iyi bir şair, kimi çok iyi birer müzisyen olan, kimiyse ressam olmaya heveslenmiş, sanata yönelen padişahlardı. fakat dünyanın en zenginisiniz ve güzel sanatlarla ömür geçmez haliyle.

kılıçların ve dinin, müziklerin ve resimlerin yanında, padişahların bir de haremleri var idi.

aslında haremlerin, anlatıldığından biraz farklı olduğunu söylemek yalan olmaz. çünkü en başta ‘’harem-i humayun’’ , sarayın üç büyük bölümünden biri olup, harem ve enderun’u bünyesine almış bir eğitim kurumu vazifesi görüyordu. dikiş nakış işlerden tutun da, saraya bayan görevli yetiştirilmesine kadar geniş bir vizyonu vardı.

tabi bu, padişahların ve cariyelerin arasında yaşananları hiçbir zaman reddedecek bir şey değil. dış basında, özellikle avrupa’da, padişahların cariyeleri yerlerde süründürerek yanına getirttiği falan yazar. ‘’romantik’’ padişahlarımız böyle bir şey yapmadılar elbette. önce, beğendikleri cariyeye hediye gönderirlerdi. bu bir takı yahut işlemeli bir vazo olabilirdi. padişahın gönlünden ne koparsa! bu hediye de, diğer cariyelerin de bulunduğu ortak bir salonda açılırdı. çoğu mest tabi.

eğer cariye, hediyeyi beğenip de, teşekkür maksatlı padişaha kek yapıp götürmek için odasına çıkarsa, bu da padişahı davet anlamına gelirdi. fanteziye bakın siz; cariyenin odasını basan bir padişah!

her konuda stil sahibi olan osmanlı, cinsellikte bile yeni bir oluşum yaratmış. biliyorsunuz ne olursa, kim olursa olsun ‘’ayıp’’ o zaman da vardı. bu hediye-davet sistemi ise açıkça bu ayıbı örtmek için, ‘’kuralına uydurmak’’ için düşünüp kurulmuş bir ‘’alış-verişe’’ benziyordu.



her erkeğin hayalidir aslında, sık duyarsınız bunu.

‘’ah ulan, bir haremim olsa var ya!’’ ya da ‘’zengin olunca harem kurucam mınnakoyiim’’ dillerden pek düşmez.

fakat zamane erkekleri, o geleneği yaşatabilir mi acaba, o güzellikte ve kibarlıkta icra edebilirler mi; bilinmez. kalp kırmadan, kadının kendisini fahişe gibi hissetmeden sevişip mutlu olabileceği başka bir sistem daha gelir mi, bir çağ daha yaşar mıyız, o da meçhul.

aynı şekilde, şu hediye işi için naz yapan kadınlar da ayrı bir sınıf oluştururdu herhalde. pelinsu'nun hediyesi, selen’inkinden güzel misali…

hediye düşkünü kadınların seslerini duyabiliyorum.

‘’bir padişah kadar olamadın sevişilinebilizite!’’



p.s. her ne kadar hoş gösterme minvalinde seyretmiş olsa da, erkek haremi, o hareme düşen kadın için cehennemdir.
devamını gör...

futbol ile alakasi olmayanlarin bile taniyip bildigi, profesor lakapli eski futbolcu.
devamını gör...

internet bağlantımdan şüphe etmeme sebep oldu bu durum. akış değişmiyor zaman sanki geçmiyor gibi*
devamını gör...

senaryolarında, dergi köşelerinde yazdıklarında, kitaplarında anlattıklarında, kullandığı dilde, ettiği beddua ve küfürlerde, aktarmak istediklerini anlatırken yaptığı şakalarda buram buram 90’lar kokusu aldığım ve çok fazla sevdiğim bir kalem burak aksak...

bu kitap da içinde yukarıda saydıklarımı fazlasıyla barındıran, onlarca mini öykü ve denemelerden oluşan bir öykü kitabı...

yermek için söylemiyorum fakat çıkaracağı işlerin hemen arefesinde; anlamsız bir ‘popüler kültür uğrunda yitirir miyiz’ endişesi taşıyorum.

nitekim, bu kitabında da endişelerimin yersiz olmadığını gördüğümü üzülerek belirtmek isterim.

burak aksak’ın mizahını seviyorum. gerçekten çok seviyorum.

dolandırmadan bodoslama konuya dalışını da seviyorum, absürt ve alışılagelenin çok dışında kurgusunu da...

lakin bu kitap biraz şey koktu burnuma okurken:

yazmış olmak için yazmış..

içinde çok beğendiğim hikayeler de var elbet. sizlerin de beğeneceğini öngörüyorum. lakin bazıları gerçekten okurken; “keşke yazmasaydın be abicim...” dedirtmedi desem yalan olur.

kitap kötü değil.

ama iyi de değil.

kitabın kalınlığına aldanmayın çünkü gayet büyük puntolarla basılmış.

illa ki yüreğinizde bir kaç yere dokunacak bir kaç satır barındırıyor içinde. bunu rahatlıkla söyleyebilirim ama;

kurban olayım burak hoca,

zorlamayla olmuyor işte sen de farkındasın, biliyorum.

yazasın yoksa yazma n’olur.

çünkü çok belli oluyor...

yine de meraklıları okuduğuna pişman olmayacaktır.
devamını gör...

azıcık aklı olan ve türkiye'deki yönetenlerin anlayışını bilen herkes yeni fakültelerin neden kurulduğunu biliyor. bölünme olayına gerek olacağını sanmıyorum. bunun asıl amacının rant meselesi olması muhtemel. 5'li çetenin boğaziçi arazisine göz diktiği gibi bir söylenti var. oradaki imar kararlarını onaylayacak bir üniversite yönetimi gerekiyor tabii. şimdi hızlıca yeni fakültelere hocalar alınacak, ardından yeni fakültelerdeki hocalar üniversite senatosunda görevlendirelecekler. tipik ülke manzaraları işte. artık yolsuzluk yöntemlerine o kadar aşinayız ki her adımları öngörülebilir oluyor.
devamını gör...

tanım: sözlükte sadece z neslinden yazarlar olsaydı girilmesi muhtemel başlıklar.
örnek: (bkz: cellat 36) veya diğer tiktokurlar hakkında başlık.
(bkz: yazarların en sevdiği tiktokerlar)
(bkz: yazarların en sevdiği youtuberlar)
(bkz: gay çiftli dizi önerileri)

(not: arkadaşlar ben z neslinden biriyim. bu başlığı açma sebebim z nesliyle alakalı bilinen klasikleşmiş şakaları birbirimizle paylaşmaktı, aklı beş karış havada yaşıtlarımı mizahi bir dille eleştirmekti. her jenerasyonun insanlarının ayrı sıkıntıları, aklı beş karış insanları bulunur. bu çok normal. y neslinden insanların yaptığı utanç verici şeyler de var, x neslinden insanların da. bunlarla eğlenmenin bir sıkıntısı olduğunu düşünmemiştim, kırdığım kim varsa özür dilerim. z neslinden olan ben z neslinden olan arkadaşımla konuşurken kendi jenerasyonumdaki bazı insanların yaptığı komik şeylerden bahsederken bu fikir geldi aklıma, beraber gülmemiz için de açtım. kimseyi küçük görmek gibi bir niyetim yoktu, olamaz da. bir açıklama yapmayı düşünmüyordum ancak çok yanlış anlaşıldığımı düşünüyorum. siz yine de kusuruma bakmayın. dediğimin arkasında durmayıp başlığı silmem ikiyüzlülük olur, bu nedenle tutuyorum. başlığı açarken beni güldüren şeyler de hala beni güldürüyor. değişen bir şey yok. sadece kendimi açıklamak istedim.)
devamını gör...

o yüzden arkadaşlarla buluştuğumuzda evli olanlar erken kalkınca “oo tabi yenge hanım kızar” diye klişe şakalar yapıyoruz.
devamını gör...

"bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok seneletinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu farkedince insan hayatının ürkütücü hicligini düşünür ve yeis içinde kalırdım."
"yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: dünyada neler gördünüz' dese herhalde verecek cevap bulamayız. koşmaktan görmeye vaktimiz mi oluyor?...
... doğru değil mi ama? su dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?"
daha birçok alıntı ve söz yazabilirim buraya ama ne yazmakla biter, ne de okumakla. şimdilik bu kadar yeter dostlar. sabahattin ali'yi okuyun, okutun.
devamını gör...

araçları kağıt helva gibi dayanıklıydı oysa ki .
devamını gör...

xviii. ve xix. yüzyıllarda yaygın olarak kullanılmış bir yelkenli gemi türüdür. iki adet direğe sahip bu gemi çeşidinin pruva kısmına yakın ön direği sübye armalı iken, arkada kalan ana direği ise kabasorta armalı yelkenlere sahip idi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ingilizcede kısaca "brig" de denen bu gemi türü hızlı, süratli ve yüksek manevra kabiliyetine sahip olması sebebiyle ufak çaplı tüccarlar tarafından sıkça tercih edilmekte idi. ayrıca olası bir korsan gemi saldırısına karşı benzerleri olan şalupa (sloop) veya uskuna (schoner) tarzı gemilere kıyasla daha dayanıklı ve donanımlı gemi olması idi.

ancak, brig gemilerinin bu özelliği aynı şekilde korsanların da ilgisini çekmekte idi ve korsanlar arasında da oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktaydı. 10-18 arasında topa sahip bu gemiler nispeten küçük boylu olması sebebiyle sığ sularda da rahatlıkla gidebilmekte ve olası bir baskına karşı korsan gemilerine hızlıca kaçma şansı veriyordu. ki bu, kalyon, fırkateyn ve man of war (ya da man-o'-war) tarzı devasa savaş gemilerinin sahip olmadığı bir özellik idi. bu özelliklerinin yanında, keşif seferleri için oldukça kullanışlı bir gemi olması bakımından, brig'lerin ortalama bir tayfanın hemen hemen tüm beklentilerini karşılayabilecek bir gemi türü olduğu söylenebilir. keza, charles darwin'in meşhur keşif gemisi olan hms beagle de bir brigantin idi.
devamını gör...

şuraya annemin lif ipiyle oynarken modelin üstünde uyuya kalan bir adet kedi bırakalım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gece bayağı bayağı alıştı bize. bizde ona. o bizim içinde bety yok. cokcok eh işte bir seviyor bir dövüyor. casper alışkın tabi üstüne kedi gelmesine onun keyfi parçalı bulutlu.

neysem bizim evin halleri hep kedili. bizden iyisi yok yani.
öptüm şekerler.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim