ilkokulda statü göstergesi olan şeyler
48'li monami pastel boya.
devamını gör...
normal sözlük’teki bilgilendirici tanım fetişizmi
güzide sözlüğümüzün güzide ordinaryuslarında... ayyy pardon yazarlarında bolca bulunan fetişizm. herkes tutturmuş kendi istediği gibi olsun, olmayınca da başlıyor bi' yaftalama, karalama, linçleme. vay efendim şu yazar şöyle bilgisiz, bu böyle gündemden uzak bir ergen, yok efendim şu gereksiz çünkü hep troll yazıyor, hebele hübele (insan olmadan troll olmaya kalkanlar bu sözden müstesna). ulan sana ne yaprak demek istiyorum ama diyemiyorum. ortamlarda 'aman hepimiz kardeşiz, yok farklılıklara şöyle açığız da böyle renkliyiz' diyenler mesele tanım ve başlıklara gelince bir kasıntı oluyor nedense, ilginç. söylemleriyle tavırlarını tutturmak zor meziyettir kabul ediyorum; lakin bunu beceremiyorsan da ahkam kesmezsin ortalıkta.
işbu entry sözlükte uta buka yargı dağıtıp her şeyin kendi istediği gibi olmasını bekleyen bütün çakma ordinaryuslaradır. kendi kendine bilgi yazan yazarlar bundan müstesnadır zira kendilerini zaten keyifle okumaktayız.
rahat bırakın kardeşim, insanları rahat bırakın. kimse sizin gibi ve sizin istediğiniz gibi olmak zorunda değil. kalabalık bir ortamdaysan bunun farkına var ve farklılıklara nasıl yaklaşman gerektiğini öğren, öğrenmediysen de yaygara çıkarıp huzur kaçırma.
işbu entry sözlükte uta buka yargı dağıtıp her şeyin kendi istediği gibi olmasını bekleyen bütün çakma ordinaryuslaradır. kendi kendine bilgi yazan yazarlar bundan müstesnadır zira kendilerini zaten keyifle okumaktayız.
rahat bırakın kardeşim, insanları rahat bırakın. kimse sizin gibi ve sizin istediğiniz gibi olmak zorunda değil. kalabalık bir ortamdaysan bunun farkına var ve farklılıklara nasıl yaklaşman gerektiğini öğren, öğrenmediysen de yaygara çıkarıp huzur kaçırma.
devamını gör...
askerliğin kadınlara da zorunlu olması gerekliliği
madem eşitlik.. her yerde, her alanda eşitlik olsun.
devamını gör...
normal sözlük'ün siyasi çizgisi
neden her şeyin içinde siyaset olmak zorunda. kimseyi ilgilendirmez kimsenin düşüncesi görüşü. bahsedilen konu da bana göre bir tercih, inanç ve inanca saygı. bu bir siyasi görüş bildirmek zorunluluğu olmamalı.
açıkcası sözlükte yazma sebeplerimden biri de budur. siyasi ya da dini görüş kimseyi ilgilendirmemeli. şurda iki sohbet edip, yaşanan gerginliklerden uzaklaşmak için varız.
talep çok olduğu için yapılmış ama bence sorgulanmaması gereken bir durum. isteyen istediğine inansın, bizlere saygı duymak düşer. sözlüğün yaptığı da bu inanana saygı duymak. görüş bildirme zorunluluğu yoktur. iki yönetici arasında bile görüş ayrılığı muhakkak vardır siyası ve dini olarak. bu bizi bağlar mı ? hayır bağlamaz.
açıkcası sözlükte yazma sebeplerimden biri de budur. siyasi ya da dini görüş kimseyi ilgilendirmemeli. şurda iki sohbet edip, yaşanan gerginliklerden uzaklaşmak için varız.
talep çok olduğu için yapılmış ama bence sorgulanmaması gereken bir durum. isteyen istediğine inansın, bizlere saygı duymak düşer. sözlüğün yaptığı da bu inanana saygı duymak. görüş bildirme zorunluluğu yoktur. iki yönetici arasında bile görüş ayrılığı muhakkak vardır siyası ve dini olarak. bu bizi bağlar mı ? hayır bağlamaz.
devamını gör...
turunculandırmak
dört ay sonra birinin aklına gelen eylem. bakalım ahali bu işe ne diyecek. ben beğendim.
ıyyyh onlara mı benzicezz diyenler de çıkabilir tabi.
edit: portakal atmak kullanılıyordu evet. nedense benimseyememiştim. kafama portakal atabilirsiniz.
ıyyyh onlara mı benzicezz diyenler de çıkabilir tabi.
edit: portakal atmak kullanılıyordu evet. nedense benimseyememiştim. kafama portakal atabilirsiniz.
devamını gör...
hasan can kaya
gülmek entelektüel birikim ister. hayatla ilgili artık fikir üretebilecek kadar deneyim sahibi olduğunuzda, küfürlü konuşan biri size komik gelmez. birini aşağılayarak hakkında ileri geri konuşmak ve herkesin içinde küçük düşürmek de bunu yapan insanı komik değil seviyesiz yapar.
bizim çoğu insanımız her konuda olduğu gibi söz konusu güldürü/stand-up olunca da hep en düşük seviyeyi, en kolayına gelenini ve en kendine benzeyeni tercih etmiştir. bu arkadaşın programını çevremden bir iki kişi önerince, daha izlemeden öneren kişilerin profillerinden dolayı neyle karşılaşacağımı az çok tahmin etmiştim. izleyince yanılmadığımı gördüm.
ben kimseye ona gülme al buna gül diye tavsiyede bulunacak birisi değilim. ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim, herkes anladığı şeye güler.
bizim çoğu insanımız her konuda olduğu gibi söz konusu güldürü/stand-up olunca da hep en düşük seviyeyi, en kolayına gelenini ve en kendine benzeyeni tercih etmiştir. bu arkadaşın programını çevremden bir iki kişi önerince, daha izlemeden öneren kişilerin profillerinden dolayı neyle karşılaşacağımı az çok tahmin etmiştim. izleyince yanılmadığımı gördüm.
ben kimseye ona gülme al buna gül diye tavsiyede bulunacak birisi değilim. ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim, herkes anladığı şeye güler.
devamını gör...
annelerin tehdit cümleleri
akşam baban gelsin bak neler oluyo.
devamını gör...
gülme krizi
gülmek çoğu zaman depresyonu baskılayan bir maske görevi görmekte hatta mutsuz olan insanların daha çok güldüğü tespit edilen bilgiler arasında yerini almaktadır. kişilerin mutsuzluk ve çökkün ruh haline karşı geliştirdiği bir savunma mekanizması olan bu istemsiz gülme bazen psikolojik bozukluğu ifade edebilir.aşırı neşe ve enerji hali ya da tam tersi dibe çökme, mutsuzluk ve kendi içine kapanma hali olarak 2 farklı şekilde yaşandığı ancak kişiler arasında da bu belirtilerin farklılık gösterdiği ifade edilmektedir.
devamını gör...
kadınların öz saygısı var mıdır
soldan soldan akıp giden başlıkları birbiri ardına okuyunca ortaya çıkan saçma sapan durumdur:
(bkz: müslüman kadınların özsaygısı var mıdır sorunsalı)
(bkz: ateist olan kadının özsaygısı var mı sorunsalı)
(bkz: yahudi kadının özsaygısı var mıdır sorunsalı)
(bkz: budist kadının özsaygısı var mıdır sorunsalı)
biraz daha devam ederse saçmalığın dozu artacaktır.
(bkz: müslüman kadınların özsaygısı var mıdır sorunsalı)
(bkz: ateist olan kadının özsaygısı var mı sorunsalı)
(bkz: yahudi kadının özsaygısı var mıdır sorunsalı)
(bkz: budist kadının özsaygısı var mıdır sorunsalı)
biraz daha devam ederse saçmalığın dozu artacaktır.
devamını gör...
yabancı
tanım romanın analizi olmasından mütevellit ağır derecede spoiler içermektedir.
albert camus'nun 1942 yılında yayınlanan ilk ve en ünlü romanı. sanılanın aksine varoluşçu bir eser değildir, absürt edebiyatının ilk örneklerinden biridir.
okuması gayet kolay olan bir roman olsa da, gerçek anlamda anlaması basit değildir çünkü olan olaylar üzerine birçok farklı bakış açısıyla, birçok farklı çıkarımda bulunmak mümkün.
romandaki en bariz fikir, muhtemelen insanın varoluşunun absürtlüğü. absürt edebiyatının ana fikirlerinden birisi insanın varoluşunun, insan hayatının koşullarının absürtlüğüdür. yani insan, varoluşunu, varoluş koşullarını anlayabilecek kapasitede değildir. bir örnekle açıklarsak: en kolay örnek ölümdür. ölüm, insanın gerçek anlamda kavrayabildiği bir konsept değil. insan, bir taraftan ölümün hiç gelmeyeceğini düşünür, diğer taraftan da bir şekilde sonsuza kadar yaşayacağını düşünür (bkz: din). varoluşun absürtlüğü de bu nokta da giriyor. tek bir insanın varoluşu, hayatı bir bakıma anlamsızdır. bir insanın hayatı sahip olabileceği en önemli şey ve hayat, bir insanın deneyimleyebileceği en uzun olay. ancak tek bir insanın hayatı, bütün dünya (hatta günümüzde evren) ile karşılaştırıldığında anlamsız, ufak. hepimiz birkaç jenerasyona unutulup gitmiş olacağız. bir insanın hayatına yüklediği anlam ile bir insan hayatının evrensel anlamı arasındaki ilişki absürt yani bir tutuşmazlık var.
romanın başkarakteri, meursault da burada işe dahil oluyor. roman, bir ölümle başlayıp bir ölümle bitiyor. kitapın dönüm noktasında ise yine bir ölüm var. lakin meursault, ne annesinin ölümünü, ne öldürdüğü arabın ölümünü, ne de kendi ölümünü ciddiye alıyor. ciddiye almamak tam doğru kelime değil aslına bakarsanız; meursault, kitaptaki bütün ölümlerin karşısında kayıtsız, umursamaz. lakin romandaki üç ölüm de, meursault'nun hayatını derinden etkiliyor. sonuç olarak, romanda insan hayatına iki farklı bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz: birincisi, meursault'nun bakış açısı, ki bu insan hayatının doğadaki yerine benzer. meursault, bütün roman boyunca dış etkenlerden çok etkileniyor. annesinin ölümünde, arabı öldürdüğünde ya da mahkeme salonunda havanın sıcaklığı meursault'nun düşünmesine bile engel oluyor. meursault, devamlı dış faktörlerden etkilenen güdülerinin farkında yani meursault, bir bakıma, doğa ve çevre ile harmoni içerisinde. insan hayatına bir diğer bakış açısı ise okuyucunun ve meursault'nun arkadaşlarının olaylara bakış açısı.
iki bakış açısı arasındaki fark nedir diye sorarsanız cevabı aslında tanımın en başında verdim: insanın hayata bakış açısı ile insan hayatının dünyadaki yeri arasında bir tutuşmazlık var. toplum ve doğa birbiri ile zıt düşüyor bir bakıma. lakin yabancı'yı ilk okuduğumdan beri aklımda bir soru var: yabancı kim? bu soruya ilk cevabınız meursault olacaktır. meursault, topluma yabancı. lakin meursault, çevresine yabancı değil, doğaya yabancı değil. aksine, doğanın bir yansıması gibi hareket ediyor. her harekete, hisleri çevresel faktörlerin bir sonucu bir bakıma. diğer taraftan, meursault'nun dışındaki karakterler, toplumun normlarına yabancı olmasalar da, kendi çevrelerine yabancılar. meursault'nun annesinin cenazesinde, annesinin huzurevinden bir arkadaşı da katılır ve bu karaktere, meursault'nun mahkemesi sırasında meursault'nun annesinin cenazesi sırasında ağlayıp ağlamadığı sorulur. adam, cenazede çok ağladığını ve ağlamaktan hiçbir şey göremediğini söyler. bu etki, romanın meursault'nun gözünden anlatılması ile daha da güçlü hale geliyor çünkü meursault'nun gözünden yabancı olan kendisi değil, olamaz da.
aynı zamanda, camus insan hayatının absürtlüğüne de değinmekte. meursault'nun, romanın başından sonuna kadar başına gelen bütün olaylar şans eseri ve kendi içinde mantıklıymış gibi gözükse dahi saçma. meursault'yu cinayete sürükleyen olaylar silsilesi tümüyle şans eseri ve öldürdüğü kişi de kendisiyle hiçbir alakası olmayan biri. hatta meursault'nun gözünde o kadar yabancı ki, ismi bile yok: "arap" denilip geçiliyor. meursault'nun mahkemesi ise tam bir saçmalık. meursault, annesinin cenazesinde nasıl davrandığının üzerine yargılanıyor. işlediği cinayetle hiçbir alakası yok olmamasına rağmen. meursault, bir bakıma iyi bir evlat olarak görülmediği için idama mahkum ediliyor. toplumun normlarına yabancı, oluşu meursault'yu suçlu yapıyor, arabı öldürmesi değil.
albert camus'nun 1942 yılında yayınlanan ilk ve en ünlü romanı. sanılanın aksine varoluşçu bir eser değildir, absürt edebiyatının ilk örneklerinden biridir.
okuması gayet kolay olan bir roman olsa da, gerçek anlamda anlaması basit değildir çünkü olan olaylar üzerine birçok farklı bakış açısıyla, birçok farklı çıkarımda bulunmak mümkün.
romandaki en bariz fikir, muhtemelen insanın varoluşunun absürtlüğü. absürt edebiyatının ana fikirlerinden birisi insanın varoluşunun, insan hayatının koşullarının absürtlüğüdür. yani insan, varoluşunu, varoluş koşullarını anlayabilecek kapasitede değildir. bir örnekle açıklarsak: en kolay örnek ölümdür. ölüm, insanın gerçek anlamda kavrayabildiği bir konsept değil. insan, bir taraftan ölümün hiç gelmeyeceğini düşünür, diğer taraftan da bir şekilde sonsuza kadar yaşayacağını düşünür (bkz: din). varoluşun absürtlüğü de bu nokta da giriyor. tek bir insanın varoluşu, hayatı bir bakıma anlamsızdır. bir insanın hayatı sahip olabileceği en önemli şey ve hayat, bir insanın deneyimleyebileceği en uzun olay. ancak tek bir insanın hayatı, bütün dünya (hatta günümüzde evren) ile karşılaştırıldığında anlamsız, ufak. hepimiz birkaç jenerasyona unutulup gitmiş olacağız. bir insanın hayatına yüklediği anlam ile bir insan hayatının evrensel anlamı arasındaki ilişki absürt yani bir tutuşmazlık var.
romanın başkarakteri, meursault da burada işe dahil oluyor. roman, bir ölümle başlayıp bir ölümle bitiyor. kitapın dönüm noktasında ise yine bir ölüm var. lakin meursault, ne annesinin ölümünü, ne öldürdüğü arabın ölümünü, ne de kendi ölümünü ciddiye alıyor. ciddiye almamak tam doğru kelime değil aslına bakarsanız; meursault, kitaptaki bütün ölümlerin karşısında kayıtsız, umursamaz. lakin romandaki üç ölüm de, meursault'nun hayatını derinden etkiliyor. sonuç olarak, romanda insan hayatına iki farklı bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz: birincisi, meursault'nun bakış açısı, ki bu insan hayatının doğadaki yerine benzer. meursault, bütün roman boyunca dış etkenlerden çok etkileniyor. annesinin ölümünde, arabı öldürdüğünde ya da mahkeme salonunda havanın sıcaklığı meursault'nun düşünmesine bile engel oluyor. meursault, devamlı dış faktörlerden etkilenen güdülerinin farkında yani meursault, bir bakıma, doğa ve çevre ile harmoni içerisinde. insan hayatına bir diğer bakış açısı ise okuyucunun ve meursault'nun arkadaşlarının olaylara bakış açısı.
iki bakış açısı arasındaki fark nedir diye sorarsanız cevabı aslında tanımın en başında verdim: insanın hayata bakış açısı ile insan hayatının dünyadaki yeri arasında bir tutuşmazlık var. toplum ve doğa birbiri ile zıt düşüyor bir bakıma. lakin yabancı'yı ilk okuduğumdan beri aklımda bir soru var: yabancı kim? bu soruya ilk cevabınız meursault olacaktır. meursault, topluma yabancı. lakin meursault, çevresine yabancı değil, doğaya yabancı değil. aksine, doğanın bir yansıması gibi hareket ediyor. her harekete, hisleri çevresel faktörlerin bir sonucu bir bakıma. diğer taraftan, meursault'nun dışındaki karakterler, toplumun normlarına yabancı olmasalar da, kendi çevrelerine yabancılar. meursault'nun annesinin cenazesinde, annesinin huzurevinden bir arkadaşı da katılır ve bu karaktere, meursault'nun mahkemesi sırasında meursault'nun annesinin cenazesi sırasında ağlayıp ağlamadığı sorulur. adam, cenazede çok ağladığını ve ağlamaktan hiçbir şey göremediğini söyler. bu etki, romanın meursault'nun gözünden anlatılması ile daha da güçlü hale geliyor çünkü meursault'nun gözünden yabancı olan kendisi değil, olamaz da.
aynı zamanda, camus insan hayatının absürtlüğüne de değinmekte. meursault'nun, romanın başından sonuna kadar başına gelen bütün olaylar şans eseri ve kendi içinde mantıklıymış gibi gözükse dahi saçma. meursault'yu cinayete sürükleyen olaylar silsilesi tümüyle şans eseri ve öldürdüğü kişi de kendisiyle hiçbir alakası olmayan biri. hatta meursault'nun gözünde o kadar yabancı ki, ismi bile yok: "arap" denilip geçiliyor. meursault'nun mahkemesi ise tam bir saçmalık. meursault, annesinin cenazesinde nasıl davrandığının üzerine yargılanıyor. işlediği cinayetle hiçbir alakası yok olmamasına rağmen. meursault, bir bakıma iyi bir evlat olarak görülmediği için idama mahkum ediliyor. toplumun normlarına yabancı, oluşu meursault'yu suçlu yapıyor, arabı öldürmesi değil.
devamını gör...
açılan başlığın tutmaması
orda bir başlık var bir profilde. yorumlanmasa da, tutmasa da o başlık bizim başlığımızdır.
devamını gör...
32 yaş sendromu
sendromsuz nazsız niyazsız gidecem bu dünyadan.
ne çocukluk sendromum oldu ne ergenlik ne de 32 yaş.
pazartesi sendromum bile yok.
hayat size güzel.
her dakka sendrom icat et dur.
ne çocukluk sendromum oldu ne ergenlik ne de 32 yaş.
pazartesi sendromum bile yok.
hayat size güzel.
her dakka sendrom icat et dur.
devamını gör...
bilerek reklamlara tıklayan yazar
benim. sözlük reklam alır almaz bu hareketi yapacağım.
adam gibi adamım. ben gibi üç beş yazar bilerek reklamlara tıklasa. adblock kapatsa bu devran döner.
adam gibi adamım. ben gibi üç beş yazar bilerek reklamlara tıklasa. adblock kapatsa bu devran döner.
devamını gör...
mr. nobody
kısa film tadında 2009 yapımı hoş bir van dormael filmi. filmde yapılan en ufak bir seçimin hayatımızda nasıl değişikliklere yol açabileceği anlatılıyor. bu yünden az da olsa butterfly effect e benziyor.
ama yönetmen kalitesi ayrımı koyuyor. bünyesinden üç farklı film çıkarabilecek bir senaryoya sahip. müzik ve oyunculuklar çok başarılı. film her anlamıyla izlemeye değer. ama gereksiz sahneler filmi yaklaşık iki buçuk saate çekmiş ve 14 yaşındaki ergen çocukların sevişme sahnelerini izlemek zorunda bırakılıyorsunuz.
ama yönetmen kalitesi ayrımı koyuyor. bünyesinden üç farklı film çıkarabilecek bir senaryoya sahip. müzik ve oyunculuklar çok başarılı. film her anlamıyla izlemeye değer. ama gereksiz sahneler filmi yaklaşık iki buçuk saate çekmiş ve 14 yaşındaki ergen çocukların sevişme sahnelerini izlemek zorunda bırakılıyorsunuz.
devamını gör...
z kuşağının sözlüklerin kalitesini düşürmesi
devamını gör...
otobüste giderken uyuyakalıp ineceği durağı kaçırmak
daha kötüsü uyanık olunduğu halde durak kaçırmaktır.
devamını gör...
sorgu meleğine öyle bir şey söyle ki seni cennete alsın
cehennemde yer kalmamış, boşalana kadar burada beklememizi söylediler.
devamını gör...
bugün benim doğum günüm insanı
devamını gör...
madalyalı yazarlar özelliğinin gelmesi
biz bu sözlüğe sadece mahlasımızla geldik.
devamını gör...

