otuz yaşında hala ailesiyle yaşayan tip
ailesine arkasını dönmemiş "tip"tir. ayrıca sensindir tip. arkadaşları ile goy goyda yapar. canın istediğini de yapar. ama bilir ki o yanında olmak istemediği anne baba zamanı gelince hiç olmayacaklar ve o tip onları çok özleyecek o yüzden hala vakit varken az çok beraber zaman geçiren" tip"tir.
devamını gör...
de bağlacını doğru yazamayan yazar
benimdir.
doğru yazamam hiçbir zaman da öğrenmeye çalışmadım.
kafama göre yazdım geçtim doğru oldu veya olmadı bilmiyorum umurumda değil.
en ağır küfürleri en iğrenç hakaretleri kabul ediyorum çünkü doğru yazamıyorum.
keşke kayıt olurken test yapsalar da doğru yazamayan elemanlar benim gibiler içeri alınmasa.
doğru yazamam hiçbir zaman da öğrenmeye çalışmadım.
kafama göre yazdım geçtim doğru oldu veya olmadı bilmiyorum umurumda değil.
en ağır küfürleri en iğrenç hakaretleri kabul ediyorum çünkü doğru yazamıyorum.
keşke kayıt olurken test yapsalar da doğru yazamayan elemanlar benim gibiler içeri alınmasa.
devamını gör...
lucifer (yazar)
iki gün sonra başka bir kullanıcı adıyla ortalığın anasını ağlatmaya devam edecek yazardır. üç tane * istedi diye değil 'sözlükte adam kayırıyorlar!' sesleri yükseldi diye göstermelik uçurulmuş yazardır. aykırı bir ses değil, ego mastürbasyonu yapıp pisliğini sözlüğe boşaltan bir yazardır.
'yavşak' kelimesini kullandım diye şikayet edilmiş, çok komiksiniz gerçekten. sırf tanıma konu vatandaşla ilgili yazım bir süre burada kalsın istediğim için düzenleme yapıyorum. bir süre sonra komedi halinizle minnoş minnoş takılırsınız.
'yavşak' kelimesini kullandım diye şikayet edilmiş, çok komiksiniz gerçekten. sırf tanıma konu vatandaşla ilgili yazım bir süre burada kalsın istediğim için düzenleme yapıyorum. bir süre sonra komedi halinizle minnoş minnoş takılırsınız.
devamını gör...
hoşlanılan sözlük yazarından ilk mesajı beklemek
benden hoşlanan biri varsa ben bunu anlamam çünkü seri artılamayı falan genelde hanım dostlarım yapıyo. (erkeklerden hoşlanıyorum, genelde kadın takipçilerim var ondan dedim. yanlış anlamayın.)
neyse böyle bir durum varsa benden çok bir şey beklemeyin çünkü halim yok.. ama söyleyin belki bir gün 2+1 evimizde mantı yaparken bulur biri beni karşısında. (ütopik ama olsundu..)
neyse böyle bir durum varsa benden çok bir şey beklemeyin çünkü halim yok.. ama söyleyin belki bir gün 2+1 evimizde mantı yaparken bulur biri beni karşısında. (ütopik ama olsundu..)
devamını gör...
el emeği göz nuru
gelmesi gereken bir özelliktir. en azından kendi tanımımızı favorileyebilmemiz lazım.
devamını gör...
mutfakta sinir eden durumlar
benden önce mutfakta olan kişinin bulaşıkları lavabonun içinde bırakması ve lavabonun öyle ağzına kadar dolu bir vaziyette durması. tezgahın üstüne bari bırak da lavabonun altında akıtıp makineye koyması kolay olsun be insan! yazmak bile sinirlendirdi.
devamını gör...
enes batur'un tbmm'de konuşma yapacak olması
yalnız ve güzel ülkemde tuhaf olmayan ne var ki buna şaşıralım? her yer bilgisi olmayan konularda fikir beyan eden, yetkisi olmayan konularda ahkam kesen, haddi olmayan konuları yorumlayanlarla dolu. ülkede eğer kendini yetiştirmiş bir sosyal medya uzmanı olsaydı belki de o konuşurdu mecliste. belki de vardır, hatta benim bildiğim üç beş kişi var ama beğeni almayı oy almaktan daha çok seven iktidar ve muhalefet tabii ki arayıp bulamaz onları.
enes batur’un bir suçu günahı yok bu konuda. tutmayın pepe muarrem’i konuşsun istediği kadar.
enes batur’un bir suçu günahı yok bu konuda. tutmayın pepe muarrem’i konuşsun istediği kadar.
devamını gör...
mustafa kemal atatürk vs binali yıldırım
kafası güzel yazar söylemi.
devamını gör...
ölmenin en kötü yanı
kendi ölümünün en kötü yanı noksan kalacak hedeflerindir.
zira hayatın merkezine kendimizi yerleştiririz. önümüzden değil de kenarlardan yeriz. hâl böyleyken erek veya hedeflerimiz -∞'dan başlayıp +∞'a değin gider.
zira hayatın merkezine kendimizi yerleştiririz. önümüzden değil de kenarlardan yeriz. hâl böyleyken erek veya hedeflerimiz -∞'dan başlayıp +∞'a değin gider.
devamını gör...
yazarların asla yapmam dediği bir şey
mevsim geçer, ağaçların dalları kurur,
sabır taşar, canın sevgilin el olur.
düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın.
en garibi de budur ya
öldüm der yine de yaşarsın.
aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür
sabrın taşar, düşman kalkar dost olur.
düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın.
en garibi de budur ya
öldüm der yine de yaşarsın.
nihayetinde insaniz her zaman her sey bizler için..
sabır taşar, canın sevgilin el olur.
düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın.
en garibi de budur ya
öldüm der yine de yaşarsın.
aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür
sabrın taşar, düşman kalkar dost olur.
düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın.
en garibi de budur ya
öldüm der yine de yaşarsın.
nihayetinde insaniz her zaman her sey bizler için..
devamını gör...
taşa yazılmış yaşım 12 tecavüz ediliyorum yazısının gerçek çıkması
''taşa anlatsam taş dile gelir anlardı'' diye bir söz var ya, işte aptal ailesinin anlamadığını taşa yazmış. aptal çevresine duyuramadığı sesini duyurmaya çalışmış. küçücük çocuk yapmış bunu.
çocuk istismarının belirtileri açıktır, ve istismar her zaman tanımadığınız bir psikopat tarafından gerçekleşmez. istismarcılar genelde yakın akraba ya da tanıdık kişilerdir.
çocukların sustuğu yerde beden dili konuşmaya başlar. bunu duymak zorundayız!
çocuğun tuvalet alışkanlıklarının değişmesi, cinsellik üzerine yaşıtlarının merakından daha fazla ve farklı bir merak duyması, yaptığı resimler, sürekli kaygı ve korku duyması, bir anda asosyalleşmesi daha doğrusu içine kapanması en bilinen ve yaygın dışavurumlardır.
tekrar söylüyorum; çocukların sesi olmak zorundayız fakat bundan önce çıkaramadıkları sesi duymak zorundayız. özellikle çocuğu olan aileler, duymak, görmek, hissetmek zorundasınız!
çocuk istismarının belirtileri açıktır, ve istismar her zaman tanımadığınız bir psikopat tarafından gerçekleşmez. istismarcılar genelde yakın akraba ya da tanıdık kişilerdir.
çocukların sustuğu yerde beden dili konuşmaya başlar. bunu duymak zorundayız!
çocuğun tuvalet alışkanlıklarının değişmesi, cinsellik üzerine yaşıtlarının merakından daha fazla ve farklı bir merak duyması, yaptığı resimler, sürekli kaygı ve korku duyması, bir anda asosyalleşmesi daha doğrusu içine kapanması en bilinen ve yaygın dışavurumlardır.
tekrar söylüyorum; çocukların sesi olmak zorundayız fakat bundan önce çıkaramadıkları sesi duymak zorundayız. özellikle çocuğu olan aileler, duymak, görmek, hissetmek zorundasınız!
devamını gör...
tükenmişlik sendromu
burhan altıntop’un yandım bittim sendromu olarak çok keyifli ve gerçekçi bir şekilde canlandırdığı sendromdur. ingilizcesi; “burn out syndrome” dur.
devamını gör...
sokağa çıkma kısıtlamasında boş yolda neden bana yol vermedin kavgası
istanbul'da sokağa çıkma kısıtlamasında tem otoyolu'nda iki grup, yol verme tartışması nedeniyle tekme ve yumruklarla birbirine girdi. kaynak
videoyu seyreden kocalarından şiddet görmüş kadınların "yiyin birbirinizi ete para vermeyin,....." diye yorum yapmaları dikkat çekti.
videoyu seyreden kocalarından şiddet görmüş kadınların "yiyin birbirinizi ete para vermeyin,....." diye yorum yapmaları dikkat çekti.
devamını gör...
sanat uzun hayat kısa
romalıların ars longa, vita brevis dediği, dünyada o kadar çok okunacak kitap, izlenecek film, gezilecek yer varken insanın hayatı boyunca bunların birçoğunu yapamayacağı için, üzülmesini ifade eden kavram
devamını gör...
seyit rıza
türkiye cumhuriyeti’ne karşı ayaklanmış feodal aşiret reisidir. yöre halkına karşı bozgunculuk yaptığı, aşiret sisteminin ilkelliğinin ardına sığınıp halka zulm ettiği için defalarca tunceli halkı tarafından devlete şikayet edilmiştir. 1937 yılında dersim isyanı’nı başlatıp ingiliz ve fransızlardan yardım talebinde bulunmuştur. bugün seyit rıza’dan bir alevi kanaat önderi, bir devrimci kahraman olarak bahsetmek tarih bilmemektir, aymazlıktır.
ingiltere dışişlerine yazdığı mektup londra ulusal arşivinde fo371/20864/e5529 numarası ile kayıtlıdır.

“ekselansları,
yıllardır, türk hükümeti kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor. türk hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan dersim’e de girmeye çalıştı. bu olay karşısında kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930’da ağrı dağında, zilan vadisinde ve beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor. ben ve arkadaşlarım türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, kürt halkı hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. sayın bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım.
seyit rıza.”
aynı zamanda yöre halkını ayaklandırmak için yazdırdığı propaganda metni şöyledir;
“ey dersimliler! nasıl oluyor da sizler üç yüz seneden beri kimseye teslim olmadığınız halde askersiz, leşkersiz sakin hüseyin abdullah paşa’ya teslim oluyorsunuz. hükümetin elinde asker yoktur. hem hükümet buraya asker sevk etmeye kalkışırsa ingiliz ve fransızlar derhal ilanı harp edecekler ve bizi kurtaracaklar. araplar da bizimle beraberdir.’”
ingiltere dışişlerine yazdığı mektup londra ulusal arşivinde fo371/20864/e5529 numarası ile kayıtlıdır.

“ekselansları,
yıllardır, türk hükümeti kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor. türk hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan dersim’e de girmeye çalıştı. bu olay karşısında kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930’da ağrı dağında, zilan vadisinde ve beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor. ben ve arkadaşlarım türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, kürt halkı hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. sayın bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım.
seyit rıza.”
aynı zamanda yöre halkını ayaklandırmak için yazdırdığı propaganda metni şöyledir;
“ey dersimliler! nasıl oluyor da sizler üç yüz seneden beri kimseye teslim olmadığınız halde askersiz, leşkersiz sakin hüseyin abdullah paşa’ya teslim oluyorsunuz. hükümetin elinde asker yoktur. hem hükümet buraya asker sevk etmeye kalkışırsa ingiliz ve fransızlar derhal ilanı harp edecekler ve bizi kurtaracaklar. araplar da bizimle beraberdir.’”
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hobileri
gezmek (bkz: otostop çekmek), dağcılık ve kamp yapmak, okumak, ahşap malzemeler yapmak.
devamını gör...
myofibroblastoma
hem erkek hem kadında eşit oranda gözlenen tek meme tümörüdür.
devamını gör...
rayonizm
rayonizm, ışıncılık ya da rayizm 20. yüzyılın ilk yarısında, 1911-14 yılları arasında rusya'da gelişen bir sanat akımıydı. ışık ışınlarından türetilen doğrusal çizgiler ile yapılan bu soyut sanat mihayil larionov ve nataliya gonçarova tarafından, edebiyatta fütürizm'in kurucusu filippo tommaso marinetti'yi moskova'daki bir turnesinde dinledikten sonra geliştirilmişti.
gonçarova 1909 yılında rayonist denebilecek eserler yapmaya zaten başlamıştı fakat 1912'de gonçarova ve larionov rayonist manifesto'yu yazdı ve 1913'te yayımladılar. bu avangard (yenilikçi) sanat anlayışının ismi yansıtılan zıt renkli ışık ışınlarının dinamik kullanımından gelmektedir. bu, kesişen ve yansıyan ışınların tabloda yer aldığı akım kısa süreli olsa da rus soyut resminin gelişmesinde önemli bir adım olmuştur.
rayonizm, ışığın manzara veya şehir manzaraları üzerindeki etkisine dayanıyordu. 1954 yılında sanatçı michel larionov, kendi eseri olan noktyurn (nocturne) (tr: gece) hakkında ''bu resim odessa'daki alacakaranlıktan esinlenmiştir. evlerin merdivenleri, iç ve dış cephelerinin birleştirilmesi sorunudur ve koyu renklerin gövdesinin yarı açık tonlar üzerindeki baskısını temsil eder. bu resmin sorunu, bu tonları belirli bir düzende düzenlemektir. yarı ışık ışınlarının karanlık ışınlarla çatışmasıdır.'' yorumunda bulunmuştu.
çeşitli nesneler üzerinden yansıyan ışınların birbirleri ile çatıştığı bu sanat akımında nesneler sadece yansıyan ışınların başlangıç noktaları konumundaydı. değer yaratacak olan şey ışığın kendisiydi. 1895'te alman fizikçi wilhelm conrad röntgen bir maddeyi kartona koyduğunda bile parladığını gördü. ışığın katı maddenin içinden geçerek parlamaya devam etmesi bazı kimseler için ışığın, nesneden daha öncelikli olması fikrine ilham oldu. yani rayonistlerin fikirlerinde, gerçek dediğimiz şeyler ışığın ikincilleriydi. bu yüzden gerçek dediğimizi resmetmeyi değersiz gördüler.
bunu larionov'un "rayizm, nesnelerin dış hatlarıyla, hatta biçimsel renkleriyle bile değil, her şeyin birliğini oluşturan ışınların bitmek bilmeyen ve yoğun dramasıyla ortaya çıkan uzayın resmidir." sözü ile de anlayabiliyoruz. sadece geleceğe bakmayı değil, geçmişin yükünden kurtulmayı da kapsıyordu yazdıkları manifestonun konusu. sanatın zaman kavramı ile incelenemeyeceğini söylüyor, bireyselliği de reddediyorlardı. batı kültürüne net bir karşıtlık belirttikleri halde geliştirdikleri akımın kübizm, fütürizm ve orfizm gibi batı stillerinin bir sentezi olduğunu da kabul etmişlerdi.
kaynakça ve daha fazlası: tate.org.uk, theartstory.org, britannica.com, ideelart.com, vikipedi
gonçarova 1909 yılında rayonist denebilecek eserler yapmaya zaten başlamıştı fakat 1912'de gonçarova ve larionov rayonist manifesto'yu yazdı ve 1913'te yayımladılar. bu avangard (yenilikçi) sanat anlayışının ismi yansıtılan zıt renkli ışık ışınlarının dinamik kullanımından gelmektedir. bu, kesişen ve yansıyan ışınların tabloda yer aldığı akım kısa süreli olsa da rus soyut resminin gelişmesinde önemli bir adım olmuştur.
rayonizm, ışığın manzara veya şehir manzaraları üzerindeki etkisine dayanıyordu. 1954 yılında sanatçı michel larionov, kendi eseri olan noktyurn (nocturne) (tr: gece) hakkında ''bu resim odessa'daki alacakaranlıktan esinlenmiştir. evlerin merdivenleri, iç ve dış cephelerinin birleştirilmesi sorunudur ve koyu renklerin gövdesinin yarı açık tonlar üzerindeki baskısını temsil eder. bu resmin sorunu, bu tonları belirli bir düzende düzenlemektir. yarı ışık ışınlarının karanlık ışınlarla çatışmasıdır.'' yorumunda bulunmuştu.
çeşitli nesneler üzerinden yansıyan ışınların birbirleri ile çatıştığı bu sanat akımında nesneler sadece yansıyan ışınların başlangıç noktaları konumundaydı. değer yaratacak olan şey ışığın kendisiydi. 1895'te alman fizikçi wilhelm conrad röntgen bir maddeyi kartona koyduğunda bile parladığını gördü. ışığın katı maddenin içinden geçerek parlamaya devam etmesi bazı kimseler için ışığın, nesneden daha öncelikli olması fikrine ilham oldu. yani rayonistlerin fikirlerinde, gerçek dediğimiz şeyler ışığın ikincilleriydi. bu yüzden gerçek dediğimizi resmetmeyi değersiz gördüler.
bunu larionov'un "rayizm, nesnelerin dış hatlarıyla, hatta biçimsel renkleriyle bile değil, her şeyin birliğini oluşturan ışınların bitmek bilmeyen ve yoğun dramasıyla ortaya çıkan uzayın resmidir." sözü ile de anlayabiliyoruz. sadece geleceğe bakmayı değil, geçmişin yükünden kurtulmayı da kapsıyordu yazdıkları manifestonun konusu. sanatın zaman kavramı ile incelenemeyeceğini söylüyor, bireyselliği de reddediyorlardı. batı kültürüne net bir karşıtlık belirttikleri halde geliştirdikleri akımın kübizm, fütürizm ve orfizm gibi batı stillerinin bir sentezi olduğunu da kabul etmişlerdi.
kaynakça ve daha fazlası: tate.org.uk, theartstory.org, britannica.com, ideelart.com, vikipedi
devamını gör...

