arabesk diye maksimum zafer peker, ibrahim tatlıses falan sayan, ataköylü elit zihnine selahattin özdemir zerk etmeye gidiyorum. hayır yarın bi gün o bildiğiniz sevdiğiniz eski miko, derdo bir arabesk kraliçesine dönüşürse sorumlusu benim, o yüzden buraya not düşüyorum.**
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

iyi günde kötü günde yanında olandır. sırdaşındır. seni anlayandır. bu bir insan olabilir. bazı ruhu zenginler içinse şarkılar,şiirler ve kitaplar olması muhtemeldir.
devamını gör...

saat 16:00 da başlayacak olan spor toto süper lig maçı. her iki takıma da başarılar.
devamını gör...

bir keresinde babam; "gerçek görgülü insan karanlıkta esnerken ağzını kapatan insandır." demişti.

şu an düşünüyorum da öyle haklı ki... bana göre en az bilinen görgü kuralı, görgünün bir gösteriş malzemesi olmadığı, insanın etrafı için değil kendisi için görgülü olması gerektiğidir. görgü kurallarına uygunluk; desinler diye değil, kişinin kalitesinden meydana gelmelidir. ancak o zaman anlam kazanabiliyor çünkü...
devamını gör...

anadolu tat 1071, anadolu tat 1071, 1071 1071
devamını gör...

yeni türkü-fırtına.
devamını gör...

idealizm ve realizm arasındaki ince çizgiden beslenir, çoğu zaman olanla olması gerekeni ve ya arzu edileni yan yana koyup bir sistem eleştirisi yapar.

ütopya ve distopyalarda kurgu ve mesaj biraz da öykülerin ve insancıllığın önüne geçer. örneğin körlük'ü okurken doktorla karısının arasındaki ilişkiye ya da başka bir karakterin öyküsüne odaklanamayız, zira içinde bulundukları durum ve baskın güçler tarafından dayatılan yeni sistem öyle soğuk bir gerçektir ki bunu çiğneyip hazmetmek çok daha büyük bir dikkat ister. keza mülksüzler, hayvan çiftliği...

diğer taraftan yüzyıllık yalnızlık, yüzüklerin efendisi gibi eserlerde yazar yine mesajını verir, ama bunu yaparken bu dünyanın bir yansımasını yaratır ve büyülü gerçeklikle bezer, mesajın öykünün önüne geçmesine genellikle izin vermez.dolayısıyla çoğu kez böyle bir eseri bitirmeye yakın ve ya bitirdiğimiz esnada kafamıza bir şeyler dank eder.

şimdi bu türlerin hepsi işlerine geldiği kadarıyla fantazyayı kullandığına göre aralarındaki fark nedir diye düşünecek olursak, ütopyaların ve distopyaların beyin kıvrımlarımızla ve eleştirel bakış açımızla, yüksek fantazyaların ve alegorilerin daha ziyade hayal gücümüzle uğraştığını söyleyebilmek mümkündür. (elbette bu demek değil ki ütopyalar hayal gücümüzü, yüksek fantazyalar eleştirel bakış açımızı siktir ediyor. burada öncelik sıraları önemli)
devamını gör...

yapmayın şöyle şeyler,yağıyor sandım, cama koşuyordum.*

işe giderken arabaların üzerinde gördüm*. bize niye yok dedim,bize neden yağmıyor dedim.bizim neden karımız yok..*
devamını gör...

birde başka birine benzetip saldırdığını söylemiş. yaptığı normal birşey sanki.
başkasına yapsa ne farkeder?
salarlar şimdi bunu bahane edip.
devamını gör...

"buraya bakarlar"olurdu herhalde. ankaralı yazarlar ne demek istediğimi anladı.
devamını gör...

şahsen ülke olarak diktatör diye nitelendiriyoruz bizde kendisini, güzel olmuş işçilik sağlam.

ben şahsen bu geert wilders'ın hollanda da iktidara gelmesini çok istiyorum.

orada sol, burada sağ partiye oy veren kanser gurbetçi güruhu'nun, sağ iktidarı ile tanışması açısından.
devamını gör...

meme açan kızlar da bizim baklava açan kızlar da aynı şekilde. ulan gece gece cinsiyetçi başlıklar açmayın yakarım gemileri ona göre.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

blues terimi batı afrika kültüründe cenaze ve yas törenlerinde ''acının ifadesi'' olarak kullanılan "çivit rengi" üzerinden mistisizme dayanır. blues, 400 yıllık geçmişi olan ve temeli afrika'ya dayanan, bir müzik türüdür. kökleri afrika'da bulunan blues, 17. yüzyıldan itibaren afrika'dan getirilen kölelerin tarlalarda çalışırken söyledikleri hüznü, umudu, özgürlüğü ve derin acıyı anlatan şarkılardan doğmuştur. ilk yayınlanan blues notası hart wand'ın 1912 tarihli "dallas blues"udur.

blues, 1865 yılından itibaren köleliğin kaldırılmasıyla birlikte amerikan toplumu içinde yayılmaya başlar ve buradan da zaman içerisinde tüm dünyaya yayılır. 1910'lu yıllardan itibaren ise blues, amerika'da birçok şehre yayılır. bu şehirlerdeki kültürle ve müzikle harmanlanır ve yeni blues türleri ortaya çıkar, bunlardan bazıları delta blues, memphis blues, texas blues'dur. 1930'lu yıllara gelindiğinde blues, caz müzik ile harmanlanarak robert johnson, big bill broonzy, sonny boy williamson, lonnie johnson ve tampa red idi.

blues'un formu, genellikle afrika ve afro-amerikan müziğinde bulunan "çağrı ve cevap" düzeniyle akor dizilerinin tekrarlayan döngüsüdür.12 ölçülük blues, popüler müzikte en çok kullanılan akor yürüyüşüdür.blues notaları, genellikle bemolleştirilmiş üçlü, bemolleştirilmiş beşli ya da bemolleştirilmiş yedili olarak isimlendirilirler. blues, özünde en çok ritim özellikleriyle dikkat çekmektedir. ancak günümüzde icra edilmekte olan electric blues yüksek enstrüman hakimiyeti ve güçlü ritim kabiliyetiyle birlikte iyi bir armoni bilgisini de gerektirmektedir. zira modern blues, afrika kökenlerinin yanında çok yüklü bir etkileşime uğramış ve pek çok müzikten kalıntılar barındırır hale gelmiştir.

wikipedia
devamını gör...

uçmadan ya da kafama herhangi bir yabancı cisim düşmeden evime geldim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
nasıl rüzgar nasıl fırtına aman allah.
neyse efem o 10.000 adım bir şekilde atıldı tabi. hiç koşamadım çünkü koşmaya başladığım an havalanıyormuşum hissiyatı oluşuyordu.

şimdi oturdum çay içiyorum. çay önemli çay mühim. sizden ne haber dostlar?

bu ara pek buralarda olamıyorum malum tatil verdim kendime ama hepiciniz aklımdasınız. çokça öptüm mucukss.
devamını gör...

alfabedeki bütün harflerin bir cümle içinde kullanıması(bkz: pijamalı hasta yağız şoföre çabucak güvendi)
devamını gör...

uzun zamandır gelemiyorum da, gelir gelmez bu başlığı aradım...
(gün doğumundan...)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

nobel edebiyat ödüllü ingiliz yazar doris lessing’in kitabı.
öncelikle hissettirdiği duygu karmaşası beni resmen yalpaladı. bazı noktalarda çok öfkelenip bazı noktalarda çok üzüldüm. bazı noktalarda bu kadar burnunun dikine ve bencilce hareket eden bir çiftin bunu hak ettiğini düşündüm, sonra kendime kızdım. gerçekten ne hissettirdiğini içselleştirip anlatamadığım çok az kitap olmuştur, beşinci çocuk bunlardan biri.
artı yazarın dilinin çok basit olması nobel’ini sorgulattı, sonra düşündüm toplumun her kesiminin ders çıkarması gereken konular üzerine yoğunlaştığı için basit anlatmasına hak verip nobel’i de tam olarak bunun için hak ettiğine karar verdim. hem kurgusunun, hem konusunun, hem yazarının hissettirdiği hiçbir duygudan emin olamadım yani çok garip bir kitap. teşekkürler doris birey.

spoiler gibi olabilir, kitabın bizzat adı spoiler olduğu için buradan itibareni spoilerdır da diyemiyorum. yine de gizleyeyim.


madem gizledik yardıralım; harriet ve david size aşırı bilendim bakın benim şerrimden korkun. geri zekalı mısınız birader ya. hadi az çocuklu bir çift olmayı toplum baskısı diye nitelendirdiniz ve diyelim ki çocuk çok seviyorsunuz, ya bi g*t*nüzden haberiniz var mı acaba, ev bakıyorlar “aa burayı ödeyemeyiz ama olsun çocuklar için oda var, kayındaddy ödesin” çocuk doğuyor “aa ben bunu pek de beklemiyordum ama yatak bereketliymiş, kayınmommy baksın” daha o sütten kesilmeden haydi bir daha hamilelik, “hihi napalım ev kredimizi ödeyemiyoruz ama david’in babası ödüyor, çocuğa da bakmıyoruz ama harriet’ın annesi bakıyor, e doğuralım:d” daha çocuğun göbeğinde bağı duruyor “ayy ne kadar büyük evimiz var neden ingiltere’nin bütün nüfusunu evimize toplayıp şükran günü kutlamıyoruz ki nasılsa masrafı david’in babasına külfeti harriet’ın annesine yüklüyoruz?” daha üstüne çocuk, daha üstüne çocuk, ablacım.. şş abla.. sakinleş tamam, alooo!

sırf eviniz çok odalı diye ne maddi ne manevi olarak asla hazır olmadığınız, sayıya odaklanıp çocukların geleceğini ya da evdeki huzurunu asla düşünmediğiniz, “altı dedik bi kere, belimize kuvvet” diye etraftan gelen bütün uyarılara kulak tıkadığınız ve ağır konuşmak istemiyorum ama üreme işini seri imalata bağladığınız için allah işe müdahil olup “şunları bir durdurayım napıyor aga bunlar” demiş olabilir mi sadece soruyorum.

ben… zavallı beşinci çocuk. senin şanssızlığın öyle doğman değil, senin şanssızlığın seni çöp gibi kapının önüne bırakmalarının ardından, daha seni götüren arabanın kaldırdığı toz yere düşmeden birbirlerine “ben(u:çocuğun adı) böyle olmasa altıncıyı da yapardık di mi aşko” diyen gevşek oğlu gevşek *r*sp*evladı ebeveynlere denk gelmen. atsız köyün işsiz nalbantı, kasabanın haytası john bile geldi senin dilinden anladı, ananla baban hala “ulen altı demiştik yaa pfff başaramadık avs” modunda. sizi allah yanına alsın çapsız sikletsiz avel evlatları sizi ne diyeyim ya çok sinirliyim gerçekten.

az çocukluluk modern toplum dayatması hebelelele lele
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

artı atan kişiye sarılmak istetir. orada biri vardır ve sizin yazdığınız bir şeyi beğenmiştir. çok tatlıdır, bu insanlar gerçek hayatta nerelerdedir.
edit: alın işte minik bir sevgi topuyum şimdi
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim