kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

buradan izleyebilirsiniz
geçen yıl akit tv'de 'oruç açma' ile ilgili bir konuşma yaşanmış. "inanan genç" isimli programa konuk olan dünya hafızlık eğitim derneği başkanı mesut özdemir, 'oruç açma önerisi' olarak şu örneği vermiş:

"insan orucu bozacak herhangi bir şeyle de orucunu açabilir"
bak söyleyim sana; belki çok tuhafınıza gidecek. bir insan, gerçekten hanımını çok özlemiş dayanamamış iftara kadar beklemiş orucunu hanımıyla da açabilir. evet var bu, fıkıh kitaplarında" ifadesini kullanmış.
devamını gör...

ankara / kış güneşi

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

oldukça hünerli olduğum eylem. önce sinirli kişi konuştukça karşısında onu anlıyor ve hak veriyormuş gibi bolca kafa sallamak ve ardından yumuşak ses tonu ve hafif temas ile manipulasyonun başlaması. çok zevkli bi şey. sonunda yumuşamış sanat eseri karşınızda.
devamını gör...

eskiden burası şirinler köyü gibiydi, herkes noel baba gibi saçıyordu oyları etrafa.

şimdi hayalet kasabaya döndük, muhtar ve köy kahvesinde ki 3 5 dayıdan başka kimsemiz kalmadı.

onlar okuyor ve oyluyorlar sözlüğün kilometre taşı bunlar, sevin onları.
devamını gör...

böyle bir video ile tanımıştım 1-2 sene evvel önce. bence gayet güzel isimli bir köy.

devamını gör...

hep bot sandım ya la ben onları. soriii canlarım biraz geç oldu ama buradan teşekkür etmiş olayım.*
devamını gör...

"yeğenim" kelimesidir.

ne zaman "yeğenim" kelimesini duysam +50 yaş malum partili dayılar geliyor aklıma.
(bkz: ehonomi çok iyi yeğenim)
devamını gör...

paulo coelho’nun 1998 yılında yayımlanan kitabıdır. çok zaman oldu bu kitabı okuyalı ama aklımda kaldı ziyadesiyle çünkü o dönem çok tuhaf bir şey oldu. üniversite hayatımın ilk senesini tamamen kendime ayırmaya karar vererek gittim okula. ve o sene bolca kitap ve kitaptan daha çok filmle geçti. filmden kastım sinemaya giderek film izlemektir. o dönem türkiye’de sinemalarda gösterime giren bütün filmleri izledim. veronika’yı okuyup bitirdiğim gün yine bir sinemada film izlemek için çıktım kafeden ve ne zaman görsem sinema değilmiş de içeride başka karanlık işler dönüyormuş hissi uyandırdığı için daha önce hiç girmediğim bir sinemanın önünde bir afiş gördüm: “ wilbur ölmek istiyor”. daha önce adını bile duymamıştım filmin. hemen cesaretimi toplayıp girdim ve beni çok etkileyen bir film izledim. üç nedenden etkilendim filmden: 1. güzel bir filmdi. 2. veronika yeni bitmişti. 3. o sinemada dönen karanlık işler meğer sanat filmleri, festival filmleri göstermekmiş.

veronika ile böyle bir hikayemiz var bizim. veronika ölmek isteyip başaramayan ve bunu haber alan tanrı tarafından işi kolaylaştırılan bir kadının hikayesi. eduar ise tamamen bir son dilek hakkı veronika için.

okunası bir kitaptır.
devamını gör...

hans zimmer'ın bu filmin müziğini yapmaya nasıl başladığına dair çok hoşuma giden bir anekdot var.

christopher nolan, daha önce defalarca çalıştığı ve vizyonuna güvendiği hans zimmer'ın yanına gidiyor ve ona yeni bir çalışması olduğunu ama bunun ne hakkında olduğunu onunla şimdilik paylaşmayacağını, sadece bir senaryo sayfası vereceğini söylüyor ve orada yazılanların ona düşündürdükleri ve hissettirdikleriyle bir şeyler besteleyip besteleyemeyeceğini soruyor. zimmer bu teklifi kabul ediyor ve kısa bir süre sonra, içinde hakikaten sadece bir daktilo sayfası bulunan bir mektup alıyor. sayfada çok kısa bir sahne anlatılıyor: önemli bir iş için kızını geride bırakması gereken bir baba. üstelik sadece iki replik var: "+ i'll come back. -when? ("+geri döneceğim. -ne zaman?"). sayfanın sonuna ise, zimmer'ın bundan bir yıl evvel nolan'la ve onun eşiyle bir restoranda ettikleri sohbetten, zimmer'a ait bir alıntı iliştirmiş nolan. o dönemde üzerinde çalıştıkları bir proje olmadığı için, şahsi konulardan, aileden ve çocuklardan bahsedilmiş. 15 yaşında bir çocuğun babası olan zimmer ise "bir kere çocuğun olduğunda, kendine artık kendi gözlerinle değil, çocuğunun gözleriyle bakıyorsun" demiş.

zimmer sayfayı okumayı bitirdikten sonra tema müziği üzerinde çalışmaya başlıyor ve bir günde bitiriyor. nolan'a dinletiyor ve nolan bunu çok beğeniyor ve ancak o zaman filmin asıl konusunu zimmer'a anlatıyor. filmin epik bir uzay destanı olduğunu, insanlığın ve bilimin yörüngesinde şekillendiğini öğrenen zimmer buna çok şaşırıyor ve nolan'a, bestelediği müziğin bu film için çok kişisel olduğunu söylüyor. nolan'dan aldığı cevap ise şu: "evet, ama filmin kalbinin nerede olduğunu artık biliyorum. bu filme dair her şey kişiseldi."
devamını gör...

sapık. eski sevgililerinin fotoğrafını atıyorum yazmış utanmadan. sapık.
devamını gör...

bağdat seferi sırasında osmanlı ordusu tam olarak 217.279 koyun ve 14 bin ton tahıl tüketti.
devamını gör...

iz bırakın. bildiğimiz en iyi iz bırakma yöntemi çocuk yapmak. ama onu tavsiye etmem. gezegende bi imzanız olsun. mümkünse fidan dikin. hayat size kötü bi tecrübe yaşatmış olabilir. evrenin ne kadar büyük ve sizin diğer milyarlarca türdaşınıza ne kadar benzer olduğunuzu düşünün. farkınızı kendiniz yaratın. elinizden geliyorsa sizden sonraki nesillere emanet bırakın. bi sanat eseri yaratın mesela. hiçbir şey bilmiyorsanız çizdiğiniz bi resmi nft'ye dönüştürüp satın. evet diktiğiniz ağaç da bir gün ölecek, nft'nin olduğu blokzincir de bozunacak. ama ölü haliniz bile bi işe yaramış olacak. belki bir ağaç, dirinizden daha kıymetli olacaktır.
devamını gör...

uzun zamandır baş karakterin görme engelli olduğu bir öykü yazmak istiyordum, uzun zamandır görme engelli insanların psikolojileri ve hayatları üzerine düşünüyor, anlamaya çalışıyordum , henüz kağıda geçmese de kurgusunu kafamda bitirdiğim bir öykü...
kendisini görmeyen bir insanın gözlerinden bakıyorum hayata artık, bu öykü sayesinde. karanlığa doğan, karanlığa ölen, ömür boyu karanlığı yaşayan... görmek nedir nasıl anlatırsın görmeyene, o rengin neden o renk olduğunu anlatamazsın. işte bunu anlatmak en zor olanı!
devamını gör...

weber’e göre rasyonelleşme aracılığı ile dünya büyülerinden arındırılmıştır. toplumsallaşmanın ürettiği değerler ile bireyin kendisi için belirlediği değerler arasında bir uyuşmazlık söz konusudur. rasyonel karar verme açısından üretilmiş toplumsallaşma, bireyin rasyonel olmayan doğasını, yani arzularını, sevgilerini, tutkularını baskı altına almaktadır.
weber, toplumsallaşmanın ürettiği değerleri geri dönüşü olmayan bir süreç olarak tanımlar ve buna “demir kafes” adını verir.
“şimdiye kadar insanlar tarafından ... ciddiye alınmış dünyanın büyüsünü yitirmiş olması, bu dünyaya yabancılaşmış" bireyin özgür ve özerk olduğu iddiası için handikaptır. nesnelleşmiş bir dünyada birey, her türlü anlamdan soyutlanmış bir değerler alanına, kendi iradesi ve kararı ile bir anlam atfetmek, aklın böldüğünü kendi iradesiyle bütün hâline getirmek durumundadır. birey için önceden belirlenmiş hiçbir anlam yoktur çünkü.
demir kafes 'in içinde bireyin özgürlüğü vardır.

orada duruyor işte, görüyor ve etrafından yürüyüp geçiyorum o ateşten kanatların. ayaklarımı kontrol edebiliyorum ama gözlerimi değil. orada ve ben görüyorum. ona bakmadığım anlarda da orada duruyor. çığ gibi büyüyor bakmadıkça! sessiz, telaşsız bekliyor beni. bir ağacın dallarını güne ve geceye serip meyveye durması gibi beklemesi.
insan aklıyla korkuyor ama kalbiyle değil! olduğum gibi olamamak öldürüyor beni. gerçek ve güzel bir yaşamın içinde değilim, o benim içimde.
farz edin ki yokum ben. rüyanıza geldim ve size oradan, bir rüyanın içinden fısıldıyorum bu satırları. uyandığınızda unutacağınız anlaşılmaz sözler ediyorum
.

gerçek değilim, sizler kadar.

aynı duvarlardan yapılmış odalar. kırtasiye süsü verilmiş bürokratik bir ölümü kusuyorum!

gülüp geçebilir miyim halimize? çok isterdim bunu. içimdeki şaşkın çocuk görevini başarıyla yerine getiriyor doğrusu.
az zaman önceydi. o karede gülümsemiştim. iri bir yalnızlıkla kuşattım kendimi sonra. bunu başardım.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

amerika'nın ilk kadın dışişleri bakanı (bkz: madeleine albright) denen insan müsvettesinin sözüdür.
kendisi dün itibarı ile katletttiği o 500 bin çocuğa hesap vermek üzere bu dünyadan ayrılmış.
gebersin, ateşi bol olsun.
devamını gör...

ne demis ernest hemingway; “zeki insanlarda mutluluk en nadir rastladığım şeydir.”
evet salaklar daha mutlu buna kanaat getirdim, çok zeki oldugumu idda etmiyorum farkindaligim yüksek belki de.
devamını gör...

senelerce "kikibebe" diye ismini yanlış okuduğum bebe bisküvisi.
devamını gör...

ülkenin geldiği durum ortada. istanbul sözleşmesi kaldırılınca işte bu tiplerin ensesine vurulup arkandayız mesajı veriliyor. sembolikte olsa bu ülkede kadınların hiç bir değeri kalmamıştır.


boşanma aşamasında olduğu eşini öldüren besat doğan adliye önünde tezahüratla karşılandı: “adamsın adam, kralsın”

antalya’nın alanya ilçesinde motosikletle giderken takibe aldığı boşanma aşamasındaki rabia doğan’ı (34) tabancayla ateş ederek öldüren, yanındaki h.b. adlı erkeği de yaralayan besat doğan (52), adliyeye sevk edildi. besat doğan, adliyeye getirildiği sırada kendisine “adamsın adam, adamın kralısın” diyen arkadaşına, “bu memlekette gezdirmem kimseyi rahat ol sen” diye seslendi.

işlediği suç nedeniyle 4 yıldır bulunduğu cezaevinden koronavirüs sürecinde izinli olarak çıkan besat doğan, boşanma aşamasında olduğu rabia doğan ve h.b. adlı erkeğin bulunduğu 07 ham 27 plakalı motosikleti, pazar gecesi otomobiliyle takibe aldı. kısa süren takip sonrası besat doğan, hareket halindeki motosikleti kullanan h.b. ve rabia doğan’a tabancayla ateş etti. devrilen motosikletteki rabia doğan ve h.b. yaralanırken, besat doğan ise kaçtı.


buradan
devamını gör...

yoldaş'ın zarar edeceği durumlarda bkz verilen başlık.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim