portakal kokusundan daha güzel olan bir koku varsa o da portakal çiçeği kokusudur. öyle ki fotoğraftan bile kokuyu anımsatır, insanın içi açar. buyrunuz efenim, fırından taze çekildi pardon çıktı*.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ama nasıl bir yaşamak? bir dağ başında da nefes alıp verebilir insan.
türkiye'de ölmekten, -hele bir kadınsan- öldürülmekten, daha zor türkiye'de yaşamak.
devamını gör...

“satranç aklın jimnastiğidir.”
(s. decker)

satranç sadece bir oyun değil, ciddi matematik bilgisinin bir oyun tahtasına yansımasıdır. nasıl mı? konuya 180 derecelik bir açıdan bakalım.

iyi satranç oyuncularının taşlara sayısal değerler verdiklerini biliyoruz. örnek olarak; iki piyonunuzu feda edip, rakibinizin kalesini alıyorsanız, rakibin kalesi üç piyon değerindedir. ancak bu değer, oyun sırasında değişebilir ve iki piyon, bir kale veya attan daha değerli olabilir. satrançı acımasız bir oyun yapanda budur. sayısal değerlerin yani matematiksel bakışın oyun sırasında değişmesidir. tam karşılığı olmasada buna “değişkenlik” diyebiliriz.

bir başka matematiksel durum ise; örüntü.
tahtanın tamamına hakim olmanız. örüntü belli değerlerde ki sayıların bir kurala uygun olarak devam etmesi demektir. satranç dinamik bir oyun ve matematiksel olarak “değişkenlik” gösterdiği için, örüntü hesabını oyun sırasında yenileyerek yapmak gerekir. iyi bir satranç oyuncusu, bu hesabı her hamle sonrası yapar. kötü bir oyuncuda bu hesabı yapar ama farkında olmaz. mesele burada kaç hamle sonrasını görüyor veya tahmin ediyor olmanızda.

satranç tahtasında 2 taraf 1 er hamle yaptığında 400 , 2 taraf 2şer hamle yaptığında  72.084 ve 2 taraf 3 er hamle yaptığında 4 milyondan fazla seçenek vardır. 2 tarafın yaptığı 4 er hamleden sonra 318 milyar seçenek vardır. hamle sayısı arttıkça, çarpan sayısı katlanır ve matematik bile çileden çıkabilir.

satranç tahtasında atın turlayabileceği 122 milyon hamle vardır. oyun başlangıcından itibaren 2. hamleden sonra mat etmenin 8 farklı yolu, 3. hamleden sonra mat etmenin 355 farklı yolu vardır. hamle sayısı arttıkça, 128 milyar dolara doğru ilerlersiniz.

ve en önemli matematiksel bakışa gelelim; olasılık!

oyun sırasında sıkça aklınızdan geçen kelime bir olasılık hesabıdır. “eğer” bu vezir şu konumda olsaydı kazanmıştım. eğer rakip hamleyi h8’e yapsaydı, şah mat. olasılık hesabı, satrançın ana fikridir demek yanlış olmaz. mesele burada bir oyunu kazanmaktan öte, kimin daha doğru ve daha çok olasılık hesabını yapmasıdır. bu oyunda şans yoktur. ya kötü oyuncu vardır ya da yanlış hamle yapmış oyuncu.

bu oyun sırasında ne kadar çok “eğer” diyorsanız o kadar iyidir. kazanmak için eğer kelimesini doğru planlarsanız, şahı öldürürsünüz.

ve son olarak; şah mat, pers dilinde “kral öldü” anlamına gelir.

matematik affetmez!
devamını gör...

randevu saati geçmişse o iş yerinden hayır beklemeksizin bırakın gitsin , belkide o sizi kaybetti.
devamını gör...

liseli birisi mi açtı bu başlığı, bu nasıl yaklaşımdır? :d çiftler arasındaki sevgi her şeyiyle bir bütündür. insan sevdiğine dokunmak, öpmek, onunla sevişmek ister. çünkü insan yalnızca sevdiği kişiyi arzular. başkası hicbir şekilde aklına dahi gelmez. seks de ilişkinin bir parçasıdır. aksi olan bir ilişkide yolunda gitmeyen bir şeyler vardır. hangi yeşilçam dramasında yaşıyoruz da sevdiğin insanla seks yapmak değersizlik belirtisi olsun?!
devamını gör...

üslup
üslup ve yine üslup.
devamını gör...

türkiye'de kitap fiyatlarının ateş pahası olduğu gerçeğidir. dün ünlü bir kitapçı zincirinin alsancak'taki şubesine gittiğimde hiçbir kitabın 50 liranın altında olmadığı gerçeğiyle yüzleştim. ben zaten öyle kitap kurdu bir insan değilim. dün heves ettim bir kitap alayım dedim, insanların tuvalette okudukları ikinci el kitapları şu pandemi sürecinde okumayı doğru bulmadığım için sıfır alayım istedim ama yok yok yok! param yetmedi. 9.5 liraya komünist manifesto gördüm onu alayım bari dedim, kasada cüzdanımdan parayı çıkarmak için bir köşeye koydum ama geri almak için davrandığımda kitap koyduğum yerde yoktu. kaşla göz arasında yürütmüşler. başka da kopyası yoktu. şaka gibi değil mi? arkadaşım da çok güldü bu duruma. ''gezme ceylan buralarda seni harcarlar'' diye dalga bile geçti.

bana göre eğer anıtsal bir değeri yoksa ve hacimli değilse bir kitap 25 liradan pahalı olmamalıdır. kitap fiyatlarının bu kadar el yakmasının sebebi şüphesiz ki bir takım ekonomik parametrelere dayanıyordur ama burası okuru pek ilgilendirmemelidir. kitap okumak yemek, içmek gibi temel bir ihtiyaç olarak görülmeli ve ona göre asgari fiyatlandırılmalıdır (hayır yani, gören de bunu yazanın pempe fularlı bir kitap kurdu olduğunu sanacak).

ha ucuz yayınevleri yok mu? elbette var ama çok kalitesizler. üniversitedeyken dünya klasiklerini iğrenç bir çeviri ve okurken mide bulandıran bir basımla yayınlayan bir yayınevinden o dönemin parasıyla 365 liraya 64 tane kitap almıştım. kıyak iş gibi değil mi? hepsini okumam iki senemden biraz fazlasını aldı ve sürenin sonunda size samimi olarak söylüyorum ki türkçem bozuldu yahu. tercümesi o kadar kötüydü yani. özne-tümleç-yüklem şeklindeki türkçe sentaks yerine yıllarca yüklem-özne-tümleç hatta yükleç-öznem-tümle şeklinde cümleler kurdum inanabiliyor musunuz? bu durumu yeni yeni düzelttiğimi düşünüyorum. kötü baskıdan dolayı migrenim bile çıkmıştı. neyse ki kitap okumayı bıraktım da migrenden de kurtuldum.

peki hem ucuz hem de kaliteli yayınevleri hiç mi yok? benim bildiğim sadece hasan ali yücel klasikleri serisi var. külliyattaki kitapların olması gereken fiyatta olduklarını düşünüyorum.
devamını gör...

bizim kendimizde gördüğümüz ile başkasının bizde gördüğü farklıdır. bizim kendimizden beklediğimiz ile karşı tarafın bizden beklediği de farklıdır. bir imaj yaratıyoruz ve karşı tarafın bizi bu imajla bilmesini istiyoruz. çünkü gerçek benliğimizle aramız iyi değil. eğer benliğimizi kabul edip sevip ki nasıl olursak olalım sevmeliyiz. o zaman daha az aramız bozuk olur düşüncesindeyim. o zaman kendimizi kabul edip karşıya daha gerçek bir imaj çizebiliriz. olduğumuz gibi görünmek ümidi ile.
devamını gör...

muhtemel evleneceği kişiyi düğünden önce görememiş, asla söz hakkı tanınmamış, baba evinden bir mal gibi alınmış, koca evinde bir mal gibi görülmüş, ömrü; kişiler değişse de sadece hizmet etmekle geçmiş, aksini düşünüp, davransa gözünün yaşına bakmadan; şiddet görecek kadınların mecburen katlandıkları herbir duruma eski kadınlar sabırlıydı diye ahkam kesen eski kafalı insan söylemi.
devamını gör...

hayatımda çok kitap hediye ettim, çok kitap ödünç verdim (hiç biri geri gelmedi ama neyse) ancak hiç birine not yazmadım. fekaaat bana hediye edilen (bkz: erich von manstein)'ın (bkz: kaybedilen zaferler) kitabında "albay seyfi" notunu buldum. o albay seyfi'yi hep merak ederim, kimdi nasıl biriydi vs.

glad you ask. şu an çaıştığım ajansa başlayalı 3 ay vs olmuştu ve doğum günüm gelmişti. canım kreatif direktörüm daha önceki muhabbetlerimizden o kitabı bulamadığımı/ulaşamadığımı biliyodu ve bana o kitabı hediye etmişti. o zamanlar türkiye'de sadece 1960'lı yıllardan tsk'nın çevirisi vardı. sağolsun, buldu hediye etti ve ben kendimi oraya ait hissettim. ama merakımı da yenemedim. kimdi acaba o albay seyfi?

önümüzdeki günlerde/yıllarda da o kitabın çevirisi sanırım (bkz: kastaş yayınevi)'nden çıkacak bu arada. ww2 meraklılarına duyurulur.
devamını gör...

eskiden biriktirip çeşitli kitaplar, ansiklopediler almışlığım vardı. o günler çok özlendi.
devamını gör...

tekrar cendereyi yaşarsam korkusu. tekrar saçma kıskançlıklar, sebepsiz zorbalıklar, durup dururken karşındaki kişinin sürekli ağlayıp vicdanını sömürmesi korkusu buna etken.
devamını gör...

galatasaray'ın yeneceği maçtır.
devamını gör...

aydın'ın karacasu ilçesinin geyre köyünde bulunan afrodisias kent geçmişi milattan önce beş binli yıllara dek uzanıyor. kent bir vadiye kurulu ve uzun bir süre de tarihi kalıntılar halkın hayatıyla bir bütün oluşturuyor. şimdilerde evler boşaltılmış durumda ve kent yerleşime kapalı. kentte gerçek kazıların başlatıldığı 1960'lı yıllara kadar yapıların iyi korunmasının en büyük nedeni ise konumu diyebiliriz.
kentin tam görünümü:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

imparator augustus, afrodisias kenti için "bütün asya içinden kendime bu kenti seçtim." diyerek kenti himayesi altına alıp korumuştur.

kentin öne çıkan özelliklerinden biri heykel okulu olmasıdır. yakınında bulunan mermer ocağı sayesinde burada heykeltraşlar yetişiyor ve pek çok heykel yine burada şekilleniyordu.

tetrapylon
afrodisias'ın sembolü olan bu yapı kentin kapısıdır. birkaç kez yıkıldığı tespit edilen yapı, kente ilk bakışta en çok dikkat çekebilecek inşalardan biri.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

afrodit tapınağı
milattan sonra 6. yüzyılda hristiyanlığın bölgeye gelmesiyle afrodit tapınağı kiliseye dönüştürülmüştür. tapınakta bir tuzlu su kuyusu da bulunur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

stadyum
geleneksel sporlar, hayvan dövüşleri ve gladyatör savaşlarının yapıldığı çok büyük bir arenadır. bu stadyum tahmin edilen kent nüfusuna oranla epey büyük bir yapı, 270 metre uzunluğunda 30 sıralıktır. hipodrom 30.000 kişilikken kentin 15.000 kişilik olduğu bilinmektedir. bu da bize kentte düzenlenen etkinliklere dışarıdan epey yüksek bir katılım olduğunu, etkinliklere ilgi olduğunu gösteriyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kentte yazışmaların yer aldığı ve halkın haberdar olmasının sağlandığı bir arşiv duvarı vardır.

milattan sonra 2. yüzyılda odeon inşa edilmiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

roma mimarisinde önemli bir yeri olan hamamlar bu kentte de mevcuttur, adrian hamamı olarak isimlendirilmiştir.

heykellerde mitolojik karakterler göze çarpıyor: dionyssos, herakles, apollon, akhilleus bu isimlerden bazıları. yanı sıra imparator neron ve augustus da yer alıyor. prometheus'un cezaya çarptırıldığı dağda ellerindeki kelepçelerin herakles tarafından çözülmesinin tasvir edildiği bir heykel bulunuyor. aeneas'ın roma'yı kurma sürecini anlatan kabartmalar vardır. bütün bu heykeller ve kabartmalar aydın'da afrodisias müzesinde sergileniyor.

afrodit heykeli
bu heykel sayesinde aslında mitolojideki afroditle afrodisyas kentinde tapılan tanrıçanın aynı olmadığı anlaşılmıştır. heykelde alıştığımız çıplak afroditin aksine bir örtü mevcuttur. heykel üzerinde yukarıdan başlanarak sırasıyla üç güzeller, selene ve helios, afrodit, üç adet eros yer alır. bunun dışında genel tasvirine benzer nitelikte bir afrodit heykeli de mevcuttur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

heykeller hristiyan inancının gelmesiyle birlikte tahrip edilmiş olsa da varlıklarını büyük oranda korumuşlardır.

fotoğraf kaynağı: türkiye cumhuriyeti kültür varlıkları ve müzeler genel müdürlüğü

kent 2017 yılında unesco kültür mirası listesine alınıyor. aslında 1800'lü yıllardan itibaren kent yabancı gezginler tarafından inceleniyor fakat dikkatleri üzerine yeterince çekmiyor. ilk kazı 1904 yılında bir fransız olan paul gaudin tarafından yapılıyor, sonrasında da avrupalı farklı milletlerden insanlar tarafından kazılar yapılsa da hep kısa soluklu oluyor, ta ki kenan erim'in kazılarına kadar.

ara güler'in kenti keşif öyküsü:
bir gün ara güler adnan menderes'in de katılacağı kemer barajının açılışı için önceden fotoğraf çekimi için aydın'a gidiyor. dönemin valisinden bir araç ve şoför istiyor, yola çıkıyorlar. baraj alanına vardıklarında ara güler bakıyor ki ışık ters, kapkaranlık çıkıyor fotoğraflar. mecburen akşamı bekliyorlar ve ancak bir dağa çıkarak istediği fotoğraflara ulaşabiliyor. şoför de bu sırada geç vakitten epey sinirli. hır gür içinde dönüş yoluna geçiyorlar fakat bu sefer de şoför kestirmeden gidelim derken dağın taşın arasında kayboluyorlar. en sonunda bir köyde durup kahveye giriyorlar. bu köy antik kentin bulunduğu aydın'ın karacasu ilçesindeki geyre köyü. ara güler fark ediyor ki köylülerin oyun oynamak için kullandıkları masa dahi roma döneminin sütun başları. bölge halkı lahitler içinde üzüm ezip şıra çıkarıyor, çamaşır yıkıyor. ara güler renkli filmlerini çoktan baraj fotoğrafları için kullanmış fakat siyah beyaz filmlerle çekim yapıyor. bu şahit olduklarıyla ilgili "tarihin içinde yaşayan bir şehir buldum." diyor. istanbul'a döndüğünde fotoğrafı basından önemli kişilere gösteriyor, durumdan söz ediyor fakat ilgi gösteren olmuyor. ara güler bu olayın metnini yazacak insan arıyor fakat kime sorsa yok oğlu yok. metni kendisi yazıyor, eşi de ingilizce'ye çeviriyor. yazı amerika'da bir dergide yayımlanıyor. horizon dergisi de çalışmayı yayımlamak için ara güler'e ulaşıyor ve fotoğrafların renkli baskılarını da göndermesini istiyorlar. tabii renkli baskı fotoğraf yok elinde. ara güler hemen aydın'a yola çıkıyor ve aynı valiyle görüşerek aynı şöförle geyre köyüne gidiyor ve bu kez üç gün sürecek bir fotoğraflama başlıyor. istanbul'a dönüp rüstem doyuran'a durumu anlatıyor. dergi için yazı hazırlayacak insan arıyorlar. doyuran, new york üniversitesinde hoca olan kenan erim'den bahsediyor. görüşmeler sonucu kenan erim türkiye'ye geliyor ve ara güler ile bölgeyi geziyorlar. bu şekilde bölge büyük bir kitlenin dikkatini çekerek kenan erim'in çalışmalarıyla pek çok kıymetli eser ortaya çıkarıyor.

ayrıca (bkz: kenan erim), (bkz: umut doğan), (bkz: afrodisias öyküleri), (bkz: karia).
devamını gör...

hamidiye suyudur.
devamını gör...

lüks hayat.
kaza geçirmek.
riskli bir ameliyattan çıkmak.
hafıza kaybı yaşamak.
anlamsız bakışma sahnesi.
istanbul boğazı veya kız kulesinin mutlaka gösterilmesi.
baydı valla baydı.
devamını gör...

az önce öküz gibi çalışıp üniversite bitirip, yine öküz gibi çalışıp kpss den iyi puan alıp atanıp memur olarak; ülkemin kanayan yarası, kamburu ve hatta kanseri olduğumu öğrendiğim başlıktır.(since:2009)teşekkürler türkiye.
devamını gör...

giriş gelişme sonuç...bunlara oturtun kafanızdakileri önce. sonra bir şeyler yazın, deneyin. bir taslak olsun. karalayıp durun. devamı gelecek gibiyse yardırın gitsin efendim. benim de kafamda 2 uzun tanım girmek var ama daha kafamda toparlayamadım.
devamını gör...

soğuk biriyim diyemem. ama herkesle samimi olmayı sevmem. herkesle aramda her zaman bir mesafe vardır. sadece çok yakınlarıma ve cok sevdiğim kişilere karşı o mesafeleri kapatırim. burada birçok dostum var hepsini de ayrı ayrı çok seviyorum fakat gerçek hayatta beni aynı şekilde karşılarlar miydi? pek sanmıyorum. ben bu nicki boşuna almadım dostlar. kalabalık ortamlarda beni gülerken göremezsiniz.*
devamını gör...

grimsi bir renk, guzel anlarda rengi beyaza kadar dönebilir, kotu donemlerde ise, zifiri karanlik bile olabilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim