şener şen ve şebnem ferah rozeti alabilir miyim? lütfen.
devamını gör...

her iki kelime de arapça kökenlidir. cima, cinsel ilişkinin evlilik içi olanıdır. evlilik dışı cinsel ilişkiye ise zina denir.

islam dinine göre cima sevaptır ancak zina yasaklanmıştır.
devamını gör...

ekrana doğru; teşekkür ederiim, teşekkür ederiim dediğim bildirimdir.
devamını gör...

en sevdiğim şeydir. anlat kurban olduğum öyle miymişim ağzını yerim senin devam et.
devamını gör...

bi arkadasimla daha once asansörde kalmamiza ragmen başka yerde bi daha binecegimiz zaman binmeyelim bak kaliriz yine demiştim. o da gel bişey olmaz diyip asansöre bindirmişti. ve orda da kalmıştık.. zaten korkuyodum da daha da korkar oldum artik.
devamını gör...

boyun kısa ama en azından kilolu değilsin şükret.
devamını gör...

beğenileri ile beni çok mutlu eden yazar arkadaşımızdır. nickaltını açmak da bana nasip oldu. hayırlı olsun.
devamını gör...

black rose immortal.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

söyleyecek laf bulamayınca, söylenmesi uygun düşen lafı söyleyen kişidir.

ne desin?:
‘senden daha güzelini/yakışıklısını buldum’
‘artık seni sevmiyorum’
‘senden soğudum’.

itiraf edin , kimse ayrılık konuşması yapmayı sevmez. çoğu zaten kaçar bu konuşmadan. kaçamayanlar ise o konuşmanın daha hafif ve daha az vicdan azabı duyacak şekilde bitmesini isterler. bu söz klişedir ama kötünün iyisidir işte. belki karşımızdaki de ayrılığın asıl nedeni yerine bunu duymak istiyordur? gerçekler acıdır, kalp kırmak ise daha acı.
devamını gör...

atatürk'ün doğduğu evin kundaklandığına dair başında çıkan haberler neticesinde galeyana! gelen halkın istanbul'da azınlıklara karşı giriştikleri saldırı, yağma, linç olayları.

bu ülkenin vatandaşlarını, yüzyıllardır burada yaşayan insanları hedef almış olaylardır. cumhuriyet tarihinin kara lekesidir. bu olaylarla birlikte türkiye, kültürel zenginliğinin önemli bir kısmını daha yitirmiş, bugün içine düştüğümüz siyasal islamcı bataklığının temelleri atılmıştır.

sermayenin el değiştirmesi* için dönemin iktidarı tarafından planlandığı söylenir. doğruluk payı nedir bilmiyorum ama provokasyon bu ülkede her zaman işe yaradı. yaramaya da devam ediyor. önünü arkasını bilmeden, dinlemeden galeyana getirilen topluluklar yarın bizi de herhangi bir sebeple linç edebilir. son dönemde yaşadığımız kutuplaşma bunun işaretlerini veriyor zaten. geçmişimiz geleceğimize ışık tutuyor.

60 yılda değişen bir şey olmaması ülke adına üzücü.
devamını gör...

insanı durduk yere dert sahibi yapan bir dream theater şarkısı.

1994 çıkışlı "awake" albümünde yer alan şarkı, beste ve sözleriyle tamamen grubun klavyecisi kevin moore'a aittir ki kendisi, albüm sonrasında gruptan ayrılmıştır. rivayet odur ki moore, bir moda kataloğunda "space-dye vest" adlı bir ceket giyen modele aşık olmuş, bu durumu o dönemde yeni bitmiş olan ilişkisiyle bağdaştırmış ve bu parçayı yaratmıştır.

şahsen, özellikle keyifli olduğum günlerde playlistimde karşıma çıkmasın diye köşe bucak kaçarım. sadece türkçe şarkılarda duygulanabiliyorum diyenler varsa buyursunlar da görelim.*



sözleri de burada:
(şarkı içerisinde yer alan haber, dizi vb. replikleri italik yazılmıştır.)

falling through pages of martens on angels
feeling my heart pull west
i saw the future dressed as a stranger
love in a space-dye vest

love is an act of blood and i'm bleeding
a pool in the shape of a heart
beauty projection in the reflection
always the worst way to start

"but he's the sort who can't know
anyone intimately, least of all a woman.
he doesn't know what a woman is.
he wants you for a possession,
something to look at like a painting or an ivory box.
something to own and to display.
he doesn't want you to be real, or to think or to live.
he doesn't love you, but i love you.
i want you to have your own thoughts and ideas and feelings, even when
i hold you in my arms. it's our last chance... it's our last chance..."


now that you're gone i'm trying to take it
learning to swallow the rage
found a new girl i think we can make it
as long as she stays on the page

this is not how i want it to end
and i'll never be open again

"...i was gonna move out...umm...get,
get a job, get my own place, umm,
but... i go into the mall where i
want to work and they tell me, i'm,
i was too young..."


"some people, gave advice before,
about facing the facts, about
facing reality. and this is, this
without a doubt, is his biggest
challenge ever. he's going to have to face it.
you're gonna have to try, he's gonna to have to try and,
uh, and, and, and get some help here. i mean no one can
say they know how he feels."


"that, so they say that, in ya know
like, houston or something, you'd
say it's a hundred and eighty degrees,
but it's a dry heat.
in houston they say that?
oh, maybe not. i'm all mixed up.
dry until they hit the swimming pool."


"...i get up with the sun... listen.
you have your own room to sleep in,
i don't care what you do. i don't
care when. that door gets locked,
that door gets locked at night by nine o'clock.
if you're not in this house by nine o'clock, then you'd better find some
place to sleep. because you're not going to be a bum in this house.
supper is ready..."


there's no one to take my blame
if they wanted to
there's nothing to keep me sane
and it's all the same to you
there's nowhere to set my aim
so i'm everywhere
never come near me again
do you really think i need you

i'll never be open again, i could never be open again.
i'll never be open again, i could never be open again.

and i'll smile and i'll learn to pretend
and i'll never be open again
and i'll have no more dreams to defend
and i'll never be open again
devamını gör...

takıntı, kişinin isteği dışında akla gelen, istem dışı ve tekrarlanan durumlardır.

mesela oturduğum bir odada kapı açıksa, bu durum benim gerim gerim gerilmeme sebep olur, hemen kapatırım. açık kapı takıntım var.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hoşuna gitmeyen tanımaların yazarlarını kimse anonim değil diyerek tehdit eden sözlük magandası.
birde yine beğenmediği yazarlar silinsin diye kampanya başlatmış.
devamını gör...

“evlenirsen, pişman olursun; evlenmezsen yine pişman olursun; evlenirsen ya da evlenmezsen, her iki şekilde de pişman olursun, evliysen ya da evli değilsen yine pişman olursun. hayatın çılgınlıklarına gül, pişman olursun; ağla, pişman olursun, hayatın çılgınlıklarına gül ya da ağla, iki şekilde de pişman olursun. kendini asarsan pişman olursun, asmazsan yine pişman olursun; kendini as ya da asma, her iki şekilde de pişman olursun. kendini astın, yine pişman olursun; kendini asmadın, yine pişmansın; astın ya da asmadın, her şekilde pişmansın. işte, pratik aklın özeti budur.”
*

anlaşılan o ki hayat bize ne kadar az seçenek sunarsa o kadar çok pişman oluyoruz. bu pişmanlık sarmalından çıkmanın tek yolu, bu ikili zinciri kırıp sonsuz ihtimal denizine açılmamız olarak görünüyor.

sınırlı seçenekleri olan bir olguda, aklımıza gelen bu sınırlı sayıdaki seçeneği tek tek deneyimledigimizde hissedeceğimiz tek duygu, o seçeneği deneyimlemenin verdiği haz ve bu deneyimin sonunda hazzın bitmesiyle hissedilen pişmanlıktır. yani haz varsa pişmanlık kaçınılmazdır.

“memnuniyet dün gibidir, gelip geçer”*
devamını gör...

hafızam beni yanıltmıyorsa 1830'ların başında fransız bir araştırmacıdan mektup almıştım. mektubunda anadolu'ya gelmek istediğini ve tavium kentini bulmak için araştırma yapacağını yazmıştı. hay hay dedim. gel madem, başımızın üzerinde yerin var. her ne kadar bulmak istediğin kenti hiç duymamış olsam da elimizden geleni yaparız. benim bu cevabımdan sonra kendisinden bir süre haber alamadık. meğer adam bizim buralara gelebilmek için 32346 takla atmakla meşgulmüş. ama geleceğinden bir an bile kuşku duymamıştım zira işin peşini kolay kolay bırakacak tipte biri olmadığı kelimelerinden anlaşılmaktaydı. inadım inat mabadım iki kanat tarzı bir arkadaş olduğu aşikardı ve beni yanıltmadı.

neyse efendim bir kaç sene sonra bu arkadaş kalktı geldi. karşıladık, yedirdik içirdik falan sonrasında tutturdu ben boğazköy taraflarına gideceğim diye. eh adam netice de misafir, kırmayalım madem dedik ve yola koyulduk. yol boyunca tavium aşağı, tavium yukarı resmen başımın etini yedi. bir sussa da kafamız rahat etse derdindeyiz. sonra boğazköy'de dolaşırken yıkık kerpiç evler gördük. anam! bu atı bir mahmuzladı, evlerin olduğu tepeye doğru dört nala gidiyor. el mecbur bizde peşinden... evler de eski püskü, yıkık dökük, ahı gitmiş vahı kalmış. dedim ki içimden tavium buysa hay ben senin merakına! sonra bir baktım tepede atı durdurmuş, yukarıdan manzarayı izliyor. hah dedim al işte. şehir, şehir gibi çıkmayınca tepeden manzara izlersin anca. o kadar yolu manzara izlemeye mi geldin? neyse bir kaç dakika içerisinde vardım yanına. adam büyülenmiş gibi karşıya bakıyor. kafayı bir kaldırdım ki, dev gibi, kocaman taş bloklar var karşımızda. bu, pat diye atından atladı. sağa baktı sola baktı. ileri gitti, beri geldi falan derken. atina kadar büyük dedi. anlamadım tabi ben. sağa sola bakıyorum, hırpalanmış taşlar ve sütunlardan başka bir şey göremiyorum. yahu dedim bırak atina'yı sen, bu sütunlardan istanbul'da da var hemi de gıcır gıcır. var gel geri dönelim de, onları incele sen. bana gülümseyerek bilal'e bakar gibi baktı ve bir şeyler mırıldandıktan sonra haydi yürüyelim biraz dedi.

iyi ki de yürümüşüz. çünkü asıl buluşu orada ben yaptım. bir süre yürüdükten sonra devasa iki kapı gördük. daha doğrusu ben gördüm. heyecanla bağırdım. niye heyecanlandım bilmiyorum ama kabartmalar muhteşemdi. birinde dev gibi bir aslan kabartması vardı. diğerinde ise krala benzeyen bir adam duruyordu. aslında benim heyecanlanmam da normal zira tarihe damga vurmak bizim genetiğimizde var. daha önce #394813 numaralı tanımda yazmış olduğum üzere büyük dedem tarihin akışını değiştiren şahsiyetlerden biriydi. istesek de istemesek de kendimizi tarihi mevzuların tam ortasında buluveriyoruz.

o akşam köylülerden birinin evinde kaldık. bizim fransız yazıyor, çiziyor. başını defterden kaldırmıyor. buldun herhalde tavium'u diye sordum? başını kaldırdı. yok, tavium değil. daha eski, daha farklı bir yer burası. duraksadı şu adama sorsana benzer yıkıntılar var mı civarda diye ekledi. allahtan yardımsever bir tosbağayım. sordum tabi. köylü evet dercesine başını salladı. yarın bizi oraya götürebilir misin diye devam ettim. yine başını salladı. adam sadece başını sallıyordu. salla başını al maaşını tarzı bir abiydi. aldı zaten maaşını. neyse anlattım durumu bizim fransıza, heyecanlandı tabi garibim. sabahın ilk ışıkları ile yola çıktık. köylünün kafasını sallayarak onayladığı yere geldiğimizde, bizi başka sürprizler bekliyordu. dev gibi sivri bir kayanın önünde durduk. ortasında bir yarık vardı ve yarıktan baktığınızda bir sürü resim görüyordunuz. ama bunların hepsi külahlı ve kemerli tiplerdi. lakin üzerlerinde deri ceket ve pantolonlar yoktu. kah o dönem bizim de bunlardan haberimiz yoktu. bu noktayı geçince yarıktan sağa doğru yöneldik, bu seferde takkeli tiplerle karşılaştık. bir de kanatlı arkadaşlar vardı. kayalara nur inmiş gibi bir manzara karşılamıştı bizi. biraz sağa sola bakınınca bunun bir fener alayı olduğunu anladık. kanatlı devasa iki varlık da bu geçit kapılarını koruyordu. öte tarafa giden kapıyı mı bulmuştuk acaba? neyse ne işte. kutsal bir mekanda bulunduğumuz aşikardı. hadi kapıyı bulmadıysak bile çok farklı bir tapınak bulmuş olabilirdik. ama bunu hangi ulus inşa etmişti? kimdi bu arkadaşlar? doğayı bu şekilde işleyip, reorx'un çekicini kullandığı gibi muazzam bir işçilikle bu yapıları ve kabartmaları nasıl yapmışlardı?

işte tarihin akışını değiştiren bu buluşu birlikte yaptığım kişi texier'di. bir kaç yıl sonra birkaç cilt tutan anıtsal eseri, ''küçükasya üzerine''yi 1839’da paris’te yayımladı. bu eserde benden hiç bahsetmemişti. halen kendisine kırgınlığım devam ediyor. adam öldü gitti ama affedemedim bir türlü. tarih ve bilim aşkına feda etmiş bulunduk yine kendimizi. ama bu iş burada bitmemişti zira texier henüz mevzuyu adlandıramamıştı. gördükleri için büyük kültürü olan bir ulus diyebilmişti sadece. adlandırma işi bana kalacaktı. çünkü tarihi olaylar bizim aileyi direkt olarak içine çeker ve bundan kaçış yoktur. o mevzuyu da bir ara anlatırım artık *
devamını gör...

mükemmel bir performans gösterdi. tebrik ediyorum.
devamını gör...

çok uzun ben okuyamam:
akşam yayında ben yokum, sadece hazırladığım playlist 1 saat kadar sizlerle olacak.


~

uzun olsun ben okurum:

selamlar.

bu hafta yayın var diye duyuru geçtim erkenden ama “man plans, and god laughs” sözünü bir kez daha doğrulamış bulunduk. canlı yapabilir miyim diye test ettim gece ama malesef bulunduğum konumdaki internet bağlantım buna izin vermedi. haftaiçi, yayını kayıttan yapacağımı duyurmuştum ama onu da bir türlü olduramadım, odaklanamadım. o yüzden, bu hafta da müsadenizi isteyeceğim sizden.

konularım, şarkılarım hazırdı ama ben hazır değilmişim demek ki, istediğim gibi olmayacak bir yayındansa hiç yayın yapmamak üzülerek söylüyorum ki daha çok içime sinecek. yine de sizi en azından şarkısız bırakmamak için, hazırladığım playlist’i kaptanımız gomercan’ın ellerine teslim ettim. seçtiğim şarkılar yayın saatinde -tr saatiyle 21:00- 1 saat kadar sizlerle olacak.

playlistimizde sağda solda sokakta barda cafede yahut spotify’da youtube’da çok sık karşınıza çıkmayan hatta belki de hiç çıkmayan şarkılar var. tamamı türkçe olan parçalar geniş ancak alternatif bir skalada. punk, reggae, ska-punk, rock ve rap içeriyor. şüphesiz ki alternatif kültürlerin köpeği olmaya devam edeceğiz, şimdiden keyifli dinlemeler.
devamını gör...

murat menteş onur ünlü alper canıgüz abilerin grubudur. bir ara site veya blog tarzı bir şey kurmuşlardır.
kimi insanlar çok severken kimi insanlar nefret etmiştir.
değişik muzip kafaların ürünüdür. şu an dağıldılar sanırım veya beraber bir şey yapmıyorlar bir podcastte alper canıgüz öyle bahsetmişti.
ve isim babasının kim olduğunu bu ekibi bilenler mutlaka anlayacaktır veya tahmin edecektir.
devamını gör...

“kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.
bencil olduğun için vazgeçtim.
bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
bu yüzden ben de senden vazgeçtim.”

frida kahlo
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim