gina ve peralta için oturup saatlerce izlenesi dizidir.
devamını gör...

hamsi olarak elindeki tüm imkanları kullanmış. bizede taktir etmek düşer kanaatindeyim. yolları bahtları açık olsun. o güzel hamsiler, o güzel denizlerde yüzerek gittiler. kim derdi ki gün gelecek bir hamsiyi kıskanacak insanlar.
ayrıca dayıların son derece elit gürcü hamsisi tartışmasını da hatırlayalım buyrun efenim #ufaktır, ufak
devamını gör...

takriben 4 -yazıyla dört- dakika sonrasında yayında olmaya umuyorum. boş vaktiniz varsa, beklerim gecenin tek katili ben olmiym, yardım ve yataklık konusunda yardımcı olursanız sevinirim.
devamını gör...

umarım karıncaları yalnızca biz dövüştürmüyorduk?
devamını gör...

sevgili günlük. bugün elit bir kafede otururken yan masaya tam bir afet-i devran, esmer güzelinin biri oturdu. meriçliğim içimde kıpırdadı resmen, kız sigarasını ağzına koyar koymaz altın zippo çakmağımı çınn sesi ile açıp seri bir şekilde ateşledim. kız şöyle bir gözlerimin içine baktı, sigarayı ağzından çekip; "uuğğşt küpek, sen beni ne sandın" demesin mi..

nerden geldiğimi şaşırdım, kıza bak çıkan sese, şiveye bak. sonra garson geldi; "abi ne yaptın yaa? çingene abi bu kız, babası at yarışından yüklü para tutturmuş, öyle düzelttirdi kaportayı takılıyor burada" deyince kendime geldim. demek ki neymiş? ota b*ka meriçlik yapıp zıplamamak gerekiyormuş.*

not: bu tanımda geçen hiç bir cümle gerçek değildir, tamamen eğlence amaçlı yazılmıştır. ben sigara içmiyorum lan bir kere, el alemin sigarası ne yakıcam.*
devamını gör...

anlık olarak yaşadığım can sıkıcı sorunsal. çok kötü bir kabus gördüm ve sonucunda bu girdiyi yazmakla meşgulüm.

geri uyumaya çok çalıştım ama başımın inanılmaz ağrısı bunu engellemiş bulunmakta. bu aralar çok düşünüyorum geçmişi, pişmanlıkları, bunların karakterime etkisini, gelecek kaygısını, mutsuzluğu belki biraz ölümü.

düşünmekten sıkıldım ama düşünmeden bir saniyem bile geçmiyor. düşünmek, daha da çok düşünmek anlayamadığım bir haz veriyor bana mutsuzluğumun yanında. korkuyorum bazen düşünmekten delirecek gibi oluyorum, dün burada akıl sağlığını kaybetmiş yazarlar tarzında bir başlık açılmıştı sanırım yavaş yavaş o evreye giriyorum bende.

beynim bu aralar eskisinden daha az çalışıyor sanki, çok durgun bir modda. ne yapsan ya da ne yapmaya çalışsan her seferinde önüne engel çıkması, hayallerin bir bir tükenmesi hepsi birleşip, insanın kabusu olup, gece uyurken hafakanlar bastırıp insanın damağını kuru ve de bünyesini nefessiz bırakıyor.

son zamanlarda mevcut modumu kimseye belli etmemeye uğraşıyorum ama çok sahte bir insan olup da çıktım esasen. insanların dertlerine ortak oluyorum, onları dinliyor, çözüm sunuyorum ama iş ne zaman bana gelse kendi söküğümü dikemiyorum.

her şey bana saçma ve amaçsız gelmeye başladı. bakışlar, sözler, manalar. kendimi kapkara bir bataklığa, bir depresyona süruklüyorum ama diyorum ya bana anlayamadığım bir haz da veriyor bu durum bir bakıma.

çok düşünüyorum. bunu yazarken bile, az sonra şekersiz sert bir kahve hazırlayacak olurken bile. en sonunda her filozof yalnız ölür ben bir filozof değilim ama bir filozof gibi hissetmenin ne demek olduğunu iyi biliyorum.

saat 05.07 değerli vaktini ayırıp bunu okuduğun için de sana ayriyeten teşekkür ediyorum, iyi geceler.
devamını gör...

sası: tatsız, tutsuz

enki:o, bu,şu

-enkini getir çabuk.

zere: aa o öyle mi, hadi ya, tabi ya anlamlarında kullanır.

-seninle konuşmam lazımdı ama bir işim çıktı.
+zere ben de neden aramadın diye düşündüm.
devamını gör...

bir paket köpek maması almıştım. onu açtım yanıma koydum çıktım yola.
ihtiyaçlı birine verilecek market kartlarını vermeye çıktım.
ankara'nın adı anadolu olan, içinde dar gelirlerinin ve suriyeliler'in olduğu mahalleye gittim.
benim sitede olan ağaçlar kadar, ağaçlar var her apartmanın çevresinde. zamanında ne güzel bir mahalleymiş.
kadınlar, evlerinin önüne örtü sermiş oturuyordu.
konum atılan evi, birde telefonla arayayıp teyit ederek buldum.
dışında merdiveni olan, iki katlı bir apartman.
girişte, iki kız çocuğu bizim çocukluğumuzda oynadığımız gibi
su şişesi kapaklarına toprak doldurmuşlar, muhtemelen pasta yapıyorlardı.
en son çocukar küçükken,
kumla kalıplara pasta yapan çocuk görmüştüm.
30'lu yaşlarında 3 çocuk annesi olan, sanki dersin iki katı yaşamış anne ile beş on dakika sohbet ettim. kendi dertlerimden utandım.
yollar insan doluydu.
pazartesi pazarı hariç tüm gıda işletmeleri açıktı.
olan diğer esnafa olmuş.
köpek maması almasa miydin, diye düşündüm bir an. çıkmak için bahaneye gerek yok gibi.
markete girdim göya 80 kişi olması gereken markette, tüm mahalle hep beraber alışveriş yaptık. manav reyonu müşterilere yetişemiyordu.
hava ne kadar ısınmış, efil efil giymelik olmuş.
anlamsızlıklarla dolu sokaklardan eve geldim.
akşama tavuk yapacağım terbiyeye yatırayım.
iftar da olmasa çekilmez bu günler.
devamını gör...

01.07.2007 14 yıl önce bugün.

'yengem yanıma gelip banu abin kaybolmuş' der.
'kaybolmak ne demek?'derim.
o an, o yaşta, o şokla anlayamadığım bir kelime 'kaybolmak'.
sonra bir telefon gelir 'aytekin'i bulduk' sevinmeli miydik?
bilemeyiz...

29 yaşında bir yiğit aldı 'deniz' bizden ve 6 saat sonra başka bir koydan sahile vurdu.

denizin şakası yoktur.
biz bunu çok acı tecrübe ettik, siz etmeyin.

kendi kontrolünüzü tam hissetmediğiniz hiç bir durumda kendinize sonsuz güvenmeyin.
devamını gör...

ilk olarak üniversite son sınıftayken bir dergiye yazımı göndermiştim. haftalık yayınlanan bir dergiydi. dergi çıktığı gün elime aldığımda kendi adımı ve yazımı dergide görünce şok yaşadım çünkü bana yayınlanıp yayınlanmayacağına dair hiçbir bilgi vermemişlerdi, tamamen sürpriz oldu. sonraki yıllarda kendi yazılarımı değil, tercüme ettiğim makaleleri dergilere yollamaya başladım. tercümelerimi çok beğendiler, editör benimle iletişime geçip bana belli bir konu verdi, o konuda yazı yazmamı istedi. ilk başlarda çok zorlandım ama yazdığımda "siz boşuna dert ediyorsunuz, gayet iyi yazıyorsunuz, her ay istediğiniz konuda yazıp gönderin" dedi. sonraki aylarda kendi istediğim konularda yazılar yazmaya başladım. iki sene boyunca bir dergide yazdım. iletişime geçtiğim başka iki dergide de farklı farklı yazılarım yayınlandı. hepsi de matbu olarak yayınlanan ve belli kitlelere hitap eden dergilerdi. şimdi de mesleğimde elde ettiğim deneyimlerimi yazmam istendi, iki ayrı öykü halinde yazdım. yakın zamanda çıkacak bir kitapta öyküler yayınlanacak, çok heyecanlıyım. artık bundan sonraki hedefim, kendi kitabımı çıkartmak...
devamını gör...

günaydın olsun.
olsun da, daha kolllar, bacaklar uyanmadı ama.
okul girişinde sevgi gösterisinde bulunan harika bıyıkları olan bir köpeği elbisemi batırmasın diye reddetmek zorunda kaldım.iki ayağı üzerinde biblo gibi duruyordu tatlı hayvancık.şimdi de küçük bir vicdan azabı var içimde sevmedim onu çünkü.

bu kez bahçede iki kedi mee mee diye diye (evet, bunlar meliyor nedense)etrafımda dolanmaya başladı.biri kendini yerlere atarak türlü numaralarla beni kandırmaya çalıştı.elimi uzattığımda da kaçtı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
işte bir gün böyle başlıyor, bakalım neler getirecek.
işte zil çaldı bile:
havasına suyuna taşına toprağına…
devamını gör...

2005li olmak benim suçum değil. lütfen biraz anlayışlı olun.
devamını gör...

kadınlara karşı olan nefret hukuki olarak da kanıtlanmıştır.
devamını gör...

2016 yılında çekilmiş kısa animasyon filmdir. yönetmenliğini rodolphe guoneden senaristliğini paul mcovey yapmıştır.

film yalnızca 23 dakikadan oluşmaktadır. usta ugvey'in bir takım sırlarını ve bu sırlar doğrultusunda efsanevi öfkeli beşlinin ortaya nasıl çıktığını ve hatta panda po'nun kung fu'yu nasıl keşfettiğinin hikayesidir.

bir takım aksilikler ve yanlışlıklar sonucu kaplan verilen görevi yerine getiremez. usta shifu çok hastadır ve bu hastalıkta bile bazı sırlar gizlidir.

huzur vadisine bir düşman yaklaşmaktadır. geçtiği her yeri yakıp yıkan boğar. boğarla savaşması için 4 savaşçı çağırmaya çalışan shifu kaplanın sakarlıkları yüzünden bunu başaramamış ve şans eseri (tabi bu bizim bildiğimiz) bir araya gelen kaplan, engerek, turna, maymun, mantis idare etmek zorunda kalmıştır.

kısa ama eğlenceli bir film olmuştur. aslında yarı çizgi film yarı animasyon şeklindedir. beşlinin nasıl bir araya geldiğini merak edenlere ve daha çok fazlası bu kısa animasyonda sizlerle.

kung fu panda'yı çok seven bir animasyon sever olarak bu kısa filmi kaçıramazdım ve hakkında bir iki cümle kurmadan duramazdım. kurdum gidiyorum. yahu ben bu ekibi bu seriyi pek seviyorum.

iyi seyirler efem...
devamını gör...

bu kafayla ömrünüzde anca bir gün sevişirsiniz zaten.*
devamını gör...

danette gibi yarısı çikolatalı yarısı vanilyalı mod.*
devamını gör...

istekler.
kulaklık az geliyor direkt içeriye hoparlör döşetebilir miyiz?
devamını gör...

bütün bu kumpasi kuranların1907 yıl ile cezalandırılmasına karar verilmesi lazımdı.
devamını gör...

başta gazi mustafa kemal atatürk olmak üzere ülkemiz için canını ortaya koyan bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun. bu vatan sayenizde ilelebet payidar kalacaktır.
devamını gör...

deep purple grubunun klavyecisidir. soyadı gibi bu enstrümanda "lord=tanrı" dır. bugün hammond marka org denince ilk akla gelen kendisidir. accept grubundan peter baltes "ronni james dio nasıl vokallerin ustasıysa, john lord' da hammond orgun kralı ve gerçekten en iyisiydi" demiştir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim