zafer algöz
haşırt dı bilekbord isimli oyuncu anıları kitabının yazarı, babasının memuriyetinde trabzon'da yaşamış ve trabzon'u çok sevmiş, can yılmaz ile eğlenceli bir program yapan usta oyuncu.
devamını gör...
blackeyes
"inciler denizde olur, sizin burada ne işiniz?" diyerek varlığını sorguladığım hakiki yazar. tanımlarıyla ayrı, sohbeti ve de kibarlığıyla ayrı etkiler. üslubuyla, tavrıyla, duruşuyla tam bir cemiyet adamıdır.
eksik olmasın.
eksik olmasın.
devamını gör...
daddy (yazar)
çok güzel tanımları olan zaman zaman da güldüren yazar arkadaşımızdır.
beğenilerini de hiç eksik etmez sağ olsunlar.
beğenilerini de hiç eksik etmez sağ olsunlar.
devamını gör...
distopya
okurken beni gerçekten korkutmayı başarmış cesur yeni dünya adlı kitabın temel aldığı gelecek tanımıdır.
devamını gör...
yazarların en son ağladığı zaman
uzun zamandır gözyaşı ile ilişkimiz biraz uzak. yani ben zaten ağlak bir insanım ha deyince yer çekimine meydan okuyamayan damlalar gözlerimden aşağıya doğru hızlıca süzülür. hatta bazen yarıştıklarını düşündürür bana. o yüzden birazcık ağlamak, ağlamak değil benim nezdimde.
neyse konu bu değildi ve zaman da değildi aslında. kişisel anı arşivimde bu da dursun yazısı bu tam olarak. unutmayayım diye. çünkü çok uzun zamandır, çoğu şeyi unutuyorum ben. hissetmeyi de unutmuşum. bazı hislerin ne denli güzel hissettirdiğini de. keşfetmek çok güzelmiş mesela. sığınmak bir bebek gibi. yetişkin olmamak bazen.
tesadüf eseri bir öğrencimin önerdiği şarkıyı dinlerken hattın diğer ucunda duyduğum ses içimdeki tüm katmanları salladı. doğru kelime bu. ruhum sallandı. içimi çekmeye başladım. her bir hıçkırık ile hüzün, tedirginlik ve huzur. ve evet! duygular da sallandı. vapurun gürültüsünün arasında rüzgar sesleri kulaklığın ardından ulaşacak kadar güçlüydü. savurdum içimde kötü ne varsa. acıyordu da güzeldi. aynı şarkı tekrar tekrar döndü fonda. ben denize karşı oturup bir bira açtım. hızlıca içtim. bu ara çok hızlı içip çok sarhoş gezdiğim günler var ama bu onlardan biri değildi. onlar eğlenceli ve hızlı anlar genellikle. bu ise sükunet ile ilgili. o sallantının ardından gelen derin bir dinginlik koskocaman bir huzur. ve akan çokça gözyaşı.
neyse konu bu değildi ve zaman da değildi aslında. kişisel anı arşivimde bu da dursun yazısı bu tam olarak. unutmayayım diye. çünkü çok uzun zamandır, çoğu şeyi unutuyorum ben. hissetmeyi de unutmuşum. bazı hislerin ne denli güzel hissettirdiğini de. keşfetmek çok güzelmiş mesela. sığınmak bir bebek gibi. yetişkin olmamak bazen.
tesadüf eseri bir öğrencimin önerdiği şarkıyı dinlerken hattın diğer ucunda duyduğum ses içimdeki tüm katmanları salladı. doğru kelime bu. ruhum sallandı. içimi çekmeye başladım. her bir hıçkırık ile hüzün, tedirginlik ve huzur. ve evet! duygular da sallandı. vapurun gürültüsünün arasında rüzgar sesleri kulaklığın ardından ulaşacak kadar güçlüydü. savurdum içimde kötü ne varsa. acıyordu da güzeldi. aynı şarkı tekrar tekrar döndü fonda. ben denize karşı oturup bir bira açtım. hızlıca içtim. bu ara çok hızlı içip çok sarhoş gezdiğim günler var ama bu onlardan biri değildi. onlar eğlenceli ve hızlı anlar genellikle. bu ise sükunet ile ilgili. o sallantının ardından gelen derin bir dinginlik koskocaman bir huzur. ve akan çokça gözyaşı.
devamını gör...
tensör
hakkında onlarca tanım olan ama hepsi bir şekilde eksik kalan matematiksel nesne. yine de "n boyutlu sayı dizileri" şeklinde son derece eksik bir tanımla giriş yapabiliriz.
aslında tensörün tanımı, vektörlerin genelleştirilmiş hali gibi düşünülebilir. ancak her vektör bir tensörken, her tensör bir vektör değildir.
özellikle einstein denklemleri gibi konularda, yani modern fizikte karşımıza çıkabilecek olan tensör terimini, konuya ilgisi olan ama işin matematiği hakkında fazla bilgisi olmayan arkadaşlar için anlatmaya çalışalım. biraz ders niteliğinde ve çok uzun bir tanım olacak.
***
önce vektörün ne olduğunu bilmeyenler için bir şeyler yazalım. bilenler ama tensörün ne işe yaradığını, neden kullanıldığını bilmeyenler doğrudan son bölüme atlayabilirler.
vektörler, belirli büyüklükleri ve yönleri olan fiziksel niceliklerdir. bir ok ile sembolize edilirler. aşağıda a ve b vektörlerini görüyorsunuz:

görselin kaynağı
gördüğünüz gibi a ve b harflerinin üzerinde küçük birer ok var. bunlar, a ve b'nin birer vektör olduğunu göstermek için çizilir.
fizikte hız, kuvvet gibi bazı büyüklüklerin aynı zamanda yönleri de vardır. bu nedenle bunlar vektörlerle ifade edilir ve vektörel büyüklük olarak adlandırılırlar. örneğin sıcaklık kavramının herhangi bir yönü yoktur. "hava 29 derece" dersiniz ve olay biter. ancak bir arabanın saatte 100 km hız ile batı yönünde gittiğini yahut bir mıknatısın manyetik alanının bir kutuptan diğerine doğru olduğunu söyleyebilirsiniz. özetle vektörler, yönü olan nicelikler için kullanılırlar.
vektörleri, koordinat sistemi dediğimiz düzlemde gösteririz:

görselin kaynağı
gördüğünüz gibi bu, içinde yaşadığımız evren gibi 3 (ve hatta zamanla beraber 4) boyutlu değil. sadece 2 boyutlu bir gösterim: x ve y düzlemlerinden oluşuyor.
işte kartezyen koordinat sisteminde gösterilmiş olan bir k vektörü:

görselin kaynağı
***
şimdi gelelim bir vektörün izdüşümünün ne olduğuna. aşağıdaki resme bakalım:

görselin kaynağı
vektörlerin izdüşümleri, x ve y eksenlerine vektörün uç kısmından inilen dik çizgilerle bulunur. burada gördüğünüz a vektörünün x ekseni üzerindeki izdüşümü 2 birim. y ekseni üzerindeyse 5 birimlik bir izdüşümü var. bunu (2,5) şeklinde gösteririz matematikte. b için ise bu durum (5,3). görüleceği üzere parantez içine her zaman önce x, sonra y değeri yazılır.
***
şimdi işi biraz büyütelim ve x-y yerine x-y-z şeklinde 3 boyutlu bir düzlem düşünelim. artık manzara şuna dönüştü:

görselin kaynağı
bunun 2 boyuttan tek farkı z ekseninin varlığı. yine aynı şekilde, herhangi bir vektörün eksenler üzerindeki izdüşüm değerlerini x, y, z sıralaması ile (2,7,6) şeklinde 3 harf ile gösterebiliriz. vektörlerin eksenler üzerindeki izdüşümlerine, o vektörün bileşenleri denildiğini de burada belirtelim.
tam burada devreye başka bir bilgi sokalım. bilgiyi şimdi ekliyorum ama aslında bu 2 boyut da dahil olmak üzere tüm boyutlar için geçerli. vektörlerin x, y, z ve varsa diğer boyutlardaki bileşenlerini vektörü temsil eden harfin sağ alt kısmına ufak şekilde, eksenin ismini yazarak gösterebiliyoruz ki buna alt indis de deniyor. şöyle:

görselin kaynağı
yukarıdaki görselde ax = 4 dediğimiz şey "a vektörünün x ekseni üzerindeki izdüşümü (ya da x bileşeni) 4'e eşittir" anlamına gelir.
şimdi yine yeni bir bilgi geliyor; bu a vektörünün, tüm eksenler üzerindeki izdüşümlerinin sadece 1'er birim olduğunu hayal edin. yani:
ax = 1
ay = 1
az = 1
bunlara birim vektör denir. özel bir gösterimleri vardır:

görselin kaynağı
gördüğünüz şapkalı i, j ve k harfleri birim vektörleri temsil eder.
***
buraya kadar anlattığım olaylarda koordinat sisteminin uzaydaki yönelimi tamamen bizim seçimimize bağlı olarak değişebilir. hatta birim vektörlerin uzunluğunu bile 1 birimden farklı olarak seçip yepyeni bir koordinat sistemi tanımlayabiliriz.
şöyle düşünelim; koordinat sistemiyle ilgili koyduğum ilk resimde x ekseni yatay, y ekseni dikeydi. bunun tam tersini kabul edebilirim. yahut eksenleri, karşıdan bakıldığında tam yatay ve dikey değil, biraz döndürerek açılı olarak seçebilirim. örneğin aşağıdaki sistemleri incelerseniz, eksenlerin her sistemde farklı yöne doğru yöneldiğini görebilirsiniz. kimisinde z aşağıya doğru örneğin, kimisinde yukarıya doğru vs...

görselin kaynağı
böylece aynı vektörü bambaşka şekillerde tanımlayabiliriz.
bu durumda karşımıza bir sorun çıkıyor: bir vektörle sembolize ettiğimiz herhangi bir nicelik sabit olsa da, seçilen sisteme bağlı olarak koordinatlar ve vektörel bileşimler herkese göre değişebilir. bu durum hesaplamalarda sorun çıkarabilir. işte tensörün işe yaradığı yer burasıdır: vektörlerin ve bileşenlerinin, tüm referans sistemlerindeki gözlemciler için aynı şekilde anlaşılmasının yolunu açar. vektör - vektör ilişkilerini, skaler (yönsüz büyüklük) - skaler ilişkilerini ve hatta diğer tensörlerle olan ilişkileri ifade etmekte kullanılır. genel göreliliğin matematiğini ve evreni anlamak için tensörleri anlamak şarttır.
skaler dediğimiz düz sayılar, 0. mertebeden tensörlerdir. vektörler 1. mertebeden, matrisler 2. mertebeden tensörlerken, daha büyük boyutlu sayı dizileri 3. mertebeden tensörler olarak kabul edilirler.

görselin kaynağı
not: konu bütünlüğü olması açısından tanımın ilgili kısmını vektör başlığına girmek yerine buraya yazmayı tercih ettim.
aslında tensörün tanımı, vektörlerin genelleştirilmiş hali gibi düşünülebilir. ancak her vektör bir tensörken, her tensör bir vektör değildir.
özellikle einstein denklemleri gibi konularda, yani modern fizikte karşımıza çıkabilecek olan tensör terimini, konuya ilgisi olan ama işin matematiği hakkında fazla bilgisi olmayan arkadaşlar için anlatmaya çalışalım. biraz ders niteliğinde ve çok uzun bir tanım olacak.
***
önce vektörün ne olduğunu bilmeyenler için bir şeyler yazalım. bilenler ama tensörün ne işe yaradığını, neden kullanıldığını bilmeyenler doğrudan son bölüme atlayabilirler.
vektörler, belirli büyüklükleri ve yönleri olan fiziksel niceliklerdir. bir ok ile sembolize edilirler. aşağıda a ve b vektörlerini görüyorsunuz:

görselin kaynağı
gördüğünüz gibi a ve b harflerinin üzerinde küçük birer ok var. bunlar, a ve b'nin birer vektör olduğunu göstermek için çizilir.
fizikte hız, kuvvet gibi bazı büyüklüklerin aynı zamanda yönleri de vardır. bu nedenle bunlar vektörlerle ifade edilir ve vektörel büyüklük olarak adlandırılırlar. örneğin sıcaklık kavramının herhangi bir yönü yoktur. "hava 29 derece" dersiniz ve olay biter. ancak bir arabanın saatte 100 km hız ile batı yönünde gittiğini yahut bir mıknatısın manyetik alanının bir kutuptan diğerine doğru olduğunu söyleyebilirsiniz. özetle vektörler, yönü olan nicelikler için kullanılırlar.
vektörleri, koordinat sistemi dediğimiz düzlemde gösteririz:

görselin kaynağı
gördüğünüz gibi bu, içinde yaşadığımız evren gibi 3 (ve hatta zamanla beraber 4) boyutlu değil. sadece 2 boyutlu bir gösterim: x ve y düzlemlerinden oluşuyor.
işte kartezyen koordinat sisteminde gösterilmiş olan bir k vektörü:

görselin kaynağı
***
şimdi gelelim bir vektörün izdüşümünün ne olduğuna. aşağıdaki resme bakalım:

görselin kaynağı
vektörlerin izdüşümleri, x ve y eksenlerine vektörün uç kısmından inilen dik çizgilerle bulunur. burada gördüğünüz a vektörünün x ekseni üzerindeki izdüşümü 2 birim. y ekseni üzerindeyse 5 birimlik bir izdüşümü var. bunu (2,5) şeklinde gösteririz matematikte. b için ise bu durum (5,3). görüleceği üzere parantez içine her zaman önce x, sonra y değeri yazılır.
***
şimdi işi biraz büyütelim ve x-y yerine x-y-z şeklinde 3 boyutlu bir düzlem düşünelim. artık manzara şuna dönüştü:

görselin kaynağı
bunun 2 boyuttan tek farkı z ekseninin varlığı. yine aynı şekilde, herhangi bir vektörün eksenler üzerindeki izdüşüm değerlerini x, y, z sıralaması ile (2,7,6) şeklinde 3 harf ile gösterebiliriz. vektörlerin eksenler üzerindeki izdüşümlerine, o vektörün bileşenleri denildiğini de burada belirtelim.
tam burada devreye başka bir bilgi sokalım. bilgiyi şimdi ekliyorum ama aslında bu 2 boyut da dahil olmak üzere tüm boyutlar için geçerli. vektörlerin x, y, z ve varsa diğer boyutlardaki bileşenlerini vektörü temsil eden harfin sağ alt kısmına ufak şekilde, eksenin ismini yazarak gösterebiliyoruz ki buna alt indis de deniyor. şöyle:

görselin kaynağı
yukarıdaki görselde ax = 4 dediğimiz şey "a vektörünün x ekseni üzerindeki izdüşümü (ya da x bileşeni) 4'e eşittir" anlamına gelir.
şimdi yine yeni bir bilgi geliyor; bu a vektörünün, tüm eksenler üzerindeki izdüşümlerinin sadece 1'er birim olduğunu hayal edin. yani:
ax = 1
ay = 1
az = 1
bunlara birim vektör denir. özel bir gösterimleri vardır:

görselin kaynağı
gördüğünüz şapkalı i, j ve k harfleri birim vektörleri temsil eder.
***
buraya kadar anlattığım olaylarda koordinat sisteminin uzaydaki yönelimi tamamen bizim seçimimize bağlı olarak değişebilir. hatta birim vektörlerin uzunluğunu bile 1 birimden farklı olarak seçip yepyeni bir koordinat sistemi tanımlayabiliriz.
şöyle düşünelim; koordinat sistemiyle ilgili koyduğum ilk resimde x ekseni yatay, y ekseni dikeydi. bunun tam tersini kabul edebilirim. yahut eksenleri, karşıdan bakıldığında tam yatay ve dikey değil, biraz döndürerek açılı olarak seçebilirim. örneğin aşağıdaki sistemleri incelerseniz, eksenlerin her sistemde farklı yöne doğru yöneldiğini görebilirsiniz. kimisinde z aşağıya doğru örneğin, kimisinde yukarıya doğru vs...

görselin kaynağı
böylece aynı vektörü bambaşka şekillerde tanımlayabiliriz.
bu durumda karşımıza bir sorun çıkıyor: bir vektörle sembolize ettiğimiz herhangi bir nicelik sabit olsa da, seçilen sisteme bağlı olarak koordinatlar ve vektörel bileşimler herkese göre değişebilir. bu durum hesaplamalarda sorun çıkarabilir. işte tensörün işe yaradığı yer burasıdır: vektörlerin ve bileşenlerinin, tüm referans sistemlerindeki gözlemciler için aynı şekilde anlaşılmasının yolunu açar. vektör - vektör ilişkilerini, skaler (yönsüz büyüklük) - skaler ilişkilerini ve hatta diğer tensörlerle olan ilişkileri ifade etmekte kullanılır. genel göreliliğin matematiğini ve evreni anlamak için tensörleri anlamak şarttır.
skaler dediğimiz düz sayılar, 0. mertebeden tensörlerdir. vektörler 1. mertebeden, matrisler 2. mertebeden tensörlerken, daha büyük boyutlu sayı dizileri 3. mertebeden tensörler olarak kabul edilirler.

görselin kaynağı
not: konu bütünlüğü olması açısından tanımın ilgili kısmını vektör başlığına girmek yerine buraya yazmayı tercih ettim.
devamını gör...
stoacı
her kriz bir fırsattır düşüncesini benimserler. hayatın hep iyi kötü sürprizler getireceğini ve bunun bilincinde olup karşımıza çıkan her krizi bir fırsata dönüştürmemiz gerektiğini ifade ederler. ayrıca kontrol edemeyeceğimiz hiçbir şeye kafa yormamamız gerektiğini şimdi yaşadığımız zamanın sonsuz olmadığının idrakine varıp zamanı etkin kullanmamızın gerekliliği üzerine kafa yorarlar. yaşanan her kötü olaydan sonra bir adım geri çekilip büyük resme bakmamız gerekir stoacılara göre. ayrıca en önemli sloganları da memento moridir. yani her zaman fani olduğumuzu, ölümü aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini ve anı yaşamaya odaklanmamız gerektiğini ifade ederler.
yazarken çok güzel insanın içi kıpır kıpır oluyor bir ferahlık geliyor sanki üzerine insanın ama maalesef bunları insanoğlu her zaman aklında tutup öyle hareket edemiyor işte.
anksiyeteli, depresif, kendini bulamamış insanına ilaç gibi gelecek, kolayca benimsenebilecek felsefe.
son derece açık ve anlaşılabilir ilkeleri vardır; tanrı’dan gelen her şeyi kabulleniş, maddi ve manevi bütün bağımlılıklardan uzak durmak, yaşamdan haz almak, ölümü kabulleniş...
tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için kuvvet; değiştirebileceğim şeyler için cesaret ve bu ikisini birbirinden ayırmak için akıl ver.
stoa duası
yazarken çok güzel insanın içi kıpır kıpır oluyor bir ferahlık geliyor sanki üzerine insanın ama maalesef bunları insanoğlu her zaman aklında tutup öyle hareket edemiyor işte.
anksiyeteli, depresif, kendini bulamamış insanına ilaç gibi gelecek, kolayca benimsenebilecek felsefe.
son derece açık ve anlaşılabilir ilkeleri vardır; tanrı’dan gelen her şeyi kabulleniş, maddi ve manevi bütün bağımlılıklardan uzak durmak, yaşamdan haz almak, ölümü kabulleniş...
tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için kuvvet; değiştirebileceğim şeyler için cesaret ve bu ikisini birbirinden ayırmak için akıl ver.
stoa duası
devamını gör...
sözlük yazarlarını şaşırtan şeyler
sözlüğe yeni kaydolmuş birisinin 3 günde 1k tanım girmesidir. hayret ediyorum, nasıl olur inanamıyorum.
devamını gör...
sylacauga meteoriti
üzerine gök taşı düşen kadın ann hodges nedeniyle hodges meteoriti olarak da bilinen, 30 kasım 1954'te alabama'ya düşen gök taşı.
bir parçası aşağıda görülüyor:
bir parçası aşağıda görülüyor:
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
cancağızım*mis gibi gidiyor. ohhh şarkı seçemeyen bana da oynak bir şeyler denk geldi de sadece zihnen değil kopardım 90'ları.*
devamını gör...
çok kısa bir hayatımız olduğu gerçeği
insan denen yaratık, bin yıl da yaşasa yeterli bulmayacağından ötürü tam anlamıyla doğru olmadığını düşündüğüm başlıktır.
devamını gör...
normal sözlük kelime hazinesi
niyeti güzel bulmakla beraber bazı kelimelerin yanlış yazıldığını görerek üzüldüğüm liste.
yanlış: yeksenak
doğru: yeknesak
yanlış: mehdum
doğru: mahdum
yanlış: proloter
doğru: proleter
yanlış: mamafik
doğru: mamafih
yanlış: kakafoni
doğru: kakofoni
yanlış: krizontem
doğru: krizantem
yanlış: ıstavroz
doğru: istavroz
defaeten kelimesi büyük ihtimalle defaaten şeklinde yazılıyor. onu benim de araştırmam gerek.
başlık sahibi arkadaşa mesaj atarak düzeltmesini istemek yerine buradan yazmayı tercih ettim. başlıktan faydalanmak isteyen kişiler ilk tanıma tekrar bakmayabilir ya da editleri gözden kaçırabilir diye düşündüm. amacım asla rencide etmek değil, yanlış anlaşılmasın.
***
öğrenmek isteyenler için birkaç kelime de ben ekleyeyim.
iktifa etmek: yetinmek
maaile: ailece
mütevellit: meydana gelmiş
meyus: üzgün
safdil: saf
müselles: üçgen
vaveyla: çığlık
bu tür kelimeleri bolca görebileceğiniz en güzel yer reşat nuri güntekin romanlarıdır. tavsiye ederim, çok güzel kitapları var.
yanlış: yeksenak
doğru: yeknesak
yanlış: mehdum
doğru: mahdum
yanlış: proloter
doğru: proleter
yanlış: mamafik
doğru: mamafih
yanlış: kakafoni
doğru: kakofoni
yanlış: krizontem
doğru: krizantem
yanlış: ıstavroz
doğru: istavroz
defaeten kelimesi büyük ihtimalle defaaten şeklinde yazılıyor. onu benim de araştırmam gerek.
başlık sahibi arkadaşa mesaj atarak düzeltmesini istemek yerine buradan yazmayı tercih ettim. başlıktan faydalanmak isteyen kişiler ilk tanıma tekrar bakmayabilir ya da editleri gözden kaçırabilir diye düşündüm. amacım asla rencide etmek değil, yanlış anlaşılmasın.
***
öğrenmek isteyenler için birkaç kelime de ben ekleyeyim.
iktifa etmek: yetinmek
maaile: ailece
mütevellit: meydana gelmiş
meyus: üzgün
safdil: saf
müselles: üçgen
vaveyla: çığlık
bu tür kelimeleri bolca görebileceğiniz en güzel yer reşat nuri güntekin romanlarıdır. tavsiye ederim, çok güzel kitapları var.
devamını gör...
beğeni alınca mutlu olan yazar
benimdir. cidden durduk yere mutlu oluyorum ama biraz yavaş olun bilgisayar kasıyor.*
devamını gör...
yazarların gördüğü son absürt düş
sayesinde bir aksiyon filmi izlemiş kadar olduğum düştür. yine uzun ve karmaşık bir yazı olacak, ayrıca bazı kısımları kanlı ve şiddet dolu, baştan uyarayım.
rüyamda turistik bir köye, akrabalarımı ziyarete gidiyorum. köyde kaldığım sürede bir gün dışarı çıkıp eşsiz bir manzarası ve tarihi geçmişi olan bir çay bahçesine oturmaya gidiyorum. çayımı yudumlarken yan masadan gelen ingilizce konuşmalar dikkatimi çekiyor ve merakla kulak kabartıyorum. konuşanlardan biri abd için yıllardır çalışmış olan bir ajan olduğundan bahsederek söze başlıyor. yıllardır önemli hizmetler vermesine rağmen asla rütbesi yükselmemiş. gereken önemi ona göstermedikleri için amerikadan intikam almak ve daha fazla para kazanmak amacıyla elindeki önemli bir sırrı kuzey kore'ye satmak istiyor. kuzey kore tarafındaki takım elbiseliler iştahla dinliyor konuşmayı.
sır şöyle: abd, önemli operasyon bilgilerini bir algoritma vasıtasıyla netflix dizilerinin içine yerleştiriyor. dizi içerisindeki konuşmalarda geçen kelimeler, karakterlerin yaptığı hareketler ve 25. kare tekniğiyle yerleştirilmiş bazı fotoğraflar sayesinde elinde gerekli algoritma olan bir saha ajanı istediği yerden bir tıkla netflix dizisi seyrederek operasyon bilgilerine ulaşabiliyor. abd ajanı, işte bu muazzam algoritmayı yüklü bir para ve yeni bir kimlik karşılığında kuzey kore'ye vermeyi vaat ediyor. takas yeri için hong kong'daki bir eğlence merkezini seçen taraflar, yüzlerinde mutlu gülümsemelerle çay bahçesinden ayrılıyorlar.
ilginç bir konuşmaya tanık olduğumu düşünerek ben de eve gidiyorum, ama meseleyi çok düşünmüyorum. zira ben basit bir insanım, bu duyduklarımı anlattığım hiç kimse bana inanmaz. akşam uyumak için yatağa gitmek üzereyken evin hemen önünden gelen silah sesleri duyuyorum. aklıma hemen bugün dinlediğim inanması güç ajan hikayesi geliyor ve pencereden bakıp olayın ne olduğunu görmeye çalışıyorum, hatta bir an benim onları dinlediğimi fark edip beni öldürmeye gelmeleri ihtimalinden korkuyorum.
bugün görmüş olduğum abd ajanı, dört kişilik ilk kez gördüğüm bir grupla tek başına çatışıyor. ama konuşmasında anlattığı gibi yetenekli olduğu için üçünü de zorlanmadan kafalarına birer kurşun isabet ettirerek öldürüyor. geriye kalan son kişiyi ise sol bacağından iki kez vuruyor. sonuncu adam bacağını tutarak yere düşüyor ve yere düştüğünde bir an penceresinden olayları izleyen beni görüyor. gözlerinde yardım isteği var. ne yapacağımı bilemiyorum bir süre. köy evinde, duvarda asılı duran tüfeğe bakıyorum ve kararımı veriyorum. tüfeği alıp aniden kapıdan çıkıyorum ve tüfeği burun buruna geldiğimiz abd ajanının şaşkınlıkla bakan yüzüne doğrultarak hiç düşünmeden tetiği çekiyorum. hayatımda ilk kez bir silahı ateşlediğim için geri tepmeye alışkın değilim, o yüzden tetiği çekmemle beraber ben de yere düşüyorum. yerde biraz kendime gelebilmek için vakit geçirdikten sonra kalkıp yaralı adamın yanına gidiyorum.
yaralı adam öncelikle bana çok minnettar olduğunu söylüyor. sonra da olaylara bir anlam veremeyen bana gerçekleri anlatıyor. dört kişilik grup, özgürlük kartalları adını verdikleri bir oluşumun parçası. bu oluşum, teknolojiye karşı kötü hisler besliyor ve kendilerine ruhani önder olarak unabomber'ı seçmişler; aynı zamanda da kişisel özgürlüklerin korunması konusunda da pek hassaslar. ajanı başka bir nedenden dolayı takip ederlerken tesadüfen takastan haberdar oluyorlar ve ajanı öldürüp onun yerine geçmeyi planlıyorlar, ancak işler pek yolunda gitmiyor. planlarına göre sahte algoritma yüklenmiş bir telefonu karşı tarafa verecekler, böylece hem para, hem de algoritma bizim elimizde olacak. takas iki gün sonra gerçekleşecek ve adamın üç arkadaşı ölmüş durumda, kendisi de yaralı. o nedenle bu görevi bana teklif ediyor, bu fırsatın tekrar ele geçmeyeceğini belirtiyor.
benim kafam karışık, hayatımda elime ilk kez silah aldığımdan ve özel yeteneklerim olmadığından bahsediyorum. adam beni susturuyor ve "senin gözlerinde kararlılığı gördüm, bu yeterli. silah konusuna gelirsek, gözlerinle değil kalbinle nişan alırsan her mermi hedefini bulur. beni anlıyorsun ya?" diyor. "üstelik," diye de konuşmasını sürdürüyor, "sana yardımcı olmak için mutlaka oraya gelmeye çalışacağım, kendini asla yalnız hissetme." sahte algoritma yüklenmiş telefonu elime tutuşturuyor ve "haydi git şimdi" diyor.
adama teşekkür ediyorum güzel sözleri için ve teklifini kabul ederek ölen abd ajanının kan gölü içindeki cesedinin yanına gidiyorum. kafatası parçalanmış ve yüzü tanınmayacak halde, mide bulantımı zorlukla bastırıyorum. cesedin ceplerinden telefonunu, susturucusunu, cüzdanını, pasaportunu ve uçak biletini alıyorum. elindeki susturucu takılmamış silahı alıyor ve belime sokuyorum. aldığım pasaportun isim kısmına bakıyorum: "david calcy". kendi kendime ismi tekrar ediyorum ve kendi kimliğimi cesedin cebine bırakıyorum. artık ben david calcy'yim.
ertesi gün yola çıkmadan önce david calcy'nin telefonundan onun gibi kirlenmiş birkaç ajan arkadaşıyla konuşuyorum, sesimi duydukları için şaşkın gibiler, ama bunun sebebini anlayamıyorum. algoritma onların ellerinde ve gece hong kong'taki bir striptiz kulübünde buluşmak üzere anlaşıyoruz. konuşma esnasında daha önce beni hiç yüzyüze görmediklerini öğreniyorum ve rahatlıyorum, david calcy olmadığımı fark etmeyebilirler belki. telefonu kapatıyorum ve uçağa biniyorum. uçakta kendi kendime düşünüyorum, neden özgürlük kartalları'na yardım ediyorum ki, sadece bir macera arayışı mı? kuzey kore'ye gerçek algoritmayı verip parayı alabilir ve bundan sonraki hayatımı lüks içinde geçirebilirim. sadece biraz dikkatli davranmam gerekecek ama o kadar parayla her şey kolayca halledilebilir. açıkçası ne yapmam gerektiği konusunda emin değilim.
hong kong'a güneş battıktan sonra varıyorum ancak. gece ışıl ışıl bir şehir. buluşmak üzere anlaştığımız striptiz kulübünü buluyorum ve içeridekilere göz gezdiriyorum. tavırlarından oldukça tetikte oldukları anlaşılan takım elbiseli ve güneş gözlüklü üç kişi viskilerini yudumluyor bir masada, david calcy'nin arkadaşlarının onlar olduklarına karar veriyorum ve masalarına gidiyorum. kendimi onlara tanıttıktan sonra beni sanki kırk yıllık arkadaşmışız gibi çok içten karşılıyorlar. benim ünümü hep duydularını ve sonunda tanışabilmiş olmanın bir şeref olduğundan falan bahsediyorlar. ayrıca konuşma esnasında öğreniyorum ki para dörde bölünecekmiş ve takasa yalnızca ben gidecekmişim. bu durum açıkçası beni biraz rahatsız ediyor, paranın bölüneceğinden haberim yoktu. ama kafama çok takmıyorum ve bol bol içki içerek kulüpte eğleniyorum. bu arkadaşların tavrında tüm samimiyete rağmen beni rahatsız eden bir şey var ve ne olduğunu çözemiyorum.
arkadaşlardan biri lavaboya gitmek üzere yanımızdan ayrılıyor ve ben de o esnada çok içki içtiğimden dolayı tuvaletim geldiğini fark ediyorum, izinlerini isteyerek ben de lavaboya gidiyorum. mekandaki müzik sesi çok yüksek ve başımı ağrıtıyor. erkekler tuvaletine giriyorum ve bir ıssızlık dikkatimi çekiyor, içeride kimse yok sanıyorum başta ama kapalı bir tuvalet kabini kapısı görünce rahatlıyorum. ben de pisuvara geçiyorum ve işimi hallediyorum. o sırada aynadaki yansıma dikkatimi çekiyor, arkamdaki tuvalet kapısı çok yavaş bir şekilde aralanıyor. istifimi bozmadan işemeye devam ediyorum, bir yandan da yan gözle yansımayı izliyorum. kapı gittikçe aralanıyor ve arkadaşım dediğim kişi elinde bıçakla arkamdan hamle ediyor. tam zamanında kendimi yana çekiyorum ve kafasını duvara çarpıyor. sersemlemiş halinden faydalanarak kafasını tutup pisuvara vuruyorum, pisuvar parçalanıyor. adam bir köşeye yığılıyor, suratından su, kan ve idrar akıyor yere... işi bitti diye seviniyorum ancak bir anda gözlerini açıyor ve tekrar üzerime hamle yapmaya hazırlanıyor. yerinden kalkamadan belimdeki silahı çıkarıyorum ve onu kalbinden tek kurşunla vuruyorum, artık sonsuza kadar yerinde kalacak.
tuvalette silah sesi yankılanıyor ve damarlarımda kan yerine adrenalin dolaşıyormuş gibi hissediyorum. umarım müzik sesi silah sesini bastırmıştır diye dua ediyorum içimden, bir yandan da susturucuyu takmadığım için kendime küfrediyorum. elimde silahla arkamı dönüyorum ve tuvaletin çıkışına yöneliyorum. o esnada içeriye diğer iki arkadaş giriyor. hiç düşünmeden art arda iki kez tetiği çekiyorum. ilk mermi birinin kafasına isabet ediyor ve bir çöp poşeti gibi yere yığılıyor. ikinci mermi ise ne yazık ki istediğim yere gitmiyor, diğerinin sadece kolunu sıyırıyor. sağlam koluyla cebinden bıçağını çıkararak üzerime koşmaya başlıyor. tetiği tekrar çekiyorum ama silah tutukluk yapıyor, kahretsin. sağlam bir tekme savurup mesafeyi korumaya çalışıyorum, tekmem karnına isabet ediyor ve nefesini kesiyor, bir anda iki büklüm oluyor. fırsattan istifade ederek elimdeki silahın kabzasıyla başına vuruyorum, tok bir ses çıkıyor. ardından kafasını tutup aynaya çarpıyorum, ayna çatlıyor; sonrasında da kafasını hızla lavaboya indiriyorum. lavabo kırılıyor ve büyük bir parça yere düşüyor. adamı bıraktığımda yere yığılıp kalıyor, elime kırık lavabo parçasını alıp adamı dövmeye devam ediyorum ve bir yandan da adama soruyorum: "neden?"
yerde yatan adam kırık çenesiyle ve patlamış dudaklarıyla zorlukla konuşuyor ve bana hiç bilmediğim yeni şeyler anlatıyor. kuzey kore temsilcileriyle anlaşmayı sağladıktan sonra david calcy'i öldürmeyi planlamışlar, çünkü böylece para dört yerine üçe bölünecekmiş. david calcy'yi öldürmek için de özgürlük kartalları oluşumunu kullanmışlar, david calcy'nin yerini onlara bu arkadaşlar sızdırmışlar. ama benim ölmediğimi görünce plan yapıp bu akşam işi halletmeye karar vermişler. adamın anlattıklarını dinledikten sonra "neyse ki para artık bölünmeyecek" diyorum ve elimdeki kırık lavabo parçasını büyük bir hızla adamın başına indiriyorum, adam sessiz ve hareketsiz kalıyor.
üzerime sıçramış kan lekelerine bakıyorum ve yarın buluşmadan önce yeni bir takım elbise almam gerektiğine karar veriyorum. ölen arkadaşların ceplerini arıyorum ve algoritma yüklü telefonu buluyorum. işler gittikçe karmaşıklaşmaya başladı ve "umarım yarın bir sorun çıkmaz" diye düşünüyorum. bu arada ne yapacağıma hala karar verebilmiş değilim.
ertesi gün hayatımdaki en zorlu günlerden birini yaşayacağımdan habersiz bir şekilde uyanıyorum. yeni bir takım elbise aldıktan sonra takasın gerçekleşeceği eğlence merkezine gidiyorum. giriş çıkışlar bir avm aracılığıyla sağlanıyor ve tek çıkış olması benim biraz moralimi bozuyor. işler ters giderse kaçma şansım düşük. alışveriş merkezinde ve eğlence merkezinde çok fazla ajan olduğu dikkatimi çekiyor. içimde bunların tamamının kuzey kore ajanı olmadığına dair garip bir his var. telefondan çay bahçesindeki temsilcilerle görüşüyorum ve buluşacağımız odayı öğreniyorum, çatı katında gizli bir oda, asarsörde özel şifreyi girerek ulaşılıyor. şifreyi not ediyorum ve temsilcilerin orada olmayacaklarını, başka bir üst düzey yönetici tarafından karşılanacağımı öğreniyorum ve yine rahatlıyorum. eğer temsilciler orada olsaydı benim foyamı çok rahat bir şekilde ortaya çıkarabilirlerdi.
telefonu kapatıp buluşma yerine doğru gidiyorum. üzerimde beni her an izleyen bakışlar var ve kendimi çok rahatsız hissediyorum. asansöre binip şifreyi tuşladığımda derin bir oh çekiyorum. buluşma odasında beni çok güzel karşılıyorlar. üst düzey yönetici biraz yaşlı biri ve oldukça kibar. benimle daha sonra da işbirliğinde bulunmak istediğini söylüyor. ben biraz tatil yapacağımı ve belki o sırada bu konuyu düşünebileceğimi söylüyorum, anlayışla karşılıyor. sıra takasa geliyor, benim için hazırlanmış para dolu bir çantayı getiriyorlar. ben ise o sırada hala hangi telefonu vermem gerektiğini düşünüyorum; sağ cebimde gerçek algoritma, sol cebimde ise sahte algoritma var. en sonunda özgürlük kartalları'nın canı cehenneme diye düşünüp elimi sağ cebime götürmüşken beklenmedik bir şey oluyor.
bir silah sesi duyuluyor ve karşımda oturan yaşlı yöneticinin kanı üzerime sıçrıyor. korumalar hemen silahlarına davranıyorlar, ne olduğunu anlayabilmiş değilim. o sırada içeriye sis bombaları atılıyor ve çatı katının camlarından içeri özel ekipmanlı kişiler giriyor. ben hemen yere yatıp bir koltuğun arkasına saklanıyorum, içeri girenlerin konuşmalarından çinli oldukları anlaşılıyor ve çin hükümetinin de takastan haberi olduğunu düşünüyorum, saklandığım koltuğun altında bulduğum dinleme cihazı bu düşüncemi kanıtlıyor. korumalar ve çinli özel tim çatışırken ben sürünerek odadan kaçmaya çabalıyorum, ama maalesef para dolu çantayı geride bırakmak zorunda kalıyorum. çünkü çanta çok açık bir yerde ve tam ortada, kurşun yeme şansım çok yüksek.
odadan sürünerek kaçtıktan sonra bile arkamda çatışma seslerini hala duyabiliyorum. güç bela aynı kattaki güvenlik odasını buluyorum fakat içeri girdiğimde şok oluyorum, çünkü güvenlik amiri ve odadaki personellerin tamamı öldürülmüş. güvenlik kameralarına bakınca ayrı bir şok geçiriyorum çünkü tek çıkış yerim olan alışveriş merkezinin içi cehenneme dönmüş. çinliler, kuzey koreliler, hatta amerikalılar ve mağazanın güvenlik timi çatışıyor. "acaba takastan haberi olmayan var mıydı?" diye düşünüp sinirleniyorum. ortalıkta her türden silah görmek mümkün. katanalarla uzuvlar doğranıyor, nunçakularla kafalar yarılıyor, otomatik tüfekler insan bedenini sünger gibi delik deşik ediyor... ortalık tam bir kan gölü...
ölü personellerden birinin hafif makineli tüfeğini alıyorum ve önüme kim çıkarsa tetiğe basacağıma yemin ediyorum küfürler savurarak. alışveriş merkezinin içinde bir sürü çatışma yaşıyorum ve bir şekilde sağ kalıyorum ancak çok hırpalanmış duruma geliyorum. bir kurşun omzumu sıyırmış, bir kurşun kalçama isabet etmiş, güçlükle yürüyorum. tam bu esnada önüme garip biri çıkıyor. tıraşlanmış kafası dahil tüm vücudu dövmelerle kaplı ve elinde silah olarak sadece uzun bir zincir bulunan bir adam, bakışları oldukça sert... "seni öldüreceğim" diyor ve ben önce onun ellerindeki zincire, ardından benim tuttuğum hafif makineli tüfeğe bakıp gülüyorum.
nişan alıp ateş etmeye çalıştığımda ise gülmeye başlayan o oluyor. silahımın mermileri bitmiş ve yanıma yedek mermi almamıştım. "mermilerini saydım" diyor dudaklarını yalayarak. "bu gerçeği unutmamalıydın. mermiler sayılıdır, tıpkı aldığın nefesler gibi..." silahımın askısını boynumdan çıkarıp silahı bir kenara fırlatıyorum ve yakın dövüş pozisyonu alıyorum. "nefeslerimi de saydın mı o****u ç****u!" diye haykırıyorum ve ona doğru koşmaya başlıyorum. ama yüzümde soğuk bir alev gibi şaklayan zincir beni yan tarafımda bulunan raflara yapıştırıyor. dengemi kaybedip yere düşüyorum. zincir darbeleri ardı ardına bedenime iniyor, kemiklerim kırılıyor, dişlerim dökülüyor, her tarafım acıyor... "hayat... ve ölüm... bir zincirin iki ucudur..." diyor ve zinciri son kez savuruyor. boynuma dolanan zincir nefesimi kesiyor, boğulacağım ve acı içinde öleceğim...
gözlerim kararmaya başlamışken bir anda zincir gevşiyor, dövüştüğüm adam kafasına baltayla bir darbe almış... anlayamıyorum, kim bana yardım etmek ister ki? ardından bir balta darbesi daha iniyor kafasına ve kafatasından çıtırtı sesleri geliyor. zincir iyice gevşiyor, boynumdan çıkarıyorum, ucundan tutarak hızla çekiyorum ve zincir adamın elinden kurtuluyor. kalan son gücümle zinciri savuruyorum ve adamın ayağına dolanıyor ve onu yere düşürüyor ve bu esnada bana yardım eden kişi de baltayı adamın boynuna indiriyor, kafa kopuyor ve yanıma kadar yuvarlanıyor. bana yardım eden kişinin yüzüne bakıyorum, aman tanrım, bu o adam. köy evinin önünde hayatını kurtardığım özgürlük kartalları üyesi. gülümseyerek ve topallayarak yanıma geliyor ve beni kaldırıyor, kolumu onun omzuna atıyorum ve ona dayanarak yavaş yavaş çıkışa doğru ilerliyorum...
rüyamda turistik bir köye, akrabalarımı ziyarete gidiyorum. köyde kaldığım sürede bir gün dışarı çıkıp eşsiz bir manzarası ve tarihi geçmişi olan bir çay bahçesine oturmaya gidiyorum. çayımı yudumlarken yan masadan gelen ingilizce konuşmalar dikkatimi çekiyor ve merakla kulak kabartıyorum. konuşanlardan biri abd için yıllardır çalışmış olan bir ajan olduğundan bahsederek söze başlıyor. yıllardır önemli hizmetler vermesine rağmen asla rütbesi yükselmemiş. gereken önemi ona göstermedikleri için amerikadan intikam almak ve daha fazla para kazanmak amacıyla elindeki önemli bir sırrı kuzey kore'ye satmak istiyor. kuzey kore tarafındaki takım elbiseliler iştahla dinliyor konuşmayı.
sır şöyle: abd, önemli operasyon bilgilerini bir algoritma vasıtasıyla netflix dizilerinin içine yerleştiriyor. dizi içerisindeki konuşmalarda geçen kelimeler, karakterlerin yaptığı hareketler ve 25. kare tekniğiyle yerleştirilmiş bazı fotoğraflar sayesinde elinde gerekli algoritma olan bir saha ajanı istediği yerden bir tıkla netflix dizisi seyrederek operasyon bilgilerine ulaşabiliyor. abd ajanı, işte bu muazzam algoritmayı yüklü bir para ve yeni bir kimlik karşılığında kuzey kore'ye vermeyi vaat ediyor. takas yeri için hong kong'daki bir eğlence merkezini seçen taraflar, yüzlerinde mutlu gülümsemelerle çay bahçesinden ayrılıyorlar.
ilginç bir konuşmaya tanık olduğumu düşünerek ben de eve gidiyorum, ama meseleyi çok düşünmüyorum. zira ben basit bir insanım, bu duyduklarımı anlattığım hiç kimse bana inanmaz. akşam uyumak için yatağa gitmek üzereyken evin hemen önünden gelen silah sesleri duyuyorum. aklıma hemen bugün dinlediğim inanması güç ajan hikayesi geliyor ve pencereden bakıp olayın ne olduğunu görmeye çalışıyorum, hatta bir an benim onları dinlediğimi fark edip beni öldürmeye gelmeleri ihtimalinden korkuyorum.
bugün görmüş olduğum abd ajanı, dört kişilik ilk kez gördüğüm bir grupla tek başına çatışıyor. ama konuşmasında anlattığı gibi yetenekli olduğu için üçünü de zorlanmadan kafalarına birer kurşun isabet ettirerek öldürüyor. geriye kalan son kişiyi ise sol bacağından iki kez vuruyor. sonuncu adam bacağını tutarak yere düşüyor ve yere düştüğünde bir an penceresinden olayları izleyen beni görüyor. gözlerinde yardım isteği var. ne yapacağımı bilemiyorum bir süre. köy evinde, duvarda asılı duran tüfeğe bakıyorum ve kararımı veriyorum. tüfeği alıp aniden kapıdan çıkıyorum ve tüfeği burun buruna geldiğimiz abd ajanının şaşkınlıkla bakan yüzüne doğrultarak hiç düşünmeden tetiği çekiyorum. hayatımda ilk kez bir silahı ateşlediğim için geri tepmeye alışkın değilim, o yüzden tetiği çekmemle beraber ben de yere düşüyorum. yerde biraz kendime gelebilmek için vakit geçirdikten sonra kalkıp yaralı adamın yanına gidiyorum.
yaralı adam öncelikle bana çok minnettar olduğunu söylüyor. sonra da olaylara bir anlam veremeyen bana gerçekleri anlatıyor. dört kişilik grup, özgürlük kartalları adını verdikleri bir oluşumun parçası. bu oluşum, teknolojiye karşı kötü hisler besliyor ve kendilerine ruhani önder olarak unabomber'ı seçmişler; aynı zamanda da kişisel özgürlüklerin korunması konusunda da pek hassaslar. ajanı başka bir nedenden dolayı takip ederlerken tesadüfen takastan haberdar oluyorlar ve ajanı öldürüp onun yerine geçmeyi planlıyorlar, ancak işler pek yolunda gitmiyor. planlarına göre sahte algoritma yüklenmiş bir telefonu karşı tarafa verecekler, böylece hem para, hem de algoritma bizim elimizde olacak. takas iki gün sonra gerçekleşecek ve adamın üç arkadaşı ölmüş durumda, kendisi de yaralı. o nedenle bu görevi bana teklif ediyor, bu fırsatın tekrar ele geçmeyeceğini belirtiyor.
benim kafam karışık, hayatımda elime ilk kez silah aldığımdan ve özel yeteneklerim olmadığından bahsediyorum. adam beni susturuyor ve "senin gözlerinde kararlılığı gördüm, bu yeterli. silah konusuna gelirsek, gözlerinle değil kalbinle nişan alırsan her mermi hedefini bulur. beni anlıyorsun ya?" diyor. "üstelik," diye de konuşmasını sürdürüyor, "sana yardımcı olmak için mutlaka oraya gelmeye çalışacağım, kendini asla yalnız hissetme." sahte algoritma yüklenmiş telefonu elime tutuşturuyor ve "haydi git şimdi" diyor.
adama teşekkür ediyorum güzel sözleri için ve teklifini kabul ederek ölen abd ajanının kan gölü içindeki cesedinin yanına gidiyorum. kafatası parçalanmış ve yüzü tanınmayacak halde, mide bulantımı zorlukla bastırıyorum. cesedin ceplerinden telefonunu, susturucusunu, cüzdanını, pasaportunu ve uçak biletini alıyorum. elindeki susturucu takılmamış silahı alıyor ve belime sokuyorum. aldığım pasaportun isim kısmına bakıyorum: "david calcy". kendi kendime ismi tekrar ediyorum ve kendi kimliğimi cesedin cebine bırakıyorum. artık ben david calcy'yim.
ertesi gün yola çıkmadan önce david calcy'nin telefonundan onun gibi kirlenmiş birkaç ajan arkadaşıyla konuşuyorum, sesimi duydukları için şaşkın gibiler, ama bunun sebebini anlayamıyorum. algoritma onların ellerinde ve gece hong kong'taki bir striptiz kulübünde buluşmak üzere anlaşıyoruz. konuşma esnasında daha önce beni hiç yüzyüze görmediklerini öğreniyorum ve rahatlıyorum, david calcy olmadığımı fark etmeyebilirler belki. telefonu kapatıyorum ve uçağa biniyorum. uçakta kendi kendime düşünüyorum, neden özgürlük kartalları'na yardım ediyorum ki, sadece bir macera arayışı mı? kuzey kore'ye gerçek algoritmayı verip parayı alabilir ve bundan sonraki hayatımı lüks içinde geçirebilirim. sadece biraz dikkatli davranmam gerekecek ama o kadar parayla her şey kolayca halledilebilir. açıkçası ne yapmam gerektiği konusunda emin değilim.
hong kong'a güneş battıktan sonra varıyorum ancak. gece ışıl ışıl bir şehir. buluşmak üzere anlaştığımız striptiz kulübünü buluyorum ve içeridekilere göz gezdiriyorum. tavırlarından oldukça tetikte oldukları anlaşılan takım elbiseli ve güneş gözlüklü üç kişi viskilerini yudumluyor bir masada, david calcy'nin arkadaşlarının onlar olduklarına karar veriyorum ve masalarına gidiyorum. kendimi onlara tanıttıktan sonra beni sanki kırk yıllık arkadaşmışız gibi çok içten karşılıyorlar. benim ünümü hep duydularını ve sonunda tanışabilmiş olmanın bir şeref olduğundan falan bahsediyorlar. ayrıca konuşma esnasında öğreniyorum ki para dörde bölünecekmiş ve takasa yalnızca ben gidecekmişim. bu durum açıkçası beni biraz rahatsız ediyor, paranın bölüneceğinden haberim yoktu. ama kafama çok takmıyorum ve bol bol içki içerek kulüpte eğleniyorum. bu arkadaşların tavrında tüm samimiyete rağmen beni rahatsız eden bir şey var ve ne olduğunu çözemiyorum.
arkadaşlardan biri lavaboya gitmek üzere yanımızdan ayrılıyor ve ben de o esnada çok içki içtiğimden dolayı tuvaletim geldiğini fark ediyorum, izinlerini isteyerek ben de lavaboya gidiyorum. mekandaki müzik sesi çok yüksek ve başımı ağrıtıyor. erkekler tuvaletine giriyorum ve bir ıssızlık dikkatimi çekiyor, içeride kimse yok sanıyorum başta ama kapalı bir tuvalet kabini kapısı görünce rahatlıyorum. ben de pisuvara geçiyorum ve işimi hallediyorum. o sırada aynadaki yansıma dikkatimi çekiyor, arkamdaki tuvalet kapısı çok yavaş bir şekilde aralanıyor. istifimi bozmadan işemeye devam ediyorum, bir yandan da yan gözle yansımayı izliyorum. kapı gittikçe aralanıyor ve arkadaşım dediğim kişi elinde bıçakla arkamdan hamle ediyor. tam zamanında kendimi yana çekiyorum ve kafasını duvara çarpıyor. sersemlemiş halinden faydalanarak kafasını tutup pisuvara vuruyorum, pisuvar parçalanıyor. adam bir köşeye yığılıyor, suratından su, kan ve idrar akıyor yere... işi bitti diye seviniyorum ancak bir anda gözlerini açıyor ve tekrar üzerime hamle yapmaya hazırlanıyor. yerinden kalkamadan belimdeki silahı çıkarıyorum ve onu kalbinden tek kurşunla vuruyorum, artık sonsuza kadar yerinde kalacak.
tuvalette silah sesi yankılanıyor ve damarlarımda kan yerine adrenalin dolaşıyormuş gibi hissediyorum. umarım müzik sesi silah sesini bastırmıştır diye dua ediyorum içimden, bir yandan da susturucuyu takmadığım için kendime küfrediyorum. elimde silahla arkamı dönüyorum ve tuvaletin çıkışına yöneliyorum. o esnada içeriye diğer iki arkadaş giriyor. hiç düşünmeden art arda iki kez tetiği çekiyorum. ilk mermi birinin kafasına isabet ediyor ve bir çöp poşeti gibi yere yığılıyor. ikinci mermi ise ne yazık ki istediğim yere gitmiyor, diğerinin sadece kolunu sıyırıyor. sağlam koluyla cebinden bıçağını çıkararak üzerime koşmaya başlıyor. tetiği tekrar çekiyorum ama silah tutukluk yapıyor, kahretsin. sağlam bir tekme savurup mesafeyi korumaya çalışıyorum, tekmem karnına isabet ediyor ve nefesini kesiyor, bir anda iki büklüm oluyor. fırsattan istifade ederek elimdeki silahın kabzasıyla başına vuruyorum, tok bir ses çıkıyor. ardından kafasını tutup aynaya çarpıyorum, ayna çatlıyor; sonrasında da kafasını hızla lavaboya indiriyorum. lavabo kırılıyor ve büyük bir parça yere düşüyor. adamı bıraktığımda yere yığılıp kalıyor, elime kırık lavabo parçasını alıp adamı dövmeye devam ediyorum ve bir yandan da adama soruyorum: "neden?"
yerde yatan adam kırık çenesiyle ve patlamış dudaklarıyla zorlukla konuşuyor ve bana hiç bilmediğim yeni şeyler anlatıyor. kuzey kore temsilcileriyle anlaşmayı sağladıktan sonra david calcy'i öldürmeyi planlamışlar, çünkü böylece para dört yerine üçe bölünecekmiş. david calcy'yi öldürmek için de özgürlük kartalları oluşumunu kullanmışlar, david calcy'nin yerini onlara bu arkadaşlar sızdırmışlar. ama benim ölmediğimi görünce plan yapıp bu akşam işi halletmeye karar vermişler. adamın anlattıklarını dinledikten sonra "neyse ki para artık bölünmeyecek" diyorum ve elimdeki kırık lavabo parçasını büyük bir hızla adamın başına indiriyorum, adam sessiz ve hareketsiz kalıyor.
üzerime sıçramış kan lekelerine bakıyorum ve yarın buluşmadan önce yeni bir takım elbise almam gerektiğine karar veriyorum. ölen arkadaşların ceplerini arıyorum ve algoritma yüklü telefonu buluyorum. işler gittikçe karmaşıklaşmaya başladı ve "umarım yarın bir sorun çıkmaz" diye düşünüyorum. bu arada ne yapacağıma hala karar verebilmiş değilim.
ertesi gün hayatımdaki en zorlu günlerden birini yaşayacağımdan habersiz bir şekilde uyanıyorum. yeni bir takım elbise aldıktan sonra takasın gerçekleşeceği eğlence merkezine gidiyorum. giriş çıkışlar bir avm aracılığıyla sağlanıyor ve tek çıkış olması benim biraz moralimi bozuyor. işler ters giderse kaçma şansım düşük. alışveriş merkezinde ve eğlence merkezinde çok fazla ajan olduğu dikkatimi çekiyor. içimde bunların tamamının kuzey kore ajanı olmadığına dair garip bir his var. telefondan çay bahçesindeki temsilcilerle görüşüyorum ve buluşacağımız odayı öğreniyorum, çatı katında gizli bir oda, asarsörde özel şifreyi girerek ulaşılıyor. şifreyi not ediyorum ve temsilcilerin orada olmayacaklarını, başka bir üst düzey yönetici tarafından karşılanacağımı öğreniyorum ve yine rahatlıyorum. eğer temsilciler orada olsaydı benim foyamı çok rahat bir şekilde ortaya çıkarabilirlerdi.
telefonu kapatıp buluşma yerine doğru gidiyorum. üzerimde beni her an izleyen bakışlar var ve kendimi çok rahatsız hissediyorum. asansöre binip şifreyi tuşladığımda derin bir oh çekiyorum. buluşma odasında beni çok güzel karşılıyorlar. üst düzey yönetici biraz yaşlı biri ve oldukça kibar. benimle daha sonra da işbirliğinde bulunmak istediğini söylüyor. ben biraz tatil yapacağımı ve belki o sırada bu konuyu düşünebileceğimi söylüyorum, anlayışla karşılıyor. sıra takasa geliyor, benim için hazırlanmış para dolu bir çantayı getiriyorlar. ben ise o sırada hala hangi telefonu vermem gerektiğini düşünüyorum; sağ cebimde gerçek algoritma, sol cebimde ise sahte algoritma var. en sonunda özgürlük kartalları'nın canı cehenneme diye düşünüp elimi sağ cebime götürmüşken beklenmedik bir şey oluyor.
bir silah sesi duyuluyor ve karşımda oturan yaşlı yöneticinin kanı üzerime sıçrıyor. korumalar hemen silahlarına davranıyorlar, ne olduğunu anlayabilmiş değilim. o sırada içeriye sis bombaları atılıyor ve çatı katının camlarından içeri özel ekipmanlı kişiler giriyor. ben hemen yere yatıp bir koltuğun arkasına saklanıyorum, içeri girenlerin konuşmalarından çinli oldukları anlaşılıyor ve çin hükümetinin de takastan haberi olduğunu düşünüyorum, saklandığım koltuğun altında bulduğum dinleme cihazı bu düşüncemi kanıtlıyor. korumalar ve çinli özel tim çatışırken ben sürünerek odadan kaçmaya çabalıyorum, ama maalesef para dolu çantayı geride bırakmak zorunda kalıyorum. çünkü çanta çok açık bir yerde ve tam ortada, kurşun yeme şansım çok yüksek.
odadan sürünerek kaçtıktan sonra bile arkamda çatışma seslerini hala duyabiliyorum. güç bela aynı kattaki güvenlik odasını buluyorum fakat içeri girdiğimde şok oluyorum, çünkü güvenlik amiri ve odadaki personellerin tamamı öldürülmüş. güvenlik kameralarına bakınca ayrı bir şok geçiriyorum çünkü tek çıkış yerim olan alışveriş merkezinin içi cehenneme dönmüş. çinliler, kuzey koreliler, hatta amerikalılar ve mağazanın güvenlik timi çatışıyor. "acaba takastan haberi olmayan var mıydı?" diye düşünüp sinirleniyorum. ortalıkta her türden silah görmek mümkün. katanalarla uzuvlar doğranıyor, nunçakularla kafalar yarılıyor, otomatik tüfekler insan bedenini sünger gibi delik deşik ediyor... ortalık tam bir kan gölü...
ölü personellerden birinin hafif makineli tüfeğini alıyorum ve önüme kim çıkarsa tetiğe basacağıma yemin ediyorum küfürler savurarak. alışveriş merkezinin içinde bir sürü çatışma yaşıyorum ve bir şekilde sağ kalıyorum ancak çok hırpalanmış duruma geliyorum. bir kurşun omzumu sıyırmış, bir kurşun kalçama isabet etmiş, güçlükle yürüyorum. tam bu esnada önüme garip biri çıkıyor. tıraşlanmış kafası dahil tüm vücudu dövmelerle kaplı ve elinde silah olarak sadece uzun bir zincir bulunan bir adam, bakışları oldukça sert... "seni öldüreceğim" diyor ve ben önce onun ellerindeki zincire, ardından benim tuttuğum hafif makineli tüfeğe bakıp gülüyorum.
nişan alıp ateş etmeye çalıştığımda ise gülmeye başlayan o oluyor. silahımın mermileri bitmiş ve yanıma yedek mermi almamıştım. "mermilerini saydım" diyor dudaklarını yalayarak. "bu gerçeği unutmamalıydın. mermiler sayılıdır, tıpkı aldığın nefesler gibi..." silahımın askısını boynumdan çıkarıp silahı bir kenara fırlatıyorum ve yakın dövüş pozisyonu alıyorum. "nefeslerimi de saydın mı o****u ç****u!" diye haykırıyorum ve ona doğru koşmaya başlıyorum. ama yüzümde soğuk bir alev gibi şaklayan zincir beni yan tarafımda bulunan raflara yapıştırıyor. dengemi kaybedip yere düşüyorum. zincir darbeleri ardı ardına bedenime iniyor, kemiklerim kırılıyor, dişlerim dökülüyor, her tarafım acıyor... "hayat... ve ölüm... bir zincirin iki ucudur..." diyor ve zinciri son kez savuruyor. boynuma dolanan zincir nefesimi kesiyor, boğulacağım ve acı içinde öleceğim...
gözlerim kararmaya başlamışken bir anda zincir gevşiyor, dövüştüğüm adam kafasına baltayla bir darbe almış... anlayamıyorum, kim bana yardım etmek ister ki? ardından bir balta darbesi daha iniyor kafasına ve kafatasından çıtırtı sesleri geliyor. zincir iyice gevşiyor, boynumdan çıkarıyorum, ucundan tutarak hızla çekiyorum ve zincir adamın elinden kurtuluyor. kalan son gücümle zinciri savuruyorum ve adamın ayağına dolanıyor ve onu yere düşürüyor ve bu esnada bana yardım eden kişi de baltayı adamın boynuna indiriyor, kafa kopuyor ve yanıma kadar yuvarlanıyor. bana yardım eden kişinin yüzüne bakıyorum, aman tanrım, bu o adam. köy evinin önünde hayatını kurtardığım özgürlük kartalları üyesi. gülümseyerek ve topallayarak yanıma geliyor ve beni kaldırıyor, kolumu onun omzuna atıyorum ve ona dayanarak yavaş yavaş çıkışa doğru ilerliyorum...
devamını gör...
edvard munch
çığlık tablosunun kaynağı, endonezya'da bulunan krakatoa yanardağı'nın 1883'te yüz nükleer bomba şiddetinde patlamasıdır.
yanardağın kül kusması sonucunda; havada asılı kalan toz bulutları dünyayı sarmış, bu sebeple senelerce insanlar alacakaranlıkta yaşamıştır.
değerli dostlar; kırmızı dalga boylu ışıklar kül bulutundan geçerek dünyaya ulaşırken, mavi ve mor renkli dalga boylarındaki ışınlar yansımıştır. bu sebeple sonraki yıllarda gün doğumları ve gün batımları korkunçlu olmuştur. iki yıl boyunca hava sıcaklığı düşmüş, sıcaklık düşmeleri sebebiyle tarım ürünleri yetişmemiş, insanlar kıyametin geldiğine inanmışlardır. üstelik yanardağ patlamasından haberdar olamayacak kadar uzakta olan yerleri bile etkilemiştir.
etkilenen yerlerden birisi norveç, etkilenen insanlardan biride norveçli ressam edvard munch'tur. çığlık tablosu ''kırmızı gün''ün korkunçluğunu ve kasvetini yansıtmaktadır.
en güney il olan hatay'da yaşıyorum. bazen daha güneyimizde bulunan, çöl fırtınalarının yarattığı tozlar, burayı da kapladığında arada sırada bu kızıllığı yaşayabiliyoruz.
''
''
yanardağın kül kusması sonucunda; havada asılı kalan toz bulutları dünyayı sarmış, bu sebeple senelerce insanlar alacakaranlıkta yaşamıştır.
değerli dostlar; kırmızı dalga boylu ışıklar kül bulutundan geçerek dünyaya ulaşırken, mavi ve mor renkli dalga boylarındaki ışınlar yansımıştır. bu sebeple sonraki yıllarda gün doğumları ve gün batımları korkunçlu olmuştur. iki yıl boyunca hava sıcaklığı düşmüş, sıcaklık düşmeleri sebebiyle tarım ürünleri yetişmemiş, insanlar kıyametin geldiğine inanmışlardır. üstelik yanardağ patlamasından haberdar olamayacak kadar uzakta olan yerleri bile etkilemiştir.
etkilenen yerlerden birisi norveç, etkilenen insanlardan biride norveçli ressam edvard munch'tur. çığlık tablosu ''kırmızı gün''ün korkunçluğunu ve kasvetini yansıtmaktadır.
en güney il olan hatay'da yaşıyorum. bazen daha güneyimizde bulunan, çöl fırtınalarının yarattığı tozlar, burayı da kapladığında arada sırada bu kızıllığı yaşayabiliyoruz.
''
''
devamını gör...
saygı
ilk bölümünü izlediğimde enfes bir şey geliyor, ortalığı sarsacak gibi iddialı hayallere daldığım, ikinci bölümü ile bütün hayallerimi yıkan, ben ne izledim böyle dizisi.
bir kaç bölüm daha izlerim, o da nejat işler ve erkan can için.
bir kaç bölüm daha izlerim, o da nejat işler ve erkan can için.
devamını gör...
kafa caps 23 nisan özel
hepinize tekrardan merhabalar, öncelikle 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramınız umarım iyi geçiyordur. bugün sayın yoldaş benjamin franklin'in bize yaptığı kıyaktan sonra benim de bunun altında kalmamam gerekiyordu ve kafa caps başlığında yarın paylaşmayı planladığım capsleri bugün paylaşıyorum. konsepti zaten biliyorsunuz artık, bir daha tekrarlamama gerek olmadığını düşünüyorum. direkt mevzuya giriyorum.
lucifer:*

nickaltı sorunsalı:*
kazıklı maria:

bonus: bugüne özel bir süprizim daha var. özellikle birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde, bu haberin yazarlarımıza oldukça iyi geleceğini düşünüyorum. kiralık aşk dizisinden tanıdığınız güzel oyuncu elçin sangu, kafa sözlük'ü düzenli olarak takip ettiğini tarafıma iletti ve sizler ile şunu paylaşmamı istedi:

bu süprizler, umarım sizi yeterince mutlu etmiştir. hadi bana eyvallah.
lucifer:*

nickaltı sorunsalı:*
kazıklı maria:

bonus: bugüne özel bir süprizim daha var. özellikle birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde, bu haberin yazarlarımıza oldukça iyi geleceğini düşünüyorum. kiralık aşk dizisinden tanıdığınız güzel oyuncu elçin sangu, kafa sözlük'ü düzenli olarak takip ettiğini tarafıma iletti ve sizler ile şunu paylaşmamı istedi:

bu süprizler, umarım sizi yeterince mutlu etmiştir. hadi bana eyvallah.
devamını gör...
avrupalı kız vs türk kızı
türk kızının etrafından pervane* gibi dönen türk erkekleri avrupa ortalamasına göre kısa boyludur, kıllıdırlar. kendi kişisel bakımlarını yapmaktan, kıllarını kesmekten bildiğiniz uzaktır, te ne zaman fark etse o zaman keser. düzenli duş almayan, ayaklarını neredeyse yıkamayan, parfüm-deodorant kullanmayı gereksiz gören bu durumlara rağmen kendini everest dağının zirvesinde görür bazı türk erkekleri. kendisine bakmadan kızın kılından tüyüne kadar eleştirir/yargılar. o kadar eleştirir ki gözünün üstüne kaş çıkmış diye alay etmeye çalışırken alay konusu olduğunun farkında değildir.
bir türk erkeği olarak bir türk kızını başka bir milletin kızı ile kıyaslamak ve yargılamak, doğru değildir ve bu kıyaslama kişiden kişiye göre değişir.
mustafa kemal atatürk:
"ey kahraman türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın."
bir türk erkeği olarak bir türk kızını başka bir milletin kızı ile kıyaslamak ve yargılamak, doğru değildir ve bu kıyaslama kişiden kişiye göre değişir.
mustafa kemal atatürk:
"ey kahraman türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın."
devamını gör...


