aptal puma sendromu
bilindiği üzere pumalar çok zeki hayvanlardır.
içgüdüleri, bir avın peşinden ne zaman koşup koşmamaları gerektiğini söyler.
yeryüzünde en hızlı ve en çevik hayvanlardandır pumalar.
dolayısıyla da her bir av için yaptıkları koşu, ciddi bir enerji kaybı demektir.
eğer ki bu av, başarı ile sonuçlanırsa harcanan enerjiye değmiş demektir.
yok eğer başarısız bir avlanma olduysa pumalar için bir tehlikedir.
bu yüzden pumalar avlarını ve hangi ava ne kadar enerji harcamaları gerektiğini iyi seçerler.
yani bir ceylan ele geçirmek için koştuğu süre ile, bir tavşanın peşinden geçirdiği süreyi asla aynı tutmazlar.
önce bir dener, baktı tavşanı yakalayamıyor:
"aman be, bir tavşan için bu kadar enerji harcamaya değer mi?" diyip hemen başka bir ava yönelir.
burada amaç şu:
avı yakalarken harcadıkları enerji, avdan aldıkları enerjiden daha düşük olmalı.
bunları düşünmeden avlanan pumalar, bedelini ağır öder ve aptal durumuna düşer.
peki aptal puma sendromu nedir?
he işte olay tam da burada başlıyor,
pumalar ne kadar stratejik ve akıllıca davranıyorsa, aptal puma sendromu hatasına düşen kişiler bir o kadar boş işlerle uğraşır.
küçük hesaplar için büyük bedeller öder.
strateji yapmazlar, zaman kaybını veya hedefin ne getireceğini umursamazlar.
aslında ceylan peşinde olmaları gerekirken, tavşan peşinde telef olurlar.
kişi, bir şeyin peşinde koşarken kendisine sormalı:
" ulan ben bu kadar uğraşıyorum ama değecek mi?" (ulan diyip dememek tamamen insiyatif)
en basit örnekle:
50 puan getirecek bir amaca 150 puanlık enerji harcanmaz.
bu insan ilişkileri için de böyledir.
yanlış insan için zamanımızdan, enerjimizden hatta kendimizden ödün veririz.
sonra ne mi olur?
o insanın esasında bizim için yanlış insan olduğunu anladığımızda, bizden geriye de pek bir şey kalmamış olur.
sonra toparlan, toparlanabilirsen.
içgüdüleri, bir avın peşinden ne zaman koşup koşmamaları gerektiğini söyler.
yeryüzünde en hızlı ve en çevik hayvanlardandır pumalar.
dolayısıyla da her bir av için yaptıkları koşu, ciddi bir enerji kaybı demektir.
eğer ki bu av, başarı ile sonuçlanırsa harcanan enerjiye değmiş demektir.
yok eğer başarısız bir avlanma olduysa pumalar için bir tehlikedir.
bu yüzden pumalar avlarını ve hangi ava ne kadar enerji harcamaları gerektiğini iyi seçerler.
yani bir ceylan ele geçirmek için koştuğu süre ile, bir tavşanın peşinden geçirdiği süreyi asla aynı tutmazlar.
önce bir dener, baktı tavşanı yakalayamıyor:
"aman be, bir tavşan için bu kadar enerji harcamaya değer mi?" diyip hemen başka bir ava yönelir.
burada amaç şu:
avı yakalarken harcadıkları enerji, avdan aldıkları enerjiden daha düşük olmalı.
bunları düşünmeden avlanan pumalar, bedelini ağır öder ve aptal durumuna düşer.
peki aptal puma sendromu nedir?
he işte olay tam da burada başlıyor,
pumalar ne kadar stratejik ve akıllıca davranıyorsa, aptal puma sendromu hatasına düşen kişiler bir o kadar boş işlerle uğraşır.
küçük hesaplar için büyük bedeller öder.
strateji yapmazlar, zaman kaybını veya hedefin ne getireceğini umursamazlar.
aslında ceylan peşinde olmaları gerekirken, tavşan peşinde telef olurlar.
kişi, bir şeyin peşinde koşarken kendisine sormalı:
" ulan ben bu kadar uğraşıyorum ama değecek mi?" (ulan diyip dememek tamamen insiyatif)
en basit örnekle:
50 puan getirecek bir amaca 150 puanlık enerji harcanmaz.
bu insan ilişkileri için de böyledir.
yanlış insan için zamanımızdan, enerjimizden hatta kendimizden ödün veririz.
sonra ne mi olur?
o insanın esasında bizim için yanlış insan olduğunu anladığımızda, bizden geriye de pek bir şey kalmamış olur.
sonra toparlan, toparlanabilirsen.
devamını gör...
sodyum bikarbonat
havalı bir ismi olmasıyla beraber günlük hayatta da karşımıza çıkan bir maddedir annelerimizyaptığı keklerde kabartma tozu olarak kullanırlar.
devamını gör...
gulaş
gulaş çorbası macaristan'ın geleneksel yemeklerinden biridir. dana eti, soğan, kırmızı biber ve biberden yapılır. gulaşın kökeni, 9. yüzyılda macar çobanların yediği bir haşlama yemeğidir. yemeğin adı, macarcada "sığır güden kişi, çoban" anlamına gelir. damak tadımıza aşırı uygun olan bu çorbayı , denk gelirseniz kesinlikle denemenizi tavsiye ederim.
devamını gör...
aksiyon potansiyeli
bir hücrenin (özellikle nöronlar ve kas hücrelerinin, gelin biz buna excitable hücreler diyelim genel olarak) gelen uyarıya cevap verebilmeleri için aşmaları gereken eşik değer.
nöron üzerinden konuyu anlatacağım. altındaki fizyolojik mekanizmayı bilirseniz patofizyolojisini de anlamak daha kolay olur. nöron (ya da halk arasındaki ismiyle sinir hücresi) bir uyartıyı alıp ileten hücrelerdir, saçaklı bir sürü kolun yanında uzun bir tane daha özel bir kola daha sahiptir (multipolar nöron şeklini çiziyorum şu an size). şöyle bir şey

somaya (hücre gövdesi) bitişik olan kısa ve çok sayıda olan hücre çıkıntılarının her biri dendrit olarak isimlendirilirken uzun olan tek kol akson olarak isimlendirilir, bu da bizim konuyu öğreneceğimiz olayların geçtiği yer olacak.
bir nörona elektriksel sinyal ulaştığı zaman dendritten hücreye giriş yapar, hücre gövdesini geçer, daha sonra aksondan geçerek akson ucundan hücreyi terk eder. elektriksel sinyalden kastımız şehirlerarası enerji nakil hatları gibi elektrik taşınımı değil, membran depolarizasyonu denen olaydan bahsediyoruz. şurada görsel olarak görebilirsiniz ama teknik detaylarına gireceğim birazdan.

resting fazda hücrelerin membran potansiyeli -70mv değerdedir. membran çift tabakalı bir yapıda olduğu için hücrenin içi ve dışındaki iyon konsantrasyonu birbirinden farklıdır. resting faz için konuşursak hücre içinde k+ (potasyum) iyonları fazlayken dışarıda na+ (sodyum) iyonları fazladır. bunun baş sorumlusu membranda yerleşik olan na+/k+ voltage-gated iyon kanallarıdır. bu pompalar, içeri aldığı her 2 potasyum başına 3 sodyumu dışarı atar. 10 potasyumu içeri aldığında içerideki net yük +10 olacakken dışarıya attığı 15 sodyumdan dolayı dışarısı +15 olacaktır değil mi, işte bu sebeple hücre içi dışından daha negatif yüklüdür (ayrıca bu pozitif yüklerin negatif counterpart iyonları falan da var), bu yüzden -70mv olarak resting membran potansiyeli bulunur (ki biz bu voltaj farklılığının bulunmasına polarizasyon diyoruz). siz "neden sıfır değil, hadi sıfır değilse neden negatif?" sorusunu sormadan bunu cevaplamış oldum böylece.
konumuza geri dönelim. membranda bulunan bu na+ pompaları, ilgili hücreye bir uyartı (stimulus) geldiği zaman aktifleşir, voltaja bağlı olarak açılır ve içeri küçük bir miktar na+ iyonu girmesine sebep olur. her bir pompa açılıp içeri iyon girişini sağladığında bölgesel olarak membran potansiyeli artar (-70mv resting fazından yukarı doğru çıkar. örneğin -60mv olsun) (ki biz buna depolarizasyon diyoruz).
uyartının soldan geldiğini düşünelim, en önce en soldaki voltage-gated kanalımız açılacak, bölgesel olarak bir voltaj değişikliği olacak ve sağındaki 2. pompa aktifleşecek, o da içeri aldığı iyonlar sayesinde ortamı daha yüksek voltaja sebep olacak, 3. olarak yine sağındaki kanal açılacak. neden, çünkü bir süre boyunca bu açılan kanallar açık kalmaya devam eder, o yüzden zaten açık olan kanalı bir daha açamazsınız. bu da bize iletimin tek yönlü olmasını sağlar. "neden tek yöne gidiyor, ya ulaşacağı yöne gitmez de hücrenin içinde yolunu kaybederse sinyal?" sorusunu da böylece cevapladık. ilk iki adımı şu şekilde çizdim (evet bunu ben çizdim), devamını anladınız varsayıyorum.

bu iletilen sinyal sonunda ne olacağını anlatmayacağım fakat hücrenin binbir emekle oluşturduğu bu voltaj gradiyenti görüldüğü üzre yok oldu. hücre içi na+ doluşmasıyla hücrenin iç yükü negatiften pozitife kadar çıkar, bu da fizyolojik dengenin (homeostasis) yeniden kurulmasını gerektirir. bu durumda devreye k+ pompaları girer, hücre dışına bütün k+ iyonlarını pompalar. hücrenin başlangıçtaki halinin tam tersini oluşturur gibi düşünün (na+ dışarıda k+ içerideydi, hatırlayın). dışarıdaki fazla potasyum iyonlarını hücre içine yine bu en başta bahsettiğim na+/k+ voltage-gated kanalları alır, her aldığı 2 k+ başına da 3 na+ dışarı atar. böylece başlangıçtaki denge tekrar sağlanmış olur (ki biz buna repolarizasyon diyoruz).
şimdi olayların en en en başına dönelim. uyartı hücremize geldi (bir molekülün hücre membranındaki ilgili bölgeyle etkileşmesine binaen başlayan değişiklikler silsilesi, daha doğrusu bu silsileyi başlatan ilk taş bizim uyartı dediğimiz), bir membran potansiyeli değişimi başlattı, dendritten akson başına kadar geldi. eğer eşik değeri geçerse bu sinyal akson boyunca iletilir (bu yukarıda anlattığım iyon değişimi mekanizmasıyla), eğer eşik değerin altında kalırsa iletim gerçekleşmez. görsel olarak göstermek gerekirse şöyle bir durumdan bahsediyorum.

şekilde gördüğünüz "trigger zone" bölgesinde belli bir membran depolarizasyonu gerçekleşmiş olmalı, membran yükü belirli bir değerin üstüne çıkmalı. eğer o değeri aşamıyorsa gelen uyartı hücre içinde sönümlenir ve bütün olay orada biter, değeri aşıyorsa nöron ateşlenir ve akson boyunca iletim gerçekleşir. işte saatlerdir dil döktüğüm aksiyon potansiyeli bu eşik değerdir.
elim değmişken bir minik örnek vereyim patofizyolojiye dair. ms ya da multipl skleroz hastalığını duymayan kalmamıştır artık sanıyorum. en başta verdiğim nöron figürüne tekrar bakalım,

dikkatinizi çekmek istediğim nokta aksonu saran "myelin sheath" yazan kapsüller. her kapsül aslında bir hücre, isimleri de "(gbkzl: schwann hücresi)". kendileri aldığınız kesite bağlı olarak şöyle görünür.

fark edeceğiniz üzre bir aksonu çubuk gibi düşünürsek etrafını tamamen saran bir hücreden bahsediyoruz. schwann ve akson arasındaki boşluk (ve bu boşluğun içeriği) iyon değişimine izin vermediği için aksonal iletimde sinyal iletimi bu bölgeleri pas geçer. ne zaman ki bu schwann hücrelerinin başına bir iş gelir, parçalanır ya da ölürlerse altlarındaki akson açığa çıkar, bu da aksonun elektrik iletimini düzgün yapamayacağı anlamına gelir. sonucunda da çeşitli klinik tablolar ortaya çıkar.
kindred ile tıp101 dersimizin ilkini tamamladınız. sertifika için 1'e, ana menü için 0'a basınız, operatöre bağlanmak için lütfen bekleyiniz.
nöron üzerinden konuyu anlatacağım. altındaki fizyolojik mekanizmayı bilirseniz patofizyolojisini de anlamak daha kolay olur. nöron (ya da halk arasındaki ismiyle sinir hücresi) bir uyartıyı alıp ileten hücrelerdir, saçaklı bir sürü kolun yanında uzun bir tane daha özel bir kola daha sahiptir (multipolar nöron şeklini çiziyorum şu an size). şöyle bir şey

somaya (hücre gövdesi) bitişik olan kısa ve çok sayıda olan hücre çıkıntılarının her biri dendrit olarak isimlendirilirken uzun olan tek kol akson olarak isimlendirilir, bu da bizim konuyu öğreneceğimiz olayların geçtiği yer olacak.
bir nörona elektriksel sinyal ulaştığı zaman dendritten hücreye giriş yapar, hücre gövdesini geçer, daha sonra aksondan geçerek akson ucundan hücreyi terk eder. elektriksel sinyalden kastımız şehirlerarası enerji nakil hatları gibi elektrik taşınımı değil, membran depolarizasyonu denen olaydan bahsediyoruz. şurada görsel olarak görebilirsiniz ama teknik detaylarına gireceğim birazdan.

resting fazda hücrelerin membran potansiyeli -70mv değerdedir. membran çift tabakalı bir yapıda olduğu için hücrenin içi ve dışındaki iyon konsantrasyonu birbirinden farklıdır. resting faz için konuşursak hücre içinde k+ (potasyum) iyonları fazlayken dışarıda na+ (sodyum) iyonları fazladır. bunun baş sorumlusu membranda yerleşik olan na+/k+ voltage-gated iyon kanallarıdır. bu pompalar, içeri aldığı her 2 potasyum başına 3 sodyumu dışarı atar. 10 potasyumu içeri aldığında içerideki net yük +10 olacakken dışarıya attığı 15 sodyumdan dolayı dışarısı +15 olacaktır değil mi, işte bu sebeple hücre içi dışından daha negatif yüklüdür (ayrıca bu pozitif yüklerin negatif counterpart iyonları falan da var), bu yüzden -70mv olarak resting membran potansiyeli bulunur (ki biz bu voltaj farklılığının bulunmasına polarizasyon diyoruz). siz "neden sıfır değil, hadi sıfır değilse neden negatif?" sorusunu sormadan bunu cevaplamış oldum böylece.
konumuza geri dönelim. membranda bulunan bu na+ pompaları, ilgili hücreye bir uyartı (stimulus) geldiği zaman aktifleşir, voltaja bağlı olarak açılır ve içeri küçük bir miktar na+ iyonu girmesine sebep olur. her bir pompa açılıp içeri iyon girişini sağladığında bölgesel olarak membran potansiyeli artar (-70mv resting fazından yukarı doğru çıkar. örneğin -60mv olsun) (ki biz buna depolarizasyon diyoruz).
uyartının soldan geldiğini düşünelim, en önce en soldaki voltage-gated kanalımız açılacak, bölgesel olarak bir voltaj değişikliği olacak ve sağındaki 2. pompa aktifleşecek, o da içeri aldığı iyonlar sayesinde ortamı daha yüksek voltaja sebep olacak, 3. olarak yine sağındaki kanal açılacak. neden, çünkü bir süre boyunca bu açılan kanallar açık kalmaya devam eder, o yüzden zaten açık olan kanalı bir daha açamazsınız. bu da bize iletimin tek yönlü olmasını sağlar. "neden tek yöne gidiyor, ya ulaşacağı yöne gitmez de hücrenin içinde yolunu kaybederse sinyal?" sorusunu da böylece cevapladık. ilk iki adımı şu şekilde çizdim (evet bunu ben çizdim), devamını anladınız varsayıyorum.

bu iletilen sinyal sonunda ne olacağını anlatmayacağım fakat hücrenin binbir emekle oluşturduğu bu voltaj gradiyenti görüldüğü üzre yok oldu. hücre içi na+ doluşmasıyla hücrenin iç yükü negatiften pozitife kadar çıkar, bu da fizyolojik dengenin (homeostasis) yeniden kurulmasını gerektirir. bu durumda devreye k+ pompaları girer, hücre dışına bütün k+ iyonlarını pompalar. hücrenin başlangıçtaki halinin tam tersini oluşturur gibi düşünün (na+ dışarıda k+ içerideydi, hatırlayın). dışarıdaki fazla potasyum iyonlarını hücre içine yine bu en başta bahsettiğim na+/k+ voltage-gated kanalları alır, her aldığı 2 k+ başına da 3 na+ dışarı atar. böylece başlangıçtaki denge tekrar sağlanmış olur (ki biz buna repolarizasyon diyoruz).
şimdi olayların en en en başına dönelim. uyartı hücremize geldi (bir molekülün hücre membranındaki ilgili bölgeyle etkileşmesine binaen başlayan değişiklikler silsilesi, daha doğrusu bu silsileyi başlatan ilk taş bizim uyartı dediğimiz), bir membran potansiyeli değişimi başlattı, dendritten akson başına kadar geldi. eğer eşik değeri geçerse bu sinyal akson boyunca iletilir (bu yukarıda anlattığım iyon değişimi mekanizmasıyla), eğer eşik değerin altında kalırsa iletim gerçekleşmez. görsel olarak göstermek gerekirse şöyle bir durumdan bahsediyorum.

şekilde gördüğünüz "trigger zone" bölgesinde belli bir membran depolarizasyonu gerçekleşmiş olmalı, membran yükü belirli bir değerin üstüne çıkmalı. eğer o değeri aşamıyorsa gelen uyartı hücre içinde sönümlenir ve bütün olay orada biter, değeri aşıyorsa nöron ateşlenir ve akson boyunca iletim gerçekleşir. işte saatlerdir dil döktüğüm aksiyon potansiyeli bu eşik değerdir.
elim değmişken bir minik örnek vereyim patofizyolojiye dair. ms ya da multipl skleroz hastalığını duymayan kalmamıştır artık sanıyorum. en başta verdiğim nöron figürüne tekrar bakalım,

dikkatinizi çekmek istediğim nokta aksonu saran "myelin sheath" yazan kapsüller. her kapsül aslında bir hücre, isimleri de "(gbkzl: schwann hücresi)". kendileri aldığınız kesite bağlı olarak şöyle görünür.

fark edeceğiniz üzre bir aksonu çubuk gibi düşünürsek etrafını tamamen saran bir hücreden bahsediyoruz. schwann ve akson arasındaki boşluk (ve bu boşluğun içeriği) iyon değişimine izin vermediği için aksonal iletimde sinyal iletimi bu bölgeleri pas geçer. ne zaman ki bu schwann hücrelerinin başına bir iş gelir, parçalanır ya da ölürlerse altlarındaki akson açığa çıkar, bu da aksonun elektrik iletimini düzgün yapamayacağı anlamına gelir. sonucunda da çeşitli klinik tablolar ortaya çıkar.
kindred ile tıp101 dersimizin ilkini tamamladınız. sertifika için 1'e, ana menü için 0'a basınız, operatöre bağlanmak için lütfen bekleyiniz.
devamını gör...
üç kelimelik hikayeler
"mutlu olabilirim sanmıştı.."
devamını gör...
sözlük dergi yazılarını bekliyor
ne güzel.
edit:1 tane yolladım. *
edit:1 tane yolladım. *
devamını gör...
yeğenim yerine yiyenim yazan dayı
'türkçe okunduğu gibi yazılan bir dildir' anlayışını katı kurallar ile benimsemiş dayıdır. bununla da sınırlı kalmaz ve 'tren' kelimesini 'tiren' şeklinde yazar.
devamını gör...
kitapseç
jean christophe grange'in "kongoya ağıt" isimli kitabını uygun bir fiyatla geçen yıl bu siteden aldım. kargoya hemen verdiler kitap çabuk ulaştı buraya kadar sorun yok. ama kitabın son 200 sayfasına girerken ciddi anlamda silik sayfalar ve bariz eksik olan yerler fark ettim.
olabilir dedim arar konuşurum sorun yok. tabi bu arada yaklaşık 20 gün civarı geçti.* aradım müşteri hizmetlerini bağlandım. dedim durum böyle böyle. ben sze faturası ile bu kitabı göndereyim, sizde bana yenisini yollayın bu böyle olmaz.
olumlu yaklaşırlar diye düşünürken beş dakika bekletilmem ve akabinde gelen "beyefendi, yasal iade süremiz 15 gün. maalesef talebinizi gerçekleştiremeyeceğiz" şeklinde über saçma bir dönüş yaptılar..
tabi böyle saçma salak bir laf öbeğinin karşısında sessiz kalamazdım ve tüm sakinliğimi muhafaza ederek tane tane telefondaki görevli ile konuşmaya başladım: " hay hay nasıl isterseniz. fakat farketmiş olmalısınız burada hata tamamen size ait, fazlası ile boş vakte sahip biriyim, ve bu konuyu tüketici mahkemesine taşıyacağımdan hiç şüpheniz olmasın" şeklinde bir çıkış yapmamla birlikte bir dakika bir dakika hemen dönüş yapacağım diyerek araya tekrar müzik verdiler.
bir dakika dahi geçmeden bir geri dönüş ve bingo:" fatura ile birlikte iade adresimize gönderin hemen halledelim beyefendi"..
peki buna ne gerek vardı sevgili kitapseç? neden bu muamele? bir kitap yüzünden ölecek değilsiniz be kardeşim. ben o muameleyi gördükten sonra bir daha kitap alır mıyım oradan? bedava olsa almam. çünkü zihniyet bozuk, kalite yerlerde. esnaf dükkanı mantığı.
olabilir dedim arar konuşurum sorun yok. tabi bu arada yaklaşık 20 gün civarı geçti.* aradım müşteri hizmetlerini bağlandım. dedim durum böyle böyle. ben sze faturası ile bu kitabı göndereyim, sizde bana yenisini yollayın bu böyle olmaz.
olumlu yaklaşırlar diye düşünürken beş dakika bekletilmem ve akabinde gelen "beyefendi, yasal iade süremiz 15 gün. maalesef talebinizi gerçekleştiremeyeceğiz" şeklinde über saçma bir dönüş yaptılar..
tabi böyle saçma salak bir laf öbeğinin karşısında sessiz kalamazdım ve tüm sakinliğimi muhafaza ederek tane tane telefondaki görevli ile konuşmaya başladım: " hay hay nasıl isterseniz. fakat farketmiş olmalısınız burada hata tamamen size ait, fazlası ile boş vakte sahip biriyim, ve bu konuyu tüketici mahkemesine taşıyacağımdan hiç şüpheniz olmasın" şeklinde bir çıkış yapmamla birlikte bir dakika bir dakika hemen dönüş yapacağım diyerek araya tekrar müzik verdiler.
bir dakika dahi geçmeden bir geri dönüş ve bingo:" fatura ile birlikte iade adresimize gönderin hemen halledelim beyefendi"..
peki buna ne gerek vardı sevgili kitapseç? neden bu muamele? bir kitap yüzünden ölecek değilsiniz be kardeşim. ben o muameleyi gördükten sonra bir daha kitap alır mıyım oradan? bedava olsa almam. çünkü zihniyet bozuk, kalite yerlerde. esnaf dükkanı mantığı.
devamını gör...
keşke gerçek olsa denilen şeyler
şöyle gördüğümüz rüyaları kaydedecek bir cd kayıt cihazı olsa da gördüğümüz rüyaları cd'ye takıp seyretsek. mesela bu cd'leri satan işyerleri olurdu, başkalarının gördüğü rüyaları da satın alır, onlara da bakardık. ne acayip olurdu.
devamını gör...
türk kızının merhaba sözüne vereceği yanıtlar
telefon kilidi-kades uygulaması-konum özelliğini açma-yardım çağırma butonu.
devamını gör...
19 nisan 2021 gri pasaportla almanya'ya giden işçi röportajı
bakın bu dramdır.
buradan
belediye aracılığıyla almanya’ya giden kaçak: niye pişman olayım ki, burada her şey var, orada iş yoktu, güç yoktu; açtım yav
ayrıca kaçak bey der ki; siz ne 40'ı 50'sinden bahsediyorsunuz, sadece bingöl'den 150 kişi var bu yolla gelen..
ayrıca her gün et yiyebildiğini eklemiş.
ne olmuş, bizde de patates var!
o değil de her türlü manipülasyonu, saptırmayı, dolandırmayı her kesimden insana öğrettikleri için bravo gerçekten.
buradan
belediye aracılığıyla almanya’ya giden kaçak: niye pişman olayım ki, burada her şey var, orada iş yoktu, güç yoktu; açtım yav
ayrıca kaçak bey der ki; siz ne 40'ı 50'sinden bahsediyorsunuz, sadece bingöl'den 150 kişi var bu yolla gelen..
ayrıca her gün et yiyebildiğini eklemiş.
ne olmuş, bizde de patates var!
o değil de her türlü manipülasyonu, saptırmayı, dolandırmayı her kesimden insana öğrettikleri için bravo gerçekten.
devamını gör...
3-5 dolar gelecekse bırak gelsin
turist geliyorsa riski de göze alarak geliyordur dedi ayrıca. e bizde göze alıyoruz. salın bizi.
devamını gör...
yalnız çok yalnız yapayalnız biri olmak
"yalnızlık insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. insan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder."
--carl gustav jung
--carl gustav jung
devamını gör...
kıyı bölgelerimizdeki ormanların dağılışının farklı olması
karadeniz ve akdeniz bölgelerine baktığımızda ormanların dağılışı iç kesimlere çok giremiyor. ege bölgesi'ne baktığımızda ise ege ormanları iç kesimlere kadar hatta iç anadolu'ya kadar girebiliyor.
akdeniz* ve karadeniz'de* dağların kıyıya paralel şekilde uzanması iklimin iç kısımlara girmesini engelliyor. ege bölgesi'nde ise dağların denize dik uzanması denizel iklimin rahat bir şekilde dağların arasından geçerek iç kısımlara kadar etki etmesine sebep oluyor.
akdeniz* ve karadeniz'de* dağların kıyıya paralel şekilde uzanması iklimin iç kısımlara girmesini engelliyor. ege bölgesi'nde ise dağların denize dik uzanması denizel iklimin rahat bir şekilde dağların arasından geçerek iç kısımlara kadar etki etmesine sebep oluyor.
devamını gör...
evlenmeden olmaması
evlenip boşanmalarda çok büyük bir etkisi olan cinsellik önemlidir aslında.
evlenmeden ten uyumunu deneyimlemek gerekebilir.*
bu nedenle katılmadığım bir düşüncedir.
evlenmeden ten uyumunu deneyimlemek gerekebilir.*
bu nedenle katılmadığım bir düşüncedir.
devamını gör...
sevgi vs aşk
sevgi aşktan üstündür, aşk sevgiden güçlü.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
bir insan bir yere bakıyorsa, orada ilgilendiği bir şey vardır. bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.
- sigmund freud -
- sigmund freud -
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
dünyaya bir daha gelirsem, ne kadar tank, tüfek ve silah varsa hepsini eritip saz, zurna ve cümbüş yapacağım.
devamını gör...

