hekate
hekate, anadolu asıllı bir tanrıçadır. kendisine yunan mitolojisinde yer bulmuştur. sıklıkla üç yüzlü bir tanrıça olarak betimlenir. ayla ve denizle ilişkilendirilmiş büyüye hükmeden tanrıçadır. cehennemin kapılarını koruduğu da söylenir. ayın şekilleri olarak hilal-dolunay-sondördünü, başka bir deyişle bakire-anne-kocakarıyı temsil eder. diğer suratlarının demeter ve persephone olduğu söylendiği gibi selene ve artemis olarak da geçer. simgeleri ay ve köpektir.
devamını gör...
oğuz aksaç
fazla yeteneğinin üretiminin/derinliğinin önüne geçtiğini düşündüğüm müzisyen.
fazla yetenek mesaiyi engeller, sizin doğuştan bulunduğunuz noktaya bir diğeri çalışarak, üreterek, derinleşerek gelir, siz "ben bunları zaten yapabilirim" noktasında olduğunuzdan buna ihtiyaç duymazsınız bile; konsantrasyonunuz dağılır, tutkunuz azalır, aidiyetiniz çatallanır.
oğuz aksaç'ı kelenderis sayesinde tanıdım, çok dinledim sonra. kendi deyimiyle "bir varoş" çocuğu. geçim derdi yüzünden, ayakkabı boyacılığından mobilyacılığa kadar yapmadığı iş kalmamış biri. dansçılık, bağlama hocalığı yapmış, bağlama, gitar, dilsiz kaval, klarnet ve davulun deyim yerindeyse kitabını yazmış, ayrıca sesini de bir enstrüman gibi kullanabilen nadir sanatçılardan biri. yatay olarak genişlemek bu, deha düzeyindeki yeteneğini yoğunlaştıramamak.
bir uğur önür, erdal erzincan, erol parlak, muhlis berberoğlu derinliğini bulamam kendisinde, tesadüf etmezsem canım çekmez dinlemeyi, özlemem.
fazla yetenek mesaiyi engeller, sizin doğuştan bulunduğunuz noktaya bir diğeri çalışarak, üreterek, derinleşerek gelir, siz "ben bunları zaten yapabilirim" noktasında olduğunuzdan buna ihtiyaç duymazsınız bile; konsantrasyonunuz dağılır, tutkunuz azalır, aidiyetiniz çatallanır.
oğuz aksaç'ı kelenderis sayesinde tanıdım, çok dinledim sonra. kendi deyimiyle "bir varoş" çocuğu. geçim derdi yüzünden, ayakkabı boyacılığından mobilyacılığa kadar yapmadığı iş kalmamış biri. dansçılık, bağlama hocalığı yapmış, bağlama, gitar, dilsiz kaval, klarnet ve davulun deyim yerindeyse kitabını yazmış, ayrıca sesini de bir enstrüman gibi kullanabilen nadir sanatçılardan biri. yatay olarak genişlemek bu, deha düzeyindeki yeteneğini yoğunlaştıramamak.
bir uğur önür, erdal erzincan, erol parlak, muhlis berberoğlu derinliğini bulamam kendisinde, tesadüf etmezsem canım çekmez dinlemeyi, özlemem.
devamını gör...
we could be the same
benim için gelmiş geçmiş en iyi türk eurovısıon performansıdır. manga harikalar yaratmıştır. o şarkıyla başarılı olamadıysak zaten gerek yoktur yarışmaya katılmaya zaten katılmıyoruz.
devamını gör...
be my eyes
görme engelli insanlara yardım edebileceğimiz, yaygınlaşmasını temenni ettiğim uygulama.
fikir olarak gerçekten muhteşem.
uygulama işleyişi şöyle; ihtiyaç duyulduğunda karşı taraftan çağrı alıyorsunuz, çağrıyı cevapladığınızda konu neyse ona göre yardımcı oluyorsunuz. basit bir işleyişi var. uygulamanın adından da anlaşılacağı üzere, bir başkasının gözü oluyorsunuz.
çağrıyı kaçırırsanız üzülmeyin, sizin yerinize başka birisi yardımcı oluyor mutlaka.
android
ios
fikir olarak gerçekten muhteşem.
uygulama işleyişi şöyle; ihtiyaç duyulduğunda karşı taraftan çağrı alıyorsunuz, çağrıyı cevapladığınızda konu neyse ona göre yardımcı oluyorsunuz. basit bir işleyişi var. uygulamanın adından da anlaşılacağı üzere, bir başkasının gözü oluyorsunuz.
çağrıyı kaçırırsanız üzülmeyin, sizin yerinize başka birisi yardımcı oluyor mutlaka.
android
ios
devamını gör...
basmane
izmir'in konak ilçesinde bulunan ve nerde başlayıp nerde bittiği asırlardır bilinmeyen yüzü karanlık içi aydınlık semt.
yokuşu çıkıyorum, köşeyi mesken eylemiş tütüncü nevruz sesleniyor daha sola dönmeden.
"en iyi arkadaşım iyi akşamlar"
"sana da iyi akşamlar, en iyi arkadaşım"
diyorum, pat nihat bana bakıyor, gözleri janjanlı, bugün erken başlamış içmeye, "çay vereyim mi?" diyor basmane'nin en eski çay ocağının içinden, "içmicem, kaçayım" diyorum, onu da savuşturup yola devam edeceğim nihat'ın gizli bahçesinden çok aşırı platin sarısı bir ses bana sesleniyor ;
"doktor, benden 5 aylık hamileymişsin, öyle duydum? peşinden aynı sarılıkta 3 kahkaha patlıyor bahçenin ve sokağın içinde.
" aldırcam ben onu kız" diyorum "niye lan? diyor," sokağında nihat'ın dolaştığı bir basmane'ye çocuk getirmek istemiyorum "diyorum, nihat " canımı yaktın doktor, aşkolsun " diyor arkamdan, aşırı platin sarı saçlar gülüyor.
doktor diyorlar bana, eski lakap. alışığım.
bahçeye giriyorum, basmane'nin en güzel o***puları burada, yağmurdan kaçmışlar, işe çıkacakları zamanı bekliyorlar.
" bize iki oralet ver nihat, çocuğumun anası ile içelim" deyip karşısına oturuyorum en az 120 kiloluk, benden yaşlı ve içi dışı benden bin kat temiz en güzel o*ospumun.
"oralet nerden çıktı?" diyor, ali lidar aforizmaları ile sıkmak istemiyorum onu, "oralet iyidir" diyorum. ses etmiyor, başlıyor anlatmaya, çocuğu öyleymiş, dostu şöyleymiş...
sonra bana bakıyor, "senin neyin var lan?" diyor, "yok bişi, hep aynı, kudretten yanığım ben, bilmiyor musun?" diyorum, "yok yok, sende başka bir hal var bir haftadır, dikkat ediyorum" diyor, bana bakan anne gözleri ve anne ses tonu boğuyor beni, "böcek soktu" diyorum, "ne böceği ayol?" diyor, gülümsemeye çalışıp "kırmızı siyah bir böcek, uğur böceği" işte diyorum, anlamıyor, kaşları kalkıyor, "boşver, öldü zaten" diyorum. boşveriyor.
arka masadan pelin bir türkü mırıldanıyor, ben havadaki sessizlik bitsin diye "yar türkü söylüyor, dilleri serhoş" diyorum, "ay bayılırım kız o türküye, dur açayım" diyor, teline uzanıp açıyor, "aynur haşhaş" / serhoş.
ağır geliyor her şey, kaçmam gerekiyor ama aynur ve aşırı derecede platin sarı saçlı annem bırakmıyor beni, boğuluyorum.
sessizliğim o kadar ağır ki, o kadar olur.
anlıyor kader arkadaşım, anne sesi geri geliyor, aynur haşhaş az geri gidiyor.
"doktor, bir şeye ihtiyacın var mı, açık ol" diyor, aylar sonra biri bana açık ol deyip açık açık soruyor, "dimitri, beyaz" diyorum, gözleri içimden kara kadına, tek kelime etmeden kalkıp gidiyor masadan çantasını alıp, telefonu kalıyor, onu da yanına alsa kaçardım ki ben, boğuluyorum! puh!
geliyor, elinde granül siyah aşina poşet, içinde dimitri, beyaz, 150'lik.
bişi demek istiyorum, kelimeler yok, bulamıyorum her zaman bıraktığım yerde, anlıyor. elimi cebime atıyorum gayri ihtiyari, "geçenki kırmızılara say" diyor, itiraz edecek oluyorum, "bir şey deme" diyor, annem bana şarap alıyor, basmane'ye akşam iniyor.
iyi akşamlar deyip kalkıyorum, arkamdan aynur haşhaş "taşa değmesin ayağın, lale sümbül açsın bağın" diyor, uzaktaki ölü bir böcek geliyor aklıma, "öldü o, elveda dedim ona hem" diyorum, kapatıyorum mezarının/mın üstünü. türkü susuyor aniden, yol tekrar başlıyor.
basmane burası, ne gelen kalabiliyor ne de gitmek isteyen gidebiliyor.
yokuşu çıkıyorum, köşeyi mesken eylemiş tütüncü nevruz sesleniyor daha sola dönmeden.
"en iyi arkadaşım iyi akşamlar"
"sana da iyi akşamlar, en iyi arkadaşım"
diyorum, pat nihat bana bakıyor, gözleri janjanlı, bugün erken başlamış içmeye, "çay vereyim mi?" diyor basmane'nin en eski çay ocağının içinden, "içmicem, kaçayım" diyorum, onu da savuşturup yola devam edeceğim nihat'ın gizli bahçesinden çok aşırı platin sarısı bir ses bana sesleniyor ;
"doktor, benden 5 aylık hamileymişsin, öyle duydum? peşinden aynı sarılıkta 3 kahkaha patlıyor bahçenin ve sokağın içinde.
" aldırcam ben onu kız" diyorum "niye lan? diyor," sokağında nihat'ın dolaştığı bir basmane'ye çocuk getirmek istemiyorum "diyorum, nihat " canımı yaktın doktor, aşkolsun " diyor arkamdan, aşırı platin sarı saçlar gülüyor.
doktor diyorlar bana, eski lakap. alışığım.
bahçeye giriyorum, basmane'nin en güzel o***puları burada, yağmurdan kaçmışlar, işe çıkacakları zamanı bekliyorlar.
" bize iki oralet ver nihat, çocuğumun anası ile içelim" deyip karşısına oturuyorum en az 120 kiloluk, benden yaşlı ve içi dışı benden bin kat temiz en güzel o*ospumun.
"oralet nerden çıktı?" diyor, ali lidar aforizmaları ile sıkmak istemiyorum onu, "oralet iyidir" diyorum. ses etmiyor, başlıyor anlatmaya, çocuğu öyleymiş, dostu şöyleymiş...
sonra bana bakıyor, "senin neyin var lan?" diyor, "yok bişi, hep aynı, kudretten yanığım ben, bilmiyor musun?" diyorum, "yok yok, sende başka bir hal var bir haftadır, dikkat ediyorum" diyor, bana bakan anne gözleri ve anne ses tonu boğuyor beni, "böcek soktu" diyorum, "ne böceği ayol?" diyor, gülümsemeye çalışıp "kırmızı siyah bir böcek, uğur böceği" işte diyorum, anlamıyor, kaşları kalkıyor, "boşver, öldü zaten" diyorum. boşveriyor.
arka masadan pelin bir türkü mırıldanıyor, ben havadaki sessizlik bitsin diye "yar türkü söylüyor, dilleri serhoş" diyorum, "ay bayılırım kız o türküye, dur açayım" diyor, teline uzanıp açıyor, "aynur haşhaş" / serhoş.
ağır geliyor her şey, kaçmam gerekiyor ama aynur ve aşırı derecede platin sarı saçlı annem bırakmıyor beni, boğuluyorum.
sessizliğim o kadar ağır ki, o kadar olur.
anlıyor kader arkadaşım, anne sesi geri geliyor, aynur haşhaş az geri gidiyor.
"doktor, bir şeye ihtiyacın var mı, açık ol" diyor, aylar sonra biri bana açık ol deyip açık açık soruyor, "dimitri, beyaz" diyorum, gözleri içimden kara kadına, tek kelime etmeden kalkıp gidiyor masadan çantasını alıp, telefonu kalıyor, onu da yanına alsa kaçardım ki ben, boğuluyorum! puh!
geliyor, elinde granül siyah aşina poşet, içinde dimitri, beyaz, 150'lik.
bişi demek istiyorum, kelimeler yok, bulamıyorum her zaman bıraktığım yerde, anlıyor. elimi cebime atıyorum gayri ihtiyari, "geçenki kırmızılara say" diyor, itiraz edecek oluyorum, "bir şey deme" diyor, annem bana şarap alıyor, basmane'ye akşam iniyor.
iyi akşamlar deyip kalkıyorum, arkamdan aynur haşhaş "taşa değmesin ayağın, lale sümbül açsın bağın" diyor, uzaktaki ölü bir böcek geliyor aklıma, "öldü o, elveda dedim ona hem" diyorum, kapatıyorum mezarının/mın üstünü. türkü susuyor aniden, yol tekrar başlıyor.
basmane burası, ne gelen kalabiliyor ne de gitmek isteyen gidebiliyor.
devamını gör...
mistisizm
dini inanış ve felsefi akımlardan etkilenmiş bir fikir akımı, gizemcilik.
metafiziğe dayansa da inanç değildir. edebiyatta ise tasavvuf edebiyatını örnek verebiliriz
edit: başlık düzeltme
metafiziğe dayansa da inanç değildir. edebiyatta ise tasavvuf edebiyatını örnek verebiliriz
edit: başlık düzeltme
devamını gör...
mahlassızım
an itibariyle çok sevdiğim ve henüz keşfettiğim bir yazardır. çok kaliteli, ilginç bilgiler içeren yazılarıyla hem sözlüğe hem de bana çok şey katmaktadir. büyük bir ilgiyle takip ettiğim yazardır. tanımadan sevdim. benim de yazılarımı okumuş, çok mutlu oldum. çok teşekkür ederim efendim. *
devamını gör...
hypatia
antik dönem bilim insanı. ilk kadın matematikçi, filozof.
devamını gör...
batman
türkiye'nin, güneydoğu anadolu bölgesinde yer alan güzide bir şehri. yarasasıyla meşhurdur.
devamını gör...
behzat ç. dizisindeki harun karakteri
saf aşıktır o yaa çok da sinirli pavyondaki kızın onun parası için onunla çıktığını anlamayacak kadar şapşik bir de sürekli abur cubur yemeden duramaz dizi biraz da onun sayesinde daha eğlenceli hale geliyor
devamını gör...
şubatın 28 gün olmasının sebebi
31 çeken doyumsuz bencil aylar yüzündendir.
devamını gör...
tanımadığı kişiyle hem sizli hem senli konuşan kişi
benimdir, hep sizli konuşursam samimiyetsiz; hep senli konuşursam ise kaba olacağımı düşündüğüm için ikisini karıştıra karıştıra kullanmaktayım. hem böylece ilginç hava katmış olurum kendime, yani herhalde...
karşımdaki de "ne biçim konuşuyor lan bu" diye düşünmeden edemiyordur diye tahmin ediyorum.
karşımdaki de "ne biçim konuşuyor lan bu" diye düşünmeden edemiyordur diye tahmin ediyorum.
devamını gör...
ak parti seçimi kaybettiğinde iktidarı bırakmaz ise olabilecekler
bir kaç gündür aklımı kurcalayan ihtimaller bütünüdür. ak partinin gerçekten iktidarı demokratik yol ile bırakacağına inanmayanlardanım. iran devrimi gibi bir olay olur demiyorum ( ki onun da yolu açılabilir ) fakat bence kan dökülecek hale gelecektir. amerika'da bile olanları gördük. türkiye gibi kutuplaşmanın korkunç boyutlarda olduğu bir ülkeyi düşünürsek ortalık karışacaktır.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
abdulseyidbincabbar'ın bu sesle troll olamayacağını kanıtlamış radyo programı olmuştur aynı zamanda.* birkaç iyi adam isteyen troll mu olur ayrıca yahu? ahahah aşırı eğleniyorum.
devamını gör...




