erkekler kadınları neden zor anlıyor sorunsalı
bilim adamlarinca yapilan arastirmalara gore,iki cinsinde beyinlerinin isleyis mekanizmalarinin oldukca farkli oldugu saptanmis. zihinsel olarak oldukca farkliyiz . bununla birlikte cinsiyetlerin getirdigi hormonel farkliliklarda soz konusu. ayrica biz kadinlar fıtrat itibariyle duygularimizi daha yogun sekilde yasariz, hatta cogu zaman mantik kadar hislerimizle de kararlar verebiliriz. bu noktada da erkeklerden ayriliriz kisacasi. cunku erkeklerde bu durum tam karsitidir,daha yuzeysel dusunurler,olaylara daha mantiksal yaklasirlar... iste bu gibi etkenlerin toplaminda zaman zaman iletisim de sorunlar yasayabiliyoruz .her iki cinsiyetinde artilari ve eksileriyle birbirlerini cok guzel tamamladiklarini dusunuyorum ben. ortak paydamiz aslinda cinsiyetlerimizden ote once insan oldugumuz. sonrasinda kendi cinsimizi digerinden ustun gormezsek eger, anlamak veya anlasilmak hic de zor olmayacak gibi...
devamını gör...
orhan veli kanık
başlığı görünce orhan veli'nin ara ara mırıldandığım bu şiirini yazmadan geçemeyeceğim...
beni bu güzel havalar mahvetti,
böyle havada istifa ettim
evkaftaki memuriyetimden.
tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada aşık oldum;
eve ekmekle tuz götürmeyi
böyle havalarda unuttum;
şiir yazma hastalığım
hep böyle havalarda nüksetti;
beni bu güzel havalar mahvetti.
beni bu güzel havalar mahvetti,
böyle havada istifa ettim
evkaftaki memuriyetimden.
tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada aşık oldum;
eve ekmekle tuz götürmeyi
böyle havalarda unuttum;
şiir yazma hastalığım
hep böyle havalarda nüksetti;
beni bu güzel havalar mahvetti.
devamını gör...
kitaplardaki cümlelerin altını çizmek
önceden kitaplarımın köşesi kıvrılsa üzülüyordum. ama şimdi altını da çiziyorum. bilmediğim kelime varsa anlamını da yazıyorum. okuduğum her şeyden tam bir verim almak için uğraşıyorum. çünkü ileride o kitabı elime alınca okuduğum anı, altını çizerken hissettiğim duyguyu hatırlamak istiyorum.
sadece okuyup rafa kaldırdığım kitapları da seviyorum ama kitaba dair aklımda kalan pek bir şey olmuyor. bana hiçbir şey katmamış gibi geliyor.
sevgilime altını çizdiğim kitaplarımı vermiştim. o da okuyup çizdiğim satırlara kendi hislerini yazmıştı. birini tanımanın da en güzel yolu bence. tam altını çizeceksin ama o çizmiş. aynı duyguları hissederek okumak çok hoş değil mi?
kitaplarınızın altını çizmekten korkmayın. o çizikler sizin duygularınız, düşünceleriniz. yeterince monotonlaşan hayatta hislerimizi yaşayacağımız dünyaya ihtiyacımız var.
sadece okuyup rafa kaldırdığım kitapları da seviyorum ama kitaba dair aklımda kalan pek bir şey olmuyor. bana hiçbir şey katmamış gibi geliyor.
sevgilime altını çizdiğim kitaplarımı vermiştim. o da okuyup çizdiğim satırlara kendi hislerini yazmıştı. birini tanımanın da en güzel yolu bence. tam altını çizeceksin ama o çizmiş. aynı duyguları hissederek okumak çok hoş değil mi?
kitaplarınızın altını çizmekten korkmayın. o çizikler sizin duygularınız, düşünceleriniz. yeterince monotonlaşan hayatta hislerimizi yaşayacağımız dünyaya ihtiyacımız var.
devamını gör...
demet akalın sözlüğe üye olsa kullanacağı nick
hiranın anmesi.
devamını gör...
sıcakta delirmemek için yapılanlar
kuzey iskandinavyaya yerleşerek temelli kurtulunabilir.
devamını gör...
bakire olmayan kadınla evlenmek
hay senin dinini, günahını yesinler!
siz değil misiniz hezarfen'in kafasını kesen ve yine sizin barbar kafalarınızdaki kişiler değil mi ''bruno'yu'' roma meydanında diri diri yakan.
siz değil misiniz hezarfen'in kafasını kesen ve yine sizin barbar kafalarınızdaki kişiler değil mi ''bruno'yu'' roma meydanında diri diri yakan.
devamını gör...
olgunluk belirtileri
kendinin farkında olmak ,ne istediğini bilmek ,kendine iyi bakmak olgunluktur
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
fabrikada proje yetiştirmeye çalışıyorum.
devamını gör...
quasimodo
victor hugo 'nun 19.yüzyılda yayınlanan notre dame'ın kamburu romanındaki baş karakterin adı.
devamını gör...
türkiye iş bankası kültür yayınları
1956'da hasan ali yücel tarafından kurulan ve iş bankasının desteklediği türkiye'nin en büyük yayın evlerinden birisidir.
devamını gör...
kadınlar ne ister sorusu
hayatinda eksik olan neyse onu ister. sevilmediyse dolu dolu sevmek, sevilmek ister. belki eksik yani sefkattir biraz sefkat bekler. bastirilmis, bir kafese tikilmis ise ozgur olmak ister, belki basina buyruk yasamak... kavgayla gurultuyle harmanlasmis ise ruhu, huzurun icerisine gömulmek ister. maddi imkansizliklarla kıt kanaat yasamayi mecburi ogrendiyse, rahat yasami ister. belki kendine has saglik sikintilari vardir, saglik diler bu da mumkundur. cok uzatmadan ılk cumleme geri donmeliyim sanki; eksik kalan yanini doldurmak ister, tipki tum insanlik gibi. yani kadin erkek ayirmaksizin evet.
ınsan yasami boyunca farkinda olmadan aslinda eksik kalan yanini arar. aradigi da budur, hayalleri de hep bu yondedir. aslinda yasamimizin kisaca ozeti budur.
ınsan yasami boyunca farkinda olmadan aslinda eksik kalan yanini arar. aradigi da budur, hayalleri de hep bu yondedir. aslinda yasamimizin kisaca ozeti budur.
devamını gör...
türklere özgü davranışlar
direksiyon sınavına arabayla gitmek.
devamını gör...
menemeni en iyi erkek yapar
çok güzel yaptığım yönünde dönütlerle doğruladığım önerme. ama dişi bir arkadaşım da çok güzel yapıyor, bilemedim. amaaan yapın yeyin işte, soğanı iyice öldürmeyi unutmayın.
devamını gör...
mahlassızım
yazdığı tanımlar ve açtığı başlıklarla takibe aldığım, sözlüğün kalitesini artıran yazar.
devamını gör...
hiçlik
tdk tarafından anlamına bakıldığında bir şeyin var olmayışı, yokluktur.
aklıma neyzen tevfik'in şu anısı geldi:
sadrazam talat paşa, bir gün neyzen tevfik'e devlet dairelerinden birinde katiplik önerir. neyzen tevfik:
- katip olacağım da ne olacak, diye sorar.
teşekkür beklerken böyle bir soru ile karşılaşınca şaşıran talat paşa, memurluk katlarını alttan üste sıralar:
- önce şu, sonra bu...
neyzen'in hala hoşnut olmadığını sezince de, şöyle sürdürür:
- daha sonra vekil, nazır, kim bilir belki de sadrazam...
neyzen'in yanıtı yine bir soru olur:
- ya sonra?
talat paşa bir an duraksar, sonrası padişahlıktır çünkü. ister istemez:
- hiç! der.
bu yanıt karşısında güler ve şöyle der neyzen tevfik:
- ben bugün de "hiç"im! sonu hiç olduktan sonra, onca zahmete ne gerek var?
aklıma neyzen tevfik'in şu anısı geldi:
sadrazam talat paşa, bir gün neyzen tevfik'e devlet dairelerinden birinde katiplik önerir. neyzen tevfik:
- katip olacağım da ne olacak, diye sorar.
teşekkür beklerken böyle bir soru ile karşılaşınca şaşıran talat paşa, memurluk katlarını alttan üste sıralar:
- önce şu, sonra bu...
neyzen'in hala hoşnut olmadığını sezince de, şöyle sürdürür:
- daha sonra vekil, nazır, kim bilir belki de sadrazam...
neyzen'in yanıtı yine bir soru olur:
- ya sonra?
talat paşa bir an duraksar, sonrası padişahlıktır çünkü. ister istemez:
- hiç! der.
bu yanıt karşısında güler ve şöyle der neyzen tevfik:
- ben bugün de "hiç"im! sonu hiç olduktan sonra, onca zahmete ne gerek var?
devamını gör...
insanı tedirgin eden durumlar
karşımdakinin ne dediğini anlamayıp tekrar etmesini sağlayıp, tekrar ettikten sonra yine anlamayıp anlamış gibi gülümseyerek surata baktığım an. hele o kişi sizden cevap bekliyorsa ortaya çıkan o bir kaç saniyelik boşluk inanılmaz tedirgin edici.
devamını gör...
kişisel mesafe
her birey için ortak olan bölgelerin sayısal verilerini içerir.
özel bölgeler yaklaşık 0-50 cm civarını kapsar. birinci dereceden aile bireyleri ve yakın temasta bulunduğumuz eşimiz veya yakın arkadaşlarımız bu alana girdiğinde rahatsız olmayız.
kişisel bölge 50 ila 120 cm civarını belirtir. normal arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz, tanıdıklar girdiğinde rahatsız olmayız genelde.
sosyal bölge 120 ila 360 cm'lik alanı kapsar. çok iyi tanımadığımız, bize pek de yakın olmayan kişilerin bulunabildiği alandır.
ortak bölge ise 360 cm ve daha fazlasını kapsar. marketteki kadın, mağazadaki satış sorumlusu ve daha nicelerinin bulunduğu alandır.
özel bölgeler yaklaşık 0-50 cm civarını kapsar. birinci dereceden aile bireyleri ve yakın temasta bulunduğumuz eşimiz veya yakın arkadaşlarımız bu alana girdiğinde rahatsız olmayız.
kişisel bölge 50 ila 120 cm civarını belirtir. normal arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz, tanıdıklar girdiğinde rahatsız olmayız genelde.
sosyal bölge 120 ila 360 cm'lik alanı kapsar. çok iyi tanımadığımız, bize pek de yakın olmayan kişilerin bulunabildiği alandır.
ortak bölge ise 360 cm ve daha fazlasını kapsar. marketteki kadın, mağazadaki satış sorumlusu ve daha nicelerinin bulunduğu alandır.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
e.a'ya ithafen...
sen, i̇stemsiz olarak yaptiğim her şeyin intikamını aldın benden. hem de bunu, beni en zayıf noktamdan vurarak yaptın. öldürerek değil ama süründürerek yaptın. benden sevgini esirgeyerek yaptın. benim seni bir insanın bir insanı sevebileceği kadar çok sevdiğimi bilerek ve sirf bu yüzden, buna yaslanarak: beni bir insanın bir insanı sevebileceği kadar sevmeyerek yaptın. eksik bırakarak, beni böyle cezalandırarak yaptın.
bense eksik sevildikçe hırçınlaştım. zaman zaman neyin yolunda gitmedigini anlamlandiramaz ve tüm hatayı kendimde ararken zaman zamansa verdiğim tavizlerin ve istemeden yaptığım hatalarin farkına varamaz oldum. tüm bu her şeyin yükünü kaldırmak zorunda kaldığım için yoruldum.
sense ne kendi eksiklerini kapattın, ne benim yanlışlarımı düzeltmek zahmetinde bulundun ne de beni kaybetmemek adına bir çaba gösterdin. oysa böyle belirsizlik yaratmak yerine beni sevdiysen bunun sorumluluğunu alsaydın veya sevmiyordunsa da bu hususta bana karşı dürüst olsaydın ve benden kopmaya hazır hissedene değin benimle olan bağını sürdürmeye devam etmeseydin, bu kadar yıpranmazdım.
benden kopmaya hazır hissetmeyi bekledin ve daha sonra da beni gitmeye mecbur bırakana değin çaba sarfettin. birini sevince çok zor pes eden ve nadiren ondan vazgeçen biri olduğumu bildiğin için, senden kopana değin beni acıdan acıya, psikolojik işkencelere sürükledin. tüm bunları bildiğim halde, umut ettigimden değil, senden vazgeçeceksem bile ardıma bir kez olsun bakmadan gidebilmek için, verdiğin tüm acılara katlandim, kahrına da lütfuna da itaat ettim. bedenimin, ruhumun,kalbimin... (buna bir { dur! } diyebileceğim halde) "göz yumdum çektikleri eziyete!"
sonra seni özgür bıraktım... şaşırdın. çünkü yapmamı deli gibi istediğin halde, bir yandan da bunu yapma gücünü kendimde bulacagimi düşünmüyordun. oysa ben, vazgeçme kabiliyetim olmadığından değil; her ne yapmış olursan ol henüz senden vazgeçme eşiğine gelmedigim icin bunu yapmiyordum. sense bunu vazgeçilmezlik sanip bu kadar çok değer veriyor olmamı zayıflık saydin. çünkü hiç böylesine cikarsiz, böylesine karsiliksiz, bir sevgiyle karsilasmamistin. çünkü henüz sevmenin ne kadar yüce, değer verdiğini gösteriyor olmanın ne kadar büyük bir şey olduğunu bilmiyordun. saklı sevgilerin insanıydın. çocuk değildin ama olgunlasmamısti henüz sevgin ve kederin.
sen olgunlasirken ben yandım. dört bir yanımı sardı yangınım. sonra kül oldum ve küllerimden yeniden doğdum. dedim ki, demek ki yanmak ve küllerimden yeniden doğmakmış yazgım. sonra ayağa kalktım. artık sevgim değil tecrübemdi taptığım kendi acımla kendi ruhumda kavrulurken, piştiğimi anladım. sonra git gide kendimi onarirken kendim, yer degistirdi bir gün tecrübem ve sevgim. ben de kalmak için verdiğim savaştan ve gitmek için verdiğin çabaya engel olmaya çalışmaktan vazgeçtim. i̇şte böylesine bir anda, böylesine birden, akıntıya kürek sallamaktan vazgectim!
aynı ülkede yaşıyor, aynı şehirde nefes alıyor ve hatta aynı yerde çalışıyorduk. ve her çıkış saatinde denk gelip durduk. i̇lk hafta umursuzca bakan gözlerin ilerleyen vakitlerde bir umut merhamet dinlenip durdu. benim sana gelmeyisime, bu kadar güçlü bir şekilde karşında duruyor oluşuma, senin bana gelmek isteyisin karşısında gösterdiğim gaddarlik ve istikrara şaştın. i̇lk hafta özgürlüğün hazzını derinlemesine yaşayan ve mağrur bir duruşla geleceğimden emin bir şekilde bakan gözlerde, ben gelmedikçe hayat ışığı sönen ve sen gelmek istesen bile seni kabul etmeyeceğimi bildiginden, yuruyen bir cesedin ruhsuzlugunu, kabahatinden ötürü mahcup ama özre yüzü olmayan bir insanın derin pişmanlığını sezdim.
ama senin çektiğin acıdan ya da kivranislarindan ötürü zevk almadım. çünkü ben aci çeken bir insan karşısında kahkaha atmazdim! çünkü sen değildim. cunku senin aksine, acı çeken bir insan karşısında gülüp eglenseydim, insan yanlarim acirdi benim. çünkü ben senin gibi bir insan bana eğilsin diye yapmadığım şeyi bırakmayıp insan yanlarımı kaybetmedim. sadece senin mutluluğuna da mutsuzluguna da kayıtsız kalmakti yaptığım... hem de bunu seni senin silahinla vurarak yaptım! seni gaddarligimdan da merhametimden de mahrum bırakarak yaptım! hem de senin gibi arkadan vurarak degil; gözünün içine bakarak, tüm dürüstlüğüm, tüm mertligimle yaptım.
senin gibi yaptığım başka yapmak istediğim başka olarak yapmadım. senden gerçekten vazgectigim ve tüm bu yaşadıklarımıza dönüp baktığımda, senin aksine, yaptığım seyleri senin canını yakmak için değil; artık kendi canım yanmasın diye yaptım. yani seni hür bırakırken, kendimi de azat ettim. senin gibi yaralı bırakmadım, toparlanamasin diye kanatlarını koparmadim ardimdakinin. üzmüş olabilirim ama yipratmadim. her zaman mükemmel olamamış olabilirim, ama nahif sevdim. ve bir zamanlar sevmiş olduğum insana karşı cirkinlesmedim hiçbir zaman.
geçen gün tasinirken, taşları çok sevdiğimden doğum gunumde benim için yaptigin ve birçok şeyi atmama rağmen atmaya kiyamadigim bir hediyenle karsilastim. babam yanlışlıkla eşyaları taşırken taşlardan bir tanesinin üzerine basıp kırdı. her şeye karşın kalbim öyle çok acıdı öyle çok acıdı ki, taa derinlerden gelen bir yaranın sizlamasini o yaranın tam üstünde hissettim. sonra o taşı yine atmaya kıyamadım ve yerden alıp kitaplığımın en üst rafina yerleştirdim.
ama senin hatrına değil; "acemiligim, safliğım, incinmisliğim adına"
(...)
sen, i̇stemsiz olarak yaptiğim her şeyin intikamını aldın benden. hem de bunu, beni en zayıf noktamdan vurarak yaptın. öldürerek değil ama süründürerek yaptın. benden sevgini esirgeyerek yaptın. benim seni bir insanın bir insanı sevebileceği kadar çok sevdiğimi bilerek ve sirf bu yüzden, buna yaslanarak: beni bir insanın bir insanı sevebileceği kadar sevmeyerek yaptın. eksik bırakarak, beni böyle cezalandırarak yaptın.
bense eksik sevildikçe hırçınlaştım. zaman zaman neyin yolunda gitmedigini anlamlandiramaz ve tüm hatayı kendimde ararken zaman zamansa verdiğim tavizlerin ve istemeden yaptığım hatalarin farkına varamaz oldum. tüm bu her şeyin yükünü kaldırmak zorunda kaldığım için yoruldum.
sense ne kendi eksiklerini kapattın, ne benim yanlışlarımı düzeltmek zahmetinde bulundun ne de beni kaybetmemek adına bir çaba gösterdin. oysa böyle belirsizlik yaratmak yerine beni sevdiysen bunun sorumluluğunu alsaydın veya sevmiyordunsa da bu hususta bana karşı dürüst olsaydın ve benden kopmaya hazır hissedene değin benimle olan bağını sürdürmeye devam etmeseydin, bu kadar yıpranmazdım.
benden kopmaya hazır hissetmeyi bekledin ve daha sonra da beni gitmeye mecbur bırakana değin çaba sarfettin. birini sevince çok zor pes eden ve nadiren ondan vazgeçen biri olduğumu bildiğin için, senden kopana değin beni acıdan acıya, psikolojik işkencelere sürükledin. tüm bunları bildiğim halde, umut ettigimden değil, senden vazgeçeceksem bile ardıma bir kez olsun bakmadan gidebilmek için, verdiğin tüm acılara katlandim, kahrına da lütfuna da itaat ettim. bedenimin, ruhumun,kalbimin... (buna bir { dur! } diyebileceğim halde) "göz yumdum çektikleri eziyete!"
sonra seni özgür bıraktım... şaşırdın. çünkü yapmamı deli gibi istediğin halde, bir yandan da bunu yapma gücünü kendimde bulacagimi düşünmüyordun. oysa ben, vazgeçme kabiliyetim olmadığından değil; her ne yapmış olursan ol henüz senden vazgeçme eşiğine gelmedigim icin bunu yapmiyordum. sense bunu vazgeçilmezlik sanip bu kadar çok değer veriyor olmamı zayıflık saydin. çünkü hiç böylesine cikarsiz, böylesine karsiliksiz, bir sevgiyle karsilasmamistin. çünkü henüz sevmenin ne kadar yüce, değer verdiğini gösteriyor olmanın ne kadar büyük bir şey olduğunu bilmiyordun. saklı sevgilerin insanıydın. çocuk değildin ama olgunlasmamısti henüz sevgin ve kederin.
sen olgunlasirken ben yandım. dört bir yanımı sardı yangınım. sonra kül oldum ve küllerimden yeniden doğdum. dedim ki, demek ki yanmak ve küllerimden yeniden doğmakmış yazgım. sonra ayağa kalktım. artık sevgim değil tecrübemdi taptığım kendi acımla kendi ruhumda kavrulurken, piştiğimi anladım. sonra git gide kendimi onarirken kendim, yer degistirdi bir gün tecrübem ve sevgim. ben de kalmak için verdiğim savaştan ve gitmek için verdiğin çabaya engel olmaya çalışmaktan vazgeçtim. i̇şte böylesine bir anda, böylesine birden, akıntıya kürek sallamaktan vazgectim!
aynı ülkede yaşıyor, aynı şehirde nefes alıyor ve hatta aynı yerde çalışıyorduk. ve her çıkış saatinde denk gelip durduk. i̇lk hafta umursuzca bakan gözlerin ilerleyen vakitlerde bir umut merhamet dinlenip durdu. benim sana gelmeyisime, bu kadar güçlü bir şekilde karşında duruyor oluşuma, senin bana gelmek isteyisin karşısında gösterdiğim gaddarlik ve istikrara şaştın. i̇lk hafta özgürlüğün hazzını derinlemesine yaşayan ve mağrur bir duruşla geleceğimden emin bir şekilde bakan gözlerde, ben gelmedikçe hayat ışığı sönen ve sen gelmek istesen bile seni kabul etmeyeceğimi bildiginden, yuruyen bir cesedin ruhsuzlugunu, kabahatinden ötürü mahcup ama özre yüzü olmayan bir insanın derin pişmanlığını sezdim.
ama senin çektiğin acıdan ya da kivranislarindan ötürü zevk almadım. çünkü ben aci çeken bir insan karşısında kahkaha atmazdim! çünkü sen değildim. cunku senin aksine, acı çeken bir insan karşısında gülüp eglenseydim, insan yanlarim acirdi benim. çünkü ben senin gibi bir insan bana eğilsin diye yapmadığım şeyi bırakmayıp insan yanlarımı kaybetmedim. sadece senin mutluluğuna da mutsuzluguna da kayıtsız kalmakti yaptığım... hem de bunu seni senin silahinla vurarak yaptım! seni gaddarligimdan da merhametimden de mahrum bırakarak yaptım! hem de senin gibi arkadan vurarak degil; gözünün içine bakarak, tüm dürüstlüğüm, tüm mertligimle yaptım.
senin gibi yaptığım başka yapmak istediğim başka olarak yapmadım. senden gerçekten vazgectigim ve tüm bu yaşadıklarımıza dönüp baktığımda, senin aksine, yaptığım seyleri senin canını yakmak için değil; artık kendi canım yanmasın diye yaptım. yani seni hür bırakırken, kendimi de azat ettim. senin gibi yaralı bırakmadım, toparlanamasin diye kanatlarını koparmadim ardimdakinin. üzmüş olabilirim ama yipratmadim. her zaman mükemmel olamamış olabilirim, ama nahif sevdim. ve bir zamanlar sevmiş olduğum insana karşı cirkinlesmedim hiçbir zaman.
geçen gün tasinirken, taşları çok sevdiğimden doğum gunumde benim için yaptigin ve birçok şeyi atmama rağmen atmaya kiyamadigim bir hediyenle karsilastim. babam yanlışlıkla eşyaları taşırken taşlardan bir tanesinin üzerine basıp kırdı. her şeye karşın kalbim öyle çok acıdı öyle çok acıdı ki, taa derinlerden gelen bir yaranın sizlamasini o yaranın tam üstünde hissettim. sonra o taşı yine atmaya kıyamadım ve yerden alıp kitaplığımın en üst rafina yerleştirdim.
ama senin hatrına değil; "acemiligim, safliğım, incinmisliğim adına"
(...)
devamını gör...

