lord of war
nicolas cage in başrol oynadığı filmdir. silah ticaretiyle ilgili güzel bir içeriği olduğundan sanırım zamanında bazı yerlerde gösterime girmesi çok zor olmuş. sonunda benim gücüm hiçbir şeye yetmez dedirtir, moral bozar.
devamını gör...
sözlük yazarlarının başucu kitapları
cemil meriç'in bu ülke kitabı defalarca okunabilir. ben bir kaç defa okumama rağmen ara ara hep bakarım. okumayanlar için ilgi çeken bikac cümlesini bırakayım.
[[alıntı]]
*kitap zekayı kibarlaştırır.
*insanlar kırıcı idi kitaplara kaçtım.
*kitap limandı benim için. kitaplarda yaşadım ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.
*iyilik eden mükafat bekledigi an tefecidir.
*yemin ederim ki, dünyanın tüm toprakları tek bir insanın kanını akıtmaya değmez.
[[alıntı]]
*kitap zekayı kibarlaştırır.
*insanlar kırıcı idi kitaplara kaçtım.
*kitap limandı benim için. kitaplarda yaşadım ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.
*iyilik eden mükafat bekledigi an tefecidir.
*yemin ederim ki, dünyanın tüm toprakları tek bir insanın kanını akıtmaya değmez.
devamını gör...
doğum lekesi
başka bir inanışa göre, önceki hayatınızda oradan darbe alarak ölmüşsünüzdür, onun izi, lekesidir.
benim dizimde vardır.*
kim dizimden vurdurdu bilmiyorum. ayıptır kardeşim.
benim dizimde vardır.*
kim dizimden vurdurdu bilmiyorum. ayıptır kardeşim.
devamını gör...
birinin sana aşık olması
her şeyin karşılıklısı güzeldir dostlar. aşkın bile karşılıksız olanı kötüdür, bazen zulüme dönüşür. bu genelde karşıdaki kişinin karakteriyle de pek ilgili olmaz. hem karşınızdaki kişi üzülür hem de onu üzdüğünüz için siz. lakin her duyguya karşılık veremiyor insan. ne karşıdaki kişi sevmekten vazgeçebiliyor ne de siz sevebiliyorsunuz. sevmeyen yürek sevmiyor dostlar. bu da hayatın "haaah sçtm şimdi ağzına" demek şekli.
devamını gör...
hala koronovirüse yakalanmamış insan
ben ve alt soy üst soy ailem elhamdülillah.
aşılarımız tam, maske konusunda gevşeğiz, düzenli hayat konusunda titiziz.
birde unutmadan alayımız ilaç fanıyız.
bi yerimiz ağırmasın basarız ilacı akşam erkenden yatarız.
aşılarımız tam, maske konusunda gevşeğiz, düzenli hayat konusunda titiziz.
birde unutmadan alayımız ilaç fanıyız.
bi yerimiz ağırmasın basarız ilacı akşam erkenden yatarız.
devamını gör...
tüm gününü normal sözlük’te geçirmek
tüm sosyal medya uygulamalarının siyaset, reklam, kavga, gürültü olmasından kaynaklı yorucu yerlere dönüşmesinden sonra burası ilaç gibi geldi.
devamını gör...
üfü
/ bu kadarına razıysan, yaşa, gitsin!
kaç kişiyiz savunan sevdayı? /
ben demiyorum ki, sezen diyor.
mahalle kızıdır bak kendisi, sözünü tutmazsak sinir yapıyor bi de hatırlatayım ve bilirsin zaten.
çok konuştuk daha önce, çok benziyoruz. o yüzden mırıldan bakiym, duycam!
hem önümüzdeki sonbahara kadar ohoo?
ilk önce yeni bi sayfanın bile öncesine dikmek lazım gözü, inadına..
kaç kişiyiz savunan sevdayı? /
ben demiyorum ki, sezen diyor.
mahalle kızıdır bak kendisi, sözünü tutmazsak sinir yapıyor bi de hatırlatayım ve bilirsin zaten.
çok konuştuk daha önce, çok benziyoruz. o yüzden mırıldan bakiym, duycam!
hem önümüzdeki sonbahara kadar ohoo?
ilk önce yeni bi sayfanın bile öncesine dikmek lazım gözü, inadına..
devamını gör...
sözlük dergi yazılarını bekliyor
ekonomi bölümü bende arkadaşlar.
devamını gör...
trabzon hurması
ipek yolunun aktif olduğu eski zamanlarda, trabzon limanından avrupa'yla tanıştırıldığı için adı trabzon hurması olan meyvedir.
devamını gör...
ağlarken bile goygoylu tanım girmek
şurada iki eğleniyorsun mutlu sanıyorlar dediğimdir.
yaşarken olmuştur... hem ağlarım hem gülerimdir. ne yapalım ölelim midir... hayırlı sahurlar sözlük.
yaşarken olmuştur... hem ağlarım hem gülerimdir. ne yapalım ölelim midir... hayırlı sahurlar sözlük.
devamını gör...
georg cantor
tam adıyla georg ferdinand ludwig philipp cantor* ünlü alman matematikçidir. prof. dr. ali sinan sertöz'ün deyişiyle çağının ötesinde bir matematikçidir. bilim dünyasının "sıradışı" profesörü olarak anılır.
kümeler kuramının kurucusudur.kümeler arasında birebir eşlemenin önemini ortaya koymuştur, "sonsuz küme" kavramına matematiksel bir tanım getirmiş ve gerçel sayıların sonsuzluğunun doğal sayıların sonsuzluğundan "daha büyük" olduğunu ispatlamıştır. ayrıca kardinal sayı ve ordinal sayı kavramlarını ortaya atmış ve bu sayıların aritmetiğini tanımlamıştır. 1890 yılında alman matematik derneğini kurmuştur.
matematiğe olan ilgisi anlaşılınca matematik eğitimi almış- berlin üniversitesi'nin efsanevi matematikçileri olan kronecker, weierstrass ve kummer'dan- ve mezun olunca halle üniversitesi'nde göreve başlamıştır. zamanı gelip cantor sıradışı fikirlerini ortaya koyunca kronecker'ın en büyük düşmanı, weierstrass'ın da en büyük destekçilerinden olacağını kim bilebilirdi?

cantor'un zorlu serüveninin başlangıcı birebir ve örten fonksiyon kavramlarının çağının ötesinde bir anlayışla kullanmasıyla gerçekleşmiştir. sonsuz kümelerin farklı sayıda olabileceğini de bize cantor göstermiştir. hayal edip idrak etmesi güç gerçekten. cantor'un ne kadar özel biri olduğunu anlayabiliriz böylelikle.
uzaydaki nokta sayısı: sonsuzluğu saymaya başlayınca insan nerede duracağını bilemiyor. cantor bize sadece 0 ile 1 arasındaki reel sayıların miktarı ile düzlemdeki herhangi bir büyüklükte bir karenin içindeki nokta sayısının da aynı olduğunu söylüyor. yani bu nokta kümeleri arasında birebir ve örten bir fonksiyon kuruyor. insanlar daha bunu kabullenmeye çalışırken cantor daha ileri gidip aslında yaşadığımız üç boyutlu uzaydaki herhangi bir küpün ya da kürenin içindeki nokta sayısının da yine 0 ile 1 arasındaki reel sayılar kadar olduğunu gösteriyor. 1 adım sonra ne diyeceğini tahmin etmenin çaresizliği ile insanlar cantor'u dinliyor ve cantor n-boyutlu uzaydaki tüm noktaların sayısının da yine 0 ile 1 arasındaki reel sayılar kadar olduğunu söylüyor. ve bu insanlar 19. yüzyılda logaritma tabloları ile hesap yapmaya çalışan insanlar. cantor'u sevmemiş olmalarında şaşırtıcı bir yön yok. cantor'u çekemeyenlerin tek tesellisi cantor'un tam sayıların sayısı ile reel sayıların sayısı arasında kalan başka bir sonsuz sayı olup olmadığı problemini bir sonuca bağlayamadan ölmesidir.
cantor'dan geriye sonsuzluk kavramı ve kümeler kuramı kalmıştır. tüm kümelerin oluşturduğu bir kümenin alt kümeler kümesinin bu kümenin içine sığamayacağı gibi paradokslarla, matematikçilere kümeler kuramına ciddi belitler yardımıyla yaklaşmak gerektiğini öğretti. bugün kullandığımız zermelo-frankel küme belitlerinin ortaya çıkmasına yol açtı.
cantor küme kavramının ciddi bir şekilde ele alınması gerektiğini, ciddiye alınmazsa içinden çıkılmaz paradokslarla boğuşacağımız düşüncesini de ilk dile getiren kişi olmuştur. cantor insanların çığır açan fikirlerini kabul edeceğine inansa da eminim bu kadar geç ve ruh sağlığını kaybettireceğini düşünememiştir. kıskançlık, bağnazlık ve alışılmışın dışına çıkamama dönemin insanlarında çokça görülen bir durum olmuştur. gerçi dönem değişse de insanlar hala değişmez. neyse geç olsun güç olmasın diyerek kendimizi avutup duralım.

günümüzde, cantor'un fikirleri matematikçilerin büyük çoğunluğu tarafından doğru kabul edilmekte ve matematik tarihinin en önemli paradigma değişimlerinden biri olarak tanınmaktadır. david hilbert, "cantor'un yarattığı cennetten bizi kimse kovamayacaktır" diyerek cantor'un katkılarının önemini vurgulamıştır.
anladığımız üzere zamanında cantor bu fikirleri için yoğun bir şekilde eleştiri almıştır. insanlar cantor'un fikirlerine ayak uyduramamıştır. "çağının ötesinde bir matematikçi" kavramı tam anlamıyla cantor'a göre.
sonsuzluğun sınırında yalnız bir adam: georg cantor
sonsuzluğun ve modern matematiğin babası: georg cantor
ünlü matematikçi kronecker cantor için "hain, gençleri zehirleyen bir bilim şarlatanı" ifadelerini kullanmış, poincare ise "matematiği saran ağır bir hastalık" benzetmesini yaparak canım cartoncuğuma laf etmişlerdir. kimse kusura bakmasın hepsi kendisiler. yedirmem cantorcuğumu!!!
ayrıca din adamları da her zamanki gibi bilime ters olduklarından dolayı cantor'a karşı bir saldırı içerisindelerdi.
gösta mittag-leffler, dedekind, david hilbert ve weierstrass ise köstekçilere karşı cantor'un yanında durup destekçilerinden olmuşlardır. fakattt cantor artık dayanamadı ve depresyon yılları cantor için başlamış oldu. ölene kadar sık sık hastaneye yatacak ve sık sık tedavi görecekti artık cantor. ama hastaneden yazdığı mektuplarında hala sağlığına kavuşup bir an önce matematik çalışmayı düşlediğini yazar dururmuş canımın içi cantor. ama bir daha matematik çalışacak kadar sağlığı yerinde olamadı.. fakat boş durmayıp alman matematik derneğini kurdu. ah cantor.. ne hale getirdiler seni.
cantor ağır eleştirilere konu olduğunu ömrünün son gününe kadar duyduğu için kalbi kırık ayrıldı aramızdan. ama unutmasın ki adının geçtiği bir kümenin bugün ders kitaplarında yer aldığını ve bizlerin onu andığını. iyi ki var olmuşsun georg cantor.
(bkz: cantor teoremi)
unutmayın ki sevgili okurlar sonsuzluğa asla ulaşamayız.
zamanında bu yazıyı oluştururken bana destek olan ve anlamamı sağlayan sigma'ya teşekkürlerimi sunuyorum..
kaynak: 1
2)tübitak bilim ve teknik dergisi 2016 eylül* sayısı syf. 66-74 prof. dr. ali sinan sertöz (bilkent üniversitesi fen fakültesi matematik bölümü)
kümeler kuramının kurucusudur.kümeler arasında birebir eşlemenin önemini ortaya koymuştur, "sonsuz küme" kavramına matematiksel bir tanım getirmiş ve gerçel sayıların sonsuzluğunun doğal sayıların sonsuzluğundan "daha büyük" olduğunu ispatlamıştır. ayrıca kardinal sayı ve ordinal sayı kavramlarını ortaya atmış ve bu sayıların aritmetiğini tanımlamıştır. 1890 yılında alman matematik derneğini kurmuştur.
matematiğe olan ilgisi anlaşılınca matematik eğitimi almış- berlin üniversitesi'nin efsanevi matematikçileri olan kronecker, weierstrass ve kummer'dan- ve mezun olunca halle üniversitesi'nde göreve başlamıştır. zamanı gelip cantor sıradışı fikirlerini ortaya koyunca kronecker'ın en büyük düşmanı, weierstrass'ın da en büyük destekçilerinden olacağını kim bilebilirdi?

cantor'un zorlu serüveninin başlangıcı birebir ve örten fonksiyon kavramlarının çağının ötesinde bir anlayışla kullanmasıyla gerçekleşmiştir. sonsuz kümelerin farklı sayıda olabileceğini de bize cantor göstermiştir. hayal edip idrak etmesi güç gerçekten. cantor'un ne kadar özel biri olduğunu anlayabiliriz böylelikle.
uzaydaki nokta sayısı: sonsuzluğu saymaya başlayınca insan nerede duracağını bilemiyor. cantor bize sadece 0 ile 1 arasındaki reel sayıların miktarı ile düzlemdeki herhangi bir büyüklükte bir karenin içindeki nokta sayısının da aynı olduğunu söylüyor. yani bu nokta kümeleri arasında birebir ve örten bir fonksiyon kuruyor. insanlar daha bunu kabullenmeye çalışırken cantor daha ileri gidip aslında yaşadığımız üç boyutlu uzaydaki herhangi bir küpün ya da kürenin içindeki nokta sayısının da yine 0 ile 1 arasındaki reel sayılar kadar olduğunu gösteriyor. 1 adım sonra ne diyeceğini tahmin etmenin çaresizliği ile insanlar cantor'u dinliyor ve cantor n-boyutlu uzaydaki tüm noktaların sayısının da yine 0 ile 1 arasındaki reel sayılar kadar olduğunu söylüyor. ve bu insanlar 19. yüzyılda logaritma tabloları ile hesap yapmaya çalışan insanlar. cantor'u sevmemiş olmalarında şaşırtıcı bir yön yok. cantor'u çekemeyenlerin tek tesellisi cantor'un tam sayıların sayısı ile reel sayıların sayısı arasında kalan başka bir sonsuz sayı olup olmadığı problemini bir sonuca bağlayamadan ölmesidir.
cantor'dan geriye sonsuzluk kavramı ve kümeler kuramı kalmıştır. tüm kümelerin oluşturduğu bir kümenin alt kümeler kümesinin bu kümenin içine sığamayacağı gibi paradokslarla, matematikçilere kümeler kuramına ciddi belitler yardımıyla yaklaşmak gerektiğini öğretti. bugün kullandığımız zermelo-frankel küme belitlerinin ortaya çıkmasına yol açtı.
cantor küme kavramının ciddi bir şekilde ele alınması gerektiğini, ciddiye alınmazsa içinden çıkılmaz paradokslarla boğuşacağımız düşüncesini de ilk dile getiren kişi olmuştur. cantor insanların çığır açan fikirlerini kabul edeceğine inansa da eminim bu kadar geç ve ruh sağlığını kaybettireceğini düşünememiştir. kıskançlık, bağnazlık ve alışılmışın dışına çıkamama dönemin insanlarında çokça görülen bir durum olmuştur. gerçi dönem değişse de insanlar hala değişmez. neyse geç olsun güç olmasın diyerek kendimizi avutup duralım.

günümüzde, cantor'un fikirleri matematikçilerin büyük çoğunluğu tarafından doğru kabul edilmekte ve matematik tarihinin en önemli paradigma değişimlerinden biri olarak tanınmaktadır. david hilbert, "cantor'un yarattığı cennetten bizi kimse kovamayacaktır" diyerek cantor'un katkılarının önemini vurgulamıştır.
anladığımız üzere zamanında cantor bu fikirleri için yoğun bir şekilde eleştiri almıştır. insanlar cantor'un fikirlerine ayak uyduramamıştır. "çağının ötesinde bir matematikçi" kavramı tam anlamıyla cantor'a göre.
sonsuzluğun sınırında yalnız bir adam: georg cantor
sonsuzluğun ve modern matematiğin babası: georg cantor
ünlü matematikçi kronecker cantor için "hain, gençleri zehirleyen bir bilim şarlatanı" ifadelerini kullanmış, poincare ise "matematiği saran ağır bir hastalık" benzetmesini yaparak canım cartoncuğuma laf etmişlerdir. kimse kusura bakmasın hepsi kendisiler. yedirmem cantorcuğumu!!!
ayrıca din adamları da her zamanki gibi bilime ters olduklarından dolayı cantor'a karşı bir saldırı içerisindelerdi.
gösta mittag-leffler, dedekind, david hilbert ve weierstrass ise köstekçilere karşı cantor'un yanında durup destekçilerinden olmuşlardır. fakattt cantor artık dayanamadı ve depresyon yılları cantor için başlamış oldu. ölene kadar sık sık hastaneye yatacak ve sık sık tedavi görecekti artık cantor. ama hastaneden yazdığı mektuplarında hala sağlığına kavuşup bir an önce matematik çalışmayı düşlediğini yazar dururmuş canımın içi cantor. ama bir daha matematik çalışacak kadar sağlığı yerinde olamadı.. fakat boş durmayıp alman matematik derneğini kurdu. ah cantor.. ne hale getirdiler seni.
cantor ağır eleştirilere konu olduğunu ömrünün son gününe kadar duyduğu için kalbi kırık ayrıldı aramızdan. ama unutmasın ki adının geçtiği bir kümenin bugün ders kitaplarında yer aldığını ve bizlerin onu andığını. iyi ki var olmuşsun georg cantor.
(bkz: cantor teoremi)
unutmayın ki sevgili okurlar sonsuzluğa asla ulaşamayız.
zamanında bu yazıyı oluştururken bana destek olan ve anlamamı sağlayan sigma'ya teşekkürlerimi sunuyorum..
kaynak: 1
2)tübitak bilim ve teknik dergisi 2016 eylül* sayısı syf. 66-74 prof. dr. ali sinan sertöz (bilkent üniversitesi fen fakültesi matematik bölümü)
devamını gör...
hiçbir siyasi görüşe sahip olmamak
hiçbir ideolojik görüşe sahip olmamak dünyanın her yerinde rahatlatıcı bir durumken hiçbir siyasi görüşü olmamak rahatlatıcı bir durum değildir bence. eğer siyaseti umursamazlıksa evet çok iyi gerçekten ama siyasi görüşümüzün olamamasının sebebi demokrasinin veya o ülkedeki uygulanış şeklinin hataları, eksiklikleri yüzünden olabilir. bu da kötü bir durum. siyasetle ilgileniyorum ama benim görüşümü yansıtan, benim haklarımı savunan bi siyasi görüşü savunan iyi olduğunu düşündüğüm bir parti veya beni temsil etmesi gereken kişiler yoksa aciz bir durumdayım demektir.
devamını gör...
seri oylanınca hissedilenler
çok seri sırayla beğenilince üzülüyorum bir miktar ne yalan söyleyeyim. bir de uzun uzun tanımlarım var 3 sn'de okunup beğenilmesi mümkün değil. bazı cağnım yazarlar ise gerçekten okuya okuya beğenip oyluyor, böyle olunca içimden "ya senin kedi canını yerim ben vakit ayırıp okuyor musun?*" diye seviniyorum. *
beni seri beğenme kardeşim, beni oku öyle beğen.
beni seri beğenme kardeşim, beni oku öyle beğen.
devamını gör...
e-kitap vs normal kitap
en son ne zaman kitap aldığımı hatırlamıyorum bile. e-kitaplara o kadar alışmışım ki insanlar ne kadar şikayetçi olurlarsa olsunlar birçok yönden avantajı var bana göre. ulaşımı gayet kolay, çoğu zaman ücretsiz, kitap içerisinde bölüm/cümle ya da kolayca kelime aramak mümkün, altını çizdiğiniz yerleri ayrıca görebilme şansı var, saklaması kolay ve kendinizce notlar ekleyebilirsiniz. kimi bunları sever kimi normal kitabı. çok da şey yapmamak lazım.
devamını gör...
1.55 boyuna rağmen 1.90 sevgili isteyen kadın
1.74 olduğuma göre ben rahatlıkla isteyebilirim *
devamını gör...
üstel artış
bir niceliğin lineer yani doğrusal değil katlanarak artması durumlarında kullanılan terim.
en iyi örnekleri bakteri ve virüs popülasyonlarında görülür.
bir kap içerisine 100 adet bakteriyi, uygun koşullar ile bıraktığımızı düşünelim. eğer artış lineer olsaydı;
- ikinci saatin başında kapta 200,
- üçüncü saatin başında 300,
- dördüncü saatin başında 400 bakteri görmeyi beklerdik.
ancak bakteriler üstel artış gösterirler. bu nedenle;
- ikinci saatin başında kapta 200,
- üçüncü saatin başında 400,
- dördüncü saatin başında 800 bakteri görürüz.
virüslerde de durum benzerdir. tek bir virüs kendi dna molekülünü başka bir canlı hücreye kopyalatarak tek seferde 1'den fazla virüsün ortaya çıkmasına neden olur. bu nedenle virüs sayısı zamana bağlı olarak üstel biçimde artar.
yine aynı şekilde bir virüs türünün bir insandan ya da hayvandan başka insanlara ya da hayvanlara bulaşması da üstel şekilde gerçekleşir. bu nedenledir ki tek kişinin yüzlerce kişiye virüs bulaştırarak hastalık oranını bir anda katlaması mümkündür. bu tür durumlarda var olan hastalara eklenen hasta sayısı yerine artışın oranına bakmak gerekir.
örneğin hastalığın yayılma oranı günde %20 ise, hastalık taşıyan kişi sayısı 1000 olduğunda ertesi gün buna 200 kişi daha eklenecek, hasta sayısı 10000 olduğunda ertesi gün buna 2000 kişi daha eklenecek demektir. bu nedenle virütik hastalıklar çabuk yayılır ve önlem alınmaması, durumu daha da kötüleştirir.
en iyi örnekleri bakteri ve virüs popülasyonlarında görülür.
bir kap içerisine 100 adet bakteriyi, uygun koşullar ile bıraktığımızı düşünelim. eğer artış lineer olsaydı;
- ikinci saatin başında kapta 200,
- üçüncü saatin başında 300,
- dördüncü saatin başında 400 bakteri görmeyi beklerdik.
ancak bakteriler üstel artış gösterirler. bu nedenle;
- ikinci saatin başında kapta 200,
- üçüncü saatin başında 400,
- dördüncü saatin başında 800 bakteri görürüz.
virüslerde de durum benzerdir. tek bir virüs kendi dna molekülünü başka bir canlı hücreye kopyalatarak tek seferde 1'den fazla virüsün ortaya çıkmasına neden olur. bu nedenle virüs sayısı zamana bağlı olarak üstel biçimde artar.
yine aynı şekilde bir virüs türünün bir insandan ya da hayvandan başka insanlara ya da hayvanlara bulaşması da üstel şekilde gerçekleşir. bu nedenledir ki tek kişinin yüzlerce kişiye virüs bulaştırarak hastalık oranını bir anda katlaması mümkündür. bu tür durumlarda var olan hastalara eklenen hasta sayısı yerine artışın oranına bakmak gerekir.
örneğin hastalığın yayılma oranı günde %20 ise, hastalık taşıyan kişi sayısı 1000 olduğunda ertesi gün buna 200 kişi daha eklenecek, hasta sayısı 10000 olduğunda ertesi gün buna 2000 kişi daha eklenecek demektir. bu nedenle virütik hastalıklar çabuk yayılır ve önlem alınmaması, durumu daha da kötüleştirir.
devamını gör...
ahmet piriştina
karadeniz vilayetlerinden sökülen parke taşlarını izmir'e getirmiş. gündoğdu meydanı çevresi gibi tarihi alanlara döşettirmiş.
rahmetli vizyon sahibi biriymiş gerçekten.
rahmetli vizyon sahibi biriymiş gerçekten.
devamını gör...

