ölmenin kaba hali . çoğu zaman kötü insanlar için söylenir. geberdi kurtulduk anlamında .
devamını gör...

yaşam boyu devam eden bir süreçtir.
devamını gör...

başlaması mı? titanic battı jack de denizin dibini boyladı batması mı kaldı allahasen.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kesinlikle bu
devamını gör...

attığın önemli bir mesajın sadece görüldü olması. hayır işin varsa isim var de. niye görüldü atıyorsun? dostlar yazarken bile sinir katsayım arttı. yapman guzum.
devamını gör...

yiğit dediğin teker teker gelir
yazar dörtlüğünü kendini bilir
vişne vurur, ozgur1ey vurur
ne yıkılır hıyar ne de sinirlenir?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

''benim geçmişim bir çöplüktür ve çöplüğü ancak kedi ve köpekler karıştırır.'' bu meşhur sözün sahibidir.
devamını gör...

meslektaşım da olan tebriz doğumlu öğretmen-yazar.
bizzat küçük kara balık'ın kendisidir yaşamıyla.
29 yaşında aras nehrinde bulunmuştur cesedi.
güya yüzerken boğulmuş, oysaki gencecik insanların özgürlük seslerinin büyükleri(!) nasıl korkuttuğunu gayet iyi biliriz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu konu benim canımı hep sıkan bir konu olmuştur. çevremde o kadar çok “şöyle kazık yedim sonra böyle oldum ... yok çok sevdimmm hayatımı s..kti ...yok efendilik hiç işime yaramadı bundan sonra p.ç takılacağım” muhabbetleri dönüyor ki sinir oluyorum. o zaman ölçülü efendi olun... değen kişiye değer gösterin... bunlardan bi haber gerçekten sevmeye gelmiş adamların bunda şuçu ne yani???yok illaa kazık yemiş birilerinden ; o da illa başkasından acısını çıkartacak. bence bu da saf kötülük, çünkü bilerek ve karar alınarak yapılan bir duruş tarzı.
devamını gör...

aleksandra'ya selam söyle dediğim başlıktır.
devamını gör...

bir tayfa var insanlar kendi fikirlerini dile getirince hemen linç ediyorlar aslında dikkate alınması gereken başlıktır. çünkü her fikrin önemi vardır böyle platformlarda.
devamını gör...

kafaperest t: kafa sözlüğe taparcasına kısa sürede bağlanan, fazla ehemmiyet veren*

baktım başka şeyle uğraşırken bile turuncu ekran gözlerimin önünde, tanımlar sanki ekran akışında değil de beynimde akıyor, her birini yakalamaya çalışıyorken buluyorum kendimi. ‘böyle olmaz’ dedim sonra yaşamanınacemisi, bir yığın perestliğin vardı birde bunu mu ekledin hayatımıza? dünyaperestliğin, eşyaperestliğin, sözcükperestiğin, gezmeperestliğin yetmezmiş gibi birde kafaperestlik mi çıktı? bir şeyi de tadında bırak, yok arkadaş olmuyor, başka şey yazarken tanım odaklı çalışıyor beynim, suya yazı yazarken buluyorum kendimi. en büyük büyünün sözcük olduğuna inandığım için, alamet-i farikam da diğerkamlık (diğer insanların hislerini en az kendi hisleri kadar merak eden anlamında kullanılmıştır) olduğu için ve iyi bir kelime dilencisi olduğum için o kadar çok vakit geçirdim ki şu bir haftada kafa dünyasında tamam diyip kenara çekiliyorum çok kısa sürdü bu muydu diyeceksiniz, yetersiz olmamak, yeterlilik seviyesine ulaşıp öyle gelmek için şimdilik veda edelim.

her bir yazarın sözcüğüne sağlık keyifle okudum, harflerden, sözcüklerden oluşmuş şatolarınız arasında dolaşmak çok güzeldi, şimdilik hoşçakalın

bir tatlı huzur aldık ve gidelim.
devamını gör...


obruk nedir?
yer altı suyunun, karbondioksit ile birleşimi sonucu karbonik asit oluşur. bu karbonik asit kireç taşının yoğun olduğu toprakları zamanla çözerek yer altında mağaralar oluşmasına neden olur, bir müddet sonra mağaranın üstünde bulunan toprak çöker işte bu çökme sonucu oluşan derin çukurlara obruk denir.

aşağıdaki link ruhi çenet tarafından hazırlanan obruklar hakkında bir video. ne yazık ki obruklar konya'nın üzücü bir gerçeği. umarım yetkililer elinden geleni yaparlar.
konya'nın köylerini yutan obruklar
devamını gör...

jülide özçelik tarafından seslendirilen 8 yıl falan dinlesem sıkılmam bir şarkı. çok acayip. söz ve müzik erhan gündem'e ait.

bugün neden gelmedin?
burası bomboş sensiz.
bugün neden gelmedin?
yalnızca hayalin kaldı bende.
sen şimdi benden habersiz uzaklarda
yollarımız belki kesişmez asla.
oysa gelseydin bu akşam gün battığında
bir umut vardı ama gelmedin.
bir gün elbet
sen ve ben
buluşuruz bir deniz kıyısında
belki de yıllar sonra
rastlarım sana mehtaplı bir yaz akşamında
ama bugün neden gelmedin?
bugün neden gelmedin?
yalnızca hayalin kaldı bende.
bugün neden gelmedin?
bugün neden gelmedin?
burası bomboş sensiz.
bugün neden gelmedin?
yalnızca hayalin kaldı bende.
sen şimdi benden habersiz uzaklarda
yollarımız belki kesişmez asla.
oysa gelseydin bu akşam gün battığında
bir umut vardı ama gelmedin.
bir gün elbet
sen ve ben
buluşuruz bir deniz kıyısında
belki de yıllar sonra
rastlarım sana mehtaplı bir yaz akşamında
ama bugün neden gelmedin?
bugün neden gelmedin?
yalnızca hayalin kaldı bende.
bugün neden gelmedin?
yalnızca hayalin kaldı bende.
bugün neden gelmedin?
yalnızca hayalin kaldı bende.
bugün neden gelmedin?
devamını gör...

tutsam şu karanlığı
tutsam da yırtsam
ah elim tutuşmasa, elini tutsam
susmasan konuşsan sesini duysam
tutsam güzel yüzünü bağrıma bassam
-ahmet kaya doğum günü
devamını gör...

b12. kime sorsam b12'si eksik.
devamını gör...

evvel mahsus selam eder gözlerinizden öperim değerli okuryazarlar.

kabuğumun üzerine bir kitabe-i seng-i mezar yazma aşkı ile yanıp tutuşan, ''ekşi limonlar intikam tugayı''nın elinden kabuğu çizdirmeden kurtulmuş olmanın haklı gururu ile bu satırları sizlere yazıyor olduğumu bilmenizi isterim. aranızda bulunamadığım zaman zarfında neler yaşadığımı sizlere anlatmam elzem oldu;

her şey 2 mart günü başladı, o gün öğleden sonra kabuğumu cilalayıp ajanstan çıktım. o esnada değerli yazar dostumuz bal porsuğu ile karşılaştık. elinde büyükçe bir dosya tutuyordu. heyecanlı bir hali vardı; ''tosbağa acayip bilgiler edindim, yukarı çıkıp şunları inceleyelim, çok bomba haberler var.'' dedi. buna müteakip hay hay hemen bakalım şunlara dememle birlikte etrafımızın bir anda sarıldığını fark ettik. sarı, sulu, ekşi suratlı bir takım insanlar siyah minibüslerden inerek üzerimize doğru koşturmaya başladılar. bal porsuğu kendini hemen öne attı, bende kabuğumun içerisinde sakladığım nunchaku mınçıkamı çıkardım. ilk dalgayı savaşçı şairler gibi savuşturduk. ikinci dalgayı neredeyse dans eder gibi bertaraf edecekken, bir anda ne olduğunu anlamadım ve gözlerimin karardığını hissettim. sonrası derin bir karanlık...

gözlerimi hafif araladığımda etrafımda bir kaç tane sarı, sulu, ekşi suratlı yaşam formu olduğunu gördüm. izbe ve loş bir mekandı. tarif edemediğim ekşimsi bir koku mekana yayılmıştı. bu yaşam formları bir yandan dürüm yiyiyor, öte yandan kendi aralarında fısıldaşıyorlardı.

- öbürü kaçmış.

- olsun bir tanesini ele geçirdik.

- iyi olmadı ikisini de alıp gelmemiz söylenmişti.

- yapacak bir şey yok. bir sıfırdan iyidir.

kafamı yavaşça kaldırdım. gözümü açtığımı görünce aralarından bir tanesi yanıma doğru yaklaştı; ''vay allahsız tosbağa uyanmış, naber tosbağa kardeş?'' dedi ve kahkaha atarak kabuğuma bir tane patlattı.

sakin kalmalıydım, istifimi hiç bozmadım. ''iyiyim lakin benim mahlasım ateist kaplumbağa, allahsız tosbağa benim dedem olur.'' diyerek cevapladım bu münasebetsizi. -dedemle ilgili hikaye için bkz #394813-

bunun üzerine elindeki dürümü bana fırlattı. diğer garip yaşam formları bunun yanına doğru koştular. ''dur sakin ol ekşitici kazok gelmeden dokunma şu tosbağaya'' diyerek sakinleştirdiler adamı...

anlaşılan o ki bu adamlar teşkilatın getir götür işlerini yapan küfürbaz, cinsiyetçi, kin ve nefret saçan fanatik yıkım ekibi üyeleriydi. kendi aralarındaki muhabbetlerine döndüler hiç bir şey olmamışçasına.

küfürler ve kahkahalar havada uçuşuyordu. neden sonra bir anda sustular. aradan yarım saat kadar geçmişti. hepsinin yüzü bir anda buz kesti. elinde dört beş tane dürümü aynı anda yemeye çalışan cüsseli biri bana doğru ilerlemeye başladı. bunlar gerisin geri küçük adımlarla adamın etrafını boşalttılar.

- demek tosbağa sensin.

- o kadar belli ediyor muyum?

-haha komik adam vesselam.

-kabuğumdan mı tanıdın?

-haha cidden komik la bu.

bak dostum sana ciddi laflar hazırladım. ya bu lafları güzelce sindirir ve bizimle birlikte hareket edersin. ya da senden güzel bir kaplumbağa çorbası yaparız.

-madem o kadar laf hazırlamışsınız önce o lafları bir dinleyelim. hem kaplumbağa çorbası dürümle iyi gitmez.

-ona biz karar veririz.

-ben içeriden bildiriyorum, o yüzden söyledim. her şeyin tadını bozmuşsunuz bari ağzınızın tadı bozulmasın.

-neyse şimdi beni iyi dinle tosbağa. biz bir radyo açacağız.

-geldiğim yerde açılmışı var.

-la havle bir sus yahu. iki kelam edeyim.

-tamam buyur et.

arkasındakilere dönerek; ''siz doğru tosbağayı kaçırdığınıza emin misiniz?'' diye hırladıktan sonra sakince bana dönerek; ''anlatacaklarımı kesmeden dinlemen senin yararına olur'' diyerek delici bir bakış attı. tabi içimden yer mi anadolu tosbağası bu numaraları dedim ama baktım adamın haleti-ruhiyesi iyi değil. sinir krizi geçirdi geçirecek, susup dinlemeye karar verdim.

-hah ne diyordum. radyo açacağız. gazete, dergi, kitap ne varsa yüzlerce tomar tomar, cilt cilt basacağız. hepsine en babasından reklamlar koyup, keyfimize bakacağız. işte tüm bu işler için seni ve ekibini yanımızda istiyoruz. anlaşıldı mı?

- anlaşıldı gumandarım!

-sabır yarabbi. oğlum sen manyak mısın?

- yok tosbağayım.

sinirle arkasını döndü ekşitici kazok. yıkım ekibine seslendi; ''şunu bir kendine getirin. bakalım böyle abuk sabuk konuşabilecek mi kabuğu kırılasıca!'' diyerek hızlıca odadan çıktı. ayrıldığı esnada elinde bir tane bile dürüm kalmamış olduğunu fark ettiğimde hayretler içerisinde kalmıştım.

sonrasında yaşananları çok fazla anlatmak istemiyorum. kabuğuma dökülen çürük limon suları, kafama geçirilen içi çürümüş limonlarla dolu torbalar falan bunlar işin sizi ilgilendirmeyen boyutu. hem can sıkıcı, hem de iğrenç...

böyle kaç gün geçirdim inanın farkında değilim. zaten kış uykusuna yatamamışım. sözlükte haber kovalayacağım diye mevsimleri şaşırmışım. halim vahim yani. harap ve bitap bir haldeyim. en nihayetinde dışarıdan ''at bordagalları!'' diye bir ses duydum. herhalde dedim bu beynimin bir oyunu bana. limonda yaşadığım doz aşımı bünyemi iyice ekşitti. akıl sağlığımı yitiriyorum.

ama sesler gitgide yaklaşıyor. yat yat! alın şunu! tosbağa nerede? nerede tosbağa! haykıran sesler...

hafifçe bulunduğum yerden başımı kaldırıyorum. görüşüm çok bulanık. turuncu bereli bir adam bana gülümseyerek bakıyor. ''tosbağa kardeş iyi misin?'' ''iyiyim de sen kimsin?'' ''yahu ben patagonyalı tanımadın mı?'' ''yahu şu an buraya babamı getirseniz tanımam.''

ardından patagonyalı'nın diğer pit (portakal-istif-taarruz) timi üyelerine dönerek. ''tamam bu iş! tosbağa iyi gibi, çıkalım buradan arkadaşlar!'' diye bağırdığını duyuyorum.

dışarı çıkardıklarında sağ olsunlar 4 gündür dürüm yemeye zorlanıp, hiç bir şey yemediğimi anlayınca patagonyalı marul getirtiyor bana. biraz marul yiyince kendime geliyorum. o esnada turuncu renkli bir minibüsten yoldaş iniyor. şükür diyor operasyon başarılı olmuş. ''ha diyorum birde bana sor?'' mellisho hemen yoldaşa bir tane sandalye getiriyor. yoldaş sandalyeye oturup, sandalyeden düşüveriyor ve böylece operasyon başarı ile tamamlanıyor.

işin esası sürekli baskıcı rejimini eleştirdiğim yoldaşın böyle bir operasyon düzenleyip beni bu yaşam formlarının elinden kurtarması tosbağa gözyaşları dökmeme sebep oldu. demek ki, kabuk kırılıyor yen içinde kalıyor. bu başarılı operasyon için kendisine ve ekibine teşekkür ederim. tabi şunun da altını çizmem lazım. bu olay benim sözlükte yaşanan gerçekleri yazmayacağım anlamına gelmiyor. daha sert ve sivri yazı dizileri sizleri bekliyor. can borcumuz var diye, propaganda borcumuz olacak değil ya!

yaşanan süreçte akıbetimi merak edip, benden dualarını esirgemeyen tüm dostlara da selam olsun!

sağlıcakla kalınız...
devamını gör...

sait faik abasıyanık'ın 1951'de yayınlanan hikaye kitabıdır. kitaptaki öyküler birbiriyle bağlantılı ve iç içe geçmiş haldedir. bu haliyle küçük bir romana benzetilse de bir roman bütünlüğü olmadığından bariz bir öykü kitabıdır. karakterlerin doğallığı ve anlatımın içtenliğiyle çok güzel hisler bırakır okuyanın içinde.

ayrıca 2003 yılında ayfer tunç'un senaryosu ile dört bölümlük mini dizi olarak trt kanalında yayınlanmıştır. trt'nin son demlerini yaşadığı dönemlerdi. sonrasında da bir defa tekrar yayınlandı diye hatırlıyorum.

kitabı okurken hissettiğim güzel duyguları dizide de bana yaşatan oyuncuları saygıyla anıyorum. isimlerini buraya bırakıyorum, yazamadıklarım varsa affola.
dizinin yönetmeni tarık alpagut. oyuncu kadrosu:
nihat ileri - köpekli adam (sait faik)
ayla algan - madam todori
özgü namal - yorgiya
ilkin ormancı - yorgiya (küçüklüğü)
nur sürer - marika
güven hokna - gülizar
mehmet atay - hayri
nilüfer açıkalın - seher
levent ülgen - bayram
baykal saran - kamil ağa (ayşe ve kenan'ın babası)
songül öden - ayşe
burak altay - kenan
ali sirmen - demir kaptan
rıza sönmez - projektörcü
ahmet saraçoğlu - zülfikar
rüştü asyalı - kömürcü hristo
erdal tosun - pavyoncu yunus
ozan güven - necip
yaşar güner - posta müvezzii
alpay izbırak - stelyo
mert büke - stelyo'nun torunu
erol kardeseci - kahvede takılan huysuz amca
mehmet ulay - yani
alican kargı - aleko
metin karadeniz - istepan
giray kip - konstantin
berkun oya - dülger
özlem türkad - nazik
fikret urucu - kudret
muhlis aşan - hamdi
şerif erol - kadir
engin günay - muhsin
anta toros - sofiya
misak toros - karidesçi
ertürk erkek - yadigar
burak tatar - mustafa
can bezirganoğlu - küçük oğlan
oğuz oktay - bayram'ın babası
fatih doğan - faytoncu
burcu salihoğlu - kolyopi
erol örter - aleksandros
sadık çetiner - turgut
güler işler - hirisula
altan erkekli - müşteri
maya - köpek
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim