nesrin sipahi'nin efsane parçasıdır.

bizde mi böyle böyle olacaktık
bu en güzel çağda yas mı tutacaktık


ah be sanki bu zamanları anlatıyor.

devamını gör...

işbu tanım, olası bir nükleer saldırıdan muhtemel korunma yollarını içeren tanımdır. ara ara yıldızlara eğlenceli olsun diye kendi yorumlarımı katmaya çalıştım. hadi gelin göz atalım..*

nükleer savaş başlığı ya bir füzenin ucuna takılarak ya da uçaktan bomba olarak atılır. nükleer başlığın bir füzenin ucuna takıldığını varsayalım. füzenin rampadan ayrılıp hedefe varma süresi yaklaşık 16 dakika. füze yola çıkar çıkmaz, nato'nun radarları tarafından tipi, yönü ve olası hedefi ilk 4 dakikada belirlenmiş olacak. türkiye olarak biz de nato'da olduğumuzdan bunu bilebileceğiz. ama devlet bilecek değil mi? peki biz, yani sıradan halk.. biz ne yapacağız? işbu tanım bunun için girilmektedir.*

füze yola çıktıktan 4 dk sonra devletin haberi oluyor dedik. geriye kaldı 12 dk. bu 12 dk içerisinde acil durum otomasyon sistemi devreye giriyor ve tüm televizyon ve radyo sistemleri halka haber veriyor. sığınaklara gidin.! ve sirenler çalmaya başlıyor.* tabi eğer tüm bu yayınları gördüysek, hiç görmeyenlere göre biraz daha şanslı sayıldığımızı söyleyebiliriz.*

bu durumda ne yapacağız, çok kısaca bahsedelim.

1. gidecek yerinizi şimdiden kafanızda belirleyin. bir sığınak* belirleyin kendinize. bu sizi patlamadan, ısıdan ve radyasyondan kısmen de olsa koruyacak bir yer olmalı.*

2. aileniz ya da dostlarınız sığınağa inerken siz de evde yemek ve içmek niyetine ne varsa bir poşete doldurmaya başlıyorsunuz. çünkü muhtemelen o sığınakta haftalarca kalacaksınız. burada önemli nokta size enerji verecek besinlerin olması. snickers öneriliyor bu konuda. küçüktür ama işlevi büyüktür.* özellikle konserve ve kapalı yiyecekler olması, radyoaktif tozdan korunmak için önemli.

3. iletişim şebekeleri patlayacağından bir radyonuz olsa fena olmaz. ayrıca ışık sağlayan bir el lambası oldukça önemli. eh biraz da pil doğal olarak.

4. evde değilseniz ne yapacaksınız? bulabildiğimiz su kanalı, kanalizasyon gibi koruyucu kapalı alan bulup sığınacağız artık. açık alanda kalmamaya çalışmalıyız.

5. saklandık. 12 dk sonra önce gözleri kör eden beyaz bir ışık gelecek. gama ışığı bombardımanına maruz kaldık. hadi hayırlısı. bu bomba patladı anlamına geliyor. gözlerimizi kapatıyoruz ve ışığa bakmıyoruz. *

6. peki bomba sizin ne kadar uzağınızda patladı? sayıyoruz efendim. örneğin; ışığın başlamasından sonra patlamanın sesi 24 saniyede geldiyse bombanın düştüğü yere 8km uzakta oluyoruz. sonrası şu şekilde hesaplanmış: her 24 saniyede bir 8 km uzakta patlamış oluyor bomba. 47 saniye sürdüyse 16 km uzakta yani.

eğer ölmediysek, patlama yerini de kafamızda az buçuk belirledik. muhtemelen önemli bir askeri üsse atıldı bomba.

7. patlama yerine 8 km'den uzaksak eh bir miktar hayatta kalma şansımız var. ışık ve blast dalgaları saklandığımız yerden bile üzerimizden geçecek. ortam radyasyon kaynamaya başladı.* ağmızı, yüzümüzü, açıkta kalan tüm vücudumuzu kapamamız gerek. etraf radyoaktif toz ve toprak kaynıyor. bunları solumamız, bunların cildimize yapışması büyük tehdit. su ve sabunun radyoaktif maddeleri temizleme gibi bir özelliği varmış. her yerimizi yıkıyoruz. ayrıca sığınağa hava girişlerini kapadık, ne dedik radyoaktif tozdan kaçmamız lazım.

8. su ve yiyecek malumunuz sınırlı. etrafımızda güvenilir insanlar olması çok önemli. çünkü ileride kan çıkabilir. ortamı bozan ortamdan uzaklaştırılır.* hayatta kalmaya çalışıyoruz sonuçta. su için hayatta kalma minimum miktarı 10 günlük 3 litre'dir.

9. arabamız varsa çalıştığını kontrol etmemiz lazım, ivedilikle. ölene kadar sığınakta kalamayız. ülkenin güvenli yerlerine bir şekilde kaçmamız gerekecek. bombanın ağırlığına göre güvenlik mesafesi değişiyor. örneğin; 1 megatonluk bir bombanın tam güvenlik çapı 450-500 km kadar. ona göre. ama her yer trafik, her yer cehennem gibi olmuş. yapacak bir şey yok. hayatta kalmak için ne gerekiyorsa yapacağız. muhtemelen devlet, bu durumda halkı bir şekilde yönlendirecek personeli belirlemiştir.

10. araba yok diyelim. 2 hafta sığınakta kalmamız lazım. rasyasyondan korunmak en önemlisi. zaten onunda enerjisi zaman geçtikçe azalacak. ama azalan başka şeyler de var. su, yiyecek, sabır.. ha bir de nereye tuvalet yapacağız?* tabi ki tavalete gidemiyoruz. çöp torbası çok önemli bu yüzden. torbaya yapıp ağzını sıkıca kapatıp en köşede bir yerde onu tutmamız lazım.

11. evimize çıkıp kalan yiyecekleri almamız gerekebilir. elektrik olmadığı için dolaptaki şeyler muhtemelen bozuldu. o yüzden konserve falan ne bulursak almamız gerekiyor. belki muz olabilir. kalın kabuklu yiyecekler yani. yukarı çıkarken iyice kapanıp çıkacağız ve süremiz sadece 1 dk.*

sonrası sabırla beklemek. akıl sağlığını korumak da önemli. güçlü olmak bizim elimizde. umarım böyle bir şey hiçbir zaman yaşamayız ama jeopolitik olarak ilginç bir ülkede yaşıyoruz. bazı hayatta kalma durumlarına biraz aşina olmamız gerekiyor.

işbu tanım, buradan esinlenerek ve kaynakça olarak kullanılarak, olabildiğince özetlenerek yazılmıştır.
devamını gör...

bir evrenin iki yarısı: güneş ve ay

güneş ve ay hakkında geçmişten beri birçok düşünce ortaya atılmıştır. kimileri onları sürekli birbirlerini kovalayan, ezeli iki düşman kimileri de birbirlerine tutkun iki aşık olarak tasvir etmiştir. benim zihnimdeki hikayede de onlar iki aşık. asla kavuşamayan, hep bir arada olabilmek için çırpınan ama birbirlerinden de bir o kadar uzakta olan iki aşık... iki farklı hayata sahip olan. işte onların hikayesi de böyle başladı:

aşıklardan birisi olan güneş, günü açardı. tüm parlaklığıyla herkesin gözünü kamaştırırdı. gören herkes birkaç saniyeden daha fazla bakamazdı bu aşığa. güneşin tüm parlaklığı aşkında gelirdi. o'nun içindi hepsi. gün güzelse o'nun içindi. hava güzelse o'nun eseriydi. aşkından mest olmuş bir şekilde, yaptığı her şey aşkı içindi. kimi zaman özlemin buruk acısıyla kavururdu çölleri. kimi zaman da kışın dışarıda üşüyen yürekleri ısıtırdı kendi yüreğinin sıcaklığıyla. ona göre sevgisinin göstergesiydi ışığı. çünkü aşkı olmasaydı o ışığın bir anlamı da olmazdı. o hiç var olmamış olsaydı o zaman kendi varlığının ne önemi kalırdı ki? kendi mevcudiyeti aşkının varlığına bağlıydı...

diğer aşık ay ise gece gelirdi. karanlığı severdi. gecenin ortasında mağrur ve gururlu duruşuyla herkesi kendine hayran bırakırdı. aşkı ne kadar enerji doluysa o, o kadar sakin bir yapıya sahipti. içindeki fırtınaları sevdiğinden başka kimseye göstermezdi. nitekim ondan başka kimse de görmezdi yüreğindeki yangınları. belki de ona bu kadar bağlı olmasının sebebi buydu. onu bir tek sevdiği anlardı. bir tek onun sözleri değerliydi. çünkü her zaman söylenecek doğru kelimeleri hiç zorluk çekmeden bulurdu. kalbinde kendine bile söylemediği kelimeleri ne güzel de bir araya getirirdi. adeta 'iç sesinin dış sesi'ydi. bu evrende onun karanlığını aydınlatabilecek bir tek o vardı.

bu iki aşık çok farklı olmalarına rağmen birbirlerine o farklılıklar kadar bağlıydılar. hani "gün ve gece kadar ayrı olmak" tabiri vardır ya, bizim aşıklar bu tabire hiç anlam veremezlerdi. farklı olduklarını inkar ettikleri yoktu ama aşkın ve sevginin, ne kadar ayrı olurlarsa olsunlar birleştiremeyeceği kimse olmadığının en güzel kanıtıydılar. buna rağmen insanlar sevdikleri kişide kendilerinden farklı bir taraf görünce hemen karalar bağlarlardı. bunu gören güneş ve ay insanların sevinmesi gereken yerde neden üzüldüklerini de anlamazlardı. çünkü onlar birbirleri sayesinde hayata başka bir pencereden bakabilmeyi öğrenmişlerdi. mesela güneş aslında karanlıktan korkardı. ta ki zifiri karanlık bir gecede ay onun elinden tutana kadar. o karanlığın içinde ikisi yürürken güneş ilk defa kendini böyle bir anda çok güvende hissettiğini fark etti. karanlığın barındırdığı o belirsizlik onu korkutmuyordu artık. aksine canından çok sevdiği ay ile beraber o karanlığa adım atmak, orayı keşfe çıkmak ve aşklarıyla aydınlatmak istiyordu.

ay ise her zaman o karanlıkta yaşamıştı. ruhu geceye aitti. aydınlık yerlerde duramaz hemen gölgeye kaçardı. fakat güneşin elini tutunca ışığın o kadar da kötü olmadığını düşünmeye başladı. hatta alışabilirdi de aydınlığa. sevebilirdi bile... yanında sevdiği olduktan sonra geceyi aydınlatmak bir başka güzeldi neticede.

tabii bizim aşıkların yan yana gelebildikleri zamanlar çok azdı. özlem ve hasret onların hep yanındaydı. en iyi dostlarıydı hatta. az görüşebilmelerinden dolayı ikisinin de tek isteği birlikte olabilmekti. fakat yılda yalnızca birkaç kez bir araya gelebiliyorlardı.

insanlar buna güneş tutulması diyordu ve çok az kavuşabilen bu iki aşığın beraberlikleri herkesin gözlerini kamaştırıyordu.

onlar içinse bu anlar kalp tutulmasıydı. çünkü birbirlerine yavaş yavaş yaklaşırlarken kalplerinin son derece olan hızı bir anda, karşı karşıya olduklarında, dururdu. o an insanlar o karşılaşmayla mest olmuşken, onlar bu özel anın tadını çıkarırlardı.

güneş uzun uzun bakardı sevdiğine. ay da ona karşılık verirdi. gözlerini ayıramazlardı. o kısa anların bir saniyesini bile ziyan etmek istemezlerdi. zira ikisi içinde sevdiğine bakamadığı her saniye ziyan olmuş zamandı. o an konuşmayı unuturlardı. sadece birbirlerine bakarlar ve o anın tadını çıkarırlardı. ışıl ışıl olan bakışları sevinçlerini anlatmaya yetmezdi.

o kısa anlarda konuşacak pek vakit bulamadıklarından daha sonra okumak üzere birbirlerine yazdıkları mektupları verirlerdi. hatta bu yüzdendi göğün bazen renk değiştirmesi. ikisi de mektupları okurlarken kâh güler kâh ağlarlardı. göğün rengi değişirdi onların ruh haline göre. bazen bulutlanırdı hava, güneş yüzünü göstermek istemezdi. bazen ay hiç gelmezdi, hatta bütün ışığını yitirirdi. bazen de hava o kadar güzel olurdu ki güneş doğaya ve canlılara hayat verirdi. ay ise en güzel gülümsemesini o gecelere saklardı.

hep özlerlerdi birbirlerini hep uzaklardı... ve bu uzaklık onları asıl yakınlaştıran şeydi. hallerinde memnundular. özlem, aşkın en güzel haliydi çünkü. aşkın en güzel ve en saf olan hali... çektikleri tüm acılara ve üzüntülere değerdi onların sevgisi. her ayrıldıklarında da bilirlerdi, her ayrılık bir son değil, aksine her ayrılık yeni bir başlangıçtı onların yüreğinde. kısacası onlar bu evrenin en imkansız aşkına sahiptiler ama aynı zamanda da en imkanlı aşkına...

edit: uzun zamandır yoktum herkese merhabaaa. bu benim 300. gönderim ve özel bir yazı olsun istedim. bu yüzden de sanırım yazdığım hikayeler arasında en sevdiğim hikaye olmaya aday olan hikayeyi yani ay ve güneşin hikayesini benim bakışımdan olabildiğince anlatmaya çalıştım. onlara böyle güzel bir hikaye yazmak çok farklı ve özeldi. umarım sizlerde beğenmişsinizdir. güneş ve ayın birlikteliği benim ilişkime de benzediği için onların hikayesinin bende yeri ayrıdır. tüm benzerlik ve farklılıklarına rağmen sevmekten ve sevilmekten vazgeçmeyen herkese de umut olması dileğiyle...

bir sonraki hikayede görüşmek üzere. o zamana kadar da kendinize çok iyi bakın, aşkla bakın*.
devamını gör...

ülkeyi 15 gün kapatmaya maçası yememiş bir diktatörün çaresiz söylemleridir. önemsemeyiniz, prim vermeyiniz, gündeme getirmeyiniz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hepimizin eline sağlık arkadaşlar. biz büyük bir kafayız ve her birimiz bu kafanın nöronlarıyız. yey!
devamını gör...

yaşadığım her güzel anın tekrarını yaşarım ben geceleri. onları düşünüp mutluluğu tadarım yeniden oysa istediğim geçmiş anıları yaşatmak değil, yenilerini yaşamaktı. yoruldum geçmişte yaşamaktan, mutluluğu bugünümde yakalayamamaktan.
devamını gör...

kardeş dediğimiz olayı çok abartıyoruz. evlenince değişiyor geneli.
devamını gör...

türkçeye şeytan incili olarak çevrilmiş, anton szandor lavey'in bir kitabı. şöyle ki, bunu okumamış insanlar hakkında çok tuhaf yorumlar yapabilir, farklı bir bakış açısıyla yaklaşabilir. iki kez bitirmiş bir insan olarak söyleyebilirim ki oldukça alaycı bir dille yazılmış hem tanrı hem de insan eleştirisi bulunduran bir kitap. okuduktan sonra ciddi anlamda insanı etkiliyor, içindeki gizli kalmış narsistliği dışarı çıkaracak bir tünel açabiliyor ruhuna.

dahası da, adam gerçekten bazı yerlerde çok komik bir dille dalga geçmiş.
misal, ritüeller için ayrılan kısımda dualar bırakmış. doğu avrupa dilleride saçma cümleler barındırıyor hepsi, herhangi bir anlamı yok. benim "makarnaportakalsuyusomon balığıkömürmadeni" gibi bir dua yazmamla eşdeğer.
devamını gör...

1993 sivas katliamındaki can'lar üzerinde ahı olan zat.
devamını gör...

doğrudur, kitap okumak karın doyurmuyor .ancak karnı tok, beyni boş adamlardan çektiğimiz kadar hiç kimseden çekmedik.

zülfü livaneli
devamını gör...

duyguların, düşüncelerin ve anlatılmak istenen sözlerin mısralar halinde ifade edilmesi ile oluşan sanattır. belli bir yetenek ve yaratıcılık sonucunda ortaya çıktığı için değerli ve güzeldir.

bazen okumak yetmez. insan yazmak da ister.
devamını gör...

yalnızca din bunun cevabını verebilir ve verir. istediğiniz kadar uğraşın, istediğiniz filozofun görüşlerini okuyun zerre fark etmez. sonuç altında rasyonel bir temel olmayan bir inanç olacaktır. hem bunları düşünenlerde sizin gibi beşer olacaktır. bu sorunun cevabını amasız fakatsız ancak tanrı verebilir. yaşadığım dönemin çok benzeri yaşamış tolstoy bu arayış dönemini itiraflarım adlı kitapta güzelce anlatmıştır. islam dini için bu var olma sebebi benim için muallak. allah elbette kulluk ve kendisini tanımamız için yarattı fakat melekler sorduğunda cevaplamadığı sorular var. bizim içimizde büyük bir sır gizli ve ilahi bir mesaj olduğu kanaatindeyim.
devamını gör...

burnunu tereyağına batırmak*
devamını gör...

“şimdi, şu anda
kaçsak burdan başı alıp nere gideriz?
bilmeden hiç yol iz, boş verip ne varsa
kitli kapılar açılsa”
devamını gör...

eski yazılımdan kalan kapatmayı unuttuğumuz bir özellik sebebiyle gerçekleşmiş, kasıtsız bir durumdur.

an itibariyle sorun giderilmiştir herkes oyları görebilmektedir.

(bkz: verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz)
devamını gör...

gelen zamları kabullenmek.
devamını gör...

tek başına temizlik yapan, allah'ınız varsa şu kanepenin ucundan tutarsınız diyen yazar.
devamını gör...

inanmayana saygı duymamak kadar yobaz bir harekettir.
devamını gör...

pazartesi stresini ve yorgunluğunu biraz olsun üzerimizden atmamızı sağlayacak, tüm hızıyla gelişmeye devam eden radyonun yeni ve merakla beklediğim bir başka yayını. mevzu bahis "rock" olunca ne yazık ki kafamın kaldırmadığı olabiliyor fakat ilk programın sonuna kadar mutlaka yerimi alacağım yayın.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim