benim kedi başka kedi* .
devamını gör...

-çiçek bozuğu yüzler
-cepteki üç beş kopek
....verst uzaklıktaki kaplıcalar
-troyka ve briçkalar
ve olmazsa olmaz, 12. dereceden memur.
devamını gör...

aklıma ilk gelen dizi kesinlikle avrupa yakası. inanılmaz severek izlemiştim hala arada tekrar mı başlasam diye düşündüren dizi.
devamını gör...

#1574151 beni bu tanımdaki ‘mor’ auro ile epey şaşırtmış yazar; çünkü en sevdiğim renktir ve ‘5 kuruş fazla olsun,mor olsun’ düsturuyla hareket ediyorum*.

başlıklarda , nicklere bakmadan okuduğum tanımlarda, beğendiğim tanımların yazarı olarak sıkça karşıma çıkıyor. doğal.. o kadar doğal ki yan yanaymışız gibi hissediyorum okurken. müthiş bir anlatım tarzı var ve inanıyorum ki bu daha icebergin görünen kısmı.

nicki değişse de yine tanırım kendisini*. sevgiler.
devamını gör...

bir kitap okuyormuşum gibi düşün. delicesine sevdiğim bir kitap. ama artık onu çok yavaş okuyabiliyorum. bu yüzden de, sözcükler arasındaki boşluk o kadar büyüyor ki, artık sonunu getiremiyorum.

seni hala hissedebiliyorum. ve hikayemizdeki sözcükleri. ama bunu artık sadece kelimelerin arasında mesafelerin olmadığı bir yerde yapabiliyorum. maddesel dünyaya benzemeyen bir yerde. başka bir şeyin var olup olmadığını bile bilmediğim bir yerde. seni çok seviyorum. olduğum yer artık burası. olduğum kişi artık bu. gitmeme izin ver. ne kadar istesem de, artık kitabını okuyamam.

"her (2013), spike jonze"
devamını gör...

herhangi bir şekilde ayrımcılık yapan insanların bir çoğu için geçerli önerme.

özellikle "... değilim ama" şeklinde devam eden cümlelerin sahipleri için geçerli bu durum.
devamını gör...

yılın en iyi sevgilisi tarzı ödül şeklindeki iğrenç objeler
devamını gör...

okumayı çok sevdiğim ve hakkında parça parça bir şeyler yazmak istediğim yazar.

cümleleri suyun ılık ve yavaşça aktığı bir nehirdeymiş gibi akar gider. basit dili ve ayrıntılı betimlemeleri kitaplarının kolayca okunmasını sağlar. genellikle hikaye bir noktada büyülü gerçekliğe kayar ama işin büyülü olan kısmı bir şeyleri çözmektense daha da karmaşıklaştırır. bu geçiş bazen o kadar yavaş ve yumuşak bir şekilde olur ki artık başka bir dünyada olduğunu fark edemez okuyucu. kendisi bir röportajında medeniyetin etkin olduğu bir yer olan tokyo'da yaşadığı için mistizmi kendi içine dönerek bulduğunu, bu mistizmin kendi gerçekliğinin ve mantığının olduğunu söylüyor. kitaplarında da böyledir. karakterler eninde sonunda gerçek dünyadaki sorunlarına dönerler.

japon kültürünü yansıtmadığı ve asimile olduğuyla ilgili eleştirilere hem katılıyorum hem katılmıyorum. yüzeysel olarak bakıldığında evet, karakterler sanki japonya'ya düşmüş bir amerikalı gibi gelebilir. yedikleri yemekler, dinledikleri müzikler, iletişim kurma biçimleri çok batılı durabilir. yazarın amerikan askerlerinin yoğun olduğu kobe şehrinde büyümüş olması sebep gösterilebilir, ama okudukça kitaplarında ince ince işlenmiş japon kültürü de görülebilir bence. zemberekkuşu'nun güncesi kitabında ana karakterin karısının ailesi muhafazakar japonların birçok yanı, aile ilişkilerinin kuşaktan kuşağa zayıfladığı , yaban koyununun izinde kitabında özellikle çalışan erkeklerin alkol tüketimi, savaş yıllarından ve karakterlere etkilerinden bahsedilir. japonya'ya dair çok şey öğrendim farkına bile varmadan.

kitaplar genellikle karakterlerin geçirdiği süreçle ve bu süreçle birlikte gelen değişimle ilgilidir. tatmin edici sonlar yoktur, hikayede boşluklar ya da okuyucunun tamamlaması gereken nokta çoktur. kitabın gidişatıyla ilgilendiğim için beni rahatsız etmedi hiç ama tavsiye ederken söylerim genellikle.

neyse, sonuç olarak severek okuyorum işte. kafa dinleten kitaplar yazan yazardır benim için.
devamını gör...

birçok fıkrada yer alan, istanbulun simgesi haline gelen, beylikdüzünden söğütlüçeşmeye kadar giden toplu taşıma aracıdır. kimse kullanmak istemez ve herkes kullanmaktan şikayetçidir ama kullanmayan tek bir insan bile bulamazsınız. istanbul toplu taşımasının vazgeçilmez omurgasıdır.
devamını gör...

49 günde çok şey değişir gençler. soru çözmeye devam edin, pes etmeyin, başaracaksınız hepiniz.
devamını gör...

kate bush’u ilk hangi şarkısıyla tanıdığımı hatırlamıyorum ama 16 yaşında keşfedildiğini, o zamanlar dahi 200’e yakın bestesinin bulunduğunu bir yerlerde okuduğumda hiç şaşırmadım. şarkılarını inanılmaz mimikleriyle, kıvrak danslarıyla süsleyen bu kadın, müzikle görsel temsilinin birbirinden ayrılmaması gerektiğine inanan, başarısının büyük bir kısmını da buna borçlu olan müzisyenlerden. belki de bu açından bir çığır açmış sanatçılardan. bush’un şarkılarına konu olan çok şey var ama her biri başlı başına bir öykü anlatır ve insanoğlunun daha hassas, hata yapmaya müsait, paranoyak yönlerini de sıklıkla irdeler.

1980 tarihli babooshka, bush’un never for ever albümünde yer alan ve öncelikle bir single olarak piyasaya sürülen şarkısı. kocasının kendisini aldattığından şüphelenen bir kadın, babooshka ismini kullanarak, şüphelerini doğrulamak amacıyla kocasına aşk mektupları yollar. işler sarpa sarar ve kocası mektupları yazan kadınla buluşmayı göze alır. nihayet bir araya geldiklerinde, karşısında duran kadın ona karısının güzel olduğu, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığı gençlik günlerini hatırlatır. hiç çekinmeden kendisine aşk-ı ilan eden bu kadından o denli etkilenir ki ''seninim babooshka, seninim'' der hiç düşünmeden. sonra ne mi olur? farklı sonlar yaratmak mümkün. bush bir röportajında, babooshka’nın kocasının, mektupları karısının yazdığını fark edip onunla karşılaşacağını bile bile buluşmaya gittiğini söyler. dolayısıyla, aslında şarkıda ikili bir oyunun oynandığını da söyleyebiliriz. şarkının klibinde ise, bush/babooshka bir kontrbasla, yani babooshka’nın kocasıyla dans ediyor. bence sırf babooshka klibini izlemek dahi kate bush’un kim olduğuna dair müthiş ipuçları veriyor.
devamını gör...

nazar boncuğunun tarihi bilinen insanlık tarihi ile beraber yürümektedir..

ilk olarak eski mısırda rastlanan bu göz bir gözü ay diğer gözü güneşi temsil eden horus'a aittir. horus seth ile yaptığı savaşı kazandıktan sonra yaşamın krallığına yerleşmiştir ve bu sebeple kötü bakışları alt edebileceği inancı eski mısırda yerleşmiş bir gelenektir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mısırın o dönemde ticaretin kalbi olması dolayısı ile bu göz ticaret rotalarını takip ederek fenikeliler ve asurluların sayesinde anadoluya giriş yapmıştır..

fakat türklerin nazar boncuğu kullanımı mısır etkisinden ziyade orta asya kökenli şamanik etkilerden kaynaklanmaktadır ve orta asyadaki eski türk toplumlar nazar boncuğuna munçuk, moncuk, monşak, monçak, monçok, muyınçak gibi isimler vermişlerdir. aynı zamanda şamanik kültürdeki gök tanrı yaklaşımı sebebiyle tengri'nin rengini anımsatması sebebiyle bu rengin benimsenmiş olabileceğine dair yorumlar bulunmaktadır. * (bkz: mısır öncesi dünya tarihi) (bkz: atlantis)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu bakış açısı ile çok geniş bir coğrafyada kendini koruma simgesi olarak gösteren nazar boncuğunu sadece bir süs eşyası olarak görmek altında yatan tarihe haksızlık olacaktır. bu küçük koruyucu simge insanlık tarihi ile yaşıt şekilde derin ve kalıcı adetler oluşturmuş şekilde toplumdaki yerini korumaktadır..
devamını gör...

bazen kelimeler susar
bazen bazı şeyler anlatılmaz
anlatılacaklar anlaşılmaz
ve geride kalanlar cayır cayır yanar...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ahhhh be. şu kaosu kaçırdığım için kendimi asla affetmeyeceğim.

bu pamuk şeker beni arkadaşlarıyla birlikte, kankasına nickaltı girdiğim için beni tehdit etmişti. şöyle yaparız böyle yaparız diye. hatta en son ''bana yürek mi yedin'' demişti. * kendisine peki abi modunda takıldım. bir gün discord'da bir etkinlikte bir yerde denk gelir yüzüne konuşurum diyordum ama kısmet değilmiş be. basmışlar tekmeyi. neysem buradan yazayım.

nasihat alacak yaşı çoktan geçmişsin ama gene de vereyim benden çıksın. bu internet ortamını siz hiç anlayamadınız. bir insana her şeyi söyleyebilirsin, ne istersen ama birini tehdit ediyorsan yanlıştasın. herkesi kendiniz gibi laylaylom sanıyorsunuz siz galiba. bir gün allahına yalvarırsın kanatlarım çıksın da uçayım gideyim şuradan diye. çıkmaz o kanatlar. ben yaparım diye demiyorum ben uslandım ama mutlaka uslanmayan biri çıkar karşına. aklın varsa orada bulunsun.

lan bu arada sözlük yönetimi de fena acımasız. adam iki günlük sözlüğe 7500 girdi yazmış. hayatını gömmüş, gelişine vurmuşlar bu hoppidik arkadaşa. yazık laaa. şimdi ne yapacağını bilemiyordur. gerçi bunun candy arkadaşları üzülmesin bu dayanamaz açar fakeyi takılır burada gizli gizli. low.

ha bu arada unutmadan kendisi beni tehdit ettiğinde, hemen en saftirik modveren olan patagonyalıya yazmıştım. bunlar, sek falan yeni sözlük açacaklarmış diye. şişirdim birazda olayı. patagonyalı hemen ama hemen gerekli yere yetiştirmiştir zaten. umarım attığım iftira gidişinde bir işe yaramıştır. bence sen zaten birilerinin kafasına çoktan yazılmıştın dosti jajhajaahhahaahahhaaa.
devamını gör...

son isteği sorulduğunda;
-demli bir çay ve filtreli sigara dedi. ucuz diye filtresiz içmekten ellerimiz sarardı.
-ve rodrigo’nun gitar konçertosunu dinlemek istiyorum.
o an orada bulunan sıkıyönetim komutanları, idam kararı veren mahkeme heyeti, birkaç er ve gardiyanlar anlamamışlardı bu isteği.

peki ama 24 yaşında dar ağacına giden biri neden bu konçertoyu dinlemek istemişti?

üstte yazar arkadaş uzunca açıklamış ama ben bi özet geçeyim;
ispanya’da hitler ve musollini destegi ile iktidara franco gelir. o dönemde ispanya’da iç savaş başlar ve çoğunluğu sosyalist olan altyüzbin insan öldürülür.
rodrigo 1939 yılında bu savaşı anlatmak ister, gözleri görmedigi için eşine bölümler halinde yaptırır konçertoyu.
icrası en zor eserlerden biridir.

6 mayıs 1972 saat 05:30
demli çayını ve sigarasını içti. konçertonun bitmesini bekledi. sonra idam sehpasına yürümek için ayağa kalktı. ancak ayaklarında prangalar vardı. avukatı halit çelenk “prangalar açılsın, bu şekilde idama götüremezsiniz”. prangalar açıldı.

24 yaşında dağ gibi bir genç yere sağlam basa basa yürüdü. ulucanlar cezaevinde tüm mahkumlar ıslıklarla konçertoya devam etti...

ölüme giderken konçerto dinledi. öldürüldükten sonra onun için kitaplar, şiirler, şarkılar yazıldı.

ama yinede can yücel’in dediği gibi;
“aşk olsun be çocuk...”

edit: konçerto istenmiş. son görüntüleriyle ekliyorum.

denizegider
devamını gör...

yok artık dediğim başlık. yok artık nasıl pizza yer. hem de ilk buluşmada. inanılmaz ya.
buna da şaşırmazsınız. buna da başlık açamazsınız heralde.
(bkz: ilk buluşmada nefes alan kız)
devamını gör...

kaan sezyum, deniz özturhan ve deniz alnıtemiz’in 2011 yılında açık mikrofon tarzında kurdukları stand-up kulübüdür. youtube kanallarını da bırakayım, muazzam konuşmacıları izleyebilirsiniz.
devamını gör...

tam 90'lar ruhu diyebilir miyiz? kaset sardı.
devamını gör...

onları tespit edip sürekli seri + liyorum ama gözden kaçan var demek ki.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim