başka ülkelerin petrol lobisi, ilaç lobisi, silah lobisi falan var. özeniyorum yeminle. bizim memlekette en güçlüsü taksiciler lobisi. her dediklerini yapıyor, yaptırıyorlar.
devamını gör...

iki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze.
devamını gör...

yaşamın bir parçası olarak hayatımızın bazı dönemleri zor günler geçiririz. sıkıntılar üst üste gelmiş, yalnızlık hissiyatı ağır basan, kişiye ağır gelen durumlarla boğuşulan dönemler. işte özellikle böyle bir dönemde tanımadığımız yahut az tanıdığımız birinden gelen samimi ve ufak* bir jest insanın içinde bir şeyleri titretir. bu iyiliği açarsam biraz, içten bir gülümseme, yardımcı olayım mı gibi samimi bir soru. bunu görünce insanın bir anda içi titrer dedim ya, hatta yapayalnız olsa ağlar bile. mutluluk göz yaşı gibi bir hissiyat değildir ama bu. daha ziyade kalabalığın arasına karışmışsındır, dikkat çekmemek için gösterilen azami gayret, içini dökmek istediğin tek insan yoktur, yeni insanlara kendini tanıtacak ve sevdirecek enerji motivasyon yoktur, yani aslında insanlara bir vaadin yoktur.

sonra biri yaşı ve cinsiyeti önemsiz küçük bir jest yapar ve o kalabalıkta fark edilmişsin hissiyatı gelir, değerli hissettirir, var olduğunun onaylanışıdır*. bu durumda mutlu olman gerekir basittir gibi gelir belki size ama o boşlukta kalabalığın yuttuğu bir şehirde, yalnızlığın gerçek anlamda ne olduğunu idrak ettiğin dönemlerde aldığın içten bir gülümseme... hayır mutluluk değil bu bıraksalar köşede ağlama hissiyatı getirir. hayatımın eski zamanlarına dair bir hissiyattı bu. sevgi güçlüdür, umut verir ittirir insanı, bilirsiniz. sevginin ise temeli başlatıcısı ilgi alakadır. her şeyin karşılıklı olduğu, çıkar her şey bilmem ne iddialarıyla dolu sözleri etraftan bolca işitirken belki de aksinin olabileceğinin ispatıdır. sırada beklerken birine içten gülümsemen, bavulunu taşıyamayana yardım etmen sende ufak bir iyilik diye kodlanmıştır ama karşıdaki için belki haftalarca iyi hissetme sebebidir ve o an için tam da ihtiyacı olan şeydir. her ne kadar bu amaçla yapmaman gerekse de sen daha iyiyken yardım edersin, sen düştüğünde de diğerleri diye düşünebiliriz. yaşam bir döngüdür.
devamını gör...

devamını gör...

diğer sözlükleri titrettiği için ortaya konulan davranıştır.
korkmayın titreyin ulan.
132 yıl çaylak bekletenler.
ana bacı allah kitap ne kadar kutsal şey varsa küfür edip şaka zannedenler.
bekleyin eceliniz geliyor bekleyin.
kafamızla içinizden geçeceğiz.
devamını gör...

rahatsız müthiş fotoğraf arşivi ve kendine has tarzı ile sözlüğün bir rengi olmuşken bir de ukdeleri şahane oluyor, çok güzel konular belirlemiş maşallah, her renkten var.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel




mesela bu kadın 50(elli) yaşında. 50...
devamını gör...

babam 40 sene kebapçılık yaptı.
allah razı olsun, evimiz dört dörtlüktü.
devamını gör...

"biri ölür, üzülmezsiniz. sonra sandalyeye asılı hırkasını görürsünüz. o hırkanın duruşu kalbinize oturur."

nbc
devamını gör...

24 temmuz 2011'de hayata gözlerini yummuş türk kadın şairimiz.

güzel yazar hoş yazar ama bana fazla hitap etmez, uçuk havada hissettirir şiirleri. (bana)

(bkz: ah'lar ağacı)
(bkz: grapon kağıtları)
(bkz: pulbiber mahallesi)
devamını gör...

spartaküs benim!

eğer herkes bu kadar içten ve yürekten kurabilmiş olsaydı bu cümleyi, tarihin akışı bambaşka olurdu. kraldan ziyade kralcı olanların yaptıkları hatalar, kahramanlar çöplüğü yaratmaz, spartaküs gibilerin burnuna ot tıkanmazdı! çöplük diyorum, zira birer atıkmış gibi davranıyorlar onlara…

başlangıca değil, sona bakıyorlar. ve başkaldırının tarihini, acı sonlara atıf yaparak lanetli birer son söz haline getiriyorlar. böylece göreceli anlamda başarıya ulaşmayan her başkaldırının acı sonunu insanların zihinlerine kazıyorlar. korkuyu körüklüyorlar. isyan ateşini küllendiriyorlar.

spartaküs’ün son söz haline getirilmesi ve kimilerince itibarsızlaştırılması da aynı oyunun bir parçası. hikâye’ye hep thurium’dan başlıyorlar. oysa thurium şehrinde olanlar, bakmasını bilenler için sadece bir ders niteliği arz ediyor, tıpkı ispanya iç savaşında yaşananlar gibi…

oysa hikâyenin başına gitmek gerek! bir an için kendinizi, o dönemlerde herhangi bir savaşta esir düşmüş bir trak ya da galya’lı olarak hayal edin. köleleştiriliyorsunuz, bu da yetmiyor tüm alt soylarınız köleleştiriliyor. bütün haklarınızı kaybediyorsunuz. sizi yakalayan askerlerin ya da onlardan sizi satın alan romalıların malı haline geliyorsunuz…

buradaki mal kavramı mecazi değil. hukuki! zira roma hukuku sizi mal olarak görüyor…

sahibiniz üzerinizdeki tüm kullanım haklarına sahip. sizi dövebilir, öldürebilir, istediği gibi ikame edebilir… ve kimse ondan bu yaptıkları için hesap soramaz…

çocuklarınız, köle doğuyor! bildiğiniz şey; onlarında tıpkı sizin gibi mal olarak kullanılacağı…

belki siz esir düşmemiş olsanız bunlardan hiçbiri yaşanmayacaktı. durumdan bir nevi siz sorumlusunuz…

ne için mücadele ederdiniz? ya da kim için? başarısız olacağınızı düşünseniz bile böyle bir yaşamdan kurtulmak için en azından bir şeyler dener miydiniz?

elbette herkesin bu sorulara cevabı farklı olabilir. spartaküs’ün cevabı ise fark yaratan cinsten olmuştur.

yaşanan olumsuz örnekleri bilmesine rağmen, körüklenen korkunun esiri olmamıştır.

onun gözünü ne apuli’nin çarmıha gerilen 7500 adamı ne de sicilya’daki köle katliamları korkutmuştur.

o doğruluğuna inandığı şeyi yapmış, prometheus ’un kendisine fısıldadığı düşünceyi tüm insanlarına haykırmıştır;

özgürlük!

ve thurium kentinde tekrarlanan bir hikâye karşılar bizi, bir epimetheus ortaya çıkar, her şey tuzla buz olur…

zaaf! egemenlerin kullandığı zayıf yanımızın adıysa,

ihanet! egemenlerin kullanımına sunduğumuz aşağılık yanımızın adıdır!

roma’da isyan ateşi söner, spartaküs’ün bedeni parçalara ayrılır, sahi, o dönem epimetheus’ unun adını hatırlayabilen var mı aranızda?

sanmam…

ama bir başka yerde, birileri, bir şekilde spartaküs’ün adını hatırlayacaktır/hatırlamıştır da...
devamını gör...

alıntı yaptığınız kişiyi de uydurmanız beklenir.

"ey asırlık, ihtiyar meşe;
kımıldayan yaprakların, gıdıklar da ruhunu;
getirir mi bir neşe"

— teodor qeratawicz

("somurtkan mevsimlerin devinimsel fısıltıları" isimli şiir derlemesi kitabından)
devamını gör...

ya valla sinavlarimi bitirip denize gitmek istiyorum ben. sicak kuma bastigimda ayaklarim yanarken bi anda denizin sogukluguyla serinlemek istiyorum. kendimi denize birakip hicbir sey dusunmemek istiyorum*
devamını gör...

ruhumun sırtladığı bütün yükü versem rahatlarım . ama başka birine verip bu yükle ezilmesini istemem .dağa taşa da vermek istemem dünyanın bütün dertlerini onlar sırtlıyor zaten .uzayın boşluklarına kaybolsa dertlerim. kimseye dokunmadan geçip gitse
devamını gör...


duman grubu solisti kaan tangöze’den gülşen yorumu: “dikkatli olmak gerekiyor arkadaşlar çünkü ekonomi o kadar sıçtı ki yapacak bir şeyleri kalmadı. yine din elden gidiyor, kısa etek giyiliyor… konuyu oraya getirmeye çalışıyorlar. bu gaza gelmemeye çalışalım.”

video:buradan
devamını gör...

nietzsche'nin oluşturduğu bir kavramdır. (bkz: böyle buyurdu zerdüşt)

nietzsche öldükten sonra, nazilerle işbirliği içerisindeki ablası, nietzsche'nin notlarını çarpıtıp onu şovanist bir nazi gibi göstermeye çalışmıştır. naziler übermensch'i alıp kendilerine uyarlamışlardır. eminim nietzsche kendisi öldükten sonra olanları görseydi ağlardı. bunun dışında üstinsan nedir?
üstinsan, eli kanlı insanların ulaşabileceği bir mertebe midir?
karanlıkta kaybolmuş insanlığın, bakarak yolunu tayin edebileceği bir yıldızdır üstinsan.
tüm eski levhaları, tanrı katillerinin levhalarını kırıp ardından kendi levhalarını oluşturan bir güçtür.
bütün değerleri kendisi yaratan, eski ve çürümüşü reddedendir.

bakıyorum üstinsanın gözünden insana,
gördüğüm bir kahkaha ya da acı verici bir utanç olmalı.
insan aşılması gereken bir şeydir.
devamını gör...

yerinde bir karar ama yetmez. sahte tezlerle üniversitede ders veren hocaları da ortaya çıkarsınlar. profesör olanların unvanını ellerinden alsınlar. fen bilimlerini bilmiyorum ama sosyal bilimler alanında özgün tezler yok zaten.
devamını gör...

ay inanmıyorum ama beeenn*. sözlüğe geldiğim ilk günlerden beri tanıdığım ve gerçekten sözlükte her zaman yanımda olan önemli insanlardan biri olan kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası ‘na ne kadar teşekkür etsem az*. bundan daha önce konuşmuştuk bu konuyu hatta çok sevgili yazılımcımız iko’ya bile söylemiştik ama şuan böyle güzel bi şey yapmanız ve destek vermeniz o kadar mutlu etti ki benii*.

gerçekten önce kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası nickli biricik yazarımıza sonra da hem bu kampanyaya hem de bana destek verip sözlükteki şuanki halime gelmemi sağlayan herkese çok teşekkür ederiim. sonuna kadar iyi ki varsınız, umarım hiç eksilmeden her gün büyür, sayımızı arttırırız.

e artık böyle kampanya, destek falan derken bu mor nick dileğimin gerçek olcağını düşünüyorum. sizce de öyle değil mi?*
devamını gör...

son derece melodramatik bir kitap. bir çocuğun perspektifinden anlatıyor olan biteni romain gary, o çocuk da kendisi ancak major değişiklikler var elbette. kendisi de bir göçmendir kitapta bahsedildiği üzere. dönemin yaşantısına ışık tutan bir anlatımı vardır. sokakta fahişelik yapan yaşlı kadınlardan tutun bir çocuğun hayatta kalabilmek için yapması gereken kirli işlere kadar uzar gider anlattıkları.

yazarların ağladığı kitaplar başlığı vardı. benim okurken ağladığım tek kitap bu sanırım ki ben duygusal biri değilimdir. ağladığım sahneyi de çok iyi hatırlıyorum. gary, şairlik hayaliyle çalışan ufak bir çocuktur ve inanılmaz bir fakirlik söz konusudur evde. annesi öğlen eve gelen romain gary için şu an tam hatırlayamadığım hafif etli bir yemek yapmıştır ve yemeği paylaşmak isteyen oğlunun bu arzusunu et sevmediği gerekçesiyle reddeder. tüm yemeği çocuğuna yedirir. evden çıkmak üzere olan romain gary arkasını döndüğünde annesinin et tavasına ekmeğini banıp büyük bir iştahla sıyırdığını görür ve annesinin onun yeterince beslenebilmesi için kendini aç bıraktığını anlar.

ben böyle anlatınca etkileyici gelmemiş olabilir ancak beni paramparça etmişti bu sahne okuduğumda. benzer bir çocukluk yaşadığım için olsa gerek. şu sahnedeki duyguyu ve olayı neredeyse birebir yaşamış olduğum için çok üzgün hissetmiştim kendimi. o günler geride kalmış olsa bile bir anda o an yaşadığım hisleri su yüzüne çıkarmıştı romain gary'nin kalemi. düşünün ne kadar iyi yazıyor bu adam. boşu boşuna hem kendi adıyla hem takma adıyla goncourt kazanmamış.

ben sık sık önceden okuduğum kitaplara geri dönerim alanım gereği. bu kitaba bir de necib mahfuz'un saray gezisi kitabına elim gitmiyor benzer nedenlerden ötürü. saray gezisinde de ahmet cevat'ın oğlunun ölüm haberini aldığı an eve dönüşünde abisinin ölümünden habersiz küçük oğlunu şarkı söylerken bulduğu sahne beni çok yaralar. bunlar çok büyük yazarlar gerçekten.
devamını gör...

parça parça tamamlama sanatı için amme hizmeti sunan başlık. neyse ineceğim durağa geldim ben.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim