nba maçı gibi oldu. sıısısıs

perşembeyi-cumaya bağlayan gece diyelim.
devamını gör...

bu toplum için psikolojik olarak çok zayıfım.
devamını gör...

hâla yaptığım zevkli aktivite diyebilirim. insanlar alışkanlıklarından kolay kurtulamıyor hele ki çocukluk alışkanlıklarından. ben bir de hızlı hızlı, kıtır kıtır yeme versiyonunu yapıyorum onun. aklıma geldi durun bir fırt çekiyim çubuktan.
devamını gör...

hayattan beklentim.
devamını gör...

planlı olmayan aniden yapılan yolculuklar güzeldir.
en güzeli ise bence en özgür olduğun zamanda yapılandır.
devamını gör...

üzerine gök taşı düşen kadın ann hodges nedeniyle hodges meteoriti olarak da bilinen, 30 kasım 1954'te alabama'ya düşen gök taşı.

bir parçası aşağıda görülüyor:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hermann hesse tarafından yazılıp 1919'da yayımlanan eser.

çoğu insan bilmediği bir yoldan gitmek istemez çünkü üzerinde yürüyerek eskittiği ve dolayısıyla her karışını ezbere bildiği yol güven verir ona. izlediğimiz bir filmi tekrar izlememiz, gittiğimiz mekanlara tekrar tekrar gitmemiz bundandır. geçmiş, güven verir.

aynı şekilde, insan başkasını arar durur, bir başkasının peşinden gitmek kolay gözükür çünkü. yol bellidir. peki ya hiç bilmediğimiz bir yol ve hiç bilmediğimiz bir kişiyi arıyorsak? ya kendimizi bulmaya dair içimizde bir yolculuğa çıkıyorsak?

hesse, bu zorlu yolculuğu demian kitabıyla gözler önüne seriyor, demian: emil sinclair'in gençliğinin hikayesi... eğer bir kere arayış içine girmişseniz, bir şeylerin farkındasınızdır fakat anlamını bulmakta zorluk çekersiniz. yolu zorlaştıran ve kimi zaman çekilmez kılan da budur zaten. hiç bilmediğiniz bir yol ve o yolun üzerindeki anlam arayışınızdır. fakat bilinmezliklerle dolu hayatta anlam arayışı fazla zorlu ve sancılı olabiliyor. umarım yeteri kadar gücü kendimizde hissettiğimizde incinmeden bu yola çıkıp adım atabiliriz.

--- alıntı ---
ama biliyorum ki, insanın kendini kendisine götüren yolu izlemesi kadar dünyada nefret ettiği başka bir şey daha yoktur.
devamını gör...

tarihini elinde kılıçla oturup diziden öğrenmeye çalışan milletten bazen çok şey beklediğimizi düşünüyorum.
buradan
devamını gör...

nasıl yaşarsak yaşayalım, ömrümüzü neye harcarsak harcayalım; kazanıp kaybettiklerimizin bile hiçbir önemi olmaksızın, hepimizin aklında aklımız ermeye başladığı andan bilincimizi sonsuz bir girdabın içine bırakacağımız ana kadar hep aynı soru dönüp dolaşır : nasıl ve ne zaman öleceğim?

bazılarının kendine göre bir cevabı vardır aslında, bazıları bu konuyu zihninin soğuk ve rüzgarlı koridorlarında hapsetmeye çalışır, kimileriyse sanki lokman hekimin bulup da kaybettiği ya da bize kaybettiğini söylediği ölmezotunu bulmuş gibi davranıp ölüm fikrini ciddiye almamak için uğraşır durur.
aslında bildiğimiz şey şu: hepimiz bir gün, bir şekilde öleceğiz. bunun nasıl olacağı zola’nın bu kitapta anlattığı kadarıyla biraz sosyo-ekonomik durumumuzla ilgili.

bize ölüm hikayeleri anlatmış zola bu küçük öykü kitabında. küçük dediğime bakmayın siz, yerinden kalkmaz bir kitap aslında, ne de olda içinde ölümü taşımakta ve herkes bilir ki ölümle yüzleşmek herkese ağır gelir. yine de tutarsızlıkların fink attığı zihnimin emirlerine uyarak kitaba küçük demeye devam edeceğim. bu küçük kitapta farklı ölüm hikayeleri var. kimi zaman zengin bir adamın ölümü, kimin zaman fukaralığın dibini görmüş bir ailenin küçük oğlunun ölümü. her hikayede yazar elini uzatıp bize dokunuyor gibi. o kadar gerçek hikayeler bunlar. özelikle dördüncü hikayeye dikkat etmenizi öneririm.
devamını gör...

alaaddin'in sihirli lambasındaki cin.
küçükken çıktığında anneme bizi bu mu yarattı her istediğini yapıyor çocuğun demiştim.aslında 4 yaşındaki bir çocuk için mantıklı düşünmüşüm.teknik olarak cin yaratıp yok edebiliyor. bugün bile aklıma bazen o gelir .
araştırırken baktım will smith alaaddin filminde oynuyormuş.tanrı=will smith ???
devamını gör...

kırmızı oda yayımlanmadan önce okuduğum gülseren budayıcıoğlu romanı.
masumlar apartmanı bu kitap içerisinde var ama tamamen farklı şekilde. dizi ile alakasız. dizi de kızların erkek kardeşi han var ama kitap da sadece üç kız kardeşler.
kendini peygamber ilan eden doktor, panik atak ile mücadele eden bir iş adamı, iş yerinde ki bir adamın kendisine aşık olduğunu sanan genç bir kızın evden çıkamayacak duruma gelmesine kadar gerçek hayattan alınmış, yaşanmış öykülere yer verilmiş, severek okuyacağınız bir kitap.


“bizi yaratan, her yaptığımızı, her düşündüğümüzü bilen ve gören koskoca tanrı, bizi denemeden anlayamıyor muydu nasıl olduğumuzu? hem her şeyi bilip hem niye sınava sokuyordu? sonra da kendi yarattığını beğenmeyip neden cezalandırıyordu?”
devamını gör...

tomris uyar kitabıdır.

yedi ölümcül günah. bizi cehennem ateşine ikna edecek yedi ölümcül günah. cehennem kapılarından girişimizi kolaylaştıracak yedi ölümcül günah. ama farkında olmadığımız bir nokta var. o da şudur ki bu yedi ölümcül günah içinde yaşadığımız dünyayı cehenneme çevirmekte ve soyut bir cehennem fikrine gerek bırakmamakta.

bu günahların ilki gurur: bunu kendini beğenmişlik şeklinde ifade edebiliriz. tek tek bireyler üzerinden değil de kendini en üstün yaşam formu sanan dünyanın virüsü insanlık için bir hastalık olarak değerlendirmemiz gerekir bunu. konuşabildiğimiz için hayvanlardan ve bitkilerden üstün olduğumuza inanırız ve düşündüğümüz için. acaba hayvanların konuşma şeklini idrak edemeyecek kadar zavallı beyinlere sahip olduğumuzu ne zaman anlayacağız?

sevdiğimiz günahlarımızın ikincisi açgözlülük: bütün maddelerde olduğu gibi bu maddeyi de zavallı insanlık üzerinden açıklamaya çalışalım. açgözlülük insanların en temel özelliklerinden biri. insan açgözlü hayvandır. zira hiçbir hayvan ihtiyacından fazlasına göz dikmez. ama en ilkel hayvan olan insan biriktirmeden, ihtiyacından fazlasını istiflemeden duramaz. gözünün açlığı ruhunu doyurmaya yetmez insanların, bu yüzden ruhlarımız böyle bir deri bir kemik.

asla vazgeçmek istemediğimiz üçüncü günahımız ise şehvet: bu en tuhaf ve belki de en karşı konulmaz olan günahımız. ve en anlamsız olanı, kendimize kurallar koyup onları bozmak için yan yollara başvurmak zorunda kaldığımız yadsınamaz bir gerçek ve bunu en çok şehvet günahını işlerken yapıyoruz. doğal duygularımızı baskılayarak onları yapay bir hale getiriyor, sonra kendimize eziyet edip bu hislerden kaçmaya çalışıp en sonunda yenik düşüyoruz. tuhaf varlıklarız.

günahlarımızın gülü kıskançlık: insan her şeyi kıskanabilir, insan hasetinden çatır çatır çatlayabilir. insan, herhangi bir konuda kendinden daha iyi olan birini gördüğünde onun seviyesine yükselmek yerine onu kendi yanına çekmek için elinden geleni yapabilir. insan birini överken kelimeler ağzının içinde boğulurken, birini yererken aynı kelimeler kapakları açılmış bir barajdan fışkıran sular gibi özgür, acımasız ve gürültülüdür. insan kendini bile kıskanabilir ki bu, onu ateşin ortasında kendi kendini sokan bir akrebe çevirebilir.

en lezzetli günahımız tabii ki oburluk: yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızdayken kötü kalpli bir oblomov’a dönüşüyoruz ağır ağır ama hızla. karnını doyurmak için avlanan hayvanları ilkel ve vahşi gören insanlık, gördüğü her şeyi yemek için amansız bir savaş veriyor. gününün büyük bir çoğunluğu hangi hayvanın etini yiyeceğine karar vermekle geçiyor. kendi başını yiyeceği günler de yakındır. afiyet olsun insanlık!

ateşine yandığımız diğer günahımız ise gazap: bunu uzun uzun anlatmaya gerek yok. nedensiz öfkemizle kendi türümüze yapmadığımız kalmadı tarih boyunca. engizisyon mahkemeleri, dünya savaşları, petrol savaşları, din savaşları; radikaller, faşistler, aşırılar, zavallılar... öfkemiz o kadar büyük ki sadece öldürmekle yetinmiyoruz, acı çektirmek istiyoruz karşımızdakine. içimiz soğusun istiyoruz, ama öldürdükçe azalıyoruz. başın sağolsun insanlık!

son günahımız ise sona kalmayı hak eden bir günah olan tembellik: içimizde bir miskinlik olduğu için teknoloji diye bir şey icat ettik. bizim yerimiz iş gören makineler, bizim yerimize düşünen bilgisayarlar, bizim yerimize hareket eden araçlar... biz de böylece miskin miskin oturma hakkına sahip olduk ama kendimize şunu sormamız gerekmez mi: biz bu gezegende boş boş oturarak kime ne fayda sağlıyoruz? kurumaya yüz tutmuş bir ağaçtan daha faydasız bir asalaktır insanlık dünyanın kabuğuna tutunarak yaşayan. kalk yerine yat, insanlık!

acaba sekizinci günah bunların hepsinin bir araya toplanması mı? acaba en büyük günah insan olmak mı?
devamını gör...

bazı bölgelerde deniz meltemi diye de bilinen ve öğle ile akşam arası esen serin rüzgardır. yazlıkçı teyzelerin, şu hani “bugün hiç esmedi” cümlesindeki, esmediğinde bunaltan rüzgarın ta kendisidir.
devamını gör...

yalan söylerken yutkunmaması.
devamını gör...

bizim gibi bir ülkeden bakınca insanların ne kadar şanslı olduklarını ve fırsat dolu ülkelerde yaşadıklarını gösteren bir olaydır.
benim arkadaşımın ailesi hasta oldu (aynı evde yaşıyorlar) ve pozitif çıktı, kendisine test yapmadılar hiçbir şekilde. kendisinde tüm semptomlar var neredeyse, ama test yapmak için yeterli bulmadılar bunu. bu durumun üstüne söylenecek bir şey yok sanırım, en azından ben bulamıyorum.

not: gerçi haksızlık olmasın şimdi, ilaca başlattılar en azından. yani bizde de durum inanılmaz kötü değil ama rahat rahat test yaptırma şansımızın olmadığı da ortada.
devamını gör...

11.22.63 adlı dizi . bence gerçekten çok güzel ilerliyo . bana çok sevdiğim biri tarafından önerildiği ve gerçekten merak ettiğim için izlemeye başlamıştım ve bende kesinlikle öneririm.
devamını gör...

türk dusmani degilseniz sizi kafadan fasist ilan eden zavallılarin yutturmacasi. hala ergenekon balyoza laf söylemezler. ahmet altan ilahlaridir. dünyanın en pis insan grubu.
devamını gör...

3000'li yıllara gidip bugün kaydedilen ilerlemeler hangi noktaya taşınmış, dünya ne durumda, kapitalist sistem egemen mi, insanlar nelerden haz duyuyor veya insanlar var mı bir bakmak isterdim. ayrıca fütürizmin hakim olduğu dönemin çalışmalarını, sanat eserlerini görmek isterdim.
devamını gör...

metal müzikte dissonance akımını başlatmış çok önemli avant-garde death metal grubu. ilk albümleri considered dead gayet düz bir death metal albümüyken erosion of sanity ile birlikte müziklerinde hafif düzeyde deneylere gidilmiş, ancak 1998 yılında çıkardıkları üçüncü albümleri olan obscura ile -gruba yeni gelen gitarist steve hurdle'ın da yardımıyla - kendilerini efsaneleler arasına sokan özgün tarzlarını oturtabilmişler.
obscura gerçekten genel olarak metal adına önemi kolay kolay anlatılabilecek türden bir şey değil. ulcerate, deathspell omega, portal ve sayısız diğer grubun varlığını bu albüme borçluyuz da denebilir. 1 saat boyunca yerinde duramayan, uyumsuz notalarla insanı tokatlayan çok ilginç ve kaotik bir albüm. yapımında dmitri shostakovich gibi klasik müzik sanatçılarından ve biraz da doğu müziğinden ilham almışlar. sindirmesi biraz zor ama gerçekten neden bu kadar saygı duyulan bir iş olduğunu anlamak zor değil.

diskografileri şu şekilde:

considered dead (1991)
the erosion of sanity (1993)
obscura (1998)
from wisdom to hate (2001)
colored sands (2013)
pleiades" dust (2016) (ep)
devamını gör...

arada salya sümük ağlarken, mendil bulamayınca koluna burun da silinir.(swh)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim