müslümanların kendinden olmayan herkese düşman olması
ikide bir provakatif entryler görmekten gerçekten sıkıldım.
“sizin dininiz size, benim dinim bana.” (109/kafirûn, 6)
“sizin dininiz size, benim dinim bana.” (109/kafirûn, 6)
devamını gör...
x mahlaslı yazar sizi gözledi bildirimi
x mahlaslı yazar sizi kokoreç yemeye davet ediyor bildirimini dört gözle bekliyorum ben. kelle paça da olur.
devamını gör...
platonik aşk
küçük prens gibi kendi gezegeninde yaşamaktır. trip yok, aldatmak yok, hediye derdi yok, aradı aramadı yok.
devamını gör...
lise
orta okuldan sonraki dönemdir .aynı zamanda şuan eğitimimi devam ettirdiğim yerdir.
herkesin bilinçli olmadığı daha tam olgunlaşmamış insanların da bulunduğu. boş beleş kişilerin çok ancak yanlarında haklarını yemeyeyim iyi insanların , düzgün kişiliklerin ve hedefi olan ama bir gün hayal kırıklığına uğrayacak insanların da bulunduğu topluluktan oluşan bir yerrr...
herkesin bilinçli olmadığı daha tam olgunlaşmamış insanların da bulunduğu. boş beleş kişilerin çok ancak yanlarında haklarını yemeyeyim iyi insanların , düzgün kişiliklerin ve hedefi olan ama bir gün hayal kırıklığına uğrayacak insanların da bulunduğu topluluktan oluşan bir yerrr...
devamını gör...
artıkparlamayanyıldız
artık yıldızının çok çok parıl parıl parlamasını dilediğim iyi ki doğmuş yazar. *
devamını gör...
cahil insanlarla baş etme yolları
hakılısın demek. ne olursa olsun haklısın deyin. işe yaradığını göreceksiniz.
devamını gör...
auschwitz-birkenau

oświęcim, polonya'da kurulmuştur. nazi almanya'sinin 2.dünya savaşında kurmuş olduğu toplama ve imhâ kampıdır.
buraya avrupa'dan 1.3 milyon kişi yerleştirilmiştir. bunların 1 milyonu yahudilerdir.
yaklaşık 900.000 kişi gaz odalarında ve vurularak imha edilmişlerdir. kalan 200.000 kişi ise hastalık, işkence, kötü muamelelerle hayatlarını kaybetmişlerdir.
ikinci dünya savaşı öncesi auschwitz, eski adıyla oscwinchim, yarısını yahudilerin teşkil ettiği, 14 bin kişinin yaşadığı sakin ve güzel bir kasabaydı. auschwitz ismi, holokost sürecinde kurban olanların ve dolayısıyla ıı. dünya savaşı'ndaki nazi katliaminin sembolü olmuştur.
bu kamplarda yahudiler, çingeneler, eşcinseller gibi nazi almanyasınca düşman ilân edilen kitleler, ekseri 6 milyon insan sistematik olarak katledilmiştir.
auschwitz ı-ıı-ııı olarak toplamda 3 kamp bulunurdu
auschwitz ı
1940'da kurulan ilk kamp auschwitz ı'de tüm kampların yönetim merkezi bulunuyordu.
burada yaklaşık 70.000 polonyalı entelektüel ve sovyet savaş esiri hayatını kaybetmiştir.
auschwitz ıı (birkenau)
auschwitz-birkenau çalışma ve imha kampıdır. burası 6 gaz odası ile 4 ölü yakma tesisini barındırır. hemen gaz odasına gönderilmeyen yüzbinlerce tutuklu, hayal bile edilemeyecek zor koşullar altında çalışmaya zorlanmış, işkence görmüş, soğukta bırakılmış, açlığa terkedilmiş, hastalıkları tedavi edilmemiş, tıbbi deneylerde kobay olarak kullanılmış ve sonunda da gaz odasında öldürülmüştür.
auschwitz ııı (monowitz)
bunlara ek olarak 40 km²'ye dağılmış 39 yan kampı ile beraber kz auschwitz ııı monowitz diye bir toplama kampı daha vardır.
bu kampları caniliği ile tanınan kamp doktoru josef mengele yönetmiştir.
devamını gör...
işsizlik
işsizlik beraberinde promosyon olarak bir sürü sorun getirir. parasızlık-depresyon-işe yaramama hissi vesaire ama rte nin hayal ettiği türkiyedir. türkiyeyi küçük çin yapmak için yıllardır en az 3 çocuk yapın, suriye'den, ırak'tan, afganistan'dan, afrika'dan milyonlarca işsiz ithal edin... edin ki, nüfus artsın, artsın ki günde 1 dolara 12 saat çalıştırabileceğimiz milyonlarca kölemiz olsun... olsun ki, tıpkı çin gibi dünyanın en büyük firmalarının üretim bantlarına talip olalım. adidasların, iphoneların, philipslerin üzerinde made in turkey yazsın. devletin tepesindeki kaymak tabaka servetine servet katarken, sen, ben, sıradan halk, günde 1 dolara 12 saat çalışabilmek için birbirimizle kıyasıya bir rekabete girelim.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
mani kapışması alışkanlık yapar
moderatörü bile yoldan çıkar
verilen selamı almamak olmaz
üstüne düşeni nizanim yapar
moderatörü bile yoldan çıkar
verilen selamı almamak olmaz
üstüne düşeni nizanim yapar
devamını gör...
kulaklıkla müzik dinlerken yaşananlar
sürekli birilerinin yerli yersiz sorularına maruz kalmak.
devamını gör...
zeze (yazar)
aslında yazar için açılan bir başlık. zeze bize ne çağrıştırıyor diye yazacakken şeker portakalı seven yazar diye tanım girecekken vazgeçtim. sonra bu daha makul geldi.
bir taşla iki kuş vurayım madem :
zeze : edebiyatı sevmesi beklenen yazarımız.
" her filmden kitaptan bir rol seçerdi, beğensin diye gelirse ölüm makyajsız gezmezdi."
bir taşla iki kuş vurayım madem :
zeze : edebiyatı sevmesi beklenen yazarımız.
" her filmden kitaptan bir rol seçerdi, beğensin diye gelirse ölüm makyajsız gezmezdi."
devamını gör...
coldboy
dün söz verdi dönünce yazdıklarınızın hepsini okuyacağım diye, demek ki bunu da okuyacaktır*. bazen yorulur,düşer ve bir molaya ihtiyaç duyarız, önemli olan daha güçlenerek ayağa kalkabilmek ve yola devam edebilmek, yalnız olmadığını biliyor olmalı bu yolculukta. "yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. unutma, aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak."
devamını gör...
yazarların random gülme şekilleri
random gülemem.
ben imamım random gülemem.
ben imamım random gülemem.
devamını gör...
whoopsie daisies
ingilizcede, karşılaşılan beklenmedik bir durum anında ağızdan insiyaki olarak çıkan bir nidadır.
farklı kullanımları olsa da benim en sevdiğim hali başlıkta kullandığım halidir. çok yaygın bir kullanım olmasa da insanların aklında ve kullanım dağarcığında mevcut olmaya devam eder. genelde çok eski bir nida olarak kabul gören whoopsie daisies sözünün bir zamanlar küçük kızlar tarafından kullanıldığı genel kabul görür.
benim bu sözcükle tanışmam o dönemki kız arkadaşımla notting hill filmine gitmemiz ve bu filmin ardından etrafımızda kimsenin kullanmadığı bu nidayı kullanmaya başlamamızla oldu.
filmin bir bölümünde, sanırım gizlice parka girmeye çalıştıkları sahnede düşmek üzere olan hugh grant bu sözü kullanır ve söz julia roberts’a eski moda, komik ama bir o kadar da sevimli gelir. kız arkadaşımla ayrılma konuşması yaptığımız gün elimdeki taşlarla oynarken sağa sola attığım taşlardan biri önünde oturduğumuz kilisenin camına gelmiş ve ben istemeden whoopsie daisies dediğimden kız arkadaşımın gözleri dolmuştu, üzücü ama hatırlamaya değer bir anıdır benim için.
bu sözü ilk olarak 1711 yılında hayranlığımı anlatmaya kelimlerin yetmeyeceği mütevazı bir teklif öyküsünün yazarı jonathan swift’in up adazy şeklinde kullandığı iddia edilir:
come, stand away, let me rise: patrick take away the candle. ıs there a good fire!—so—up adazy. at night.—mr. harley did not sit down till six….
farklı kullanımları olsa da benim en sevdiğim hali başlıkta kullandığım halidir. çok yaygın bir kullanım olmasa da insanların aklında ve kullanım dağarcığında mevcut olmaya devam eder. genelde çok eski bir nida olarak kabul gören whoopsie daisies sözünün bir zamanlar küçük kızlar tarafından kullanıldığı genel kabul görür.
benim bu sözcükle tanışmam o dönemki kız arkadaşımla notting hill filmine gitmemiz ve bu filmin ardından etrafımızda kimsenin kullanmadığı bu nidayı kullanmaya başlamamızla oldu.
filmin bir bölümünde, sanırım gizlice parka girmeye çalıştıkları sahnede düşmek üzere olan hugh grant bu sözü kullanır ve söz julia roberts’a eski moda, komik ama bir o kadar da sevimli gelir. kız arkadaşımla ayrılma konuşması yaptığımız gün elimdeki taşlarla oynarken sağa sola attığım taşlardan biri önünde oturduğumuz kilisenin camına gelmiş ve ben istemeden whoopsie daisies dediğimden kız arkadaşımın gözleri dolmuştu, üzücü ama hatırlamaya değer bir anıdır benim için.
bu sözü ilk olarak 1711 yılında hayranlığımı anlatmaya kelimlerin yetmeyeceği mütevazı bir teklif öyküsünün yazarı jonathan swift’in up adazy şeklinde kullandığı iddia edilir:
come, stand away, let me rise: patrick take away the candle. ıs there a good fire!—so—up adazy. at night.—mr. harley did not sit down till six….
devamını gör...
zeki olmanın dezavantajları
üstün zekalı olarak tanı konulmuş bireylerin toplumla uyum sağlamakta zorlandıklarını, orta zekalılara göre her şey daha kolay geldiği için canlarının sıkılabildiğini söylemişti bir hocamız. aklın fazla gelmesinin de zorlukları vardır elbette.
devamını gör...
yazarların sürekli kendi profillerine bakmaları
haklı. sözlükte 10 dakika duruyorsam 7 dakikasını kendi profilimde geçiriyorum.
(bkz: canım kendim)
öyle bir alışkanlık olmuş ki kendi profilimdeyken bile profilim'e tıklıyorum.
(bkz: canım kendim)
öyle bir alışkanlık olmuş ki kendi profilimdeyken bile profilim'e tıklıyorum.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
kontrollü pozitif dominasyon teorisi.

sabah yataktan çıplak bir rakun gibi fırlayıp kant kant hegel dansı yaparak duşa girdim. çıktığımda haydergerin nasıl yazıldığını neden anımsayamadığım üzerine derin derin düşündüm ve hayzenberginde nasıl yazıldığını unuttuğumu farkettim. şiletosundan yeni çıkardığım tazelerden harman, meksika baharatını statik zıvanasıyla tertipleyip makinayı yağlaması için ateşe verdim. pufff...her şey silikon dudaklı bir matematik problemine dönüşmeye başlamadan önce, jimmy matrixten asitli bir gayrımeşrubat açıp, fantastik moda geçtim. j-lo bongosu şeklindeki ağır vasıta direksiyonunu karpuzdan anlayan bir kozmonot edasıyla güney transilvanyaya doğru kırdım. devlet kara yolları biçimli ellerimi, psuedosu avalon çeliğinden dövülmüş excaliburun kabzasına herkül gibi geçirdim. estetik dikişleme yöntemlerini tercih etmeyen biri olarak kendime yakışanı yapmak için 7 yıl sonrasında streçlediğim hislerimi deep freezeden çıkarıp 180 santifahrenayt derecede ısıtılmış krematoryumda reanimasyona hazır hale getirmenin sabırsızlığıyla, benim için çifte kutsal olan bu günü kendime armağan, paket, süpriz geçiriyorum. sınırları yeniden çizmenin verdiği ivedilikle.

sabah yataktan çıplak bir rakun gibi fırlayıp kant kant hegel dansı yaparak duşa girdim. çıktığımda haydergerin nasıl yazıldığını neden anımsayamadığım üzerine derin derin düşündüm ve hayzenberginde nasıl yazıldığını unuttuğumu farkettim. şiletosundan yeni çıkardığım tazelerden harman, meksika baharatını statik zıvanasıyla tertipleyip makinayı yağlaması için ateşe verdim. pufff...her şey silikon dudaklı bir matematik problemine dönüşmeye başlamadan önce, jimmy matrixten asitli bir gayrımeşrubat açıp, fantastik moda geçtim. j-lo bongosu şeklindeki ağır vasıta direksiyonunu karpuzdan anlayan bir kozmonot edasıyla güney transilvanyaya doğru kırdım. devlet kara yolları biçimli ellerimi, psuedosu avalon çeliğinden dövülmüş excaliburun kabzasına herkül gibi geçirdim. estetik dikişleme yöntemlerini tercih etmeyen biri olarak kendime yakışanı yapmak için 7 yıl sonrasında streçlediğim hislerimi deep freezeden çıkarıp 180 santifahrenayt derecede ısıtılmış krematoryumda reanimasyona hazır hale getirmenin sabırsızlığıyla, benim için çifte kutsal olan bu günü kendime armağan, paket, süpriz geçiriyorum. sınırları yeniden çizmenin verdiği ivedilikle.
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
güzlerinden überim'dir.
devamını gör...
skull tower
o dönemlerde hurşid ahmet paşa'nın danışmanlığını yaptığım için olayın gelişimini yakinen biliyorum. hatta kendisine sidelic'in böyle bir halt yiyebileceğini defalarca söyledim. tabi bizim askerlerle birlikte kendini patlatabilir tarzında bir ifadem olmadı. bu adama karşı dikkatli olmamız gerektiğini, kendisinden her şeyin beklenebileceğini söylemiştim. ancak ne yalan söyleyeyim adamın böyle bir şey yapabileceği benim dahi aklıma gelmemişti. ama şu noktayı es geçmemek lazım; benim bilgim dışında paşa sidelic'e kendisini kazığa oturtacağını söylemiş, bu mevzunun doğruluğu nedir bilmiyorum tabi. kulaklarımla duymadım. eğer doğruysa, sidelic böyle bir ölüm yerine, tahrip etkisi daha yüksek ve onurlu bir ölümü tercih etmiş oldu. yiğidi öldür ama hakkını ver demişler. düşman da olsa adamın yaptığı azımsanacak iş değil. taktir etmek lazım.
benim uyarılarım karşısında paşa hiç istifini bozmamıştı ''ateş olsa cirmi kadar yer yakar.'' dedi. yalnız adamın cirmi de cirimmiş. o patlamadan sonra tamı tamına 952 adet isyancı kafatası topladık. topladık diyorum çünkü paşa sağ olsun böyle ayak işlerinin başına hep beni veriyordu. kafataslarını topladık ama mevzudan haberimiz yok elbette. paşa beni yanına çağırdı, ''gel bakalım tosbağa! bunlardan kule yapacağız, düşmana gözdağı vereceğiz, sen bu konuda ne düşünüyorsun?'' dedi. dondum kaldım! içimde fırtınalar kopuyor ama paşanın gözü dönmüş, şimdi diyorum ben bu mevzuya karşı çıksam, benim kelleyi de alacak ekleyecek kulenin tepesine, öbür türlüsüne de vicdanım razı gelmiyor. ''tabi paşam siz bilirsiniz ama bu kadar emek, enerji ve vakit kaybına değer mi?'' diye orta yollu bir cevap verdim. sakalını sıvazladı ve düşünceli bir şekilde ''hımmm.'' dedikten sonra ''değer değer! başlatın hazırlıkları.'' dedi. netice de emir demiri kesiyor, benim kabuğuma neler yapmaz ki? istemeye istemeye çekildik huzurdan. o zamanlar ''kanunsuz emir'' kavramından da bihaberiz. daha ortaya çıkmamış bir kavram. bilsem bir dakika durur muyum? ama o dönem bizdeki ana kaide; ''ya emre uy ya da kelleyi ver.'' olduğu için gıkımız çıkmadı. ama mevzu hep içimde ukde olarak kaldı. allah'tan biz tosbağalar uzun yaşayan canlılarız. bu yanlışın düzeltilmesi için elime geçen ilk fırsata tosbağalama atladım. niş'in son valisi olarak kayıtlara geçecek olan midhat paşa'nın danışmanlığına atanmıştım ve mevzuyu kendisine aktardım; ''bakın paşam rahmetli hurşid paşa iyi komutandı falan ama biraz ne bileyim değişik bir adamdı.'' kelimeleri de seçmeye çalışıyorum. ne olur ne olmaz. kelle mevzusu yüzünden kelleden olmayalım derdindeyim. bu şekilde üsluba dikkat ederek kendisine yaşananları anlattım. midhat paşa biraz daha vizyon sahibi bir adamdı. zaten dedi ''niş elden gitti gider tosbağa, bu ayıbın üzerini örtelim.'' tiz gidin yıkın şu kuleyi. hay hay dedim ve sevinç nidaları içerisinde ilgili emri muhataplarına aktardım ve kule yıkıldı.
ama bu seferde sırplar rahat durmadı. osmanlı niş'ten çekildikten sonra gittiler binayı restore ettiler yetmedi yanına birde şapel diktiler. seneler sonra ziyarete gittiğimde 73 tane kafatası saymıştım. şimdilerde ise sayı 58 imiş. turistik merkez oldu artık oralar. olsun tabi kusurları kabul etmek erdemdir. o iş, en başından da söylediğim gibi yanlıştı ama dinletemedik işte paşaya. ha sırplar az mı derseniz? o da ayrı mevzu. o konuya da başka zaman gireriz. neler gördü bu gözler neler! ama başkalarının ayıpları ile kendi ayıbımızı örtemeyiz değil mi?
bu arada ikinci dünya savaşı yıllarında tekrar yolum düştü oralara, sidelic'in büstü henüz dikilmişti. benden duymuş olmayın ama büstteki adamın sidelic'le uzaktan yakından alakası yok. heykeltıraş cidden kötü bir iş çıkarmış.
felix philipp kanitz'ın kulenin ilk halini resmettiği tablosunu da şuraya iliştireyim. kâh kule tam olarak böyle de değildi ama gerçeğe en yakın çizimde budur. eldeki malzeme bu, idare edeceksiniz artık. sizde tosbağa olsaydınız da gerçeğini görseydiniz. ne diyeyim ki...
benim uyarılarım karşısında paşa hiç istifini bozmamıştı ''ateş olsa cirmi kadar yer yakar.'' dedi. yalnız adamın cirmi de cirimmiş. o patlamadan sonra tamı tamına 952 adet isyancı kafatası topladık. topladık diyorum çünkü paşa sağ olsun böyle ayak işlerinin başına hep beni veriyordu. kafataslarını topladık ama mevzudan haberimiz yok elbette. paşa beni yanına çağırdı, ''gel bakalım tosbağa! bunlardan kule yapacağız, düşmana gözdağı vereceğiz, sen bu konuda ne düşünüyorsun?'' dedi. dondum kaldım! içimde fırtınalar kopuyor ama paşanın gözü dönmüş, şimdi diyorum ben bu mevzuya karşı çıksam, benim kelleyi de alacak ekleyecek kulenin tepesine, öbür türlüsüne de vicdanım razı gelmiyor. ''tabi paşam siz bilirsiniz ama bu kadar emek, enerji ve vakit kaybına değer mi?'' diye orta yollu bir cevap verdim. sakalını sıvazladı ve düşünceli bir şekilde ''hımmm.'' dedikten sonra ''değer değer! başlatın hazırlıkları.'' dedi. netice de emir demiri kesiyor, benim kabuğuma neler yapmaz ki? istemeye istemeye çekildik huzurdan. o zamanlar ''kanunsuz emir'' kavramından da bihaberiz. daha ortaya çıkmamış bir kavram. bilsem bir dakika durur muyum? ama o dönem bizdeki ana kaide; ''ya emre uy ya da kelleyi ver.'' olduğu için gıkımız çıkmadı. ama mevzu hep içimde ukde olarak kaldı. allah'tan biz tosbağalar uzun yaşayan canlılarız. bu yanlışın düzeltilmesi için elime geçen ilk fırsata tosbağalama atladım. niş'in son valisi olarak kayıtlara geçecek olan midhat paşa'nın danışmanlığına atanmıştım ve mevzuyu kendisine aktardım; ''bakın paşam rahmetli hurşid paşa iyi komutandı falan ama biraz ne bileyim değişik bir adamdı.'' kelimeleri de seçmeye çalışıyorum. ne olur ne olmaz. kelle mevzusu yüzünden kelleden olmayalım derdindeyim. bu şekilde üsluba dikkat ederek kendisine yaşananları anlattım. midhat paşa biraz daha vizyon sahibi bir adamdı. zaten dedi ''niş elden gitti gider tosbağa, bu ayıbın üzerini örtelim.'' tiz gidin yıkın şu kuleyi. hay hay dedim ve sevinç nidaları içerisinde ilgili emri muhataplarına aktardım ve kule yıkıldı.
ama bu seferde sırplar rahat durmadı. osmanlı niş'ten çekildikten sonra gittiler binayı restore ettiler yetmedi yanına birde şapel diktiler. seneler sonra ziyarete gittiğimde 73 tane kafatası saymıştım. şimdilerde ise sayı 58 imiş. turistik merkez oldu artık oralar. olsun tabi kusurları kabul etmek erdemdir. o iş, en başından da söylediğim gibi yanlıştı ama dinletemedik işte paşaya. ha sırplar az mı derseniz? o da ayrı mevzu. o konuya da başka zaman gireriz. neler gördü bu gözler neler! ama başkalarının ayıpları ile kendi ayıbımızı örtemeyiz değil mi?
bu arada ikinci dünya savaşı yıllarında tekrar yolum düştü oralara, sidelic'in büstü henüz dikilmişti. benden duymuş olmayın ama büstteki adamın sidelic'le uzaktan yakından alakası yok. heykeltıraş cidden kötü bir iş çıkarmış.
felix philipp kanitz'ın kulenin ilk halini resmettiği tablosunu da şuraya iliştireyim. kâh kule tam olarak böyle de değildi ama gerçeğe en yakın çizimde budur. eldeki malzeme bu, idare edeceksiniz artık. sizde tosbağa olsaydınız da gerçeğini görseydiniz. ne diyeyim ki...
devamını gör...
sorunlarla baş etme yöntemleri
şimdiye kadar bildiğim en iyi yöntem;ted ile marshall'ın yöntemidir.
"bırakalım şu adamlar halletsin;
gelecekteki ted ve gelecekteki marshall"
"bırakalım şu adamlar halletsin;
gelecekteki ted ve gelecekteki marshall"
devamını gör...