isteyebilir, hakkıdır,
size danışılmasından şikatçiyseniz,
zor dediğiniz şey nedir, bir anlatsanız keşke, size soran kişinin zor birşeyi yapamayacağı, sizin fikriniz, size göre zor, veya kolay, uzun sürer,
iş nedir, nerden başlar, neler var, size işin ne olduğu soruluyor, ben yapabilirmiyim demiyordur heralde kimse, siz ondan daha iyi "bilemezsiniz"
belki o arkadaş yemiycek içmiycek, daha kısa sürede başaracak..

3d için de böyle söylerler, onu ben bile kendi kendime öğrenemedim filan,
sen öğrenememişsin..
belki benim öğrenme şeklim farklı,
benim tanıdığım bir mimarlık bürosunda, sekreter olan bir arkadaş, bir yılda autocad 3d max öğrenip, proje çizmeye başladı, hem de marka bir şirkette,
açın kadir köymenin başka birşey belgeselini, herşeyi o çözer, hiçbirimiz onunla yarışamayız dedikleri adam lise mezunu, kendi kendini geliştirmiş, sanırım o da yazılımcı, ve o şirketin en donanımlı en verimli çalışanı,

birde böyle birşey var insanlarda, ben şu anda tasarladığım bazı ürünleri ürettirmeye çalışıyorum, bunun içinde metal ahşap bazı kısımlar var, mesela bir hammadde malzeme ithalatçısı var, bambu malzeme alıyorum, ve bana sattığı malzeme hiç esnek değil, ıslatarak çalışınca da rengi değişiyor, vernikden sonrada aynı tonlama kalıyor, son gittiğimde bir malzeme gördüm dedimki bunlar nedir, dediki onlar sana olmaz, dedimki neden, "e sen onunla çalışamazsın, "zor" pahalı, ticari bir ürün yapıyorsun"
dedimki belki pahalı bir ürün yapıyorum, yada pahalı malzeme kullanıcam, nerden biliyorsunuz, sonuçta 2 katı pahalı bir malzeme ama aldım, ve kuru çalışabiliyorum, başından beri boşuna uğraşmışım,

o var, bu var, evet var da, sen bir söyle sana adam gibi sorana, o değerlendirsin kendisine göre uzunmu sürer, zormu gelir ne olur, zorsa da uğraşıcak belki...
kimseye nasıl öğrendiğinizi söylemek istemiyorsanız da dürüst olun...
devamını gör...

uzunca anlatabilirdim ama internetim buna yet...
devamını gör...

özür dilerim vassily, bahsettiğin renk ve form uyumunu sadece teoride kabul ediyorum. pratikte hâlâ aynıyım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

supportgirl'ün sözlük için bir değer olduğu gerçeğinden hareketle sözlüğün kılcal damarlarına kadar enerji ulaştıracak bir program olacağına inanıyorum. şimdiden başarılar dilerim. mikrofonuna taş değmesin.
devamını gör...

kapanmadan önceki son çıkış, iki insan görüp kapanalım bakalım. günaydın sözlükçüm!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

müzik dinlemek kafa dağıtmanın en güzel yoludur
devamını gör...

son dal pedimi kim kullandı.
devamını gör...

sosyalizm ve komünizm'in simgesi kabul edilen beş köşeli kırmızı yıldızdır. arkasında kgb ve rusya devlet büyüklerinin bulunduğu * * * işbu sözlükte hala başlığının açılmamamış olması bana garip gelmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bence siz bi çay için. çay sevmezseniz oralet söyleyeyim size. haydi bunların parasını da ben ödeyeyim madem ne yapayım. *
devamını gör...

ben annemi affettiğimde sanırım üniversitenin son senesindeydim. çoğu zaman beni dinlemez çok konuştuğumu söyler ve ne zaman susacağım diye beklerdi. halbuki söylemediğim o kadar çok şey vardı ki. anlasın isterdim, bana baksın ve desin ki senin bir şeyin mi var gözlerinden anladım. demedi böyle şeyler. bende beklemeyi bıraktım. onu affediyorum. başka türlü anne nasıl olunur bilmediğine ve onun da böyle benim gibi yetişip aynı boşlukta yuvarlanıp, yosun tutmaya razı geldiğine eminim. ikimizden biri son nefesini verirken içimizde pişmanlık kırgınlık olmasın diye affediyorum onu. o böyle bir insan ve böyle kabul ediyorum. daha fazlasını beklemem onun karakterine ters ve ona bir haksızlık olur.
devamını gör...

y kuşağı da altından klozet sanki. ay popom.

not: y kuşağındanım. yalnızca adaletli bakmaya çalışıyorum.
devamını gör...

2004 fransa yapımı olup christophe barratier imzasını taşıyan müzikal-drama filmidir. koro anlamına gelen bu film, fransa'da yatılı bir erkek okuluna atanmış idealist bir müzik öğretmeninin, yozlaşmış bir okul müdürü ile eğitimi sert tutumlarla sürdüren diğer öğretmenlerden gizli olarak, ders verdiği sınıfa koro çalışmaları yaptırmasını ve o yaştaki erkek çocuklarının hayal dünyası eşliğinde müzik öğretmenimizi bekleyen duygu dolu yaşam olaylarını anlatır. tahmin ettiğiniz üzere film gerçek bir hayat hikayesine dayanmakta; zaten müzik öğretmeni olan clemént mathieu'nün anlatısı eşliğinde olaylar tek tek yaşanmaktadır. burada genç yetenek pierre morhange, sesiyle bizi büyülemekte ve farklı bir evrenin anahtarını, erken gençliğin o sabırsız umuduyla elimize tutuşturmaktadır.

tavsiyem, filmi orjinal dili olan fransızca'dan türkçe altyazı eşliğinde izlemenizdir. böylece mösyö mathieu'nün pépinot deyişini yıllar geçse de tıpkı az önce söylenmişçesine işitmeye devam edersiniz ki tonlaması ve duygusu hala sıcacık durur üzerinde.

bir film bu denli etkileyici olabilir midir? ve filmin müziklerini besteleyen bruno coulais acaba ölümsüz eserler yarattığının farkında mıydı?
bunlar da evrende cevapları olmayan sorulardan sadece ikisi sanırım. sanat tanrı'nın sırlarından bir sır olsa gerek. şahsen benim başka açıklamam yok,bu sebeple de bu muhteşem eserin önünde saygıyla eğilmekteyim.

filmin hayran olduğum müziklerini* ise şöyle sıralayım;
caresse sur l'océan:


la nuit:


vois sur ton chemin:


cerf volant:


pépinot ise 0.15 dk'daki minik çocuk* oluyor:


bu da final sahnesi, aman dikkat !spoiler! :


*sanat insan hayatı için çok önemlidir. sanatla güler;sanatla hüzünlenir; yaşadığımız olayların tesellisini yine sanatta buluruz.sanat sanat için midir yoksa toplum için midir bilinmez ama eğer kendime ifade etmeyi beceremediğim duygularımı bana anlatabiliyorsa o hâlde sanat benim için vardır.

hem şöyle değil midir;
"sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir."
mustafa kemal atatürk
devamını gör...

aslında bu vergi sistemi yerli üretimi arttırmak için yapılmış zamanında. ama yerli üretim olmayınca devlete geçim kaynağı olmuş. teşekkürler türkiye.
devamını gör...

tasavvufa benim ilgim yok ama tasavvufun ne olduğunu en azından bilen biriyim. bilmeyen aşkı beşer üzerinden yorumlar sığ şekilde. yoksa şems sen misin? gerçek demiş bir de ya. * nasıl gerçek olabiliyor şahsen, bizzat, kendiniz sanırım oradaydınız?
devamını gör...

hepsi aynı sürüm. klonlanmış gibi olmaları beni en şaşırtan özellikleridir.
devamını gör...

ahmet nur çebi ne yapmak, nereye varmak istemektedir? şaka gibi bir transfer dönemi geçiriyoruz. bana göre istikrar abidesi bir adam. lyon yıllarından beri takip ederim. roma'da da inanılmaz işler yaptı. juventus kariyeri ronaldo'nun gelmesinden sonra biraz sıkıntıya girdi zira bu adam bence ronaldo'dan çok daha iyi frikik kullanan bir adam ve en meziyetli olduğu konulardan birinde, sırf ronaldo ismi yüzünden geri adım atmak zorunda kaldı. duran top konusunda beşiktaş'a resmen nefes aldıracaktır. bakın elimizde ghezzal gibi bir kadife ayak var ama bu frikik işi başka bir uzmanlık alanı. bildiğiniz bu işin uzmanı geliyor. hiç yoksa ligde 5-6 frikik golü yazar bu adam. şampiyonlar liginde de sıkıntılı bir maçta araya bir tane frikik sıkıştırsa tadından yenmez. joseph-pjanic-alex üçlüsü ciddi anlamda umut veren bir orta saha görünümü veriyor. türkiye ligi içinse dengeleri bozacak bir orta saha. şampiyonlar liginde ise iş yapar. zaten pjanic, alex ve batman şampiyonlar ligi tecrübesi üst düzey oyuncular ve işin iyi tarafı kafalarında futbolu bitirmemiş adamlar. bunu gerek batman'in gerekse alex'in hırsından ve kendilerini gösterme çabalarından anlıyorsunuz zaten. dinamik, tecrübeli ve kendilerini yeniden ispat etmek isteyen kaliteli ayaklar bunların hepsi. böyle bir kadro mühendisliği sonrasında tek sıkıntı lig için ortaya atılan saçma yabancı kuralı. sergen bey bu işin altından nasıl kalkacak? göreceğiz bakalım.

böyle adamları bizim ligde izlemek büyük keyif olur. o yüzden şunun altını çizeyim zamanında hagi geldi hepimiz keyifle izledik. alex'i herkes keyifle izledi. rakip takım taraftarları adam daha uçaktayken adama nasıl sallarız modundan çıkıp, gerçek bir merkez orta saha oyuncusu izlemenin vereceği keyfe odaklansınlar derim. birde elbarto'nun söylediğine binaen bir şey yazmak istiyorum. necip bu camiada iyisiyle kötüsüyle ciddi emek vermiş bir adam. herhalde bir tek soyunma odasına pas pas atmamıştır. hatta onu bile yapmış olabilir.* o tarz espri kasan gariplere şunu hatırlatmak lazım; mario gomez, adriano, pepe, quaresma, guti, simao falan hep necip'le takım arkadaşlığı yaptı. necip'in alışık olduğu şeyler bunlar. gerçek bir beşiktaş emekçisi ile elbette takım arkadaşı olacaklar aksi bile düşünülemez. necip, beşiktaş'ın hatası ile sevabı ile kırmızı çizgisidir *

son olarak beni şaşırtmış transferdir. beşiktaş'a faydalı olur umarım. ha şu notu da düşmek lazım; beşiktaş şu an kadro kalitesi olarak ciddi anlamda rakiplerinin önünde gözüküyor lakin bu şampiyonluğun cepte olduğu anlamına gelmez. kadro kalitesi sahaya yansırsa ezer geçer lakin dikiş tutmadığında neler olduğunu en iyi beşiktaş taraftarı bilir. o yüzden temkinli olmakta fayda var. yalnız o değil de, pjanic geldi şimdi öyle mi? vallahi enteresan.
devamını gör...

arkadaşlarımızla geleneksel buluşmalarımızdan birine bir bey eklenmişti. şehir dışından memleketine dönmüş olan beyimiz çok hoş ve kibardı. ortamda herkesle aram çok iyiydi ve her biriyle saatlerce muhabbet edebilme yeteceğime rağmen ''beğendiğim bey'' ile iletişim kuramıyordum. heyecanlanıyordum, tıkanıyordum yapabildiğim tek şey, o konuşurken saçma ama en gereksiz laf oyunlarıyla espri yapmaktı. kimyam ile oynayan bu çocuğa karşı saçmalıklarımı farkeden bir kız arkadaşım hemen olaya el koydu. ''yahu neden bu kadar saçma hareketler yapıyorsun ki?'', ''normal davran, sağlıklı iletişim kur'', ''konuşurken gözlerinin içine bak'' dedi. bir dahakine diyerek geçiştirdim.
bir doğum günü etkinliğinde ve bir araya gelişimizin üçüncüsünde artık kendimi belli etme kararı almıştım, aslında niyetimi belli etme kararı almıştım. mekan zifiri karanlık, alkol alıyoruz ve sadece çocukla nasıl iletişim kurarız diye düşünüyordum. sigara içmek bahanesi ile dışarıda hava almaya çıkarmayı düşündüm. saatler geçti, cesaretimi topladım, ayağa kalktım ve çocuğa doğru eğilip elimi uzatacakken bir anda o da kalktı ve parmağım çocuğun gözüne girdi. parmağımın temas ettiği o gözbebeğini hissettim, resmen gözünü oydum. çocukcağızın gözünde lens varmış, hemen bir kaos ortamı oluştu, tek gözü kapalı olarak lavaboya koştu. arkasından bir kaç arkadaşım gitti. olayın şokuyla olduğum yerde kalakaldım. geri döndüğünde gözü küçülmüş ve kıpkırmızıydı. çocuğu o halde görünce çok utandım, o mahcubiyetle 5393005 kere özür diledim. beyimiz, bana doğru eğilip ''ben de tam senin yanına gelip seninle konuşmayı düşünüyordum fakat gözüme giren parmağın sebebiyle lensimi çıkarmak zorunda kaldım, gözüm çok yanıyor, eve gitmek zorundayım'' dedi. işte tam o anda yerin yarılmasını ve içine süzülmeyi istedim .
devamını gör...

ekseriyetle bir yazara nickaltı girmek için iznini isterim fakat lucifer ile olan 3-5 mesajlık sohbetimize dayanarak affımı istiyorum kendisinden sısısısıs

bir kesim yazar tarafından tarafından seri biçimde salınması/rahat bırakılması gerektiğini düşünüyorum zira şimdiye kadar en ufak rahatsız edici kelimesine dahi şahit olmadım kişisel iletişimimizde. sanıyorum ki hakkında bu kadar rahat konuşan ve iftira boyutuna ulaşacak söylemlerde bulunan arkadaşların en ufak ikili diyaloğu yok ki bu kadar rahat itham edebiliyorlar.

kaldı ki istismarcılıkla itham edilen yazarın bir girdisini bırakıyorum haksızlık etmemiş olalım;
#682967

feed troll

edit; görmek istemediğinizin yok olmasını dilemek için arkadaşlar yazmış (bkz: yankı odası)

edit2; arkadaşlar silmiş sdfghjklş yazcam orayı bir ara.

edit 3; bakınız doldurulmuş öyleyse dans;

devamını gör...

yeni açtım valla. anca bilgisayara geçebildim. muhabbet varmış bee. kaçırdım maalesef.
devamını gör...

küçük yaşta katledilen devrimci, korkusuz ve şahane bir gençti. 12 eylül eylül darbesinin ne leş bir darbe olduğunu söylememe gerek yok herhalde. kenan evren denilen amerika aşığı yüzünden birçok insanın hayatı karardı adeta. bazıları da katledildi işte. süleyman demirel döneminde yaşanan pisliklerden biri..

erdal eren idam edilmeden 16 saat önce kendisini ziyaret eden gazeteciler savaş ay ve emin çölaşan’a, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını söylemiş.

eren’in ailesine yazdığı son mektubunun bir kısmı şu şekilde: “… şunu bilmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar. sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir…”
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
erdal eren hep 17 yaşında…
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
huzurla uyu güzel genç, seni katleden de yerinde rahat uyuyamaz umarım.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim