2018 yılında yönetmenliğini onur saylak’ın senaristliğini hakan günday'ın üstlendiği gerilim, polisiye türlerinde 12 bölüm olarak çekilmiş bir dizidir.


başrollerinde; haluk bilginer, cansu dere,
şebnem bozoklu, metin akdülger, hüseyin avni danyal bulunuyor. oyunculuk ve bir çok yönden iyi bir dizidir. izleyenlerin beğenisini toplamış ufak tefek eleştiriler dışında ciddi bir eleştiri almamıştır.

açıkçası benim açımdan internet dizileri arasında evet işte bu dediğimi bir dizidir. özellikle türk yapımlara ve hatta diğer yapımlarda bile bir olmamışlık söz konusu var. yani hep bir şey eksik bir tat arayışına sürüklüyor izleyiciyi ama bu dizi bence diğerlerinin arasından sıyrılıyor. (bakınız internet dizileri arasından diyorum.) yani bilmiyorum ama geneli çok yalap şalap sanki hızlandırılmış ve aceleye getirilmiş gibi. hee bu dizi genel mamada dört dörtlük mü belki değil. ama benim açımdan son yıllarda izlediğim en iyi internet dizileri arasında. aman ne uzattım bee iyi, güzel, on numero de geç işte. yoo geçemem hatta... şak şaka.

eski bir adli katip olan agah bey (haluk bilginer) üzerinde dönüyor dizi. cinayet büro amiri nevra'ya (cansu dere) uzanıyor ve olaylar olaylar. çok detaya girmek istemiyorum hakkında çok yazılıp çizildi malum. agah ve nevra'nın karakterleri pek yerinde ve olması gerektiği gibiydi. haluk bilginer'in ve cansu dere'nin oyunculuğunu zaten beğenirim. ezel'den beri. (hahah bu espriyi yapmasam olmazdı lütfen affedin.)

neyse efem agah bey kendi ahlak ve doğruluk anlayışıyla yolunda gitmeyen adalet sağlanmadığını düşündüğü bazı olaylara adalet getirmeye çalışıyor. vallahi ne yalan söyleyeyim böyle katilliğe can kurban.

olay örgüsü ve işlenen konu gayet yerinde. zaten kanayan bir yaraya parmak basılıyor malum. sonu da iyi bağlanmış gibi. bu türü pek sevmiyor olmama ragmen beni tatmin etti. bu arada bir devam sezonu olur mu diye beklemedeyim. umarım olur.

keyifli seyirler aman sinirlere dikkat...
devamını gör...

bazı eserler hakkında pek bir şey söylenmez onlar daha çok kendini anlatırlar hatta zaman zaman bizi. tehlikeli oyunlar böyledir bir noktada, anlatmak için okunan kitaplardan değildir. anlarsın anlamazsın önemli değil, yarıda bırakırsın veya devam edersin o da önemli değil, kitabı kapatsan bile sen artık o kitabın bir karakterisindir hatta hep öyleydin. tıpkı günlük'ü okuyanların oğuz atay'ın da aslında hepimiz gibi bu romanın her yerinde olduğunu bilmesi gibi. ateş viskisi gibi diye bir benzetme yapmıştı bu kitap hakkında zamanında kıymetli bir dostum, insanın boğazını yaksa hatta bazen tüm bildiklerini kustursa bile yine de içmeye devam etmek istiyor insan. bir kitap okuyup değişmez hayatlar veya hayatın anlamını bulmak için okunmazlar da ama bu demek değil ki bazı kitaplar insanın iç dünyasının bir aynası olmayacak. aynaya uzun bir bakış atmak için okunması gereken, türk edebiyatının en güzel eserlerinden. hatta belki de benim bu kitap hakkında söyleyebileceğim en güzel şeyi tutunamayanlar kitabında yazmış zaten oğuz atay: gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.

bir noktada böyle, daha çok şey söylemeyi dilerdim ama bundan fazlasını söylemek bir noktada ziyan olmaz mı?


"beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben van gogh'un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız, beni tanımalısınız."

“derler ki tarla kuşu bütün gece öttüğü zaman, tarla faresi bütün ihtiyatı elden bırakır ve yuvasından çıkarmış. ve beni deliğimden sen çıkarmıştın. ve sonra bütün hayallerimi yıktın. yönetimi eline aldın. ve sonra birlikte sokakta yürürken, istediğin yerden karşı kaldırıma geçmeğe cesaret ettin.”

"insan elbette konuşmak istiyor; dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. fakat kelimeler insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor."

"kendime engel olamıyorum: yanımda sıcak bir varlık bulunca bencil oluyorum. insan, sevdiğini üzmek pahasına ondan yararlanmaya çalışıyor. bu arada benim gibi, aşağılık durumlara düşüyor. çünkü neden? çünkü yalnızlık ve karanlık onu vahşileştiriyor."

"iyi romanların okuyucusu olmaktansa, kötü romanların kahramanı olmak istiyordu."

"artık sanki yaşamıyorum, yaşayan birini seyrediyorum; daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. bir roman, kendini okumaya başlasaydı herhalde bu kadar sıkıcı bulurdu kendin."

"kafam cam kırıklarıyla dolu. bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?"

"insanlara kaptırma kendini, durmadan koşuşma, onlara uyma, insan bir makinedir, bir yerde bozulur, yavaş yavaş kullan aklını, şimdi biraz dinlen, şimdi hep birlikte saçmalayalım, aklımızı dinlendirelim, mantığımızı dinlendirelim, rüyada yaşayalım."

"pusuda bekleyen kötü hayaller, eziyet eden görüntüler birden saldırıyordu üstüme. yarım kalmış işkenceler, artık sıralarının geldiğini düşünerek ortaya çıkıyordu."

"bilirsiniz bu doktorları. insanlarla birlikte bulunma dediler. yalnız kalma dediler. sevinme dediler."

"kendimi iyi hissetmiyorum bilge. beni bir daha görmek isteyeceğini sanmıyorum. kendimi suçlu hissediyorum. doğduğum günden başlayan bir suç dizisi içindeyim. seni görmek istemiyorum, seni görmek istemiyorum. aynı olayları bir daha yaşayacak gücüm kalmadı. beni unut -belki de unuttun- beni unut. başıma gelecekleri düşünme. ne yaptığımı, nasıl yaşadığımı merak etme. sana anlatması zor. sevmesini bilmeyenler kaderlerine razı olmalıdırlar. oluyorum. eyvallah. iyi değilim fakat üzüntülü de değilim; bak gülüyorum: ha-ha."










devamını gör...

"geleneksel olarak, halihazırda okuyan öğrencilerinin tümünü kızların oluşturduğu ve kadınlara pozitif ayrımcılık uygulayan bu eğitim kurumlarına genel olarak 'kadın üniversitesi' deniliyor.

japonya'daki 800'ün üzerindeki üniversitenin 80 tanesi bu şekilde kurulmuş.

1871'de meiji restorasyonu sırasında batı'ya gönderilen üç kız öğrenciden biri olan umeko tsuda'nın 1900 yılında japonya'ya geri döndüğünde tokyo'da kurduğu, ingilizce eğitim veren özel tsuda üniversitesi de bu tür kadın üniversitelerinden biri.

ancak o dönemin şartları gereği seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere pek çok haktan mahrum olan japon kadınlar için tsuda'nın öngördüğü eğitim modeli, 'zarif, her istenileni yapan ve kibar kadınlar' yetiştirmekti.


ülkenin en eski kadın üniversitesi olan tokyo'daki ochanomizu üniversitesi, times higher education'ın 2019 yılı için yaptığı sıralamada dünyadaki ilk 1000 üniversite arasında yer almasa da, japonya sıralamasında 25'incilik ile en başarılı kadın üniversitesi olarak ortaya çıkıyor.

bir başka kadın üniversitesi olan yine tokyo'daki showa kadın üniversitesi, öğrenci sayısı giderek azaldığı için kampüsünü liselere ve üniversitelere kiraya veriyor".buradan
devamını gör...

çay,kitap,yağmur.
devamını gör...

bu hafta esnek çalışma düzenine geçiyoruz
devamını gör...

x ve y kuşağının tercihleri sonucu kendilerini rezil bir hayat bekleyen kuşaktır. bir de rezil ettiğimiz hayatı sanki kendileri seçmişler gibi onlara yükleniyoruz ona üzülüyorum.
devamını gör...

aklıma kesmeşeker'in ne zaman gitti tren şarkısını getiren yeni yazarımızdır. hoş gelmiş, sefalar getirmiş.
devamını gör...

yaşadıklarımdan öğrendiğim bir değil çok şey var. öğrendiğim bazı şeyler bir şiirde mısralar olmuş. izninizle o şiiri paylaşmak istiyorum sizlerle.

bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden…
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları…
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“o benim.” diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak…


not:bu şiir can yücel'e ait değildir. gerçekte kime ait olduğunu bulamadım. bilen yazarlar beni bilgilendirirse çok mutlu olurum.

şairi buldum editi: yukarıdaki şiir perihan özcan'a aittir. yardımcı olan yazarlara teşekkür ediyorum çok çok.*
kaynaksız olmaz
devamını gör...

bir gün oğlum olursa ona öğreteceğim şey, gönül almak için uğraşmanın erkeklik gururundan hiç bir şey götürmeyeceğidir. sözünün sahibidir.
devamını gör...

inşaat izlemek ata sporumuzsa, bu soru da ata sorusu olacak sorudur.

insanımız meraklıdır, haddi olmayan soruları sormakta ise daha da meraklıdır. en güzel cevap ‘sanane’ dir ama ben kibarlığımdan diyemedim bir türlü.

ben bir çoklarına göre geç bir yaşta evlendim. 39 yaşımdaydım evlendiğimde. bu süre boyunca bu soruya kaç kere maruz kaldığımı sizin hayal gücünüze bırakıyorum.

bir de o yaşlara gelince sorular yön değiştiriyor. misal, direk evli misin diye soruluyor. hayır denince de ikinci soru geliyor: boşandınız o zaman?. yani o yaşta hiç evlenmemiş olma ihtimalim düşünülmek bile istenmiyor. bu soruya da hayır hiç evlenmedim şeklinde cevap verince de konu kapanmıyor. bu sefer de ,’niye evlenmedin?’ sorusu geliyor ki artık insana da gına geliyor.

neyse evlendik 3 yıl kadar önce. ama halkımızın merakını başka bir şey kurcalamaya başladı: ne zaman çocuk yapacaksınız? çevremden arkadaşlarıma kadar herkesten bu soruyu duymaktan bıktım efendim, aha burama kadar geldi hatta. bir iki tanesine, olmuyor çocuk falan dedim, yine durmadı. bu sefer de ‘olur ya, tüp bebek falan deneyin, bak başkaları doğuruyor bu yaşlarda,vb bla bla bla. belki istemiyorum o tüp bebek stresini ya da çocuk istemiyorum belki.

yani demem o ki, ne milletin merakı ne de soruları biter. benim burama kadar geldi; ilk soracak kişiye, kibarlığı bırakıp ‘sanane’yi yapıştıracağım.
devamını gör...

kars'ın bir ilçesidir. aras nehri yatağında olduğundan dolayı verimli topraklara sahiptir. ılıman bir iklime sahiptir. ığdır-erzurumyolu üzerindedir.
devamını gör...

"yâre tenha sözlerim var,
ben diyemem ele karşı."

devamını gör...

deniz tekin - yalnızlık ömür boyu (cover)
devamını gör...

sırt masajı esnasında kulunc un yerini tarif etmek için söylenen sözdür.
devamını gör...

soru eki kullanmayıp jest minik ve vurgu ile cümleme soru anlamı verebiliyorum.
devamını gör...

en sevdiklerinizden biri bir gün artık bu dünyadan gidince ilk en büyük şoku atlattıktan sonra diğer en sevdiklerinizin de bir gün bu dünyadan gidebileceği gerçeğini fark etmek.
yaştan bağımsız bir fark ediş bu elbette.

can'ın pamuk ipliğine bağlı olduğunu bilmekle hissetmek hiç aynı şey değilmiş. bilmek, hissetmek, görmek her biri bambaşka anlamlar taşıyormuş.

dahası bir gün o son uykuya yattıktan sonra yaşamın senden sonra nasıl olacağını da fark etmek.
devamını gör...

zagor diye bilirdik.
devamını gör...

atasözü mü bilmiyorum fakat öyle kabul görmesi gereken bir söz bence:
''ata kızarak eşeği yol arkadaşı seçenin gideceği yer ahırdır.''
devamını gör...

frederick forsyth, fransa'da gazeteciyken yayınladığı roman. abd, ingiltere ve fransada best seller olur. filmin 1973 tarihli film uyarlaması kitaba büyük oranda uygundur, ama kitaptaki ayrıntıları, politik olayları ve gerilimi hakkıyla hissettirmez. 1997 yılında bu kitap baz alınarak ama içeriği oldukça değiştirilerek the jackal adında bir film yapıldı. bu film eğlencelik izlenebilir. zira kitapta polisler çakal isminden başka bir bilgiye sahip değildir ve bu sadece bu isim sadece bu suikast operasyonu için kullanılır ama bu filmde tetikçinin lakabı çakaldır ve onu görenler bile vardır. hatta bu görenler yöntemlerini bilirler. kitapta kiralık katil hakkında hiçbir fikri olmayan polislerin ipuçlarını toplaması gerilimi anlatılır. kitabın başları hakkında çok hafif spoilerlı bilgi

cezayirin, fransadan ayrılmasını istemeyen terör örgütü oas elemanları cumhurbaşkanı charles de gaulle'ü öldüremeyince bir kiralık katil tutarlar. katilin gerçek ismi ve milletini tutanlar dahi bilmez ve romanda hiç geçmez. oas yetkilileri kiralık katile operasyon sırasında ulaştıklarında nasıl bir kod adı kullanabiliriz diye sorarlar. kiralık katilde onlara ''madem avdan bahsediyoruz. o zaman çakal diyelim.'' der. fransız polisi oasnin bir planı olduğunu bilir bu nedenle oasnin bir fedaisini yakalayıp konuşturur sorgu sırasında çakal ismini öğrenirler ve insan avı başlar.
buradan
devamını gör...

bu bir şeylere kızıp giderken ki duyurulara çok özeniyorum ya. işte bu insanlar kendisini çok seven insanlar. ben mesela kendimi hiç bu derecede sevemedim. empati köpeği bir insanım. bir şeye kızsam da derim ki:vardır senin de bir eksiğin. yani hata yapmamışsam bile, yapılan hatayı düzeltmeye yeterince bir şey yapmamışım demek ki diye düşünür, ceketimi alır giderim. ama böyle, benim gibi mükemmel bir insanın bu çöplükte işi olamaz düşüncesiyle, kendimi paralayan bir yazı veya yazılar yazamam.

- şu ana başrol olan arkadaş için değil bu sadece ki buradaki entrysi dışında bir entrysini dahi okumadım. yani bu yazıyla olayı kişiselleştirmiyorum. -

tamam tabii ki bulunduğunuz yerden memnun olmama ya da birileriyle sorun yaşama durumunuz olabilir. belki ileride benim de olabilir. ama olaya çözüm bulmanın yolu bu değil yahu. tabii çözüm bulmak isteniyorsa. istenen zaten gitmekse, havada nem olmasa, ağızlarda kuş olsa gidenin önüne geçilmez. o halde gidene elveda.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim