hukukun aradığı şartları taşımasına rağmen, kanunun emredici hükümlerine aykırı bir durumu ortaya çıkarması durumudur.

örnek verecek olursak; çemişgezek belediyespor'un başına akli dengesi yerinde olmayan bir başkan getiriliyor. bu başkan önüne geleni transfer ediyor. mukavele imzalıyor ve mutlak butlan burada devreye giriyor, akıl yoksa mukavele de yok diyerekten işlemi geçersiz kılıyor.
devamını gör...

ekşi sözlük'te takılırken başıma gelen durumdu. gündem'e baktığımda ve yazılan entry'leri okuduğumda içim huzursuzlukla doluyordu. beni rahatsız eden kötü olaylar değil de, insanların tepkileri ve kendilerini ifade ediş biçimleriydi. en çok favorilenen entry'ler nefret söylemleriydi, gerçekten kafa yormamız gereken felaketler hakkında yazıp çizen pek yoktu. zaten depresif bir insanım, bir de bunları gördükçe içimi yapış yapış bir umutsuzluk duygusu kaplıyordu. yaşama tutunsam ne olacak diyordum kendi kendime, çevremde böyle insanlar olacaksa hayat yaşanmaya değmez. ama kafa sözlük bir şeyleri değiştirdi bende. burada çok değerli yazarlar tanıdım, bilgili ve kültürlü insanlar, kalpleri hassas insanlar... artık hayat her şeye rağmen yaşanmaya değer, hâlâ güzel insanlar var, diye düşünüyorum. burada yazan herkese teşekkür ederim o nedenle, içimdeki umut duygusunu yeşerttiniz.
devamını gör...

trabzon'un, yükseklikte yayla ayarında olan yemyeşillikte tavan olabilecek
isviçre alpleri gibi olan ilçesidir.
tereyağı ve silahı ile meşhurdur.
devamını gör...

kedi bacağı hangi büyüyü bozuyor, ya da buna inanan insanlar neyin kafasını yaşıyor düşüncesini akıllara getiren idda.

antalya candost derneği başkanı arife yanık, son zamanlarda ayakları kesilen kedilerin sayısının artmasıyla ilgili, "yeni bir inanışa tapan kitleler mi oluştu?’ derken sanatçı haluk levent de sosyal medya hesabından "şarlatanlar, köpek ve kedilerin ayaklarını keserek büyü bozduklarını dile getirip para kazanıyorlar" diye tepki gösterdi.buradan
devamını gör...

küfürlü içerik paylaşmak.
devamını gör...

25 yıl yaşadım. hukuk okudum, liseli bir ergenin tepkisel olarak yaptığı bir seçimdi. bölüm şu anda umrumda değil. ruhsatı 1-2 aya alacağım ve hala ne yapacağımı bilmiyorum. kendi hayatımı kendi ellerimle mahvettiğimi düşünür dövünürüm hala, geç büyüdüm biraz. hatrı sayılır güzellikte bir ömrüm olmadı, absürt çelişkiler-engeller-angaryalar arasında sıkışmışlık ve dağınıklık içinde stres dolu bir hayat. huzurla nefes aldığım günler sayılıdır.
çok sonradan farkına vardığım şey ise huzurlu hissettiğim her anın hep bazı katı gerçeklere sırtımı döndüğümde gerçekleşmesiydi. küçümsemeyin, çünkü bu gerçekleri yadsıma meselesi melankolik ve genel olarak depresif bir ruh haline sahip insanlar için paha biçilmez bir psikolojik terapidir. ya da kişisel gelişimci gibi konuşmayı bırakıp şöyle söyleyelim bu çarpıtmanın kendisi bir köle ahlakıdır.
ben, 2 senelik inişli-çıkışlı karşılıklı olarak da çeşitli fedakarlıklarla geçen ilişkimde hiç ummadığım bir anda aldatıldım.
zor bir hazım sürecinden sonra -buraya üç harfle hemencecik yazılan zor kelimesi çok fazla şey taşımaktadır- karşımdaki kişiye kendi zihnimdeki ideal insanı giydirdiğimi, bunun ilişki içerisindeyken karşı tarafı gerçekten tanımayı imkansızlaştırdığını, sürecin benim için kör ve mutlu olarak geçtiğini gördüm. ilişki içerisindeyken görmezden geldiğim veya yüzleşmediğim bir çok şeyi işin dışına çıkıp rasyonel bir şekilde düşündüğümde karşımdaki kişinin karakterine ve mizacına dair onlarca ipucuyla yüzleşmediğimi ve onları görmezden geldiğimi farkettim. manipüle olmuştum ancak bunun farkına, manipüle olduğum sürecin dışına çıkmadan varamazdım. burada sorun ilk baştaydı, yani manipüle olmanın kendisiydi sorun. hatta en son aldatılmama bu kadar şaşırmama şaşırır bir halde buldum kendimi.
bu bireysel ve insan-insana edinilen tecrübeler bir çok teorik aydınlanmadan güçlüdür. doğrudan öznesinin siz olduğu bir süreç sonu gelinen duygu durum değişimlerine kitaplarla gelinmez. bunu eskiler hakk-ul-yakîn/ ayn-ül-yakîn/ilm-ül-yakîn diye ayırmışlar.
bu ayrım kısaca şunu ifade eder; size denizde yüzmenin nasıl olduğunu anlatırım ve yüzmek hakkında bir takım teorik bilgilere sahip olursunuz, sonrasında gelir yüzen insanları kendiniz izler ve bilginizi güçlendirirsiniz. ancak hakk-ul yakin olmak için o denize girmeniz şarttır. girmezseniz, suyun teninize değmesinin nasıl bir şey olduğunu hiçbir zaman öğrenemezsiniz. yani gerçek anlamıyla yüzmek nedir bunu bilmek için teorilerle yetinemezsiniz. bundan dolayı insanı asıl dönüştüren şey tecrübeleridir, düşünceler sonradan gelir.
kişi yapıp ettiklerinin çoğunu düşünceleri ile değil, duyguları -veya buraya güdüleri de yazabilirdim aynı şey- ile yapar. ki bilindiği gibi 2500 senedir sanılanın aksine insan irrasyonel bir varlıktır. bu gerçeklerin farkında olduğum için saç-baş yolmadım tabiki. ilk başta kendime kızsam da bunun yersiz olduğunu anlamam için insan doğası üzerine biraz kafa yormam yeterli oldu. çünkü kadın-erkek ilişkilerinde belirleyici olan şey güdüler ve duygulardır. karşı cins işin içine girdiğinde denklemde hep fazladan bir bilinmeyen daha olur. bu tür doğal güdülerin ve duyguların işlerlik kazandığı her türlü ilişkide akıl karardığı için kişi manipüle olmaya açık hale gelir. gördüğünüz gibi çok zor bir denklem değil bu. tabiki denklem dıştan bakarken zor değil, ilişkinin içindeyken denklemi dahi göremezsiniz ki bir de çözeceksiniz. imkansızdır. tüm bunlardan dolayı da; süreç sonunda "bunların nasıl farkına varamadım", "ne salakmışım" tarzı gereksiz yakınmaların hiçbir anlamı yoktur. çünkü ilişki içerisinde iken burada anlattığım gibi teorik ve rasyonel süreçler yoktur. benim birçok şeyi gözardı etmem bilinçli olarak yaptığım bir şey değildi. orada schopenhaur'ın "irade" dediği ve kör bir bilinci oturttuğu güç hakimdi. aklı kapatan duygu durumlarının içerisindeyken hiçbir zaman rasyonel olarak kendinizi çözümleyemezsiniz. o yüzdendir ki vaizler her zaman felsefecileri yenerler. duyguya oynayan her zaman kazanır. kimse heidegger'in teorik-soyut-anlaşılmaz dilini cübbeli ahmet hoca'nın esprilerine tercih etmez. çünkü insan esas itibariyle doğal bir varlıktır ve onu bükerek-çarpıtarak yani düşünerek kültürü inşa etmiştir. bu sahte yapıntılar içinde insan sadece duygulara-inançlara ihtiyaç duyar. hiçbir zaman "düşünce" bir ihtiyaç olmamıştır. çünkü düşünce yalnızlaştırır, belirli ortak gelenek-inanç ve duygulara dayalı olarak oluşan toplum, bunların tümünü düşünerek yadsıyan tek başına bir adamdan doğal olarak nefret edecektir.
aciz bir varlık olan insanın aklının kusurlu yapısı rasyonel olarak çalışmaz. hayatta kalmak için ötelerden gelen bir anlama- amaca ihtiyacı vardır. bu amacın etrafında kümelenenler işbirliği içinde yaşayabilir, düzen kurabilir, gelenekler icat edebilir ve birbirlerine güvenebilirler. bu sahteliklerin kurulmasının yegane amacı budur. hayatta kalmak için doğayı gerek teorik gerekse pratik bunca çarpıtmaya karşın gerçekliğin kendisi dolaysız olarak romantize edilecek veya anlamlandırabilecek bir şey değildir. gerçeği çarpıtmanın benim yaşadıklarım gibi ağır bedelleri vardır, ilk başta düşünmek yalnızlaştırsa da, kişi kendi hayatının öznesi olmayı ve nasıl olduğunu bilmediğimiz ve fırlatıldığımız bu varoluşu en gerçekçi kavrayışı düşünerek kazanır.
insan bilmediği şeye arzu duyamaz. hiç somon füme yemeyen birinin canı balık çekemez. düşünmek de böyledir, düşünmenin ve sağduyuyu yıkmanın hazzı onu tatmadan, başlangıçta birçok bedeli göze alarak yola çıkıp düşünmeden bilinemez. gerçeği olana indirgeyen ve kavramı tanımayan hiçkimse kendi hayatının öznesi olamaz. edilgenleşir ve içinde bulunduğu popülist akışın müşterisi olarak kalır. müşteri olarak kalmak bütün içerisinde birey olarak erimek demektir ve bu anlamsız ve yaşanmaya değmeyen bir varoluş tecrübesidir. neyi niçin yaptığını düşünsel olarak temellendiren kişi, önceden ona verili ve kurulmuş hiçbir hakikati ve kültürü kabullenmediği kendi ahlakını ve dünya görüşünü kendisi düşünerek inşa ettiği için "kendisi için varlık" olabilir. bütün bunlardan dolayı düşünmek ilk başta yıkıcı bir faaliyettir ve yıkmak gerçek anlamda özne olmanın tek şartıdır. işte bu tecrübe gerçekle temas etme şansını doğurur.
dil, görüntü veya yazı ile kurulan anlatıların hepsi gerçeği, öyle veya böyle indirger, gerçeği kendisi imal eder ve bu sahtedir. çoğu psikolojik-sosyolojik krizin de muhtemel sebepleri bu anlatıların gereğinden fazla topluma mal olması ve gerçekle ilişkinin imal edilmiş-üretilmiş şeyler üzerinden kurulmaya çalışılmasıdır. bu durum tüm topluma sirayet ettikçe hastalık da kolektif bir salgına dönüşmektedir. bu salgının dışında kalmak yukarıda dediğim düşünsel bir süreçle mümkündür.
bu süreçte edinilenlerin doğru-yanlış olması önemli değildir. önemli olan sağduyudan kaçınabilmek, yanlış da olsa öznenin ve kurucu ögenin insan olmasıdır. aristo'da yanıldı. biz bugün yerçekimini biliyoruz yani aristo'nun iddia ettiği gibi maddenin hareketinde bir erek yok, mesele kütleçekim. ama öyle güzel yanılmıştır ki aristo, o yanlışlardan bugün medeniyet dediğimiz şey doğmuştur.
leyla ile mecnun hiç yaşamadı. yaşadılarsa bile leyla şu an akp'li bir müteahhitle evli. rant konuşulan yemeklerde eşinin yanında gururla boy gösteriyor, instagrama yeni boyattığı evini atıp çevresine nispet yapıyor. lost dizisindeki gibi bir ada yok. hiçbir zaman da olmadı. insanlık hiçbir zaman doğa kanunlarının öyle veya böyle kesintiye uğradığına şahit olmadı. zamanda yolculuk diye bir şey yok. şehir ve medeniyet dediğimiz şeyin temelleri savaş ve sömürüye dayalı. hayat koca bir lars von trier filmi gibi. hiçbir zaman adil bir dünya kurmak mümkün olmadı. ötelerden insanlığa haber getiren, uçan kaçan herkes sahtekar, deli veya hasta. bilimin katı yasaları ve felsefenin teorik kavramlarıyla kurulu bir kültür ve medeniyet var. ve bu medeniyet tamamen sahte. doğal değil, ancak çok güzel. insan ne kadar çarpıtmaya ihtiyaç duysa da gerçek, hiçbir zaman bizim içimizdeki çocuğu, sevgi kelebeğini, filmlerde etkilendiğimiz hikayeleri onaylamayacak. gerçek tüm ihtişamıyla ortada. tek otorite doğa. öyleki onunla veya ona rağmen her şeyi kuruyor ve yapıyoruz.
insan olmanın en temel şartı özgürlüktür. kölelik kalkalı 150 sene oluyor daha. biz insanlık tarihinin çok çok ilkel bir aşamasındayız. bundan böyle her şey hızla gelişecek, değişecek ve mekanize olacak. bu kulağa hoş gelmiyor, ancak böyle. tüm bunlara rağmen bir şekilde evimizi arıyoruz. bir anlam olsun, varlığımız anlam kazansın istiyoruz. otorite ve büyük anlatılar uyduruyoruz. en temel insani ihtiyacımız ironik bir şekilde özgürlüğü devrecek bir otorite bulmak. ama yok. hala arıyoruz.
devamı gelecek.
devamını gör...

kendimi geliştirmeye çalıştığım , eksik bulduğum yönümdür. hala bazen adam gibi konuş gibi söylemlerim var bir de kadın olacağım yapmamam lazım. :( ancak şöyle de bir gerçek var bizim sözlüğümüz, televizyonumuz, dergimiz, gazetemizin değişmeden bunun aşılacağını da düşünmüyorum biraz da alıskanlık cunku. iş insanı diyemiyorum mesela ben dilim hep iş adamına alışmış .
devamını gör...

fenerbahçenin futbolcusu. kasımpaşa maçında asıl mevkisinde görünce 10'u hatırlattı.(bkz: alex de souza)
devamını gör...

bazı eserlere kolaylıkla inceleme yapamazsınız çünkü hem siz sindirememişsinizdir hem de ne söyleseniz, hangi kelimeleri seçseniz eksik kalacaktır. işte en sevdiğim yazar sabahattin ali'nin kuyucaklı yusuf'u tam olarak böyle bir eser.

bu kitabı ancak ikinci kez okuduğumda hakkında inceleme yapma haddini kendimde bulabilirim. sadece şunu söylemeliyim, selahattin bey yaptığı ve yapmadıklarıyla, düşündükleri ve düşünmedikleriyle nedense kalbime dokundu. çok tanıdık geldi bana fakat bir o kadar da uzak. onu tanıyorum sanıyorken bir de baktım ki hayır, istesem de tam manasıyla tanıyamam. aynı hissi kitabın sonundaki olay anlatılırken yusuf için de hissettim.

kitap kısaca ailesi öldürülen yusuf'un bir kaymakam tarafından evlatlık alınmasını ve insanların tüm yüzsüzlüğü ve işine geldiği gibi davranmalarına rağmen yusuf'un değişmeyen tavrını konu alıyor.


hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var...
devamını gör...

#870696

vallahi, bu sefer vallahi benim suçum yok, png kurbanıyım inan cenk.*

(bkz: admin uyuma ortama nifak salma)

şimdi akıma geldi de editi : yav holosko artı bir miktar para versem benim ses kaydı yayınlanmazsa olur mu? ahaha
çünkülüm yengeniz ile bu ses kaydı yüzünden atışmıştık o günlerde, ben de gider olsun diye tek başıma kafa kıyak bu kaydı yapıp yollamıştım, puh!
sesim de çok kötüdür iyi mi, uy anam garip anam!
devamını gör...

biriyle yüz yüze konuşurken, arabayla seyahat ederken ve başka pek çok durumda boynu ağrıyan erkektir.
devamını gör...

orda, bir köy var uzakta
gitmesek de kalmasak da
o köy bizim köyümüzdür *

gülen gözler okusun, öğrensin.
küçücük katkılarımız kocaman olsun yüreklerde bir ömür.
sevgi ve iyilik yayılıp çoğalsın.
kafa sözlük ailesine teşekkürler, içimizi ısıtan haberler için.
devamını gör...

adı üstünde tek başına kalmaktır. tüm günün yorgunluğunu üzerinizden atıp kendinizle az da olsa baş başa kalmak için bir vakit yaratmanın tam vaktidir gece saatleri. hayaller kurun, derin düşüncelere dalın. kitaplar okuyun, şiirler dinleyin. en ama en önemlisi kendinize sorun ben en çok neyi seviyorum diye ki aşağıda yazdığım şiiri içtenlikle okuyup daha da derin düşüncelere dalabilesiniz.

''bir gece,
gecede bir uyku..
uykunun içinde ben..
uyuyorum,
uykudayım,
yanımda sen.

uykumun içinde bir rüya,
rüyamda bir gece,
gecede ben..
bir yere gidiyorum,
delice..
aklımda sen. ''


özdemir asaf
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ekşide yazar olmak için para verenler mi varmış diye şaşırdığım başlık. allah bi yerden verip diğerinden alıyor işte..
he, ben mi? iki sözlükte de yazmış fakir biriyim.
devamını gör...

çoktan tedavülden kaldırdığımız eski bir kelime. bir zamanlar trt sunucularının dilinden düşmez. ekrandan esenlikler dilerlerdi. ayrılırken de esen kalın derlerdi.
devamını gör...

atamın üşenmeyip tekrar detaylı bir şekilde anlatmasına ve meclis oturumunun bir miktar uzamasına neden olacak milletvekilidir. nitekim bambaşka bir görüş neticede...
devamını gör...

bilhassa gençlerin yalnızca oyunculuğuyla tanıdığı, müzisyen tarafı pek bilinmeyen şahane bir sanatçı. o kadar güzel şarkıları vardır ki, ilk dinleyişte yakalar insanı. kendine has sesi, şarkılarında anlattığı hikayeler, şarkıların bestesi hepsi çok özgün, çok güzel gelir bana. ilk aklıma gelenler: nasıl anlatsam, tutsana ellerimi, olmaz, gidemediklerimiz, kördüğüm... isterim ki iyi müzik dinlemek isteyen herkes biraz da hümeyra dinlesin.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim