karl marx’tan damat adayına mektup
karl marx'ın kızı ile sıkı fıkı ilişki içerisinde olan paul lafargue'a yazdığı mektubu. mektubunda lafargue'ıın tembelliğinden yakınıp kızı ile arasındaki ilişkiye mesafe koymasını, ciddi olmadığı takdirde kızı laura'dan uzak durmasını tembihliyor.
--- alıntı ---
azizim lafargue,
aşağıdaki tespitlerimi iletmeme izin vereceğinizi umuyorum.
1. eğer kızımla ilişkilerinizi sürdürmek istiyorsanız, ona ‘kur yapma’ tarzınızdan vazgeçmeniz gerek. gayet iyi biliyorsunuz ki henüz verilmiş bir evlenme sözü yok ve hiçbir şey belli değil. laura usulüne uygun şekilde nişanlınız olsaydı da, bu işin uzun vadeli olduğunu unutmamanız gerekirdi. fazla samimiyetin yol açacağı davranışlar da burada uygunsuz kaçıyor. çünkü bu durumda iki sevgilinin birbirlerine güçlü arzular duydukları halde aynı yerde oldukça uzun süre birbirlerine yaklaşmadan yaşamaları gerekiyor.
2. yalnızca bir haftalık bir jeolojik dönem içinde bile tavırlarınızdaki değişikliği dehşet içinde izledim. fikrimce gerçek aşk, ihtiyat, tevazu ve hatta aşığın maşuğa karşı çekingenliği içinde ifade edilir. asla ihtiras içinde kendini kapıp koyuvermekle ve zamansız samimiyet gösterileriyle değil. siz bu karmakarışık mizacınızı sergilediğinizde, kızımla davranışlarınız arasına aklımı koymak da bana düşüyor. eğer ona olan sevginizi londra boylamıyla uyarlı bir biçimde göstermekten acizseniz, tavsiyem onu uzaktan sevmenizdir. bunun üzerinde daha fazla durmayacağım.
3. laura’yla olan ilişkilerinizi belirginleştirmeden önce ekonomik durumunuza ilişkin ciddi bilgiye ihtiyacım var. kızım işleriniz hakkında bilgi sahibi olduğumu zannediyor. oysa yanılıyor. bu sorunu şimdiye kadar ortaya atmadım çünkü kanımca bu girişimin sizden gelmesi gerekirdi. biliyorsunuz ki elimde avucumda ne varsa hepsini devrimci mücadeleye harcadım. buna pişman değilim. tersine, eğer hayata yeniden başlayacak olsaydım yine aynı şekilde hareket ederdim. yalnız, evlenmezdim. gücüm yettiğince kızımı, annesine hayatı zehir eden zorluklardan kurtarmak istiyorum. benim dolaysız etkim olmasa (bu benim açımdan zayıflıktır) ve sizle dostluğum kızımın seçimlerini etkilemese, bu iş hiçbir zaman bugünkü halini almazdı. o nedenle ağır bir kişisel sorumluluk taşıyorum. şu anki durumunuza gelince, bunun peşine düşmemiş olsam da, elime geçen bilgiler pek tatmin edici değil. fakat bunu bir kenara bırakıyorum. genel durumunuza gelince, henüz öğrenci olduğunuzu, fransa’daki kariyerinizin liege olayı nedeniyle yarı yarıya çökmüş olduğunu, ingiltere’ye intibak edebilmeniz için en gerekli araç olan dilin sizde çok eksik bir unsur olduğunu ve en iyi halde bile başarı ihtimallerinizin (?) ne kadar şüpheli olduğunu biliyorum.
gözlemlerimden çıkardığım sonuca göre, işlere heyecanla başlamanıza ve iyi niyetinize rağmen, çalışkan bir mizaca sahip değilsiniz (not: lafargue daha sonra tembellik hakkı’nı yazdı). bu şartlar dahilinde kızımla birlikte hayat gemisine binebilmeniz için size dışarıdan destek gerekecek.
ailenize gelince, hiçbir şey bilmiyorum. bir miktar zenginliğe sahip olduklarını farz etsek bile, bu onların sizin için fedakarlığa katlanmaya pek hevesli olduklarını kanıtlamaz. dahası onların sizin bu evlilik projenizi nasıl karşıladıklarını bile bilmiyorum.
tekrar ediyorum, bütün bu noktalar hakkında bana olumlu açıklamalar gerekiyor. zaten hayata gerçekçi şekilde bakan siz de kızımın geleceğine idealist bir bakış açısıyla bakmamı beklemezsiniz. şiiri ortadan kaldırmayı düşünecek derecede müspet bir insan olan sizin, kızımın zararına olacak şekilde şairane davranışlarda bulunmamanız gerekir.
4. bu mektuptan doğabilecek bütün yanlış anlamaları önlemek için size şunu bildiririm ki, hemen şimdi evliliği akdetme iktidarına sahip olsaydınız bile bu yine de olmazdı. kızım reddederdi. ben de şahsen bu işe itiraz ederdim. evlenmeyi düşünmeden önce olgun bir adam olmanız ve hem sizin hem de kızım için uzun bir tecrübe dönemi gerekiyor.
5. bu mektup ikimizin arasında sır olarak kalırsa çok memnun olurum.
cevabınızı bekliyorum.
en iyi dileklerimle,
karl marx
--- alıntı ---
alıntı: etilen sosyete
--- alıntı ---
azizim lafargue,
aşağıdaki tespitlerimi iletmeme izin vereceğinizi umuyorum.
1. eğer kızımla ilişkilerinizi sürdürmek istiyorsanız, ona ‘kur yapma’ tarzınızdan vazgeçmeniz gerek. gayet iyi biliyorsunuz ki henüz verilmiş bir evlenme sözü yok ve hiçbir şey belli değil. laura usulüne uygun şekilde nişanlınız olsaydı da, bu işin uzun vadeli olduğunu unutmamanız gerekirdi. fazla samimiyetin yol açacağı davranışlar da burada uygunsuz kaçıyor. çünkü bu durumda iki sevgilinin birbirlerine güçlü arzular duydukları halde aynı yerde oldukça uzun süre birbirlerine yaklaşmadan yaşamaları gerekiyor.
2. yalnızca bir haftalık bir jeolojik dönem içinde bile tavırlarınızdaki değişikliği dehşet içinde izledim. fikrimce gerçek aşk, ihtiyat, tevazu ve hatta aşığın maşuğa karşı çekingenliği içinde ifade edilir. asla ihtiras içinde kendini kapıp koyuvermekle ve zamansız samimiyet gösterileriyle değil. siz bu karmakarışık mizacınızı sergilediğinizde, kızımla davranışlarınız arasına aklımı koymak da bana düşüyor. eğer ona olan sevginizi londra boylamıyla uyarlı bir biçimde göstermekten acizseniz, tavsiyem onu uzaktan sevmenizdir. bunun üzerinde daha fazla durmayacağım.
3. laura’yla olan ilişkilerinizi belirginleştirmeden önce ekonomik durumunuza ilişkin ciddi bilgiye ihtiyacım var. kızım işleriniz hakkında bilgi sahibi olduğumu zannediyor. oysa yanılıyor. bu sorunu şimdiye kadar ortaya atmadım çünkü kanımca bu girişimin sizden gelmesi gerekirdi. biliyorsunuz ki elimde avucumda ne varsa hepsini devrimci mücadeleye harcadım. buna pişman değilim. tersine, eğer hayata yeniden başlayacak olsaydım yine aynı şekilde hareket ederdim. yalnız, evlenmezdim. gücüm yettiğince kızımı, annesine hayatı zehir eden zorluklardan kurtarmak istiyorum. benim dolaysız etkim olmasa (bu benim açımdan zayıflıktır) ve sizle dostluğum kızımın seçimlerini etkilemese, bu iş hiçbir zaman bugünkü halini almazdı. o nedenle ağır bir kişisel sorumluluk taşıyorum. şu anki durumunuza gelince, bunun peşine düşmemiş olsam da, elime geçen bilgiler pek tatmin edici değil. fakat bunu bir kenara bırakıyorum. genel durumunuza gelince, henüz öğrenci olduğunuzu, fransa’daki kariyerinizin liege olayı nedeniyle yarı yarıya çökmüş olduğunu, ingiltere’ye intibak edebilmeniz için en gerekli araç olan dilin sizde çok eksik bir unsur olduğunu ve en iyi halde bile başarı ihtimallerinizin (?) ne kadar şüpheli olduğunu biliyorum.
gözlemlerimden çıkardığım sonuca göre, işlere heyecanla başlamanıza ve iyi niyetinize rağmen, çalışkan bir mizaca sahip değilsiniz (not: lafargue daha sonra tembellik hakkı’nı yazdı). bu şartlar dahilinde kızımla birlikte hayat gemisine binebilmeniz için size dışarıdan destek gerekecek.
ailenize gelince, hiçbir şey bilmiyorum. bir miktar zenginliğe sahip olduklarını farz etsek bile, bu onların sizin için fedakarlığa katlanmaya pek hevesli olduklarını kanıtlamaz. dahası onların sizin bu evlilik projenizi nasıl karşıladıklarını bile bilmiyorum.
tekrar ediyorum, bütün bu noktalar hakkında bana olumlu açıklamalar gerekiyor. zaten hayata gerçekçi şekilde bakan siz de kızımın geleceğine idealist bir bakış açısıyla bakmamı beklemezsiniz. şiiri ortadan kaldırmayı düşünecek derecede müspet bir insan olan sizin, kızımın zararına olacak şekilde şairane davranışlarda bulunmamanız gerekir.
4. bu mektuptan doğabilecek bütün yanlış anlamaları önlemek için size şunu bildiririm ki, hemen şimdi evliliği akdetme iktidarına sahip olsaydınız bile bu yine de olmazdı. kızım reddederdi. ben de şahsen bu işe itiraz ederdim. evlenmeyi düşünmeden önce olgun bir adam olmanız ve hem sizin hem de kızım için uzun bir tecrübe dönemi gerekiyor.
5. bu mektup ikimizin arasında sır olarak kalırsa çok memnun olurum.
cevabınızı bekliyorum.
en iyi dileklerimle,
karl marx
--- alıntı ---
alıntı: etilen sosyete
devamını gör...
pame radyo yayını
pame'de bu hafta bir doğumgünü kutlaması var. * *

çağdaş yunan müziğinin farklı kulvarlarda üç kuşağını başarıyla temsil eden üç sanatçıyı birleştiren, aynı gün doğmuş olmaları. 29 eylül 1949 doğumlu yorgo dalaras'ın, 29 eylül 1957 doğumlu sokratis malamas'ın ve 29 eylül 1973 doğumlu fivos delivorias'ın doğum günlerini müzik kariyerleriyle, şarkılarıyla ve sesleriyle üç gün öncesinden kutlayacağımız üç mini bölümden oluşacak bu hafta pame.
bu üç renkli müzikal kişiliğe dair minik anekdotlar ve bolca müzikle pame radyo yayını, bu akşam saat 22:30'da sözlük radyosunda. bekliyoruz! *
blog.normalsozluk.com/

çağdaş yunan müziğinin farklı kulvarlarda üç kuşağını başarıyla temsil eden üç sanatçıyı birleştiren, aynı gün doğmuş olmaları. 29 eylül 1949 doğumlu yorgo dalaras'ın, 29 eylül 1957 doğumlu sokratis malamas'ın ve 29 eylül 1973 doğumlu fivos delivorias'ın doğum günlerini müzik kariyerleriyle, şarkılarıyla ve sesleriyle üç gün öncesinden kutlayacağımız üç mini bölümden oluşacak bu hafta pame.
bu üç renkli müzikal kişiliğe dair minik anekdotlar ve bolca müzikle pame radyo yayını, bu akşam saat 22:30'da sözlük radyosunda. bekliyoruz! *
blog.normalsozluk.com/
devamını gör...
regl olayının çok abartılması
abartmak..?! ''ucundan azcık'' temalı: maşallaaaah ve çeyrek altınların havada uçuştuğu, davul-zurna eşliğinde göbekler atıldığı sünnet düğünü gibi..? haa onlar erkek tarafı pardon ;)
devamını gör...
herkes gider mi sorunsalı
gider. ailenizdeki insanlar da sevgiliniz de en yakın arkadaşlarınız da gider. üzgünüm ama herkes herkesi bırakabilecek unutabilcek soğukkanlılığa sahip kendi içinde. ben bunu akrabam ailem dediğim insanlardan gördüm hem de çok yakın bi zamanda ve aklıma bile gelmeyecek kadar kötü olduklarını anladım. insanlar terk eder,unutur,kin tutar ve nefret eder. tabikii herkes için geçerli olan şeyler değil bunlar ama aklınızın bi köşesinde mutlaka bulundurun “bi gün beni öylece en zayıf anımda bile bırakıp gitme ihtimali var” düşüncesini. insan en yakınlarından bile o kadar beklemediği şeyler görüyo ki yeni tanıştığınız insanların bile gitme ihtimali olması çok doğal geliyo size bi yerden sonra.
yine de başlığı görünce aklıma gelen sevdiğim bi şarkıyı eklemek istiyorum.
cem adrian-herkes gider mi
yine de başlığı görünce aklıma gelen sevdiğim bi şarkıyı eklemek istiyorum.
cem adrian-herkes gider mi
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
mehmet akif ersoy'un oğlu emin ersoy hayatının son kısımlarını sokaklarda geçirmiştir. bence oldukça düşündürücü bir konudur.
devamını gör...
kadının aldatması vs erkeğin aldatması
eylemlerin cinsiyeti olmaz ikisi de karaktersizlik yapmış sayılıyor. ve aldatmak sadece fiziksel değil duygusal yönden de olduğunda iğrenç bir durum.
devamını gör...
60 yaşında saçını pembeye boyatmış chp'li teyze
yani teyze o ten rengine o renk saç gitmiş mi allasen? turuncu daha iyi olabilirdi. neyse * artık bir daha ki sefere.
devamını gör...
engellilere aşırı iyi davranmak
kafa’nın genel algı düzeyi ve ayşe arman samimiyetinde ilerleyen sığ hali belli ama...
sadece iki ayağı olduğu için kendini çok yeterli hisseden ve gördüğü her engelliye abartı bir nezaketle yaklaşan orta yaş plaza insanından nefret ediyorum.
karşısındaki zihinsel engelliye, işitme engelli muamelesi yapıp bas bas bağırarak "merhabaaaaaaaa nasılsın bakalımmmmmmmmm" diyen rahatsızlardan da keza.
bir insana her fırsatta, -çoğunluktan- farklı olduğunu hissettirmek için uç hareketler yapmak adiliktir.
bu tarz tipler ilk tartışmada "kes sesini be sakat" eşiğine kadar düşer.
engellileri bu boktan hayata ve bu aptallara karşı hazırlamak için daha özel terapiler lazım.
ayaklarıyla resim yapan bir kıza bu resmi picasso bile yapamazdı demek, tekerlekli sandalye ile basketbol oynayan birisine michael jordan gibisin demek büyük bir dönek kişilik gerektirir.
onlara sürekli farklı olduğunu vurgulayan bu dümbükler olduğu için bu insanlar sadece beyin gücü gerektiren yaratıcılıklarını daha iyi yansıtacakları alanlara kanalize olamıyorlar.
sadece iki ayağı olduğu için kendini çok yeterli hisseden ve gördüğü her engelliye abartı bir nezaketle yaklaşan orta yaş plaza insanından nefret ediyorum.
karşısındaki zihinsel engelliye, işitme engelli muamelesi yapıp bas bas bağırarak "merhabaaaaaaaa nasılsın bakalımmmmmmmmm" diyen rahatsızlardan da keza.
bir insana her fırsatta, -çoğunluktan- farklı olduğunu hissettirmek için uç hareketler yapmak adiliktir.
bu tarz tipler ilk tartışmada "kes sesini be sakat" eşiğine kadar düşer.
engellileri bu boktan hayata ve bu aptallara karşı hazırlamak için daha özel terapiler lazım.
ayaklarıyla resim yapan bir kıza bu resmi picasso bile yapamazdı demek, tekerlekli sandalye ile basketbol oynayan birisine michael jordan gibisin demek büyük bir dönek kişilik gerektirir.
onlara sürekli farklı olduğunu vurgulayan bu dümbükler olduğu için bu insanlar sadece beyin gücü gerektiren yaratıcılıklarını daha iyi yansıtacakları alanlara kanalize olamıyorlar.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
tanju okan - kadınım çalsın mı?
devamını gör...
durduk yere insanı mutlu eden şeyler
yağmurlu bir havada aniden çıkan güneş
güneşli bir havada aniden başlayan yağmur.
(bkz: beni bu güzel havalar mahvetti).
güneşli bir havada aniden başlayan yağmur.
(bkz: beni bu güzel havalar mahvetti).
devamını gör...
zor günlerden geçenlerin en iyi bildiği şey
bir gün mutlaka biteceğini çok iyi biliyorum.
her iniş beraberinde bir çıkışı getirir. tabi imkanını değerlendirebilene. keza her çıkışın da bir inişi olacağı unutulmamalıdır.
unutmayın hayran hayran baktığımız kimseye o imkanlar altın tepside sunulmadı. herkesin geldiği nokta için zor günlerden geçtiği, bedel ödediği bir gerçek. pembe hayatlara inanmayıp önümüze bakmak gerekiyor.
her iniş beraberinde bir çıkışı getirir. tabi imkanını değerlendirebilene. keza her çıkışın da bir inişi olacağı unutulmamalıdır.
unutmayın hayran hayran baktığımız kimseye o imkanlar altın tepside sunulmadı. herkesin geldiği nokta için zor günlerden geçtiği, bedel ödediği bir gerçek. pembe hayatlara inanmayıp önümüze bakmak gerekiyor.
devamını gör...
kuyucaklı yusuf
bazı eserlere kolaylıkla inceleme yapamazsınız çünkü hem siz sindirememişsinizdir hem de ne söyleseniz, hangi kelimeleri seçseniz eksik kalacaktır. işte en sevdiğim yazar sabahattin ali'nin kuyucaklı yusuf'u tam olarak böyle bir eser.
bu kitabı ancak ikinci kez okuduğumda hakkında inceleme yapma haddini kendimde bulabilirim. sadece şunu söylemeliyim, selahattin bey yaptığı ve yapmadıklarıyla, düşündükleri ve düşünmedikleriyle nedense kalbime dokundu. çok tanıdık geldi bana fakat bir o kadar da uzak. onu tanıyorum sanıyorken bir de baktım ki hayır, istesem de tam manasıyla tanıyamam. aynı hissi kitabın sonundaki olay anlatılırken yusuf için de hissettim.
kitap kısaca ailesi öldürülen yusuf'un bir kaymakam tarafından evlatlık alınmasını ve insanların tüm yüzsüzlüğü ve işine geldiği gibi davranmalarına rağmen yusuf'un değişmeyen tavrını konu alıyor.
hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var...
bu kitabı ancak ikinci kez okuduğumda hakkında inceleme yapma haddini kendimde bulabilirim. sadece şunu söylemeliyim, selahattin bey yaptığı ve yapmadıklarıyla, düşündükleri ve düşünmedikleriyle nedense kalbime dokundu. çok tanıdık geldi bana fakat bir o kadar da uzak. onu tanıyorum sanıyorken bir de baktım ki hayır, istesem de tam manasıyla tanıyamam. aynı hissi kitabın sonundaki olay anlatılırken yusuf için de hissettim.
kitap kısaca ailesi öldürülen yusuf'un bir kaymakam tarafından evlatlık alınmasını ve insanların tüm yüzsüzlüğü ve işine geldiği gibi davranmalarına rağmen yusuf'un değişmeyen tavrını konu alıyor.
hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var...
devamını gör...
çalışmak özgürleştirir
sonuna kadar katıldigim cumledir. bugun isterseniz bir hanenin icine girip bir insana bakin, isterseniz cerceveyi buyutun insana degil devletlere bakin, sahip oldugu ekonomik ve sosyal refahi sadece emek verip calisarak elde ettigini gorursunuz. bunun baska bir yolu var midir ben bilmiyorum. kolaya kacan, yan gelip yatan, hazir olani tuketen elbet bir gun birilerinin himayesi ve baskisinin altina girmeye mahkumdur. calismak gerek evet, uretmek gerek, prangalardan kurtulmak icin gece gunduz cabalamak gerek. ekmegin aslanin agzinda oldugu bir donemde yasiyoruz, kariyer sahibi olmak bile yetmiyorken, bir seyler icin emek verilmesin de ne yapilsin?
devamını gör...
14 mart tıp bayramı
"beni türk hekimlerine emanet ediniz"
gazi mustafa kemal atatürk
14 mart'ın tıp bayramı olarak kutlanmasının tarihi ıı. mahmut dönemine uzanmaktadır. 14 mart 1827'de, osmanlı saray hekimi mustafa behçet efendi'nin önerisi ile ilk cerrahhane olan tıphane-i amire ve cerrahhane-i amire kurulmuştur. ilk cerrahhanenin kurulduğu bu tarih, türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilmektedir.
tıp bayramı'nın ilk kutlaması, 14 mart 1919 yılında gerçekleşmiştir. işgal altındaki istanbul'da, dönemin tıp öğrencileri işgali protesto için toplanmışlardır. daha sonra bu protestolara dönemin ünlü doktorları da katılmıştır. böylece tıp bayramı, bir yurt savunma hareketi olarak başlamıştır.
aralarına dahil olmaktan gurur ve mutluluk duyduğum tıp dünyasının, çok değerli hocalarımızın, doktorlarımızın, tıp fakültesi öğrencisi arkadaşlarımın 14 mart tıp bayramı kutlu olsun.
bir senedir devam eden pandemi savaşında en ön safta savaşan, tüm zorluklara rağmen sabırla ve özveri ile görevlerini yerine getiren tüm doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın 14 mart tıp bayramı'nı kutluyorum. iyi ki varsınız.
gazi mustafa kemal atatürk
14 mart'ın tıp bayramı olarak kutlanmasının tarihi ıı. mahmut dönemine uzanmaktadır. 14 mart 1827'de, osmanlı saray hekimi mustafa behçet efendi'nin önerisi ile ilk cerrahhane olan tıphane-i amire ve cerrahhane-i amire kurulmuştur. ilk cerrahhanenin kurulduğu bu tarih, türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilmektedir.
tıp bayramı'nın ilk kutlaması, 14 mart 1919 yılında gerçekleşmiştir. işgal altındaki istanbul'da, dönemin tıp öğrencileri işgali protesto için toplanmışlardır. daha sonra bu protestolara dönemin ünlü doktorları da katılmıştır. böylece tıp bayramı, bir yurt savunma hareketi olarak başlamıştır.
aralarına dahil olmaktan gurur ve mutluluk duyduğum tıp dünyasının, çok değerli hocalarımızın, doktorlarımızın, tıp fakültesi öğrencisi arkadaşlarımın 14 mart tıp bayramı kutlu olsun.
bir senedir devam eden pandemi savaşında en ön safta savaşan, tüm zorluklara rağmen sabırla ve özveri ile görevlerini yerine getiren tüm doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın 14 mart tıp bayramı'nı kutluyorum. iyi ki varsınız.
devamını gör...
iç sesin psikolojik baskı uygulaması
iç sesimde bir çene var anlatamam.vır vır vır başımın etini yiyiyor.
devamını gör...
bir anneye verilecek öğütler
çocuğunu çok sev. onu diğerleri ile kıyaslamaktan vazgeç. mecbur kalmadığın sürece onu küçük yaşta çok yalnız bırakma. yere düştüğünde başını kaldırdığında ilk seni görsün. yarasını öp "bak geçti" de. ve ondan "seni çok seviyorum" cümlesini esirgeme. böylece çocuk büyüdüğünde içinde yaralar açılmamış olacak.
devamını gör...
başıboşlar
açıldığı zamandan beri trollerin de tadını kaçırdığını tahmin ettiğim mayınlı bölge.
bu tarafta olup herkesin göreceği şekilde entellere sataşmak daha zevkliydi, kabul edin. şimdi enteller o tarafa fazla takılmadığı ve kendilerine yapılan sataşmaları eskisi kadar görmediğinden keyfi ve anlamı kalmıyor tabii bu sataşmaların *
bu tarafta olup herkesin göreceği şekilde entellere sataşmak daha zevkliydi, kabul edin. şimdi enteller o tarafa fazla takılmadığı ve kendilerine yapılan sataşmaları eskisi kadar görmediğinden keyfi ve anlamı kalmıyor tabii bu sataşmaların *
devamını gör...
anlat istanbul
2005 yılında gösterime girmiş, senaryosunu ümit ünal’ın yazdığı, müziklerini gökhan kırdar’ın yaptığı bol ödüllü ve aldığı her ödülü ve fazlasını hak eden türk filmidir.
istanbul başlı başına bir masal kentidir. andersen de grimm kardeşler de ve benim hiç hoşlanmadığım la fontaine de istanbul masallarının karşısında şapka çıkartmak zorunda kalırdı.
istanbul’da geçen masalların sonunda gökten üç elma düşmez, düşse bile hak edene ulaşmaz, ulaşsa bile sahibine hayır getirmez. istanbul’un masalları aslında gerçektir. istanbul’un masalları karanlıktır. istanbul’un masalları bir vardır bir yoktur.
filmde herkesin bildiği 5 masal iç içe geçmiş hikayeler şeklinde ama istanbulca anlatılmakta. bu beş hikayenin bu kadar güzel anlatılmasının bir nedeni de her hikayenin ayrı bir yönetmen tarafından çekilmiş olması.
fareli köyün kavalcısı bu sefer hamelin köyünde geçmiyor. bir klarnetçinin hikayesi bu seferki ve bu filmin yönetmenliğini ümit ünal yapmış.

pamuk prenses öyküsünü kudret sabancı yönetmiş ama bu hikayede yedi cüce yok, cinsiyet ayrımına uğramış sekizinci cüce var. pamuk prenses, kötü kurt ve diğerleri ise yine istanbul dilinde anlatılmış.

külkedisi öyküsünü selim demirdelen yönetmiş ve benim en sevdiğim öykü sanırım bu oldu. külkedisi her zaman masum bir evlatlık kız olmayabilir, hele de bu masal istanbul’da geçiyorsa.

uyuyan güzel öyküsünün yönetmeni yücel yolcu. ben bu bölümde en çok selim akgül’ün oyunculuğunu beğendim.

ve beşinci masalımız kırmızı başlıklı kız ve yönetmeni de ömür atay. bu hikayede benim mutlu olduğum yan ise daha önce fatih akın’ın im juli filminde çok beğendiğim idil üner’in başrolde oynaması.

benden bu kadar, gerisini istanbul anlatsın. bir gündoğumunda galata köprüsünde görüşmek üzere.
istanbul başlı başına bir masal kentidir. andersen de grimm kardeşler de ve benim hiç hoşlanmadığım la fontaine de istanbul masallarının karşısında şapka çıkartmak zorunda kalırdı.
istanbul’da geçen masalların sonunda gökten üç elma düşmez, düşse bile hak edene ulaşmaz, ulaşsa bile sahibine hayır getirmez. istanbul’un masalları aslında gerçektir. istanbul’un masalları karanlıktır. istanbul’un masalları bir vardır bir yoktur.
filmde herkesin bildiği 5 masal iç içe geçmiş hikayeler şeklinde ama istanbulca anlatılmakta. bu beş hikayenin bu kadar güzel anlatılmasının bir nedeni de her hikayenin ayrı bir yönetmen tarafından çekilmiş olması.
fareli köyün kavalcısı bu sefer hamelin köyünde geçmiyor. bir klarnetçinin hikayesi bu seferki ve bu filmin yönetmenliğini ümit ünal yapmış.

pamuk prenses öyküsünü kudret sabancı yönetmiş ama bu hikayede yedi cüce yok, cinsiyet ayrımına uğramış sekizinci cüce var. pamuk prenses, kötü kurt ve diğerleri ise yine istanbul dilinde anlatılmış.

külkedisi öyküsünü selim demirdelen yönetmiş ve benim en sevdiğim öykü sanırım bu oldu. külkedisi her zaman masum bir evlatlık kız olmayabilir, hele de bu masal istanbul’da geçiyorsa.

uyuyan güzel öyküsünün yönetmeni yücel yolcu. ben bu bölümde en çok selim akgül’ün oyunculuğunu beğendim.

ve beşinci masalımız kırmızı başlıklı kız ve yönetmeni de ömür atay. bu hikayede benim mutlu olduğum yan ise daha önce fatih akın’ın im juli filminde çok beğendiğim idil üner’in başrolde oynaması.

benden bu kadar, gerisini istanbul anlatsın. bir gündoğumunda galata köprüsünde görüşmek üzere.
devamını gör...
kaybettiğimiz yakınlarımızı chat robotu olarak diriltme projesi
olmaması gereken şeydir. ölen birinin sevdiklerinde bıraktığı boşluğu kapatmak için çok uğraşıyor insanlar. bu sadece o boşluğu genişletmeye yarar bence. en azından benim için.
devamını gör...
