adolf hitler'in otobiyografisidir. aynı zamanda bir manifestodur. biz her ne kadar onu öğrenmek, bir insanın nasıl o hâle geldiğini anlamak için okusak da (en azından benim amacım buydu) bu kitap zamanında propaganda amaçlı yazılmış.
devamını gör...

ahlak ve terbiye yoksunu bazı insan demeye dilimin varmadığı kişilerin saldırısına uğramış canımın içi modum.
devamını gör...

benzin istasyonlarında satılan azdırıcı kahve ürünü logosu gibi.
yazılar ortalanmamış. çok büyük ciddiyetsizlik.
büyük ihtimalle telefon uygulaması ile yapılmış bir logo içerir.
devamını gör...

sevgi ve iletişim bence. evin içindeki bireyler birbirlerini gerçekten sevemediği sürece, o ev varsın dünyanın en güzel evi olsun, yine de o yuva hissini veremez. gerçekten sevmekten kastım da, yanlışıyla doğrusuyla karşındakini tamamen kabul edebilmektir bence. her halini kabul edemediğin kişiyi tam sevmiş olamazsın. yanlışa yanlış demek lazım tabii ki, uyarmak, karşındaki kişinin yanlışını düzeltmek için ona istiyorsa yardım etmeye çalışmak gerek ancak karşındaki kişi yanlış yaptı diye onu muhattap almıyorsan, karşısına geçip seni sevmiyorum diyebiliyorsan, ben seni böyle mi yetiştirdim diye bağırıp çağırabiliyorsan veya farklı versiyonu olan benim evlendiğim ... bu değil diyebiliyorsan işte bu gerçek sevgi değildir. ki yanlışlık doğruluk kavramı da kişiden kişiye değişir, çoğu “yanlış” görülen şey aile içinde hayat görüşü oluyor genellikle. benim de bahsetmek istediğim şey tam da bu zaten.

bir diğer unsur da üstte dediğim gibi iletişim kurabilmek, karşındakini anlamaya çalışabilmek. sırf karşındakinin düşündüğü şeyler aynı değil diye karşıdaki kişiye dinlememezlik yapılmamalı, ona sahip olunan fikirler empoze edilmeye çalışılmamalı, olduğu gibi kabul edilmeli insan. üstte bahsettiklerimle az çok aynı oldu bu dediklerim de zaten.

uzun lafın kısası ev içindeki bireyler birbirlerini oldukları gibi kabul edip sevdiği, çekinmeden her şeyi konuşabildiği sürece o ev yuva olabilir. en azından ben böyle düşünüyorum. belki de yuva tanımını değil de kendi evimde niye yuvamdaymışım gibi hissetmiyorum, onu anlattım. gerçi her halükarda pek bir şey fark etmez sanırım.
devamını gör...

geçen sezon büyük umutlarla galatasaray'a transfer olan şimşek gibi çakması beklenirken, cep telefonu flaşı kadar parlayamayan futbolcu.
devamını gör...

kafkaslar'ın güneyi, ortadoğun'nun kuzeyini içine alan; türkiye, ermenistan, iran, ırak, suriye'nin bir kısmını kaplayan jeopolitik bölgeye verilen isim.(bkz: tanım)

not1: jeokültürel bir bölge olduğunu özellikle belirttim. "bu bölgede kürt devleti kurulacak" diye bir şey yazmıyor. bilmem kaç yılında bu bölgelerde kürt kültürü hâkimdi ve kürdistan olarak anılmaya başlanmıştır.
devamını gör...

ge bıraya len keraneci!!!!

çocukluğumuzda duyduğumuz güzel cümlelerden.
devamını gör...

kimi ateistler allah'a şükretsinler, seküler ailelerden geliyorlar. benim gibi bazıları ise taaa homo habilis atalarımıza kadar hepsi dindar bireylerden oluşan ailelerden geliyor.

benim ailemde başı açık kadın yoktur. onların anneleri, nineleri de hep kapalıydı. erkekler de öyle... tabi başları kapalı değil, zihinleri kapalı. sülalede tunç, deniz, rüya, defne v.s. gibi isimler yoktur. isimlerin hepsi arapçadır. din ailemde öyle bir yerdedir ki dini ritüel olmadan hiç bir hareket yapılmaz. ayrıntılara girmeyeceğim... ama muhammet ve ona en çok biat eden araplar bile bizim aile kadar müslüman değildir.

neyse... efendime söyliyeyim, bir gün yine, arapça kelimelerin havada uçuştuğu dini sohbetlerin birinde çok dindar bir arkadaşım dedi ki "kertenkeleyi tek vuruşta öldürmek çok sevaptır. vuruş sayısı arttıkça sevap sayısı azalır. ters orantı yani."
-saçmalama mümin kardeşim, öyle şey olur mu? işinde gücünde bir mahluk o. o da zikir çekiyor. niye öldürelim gariban hayvanı? dedim.
-sahih hadistir ya mümin. dedi.

araştırdım. diyanet'e mektup yazdım. (başlığa arapça "bismillahirrahmanirrahim" yazarak) kendim de kütüb-ü sitte'ye baktım. gerçekten böyle bir hadis vardı. diyanet'ten de mümin kardeşimi doğrulayan bir cevap geldi. dahası köpek, doğan, şahin, kerkenez gibi hayvanların öldürülmesi de sevapmış.

yıllardır beynimi kurcalayan, müslüman beni kabuslara sürükleyen bir sürü "kafir" soru nihayet cevaplanmıştı. aslında cevap çok basitti. allah yoktu. din tamamen saçmalıktı. bunu sindirmek herhalde 1 ayımı aldı. bir ay sonra tertemiz ateisttim. sekülerlikten gelen bir ateistlik değil bu, islamı mükemmel bir şekilde biliyorum ve müslümanları çok iyi anlıyorum. çok da mutluyum ve huzurluyum elhamdülillah.
devamını gör...

kalbimi seviyorum ben, içinde biri yanan biri sönen kırk mumla birlikte.
devamını gör...

şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi ortadaki su şişesi .
devamını gör...

en eski ve etkileyici anlatım yöntemlerinden birisidir. özellikle antik yunan tragedyalarında muazzam örnekleri ile karşılaşılabilir. shakespeare ise bu anlatıma boyut atlatmıştır.

dramatik ironi genel olarak bir hikayede seyircinin bildiği veya tahmin ettiği, ancak karakterin bilmediği ya da henüz bihaber olduğu bir durumun hikayeyi şekillendirmesi, çoğu zaman seyirciyi katharsise taşıyacak ölçüde bir kırılmaya neden olması olarak ifade edilebilir. bu öyle bir histir ki spoiler yediğin, hatta defalarca izlediğin bir filmi hop oturup hop kalkarak izlemeye benzer. adeta istemsiz bir duygu yoğunluğu yaşatır.

dramatik ironi bir yandan seyirciye kendini, olimpos dağında ölümlülerin başına gelecekleri gören ama olaylara müdahil olmayan bir tanrı gibi hissettirirken, bir yandan da seyirciye karakterle empati kurdurarak tanrıların ve kaderin acımasız oyunlarına karşı koyamayan bir ölümlü olduğu hissini aynı anda yaşatır.

örnekle anlatmak gerekirse en çarpıcı örnek sophokles’in kral oidipus tragedyasıdır. oidipus’un thebai kentinin lanetini kaldırmak için giriştiği soruşturma derinleştikçe seyirci acı gerçekleri oidipus’tan önce sezinler, olacakları biliyor olsa da hikayenin doruğa ulaştığı o noktada duyguların coşmasına engel olamaz.
devamını gör...

sen adaletsiz bir kadındin..
allah seni affeder mi bilmem..
devamını gör...

"yalnızlık insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. insan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder."

--carl gustav jung
devamını gör...

noodle..
devamını gör...

asperger sendromu ile karıştırılmaması gereken bozukluktur.

asperger sendromunda kişi sosyal iletişim kurmak ister ancak bunu nasıl yapacağını tam olarak bilemez. şizoid kişilik bozukluğunda ise kişi sosyal iletişim kurmak istemez. bunun yanında asperger sendromların yalnız kalmayı tercih etse bile son derece keyif aldığı bir ya da daha fazla ilgi alanı vardır. özellikle ilgi alanları hakkında konuşmaya son derece istekli davranır.

bu ülke'de bir zamanlar tüm belirtileri taşıdığı halde asperger teşhisi alamamış çok insan kendisine bu bozukluğun teşhisini koyuyor. o yüzden dikkat etmekte fayda var.
devamını gör...

proje deadlineları yaklaştıkça sıklıkla rastlanan ve insanın içinin acıyarak rengini kaybetmemesini dilediği gıcık ötesi renk.
devamını gör...

umursamıyormuş gibi davranabilmek.
devamını gör...

lüleburgaz trakya'nın parisidir, aksini iddia eden kırklareli merkez'de oturuyordur diyerek "selamınaleyküm". an itibarı ile ayağımı attığım cemiyet.

baba: makedonya göçmeni, anne: yunanistan göçmeni. kütük pınarhisar-kaynarca. daha ne yapalım, kanımızı akıtıp "gündendi" renginde mi akıyor onu mu kontrol ettirelim?

yapmayın kendinizi aykırı. ayrıca sözlüğü çok bırkalıyorsunuz, bozuljak beaganın.
devamını gör...

as, kalıtsal bir nefrit olup, gelişen durumlarda sensorinöral sağırlığın, bazen farklı oküler değişiklikler ile gözlenen bir sendromdur. ilk kez 1900’lerin başında rapor edilmiştir. guthrie, 1902’de, anneye bağlı genetik geçiş gösterdiğini ileleri sürdüğü idiyopatik nefropati taşıyan aileleri saptadı. arthur cecil alport tarafından 1927 yılında “herediter familyal” ya da “konjenital nefrit” olarak tanımlanan bu hastalık, günümüzde daha çok “alport sendromu” şeklinde adlandırılmaktadır. 1954’de bu hastalarda görme sorunları ve retinal bozuklukların geliştiği sohar tarafından belirtildi. ilerleyen araştırmalarda; as’lu olduğu anlaşılan hastalarda, kulak ve işitme sorunlarının ortaya çıktığı saptandı. fenotipik ve genotipik olarak heterojen olan hastalık, erkeklerde kadınlara göre daha sıklıktatır. genellikle, çocuk ve genç erişkinlerde tekrarlayan mikroskopik ya da makroskopik hematüri atakları şeklinde kendini gösterir.

alport sendromu genetik olup x'ten y'ye y'den x'e şeklinde, yani anne oğul, baba kız şeklinde geçiş gösterir.
devamını gör...

var, ümit besen.



değiştirin len şu kaseti
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim