khalid hosseini'nin ilk romanı olan "uçurtma avcısı" new york times'ın en çok satanlar listesinde yer alan kitabı,
yetmiş ülkede basılmıştır .
roman, afganistan'da monarşinin çöküşü,
sovyet işgali, ülkeden pakistan'a ve amerika'ya toplu göçü, teleban yönetiminin zulmü gibi konuları ele alıyor .
konusu dostluk üzerine kurulmuş olan bu kitap insanlığa bir çok mesaj veriyor. en büyük mesajlarından biri ise
"asla doğru yoldan ve inandığımızdan şaşmamamız gerektiğidir"
özet
emir ve hasan çocukluklarını birlikte geçirmiş olan süt kardeştirler. emir'in babası yaşadığı yerde oldukça tanınan varlıklı ve yardımsever birisi olarak bilinir. hasan'ın babası (ali) emir'in babasının hizmetkarıdır ve hazara'dır . ali kısırdır emir'in onun gerçek oğlu olmamasına rağmen onu oğlu gibi sever . hazara olduklarından dolayı bölgede pek sevilmezler. hasan bunların hiç birini aldırmaz ve arkadaşlıklarını iyi bir biçimde sürdürür.herşey iyi bir biçimde ilerlerken. hasan ve emir'in kabil'de her yıl düzenli olarak yapılan uçurtma şenliğine katılır. şenliğe katılanların arasında yaklaşık yüz uçurtma vardır yüz uçurtmadan sadece iki uçurtma kalır. hasan uçurtmanın ipini koparıp uçurtmanın peşinden koşar ve uçurtmanın düşeceği yeri tespit etmeye çalışır . aradan uzun bir zaman geçmesine rağmen hasan dönmez onu merak eden emir hasan'ı aramaya koyulur ve gördükleri karşısında şok olur assef'in onu bir köşeye kıstırıp elindeki uçurtmayı almaya çalıştığını görür uçurtmayı vermeyen hasan assef ve arkadaşları tarafından önce dövülür sonra tecavüze uğrar . emir yaşananların hiçbirine sesini çıkarmaz ve bir köşeden sessizce izler ve sonra arkasına bile bakmadan oradan kaçıp gider . emir yaptıklarından sesssiz kalışından büyük utanç duyar . hasan'ın yüzüne bile bakamaz onu her gördükçe kendini kötü hisseder. ve hasan'ı yanında istemez onu evden göndermek için hırsızlıkla suçlar emir'in babası onu affedebileceğini söyler ama ali bu utançla burada yaşayamayacağını söyler ve oradan ayrılırlar. sovyet işgalinin başlamasının ardından emir ve babası afganistan'ı terk ederek amerika'ya taşınır.
yaşadığı yerden ne kadar uzaklaşsa bile utancı ve pişmanlığı peşini bırakmaz . aradan yıllar geçer emir birgün hasan'ın başının tehlikede olduğunu öğrenir ve amerika'daki yaşantısını terk ederek afganistan'a hasan'ı bulmaya gider. orada öğrendikleri karşında şok olur hasan'ın onun süt kardeşi değilde gerçek kardeşi olduğunu öğrenir . hasan'ın farzana adında bir karısının ve sahrap isminde bir oğlunun olduğunu öğrenir.
bir çatışma sırasında hasan ölür ve yanlız kalan sahrap'ı yetimhaneye verirler . emir sahrap'ı yetimhaneden alır ve sahiplenir .
ardından sahrap'ı amerika'ya götürüp eski yaşantısına devam eder .
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
"...ve ansızın ,hasan kulağıma fısıldadı: senin için , bin tane olsa yakalarım.-hasan, tavşandudaklı uçurtma avcısı."
devamını gör...

kafa iznindeki bir yazarın profiline arama kutusunu kullanarak ulaşamama durumunu ortadan kaldırmış sözlüktür.
(bkz: kocaman alkış)
devamını gör...

tam olarak 25 gündür kafa sözlükte yazıyorum. gülüyoruz eğleniyoruz gerçekten hoş ve güzel bir platform. ama başlıkta belirttiğim gibi böyle bir güruh mevcut sözlükte.

x kişi deyimlerle alakalı bir şey paylaşır, mevcut güruh hemen orada biter: sözlüğe tdk'ya çevirenler bik bik bik.

y kişisi bilgi içerikli bir şey paylaşır, mevcut güruh: pufff bunları okuyacak olsam wikipedia'ya giderim yeaaaa

format belli küfür yok, hani bunu kabul ederek buraya gelmişsiniz zaten, belli bir çoğunluk ona da karşı çıkıyor. neymiş küfür etmek özgürlükmüş.

benim anlamadığım bundan tam olarak nasıl bir zevk aldıkları. hani bu şekilde doyuma falan mı ulaşıyorlar yoksa, belli bir iktidar problemleri var ve acısını burda çeşitli başlıklara saldırarak mı çıkarıyorlar gerçekten anlamak güç.

son söz: lütfen mutlu olmanın başka yollarını arayın. bu şekilde saldırdığınız insanların canını kısa bir süreliğine sıkabilirsiniz, fakat siz bir ömür mutsuz olursunuz. bir ömür mutsuz olarak hayat geçer mi değerli arkadaşlar?

edit: ha birde uzun uzun bir tanım paylaşıp sözlükte ne olması ve ne olmaması gerektiğini gözlem adı altında yazanlar var birde. onlara da buradan "sizene" diyorum. yani size mi kaldı kardeşim?
devamını gör...

haruki murakami'ye göre aşk:
kim aşık olmuşsa, kendisinin eksik parçalarını arıyordur. bu yüzden aşık, maşuğunu düşündükçe acı çeker. bu tıpkı, uzun zamandır görmediğin birinin odasına girdiğinde bulduğun anılar gibidir.
devamını gör...

ses dalgalarının kayıt cihazına giderken havada yayılması ve konuşurken kulaktaki kemiklerimizde yayılması yüzünden sesimizi farklı duyuyoruz. *bu da böyle bir bilgi.
devamını gör...

en başta dizinin müziğidir. hala da müzik listem de durur.
komşu kızı

bora akkaş hayranlığım yüzünden sevdiceğine "davşanım" diye hitap etmesi, zuhal topal'la olan bölümlerin daha keyifli olduğunu düşünüyorum (ilk sezon) . koyu bilal ile cevahir atışmaları, cevahir, ulvi diyalogları, o dönem kekeme olarak rol yapan ilker ayrık (mürsel) oyunculuğu, bana göre geniş aile dizisinin unutulmazları arasındadır.
çift taraflı montu ters giyen ulvi
site güvenliğine hayırlı tezkereler diyen ulvi!
ehliyet sınavından sonra ilk sıraya tıp yazan ulvi
nikah şahidi olunca çiftin evine yerleşen ulvi
cenazeyi göz yakmayan şampuanla yıkayan ulvi
devamını gör...

gogol'un mirgorod öykülerinde yer alan ilk cildin ikinci öyküsü. kendi içinde barındırdığı muazzam ironi ile muhtemelen gogol'un kaleminden çıkmış olan en etkileyici eserlerden biri bu kazak destanı. çocukluk yıllarını vasilyevka'da geçiren gogol panayırlar ve düğünlerde halk ozanlarından dinlediği şarkılar, söylenceler ve hikayeler ile zamanını geçirdi ve bunun etkisi ile aslında erken dönem eserlerinin bir kısmı bu halk hikayelerinden, destanlardan ve masallardan izler taşıdı. bundan ötürü taras bulba gogol'un çocukluğunun izlerini taşıyan bir eser demek yanlış olmayacaktır. destan ismini ana kahramanı olan kazak taras bulba'dan alıyor. eserin üzerine odaklandığı kişi taras bulba olsa bile ilk bölümünde uzun uzun kazak boylarının yaşamlarını, geleneklerini, uyguladıkları cezaları yani bir nevi bu yarı göçebe savaşçı topluluğun adalet anlayışını ve ne kadar milliyetçi bir biçimde hareket ettiklerine odaklanıyoruz. öykü taras bulba'nın kiev papaz okuluna göndermiş olduğu büyük oğlu ostap ve küçük oğlu andrey'in dönüşü ile başlıyor daha sonra ise bu üçlünün kazak savaşçılarının bir ataman altında toplandığı zaporozhye'ye uzanan yolculuğunu izliyoruz. bu yolculuk boyunca gogol bozkırları öyle güzel betimlemiştir ki bugün bile aklımdan görüntüsü çıkmıyor. lehler ve kazaklar'ın ucu nereye varılacağı kestirilemeyen savaşının orta yerinde taras bulba gibi savaşmayı yaşam amacı olarak gören bir adamın küçük oğlu andrey'in kovno voyvodasının kızına aşık olarak taraf değiştirmesi william shakespeare trajedilerini aratmayacak cinstendir. en sonunda taras bulba onu kendi elleri ile vurmak zorunda kalmış, büyük oğlunun ise lehlerin elinde işkence görerek ölmesini seyretmeye mahkum olmuştur.

eser bir kazak coşkunluğu ile anlatılsa bile sanılanın aksine gogol milliyetçilik ve dindarlık altına gizlenmiş olan ve bir ırkı kıyıma götüren tüm bu düşüncelerin anlamsızlığını bir çok bölümde üstüne basa basa alaya alır. özellikle taras bulba'nın ölümü güzel bir kara mizah örneğidir. leh birliklerinden kaçan taras bulba tütün kesesini düşürür ve herhangi bir polonyalının onu bulup kullanması fikrinden o kadar tiksinir ki geri dönüp sazlıkların arasında onu aramaya koyulur. bu aptallığı ise yakalanmasına ve en sonunda acımasızca öldürülmesine sebebiyet verir. taras bulba'da bulunan pek çok detay dönemine bir çok noktada ışık tuttuğu gibi ani-semitizm izleri de taşıyor fakat 1962 yılında yul brynner, tony curtis ve christine kaufmann'ın rol aldığı taras bulba filminde bu detay tamamen yok sayılmış durumda. 2009 yılında çekilen ve bohdan stupka'nın oyunculuk dersi verdiği taras bulba filmi ise bu dahil pek çok konuda gogol'a daha sadık kalmıştır. özellikle yul brynner muhteşem bir oyunculuk sergilese bile ne yazık ki 60'larda çekilen film taras bulba'yı hiç yansıtmaz hatta neredeyse öykü tahrip edilmiştir ve taras bulba bir kahraman edası ile izleyiciye servis edilmiştir. özellikle son sahnede kahkaha atmaktan kendimi alamadım, ne alaka taras bulba gibi bir adamın çıkıp şehri ele geçirdik ama kimseye zarar verip çalıp çırpmayacağız demesi? ne yazık ki üzeri kahramanlık sosu ile bulandığı için film oyuncularına rağmen öykünün etkileyiciliğinden oldukça uzak bir çizgide. eserin çevirisine gelecek olursak eğer koleksiyonerler için 20'li yıllarda basılmış olan constance garnett imzalı mirgorod ülke sınırları içerisinde bulunması zor olsa bile bulunabilecek bir çeviri ama dili çok ağır, kendi adıma okuduğumdan bir şey anlamadığım için ikinci sayfada bıraktım. dilimize pek çok çevirmen tarafından çevrilmiş olsa bile mehmet özgül ve nurullah ataç çevirileri okunabilir düzeyde.


"ama ilerde neler olacağını kimse kestiremez. bataklıklardan kalkan bir güz sisine benzer gelecek denen bilinmezlik. o sisin içinde güvercin atmacayı, atmaca güvercini tanımaksızın boşlukta döner dururlar... ölüme kıl payı yaklaşmışken bile tehlikeyi göremezler." s.68

"onlar ilerledikçe bozkır da büsbütün güzelleşiyordu. şimdi yeni rusya dediğimiz güney bölgesi, o zamanlar ta karadeniz'e değin uzanan ıssız, yemyeşil topraklardı. yabanıl otların bürüdüğü bitmez-tükenmez kırlar hiç saban yüzü görmemişti. adam boyu yükseklikteki bitki örtüsünü yalnızca buralardan gelip geçen atlılar çiğnerlerdi. bu yerlerde doğa öylesine güzeldi ki, yeşilli-kırmızılı milyonlarca çiçek, geniş ovaları uçsuz-bucaksız bir renk denizine dönüştürürdü. otların ince uzun sapları arasında mavi, mor, lacivert çan çiçekleri boy gösteriyor; katırtırnakları sarı çiçeklerini kat kat açıyor; ak yoncalar şemsiye biçimi yaprak kümeleriyle yükseliyor; buralara nereden geldiği bilinmeyen buğdaylar başaklarını sallıyorlardı. çil keklikler dolaşıyordu ince bitki kökleri arasında. havayı binlerce kuşun cıvıltısı doldurmuştu. gökte bir atmaca kocaman kanatlarını açmış süzülüyor, keskin gözleriyle otların arasını tarıyordu. uzaklarda bir gölde uçuşan yaban kazlarının çığlıkları yankılanıyordu arada bir. ölçülü kanat vuruşlarıyla havalanan bir martı göklere doğru yükseldi, mavilikler arasında yiterek bir noktaya dönüştü. fakat sonra geriye döndü, tüyleri güneşte ışıl ışıl yanmaya başladı. ah, bozkırlar, canım bozkırlar, ne kadar da güzelsiniz!" s.32

" o temmuz gecesinin güzelliğine şimdi bir de korkunç, görkemli bir kızıllık karışmıştı. çevreyi yakıp kül eden yangınların kızıllığıydı bunlar. alevler gökyüzünün bir köşesini kan rengine boyadıktan sonra hareketsiz dururken; başka bir köşesinde yeni yeni yangınlar çıkararak göğe doğru fışkırıyor, sıçrayan ateş parçaları sanki yükselip yıldızların altında sönüyordu. yanmış bir manastırın kapkara kaburgası, kudurgan ateşin kızıllığında, kolları havada açık duran öfkeli bir keşişe benzetilebilirdi." s.70

"kasyan nerelerde! borodavka'ya ne oldu? koloper'den, pidsişok'tan ne haber?" borodavka'nın tolopan'dan asıldığını, koloper'in kizikirmen kalesi önünde diri diri derisinin yüzüldüğünü, pidsişok'un kellesinin uçurulup tuzlandığını, sonra bir fıçı içinde istanbul'a gönderildiğini duyunca bulba başını önüne eğdi; "yaman kazaklardı! hepsi de yaman kazaklardı!" diye mırıldandı. s.43

ordu komutanı elçiye;
- başrahibine benden ve bütün zaporojyelilerden selam söyle, dedi. bizden korkmalarına hiç gerek yok, çünkü çubuğumuzu daha yeni yakıyoruz. aradan çok geçmedi, o görkemli manastırı alevler sardı; dev gözlerini andıran karanlık gotik pencerelerden, dalga dalga ateşler saçıldı. kaçışan keşişlerin, yahudilerin, kadınların oluşturduğu yığınlar kentlere doluştular. oralarda askeri birlikler bulunduğunu, kentlerin ne de olsa iyi korunacağını sanıyorlardı. s.65





devamını gör...

eğer gerçekten de normal hayatı etkileyebilecek kadar sıkıntı yaratıyorsa derhal bir psikiyatriste gidilmesi gereken durumdur.
devamını gör...

dürümün yanına ikinci ayranı alabilen zenginin önde gidenidir.
devamını gör...

biraz saygı yahu. olmayan bir şey olmuş gibi anlatılır mı? nasıl bir özgüvendir bu? hangi kafadan olduğu kolay kolay da anlaşılmaz. kişiliği eksik kalmıştır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

buradan
devamını gör...

huzuru içinde ara.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ayarını kaçırmamak gerekli. sonra şımarık ve bilmiş çocuklarla doluşuyor etrafımız.
devamını gör...

eğer ki annelere bütün dünyanın onları duyacağı bir mikrofon verilseydi söyleyecekleri cümle yemin ederim bu olurdu.
devamını gör...

varlığını her hissettirdiğinde yüzümde tebessüme neden oluyor. profiline girince içimde ışıklar yanıyor, yıldız saçanlar parlıyor. yolu ışıklı olsun diyecektim ama vazgeçtim çünkü ışığın ta kendisi olan bir yazar. ha bide etrafını da aydınlatan özel bir güce sahip. çiçeklerin mis kokulu olsun, rüzgarın da istediğin yönden essin sayın yazar.
devamını gör...

yanımdan ayrıldığı an ağlamaya başlıyordum bir daha ne zaman göreceğim diye, o an aşık olduğumu anladığım an olmuştu ve sonuç olarak aldatıldım lol.
devamını gör...

kararlarına saygı duyulması gereken insandır. zaten karşılıklı sevgi, saygı ve aşk varsa bu durumun muhabbeti bile yapılmayacaktır belki de.
devamını gör...

kafa sözlük moderatörlerinin tek başına, yapayalnız, biçare bıraktığı moderatör.*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

unuttuklarınızı ekleyeyim.
gayet fiziği güzel olabilirler.
bakımlı olabilirler.
saçları doğal olabilir.
fıstık gibi olabilirler.
duşlarını alıp güzel kokular sürebilirler.
regl olmanın başarı ya da başarısızlık değil doğal bir döngü olduğunu bilebilirler.
toplumda çok güzel yerlerde olabilirler.
saatlerce sohbet edilecek kişiler olabilirler.

asıl önemli olan ne biliyor musunuz? ayrışmamak...
bizi yıllarca kürt, türk, alevi, sünni diye birbirimize kırdırmadılar mı?
şimdi modernleştik feminist, bilmem ne partili, bilmem ne takımlı, açık, kapalı diye devam ediyoruz...
yapmayın. biz biziz...
feministler feminist kalsın, ama femibizme karşı olanlardan nefret etmesin.
feminist olmayan da feminist böyle saydırmasın.
açık saçını, kapalı şalını düzeltsin. ne saçtan ne şaldan rahatsız olmasın kimse.
ezcümle, hayat birilerini kafaya takacak kadar, birilerine hakaret edip kalp kıracak kadar kısa değil... yaşayalım bu hayatı... hep birlikte...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim