zaman tüneli

bu bir kutlama fotoğrafıdır. sonunu hesap etmeden girdiğim bu karanlık yoldan geri dönebilmeyi başardım. hayatımın en kötü yıllarıydı. korkunć şeyler gördüm. ama o günler bitti. bugün tam olarak çıktım. bu kutlamayı hak ettim. ne demişler? keskin sirke küpüne zarar..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

alıcısı illa çıkar. cinsiyetçilöktör, şökölcölöktör bla bla yazmak nafile. zevk meselesi.

kadının teki çıkıp 1.50 boyunda sazlık erkeği yazsa ona da hak veririz. o adamın alıcısının çıkacağı gerçeği de cepte.

konuyu şahsileştirip yazarsak, benim için itici.

çok kırılırlarmış. mış.

sısısısıs nolu kırılmasınlar.

acayip umursuyoruz.
devamını gör...

uzun zamandır yoktum, biri demiş öldü, şimdi de yazsınlar kral geri döndü ahshahsha
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu işin mantığı şudur, toplumların neredeyse hepsi islam'dan önce ataerkil bir görüşe sahip olduğu için (ki hâlâ geçerli) bir kız bir erkekle evlenince evin otoritesi erkeğin eline geçmiş oluyor. erkek fiziki olarak kadından güçlü olduğu için kadın kendini savunamaz duruma düşüyor. bundan dolayı islam yabancı bir erkeğin zor kullanarak kadını dinden çevirmesini engellemek istiyor. erkek evin içinde otorite sahibi sayıldığı için bir süre sonra kadın da müslüman olabilir. bunun yanında bir erkeğin yabancı bir kadınla evlenmesinin de şartı var; kadın dindar olmak zorunda. yani "ben hristiyanım ama pazar ayinlerine gitmiyorum." dememesi lazım.
devamını gör...

üslubunun hoşuma gitmesi.
ilgilendiğim konularda tanım girmesi
profilinin bir karakterinin olması ve bana yakın gelmesi.
devamını gör...

ne misyoneri be abi.
dögüdür o.

dögü dögü geziyor sözlükte.
devamını gör...

avm çalışanları genelde 26 gün çalışıyorlar.
günlük 15 liraya geliyor.
ulan günde 15 liraya su içemezsin,
sudan ucuz hizmet vermiş adam.
daha ne yapsın?
devamını gör...

cinsiyetçiliğin ve şekilciliğin dibinin sıyrıldığı, hadsiz ve acımasız tanımların havada uçuştuğu başlık.
devamını gör...

hizmette sınır kalmadı artık.

avm'de 25 liraya vıp tuvalet... aylık abonelik ücreti 400 lira! özellikleri saymakla bitmiyor


buradan
devamını gör...

türk erkeği balık etli sever. kadın dediğin yere bastığı zaman yeri titretecek. hem ne demişler "bir dirhem et bin ayıp örter."
devamını gör...

başlığın ilk tanımı uçmuş ihale bana kalmış:)
devamını gör...

mucize gibidir. içten içe inanmak istersin bir gün geleceğine. ama inancın yok gibidir geleceğine. hatta bazı geceler ne kadar yolun var daha bana ulaşmak için diye düşünürsün uzun uzun. düşünmekten uykuya dalamazsın, dalamadıkça düşünürsün. her gün daha fazla biter gibi olur umut. ama aslında hiçbir insanın içindeki ışık sönmez. hayaller kurarsın bol bol. sonra bir bakmışsın o hayalleri yaşıyorsun. o insan yanında. her yer yeşillenmiş, etraf cıvıl cıvıl. kuşlar ötüyor.
devamını gör...

bu toplumda sıkıntılı olan durumdur, dinin cinsiyete göre ayrım yaptığı durumlardan biridir çünkü. -kızların iç sesini evlilik üzerinden yazdığınız için öyle devam ettiriyorum.-kadının gayrimüslim olmasında sakınca yok, cariye mantığıyla ananın hükmü yok,bu sebeple osmanlıda anneler hep yabancı,ata erkil toplumda, baba müslümansa çocuklar da müslüman sayılıyor diye kabul ama müslüman olmayan erkekse sıkıntı kızı vermiyorlar (!) israil'de anaerkil bir soy durumu olduğu için bir yahudi erkek yahudi olmayan bir kadınla evlenemez ama yahudi kadın başka bir dinden erkekle evlenebilir. sorun sadece hristiyan olmakta değil yani, bağnazlıkta dinler yarışıyor.
devamını gör...

küçük ama tatlı, müthiş bir histir.
örneğin dünya üzerinde yaşamış olan en meşhur biyoloğun, bilimin büyümesine çokça katkı sağladığı kalın, bilgi dolu bir eserini okuyacaksınız..
önsöz'ün hemen bitmesini, asıl mihenk taşını keşfetmeyi istersiniz.
önsöz'ü yazan kişinin adını soyadını okumamışsınızdır bile.
hatta belki önsöz'ü bile okumamış olabilirsiniz.
sayfalar çevirildikçe eserin ilk yazıldığı dönem aklınıza gelir, yazarı düşünürsünüz.
ve bum...
devamını gör...

hatay’da kabili mümkün olmayan eylem.
devamını gör...

sonsuzluğun sonsuz tanımlarından biridir bu. ilköğretimde, ortaöğretimde ve lisede cuma günleri ülkenin dört bir yanında, edirne'den hakkâri'ye, muğla'dan ardahan'a ne kadar öğrenci popülasyonu varsa bu yorucu olayı yaşayıp küsmüştür hayatına. bilirsiniz, okullar pazartesi başlar ve cuma günü iki günlük tatile girer. günler geçtikçe öğrenciler iş günleri gelip geçip kısa da olsa tatiller geliyor, yaşadık diye sevinirler. ve cuma günleri haftanın yorgunluğuyla karışık bir umut dolar içlerine. o umut yaşatır, dinç tutar onları gün boyunca. sonra akşam olur, hava kararmaya başlar usul usul, son dersin bitme vakti gelip çatar. artık öğrenciler okulun girişine yönelmiş alana toplanıp orada müdürün konuşmalarını dinleyecek, istiklâl marşı ve kapanış.

ama gerçek hayat bu şekilde işlemez ki bayım. gerçek hayatta o ders sonu çalan zille istiklâl marşı arasında bir sonsuzluk baş gösteriyor resmen. iki müzik arasında ne hayatlar başlıyor, ne hayatlar bitiyor, ne vazgeçişler, ne yeni yollar meydana geliyor fakat o okul müdürünün konuşması bir türlü bitmiyor o sonsuzlukta. hele bir de güneş tependeyse, yakıyorsa yüzünü ve akıyorsa bedeninden terler damla damla, iyice işkenceye döner o iş.

''çocuklar sizi çok tutmayacağım merak etmeyin.'' şeklinde bir girizgâhla başlayıp yaklaşık yarım saat konuşan, çene çalan müdür önce okuldaki yeni ve hiç gereği olmayan düzenlemeleri anlatır o yorgun öğrencilere. artık her öğle arası konferans salonunda çeşitli konularda konferans düzenlenecek ve en çok konferansa katılan ilk üç kişi ödül alacaktır mesela. ya da bir kap yoğurda yüzünü sokup sokup durmak suretiyle yoğurdun içinde altın aramak, deve güreşleriyle güç gösterisi yapmak, tersten şarkı söyleme şizofrenliği yarışması* veya ayda kendi psikolojisinden vazgeçerek en çok kitap okuyana ödül gibi etkinlikler de yapılacaktır öğrencileri eğlenceye sevk edip kafalarını dağıtmak için.* havaların ısınmasından mütevellit yaz saati uygulamasına geçileceğini ve öğrencilerin okula gelirken saate dikkat etmelerini de söylemeyi ihmâl etmez o sonsuzca konuşan müdür.

akabinde kimsenin haberi olmadan başlatılan ve bitirilen yarışma ve etkinliklerin ödülü verilir müdür ve müdür yardımcısı tarafından. 5.sınıflar arasında yalnızlık konulu en iyi resim yapma yarışması yapılmıştır ve ödülü alan yürüyen çantalar koşa koşa alır ödüllerini. o sırada 11.sınıftaki sinirli ergenler beklemekten 12.sınıfa geçmiştir artık. içlerinden söyleniyorlardır ''bizlik bir şey yok, niye bekliyoruz?'' diye.

''12 mart 2016 tarihinde gerçekleştirilen okullararası matematik olimpiyatı sınavında okulumuzun öğrencisi vahdettin emir hepsorgular birinci olmuştur. ödülünü almak üzere kendisini buraya davet ediyoruz.'' diye seslenir müdürden fırsat bulup sesini duyurabilen kızıl saçlı müdür yardımcısı. vahdettin sahneye gelir, ödülünü alır ve kendisine uzatılan mikrofona konuşur fakat berbat ses sistemi ve esen hafif rüzgar yüzünden ön sıralar hariç kimse bir şey anlamaz. hoş, anlasalar da vahdettin zaten iki kelimeyi bir araya getirememekte ve geçmeyen zaman hepimizi, şu an evde olan beni bile, bitkin düşürmektedir.

ama tüm bu sıkıntılar bir yerde biter ve istiklâl marşı sonunda başlar. başlar, biter ve bittiği an itibariyle bütün öğrenciler koşuşturmalı bir maceradan çıkmışçasına çil yavrusu gibi dağılıp servislerine koşarlar. hafta sonu oynanacak fenerbahçe-beşiktaş derbisini, internette yeni yayılan çok komik bir videoyu veya yeni çıkmış bir müzik grubunu konuşmaya başlarlar, anlarsınız havaya karışan ergensi seslerden. ve bir dayanılmaz işkence de burada biter. unutmayın, her güzel şeyin olduğu gibi her kötü şeyin de bir sonu vardır.*
devamını gör...

masaya geri dönmesi ile siyasî ciddiyet olarak çökmüş olan partidir. ilk başta masayı kurarken söyledikleriyle tutarlı bir biçimde "milletin iradesi", "milletin istediği" aday diyerek koltuk sevdalısı bunağa karşı çıkmış ve masadan ayrılmıştı. küçük çıkarlar yerine şeref, haysiyet, namus seçildiği için acayip de gaza gelmiştim ne yalan söyleyeyim. iyi parti sonraki seçimlerde ana muhalefet ve belki de bir gün iktidar bile olabilirdi ancak onlar oktrollerin tayyip gitsin de her türlü kucağa otururuz söylemlerine gelerek tükürdüğünü yaladı. meral akşener'in güçlü kadın imajı yerle bir oldu. er olana* boyun eğdi, ona direnemedi. insanlar bu olayın neyi sinyallediğini kaçırabilirler ancak bilinçaltı kaçırmaz, onu örnek almış kadınlar için ayrılması değil ama dönmesi tam bir felaket yarattı. oktroller kadının anasına, ırzına, şerefine sövdüler ama tükürdüğünü yaladığı anda yine "meral mommy" oldu; tiksiniyorum lan hepinizden, kaypak asalaklar sizi. eğer muharrem ince'yi desteklemiş olsaydı belki kk adaylıktan çekilecekti ya da çekilmese bile 2.tura ince kalacaktı ve biz de bu leblebi kafalı, koltuk sevdalısı, solcu yalayıcısı, terörist himayecisi bunak ile uğraşmak zorunda kalmayacaktık.

şimdi bir kişi niye iyi parti'ye oy versin? ne özelliği kaldı? milliyetçilik desen o kesimden koptu, atatürkçülük desen o kesimden koptu, solcu ya da muhafazakar adam niye gidip iyi parti'ye oy versin? ben şu an iyi partililere sormak istiyorum, "what you stand for" kardeşim? şu an iyi parti'nin varlığının sebebi nedir, neyi temsil etmektedir, hangi görüşü savunmaktadır?
devamını gör...

(bkz: björk)'ün okyanus olup bizlere yazdığı, okyanusların hikayesini anlattığı şarkıdır. bakınız;



(bkz: atina 2004 olimpiyatları)'nın da açılış şarkısıdır. 10 yaşında bir birey olarak televizyonda canlı izlemiş idim bu büyüleyici performu. bakınız;



tanım görevimizi yerine fazlası ile getirdiğimize göre geçelim satır aralarına. björk bebeyim, beynine kurban olduğum, insan üstü yaratık bu şarkıda bize neler anlatmak istemiş, nerelere varmak istemiştir? bi bakalım.

geçen bir yerde okudum da nerede okuduğumu hatırlamıyorum. bazı ülkeler anavatanına, o topraklara eril özellikler atfediyor. mesela alemanlar vaterland diyör. ülke toprakları baba onlar için. biz anavatan diyoruz. mezopotamya geçmişimiz bunu sağlıyor sanırım ama biz ana olarak dişil olarak bahsediyoruz kendi topraklarımızdan. björk ise bunun tam tersi olarak topraktan değil; okyanustan, sudan ana olarak -dişil olarak- bahsediyör.

"one breath away from mother oceania"

bir nefes uzaktayız anamız okyanustan. yunanlar bile -ki adamlar medeniyetin beşiği- okyanusa, denize eril tanrılar atfetmiş. okenaos olsun, poseidon olsun. ancak björk ablamız -viking kökenli olmasına rağmen- okyanusa dişil bir rol atamış. tabi burada ettiği one breath away söz öbeği de değerlendirmeye değer bir öbek. one breath çünkü; björk ablamız bu şarkısında kendini okyanus ana atfettiği için; onun alacağı ya da vereceği bir nefes ile biz karada yaşayan aciz canlılar onun şefkatli (xd) kollarında kalabiliriz. bize ulaşması onun için bir nefes sadece.

"your nimble feet make prints in my sands"

attığımız her adım, yaptığımız her atılım, yediğimiz her bok onun kıyılarında yer alan kum tanelerine iz bırakıyor. takibindeyiz sürekli okyanus anamızın. onun var ettiği ve şekillendirdiği toprakları toprak belleyip yiyoruz tüm o bokları.

you have done good for yourselves
since you left my wet embrace and crawled ashore


onun ıslak ve yoğun kucaklamasını bırakalı beri biz primatlar, insanlar, diğer tüm heyvenat ve mahlükatlar var olduk. iyi bi bok yedik aslında okyanus anamıza göre. ki evrim teorisi ne der; hepimiz, tüm bitkiler, ağaçlar, heyvanlar, dinozorlar, memeliler, kuşlar, sürüngenler denizden karaya çıktığımız için var olduk. ne de güzel iki cümleyle anlatıyor beynini yediğim.

"every boy, is a snake is a lily
every pearl is a lynx, is a girl
sweet like harmony made into flesh"


burada erkolara yılan, karolara vaşak diyör björk ablamız. nedenine niçinine kafam basmıyor açıkçası. kadınlar vaşaktır, nadirdir, estetiktir, güzeldir ama erkolar yılandır, zambaktır. zehirlidir. uzak durun kızçelerim şeysi mi yapıyor açıkçası anlayamadım ama biraz sonra okyanus anamızın ağzından dökülen şu cümlelerin güzelliğine bakın;

you show me continents
ı see the islands
you count the centuries, ı blink my eyes
hawks and sparrows race in my waters


bana kıtaları gösterdiniz ben onları ada olarak gördüm. (bkz: levha tektoniği) lan bu. biraz yanlış bir görüş olsa da, levha tektoniğinden bahsediyor okyanus anamız. sizin kıta dedikleriniz benim ölçeğimde ada lan ipneler diyor. aynı magma üzerinde yüzen kıta levhaları gibi. magma için bizler birer adayız. siz yüzyıllar sayarsınız ama benim için göz açıp kapama süresidir sadece diyor. sadece iki cümlede bildiğin dünya gezegeninin tarihini anlatıyor. bildiğimiz yazılı tarih yaklaşık olarak m.ö 30.000'de başladı. o zamandan bu zamana anlatılan, anlatılmaya çalışılan tarih için biz yüzyıllar saydık. ama okyanus anamız, bizi var eden anamız için bu bi göz kırpması kadar olan bir tarih.

en sonda da asıl büyük noktayı koyuyor, ne bok varsa yaptığınız, ettiğiniz, hissettiğiniz. hepsinin sebebi benim diyor. şu sözlerle;

your sweat is salty ı am why

gözyaşlarınız tuzlu, bunun sebebi benim.

müzik tarihinin gelmiş geçmiş en dolu, en iddialı, en mükko şarkılarından biridir oceania. hem nereden geldiğimizi anlatır, hem de ne kadar küçük kum taneleri olduğumuzu. hem yaratıcı bir okyanus anadan bahseder hem de evrim öğretir. hepimiz okyanuslarda var olan küçünk bakterilerden falan var ola geldik çünkü. (bkz: abiyogenez)

björk'ün felsefe ile sanatı, bilimi, müziği her şeyi birleştirip bize bir şeyler anlatmaya çalıştığı şarkıdır oceania. ama 2004 olimpiyatları açılış müziği olsa da akla gelen ilk björk şarkılarından da değildir malesef.
devamını gör...

ya bu adamı anlamak ne kadar zor adam türk bayrağından rahatsız ama devlet bahçelide nasıl bir korku varsa artık destek oluyor kocaman partiyi adam tek başına rezil etti.

devlet bahçeli'den, seçimlere ak parti listelerinden girecek hüda par'la ilgili ilk yorum


buradan
devamını gör...

sorularlaislamiyet.com/kehf...
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim