zaman tüneli

dünyanın sessizliği, 3 binden fazla çocuğu katletti.
devamını gör...

genelde zenginlerin başına gelen hadise. biz fakirler ameliyat oluyoruz. ayrıca ben dost tutsam diko dost tutmuş derler zengin bir kart zampara dost tutsa yasak aşk yaşıyor denir. yok ya, bu dünyada zengin olmak varmış anasını satayım. biraz içimi dökmüş gibi oldum ama neyse artık idare edin.
devamını gör...

peygamberin okuma yazma bilmediğine ihtimal vermek çok garip. zira yanında hz. hatice'nin amca oğlu, varaka bin nevfel gibi hristiyan bir din adamı var. ve kutsal kitapları arapçaya tercüme etmiş ilim irfan sahibi bir insandı o. onun gibi yakın dostu ve ailesinden olan daha pek çok din bilgini. muhammed 15 sene boyunca, peygamber olana kadar ve peygamberliğini ilan ettikten sonra da bu insanlarla yakın ilişkiler içinde ve ne hikmetse okuma yazma bilmiyor, diğer kutsal metinlere ulaşma ve öğrenme şansı yok?
inanalım mı şimdi buna?

çok itibar ettiğiniz buhari ve benzeri sahih hadis kapsamındaki hadislerde de bunlar ve bu ilişkiler geçiyor. işin garip olan kısmı bu ya zaten.
devamını gör...

ben filmi beğendim ama "cem yılmaz" denince farklı bir şeyler bekleyenleri hayal kırıklığına uğratabilmesini de anlıyorum bu yapımın. cem yılmaz dışında kasting hakkında hiçbir fikrim yoktu izlemeden evvel ve celal kadri kınoğlu'nu görünce acayip sevindim oyuncu kadrosunda. tatlı hayat dizisindeki irfan tiplemesiyle acayip ilgimi çeken bir oyuncuydu kendisi. sonra twitter'dan birçok paylaşımını okuyup insan olarak da kendisine büyük sevgi ve saygı duymuştum. bu filmde de etkiledi beni kendisi.

öncelikle bu filme 7/10 veriyorum yani net beğendiğim ama bayılmadığım yapımlara verdiğim bazal puan bu. peki neden beğendim ve neden bayılmadım?

önce neden bayılmadığımla başlayayım.

cem yılmaz paraya ve şöhrete doymuş bir adam. bu filmden de para kazanacaktır herhalde ama belli ki lalettayin bir iş üretse bile maddi ve manevi bir sıkıntıya girmeyecek bir "statüye" ulaşması kendisini epey gevşetmiş; burada mesaj verme kaygısının, aşmış bir eser üretme hevesinden çok daha baskın geldiğini düşünüyorum. bu bir tercih, görünene göre. saygı duyuyorum ama karşılığında izleyicilerin ciddi kısmı tarafından yapıtına bir hayranlık duyulmayacağı gerçeğine de kendisi saygı duymalı.

sonra neden beğendim...

cem yılmaz'ın oynadığı çetin/metin/ayzek karakteri gerçekten inandırıcı. öncelikle cy'nin iyi bir gözlemci olmasının ardında zekası kadar empatik bir insan olmasının da yattığını hatta kendisinin halkımız için siyasetçilerin belki tümünden daha fazla "üzüldüğünü" düşünüyorum. veya sevindiğini... veya onlarla gülüp onlarla ağladığını diyeyim. elbette öyle olacak. kendisi de halktan biri zira. politikacı değilseniz halksınız zaten. ahaha. gene de biz "sanatçıları" ayrı bir konumda değerlendirmeye meyilli bir halkız. sonra da sanatçıları "halktan kopuk" diye eleştiririz. bebeğim, sen adamın götünü kaldırıyorsun ve, "kaldırdığınız her götün pilotu sizsiniz." sözünü burada hatırlatmam yahşi olur.

neyse. bu metin karanterine benzeyen bir amcayla bir otobüste denk gelmiştik. 1 saat falan sohbet ettik yol boyunca. tüm o muhabbette, geçen aylarda vefat eden bir "abisini"* anlattı durdu. dişleri de harbiden ayzek'e benziyordu. tipi de komikti ama 65 yaşlarındaydı. neyse. bu amcanın "sensei"si gibi bir abisi varmış. o da ölünce kendisi tümden yalnız kalmış. her işimi kendim yapıyorum evde, demişti. ama kendisini asıl ayzek'e benzettiğim yönü, takıntılı konuşmalarıydı. ayzek burada nasıl peri hanım ile kafayı bozmuştu, bu benim sohbet ettiğim amca da o abisiyle bozmuş. onun ona öğrettikleri, öğütleri vs. onun bilgeliğiyle yaşıyorum hala. hayatı ondan öğrendim. öncesinde hayatla ilgili hiçbir şey bilmiyormuşum ben falan dedi. konuyu nasıl değiştirirsem değiştireyim adam gene bu merhum abisine getirdi, alakasız yerlerde sözümü keserek. yani 20-25 sene o "bilge dede" ile yaşamış ve bir gün, yanyanalarken bu 85-90 yaşlarındaki dedenin kalbi durmuş. çok duygulandı adam cidden bunu söylerken ve hala bu obsesyonundan kurtulamamış. ama ayzek gibi böyle sırıtıyordu da sıklıkla. biraz da delirmiş gibiydi ama olsun, hehe.

cem yılmaz'ın filminde de obsesyon ve psikotik epizot dikkat çeken temalar. burada covid-19 dönemi sadece bir element olarak kullanılmış gibi geldi bana. cy'nin asıl yansıtmak istediği şey daha kişisel gibiydi, toplumsaldan ziyade. çok insancıl yansıtılmış bir karakterdi ayzek ve gerçekten etkilendim onun durumundan. suhal karakteri bana gayet sıradan geldi. bahtiyar karakteri iyiydi, bazen çok iyiydi hatta. davut karakteri inandırıcıydı ama fazla karikatüristik geldi bana. ama gerçek hayatta da öyle insanlar var. o yüzden bunu eleştiremem. saniye karakterini de gayet beğendim. peri... ahaha. bu karakter çok gerçekçiydi...

özetle, do not disturb'ün iyi bir film olduğunu düşünüyorum. yer yer dağılsa da sinematik bağlamda kötü bir iş de diyemeyiz bence.
devamını gör...

ankebut suresi 48. ayet : “sen bundan önce ne bir kitap okuyabiliyor ne de onu kendi elinle yazabiliyordun; öyle olsaydı gerçeği çürütmeye çalışanlar kuşkuya düşerlerdi.”

peygamberimizin bizzat kendisi okuma yazma bilmediğini ifade etmiştir ki “biz ümmî bir milletiz ; yazı bilmez , hesap yapmayız ” sözü de bunun delilidir. vahyin ilk gelişinde cebrail(a.s)’ın oku emrine üç kez tekrar eden “ben okuma bilmem” diye karşılık vermesi de yine ümmî olduğunun delilidir.

furkan suresi 5. ayet : “yine onlar dediler ki: (bu âyetler), onun, başkasına yazdırıp da kendisine sabah-akşam okunmakta olan, öncekilere ait masallardır.” eğer okuma yazma biliyor olsaydı onunla aynı dönemde yaşayan inkarcılar bunu öne süremez miydi ? elbette sürerlerdi buna şüphe yok .

uhud savaşı için mekkeliler medine üzerine geldiği zaman peygamberimizin amcası abbas(r.a) bir mektup yollayarak durumu yeğenine bildirir mektup ulaştığında peygamberimiz ubey bin ka’b’ı çağırıp mektubu okuttu ki bu da yine okuma-yazma bilmediğinin delilidir .

abdullah b. sad b. ebi serh vahiy katipliği yapıyor ancak müslümanlığında samimi olmadığı için bazı ayetleri tahrif ediyordu ve sonunda mekke’ye kaçtı . müsteşrik g. weil’e göre onun yaptığı değişikliklerin farkına ancak o mekke’ye kaçtıktan sonra varılmıştı şayet peygamberimiz okuma-yazma bilseydi o asla böyle bir teşebbüste bulunamazdı .

taif heyeti islam’ı kabul etmek için medine’ye geldiği zaman bazı istekleri vardı ve peygamberimiz de bunları yazıp getirmelerini istedi onlar da yazdılar ve okumaya başladılar şartları arasında faizin yasaklanmaması da vardı bunun üzerine peygamberimiz elimi bu yazının üzerine koyun dedi ve elini koyduğu yeri sildiler eğer okuma-yazma biliyor olsaydı kendisi nerede yazdığını bilir ve kendisi direkt olarak silerdi .

hudeybiye barış anlaşması için mekke delegasyonuyla musâlaha şartlarında anlaşan peygamberimiz katip olarak hazreti ali’yi çağırdı ve ona “ bu allah’ın resulü muhammed’in kureyş ile yaptığı anlaşmadır” diyerek başlamasını istedi ancak mekke delegasyonu başkanı süheyl bin amr “eğer biz senin allah’ın resulü olduğunu kabul etseydik şimdi senin mekke’ye girmene mani olmaz ve sana tabî olurduk” dedi bunun üzerine peygamberimiz katibine bu ifadeyi sil dedi ancak hazreti ali edeben bunu kabul etmedi bunun üzerine peygamberimiz bunun yerini bana göster dedi ve resulullah ibaresini sildi .

allah sana iman nasip etsin kalbin islam ile nurlansın amin .
devamını gör...

ayaktan fal mal bakılmaz kardeşim. istediği kadar estetik olsun, yorum yapması güç bişey.

ayağa masaj yapılır. ayak tabanına ellerinizle dairesel baskılar yapmak suretiyle insanların bütün vücudunu rahatlatabilirsiniz. ayak bu konuda çok kritik bir öneme sahiptir çok az insan bu durumdan haberdardır. vücuttaki genel ağrıları, yorgunluğu ortadan kaldırabilme imkanını ayaklara uygulanacak haftalık detaylı masaj ile ortadan kaldırabilirsiniz. düşünsenize sevdiğiniz kadın saçlarının ucuna kadar hafiflemiş, rahatlamış hissedecek kendini sizin sayenizde?
aromatik yağlar mı kullanmazsınız? uzak doğu musikisi açıp hem kendinizi hem de onu rahatlatmazmısınız?
sırf bu yüzden masaj eğitimi almayı düşündüğüm oluyor. çünkü masaj sadece uygulanan kişiyi değil masajı uygulayan kişiyide rahatlatır. ayna neronlarmıdır nedir, öyle bir zımpırtı var ya insanlarda o hikaye..

mutlu bir hayat mümkün. buna inanın..
devamını gör...

türkiye saati ile 20:45'de başlayacak karşılaşmadır.
devamını gör...

atatürk başkent yapmadan önce kasaba gibi bir yerken başkent olması sayesinde gelişip türkiye'nin 2. büyük şehri olabilmiş olan şehir.
devamını gör...

bir kaç defa istanbul - gürcistan arası gidip geldiğim, yolda yormayan, yağını kontrol ettiğin sürece yolda bırakmayan güzel motosiklet.
kendisinin konforunu özlediğim için bugün gidip tvs apache rtr 150 motorumu bununla değiştirdim.

parça konusu muhteşem.
her parçası çok uygun fiyata bulunuyor. ayrıca bu motorun parçası birçok motora uyuyor.
devamını gör...

tartışmasız bir şekilde makarnaların en güzelidir.
devamını gör...

kediler bir şeyi patisi ile ite ite ilerletmeyi seviyor. kaç kupayı bu şekilde uçurumdan iterek intihar süsü verdi saymadım ama canı sağ olsun. durgun olduğu zaman daha çok geriliyorum hasta mı acaba diye zira kediler alışılagelmiş davranışlarını yapmayı bırakmışsa o zaman endişelenmeye başlamak gerekiyor.
devamını gör...

devasa bi ofis..
devamını gör...

ödemem, ödemeyeceğim.

parasından değil, prensip meselesi. zaten aylık internet için ücret ödüyoruz. üstüne ücretsiz servislerin işin bokunu çıkarıp subscription modeline geçmesi çıktı başımıza. bir lira da olsa ödemem. spotify'a para, youtube'a para, netflix'e para, başka bir streaming service için para. yeter cidden. ödedikçe yenisini talep ediyorlar.

oyun sektöründe de böyleydi. tepki görünce battle pass modelini geliştirmek zorunda kaldılar. genel kullanıcı koyun gibi her şeyi ödediği için 9 başlar 99 olur. üstüne ücretli abonelik ekler hatta popülerliğini etkilemezse giriş ücreti bile almaya gider bu iş.

kapitalizm böyledir. bıçağı batırabileceği son noktayı bulmak ister. mal gibi her şeye aylık subs bağlamayı bırakmayı gözden geçirin gelecek için.
devamını gör...

çocukluğumdan beri yazar çizerim, o yüzden hep ya ressam ya da yazar olmak isterdim. hayat şartları önce sosyolog oldum, sonra öğretmen oldum. şimdi öğretmen olmaktan vazgeçemiyorum. e hikayelerden çizimlerden de vazgeçemiyorum. ben de hobilerimi, derslerimi daha iyi anlatabilmek üzere entegre ediyorum. birgün felsefeyi hikayeleştirip görselleştirerek hafıza teknikleriyle liselilere sevdiren bir öğretmenin adını duyarsanız bilin ki o benim. ve işime aşığım.
dipnot: yukarıdaki okuduklarıma ithafen söylemek istiyorum ki, olduğunuz yerden memnun değilseniz yerinizi değiştirin. hayallerine inanan biri için bahane yoktur. yirmili yaşlar bu bocalamalar için vardır. ki yaşınız kaç olursa olsun, sevdiğiniz şeyi yapmaya cesaret edin. bir tane ömrünüz var.
devamını gör...

www.youtube.com/shorts/b5bR...
devamını gör...

çocukken patlıcan yemeği sevmezdim. büyüyünce nasıl olduysa müptela oldum.

taze fasülye de sevmezdim ama onunla ilişkimiz aynı şekilde devam ediyor demek ki patlıcan bana kendini sevdirdi.
devamını gör...

milli güvenlik sorunudur. neden derseniz alkol ve tütün ürünlerine ne kadar zam gelirse gelsin bu ürünleri kullanmaya devam eden bir kesim olacak. yasal üretilmiş veya kaçak olarak girmemiş ürünleri alamayan bağımlılar bu ürünleri başka türlü tedarik etme yoluna gidecek.

bu hep vardı hep de olacak ama siz % 1000 vergi almaya doğru giderseniz ancak terör örgütü üyelerini zengin edersiniz ki o sigaralar da kalaşnikof mermisi olarak size geri döner.
devamını gör...

bir azından mı öpmüş ukdesidir.

bir asırdan fazladır bilinen, söylenen, çok güzel bir elazığ türküsüdür.

hikayesi akademik bir çalışmaya konu olmuş bu türküde anlatılan hikaye, harput'a( yani elazığ'a) telgraf memuru olarak atanan ve görevi başında kalp krizi geçirerek ölen akif efendi'yi anlatmaktadır.

akif efendi aslında o dönem osmanlı'da memurluk yapan diğer memurlardan herhangi biri gibi sıradan bir taşra memurudur. bu akademik çalışmaya da sebep olan şey ne onun aldığı terfiler, ne ona verilen ödüller ne de başka bir şeydir. tek sebep, ölümü halk tarafından bu derece acıyla karşılanacak ve ardından türkü yaktıracak kadar halk tarafından çok sevilmesidir...

türküde sözü geçen ve baygın düşüp ayılamayan ati hanım; aslında akif bey'in eşi asiye hanım'dır.

türkü sözünde geçtiği gibi aslında musul'da kardeşi yoktur. ve türkü'nün musul'la hiçbir alakası da yoktur. türkü'de geçen musul aslında musul değil, osmanlıda postaları dağıtan bugünkü postacı anlamına gelen 'musıl' dır... 'lütfü gelsin telgrafın başına' sözünde de bahsi geçen lütfü, harput telgrafhanesinde musıl olarak görev yapan lütfü ağa'dır...

ilgili türküyü bir çok sanatçı seslendirmiş, yorumlamıştır ama ben en çok ender balkır yorumunu severek dinliyorum. özellikle türkü arasında girdiği 'kuleden gel' uzun havası gerçekten derinden sarsıyor beni...

ilgilisi dinlesin diye şuraya bırakıyorum.
devamını gör...

ödev değil de üni de final için - vadideki zambak - kitabı verilmişti.
allah'tan öncesinde okumuştum da tekrar okumak durumunda kalmamıştım
çünkü hiç beğenmediğimm ve tekrar okuyabileceğim bir kitap değildi.
devamını gör...

0-3 yaş için erken okuryazarlık kitabını okumaya başladım. kitabın içinde metaforlar ile ilgili bir bölüm var. allahım sıkıcı mı derseniz sıkıcı da değil ama sanki kitap 4.yüzyıl latincesi ile yazılmış kafam almadı. bir de özet çıkardım.

sonra çıkıp sundum falan ama yok yani eziyet oldu kitap resmen. allahtan akademisyen falan değilim yoksa bileklerimi keserdim herhalde.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim