zaman tüneli
günaydın sözlük
günaydın sözlük,
yine istanbul'da yağmurlu ve fırtına beklentisi olan bir güne uyandık. sabah tv'deki bir meteoroloji mühendisi, "mahalle aralarında fırtına hissedilmeyebilir ama deniz kıyılarına dikkat edelim." dedi. böyle bir havada sahilde yürüyüş yapılmaz. bazıları, bunu bilmeyecek ne var diye düşünüyor olabilir ama maalesef ki geçen gün özçekim yapmak için trabzon'da dalgalara kapılan 16 yaşındaki iki genç gibi özellikle ergenler bu konularda "bana bir şey olmaz yaaa!" diyerek saçma sapan hareketler yapabiliyor. yağmurlu havada bisiklet sürmemesi konusunda ergen oğlunu yeni yeni ikna etmeyi başarmış bir anne olduğumdan bunları yazmasam olmazdı. neyse iyi haberler aldığımız bir gün olması dileğiyle...
yine istanbul'da yağmurlu ve fırtına beklentisi olan bir güne uyandık. sabah tv'deki bir meteoroloji mühendisi, "mahalle aralarında fırtına hissedilmeyebilir ama deniz kıyılarına dikkat edelim." dedi. böyle bir havada sahilde yürüyüş yapılmaz. bazıları, bunu bilmeyecek ne var diye düşünüyor olabilir ama maalesef ki geçen gün özçekim yapmak için trabzon'da dalgalara kapılan 16 yaşındaki iki genç gibi özellikle ergenler bu konularda "bana bir şey olmaz yaaa!" diyerek saçma sapan hareketler yapabiliyor. yağmurlu havada bisiklet sürmemesi konusunda ergen oğlunu yeni yeni ikna etmeyi başarmış bir anne olduğumdan bunları yazmasam olmazdı. neyse iyi haberler aldığımız bir gün olması dileğiyle...
devamını gör...
yeni bir atatürk gelse inanır mıydınız
"içki, zina, yarıçıplak gezmenin hatrına bugünkü türkiye şartlarını kabul eder miydiniz?" sorusu.
batı, siyonizm ve patronlar karşısında böyle aciz kalmak istemiyorum. aç, yoksul, işsiz, asayişsiz, düşüncesiz kalmak istemiyorum. 100 yılık rejimin halkına yaşattıkları atatürkçülükse ben atatürkçü değilim..
batı, siyonizm ve patronlar karşısında böyle aciz kalmak istemiyorum. aç, yoksul, işsiz, asayişsiz, düşüncesiz kalmak istemiyorum. 100 yılık rejimin halkına yaşattıkları atatürkçülükse ben atatürkçü değilim..
devamını gör...
so ve too farkı
birinde s var diğerinde t . "too"da fazladan "o"yu saymıyorum bile.
devamını gör...
iyi geceler sözlük
iyi geceler, öpsün sizi gizemler.
devamını gör...
tayyar altıkulaç
80'li yıllarda diyanet işleri başkanlığı yapmış olan eski bir din adamı ve siyasetçi. altıkulaç tayyar, siyasette bulunduğu süre içinde doğru yol partisinden istanbul milletvekili seçilmiştir. altıkulaç tayyar, 1980'lerde ayasofyada alparslan türkeşin ve orhan cemal fersoyun yanlarında oturduğu süre içerisinde kur'an-ı kerim tilaveti yapan kişiydi.
ilgili linkler:
1) diyanet.gov.tr/tr-TR/Person...
2) tr724.com/diyanetin-kurucu-...

ilgili linkler:
1) diyanet.gov.tr/tr-TR/Person...
2) tr724.com/diyanetin-kurucu-...

devamını gör...
günaydın sözlük
kapalı ve yağmurlu havalara inat gününüzün ilkbahar tadında geçmesi dileklerimle efenim, günaydın.
devamını gör...
sevilen kişiye sözlükte denk gelme ihtimali
yok, sanmam . olsa anlardım
devamını gör...
günaydın sözlük
soğuk bir havada, ilim irfan sahibi olabilmek için düştük yollara.
hava yeni aydınlanıyordu ama olsundu. orhan veli üstadın da dediği gibi, beni bu güzel havalar mahvetti. bir sabah kahvesiyle sıcacık olur şimdi.
günaydın sözlükcüm, kalk hadi.
hava yeni aydınlanıyordu ama olsundu. orhan veli üstadın da dediği gibi, beni bu güzel havalar mahvetti. bir sabah kahvesiyle sıcacık olur şimdi.
günaydın sözlükcüm, kalk hadi.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın arkadaşlar...
gelişen teknoloji ve sosyal medyanın çok fazla gündemimizde olduğu bu günlerde kitap okuma alışkanlığımı kaybetmeye başladığımın farkına vardım.
mahallemizde yeni bir kitapçı açıldı hem onun açılışına gittim hem de bir kitap alıp okuyayım derken sabahattin ali'nin canım aliye ruhum filizkitabı geçti elime. kitapta geçen çok güzel bir cümleye takılı kaldım.
şöyle diyor kitapta sebahattin ali,
"ben dünyada bu kadar güzel gülen,
güldüğü zaman bu kadar güzel olan insan görmedim."
ne kadar güzel bir cümle. kitap okumayı unuttuğumuz gibi gülmeyi de unuttuk sanırım son günlerde...
bol bol gülün efendim, çevrenizde sizi güldüren insanlar eksik olmasın. hem unutmayın gülmek bulaşıcıdır....
gelişen teknoloji ve sosyal medyanın çok fazla gündemimizde olduğu bu günlerde kitap okuma alışkanlığımı kaybetmeye başladığımın farkına vardım.
mahallemizde yeni bir kitapçı açıldı hem onun açılışına gittim hem de bir kitap alıp okuyayım derken sabahattin ali'nin canım aliye ruhum filizkitabı geçti elime. kitapta geçen çok güzel bir cümleye takılı kaldım.
şöyle diyor kitapta sebahattin ali,
"ben dünyada bu kadar güzel gülen,
güldüğü zaman bu kadar güzel olan insan görmedim."
ne kadar güzel bir cümle. kitap okumayı unuttuğumuz gibi gülmeyi de unuttuk sanırım son günlerde...
bol bol gülün efendim, çevrenizde sizi güldüren insanlar eksik olmasın. hem unutmayın gülmek bulaşıcıdır....
devamını gör...
sevilen kişiye sözlükte denk gelme ihtimali
allah allah yazıyor mudur ki acaba ya? içime kurt düşürmeyin.
devamını gör...
sevilen kişiye sözlükte denk gelme ihtimali
delirtmişsiniz adamı.
devamını gör...
yeni bir atatürk gelse inanır mıydınız
mustafa kemal kimseye ben atatürk'ün demedi ve halk ha öyle mi tamam o zaman demedi, o canını bütün varlığını ortaya koydu ve her zor durumda kendini kanıtladı ve türk halkı yaptığı hizmetlere bakıp ona bu ismi verdi yani yeni bir atatürk gelirse o ben atatürk'ün demeyecektir türk insanı yaptığı hizmetlere bakıp ona bu ismi kendisi verecektir
devamını gör...
yaşamak dediğin
2 metre bezdir. önce kundak yapmak için sonra da kefenlemek. hepsi bu.
devamını gör...
yaşamak dediğin
yapmak isteyip yapamadıkların ve yapmak istemeyip yapmak zorunda kaldıkların arasındaki yol.
devamını gör...
gitmek mi zor kalmak mı sorunsalı
küfürsüzlük çok zor.
devamını gör...
bursa'da aldatan kocasını camdan atan kadın
adam gibi adamdır helal olsun.
devamını gör...
bursa'da aldatan kocasını camdan atan kadın
kadını erkeği ne şiddet bağımlısı bir memleket burası ya. aldattıysa boşarsın/ayrılırsın. öldürmeye çalışmanın manası ne.
devamını gör...
gitmek mi zor kalmak mı sorunsalı
basit ve seviyesiz insanlardan gitmenin kolaylığı, eğer kalınırsa da zorluğu olur.
bir de bazen giden biz gibi dursakta biletimizi onlar kesmiş olduğu için ben "giden" kısmını onlarla dolduruyorum. sonuçta ayaklardan önce ruhlar ayrılmış ki. ayaklar dip dibe kalsa ne önemi var? benim için önemi olmadığından ben hep gittim; önceden sevdiğim ve sevdiklerimden.
pişman mıyım hayır.
bugünde o bahsettiğim yeni arkadaştan gittim. benim değerlerime ve bana şaka olsa bile aşırıya kaçan saygısızlık ve hadsizlik yaptı.
bugün öğrendim ki; insanlar şakası olmayacak olaylarda bile şaka yapıp bunu normal görecek kadar pişkin.
bir de bana "fazla büyütmüyor musun?" dedi. ben de ona "bu normalde büyük bir şey ama sizler genel olarak küçük olduğunuz için size fazla büyük görünüyor. onu küçültmeye çalışma, kendini büyüt o zaman "fazla"yı atmış olursun zaten." dedim ve çok bozuldu. böyle davrandıktan sonra umrumda mı hayır. bana böyle davrandıktan sonra modu normal kalırsa o zaman şaşırsın...
ve kalmayı hak etmeyi geçtim normal insan muamelesini bile hak etmeyen insanlarda kalmak için diretmek size bir şey katmaz ama çok şey götürür. o yüzden gidin...
bazı gidişlerde kalandan daha çok kalışlar olduğunun gerçeği de var tabi. bunu yaşadım. çok berbattı. "sen bıraktın." diye hep suçlayıcı davranıldı da. tutulsaydım bırakabilir mıydım? elleri kenetlenmiş düşünün. ama böyle uyumuşsunuz gibi de bir gevşeme var, el kenetlenmekten çok öyleymiş gibi duruyor ve siz elinizi çekince bırakmış oluyorsunuz. insanlar çoğu zaman korkak ben bunu çoktan anladım zaten. onlar gitmeyi istiyor ama bunu yapacak kalıpları yok bu yüzden bize yaptırıyorlar. el gevşetme olayı gibi. tabi bu kadar basit olmuyor o olaylar. (: laftan çok hissettirme olayıyla gitmek gözüme daha çok basit ve rezil geliyor. istediğinizi dile getirmek olumsuz olsa dahi daha insancıl ve normal geliyor. bence hep bunu seçin.
ikinci olayı da hisler kolay kolay geçmez, yani sözler unutuluyor da o hisler pek değil. hani bazen gidersiniz ama gelmek isterseniz fakat yüzünüz olmaz. hah işte o gidişin pişmanlıkla olsa bile geri dönüşünü engelleyecek olaylara girmeyin. niye mi çünkü bunu başaran biri var. depremden öldüm mü kaldım mı diye soramayacak kadar dibe girmiş birisi. (: ve o'nun bu ömrü değil binlerce ömrü bile düzeltmeye yetmez, yetemez.
başkasına açtığınız yaranın daha büyüğünde boğulabileceğiniz ihtimali var. onun bende açmama şansı vardı ama benim onda kapatma şansım yok.
ölümün bile düzeltemeyeceği şeyler yapıp yaşatıyorsunuz. dıştan göründüğünüz o insan haliniz zoruma gidiyor sadece. dıştan bile benzerlik göstermek midemi bulandırıyor, evet bu kadar. öfke duydum, nefret duydum ama kin duymadım. karşılık da vermedim, her şeye rağmen sıradan bir insan gibi de davrandım ama son darbe ve baya ağır vurma olayına girdi. sana her şeye rağmen sadece sonuncuda biraz kin duydum. o kadar kötülük yap, karşılık alma en son mahvet. kendinde bu hakkı görebildin, hayret ettim. iyilik ve sevgiyle bozulup hiç düzelmeyecek insanlara ilk sen inandırdın beni. ben senden sonra insanların gerçekten yersiz nefretine ve kötülüğüne iyiliğin etki etmediğine inanıyorum.
o kadar kötülük edip iyilik bulan sen ve onca kötülüğüne rağmen iyi davranmış ve her zaman iyiliğini düşünüp seni önüne koymuş bahtsız ve aptal ben. seninki sevgiyse benimki nefret miydi?..
ben seni hiç affetmeyeceğim. ölümün nasıl telafisi yoksa yaptığın birçok şeyin de böyle telafisi yoktu.
mutlu ettiğin kadar mutlu ol, sevdiğin kadar sevil, sevdiğin gibi sevil, yaşattığını yaşamadan ölme ve son olarak; pişmanlığın çaresizliğe dönüşüp seni yiyip bitirirken ne canlıyken ne de cansızken karşıma çık. "öldü, bu yüzden yüzleşmek kolay olur mezarına gideyim." deme mesela. o halini görmek istemiyorum. pislik takıntım var. mezarlık kapısından bile girme. ve beni kapıya en uzak yere koymalarını istedim. ismim ve doğum tarihimde değişecek taşta. cesetimden medet umuyorsan artık umma. çünkü ben ölürken bile arkamda sana tek bir toz zerresi bırakmayacağım. sen benim hiçbir şeyime layık değilsin.
nasıl gidilir öğren...
bir de bazen giden biz gibi dursakta biletimizi onlar kesmiş olduğu için ben "giden" kısmını onlarla dolduruyorum. sonuçta ayaklardan önce ruhlar ayrılmış ki. ayaklar dip dibe kalsa ne önemi var? benim için önemi olmadığından ben hep gittim; önceden sevdiğim ve sevdiklerimden.
pişman mıyım hayır.
bugünde o bahsettiğim yeni arkadaştan gittim. benim değerlerime ve bana şaka olsa bile aşırıya kaçan saygısızlık ve hadsizlik yaptı.
bugün öğrendim ki; insanlar şakası olmayacak olaylarda bile şaka yapıp bunu normal görecek kadar pişkin.
bir de bana "fazla büyütmüyor musun?" dedi. ben de ona "bu normalde büyük bir şey ama sizler genel olarak küçük olduğunuz için size fazla büyük görünüyor. onu küçültmeye çalışma, kendini büyüt o zaman "fazla"yı atmış olursun zaten." dedim ve çok bozuldu. böyle davrandıktan sonra umrumda mı hayır. bana böyle davrandıktan sonra modu normal kalırsa o zaman şaşırsın...
ve kalmayı hak etmeyi geçtim normal insan muamelesini bile hak etmeyen insanlarda kalmak için diretmek size bir şey katmaz ama çok şey götürür. o yüzden gidin...
bazı gidişlerde kalandan daha çok kalışlar olduğunun gerçeği de var tabi. bunu yaşadım. çok berbattı. "sen bıraktın." diye hep suçlayıcı davranıldı da. tutulsaydım bırakabilir mıydım? elleri kenetlenmiş düşünün. ama böyle uyumuşsunuz gibi de bir gevşeme var, el kenetlenmekten çok öyleymiş gibi duruyor ve siz elinizi çekince bırakmış oluyorsunuz. insanlar çoğu zaman korkak ben bunu çoktan anladım zaten. onlar gitmeyi istiyor ama bunu yapacak kalıpları yok bu yüzden bize yaptırıyorlar. el gevşetme olayı gibi. tabi bu kadar basit olmuyor o olaylar. (: laftan çok hissettirme olayıyla gitmek gözüme daha çok basit ve rezil geliyor. istediğinizi dile getirmek olumsuz olsa dahi daha insancıl ve normal geliyor. bence hep bunu seçin.
ikinci olayı da hisler kolay kolay geçmez, yani sözler unutuluyor da o hisler pek değil. hani bazen gidersiniz ama gelmek isterseniz fakat yüzünüz olmaz. hah işte o gidişin pişmanlıkla olsa bile geri dönüşünü engelleyecek olaylara girmeyin. niye mi çünkü bunu başaran biri var. depremden öldüm mü kaldım mı diye soramayacak kadar dibe girmiş birisi. (: ve o'nun bu ömrü değil binlerce ömrü bile düzeltmeye yetmez, yetemez.
başkasına açtığınız yaranın daha büyüğünde boğulabileceğiniz ihtimali var. onun bende açmama şansı vardı ama benim onda kapatma şansım yok.
ölümün bile düzeltemeyeceği şeyler yapıp yaşatıyorsunuz. dıştan göründüğünüz o insan haliniz zoruma gidiyor sadece. dıştan bile benzerlik göstermek midemi bulandırıyor, evet bu kadar. öfke duydum, nefret duydum ama kin duymadım. karşılık da vermedim, her şeye rağmen sıradan bir insan gibi de davrandım ama son darbe ve baya ağır vurma olayına girdi. sana her şeye rağmen sadece sonuncuda biraz kin duydum. o kadar kötülük yap, karşılık alma en son mahvet. kendinde bu hakkı görebildin, hayret ettim. iyilik ve sevgiyle bozulup hiç düzelmeyecek insanlara ilk sen inandırdın beni. ben senden sonra insanların gerçekten yersiz nefretine ve kötülüğüne iyiliğin etki etmediğine inanıyorum.
o kadar kötülük edip iyilik bulan sen ve onca kötülüğüne rağmen iyi davranmış ve her zaman iyiliğini düşünüp seni önüne koymuş bahtsız ve aptal ben. seninki sevgiyse benimki nefret miydi?..
ben seni hiç affetmeyeceğim. ölümün nasıl telafisi yoksa yaptığın birçok şeyin de böyle telafisi yoktu.
mutlu ettiğin kadar mutlu ol, sevdiğin kadar sevil, sevdiğin gibi sevil, yaşattığını yaşamadan ölme ve son olarak; pişmanlığın çaresizliğe dönüşüp seni yiyip bitirirken ne canlıyken ne de cansızken karşıma çık. "öldü, bu yüzden yüzleşmek kolay olur mezarına gideyim." deme mesela. o halini görmek istemiyorum. pislik takıntım var. mezarlık kapısından bile girme. ve beni kapıya en uzak yere koymalarını istedim. ismim ve doğum tarihimde değişecek taşta. cesetimden medet umuyorsan artık umma. çünkü ben ölürken bile arkamda sana tek bir toz zerresi bırakmayacağım. sen benim hiçbir şeyime layık değilsin.
nasıl gidilir öğren...
devamını gör...
sevilen kişiye sözlükte denk gelme ihtimali
anlatıyorum başıma geleni.
bundan yıllaaaar yıllar önce bilgisayarda takılıyorum öylesine. hiçbir sözlükte yazmıyorum ama sözlüklere girip arada sırada okuyorum insanlar ne yazmış vs diye. öyle internette surf yaparken uludağ sözlükte bir başlık okumaya başladım eski sevgililerden bahsedilen bir başlık. biri hala aşık olduğu eski sevgilisinden nasıl ayrıldığını anlatmış. ben şok yaşayarak entryi okuyorum çünkü aynı olayı birebir her detayına kadar ben de yaşamışım, anlattığı entrydeki kadın benim. aşkından ağlaya ağlaya kendimi helak ettiğim kişinin hala beni seviyor olma ihtimali içimi bir hoş ediyor. ama diyorum yok daha neler böyle bir şey olamaz. sonra nickin sahibinin entrylerine bakmaya başladım. bahsettiği her olay, bahsettiği her hikayedeki kişi benim. bir yandan da vicdan azabı gibi bir şey hissediyorum çünkü eski sevgilimin günlüğünü ondan gizli bulmuşum da okuyormuşum gibi geliyor. biz ayrılalı 2 yıl olmuştu o zaman, hayatımız başka yollara çoktan gitmişti falan. beni şeytan dürtüyor mesaj atıyorum ona gecenin bir yarısı "uludağ sözlükteki x sen misin?" cevap geliyor "sen nerden biliyorsun?"
bundan yıllaaaar yıllar önce bilgisayarda takılıyorum öylesine. hiçbir sözlükte yazmıyorum ama sözlüklere girip arada sırada okuyorum insanlar ne yazmış vs diye. öyle internette surf yaparken uludağ sözlükte bir başlık okumaya başladım eski sevgililerden bahsedilen bir başlık. biri hala aşık olduğu eski sevgilisinden nasıl ayrıldığını anlatmış. ben şok yaşayarak entryi okuyorum çünkü aynı olayı birebir her detayına kadar ben de yaşamışım, anlattığı entrydeki kadın benim. aşkından ağlaya ağlaya kendimi helak ettiğim kişinin hala beni seviyor olma ihtimali içimi bir hoş ediyor. ama diyorum yok daha neler böyle bir şey olamaz. sonra nickin sahibinin entrylerine bakmaya başladım. bahsettiği her olay, bahsettiği her hikayedeki kişi benim. bir yandan da vicdan azabı gibi bir şey hissediyorum çünkü eski sevgilimin günlüğünü ondan gizli bulmuşum da okuyormuşum gibi geliyor. biz ayrılalı 2 yıl olmuştu o zaman, hayatımız başka yollara çoktan gitmişti falan. beni şeytan dürtüyor mesaj atıyorum ona gecenin bir yarısı "uludağ sözlükteki x sen misin?" cevap geliyor "sen nerden biliyorsun?"
devamını gör...
