zaman tüneli

kitap okuma zevkimi etkilemeyen şey. kitap okurken bütün mevzu oraya nasıl geldiği zaten. yolculuktan keyif almaya bakın. vardığınız yeri seveceğinizin garantisi hiçbir zaman yok.

örneğin, polisiye/gerilim bir roman okuyorsanız. katil de, maktül de aşağı yukarı bellidir. beni okumaktan alıkoymuyor ama bu. nasıl öldüreceğini ve/veya nasıl yakalanacağını merak ettiğim için devam ediyorum.

sizin dediğiniz gibi olsa bu işler, porno sektörü yaşayamazdı. herkes sonunu biliyor ama kimse de "lan yine üçüncü saniyeden sonu belli oldu" diye izlemeyi bırakmıyor.*
devamını gör...

devamını gör...

ona da güvenmiyorum, hıh!
devamını gör...

büyük usta kemal sunal …
hayat verdiği karakterlerde genelde aptalı oynadı.ya da biz öyle düşündük.bu karakterlere bakıldığında usta komedyen çok samimi ,iyi bir arkadaş dost ,aşık v.b. unsurları yansıtıyordu. hababam sınıfında arkadaşlarına inanıyor onların söylediklerinin altında bir fenalık aramıyordu daha doğrusu sorgulamıyordu; inek şaban hep aşkı arıyordu ya da kendisine aşık olacak birini bu da o nun zaafıydı o yüzden komik durumlara düşüyordu. asıl sorgulanması gereken inek şaban ın arkadaşlarına duyduğu güven mi? yoksa onların bu güveni kötüye kullanması mı ? inek lakabı okullarda çok çalışkan iyi talebelere takılır. ölümsüz yazar rıfat ılgaz bu karakterde gizli bir övgüyü şaban a yüklemiş olamaz mı ? damat ferit (tarık akan) mi daha büyük aşıktır yoksa şaban mı ? ferit saat kulesinin önünde bir kızı kaç dakika bekler, şaban hep elinde çiçeklerle buluşmaya gider (kız gelemese de o hep saygıyla çiçek götürecektir) ferit çiçek götürmez .(sadece yakışıklıdır,iyi konuşur, niyeti bellidir zamparadır yani) damat ferit tarihte bir hain değil midir ? (ölümsüz yazar bu lakapla da ferit’ i eleştirmiş olamaz mı ? )
büyük ustanın karakterlerine baktığınızda cesur,dürüst,doğru,fedekar,kanaatkar,tuttuğunu koparan v.b. bir çok özelliği samimi bir şekilde yansıttığını göreceksiniz. cesurdur ;çünkü sözlüye ilk o kalkar,müfettiş gelir o nu bulur,gider fb kalecisi olur ,başlık parası uğruna kabadayıların lokallerini basar, şark bülbülünde şarkıcı olur, ağalığı bitirir . dürüsttür ;kitabında da bahsettiğin 100 numaralı adam filminde milyon liraları reddeder üstelik evini her şeyi kaybetme pahasına halk a doğruyu söyler.filmler de fakirlikten zenginliğe de geçse hiç değişmez özü aynıdır,geçmişini doğduğu yerleri unutmaz.(tam bir tez konusudur)
o, bir tebessümle sistemi alt üst eder, kendisine yapılan haksızlığa gülüp geçmesi hep umut la beklemesidir sanki.
devamını gör...

içinde bulunmuş olduğumuz sistem insanlar arasındaki iletişim ve ilişkiler arasındaki süreyi de hızlı tüketim malzemesi haline getirdi. elbette bizlerin bunda payı büyük. ne yazık ki insanların duygusal olarak açlığı günden güne artmakta. insanlar arasında, ilgi, şefkat ve sevgi gibi kavramlar giderek azalmaka. en basitinden insanlar arasında iletişim süreli kısalmakta kaydırmaktan başka bir şey yok elimizde. konuşulacak çok şey var da konuşmayı unutuyor gibiyiz. arkadaşlar ile buluşup bir süre sonra pek çoğunun kaydırmaya başlaması... insanların dinlendikleri, anlaşıldıklarını ve ilgi gördükleri alanlardaki davranışlarını göz önüne alacak olursak yapay zeka sevgililer kaçınılmaz olacaktır. ancak insan, insan ile var olacaktır. her daim sevin... bazen anlamsız bulsanız dahi gülümseyin. bir basit tebessüm dahi birilerinin hayatındaki normal, sıradan akışı değiştirmeye yetebilir.
devamını gör...

#3481215 belki maharet zurnacınındır zurna da pek bir keramet yok çünkü
devamını gör...



...
there was nothing in the world
that i ever wanted more
than to feel you deep in my heart
there was nothing in the world
that i ever wanted more
than to never feel the breaking apart
all my pictures of you
devamını gör...

bu yol bir ışık için bin ateşle yananlarındır...
bu yazıyı paylaştıktan sonra bazıları yine diyecekler ki komünist..onlarda solcu olduğu için öldürülmeyi hak etmişlerdir bazılarına göre. o zamanları anımsıyorum da aziz nesin in söylediği sözler tv lerde arka arkaya yayınlandı ,sivas ta cuma hutbelerinde camiler de dinlendirildi ve bu vahim olay gerçekleştirildi. daha önce de söylendiği gibi b-i-z-i-m ç-o-c-u-k-l-a-r yine başarmıştı.
meseleyi anlamak adına biraz daha geriye gitmek gerekir. 69 ve 82 kuşağının gençliği, fikirleriyle vardı. kendi aralarında ve karşıt fikirdekilerle belki bir kahve masasında belki başka bir mecliste söyleşiler yaparlardı. en aşırısı da o masada otursa fikirlerini özgürce anlatırdı. bu söyleşilerin ulaşacağı en üst nokta münakaşaydı. ama küfür,hakaret,tehdit hele hele kavga olmazdı .masadan yine dostça kalkılırdı ve söyleşiden sonra o masadan kalkan ilk oturduğu kişi olarak kalkmazdı biraz daha aydınlanmış olurdu.
ne olduysa b-i-z-i-m ç-o-c-u-k-l-a-r ın devreye girmesi ile oldu . bu çocuklar kimdir? anlatması uzun ama 03.07.11 de bu çocuklardan ve tanıdığınızı sandığınız bir karaktere değineceğim.
82 li yıllarda(69 da olduğu gibi) bu ülke nin düşünen ve üreten gençliği gözaltına alındı, hapislere atıldı,yargılandı,sürgün gönderildi, idam edildi.çünkü onlar zararlıydı düşünüyorlar dı. bu yetmezmiş gibi bunu açıklıyorlar ,üretiyorlar, aydınlatıyorlar tekere çomak sokuyorlardı. tıpkı 69 lar gibi…
82 lerde gençlik gidince sonra kilere şu aşılandı.fikirleri tartışmanın ne anlamı var. karşı fikirdeki leri yok et gitsin(emperyalizmin dayanılmaz hafifliği).zaten o olmayınca fikri de olmaz. basit!
ben gençliğe derim ki, bu kuralı uygularsan “var olmak için yok edersin”. bu da seni bayağı kılar, aydınlatamazsın.çünkü sen in düşüncen o kadar çürüktür ki karşı fikre verecek bir cevabın yoktur,bedenen onu yok edersin o olmadığı için fikrin üstünmüş gibi gözükür fakat çürük temeller üzerine kurulmuştur sonra hafif bir esintiyle gidersin hepsi bu.
meseleye dini boyutu ile bakarsan sen in basit fikrine göre karşına cennet ve cehennem çıkar .sen tabi olduğunu sandığın boyutta cennete gideceğini düşünürsün. düşüncen o kadar basitdir ki biri/lerini öldürme hakkını kendinde bularak cenneti arzularsın, sadece kendini kurtarmak istersin. ama o boyut sana bunu emretmez ki ,sen sadece yaptığın kötülüğe dini bir kılıf bulmaya çalışarak meşrulaştırma gayretine girersin. peki, sen bu fikrine göre cennete gideceksen karşı fikirde ki sana göre nereye gidecektir, cehenneme tabi ki. bu dünya da onu yaktığın yetmezmiş gibi sonsuz cehennemde de yakmak istersin ne kadar d(k)indarsın. ama bir de şöyle düşün sen belki de fikirlerinle aydınlatacağın birisini bu yola hiç başvurmadan yok ettiğini sandın ahiret inancın varsa yok ettiğin kişinin hakkını nasıl telafi edeceksin?çünkü sen o kadar basitsin ki cennet, sen in için zevk-ü sefa yeridir hep bunları düşünürsün . ama bazılarına göre orası sevgililerin buluşma noktasıdır ,o yüzden oraya gitmek isterler .sen bunu nerden bileceksin sevgiyi tatmamışsın ki…
belki de karanlıkta olan sen sin .onlarla söyleşmedin ki sen onları tanımadın ki.yaktığını sandığın şeyi ateş mi sanıyorsun.o görünüşte ateştir.sen bu çarpık fikirlerinle zaten duman olmuşsundur haberin yoktur...
onların asıl meselesi bağımsızlık meselesiydi. özgürce seslendiler dünden yarına.zamanın sadece an sahnesinden çekildiler.onlar geçmişte de var gelecekte de, sen ruhları yok edemezsin ki…
belki çoğunlukta, ilerde (yakın zamanlarda olmasını umuyorum,olmazsa da ben göremedim varsın doğanlar görsün) kundaklanan otelden çıkan yanık et kokusunda hiroşima da,filistin de ve diğer coğrafyalarda yanan bir gencin kokusuna da duyar,benim duyduğum gibi…
devamını gör...

bende bana dokunulmasi fobisi var.
ben en samimi kiz arkadasim ilk kez opustuginde, onun tukurukleri sqna mi degdi igrenc, demis kadinim;)
ozel hayatimda kolay kolay yukselmiyorum bir adama. benim acimdan cok ozel olmasi lazim.
bu demi seksuel tanimi cok uyuyor bana. sadece asik oldugu adam ona dokunsun isteyen, baska herkesten irite olan ama asik oldugu adami da opmeye sevmeye dokunmaya doyamayan.
devamını gör...

en yakın arkadaşım (27) düzenli aralıklarla evden kaçıyor ya da kaçtığını sanıyor. evden kaçtığını da annesinin her seferinde beni aramasından öğreniyorum ve yine her seferinde "hayır yine ve yeniden benim yanımda değil, evet nerde olduğu hakkında en ufak bir bilgim yok bla bla teyze" diyerek telefonu kapatıyorum. ucu bucağı olmayan sonsuz bir döngü bu. ne arkadaşım evden kaçmaktan vazgeçiyor ne de annesi benim yanımda olmadığını bildiği halde beni aramaktan vazgeçiyor. iş çocuk oyuncağına döndü. işin tek iyi yanı polisi de arayıp meşgul etmiyorlar. çünkü neden? polis de benim! müge anlı'da benim! güzin abla da! hatta o gidilmemesi gereken mervelerde benim!

artık ana-kızın kasıtlı olarak bunu yaptığını düşünmeye başladım. önce kendi aralarında kavga ediyorlar, sonra kız evden kaçıyor ya da anne evden kızı kovuyor ve kız kaçıran anne, egosunu tatmin etmek için kızını arıyor. ikisi de bu durumu tüm ilgi ve alakayı üstüne çekebilmek için kullanıyor. bu kaçma eyleminin ilk amatör aşamasında olduğum zamanlar (2022) ikisi için endişelenmemden keyif alıyorlardı. "3k" yani kaçakçılık, kaypakçılık ve kayıpçılık şube birliğinin çömezleri arasında ustalığıma yalnız 5 başarısız kaçma eylemi kalmışken, sağ olsun arkadaşım ve çok güzide anası sayesinde terfi etmem 1 senemi aldı.

onca başarısız kaçma olayında monkey okaaağğğn'ı zıplatsan gözü açılırdı, benim gözüm de açılmıyordu. ana-kızın arasında maşa olmuştum. hangisi eline alırsa ona şıklıyordum.

bazen müfettiş gadget edasıyla taştaş geçip "nereye gitmiş olabilir bu kız? annesi kızını kaçırmış ola. olamaz tabi gerizekalı aynı evde yaşıyor bunlar"... derken buluyordum kendimi. 2 sokak ötede çıkacağına bu sefer şaşırtıp ilçe değiştirmiş olsa ya gerizekalı diyordum kendi kendime... delilerin arasında kalmış dehanın son çırpınışları bunlar siz anlamazsınız.

sonra fark ettim ki ikisini de pohpohlamam, tatmin etmem hoşlarına gidiyordu. "evet kanka bu sefer kaçmanda haklısın ben olsam ben de evden kaçardım. evet bla bla teyze sen de haklısın, bu kaçma eylemi tatsız bir duruma evrildi bir dahakine hem döv hem kov..."

en güzel yeri ise en büyük sınavımın ortaya çıktığı sürede aramızda geçen diyaloglardı.

- yine mi kaçtın lan sen?
+ evet kanka da bu sefer teraviye gittim, namaz kıldım. sonra da caminin yanındaki parkta oturup sigara içtim.
- sen teraviye gideceğim diyerek mi evden kaçtın yoksa spontane mi gelişti tüm bunlar?
+ spontane kanka. planlarım arasında yoktu.
- he bir kaçış planın vardı yani
+ yok öyle hava almak istedim iyi geldi
- neredesin şimdi?
+ evde
- annenle konuştun mu?
+ evet kanka barıştık, sorun yok.
- iyisin değil mi lan
+ iyiyim kanka ne oldu ki

la havle diyerek koca bir sabır çekiyorum o ara.

bla bla teyze, daha apartmandan çıkmamış olan kızının kayıp haberini bana verebilmek için şimdilik telefonunu komidinin üstüne koyuyor...

büyük sınavımın ise yeni rotası hesaplanıyor...
devamını gör...

insan hakları evrensel beyannamesi madde 2
1992 – 1995 yılları arasında tarih, bosna savaşı na şahit oldu. sscb nin dağılmasını takip eden yıllarda bağlı olan milletler ayrı ayrı bağımsızlığını ilan edip devlet kurma telaşına düşmüştü.avrupa ve abd kurulan yeni devletlere herhangi bir tepki göstermezken boşnakların bosna – hersek isminde bağımsız bir devlet kurma isteği karşısında işin rengi bir anda değişir. sırplar bir anda harekete geçerek boşnaklara savaş ilan eder. iki tarafın güç dengesine bakıldığında buna savaş denmesi pek mümkün görünmüyor. sırplar ,sscb döneminde ordunun her kademesinde yer alan askeri deneyime sahip kişilerden oluşuyor ve sscb ye ait askeri mühimmata sahiptiler. boşnakların ise sscb döneminden kalan birkaç albay ve generali mevcuttu ve silahları ise genel itibariyle av malzemelerinden oluşuyordu. savaş döneminde sırp vahşetini anlatmaya zaten gerek yok....
boşnaklar zulmün her türlüsünü yaşayıp can verirken yine boşnaklara ait bölgede kalan sırp köyleri mevcuttu. boşnak askerler gerek aile yakınları gerekse de soydaşlarının acı şekilde ki ölüm haberleri karşısında aliya izzetbegoviç ten kendi bölgelerinde ki sırp köylerini basıp intikam almak istediklerini bildirdiler. fakat aliye izzetbegoviç bu isteği reddettiği gibi yapılmasına da engel oldu.
bunun benzeri örnekleri türk tarihinde de mevcuttur. vatanımız işgal edilmeden önce yunan kuvvetlerinin izmir i işgali üzerine ülke de yaşayan rumlara yönelik herhangi bir saldırı gerçekleşmemiştir. zaten osmanlı nın son 250- 300 yıllık döneminde ülke toprakları yavaş yavaş kaybedilirken bağımsızlığını ilan eden ırklara mensup osmanlı toprağında kalan herhangi bir kişiye saldırı hareketi olmamıştır.
avrupanın göbeğinde bir ırk soykırıma tabi tutulurken avrupalıların buna göz yumması ve ardından sırpların makedonlara savaş ilan etmesi ve tüm bunlara rağmen bunun soykırım olarak tanımlanmadığı halde ermeni soykırımı iddiası çifte standardın en güzel örneği. onlar ne yaparsa yapsın içimizde ki insan sevgisini yok edemeyecekler...
devamını gör...

seni veya sizi övmem, övmeyeceğim lakin hazır başlık açılmış iken hemen hemen döküleyim buraya,

hayatta sizi öven insanlara karşı hep temkinli olun çünkü onlar düşmanlıklarını bu perdenin arkasına gizleyerek size saldıracak doğru anı ve yeterli bilgiyi sağlamayı amaçlamaktadır.
devamını gör...

yarım kalanlar.
devamını gör...

yıllardır aktif kullandığım sözlüğüme, binlerce entry yüzlerce saat sonrası kanzuk denilen bir iktidar yalaması sonrası terk etmek zorunda bırakılarak buraya göç ettim.

eksikleri çok gibi buranın ama butik bir sözlük olarak değerlendiriyorum bence çok minnoş bir yer ayrıca her yer turuncu ;)
devamını gör...

sevdi aldattı beni
güldü ağlattı beni
gittim kölesi oldum
bir kula sattı beni

...

çok ağır bu sözler ama.
devamını gör...

(bkz: rimming)
pis pis işler.
devamını gör...

binbir gece masalları
ali baba ve kırk haramiler .masalda kısaca fakir bir adam olan oduncu ali baba zamanında yaşayan kırk harami olarak bilinen bir gurup gayrimeşru yollardan kazandıkları hazineleri gizli bir yerde saklamaktadır. ali baba bu yeri ve giriş şifresini öğrendikten sonra kırk haramileri yok eder ve hazineleri sahiplenir.
bu filmlerde tiyatrolarda da bu şekilde anlatıldı. fakat ali baba hiç yadırganmadı. çünkü o haksızlık yapan bir gurubu yok etmişti. hikayenin özünde saklı olan ali baba nın hırsız oluşu, hiç emek sarf etmeden bir hazineye sahip oluşu .yani hırsızdan çaldığında bu mübah,aynı robin hood gibi…
fakat masalın gizemine indiğinizde durum hiç de göründüğü gibi değildir. ali baba nın asıl mesleği odunculuktur. fakat o na oduncu ali değil de baba denilir. bu lakap tasavvufta karşımıza çıkmaktadır. baba, hürmete layık kişiler, yahut yaşlı adamlar hakkında kullanılır. tasavvufta, sülük yoluna giren, nefsini yenmiş topluma yararlı hâle gelmiş, yani nefsinde ölmüş, ruhunda dirilmiş kişiye baba denir. bir sufînin mürşidi, onun mânevi babasıdır. babalar pîr evinin "eyvallah kapısında yetiştirilir. eyvallah, tam bir feragat demektir, teslimiyet ifade eder. baba tayininde kıdemden ziyâde, babalığa ehil olunup olunmadığı hususu önceliklidir. baba olacak kişide bazı özellikler bulunması gerekir. bu özelliklerin bazıları şunlardır: hitabet güçlülüğü, mütebessim bir yüz, musikiye aşinalık. bu şekilde yetişen baba, ya açılacak bir baba makamını bekler, ya da kendisine bir başka yerde tekke açmaya izin verilir. baba adı taşıyan çeşitli yer isimlerinin bulunuşu, dikkat çeken bir başka husustur : babadağ, babaeski, baba nakkaş köyü, baba burnu vb. yerler, hep buralarda yaşamış dervişlerin hatıralarını ismen yaşatan yerleşim birimleridir. mevlevîler, mürşide baba demekte kibir gördükleri için, bu ifadeyi kullanmamışlardır. bu sebeple "falan şeyhin müridi", "filan zâtın ihvanı", "şu şeyhin evlâdı" gibi ifadeler, mevlevîlerin kullandıkları deyimler olarak görülür. baba, çeşitli deyimlerin öğesi olarak yaygın biçimde kullanılmıştır. bunları şu şekilde sıralamak mümkündür: herhangi bir baba (mürşid), evladına karşı babalık vazifesi görmüyorsa, bu kişi hakkında "iskele babası" denilir…
harami ise kelime olarak gizli sır olan manasına da gelmektedir. 40 ise nefsi arzuları yenip ruhaniyet kespetmek için aşılması gereken engeller olabileceği gibi 3,7,40 olarak bahsedilen bilge kişilerin sırlarına vakıf olmayı da ifade edebilir.
hikayeye bu şekilde bakıldığında oduncu ali nin ya 40 bilgeden almış olduğu sırlar ya da 40 nefsani arzuyu yendikten sonra ulaştığı makam dolayısıyla baba lakabını elde ederek ulaşmış olduğu ruhani hazineleri ifade eder.
peki gizli sır olan kelimeyi elde etmek hazineye ulaşmak için yeterli midir? hikaye de ali baba nın kardeşi kasım dan bahsedilir. o mağaraya giriş kelimesini öğrenmiş fakat 40 haremiler tarafından öldürülmüştür. o yüzden sadece kelimeleri bilmek hazineye sahip olmak için yeterli değildir. o kelimeleri yürekten söylemek gerekir.
ve hazinelere ulaşmak tek başına mümkün olmayabilir. ilahi aşk a ulaşmak için önce bir insanı,aşık olacağın birini bulman gerekir…
devamını gör...

telif hakkı gibi bir durum yoksa, saldıray abi'den daha iyi bir isim olamaz. belki, feriştah yenge. vazgeçtim. saldıray abi raks.
devamını gör...

pipet.
ne saçma bir icat.
devamını gör...

peki artık türkiye’de olmamasının hüznünü ne yapıcaz şimdi gece gece.
ah ulan ilk defa star gazetesiyle birlikte veriliyordu o zaman yemiştik abimlerle birlikte bi heyecanla.
bütün aile sevince müptelası olmuştuk sonra. her markete gittiğimizde mutlaka 3-4 kutu alırdı babam.
uf ya şimdi kokusu burnuma geldi. niye hortlattınız bu başlığı durduk yere ya.
başka bir marka çıkarmış aynı pringles gibi kutusu şekli filan ama tadı çok tırt. geri gelsin diye dua edeceğim şeylerden biri pringles olabilir.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim