zaman tüneli
feride
siyasi itikadımız her ne kadar tevafuk etmese de, edebi dilini oldukça beğendiğim yılmaz odabaşı’na ait bir şiir kitabı. daha sakin ve uygun bir zamanda tekrar mütalaa edip belki bir tanım yazarım; ancak henüz girizgahında beni karşılayan louis aragon’a ait les amants séparés adlı şiirin çevirisi ile kalbimde özel bir yere sahiptir daima zira feride'yi okuduğum zaman dilimi, aynı zamanda le crève-cœur ile tanıştığım zamana tekabül eder. dilim döndüğünce yaptığım çeviriyi not düşerek bu tanımı şimdilik burada sonlandırayım.
le crève-cœur p.22
le crève-cœur p.22
devamını gör...
elma kurdu (yazar)
#3506236
konunun uzmanı olmasam da paranoid şizofreni olma ihtimalini düşündüğüm yazar…*
beni -yattığı yer incitmesin- vefat eden nenesi sanıyor.
terapist bir arkadaşım birisi paranoya geliştirdiğinde doğruyu açıklamanın; kişinin tepkisini derinleştireceğini ve güven duygusunu zedeleyeceğini söylemişti. o yüzden kendisine hayır ulan ne anneannesi demek yerine şöyle tepki veriyorum:
gel guzummmm gurbann ossun nenesi. acıkmıssın belli yide garnını doyur nenemmm
konunun uzmanı olmasam da paranoid şizofreni olma ihtimalini düşündüğüm yazar…*
beni -yattığı yer incitmesin- vefat eden nenesi sanıyor.
terapist bir arkadaşım birisi paranoya geliştirdiğinde doğruyu açıklamanın; kişinin tepkisini derinleştireceğini ve güven duygusunu zedeleyeceğini söylemişti. o yüzden kendisine hayır ulan ne anneannesi demek yerine şöyle tepki veriyorum:
gel guzummmm gurbann ossun nenesi. acıkmıssın belli yide garnını doyur nenemmm
devamını gör...
yabancı dil bilmeden yabancı müzik dinlemek
allah bilir müzisyen de değildir, ama müzik dinliyor işte.* halbuki gitarcının bastığı fa diyez majorü falan duyamıyorsan niye dinliyorsun, değil mi?
heykeltıraş yada ressam olmayıp sanat galerilerindeki heykel ve resimlere bakmak gibi bir eylem. sanat böyle bir şey işte, ondan zevk almak için onu anlamanız gerekmez, bir şeyler hissetmeniz yeterlidir.
heykeltıraş yada ressam olmayıp sanat galerilerindeki heykel ve resimlere bakmak gibi bir eylem. sanat böyle bir şey işte, ondan zevk almak için onu anlamanız gerekmez, bir şeyler hissetmeniz yeterlidir.
devamını gör...
devlet
devletten bir şey anlayan var mı?bu yaşına kadar yaşamış devleti anlamlandırabilen var mı?...
devlet ne işe yarar insan ilşkilerini mi düzenler,can güvenliğimizi mi sağlar varlığı niye yaşamsaldır...
vergi alır,sömürücü sınıfları korur,tecavüz eder,savaş çıkartır,düşünen insanları robotlaştırır,isyan edeni öldürür,insanları milliyetlere ayırır,yetmez fallik kültürünü pompalar,tek tipleştirir,öldür der,öl der,çocukları sınıflara hapseder başlarına gardiyan diker,farklı düşünenleri tımarhaneye tıkar çürü der,olmadı modernleşir ilaç ver sürekli uyu der,kadınsan iki kulağının arasını görmez,dünyaya değil vatana aitsin der sınırı geçme ha izinsiz,üret der üret ki dönsün bü dünya....
yani insanlar devletsiz gayet güzel yaşayabilir,bir komşu bir komşudan ekmek,tuz,şeker istemiyormu ihtiyaç duyduğunda bunu devlet var diye mi yapıyor,tam tersi devlet para illetini kullanıp insanlar arasına nifak tohumları ekiyor çektir,senettir,siz birbirinize güvenmeyin benim aracılığım kudrettir güvencedir...
yazık dünyanın en iğrenç,en berbat masalıdır bu ,insanlar devletsiz yaşayamaz masalı...
bir de şu versiyon vardır devleti iyiler kullanırsa devlet iyi olur,bir süre sonrada devleti kullanmamız gerekmez, ne diyim tarihe bakmak lazım hangi devlet iyi olmuştur ki...
ah anarşistler şu dünyanın azizleri cidden bir onlar çözümledi devletin ne olduğunu...
devlet ne işe yarar insan ilşkilerini mi düzenler,can güvenliğimizi mi sağlar varlığı niye yaşamsaldır...
vergi alır,sömürücü sınıfları korur,tecavüz eder,savaş çıkartır,düşünen insanları robotlaştırır,isyan edeni öldürür,insanları milliyetlere ayırır,yetmez fallik kültürünü pompalar,tek tipleştirir,öldür der,öl der,çocukları sınıflara hapseder başlarına gardiyan diker,farklı düşünenleri tımarhaneye tıkar çürü der,olmadı modernleşir ilaç ver sürekli uyu der,kadınsan iki kulağının arasını görmez,dünyaya değil vatana aitsin der sınırı geçme ha izinsiz,üret der üret ki dönsün bü dünya....
yani insanlar devletsiz gayet güzel yaşayabilir,bir komşu bir komşudan ekmek,tuz,şeker istemiyormu ihtiyaç duyduğunda bunu devlet var diye mi yapıyor,tam tersi devlet para illetini kullanıp insanlar arasına nifak tohumları ekiyor çektir,senettir,siz birbirinize güvenmeyin benim aracılığım kudrettir güvencedir...
yazık dünyanın en iğrenç,en berbat masalıdır bu ,insanlar devletsiz yaşayamaz masalı...
bir de şu versiyon vardır devleti iyiler kullanırsa devlet iyi olur,bir süre sonrada devleti kullanmamız gerekmez, ne diyim tarihe bakmak lazım hangi devlet iyi olmuştur ki...
ah anarşistler şu dünyanın azizleri cidden bir onlar çözümledi devletin ne olduğunu...
devamını gör...
orijinalinden daha iyi olan coverlar
alttaki cover :
marlen tjosvoll - bang bang by cher
bu da orijinali:
bang bang by cher
bence kesinlikle cover bin basar orijinaline
marlen tjosvoll - bang bang by cher
bu da orijinali:
bang bang by cher
bence kesinlikle cover bin basar orijinaline
devamını gör...
aşkım biraz kilo mu aldın sen sorusu
(bkz: yedi büyük günah)
devamını gör...
kadın yazarlardan kadın yazarlara sorular
#3508146
bulamıyoz :d
#3508363
eskiden çok da istemiyordum sanırım ama şimdi istiyorum evet. insan büyüdükçe kendisine de değer vermenin yolunu buluyor, araya araya bulunuyor.
#3508606
sen ne alaka abi kadın mısın sen ya? sana sorulan bişi yok. sormicaz size bişi. şurda bi bırakmıyosunuz kız kıza muhabbet edilsin... çıkıcam sünnet anısı anlatıcam bi gün, niye böylesiniz siz?
bulamıyoz :d
#3508363
eskiden çok da istemiyordum sanırım ama şimdi istiyorum evet. insan büyüdükçe kendisine de değer vermenin yolunu buluyor, araya araya bulunuyor.
#3508606
sen ne alaka abi kadın mısın sen ya? sana sorulan bişi yok. sormicaz size bişi. şurda bi bırakmıyosunuz kız kıza muhabbet edilsin... çıkıcam sünnet anısı anlatıcam bi gün, niye böylesiniz siz?
devamını gör...
kirpi ile mesai sonrası rockçısı
ben geç geldiğime göre bir istek daha yapayım.
rammstein - ohne dich diyorum efenim. biraz soft alanlardan devam etmek istiyorum bu güzel parçaların üstüne.*
rammstein - ohne dich diyorum efenim. biraz soft alanlardan devam etmek istiyorum bu güzel parçaların üstüne.*
devamını gör...
karanlık üçlü
devamını gör...
kral übü
modern tiyatronun abjekt estetiği -julia kristeva'nın abject teorisine atıfta bulunarak- ve patafizik alegorisinin görece en steril biçimde harmanlandığı tiyatro oyunu. alfred jarry’nin kral übü -orijinal dilinde ubu roi- oyunu yalnızca dramatik metin değil, temsilin, anlamın ve iktidarın doğasına yöneltilmiş sahne üstü bir sabotaj olarak anlamlandılabilir zira yapısı gereği klasik tiyatronun mimetik doğasını baltalar, tragedya ile farsı aynı potada eriterek hem politik hem ontolojik düzeyde bir yıkım sahnesi sunmayı amaçlar. o yüzden eseri yalnızca bir grotesk fars olarak değil aynı zamanda epistemolojik ve estetik bir kriz metni olarak da ele almak gerekiyor zannımca ancak bundan önce dönemin koşullarına da kabaca göz atmak gerekecektir. kral übü'nün de ilk defa 1896'da görücüye çıktığı 19. yüzyılın son çeyreği, fransız tiyatrosu için temsil krizinin derinleştiği bir döneme tekabül ediyor. doğalcılık ve gerçekçilik, sahnede bireyi ve toplumu olduğu gibi sunma iddiasındayken -kuramcıların birbirinin yakasına yapışmaya yer aradığı epey sakil bir dönem- alfred jarry, bu iddiayı yalnızca reddetmekle kalmıyor açıkça onunla alay da ediyor. kral übü, bir parodi değil, parodinin bile kendi kendisini yiyip yok ettiği bir auto-da-fé’dir bu sebeple.
elbette théâtre de l’œuvre’de sahnelenen oyun yalnızca seyirciler değil tiyatro yönetmenleri ve vodviller arasında da büyük infial yaratır. nedeni sadece edepsiz kelimeler ya da neredeyse delirtici noktada baş gösteren anlamsızlık değildir; jarry, sahnede temsilin kendisini bile isteye çökertmiştir. tragedya artık yüksek, soylu ve trajik olanı değil, mideyi, dışkıyı ve hayvansı hırsı temsil etmektedir açıkça. ne felaket ama!* bu çöküşteki estetik, rabelaisyen - biraz üstün körü yazmış olsam dahi gargantua et pantagruel tanımı açıklayıcı olacaktır bu okuma için- mizah ile bakhtinyen karnevalesk arasında salınır ancak jarry’nin tiyatrosu, klasik grotesk gelenekten farklı olarak bir pozitivizm eleştirisidir de aynı zamanda.
tiranlığın fars oyununda anatomisini okumak zahmetsizdir ancak öncesinde konuyu basitçe toparlamak da gerekir sanıyorum. kısa bir özet ile; père übü, karısı mère übü’nün teşvikiyle polonya kralı venceslas’ı öldürür ve iktidarı gasp eder ancak bu tiranlık süreci, sistematik bir politik ajandaya değil, daha çok; çocuksu hırs, oburluk ve ilkel korkulara dayanır. aristokratlar ve yargıçlar katledilir, halk açlığa mahkûm edilir, ekonomi ağır vergiler nedeniyle yıkıma uğrar. hayatta kalan prens bougrelas, annesiyle birlikte kaçmayı başarır fakat annesinin kederden kollarında ölmesiyle birlikte tanrısal bir vizyonla eski ataları tarafından kutsanarak taht hakkını savunmak için kurguladığı bir isyana öncülük eder ve oyun, übü’nün iktidardan düşüp karısıyla birlikte bir gemiyle fransa'ya kaçmasıyla son bulur ancak dışarıdan bakınca neredeyse shakespeare trajedisini andıran bu öykü dramatik bütünlük taşımaz. olaylar ardışık değil daha çok absürd ve epizodik olarak dizilidir. jarry, bana kalırsa olay örgüsünü bilinçli bir şekilde parçalara ayırarak seyirciyi -ve bizim durumumuzda okuyucuyu- anlamsızlıkla yüzleşmeye zorlama niyeti gütmüştür.
temsilin dekonstrüksiyonuna kabaca göz atmak gerekirse eğer, übü roi, klasik üç birlik kuralını -zaman, mekân, eylem- parçalayarak aristotelesçi dramaturjiyi reddeder diyebiliriz sanıyorum. olaylar hem zaman hem de mekân bakımından kesintilidir ve dekorlar indirgenmiştir. jarry’nin tiyatrosu en başta charles morin'in tasarladığı gibi özünde bir kukla oyunudur ve bu sebeple karakterler psikolojik derinlikten arındırılmış; eylemleriyle değil, grotesk jestleriyle tanımlanır hâle gelmiştir. bu yönüyle oyun, brechtyen yabancılaştırmanın habercisidir aslında ama brecht’in politik bilinçlendirme amacı burada elbette yoktur. jarry, daha çok temsilin kendisini bir oyuna çevirerek sahnede anlamın çözüldüğü bir boşluk üretir.
elbette oyunun en meşhur repliği olan “merdre!" -bilinçli olarak bozuma uğratılmıştır- değinilmeden geçilecek bir unsur değil. merdre, yalnızca bir küfür değil, anlamın sabotasının sesli formudur jarry tiyatrosunda. merde kelimesinin bozulmuş biçimi olan bu sözcük fransızca dil yapısının hem fonetik hem de semantik düzeyde deforme edilmesiyle ortaya çıkmıştır ki bunun oyunun farklı dillere çevrilmesiyle iyice şenlik geçidine dönüştüğünü söylemem gerekir. bu yönüyle oyun, lacan’ın gerçek alanına yakındır yani basitçe; temsil edilemeyen, söze dökülemeyen, travmatik olan… kral übü, temsilin mümkün olmadığı bir dünyanın sahne üzerindeki halidir. bunu öne çıkan karakterler üzerinden de çözümlemek mümkün.
père übü; tiranlığın, cehaletin ve oburluğun grotesk bir beden üzerine yerleştiği simgesel bir figürdür. foucault’nun biyopolitika kavramıyla düşünüldüğünde, übü’nün iktidarı dışkısal bir egemenliktir. bedenin alt merkezlerinden -mide, bağırsak, ten- kurulan bir egemenlik biçimidir bu. düşünmez, tiksinir; karar vermez, yalnızca amaçsızca saldırır. mère übü ise daha çok bir tür erk-dişi çatışmasının grotesk karikatürüdür. entrikanın asıl motoru olma işlevi görmüştür oyun boyunca. lady macbeth’in groteskleştirilmiş, cinsiyeti şehvet değil kudretle kodlanmış bir versiyonu olarak okunabilir rahatlıkla. prens bougrelas ise sistemin yeniden kurulması ihtimalini temsil etmektedir ancak jarry’nin dünyasında etik, tanrısallık ve adalet gibi kavramlar ironik ve anakronik olarak kaldığından bougrelas figürü bilinçli bir sönüklüğe mahkum bırakılır.
başta değindiğim için biraz da açarak ilerleyeyim; jarry'nin icat ettiği patafizik, istisnaların bilimi olarak tanımlanabilir. gerçekliğin istisnai ve absürd doğasını araştırır özünde. bu açıdan kral übü, patafizik düşüncenin ilk teatral tezahürüdür. her şeyin olağandışı olduğu bir evrende düzenin yeniden kurulması değil, bozulmanın kaçınılmazlığı sahnelenir. bu bağlamda da oyun biraz da abartılı bir ifadeyle varoluşçu tiyatronun temellerini atar. tabii yalnızca grotesk bir fars değil, tiyatronun içinden patlatıldığı bir estetik mayın olarak tanımlayabiliriz tüm oyunu. jarry, hem tiyatral temsilin hem de politik iktidarın temellerini sarsmayı amaçlamış ve bunu kısmen başarmıştır da. anlamı ve dili çözer, karakteri figüre indirger, yapıyı delik deşik eder. bu anlamda übü, modernliğin dadaist estetikte bilinçaltıdır.
elbette théâtre de l’œuvre’de sahnelenen oyun yalnızca seyirciler değil tiyatro yönetmenleri ve vodviller arasında da büyük infial yaratır. nedeni sadece edepsiz kelimeler ya da neredeyse delirtici noktada baş gösteren anlamsızlık değildir; jarry, sahnede temsilin kendisini bile isteye çökertmiştir. tragedya artık yüksek, soylu ve trajik olanı değil, mideyi, dışkıyı ve hayvansı hırsı temsil etmektedir açıkça. ne felaket ama!* bu çöküşteki estetik, rabelaisyen - biraz üstün körü yazmış olsam dahi gargantua et pantagruel tanımı açıklayıcı olacaktır bu okuma için- mizah ile bakhtinyen karnevalesk arasında salınır ancak jarry’nin tiyatrosu, klasik grotesk gelenekten farklı olarak bir pozitivizm eleştirisidir de aynı zamanda.
tiranlığın fars oyununda anatomisini okumak zahmetsizdir ancak öncesinde konuyu basitçe toparlamak da gerekir sanıyorum. kısa bir özet ile; père übü, karısı mère übü’nün teşvikiyle polonya kralı venceslas’ı öldürür ve iktidarı gasp eder ancak bu tiranlık süreci, sistematik bir politik ajandaya değil, daha çok; çocuksu hırs, oburluk ve ilkel korkulara dayanır. aristokratlar ve yargıçlar katledilir, halk açlığa mahkûm edilir, ekonomi ağır vergiler nedeniyle yıkıma uğrar. hayatta kalan prens bougrelas, annesiyle birlikte kaçmayı başarır fakat annesinin kederden kollarında ölmesiyle birlikte tanrısal bir vizyonla eski ataları tarafından kutsanarak taht hakkını savunmak için kurguladığı bir isyana öncülük eder ve oyun, übü’nün iktidardan düşüp karısıyla birlikte bir gemiyle fransa'ya kaçmasıyla son bulur ancak dışarıdan bakınca neredeyse shakespeare trajedisini andıran bu öykü dramatik bütünlük taşımaz. olaylar ardışık değil daha çok absürd ve epizodik olarak dizilidir. jarry, bana kalırsa olay örgüsünü bilinçli bir şekilde parçalara ayırarak seyirciyi -ve bizim durumumuzda okuyucuyu- anlamsızlıkla yüzleşmeye zorlama niyeti gütmüştür.
temsilin dekonstrüksiyonuna kabaca göz atmak gerekirse eğer, übü roi, klasik üç birlik kuralını -zaman, mekân, eylem- parçalayarak aristotelesçi dramaturjiyi reddeder diyebiliriz sanıyorum. olaylar hem zaman hem de mekân bakımından kesintilidir ve dekorlar indirgenmiştir. jarry’nin tiyatrosu en başta charles morin'in tasarladığı gibi özünde bir kukla oyunudur ve bu sebeple karakterler psikolojik derinlikten arındırılmış; eylemleriyle değil, grotesk jestleriyle tanımlanır hâle gelmiştir. bu yönüyle oyun, brechtyen yabancılaştırmanın habercisidir aslında ama brecht’in politik bilinçlendirme amacı burada elbette yoktur. jarry, daha çok temsilin kendisini bir oyuna çevirerek sahnede anlamın çözüldüğü bir boşluk üretir.
elbette oyunun en meşhur repliği olan “merdre!" -bilinçli olarak bozuma uğratılmıştır- değinilmeden geçilecek bir unsur değil. merdre, yalnızca bir küfür değil, anlamın sabotasının sesli formudur jarry tiyatrosunda. merde kelimesinin bozulmuş biçimi olan bu sözcük fransızca dil yapısının hem fonetik hem de semantik düzeyde deforme edilmesiyle ortaya çıkmıştır ki bunun oyunun farklı dillere çevrilmesiyle iyice şenlik geçidine dönüştüğünü söylemem gerekir. bu yönüyle oyun, lacan’ın gerçek alanına yakındır yani basitçe; temsil edilemeyen, söze dökülemeyen, travmatik olan… kral übü, temsilin mümkün olmadığı bir dünyanın sahne üzerindeki halidir. bunu öne çıkan karakterler üzerinden de çözümlemek mümkün.
père übü; tiranlığın, cehaletin ve oburluğun grotesk bir beden üzerine yerleştiği simgesel bir figürdür. foucault’nun biyopolitika kavramıyla düşünüldüğünde, übü’nün iktidarı dışkısal bir egemenliktir. bedenin alt merkezlerinden -mide, bağırsak, ten- kurulan bir egemenlik biçimidir bu. düşünmez, tiksinir; karar vermez, yalnızca amaçsızca saldırır. mère übü ise daha çok bir tür erk-dişi çatışmasının grotesk karikatürüdür. entrikanın asıl motoru olma işlevi görmüştür oyun boyunca. lady macbeth’in groteskleştirilmiş, cinsiyeti şehvet değil kudretle kodlanmış bir versiyonu olarak okunabilir rahatlıkla. prens bougrelas ise sistemin yeniden kurulması ihtimalini temsil etmektedir ancak jarry’nin dünyasında etik, tanrısallık ve adalet gibi kavramlar ironik ve anakronik olarak kaldığından bougrelas figürü bilinçli bir sönüklüğe mahkum bırakılır.
başta değindiğim için biraz da açarak ilerleyeyim; jarry'nin icat ettiği patafizik, istisnaların bilimi olarak tanımlanabilir. gerçekliğin istisnai ve absürd doğasını araştırır özünde. bu açıdan kral übü, patafizik düşüncenin ilk teatral tezahürüdür. her şeyin olağandışı olduğu bir evrende düzenin yeniden kurulması değil, bozulmanın kaçınılmazlığı sahnelenir. bu bağlamda da oyun biraz da abartılı bir ifadeyle varoluşçu tiyatronun temellerini atar. tabii yalnızca grotesk bir fars değil, tiyatronun içinden patlatıldığı bir estetik mayın olarak tanımlayabiliriz tüm oyunu. jarry, hem tiyatral temsilin hem de politik iktidarın temellerini sarsmayı amaçlamış ve bunu kısmen başarmıştır da. anlamı ve dili çözer, karakteri figüre indirger, yapıyı delik deşik eder. bu anlamda übü, modernliğin dadaist estetikte bilinçaltıdır.
devamını gör...
askerde bornozla duştan çıkınca verilen muzlu süt
bizde de birisi söylenen gün harici bir günde banyo yapıp, tugayın içinde kafasında havluyla gezdiği için, gece 1'de uyandırılıp, 2'ye kadar "kim yaptı söylesin" diye kimin yaptığını sorgulamıştık. bir şekilde başka bölükten olduğu düşünülmüştü de, bırakmıştı komutan.*
su bile vermemişlerdi. gidip şikayetçi mi olsam acaba?
su bile vermemişlerdi. gidip şikayetçi mi olsam acaba?
devamını gör...
paranoyak deli ile delisin delisin
nefesler tutuldu
devamını gör...
rölanti
ingilizce'de idle anlamına gelen kelime.
motorun minimum çalışma devrinde (genelde 750-800 d/d) çalışmasıdır.
motorun minimum çalışma devrinde (genelde 750-800 d/d) çalışmasıdır.
devamını gör...
kadın yazarlardan kadın yazarlara sorular
ombre yaptırdım. ama çok belli belirsiz gibi. bu zamanla açılacak di mi? benden sarışın olur mu ya?
devamını gör...
aşkım biraz kilo mu aldın sen sorusu
evet aldin diye cevap verin korkmayin arkanizda ben varim
devamını gör...
kirpi ile mesai sonrası rockçısı
here comes the rain again
raining in my head like a tragedy
tearing me apart like a new emotion
i wanna breathe in the open wind
i wanna kiss like the lovers do
i wanna dive into your ocean
is it raining with you?
yıllar öncesine gittim tamamen. çok teşekkür ederim sevgili kirpi. bu benim için özel bir parça. gözlerimi kapatıp tadını çıkarıyorum*
raining in my head like a tragedy
tearing me apart like a new emotion
i wanna breathe in the open wind
i wanna kiss like the lovers do
i wanna dive into your ocean
is it raining with you?
yıllar öncesine gittim tamamen. çok teşekkür ederim sevgili kirpi. bu benim için özel bir parça. gözlerimi kapatıp tadını çıkarıyorum*
devamını gör...
winston smith
1984 yapımı 1984 filminde sir john hurt, 1956 yapımı 1984 filminde edmond o'brien tarafından canlandırılan 1984 distopyasının ana karakteri.
devamını gör...
kadın yazarlardan kadın yazarlara sorular
çiçeklerin arasına böcekler karışıyor arada. kış kışşş kış kışşşş.
devamını gör...
aşkım biraz kilo mu aldın sen sorusu
param vardi ki yedim cevabi
devamını gör...
