zaman tüneli
işi daha iyi olana bakmak
ne iş yapıyorsun bilmiyorum ama patron değilsen çok para kazanmıyorsan sen de işçisin abla. kalifiyeli işçi belki senden çok kazanıyordur. mantıklı karardır aslında ama insanı yanıltabilir de.
devamını gör...
ankara
canım memleketim. her mevsimiyle kendisini seviyorum ancak son zamanlarda burada da trafik istanbul gibi olmaya başladı.
devamını gör...
usul usul çıkarır koyarım kutuya
barış manço‘nun kol düğmeleri şarkısında geçen bir söz kol düğmelerini akşam olduğunda çıkarıp kutularına koyduğunu ifade eden bir cümledir 
devamını gör...
oysa herkes güldürür sevdiğini
külliyen yalan! bizim memlekette sevdiğini ağlatmak daha çok tutuluyor. uzun süre kavga gürültü yaşamayan çiftler 'heyecanı kalmadı' diyerek birbirlerinden ayrılıyorlar hatta. ne de olsa bir nesil yalan rüzgarı, cesur ve güzel ve marimar gibi pembe dizilerle büyüdü. çok da şey yapmamak lazım.
devamını gör...
otobüs yolculuğu sırasında sinir eden olaylar
öndekinin koltuğu acımasızca sonuna kadar arkaya yaslaması.
devamını gör...
kolpaçino
basit bir gözle bakılırsa kaba saba bir komedi filmi gibi dursa da aslında türkiye’deki sayısı hiç de azımsanmayacak bir grup insanın fotoğrafını çekmesi hasebiyle anlatmak istediği şeyi, harikulade anlatmış bir sanat eseri. memleketimin kolpa insanını, erkeklik mavralarını, para ve güç ilişkilerini muhteşem şekilde hicvetmiştir. öyle ki, filmin çoğu repliği gerçek hayatın içine nakşolmuştur.
filmin omurgasını 'kolpa' kültürü oluşturuyor. karakterleri inceleyecek olursak neredeyse tamamı; olduğundan fazla ve güçlü görünmeye çalışan, yalanla, şişirme ve sahte raconlarla var olmaya çalışan ve sürekli 'hava atma' merakında kimselerden oluşuyor. e bu sahneler bu ülkede yaşanmıyor mu? (bkz: kolpaçino özgür) (bkz: ganyotçu) (bkz: galerici şahin) (bkz: dolapdereli sabri abi)
silahlar, mafya ağzı, tehditler, bitirim edalı tiplemeler… fakat iş ciddiye binince herkesi bir korku, bir telaş sarıyor. filmde rahatlıkla şu kokuyu alıyorsunuz: racon konuşmak kolay, racon yaşamak zor.
bu noktada değinmeden geçemeyeceğim, filmin diyalogları müthiş yazılmış. tabi bu cümleyiedebi açıdan bakarak söylemiyorum tam bir sokak zekası müthişliği bu. çünkü diyaloglar yapay değil, duyulmuş ya da duyulabilecek şeyler. kahvehane, kumarhane, otopark, gece muhabbetlerinden itina ile elde edildiği çok belli. zaten bugün hala taklit ediliyor olmasının sebebi de bu: doğaçlama hissi vermesi.
akademik değil, derin felsefe yapmaz, ama çok iyi gözlemlenmiş, çok iyi kulak verilmiş, o yüzden basit duruyor ama yazması hiç de kolay değil.
kısacası türk sineması açısından kült bir yapım haline geldiğini kabul etmek gerekir.
filmin omurgasını 'kolpa' kültürü oluşturuyor. karakterleri inceleyecek olursak neredeyse tamamı; olduğundan fazla ve güçlü görünmeye çalışan, yalanla, şişirme ve sahte raconlarla var olmaya çalışan ve sürekli 'hava atma' merakında kimselerden oluşuyor. e bu sahneler bu ülkede yaşanmıyor mu? (bkz: kolpaçino özgür) (bkz: ganyotçu) (bkz: galerici şahin) (bkz: dolapdereli sabri abi)
silahlar, mafya ağzı, tehditler, bitirim edalı tiplemeler… fakat iş ciddiye binince herkesi bir korku, bir telaş sarıyor. filmde rahatlıkla şu kokuyu alıyorsunuz: racon konuşmak kolay, racon yaşamak zor.
bu noktada değinmeden geçemeyeceğim, filmin diyalogları müthiş yazılmış. tabi bu cümleyiedebi açıdan bakarak söylemiyorum tam bir sokak zekası müthişliği bu. çünkü diyaloglar yapay değil, duyulmuş ya da duyulabilecek şeyler. kahvehane, kumarhane, otopark, gece muhabbetlerinden itina ile elde edildiği çok belli. zaten bugün hala taklit ediliyor olmasının sebebi de bu: doğaçlama hissi vermesi.
akademik değil, derin felsefe yapmaz, ama çok iyi gözlemlenmiş, çok iyi kulak verilmiş, o yüzden basit duruyor ama yazması hiç de kolay değil.
kısacası türk sineması açısından kült bir yapım haline geldiğini kabul etmek gerekir.
devamını gör...
sabah aç karnına öpüşmek
olur veya olmaz işin orasında değilim de ben sabah belli bir saate kadar ağzımın yerini bile bulamayacakmış gibi bir halde uyanıyorum ne öpüşmesi dilan polat mısınız eneerciiiii.
devamını gör...
neden bok çukuru ülkelerden insan alıyoruz
norveçli ve danimarkalı niye abd gibi bok çukuru bir ülkeye gitmek istesin dedirten trump lakırdısı.
isveçliler ayrı. orası isveçistan oldu artık. gitmek isterlerse hak veririm.
isveçliler ayrı. orası isveçistan oldu artık. gitmek isterlerse hak veririm.
devamını gör...
yazarların en sevmediği ay
alınanlar da olabilir diye yazsam mı bilemedim. ramazan ayı.. (davulcu, dilenci mafyası, sanki alacaklı misali ısrarla zilleri eskitiyor, haraç toplamaya çıkıyorlar.)
devamını gör...
neden bok çukuru ülkelerden insan alıyoruz
devamını gör...
kelenderis (yazar)
#3844803
eğer bunu sen yazdıysan süt oğlan senin ben var ya....
oğlum bunlara benim değil sizin kafa patlatmanız gerekiyor!
eğer bunu sen yazdıysan süt oğlan senin ben var ya....
oğlum bunlara benim değil sizin kafa patlatmanız gerekiyor!
devamını gör...
hem sağlıklı hem de tadı güzel olan yemekler
karnabahar - brokoli ve havuç üçlüsü. haşla ye. kahvaltıda olur, akşam olur. çok severim hem sağlıklı hem de tadı çok güzel. kışı sevmem için gerekli sebeplerden biridir.
devamını gör...
mantis karidesi
tadını merak ettiğim hayvanlardan birisi acaba normal karidesemi benziyor.
devamını gör...
bütün başlıkların açılması
gelin dersini vereyim, saatlik 28398 liraya anlaşırız.
devamını gör...
hem sağlıklı hem de tadı güzel olan yemekler
portakallı limonlu enginar ya da kereviz
devamını gör...
neden bok çukuru ülkelerden insan alıyoruz
debrina kawam, 22 aralık 2024 tarihinde bindiği ve uyuyakaldığı metroda canlı şekilde yakılarak vahşice katledildi. onu öldüren kişi bir guetamalalı hispanik.
ukraynalı mülteci iryna zarutska 22 ağustos 2025 tarihinde bindiği araçta vahşice katledildi. video haber
bethany magee, daha önce 72 suça karışan biri tarafından bindiği toplu taşıma aracında canlı şekilde yakılmaya çalışıldı. o yaralı olarak kurtuldu. link link 2
ıce, yani abd göçmenlik ve gümrük muhafaza teşkilatı sadece 2025 yılında bu hayvanlardan 605 bin tanesini yakalayıp deport etmiş. bence iyi sayı. istilacılara karşı daha sert yöntemleri kullanan iran ve pakistan yılda bir milyonu ancak geçiyor.
geçen gün abd'nin minnesota eyaletinde 37 yaşında bir kadın, aracıyla ezerek öldürmek istediği bir ıce memuru tarafından öldürüldü diye yaygara koparttı bir sürü insan. yukarıda saydıklarımın ölümünden en ufak bir rahatsızlık duymayan, beyaz oldukları için ölümlerine içten içe sevinen, failleri aklamaya hatta kefalet ücretlerini toplamaya çalışan ruh hastası sjw zihniyeti, hayatını korumak isteyen bir insanı katil ilan etti. trump yönetimi de yine faşist oldu.
ölen kadın işte tam da yukarıdaki vahşi suçları işlemek isteyen hayvanları korumaya çalışıyordu. o hayvanları yakalayıp abd'den postalamak isteyenleri engelemek istiyordu. trump'ın bahsettiği bok çukuru ülkelere yani.
böylelerinden kahraman çıkarmaya çalışmak da ne bileyim...
ukraynalı mülteci iryna zarutska 22 ağustos 2025 tarihinde bindiği araçta vahşice katledildi. video haber
bethany magee, daha önce 72 suça karışan biri tarafından bindiği toplu taşıma aracında canlı şekilde yakılmaya çalışıldı. o yaralı olarak kurtuldu. link link 2
ıce, yani abd göçmenlik ve gümrük muhafaza teşkilatı sadece 2025 yılında bu hayvanlardan 605 bin tanesini yakalayıp deport etmiş. bence iyi sayı. istilacılara karşı daha sert yöntemleri kullanan iran ve pakistan yılda bir milyonu ancak geçiyor.
geçen gün abd'nin minnesota eyaletinde 37 yaşında bir kadın, aracıyla ezerek öldürmek istediği bir ıce memuru tarafından öldürüldü diye yaygara koparttı bir sürü insan. yukarıda saydıklarımın ölümünden en ufak bir rahatsızlık duymayan, beyaz oldukları için ölümlerine içten içe sevinen, failleri aklamaya hatta kefalet ücretlerini toplamaya çalışan ruh hastası sjw zihniyeti, hayatını korumak isteyen bir insanı katil ilan etti. trump yönetimi de yine faşist oldu.
ölen kadın işte tam da yukarıdaki vahşi suçları işlemek isteyen hayvanları korumaya çalışıyordu. o hayvanları yakalayıp abd'den postalamak isteyenleri engelemek istiyordu. trump'ın bahsettiği bok çukuru ülkelere yani.
böylelerinden kahraman çıkarmaya çalışmak da ne bileyim...
devamını gör...
yazarların en sevmediği ay
kasım, soğuklar başlıyor çünkü o aydan sonra
devamını gör...
lateralus
tool’un en beğenilen albümündeki en beğenilen şarkılarından biridir.
genç yaşlarımda dinlediğimde sözlerin çok fazla havada kaldığını, bende herhangi bir karşılık bulmadığını, anlamlandıramağımı hatırlıyorum. zaman geçtikçe, yaş aldıkça ve tecrübe edindikçe bu şarkının aslında bir şey anlatmadığını, seni tutup bir yerlere çektiğini fark ettim. gerçi bu durum sadece bu şarkı özelindeki bir durum değil, tool’un asli görevinin bu olduğunu da zaman içinde anladım. tool senin için balık tutmaz. sana balık tutmayı da öğretmez. seni suya bakmaya zorlar. senin bilincini, algını ve içsel farkındalığını geliştiren bir araçtır tool. "şimdi sen al bu bizim müziği kullan, sorgula, ayıl ve sonra olmanı salık verdiğimiz şeye dönüş" der sana.
şarkının başındaki bebekken her şeyin siyah–beyaz görülme meselesi, o zamanlar görülen ve algılanan her şeyin çok kolay olduğunu, her şeyin iyi-kötü, doğru-yanlış şeklinde basitçe algılanabildiği, ancak sonra diğer renklerin fark edilmesiyle her şeyin karmaşıklaştığı, duyguların ve çelişkilerin grift bir hal aldığı, gri alanların fark edildiği, ezcümle artık büyümeye başlandığı sembolize ediyor. maynard bize "gördüğün şeyler arttıkça kafan da karışacak, fakat korkma, bu kötü bir şey değil" diyerek başlıyor şarkıya.
as below, so above sözleri, şarkının en can alısı kısmı. yukarıda ne varsa, aşağıda da o var gibi bir anlamı var. yani fiziksel alemle metafizik aleminde aynı şey var, yani evrende olan biten neyse bu senin iç dünyanın farklı bir yansımasıdır deniyor. senin kafan karışıksa dış dünyan da karışıktır, eğer sen iç dünyanda bir düzen kurarsan dışarıda gördüğün de değişir diyor tool. velhasıl “kendine bak” diyor. içine bak.
over thinking, over analyzing separates the body from the mind dizesi de şarkının can alıcı yerlerinden biri. türkçesi: aşırı düşünmek, aşırı analiz etmek, bedeni zihinden ayırır. tool burada bize “hele bi dur” diyor. her şeyi ölçmeye, anlamaya, yönetmeye, kontrol etmeye çalışırsan; hissetmek yerine düşünür, yaşamak yerine planlarla boğuşursun. hislerin körelir.
tool bu şarkıda bize insan olarak derinleşmeyi salık veriyor ve şarkının sonunda diyor ki: spiral out. keep going. buradaki spiral metaforu, düz olmayan bir yolu, dönüp durmayı, aynı hataları yapıp durmayı, aynı soruları sormayı sembolize ediyor. ne tam bir düzen hali ne de tam bir kaos hali. ve tool bize burada “bir yerlerde takıldığında, korktuğunda, aynı yerde dönüp durduğunu hissettiğin anda durma, hareket halinde olmaya devam et” diyor.
ilk dinlediğimde, çok büyük fikirler ortaya attığını ve büyük büyük sözler edildiğini düşünmüş, açıkçası biraz da anlaşılması zor bulmuştum. tam hatırlamıyorum ama muhtemelen henüz 20 yaşında bile değildim. geçen bu 25-30 yıl içinde her şeyin benim anladığım ve algıladığım gibi olmadığını tecrübe ettikçe, yani siyah-beyaz sandığım alanların aslında grilerle dolu olduğunu gördükçe, çok düşünerek ve çok analiz ederek kaçırdığım anları, harcadığım yılları fark ettikçe; şarkıda geçen 'rastlantıyı kucaklamak' fikrinin o kadar da romantik bir şey olmadığını, aksine yıllar içinde bir zaruret haline dönüştüğünü anladım.
zira hayat, insanın kafasına vura vura, kontrolü bırakmadığımız sürece ebemizin cinsel uzuvlarını her daim tersten göreceğimizi öğretiyor. aynı şekilde, şarkıda geçen spiralin de süslü bir metafor değil; yaşadıkça tecrübeye dönüşen bir hal olduğunu ve bu şarkının, birçok başka grubun şarkısında olduğu gibi bana ne yapmam gerektiğini buyurmak yerine, beni sadece hareket halinde tutmaya çalıştığını fark ettim.
unutmadan, bu şarkının giriş sözlerinde fibonacci dizisi kullanılmıştır. yani bu dizi, sözlerde geçen spiral halinde gelişim fikrinin matematiksel karşılığıdır. zira fibonacci dizisi, doğada görülen spiral büyümenin matematiksel ifadesidir. şarkı hem yapı hem de anlam olarak bu dizilim ile iç içe geçmiştir.
fibonacci dizisi şu şekilde ilerler: 1 – 1 – 2 – 3 – 5 – 8 – 13 – 21 – 34 – 55…
şarkının başlangıcındaki sözler ve hece sayıları şöyledir:
black - 1
then white - 2
are all ı see - 3
in my infancy - 5
sonra geri döner:
red and yellow then came to be - 8
reaching out to me - 5
lets me see - 3
genç yaşlarımda dinlediğimde sözlerin çok fazla havada kaldığını, bende herhangi bir karşılık bulmadığını, anlamlandıramağımı hatırlıyorum. zaman geçtikçe, yaş aldıkça ve tecrübe edindikçe bu şarkının aslında bir şey anlatmadığını, seni tutup bir yerlere çektiğini fark ettim. gerçi bu durum sadece bu şarkı özelindeki bir durum değil, tool’un asli görevinin bu olduğunu da zaman içinde anladım. tool senin için balık tutmaz. sana balık tutmayı da öğretmez. seni suya bakmaya zorlar. senin bilincini, algını ve içsel farkındalığını geliştiren bir araçtır tool. "şimdi sen al bu bizim müziği kullan, sorgula, ayıl ve sonra olmanı salık verdiğimiz şeye dönüş" der sana.
şarkının başındaki bebekken her şeyin siyah–beyaz görülme meselesi, o zamanlar görülen ve algılanan her şeyin çok kolay olduğunu, her şeyin iyi-kötü, doğru-yanlış şeklinde basitçe algılanabildiği, ancak sonra diğer renklerin fark edilmesiyle her şeyin karmaşıklaştığı, duyguların ve çelişkilerin grift bir hal aldığı, gri alanların fark edildiği, ezcümle artık büyümeye başlandığı sembolize ediyor. maynard bize "gördüğün şeyler arttıkça kafan da karışacak, fakat korkma, bu kötü bir şey değil" diyerek başlıyor şarkıya.
as below, so above sözleri, şarkının en can alısı kısmı. yukarıda ne varsa, aşağıda da o var gibi bir anlamı var. yani fiziksel alemle metafizik aleminde aynı şey var, yani evrende olan biten neyse bu senin iç dünyanın farklı bir yansımasıdır deniyor. senin kafan karışıksa dış dünyan da karışıktır, eğer sen iç dünyanda bir düzen kurarsan dışarıda gördüğün de değişir diyor tool. velhasıl “kendine bak” diyor. içine bak.
over thinking, over analyzing separates the body from the mind dizesi de şarkının can alıcı yerlerinden biri. türkçesi: aşırı düşünmek, aşırı analiz etmek, bedeni zihinden ayırır. tool burada bize “hele bi dur” diyor. her şeyi ölçmeye, anlamaya, yönetmeye, kontrol etmeye çalışırsan; hissetmek yerine düşünür, yaşamak yerine planlarla boğuşursun. hislerin körelir.
tool bu şarkıda bize insan olarak derinleşmeyi salık veriyor ve şarkının sonunda diyor ki: spiral out. keep going. buradaki spiral metaforu, düz olmayan bir yolu, dönüp durmayı, aynı hataları yapıp durmayı, aynı soruları sormayı sembolize ediyor. ne tam bir düzen hali ne de tam bir kaos hali. ve tool bize burada “bir yerlerde takıldığında, korktuğunda, aynı yerde dönüp durduğunu hissettiğin anda durma, hareket halinde olmaya devam et” diyor.
ilk dinlediğimde, çok büyük fikirler ortaya attığını ve büyük büyük sözler edildiğini düşünmüş, açıkçası biraz da anlaşılması zor bulmuştum. tam hatırlamıyorum ama muhtemelen henüz 20 yaşında bile değildim. geçen bu 25-30 yıl içinde her şeyin benim anladığım ve algıladığım gibi olmadığını tecrübe ettikçe, yani siyah-beyaz sandığım alanların aslında grilerle dolu olduğunu gördükçe, çok düşünerek ve çok analiz ederek kaçırdığım anları, harcadığım yılları fark ettikçe; şarkıda geçen 'rastlantıyı kucaklamak' fikrinin o kadar da romantik bir şey olmadığını, aksine yıllar içinde bir zaruret haline dönüştüğünü anladım.
zira hayat, insanın kafasına vura vura, kontrolü bırakmadığımız sürece ebemizin cinsel uzuvlarını her daim tersten göreceğimizi öğretiyor. aynı şekilde, şarkıda geçen spiralin de süslü bir metafor değil; yaşadıkça tecrübeye dönüşen bir hal olduğunu ve bu şarkının, birçok başka grubun şarkısında olduğu gibi bana ne yapmam gerektiğini buyurmak yerine, beni sadece hareket halinde tutmaya çalıştığını fark ettim.
unutmadan, bu şarkının giriş sözlerinde fibonacci dizisi kullanılmıştır. yani bu dizi, sözlerde geçen spiral halinde gelişim fikrinin matematiksel karşılığıdır. zira fibonacci dizisi, doğada görülen spiral büyümenin matematiksel ifadesidir. şarkı hem yapı hem de anlam olarak bu dizilim ile iç içe geçmiştir.
fibonacci dizisi şu şekilde ilerler: 1 – 1 – 2 – 3 – 5 – 8 – 13 – 21 – 34 – 55…
şarkının başlangıcındaki sözler ve hece sayıları şöyledir:
black - 1
then white - 2
are all ı see - 3
in my infancy - 5
sonra geri döner:
red and yellow then came to be - 8
reaching out to me - 5
lets me see - 3
devamını gör...


