zaman tüneli
doğanın döngüsüyle uyumlu yaşamak
taşla yiyişmek, ağaçla sevişmek, toprakla elleşmek, dalla kerkinmek üzerine derin felsefik sohbetlerin derlendiği kitaptır.
devamını gör...
güney afrika cumhuriyeti
(muhtemelen) hintli trol kardeş, normal sözlük'ü okuyan, gören bilen kişi sayısı 20'yi geçmez. yapay zekayla türkçe'ye çevirip paylaştığın propaganda yazılarının burada pek bir etkisi olmuyor. mesai ücretin düşük olabilir ama yine de ömür geçip gidiyor. başka mecralarda daha verimli işlere imza atabilirsin.
devamını gör...
tek yalnız ben değilim
bir jean-louis fournier kitabı. nefis bir anlatı.
zaten bu beyefendinin daha önce okuduğum 2 kitabına da bayılmıştım. dün akşam bir çırpıda okudum bunu da.
yine odaklandığı konu, yalnızlık.
yine yaklaşımı alaycı, şakacı. *
zaten bu beyefendinin daha önce okuduğum 2 kitabına da bayılmıştım. dün akşam bir çırpıda okudum bunu da.
yine odaklandığı konu, yalnızlık.
yine yaklaşımı alaycı, şakacı. *
devamını gör...
kadir mısıroğlu'nun istiklal marşı'na ırkçılık demesi
öksürük için özgür, ekmek için ekrem adına;
cumhuriyet folk partisiyle kadir beyin ayni fikirde olduğu bir nokta bulmuşsunuz. hayırlı olsun.
cumhuriyet folk partisiyle kadir beyin ayni fikirde olduğu bir nokta bulmuşsunuz. hayırlı olsun.
devamını gör...
herkes kendine mukayyet olsun
olaylara da karışmayın tabi.
devamını gör...
yol vermeyen taksici
yol vermesini geçtim yolunda gitsin yeter. trafik sıkışınca bu taksici, minibüsçü terör örgütü karşı şeride gidip ordan gelenle kafa kafaya gelene kadar basar, yolun bittiği yerde senin önüne dalar. kaynak yapmada bunlardan âlâ şeref yoksunu yoktur. başkası yapsa gene dersin ki buranın yabancısı yolu bilmiyordu falan, hergün defalarca aynı güzergahı giden minibüsçü yolu gayet iyi biliyor. hak yemek onlar için dert değil. trafik polisleri ne iş yapıyor esas soru o.
devamını gör...
alexis carrel
dış dünyanın gürültüsün azaldığı yerde insanın içe dönüşü başlar, kendi içine eğilmesi mümkün hale gelir... yalnızlık, sessizlik ve yaratıcılık arasında ilişki kuran yazarlar/düşünürler bu konuyu kendi cümleleriyle ele almışlardır.
carrel'de bu mesele öncelikli olarak hakikati kavramak şeklinde temsil bulur, o, hakikatin kavranması için 'iç dünyadaki denizin durulması' gerektiğini söyler.
tam hali,
"hakikati seyretmek isteyen kişi önce kendi içinde içsel sükûneti kurmalıdır. zihni, bir gölün durgun suyu gibi olmalıdır."
carrel'e göre, hakikat/gerçek, dışsal fenomenlerden ziyade bireyin kendi zihnindeki sükûnetle kavranır.
insan zihnindeki düşünce ve duygusal karmaşa, gerçek bilgiye ulaşmayı engeller.
dolayısıyla kişi önce içsel dinginlik oluşturmalıdır; bu, carrel’e göre hakikat arayışının ilk şartıdır.
carrel’e göre zihinsel sükûnet yaratıcılığın kaynağı değildir. ama yaratıcılığın ortaya çıkmasının şartıdır.
yani,
sükûnet yaratıcılığı üretmez
sükûnet yaratıcılığı mümkün kılar.
carrel’de yaratıcılık şudur,
insanın kendini aşabilme kapasitesi
yeni bir düzeni fark edebilme yetisi
alışılmış düşünce kalıplarının ötesine geçme gücü
bu yüzden carrel, özellikle modern insanı,
refleksif, aceleci, duygusal taşkın olarak eleştirir. bunlar yaratıcılığın düşmanlarıdır.
sükûnet neyi değiştirir?
*dikkati derinleştirir
*algıyı inceltir
*sezgiyi keskinleştirir
bu hâlde zihin, yalnızca bildik olanı değil
henüz fark edilmemiş olanı da görmeye başlar.
carrel, "sükûnet yaratıcılığı artırır” gibi slogan cümleler kurmaz,
ama yaratıcı insan tipini tarif ederken
sükûnet, disiplin ve iç düzeni vazgeçilmez koşul olarak gösterir.
alexis carrel’e göre insanın yaratıcı gücü,
zihnin karmaşasından değil, zihnin düzeninden doğar.
carrel, modern insanın zihnini tarif ederken sık sık şu fikre döner,
zihin, dış dünyanın ritmine teslim olduğunda
derinlik kaybolur; yalnızca yüzeysel işlevler kalır. bu zihin iş görür, ama yaratamaz.
son cümle,
carrel’e göre sükûnet, insan yaratıcılığının sebebi değil,
fakat onun açığa çıkabileceği zemindir.
tekrar edelim,
sükûnet yaratıcılığı üretmez
sükûnet yaratıcılığı mümkün kılar.
gürültülü bir zihin de üretebilir,
ama yaratıcı olamaz.
edit, tanım üzerinde eklemeler, değişiklikler yapılmıştır.
carrel'de bu mesele öncelikli olarak hakikati kavramak şeklinde temsil bulur, o, hakikatin kavranması için 'iç dünyadaki denizin durulması' gerektiğini söyler.
tam hali,
"hakikati seyretmek isteyen kişi önce kendi içinde içsel sükûneti kurmalıdır. zihni, bir gölün durgun suyu gibi olmalıdır."
carrel'e göre, hakikat/gerçek, dışsal fenomenlerden ziyade bireyin kendi zihnindeki sükûnetle kavranır.
insan zihnindeki düşünce ve duygusal karmaşa, gerçek bilgiye ulaşmayı engeller.
dolayısıyla kişi önce içsel dinginlik oluşturmalıdır; bu, carrel’e göre hakikat arayışının ilk şartıdır.
carrel’e göre zihinsel sükûnet yaratıcılığın kaynağı değildir. ama yaratıcılığın ortaya çıkmasının şartıdır.
yani,
sükûnet yaratıcılığı üretmez
sükûnet yaratıcılığı mümkün kılar.
carrel’de yaratıcılık şudur,
insanın kendini aşabilme kapasitesi
yeni bir düzeni fark edebilme yetisi
alışılmış düşünce kalıplarının ötesine geçme gücü
bu yüzden carrel, özellikle modern insanı,
refleksif, aceleci, duygusal taşkın olarak eleştirir. bunlar yaratıcılığın düşmanlarıdır.
sükûnet neyi değiştirir?
*dikkati derinleştirir
*algıyı inceltir
*sezgiyi keskinleştirir
bu hâlde zihin, yalnızca bildik olanı değil
henüz fark edilmemiş olanı da görmeye başlar.
carrel, "sükûnet yaratıcılığı artırır” gibi slogan cümleler kurmaz,
ama yaratıcı insan tipini tarif ederken
sükûnet, disiplin ve iç düzeni vazgeçilmez koşul olarak gösterir.
alexis carrel’e göre insanın yaratıcı gücü,
zihnin karmaşasından değil, zihnin düzeninden doğar.
carrel, modern insanın zihnini tarif ederken sık sık şu fikre döner,
zihin, dış dünyanın ritmine teslim olduğunda
derinlik kaybolur; yalnızca yüzeysel işlevler kalır. bu zihin iş görür, ama yaratamaz.
son cümle,
carrel’e göre sükûnet, insan yaratıcılığının sebebi değil,
fakat onun açığa çıkabileceği zemindir.
tekrar edelim,
sükûnet yaratıcılığı üretmez
sükûnet yaratıcılığı mümkün kılar.
gürültülü bir zihin de üretebilir,
ama yaratıcı olamaz.
edit, tanım üzerinde eklemeler, değişiklikler yapılmıştır.
devamını gör...
herkes kendine mukayyet olsun
az önce nickini vermekten imtina ettiğim bir yazarın peş peşe entrylerini gördükten sonra önemle vurgulanması gerektiğini düşünerek açtığım başlık. kısacası, kaldırmış saplayacak birini arıyor. dikkat edelim.
devamını gör...
yazarların gittiği ilk konser
çocukluğumda zar zor hatırlayabildiğim tüm konser etkinlikleri, babam tarafından götürüldüğüm cso veya opera etkinlikleri veya o yılların ankarasındaki trt konserleridir. bir iki arkadaşla ailelerden habersiz gittiğimiz aşık ihsani konserinde de derdest edilip yaşımız gereği ailelerimize teslim edildik. (zaten o da konser değil mitingmiş.)
kısaca kişisel konser hafızam sanırım biraz vukuatlı olduğundan, net hatırlayamıyorum.
kısaca kişisel konser hafızam sanırım biraz vukuatlı olduğundan, net hatırlayamıyorum.
devamını gör...
okan buruk
bence eleştirildiği konuların kökeni otoriter yapısı olmaması. hoca transfer istemiyor değil, söyleyip sivrilemiyor. hani işyerlerinde olur bu tipler, birşeylerden şikayet eder ama yöneticiye söyleyemez. bence okan oyuncu yollamak istemiyor, adam satmalı denilince yok diyemiyor. adam almıyoruz denirse olur mu öyle şey diyemeyeceği gibi. eldeki malzemelerle yemek yapmaya çalışıyor ama ana malzemelerden biri eksikken lan bu olmadan bu yemek olur mu diyemiyor.
bence orta sahasında kaan olmasına o da bayılmıyordur ya da kanata ahmet'i koymaya. 10 kişiyle takım döndürüyor.
o kadro şunda olsa bunda olsa deniliyor. bir bakıma doğru. ligde diğer takımlardan üstün bir kadrosu var. yalnız şampiyonluk kapıştığı takımın da bizden altta kalır yanı yok. onlar neden şampiyon olamadı. jesus, mourinho sanki sivas kadrosuyla mı oynuyor. şu söylemleriyle gıcık etmese gs taraftarı mou isterdi. e o mou başarısız oldu, üstelik alt eden okan ama okan sürekli gömülüyor. okan avrupa'da kötü maçlarıyla anılıyor hep, mou harikalar mı yarattı. 10 kişi takıma tur vermedi mi sahasında yeri gelince.
ben okan hocaya genel bakınca başarılı görüyorum. sırf yabancı diye yeni torrentler mı gelsin. fatih hoca diyenler oluyor, severim ama yaşlandı sanki. ona başkanlık falan yakışır artık.
okan hocaya geniş, alternatifli kadro verilmeli. 1.5 forveti var takımın. zaten biri varsa biri yok. sane, yunus, barış toplasan 2 kanada 3 adam var. hele bir çoğalt, adam oyuncularını dinlendirebilsin, rekabet ortamı da olsun sonra gene yereriz.
zaman zaman oyunu eleştirmediğim anlamına gelmiyor bu. bazen değişikliklerde geç kalıyor. bu konuda eleştiriyorum. ama sezon ortasında lider hocayı yollamak takıma fayda falan getirmez, şampiyonluk gider, saçmalamayın.
bence orta sahasında kaan olmasına o da bayılmıyordur ya da kanata ahmet'i koymaya. 10 kişiyle takım döndürüyor.
o kadro şunda olsa bunda olsa deniliyor. bir bakıma doğru. ligde diğer takımlardan üstün bir kadrosu var. yalnız şampiyonluk kapıştığı takımın da bizden altta kalır yanı yok. onlar neden şampiyon olamadı. jesus, mourinho sanki sivas kadrosuyla mı oynuyor. şu söylemleriyle gıcık etmese gs taraftarı mou isterdi. e o mou başarısız oldu, üstelik alt eden okan ama okan sürekli gömülüyor. okan avrupa'da kötü maçlarıyla anılıyor hep, mou harikalar mı yarattı. 10 kişi takıma tur vermedi mi sahasında yeri gelince.
ben okan hocaya genel bakınca başarılı görüyorum. sırf yabancı diye yeni torrentler mı gelsin. fatih hoca diyenler oluyor, severim ama yaşlandı sanki. ona başkanlık falan yakışır artık.
okan hocaya geniş, alternatifli kadro verilmeli. 1.5 forveti var takımın. zaten biri varsa biri yok. sane, yunus, barış toplasan 2 kanada 3 adam var. hele bir çoğalt, adam oyuncularını dinlendirebilsin, rekabet ortamı da olsun sonra gene yereriz.
zaman zaman oyunu eleştirmediğim anlamına gelmiyor bu. bazen değişikliklerde geç kalıyor. bu konuda eleştiriyorum. ama sezon ortasında lider hocayı yollamak takıma fayda falan getirmez, şampiyonluk gider, saçmalamayın.
devamını gör...
şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
ya benimsin ya da ölüsün, budur tek söylediğim.
devamını gör...
doğanın döngüsüyle uyumlu yaşamak
kitaplığıma nasıl girdi bilmediğim bir meltem reyhan kitabı. önü, sonu, amacı belli olmayan bir kitap.
arka kapak yazısı şöyle:

insan bunu okuduğu zaman en azından ekolojik bir perspektif, spiritüel de olsa bir derinlik ve mana bekliyor. fakat hiç kimse beklediğini bulamıyor.
kitapta mevsimlerin "enerjilerini" elementlerle eşleştirmiş yazar. bu elementler: ateş - toprak -su - ağaç - metal.
doğu öğretilerini bilmiyorum ama bu kitap için, benzer işler:

sonra yazarımız organları da elementlere paylaştırıyor. ve de bu organların enerji bozukluğunda ne gibi karakter yapılanmaları ve psikolojik savunma mekanizmaları ortaya çıkıyor bir bir anlatıyor. bölümleri beslenme tavsiyeleri ile bitiriyor.
kalınbağırsak enerjisi mesela arkadaşlar, bozuksa öz değersizlik, kendine karşı katılık, öz güven eksikliği gibi yaklaşım ve davranışlara sahip olabilirsiniz. otoriteye baş kaldırabilirsiniz mesela. "kalın bağırsak enerjisi ne ola ki?" derseniz, bilmiyoruz :d. bu kısım açıklanmamış. buradaki enerji mesela çakra gibi bir şey mi? düz atp'den bahsetmiyor belli ki, onu eledik. tam ne bu bahsedilen enerji? bilmiyoruz. vayb gibi bir şey herhalde :d.
hanımefendi psikoloji, fizyoloji ve dahi beslenme konularına el attığı bu kısacık kitap için toplam dört kaynak refere ediyor.

bizler de bu ölmez eser için kendisine teşekkür ediyoruz, kendi uzmanlık alanında başarılarının devamını temenni ediyoruz çünkü o zaman belki bilgisinin daha derin olduğu konularda konuşmak ister...
arka kapak yazısı şöyle:

insan bunu okuduğu zaman en azından ekolojik bir perspektif, spiritüel de olsa bir derinlik ve mana bekliyor. fakat hiç kimse beklediğini bulamıyor.
kitapta mevsimlerin "enerjilerini" elementlerle eşleştirmiş yazar. bu elementler: ateş - toprak -su - ağaç - metal.
doğu öğretilerini bilmiyorum ama bu kitap için, benzer işler:

sonra yazarımız organları da elementlere paylaştırıyor. ve de bu organların enerji bozukluğunda ne gibi karakter yapılanmaları ve psikolojik savunma mekanizmaları ortaya çıkıyor bir bir anlatıyor. bölümleri beslenme tavsiyeleri ile bitiriyor.
kalınbağırsak enerjisi mesela arkadaşlar, bozuksa öz değersizlik, kendine karşı katılık, öz güven eksikliği gibi yaklaşım ve davranışlara sahip olabilirsiniz. otoriteye baş kaldırabilirsiniz mesela. "kalın bağırsak enerjisi ne ola ki?" derseniz, bilmiyoruz :d. bu kısım açıklanmamış. buradaki enerji mesela çakra gibi bir şey mi? düz atp'den bahsetmiyor belli ki, onu eledik. tam ne bu bahsedilen enerji? bilmiyoruz. vayb gibi bir şey herhalde :d.
hanımefendi psikoloji, fizyoloji ve dahi beslenme konularına el attığı bu kısacık kitap için toplam dört kaynak refere ediyor.
bizler de bu ölmez eser için kendisine teşekkür ediyoruz, kendi uzmanlık alanında başarılarının devamını temenni ediyoruz çünkü o zaman belki bilgisinin daha derin olduğu konularda konuşmak ister...
devamını gör...
hızlı giden atın boku seyrek düşer
30 at yarışlarıyla içli dışlı biriyim. bu tabirin çıkış noktası bir ganyan bayisinde kuponu yatan bir dayıdır. öyledir yani. öyle tahmin ediyorum.
1200 metre mesafeli bir yarışta starttan çıkar çıkmaz öne düşüp yarışı bir solukta bitirip koşuyu kazanmak isteyen jokeyin koşuyu kaybetmesinden ötürü kuponu yatan biri tarafından dile getirilmesi. yoksa başka nerede nasıl söylenir ki.
1200 metre mesafeli bir yarışta starttan çıkar çıkmaz öne düşüp yarışı bir solukta bitirip koşuyu kazanmak isteyen jokeyin koşuyu kaybetmesinden ötürü kuponu yatan biri tarafından dile getirilmesi. yoksa başka nerede nasıl söylenir ki.
devamını gör...
üşütmek
soğuk algınlığı ilacı, burun spreyi ve boğaz spreyi ile 2026'nın üşütme sezonunu açmış bulundum. istanbul'un soğuğunda üşütmek zorunda kaldım. sıcacık ofisinde çalışanlara imreniyorum.
devamını gör...
yazarların gittiği ilk konser
zülfü livaneli
devamını gör...
sözlük yazarlarının nick'lerinin okunuşları
sevişbey.
seviştiklerimiz, sevişeceklerimizin teminatıdır.
seviştiklerimiz, sevişeceklerimizin teminatıdır.
devamını gör...
yazar nicklerinin şiveli hali
benimki dehleyiver şeklinde bizde. diko abim yaklaşmış. *
alamanya'da nasıl? işte şurada açıklığa kavuşturmuştum. telaffuz edip ses kaydını bile aldım. merak edenler için, şu başlıkta: sözlük yazarlarının nick'lerinin okunuşları
alamanya'da nasıl? işte şurada açıklığa kavuşturmuştum. telaffuz edip ses kaydını bile aldım. merak edenler için, şu başlıkta: sözlük yazarlarının nick'lerinin okunuşları
devamını gör...
kadir mısıroğlu'nun istiklal marşı'na ırkçılık demesi
şair mehmet akif malum baytardı da.. hayvanat mahluku ne anlar tıptan iyilikten.. (kuduz muduz sebebiyle canını yakacak esaslı bir iğne yediyse zaar.. kin güdüp husumet edecek, çamur atacak malum.) tarihi oldukça zayıf ve ingiliz veya ona uşak arap dışında, ırk yok sanıyordur çünkü. tescilli vesikalı resmen deli değil ya bu adam. ülkesinin 'ulusal marş'ındaki 'ulus' vurgusu ona niye batsın dimi.?
(nasıl..? gerçekten de raporlu vesikalı tescilli bir akıl hastası mı.? e o halde özürlü adamı niye başlık konusu yapıp ciddiye aldırıyorsunuz.?)
(nasıl..? gerçekten de raporlu vesikalı tescilli bir akıl hastası mı.? e o halde özürlü adamı niye başlık konusu yapıp ciddiye aldırıyorsunuz.?)
devamını gör...
okullarda cadılar bayramı kutladığımız eski güzel günler
yeniler bilmez tabi. akp öncesi dönemdi. 90 lı yıllarda okullarda cadılar bayramı kutlayıp, kokain içip, seks partileri yaptığımız günlerdi. erkek öğretmenler bile okula fileli çoraplarla gelirlerdi. tenefüslerde domuz eti yer, tekila shotları arka arkaya gömerdik.
tabi kimse bayılmamaya çalışırdı. keza o dönem daha türkiye de ambulans yok malum. sonradan akp iktidara gelince 2005 yıllarında falan gördük ilk ambulansları.
neyse. akp gelince okullardaki cadılar bayramı eğlencemizde bitti tabi. milli eğitim bakanı yusuf tekin tüm cadıları yaktı. kokainleri bi yerlere sakladı.
akp yi hiç affedemedim işte bu yüzden.
tabi kimse bayılmamaya çalışırdı. keza o dönem daha türkiye de ambulans yok malum. sonradan akp iktidara gelince 2005 yıllarında falan gördük ilk ambulansları.
neyse. akp gelince okullardaki cadılar bayramı eğlencemizde bitti tabi. milli eğitim bakanı yusuf tekin tüm cadıları yaktı. kokainleri bi yerlere sakladı.
akp yi hiç affedemedim işte bu yüzden.
devamını gör...
