zaman tüneli
gözde akbaba'nın vurulma anı
takıntılı tiplerle niye sevgili oluyorsun yahu? teknoloji çağındayız. bu ne bilinçsizlik? kekolarla sevgili olmayın dedikçe sevgili oluyorsunuz sonra da öldürülüyorsunuz. dengesiz bir tip olduğu zaten belli bu kekonun. üzülmemizi bekleme.
devamını gör...
tespih sallayarak ingilizce konuşan erkek çekiciliği
devamını gör...
ben senin kölen miyim diyen slave partner
bdsm fantezisinin içine eden partnerdir. insana hayatı falan sorgulatır. ucuz tütüne bu yüzden başladım. şaka la şaka. bdsm kim biz kim? bizimkisi uydur uydur ipe diz. öyle yani bir ilişkiye giriyorsan terminolojiyi bileceksin hocam.
devamını gör...
ay yüzeyine ayak basan insan sayısı
şimdi elon musk ve şirketinin düzenli seferleriyle işler değişecek. artık ayak izleri çoğaldı, sanki bir uzay turizmi parkının tozlu yürüyüş yolu olmuş gibi...
her yolcu bir selfi çekiyor, bir iz bırakıyor, bazen de çantayı ters bırakıp toprağa bastırıyor. ve düşündüm ki: bu izler sadece estetik sorun değil. evet, karbon ayak izi kadar ciddi bir mesele! ayın hassas tozları, her bastığımız adımda hafifçe karışıyor, belki de gelecekte uzaylı arkeologlar “bu insanlar ayın dengesini bozmuş” diye yazacak.
sonunda aklıma geldi: ay’da bir temizlikçi lazım! evet, ay temizlikçisi! ayak izlerini süpürecek, tozu silkeleyecek, belki de uzaylılara “lütfen ayak izi bırakmayın” tabelası koyacak...evet sen sayın sözlükçü neden bu kahraman olmayasın... elinde süpürge "maden dağı dumandır deloy loy deloy loy di gel yarim" türküsünü söyleyebilirsin. başvurular....
her yolcu bir selfi çekiyor, bir iz bırakıyor, bazen de çantayı ters bırakıp toprağa bastırıyor. ve düşündüm ki: bu izler sadece estetik sorun değil. evet, karbon ayak izi kadar ciddi bir mesele! ayın hassas tozları, her bastığımız adımda hafifçe karışıyor, belki de gelecekte uzaylı arkeologlar “bu insanlar ayın dengesini bozmuş” diye yazacak.
sonunda aklıma geldi: ay’da bir temizlikçi lazım! evet, ay temizlikçisi! ayak izlerini süpürecek, tozu silkeleyecek, belki de uzaylılara “lütfen ayak izi bırakmayın” tabelası koyacak...evet sen sayın sözlükçü neden bu kahraman olmayasın... elinde süpürge "maden dağı dumandır deloy loy deloy loy di gel yarim" türküsünü söyleyebilirsin. başvurular....
devamını gör...
kuru meyve
gün kurusu kayısı badem ile müthiş bir ikilidir
devamını gör...
nevzine
şerbetli bir tatlı.
tart hamuru gibi kıvamı, ceviz, pekmez, tahinle yapılıyormuş. damak tadımın ufku genişledi, liked that.
tart hamuru gibi kıvamı, ceviz, pekmez, tahinle yapılıyormuş. damak tadımın ufku genişledi, liked that.
devamını gör...
tureng
uygulamanın ve sitenin her yerini reklamla doldurduğu için kullanmadığım ingilizce sözlük. uygulamalarının hepsine 1 puan vermiştim.
geçen bir tanesine yorum yazmış tureng. reklam politikalarının değiştiğini, tekrar kullanabileceğimi yazmışlar. sene olmuş 2026, akıllı zeka çıkmış, kim sever yalova kaymakamını?
güldüm geçtim tabi.
geçen bir tanesine yorum yazmış tureng. reklam politikalarının değiştiğini, tekrar kullanabileceğimi yazmışlar. sene olmuş 2026, akıllı zeka çıkmış, kim sever yalova kaymakamını?
güldüm geçtim tabi.
devamını gör...
tespih sallayarak ingilizce konuşan erkek çekiciliği
oldukça özgün bir çekiciliktir. nitekim, besim tibuk da bu ekoldendir.
devamını gör...
şimdiki aklım olsa
hayata ve olaylara karşı yaklaşımım, bakış açım değiştikçe 'şu an o durumda olsaydım daha farklı davranırdım' deyip bu kalıbı çokça kullanıyorum. elime geçen fırsatları daha farklı değerlendirip lehime çevirebilirdim ama bazılarında başarısız oldum onu kabul ediyorum. eğitim, kariyer ve ilişki konusunda daha farklı hareket edebilirdim. ama yaptığım hiçbir şeyden de pişmanlık duymuyorum, sadece biraz talihime sitem ediyorum.
artık o hatalardan ders çıkarıp, daha akılcı davranıp, derinlemesine düşünüp ona göre harekete geçmeliyiz. pişmanlık fayda etmiyor maalesef.
artık o hatalardan ders çıkarıp, daha akılcı davranıp, derinlemesine düşünüp ona göre harekete geçmeliyiz. pişmanlık fayda etmiyor maalesef.
devamını gör...
villa alırken dikkat edilmesi gereken hususlar
site içinde olmasın
böyle dip dibe bahçeler bitişik nizam falan
ben yazları bahçede sevişirim bilenler bilir
villa dediğin yalnız olmalı
böyle dip dibe bahçeler bitişik nizam falan
ben yazları bahçede sevişirim bilenler bilir
villa dediğin yalnız olmalı
devamını gör...
sevişirken beni aşağıla diyen kadın
devamını gör...
lan bırak denilecek durumlar
-sana ben ezelden geldim lan.
- lan bırak!
böyle durumlar olabilir. kusura bakma mabel. ancak teşbihte hata olmaz.
- lan bırak!
böyle durumlar olabilir. kusura bakma mabel. ancak teşbihte hata olmaz.
devamını gör...
archie bunker
bu abimiz ile ilgili dusuncelerim asagidaki gibidir:
valla yine bir seyler olmus, safimiz belli olsun.*
valla yine bir seyler olmus, safimiz belli olsun.*
devamını gör...
ucuz tütün kaynaklı parmak sararması
tütün sarmadan önce parmaklara streç film kaplanabilir belki.
babam rahmetli de sarardı ama bu problemi hiç duymamıştım.
babam rahmetli de sarardı ama bu problemi hiç duymamıştım.
devamını gör...
şimdiki aklım olsa
liseden sonra yurt dışına yerleşmenin yollarını arardım. o zamanlar kolaymış ama bilemedim, yol gösterenim ve destekleyenim zaten hiç olmadı.
yıllar önce gitmiş olsam gittiğim ülkeden bir ev alırdım, süresiz oturumumu veya vatandaşlığımı alıp, evi kiraya verip dönerdim herhalde. oradan gelen paranın güvencesiyle burada kafam rahat şekilde iş kurup batırırdım sonra yine bir iş kurardım, swh. şimdi öyle bir lüksüm yok. battı balık yan gitmiyor, büyük balık yada hükümet tepene çöküyor. arkamızda tarikat, parti falan da yok. o yüzden şimdiki aklım olsa vatansever olmama rağmen aileme az çok bir güvence olsun diye bir ayağımı yurt dışında düzgün bir yere atmak isterdim. çünkü biliyorsunuz vatan karışık. memleket ite kopuğa teröriste haine yabancıya cennet, türk'e değil. dıj güj olup dıj güj olmanın getirdiği güvenceyle memleketi kendi çapımda iyileştirmek için uğraşırdım. ironik değil mi? hani denir ya kıvılcım olarak gidin, alev olarak geri dönün diye, onun gibi.
yıllar önce gitmiş olsam gittiğim ülkeden bir ev alırdım, süresiz oturumumu veya vatandaşlığımı alıp, evi kiraya verip dönerdim herhalde. oradan gelen paranın güvencesiyle burada kafam rahat şekilde iş kurup batırırdım sonra yine bir iş kurardım, swh. şimdi öyle bir lüksüm yok. battı balık yan gitmiyor, büyük balık yada hükümet tepene çöküyor. arkamızda tarikat, parti falan da yok. o yüzden şimdiki aklım olsa vatansever olmama rağmen aileme az çok bir güvence olsun diye bir ayağımı yurt dışında düzgün bir yere atmak isterdim. çünkü biliyorsunuz vatan karışık. memleket ite kopuğa teröriste haine yabancıya cennet, türk'e değil. dıj güj olup dıj güj olmanın getirdiği güvenceyle memleketi kendi çapımda iyileştirmek için uğraşırdım. ironik değil mi? hani denir ya kıvılcım olarak gidin, alev olarak geri dönün diye, onun gibi.
devamını gör...
lan bırak denilecek durumlar
evli, çalışan ve çocuklu bir kadın olarak şunu net söyleyebilirim: ev sessizse ya bir şey kırılmıştır ya da herkes senden bir şey saklıyordur. özellikle çocuklar ergense, sessizlik hayra alamet değildir. sabah gözümü açmadan önce beynim uyanır. bugün kim matematik sınavını unuttu, kim kimya laboratuvar raporunu yazmayı unuttu… alarm çalmadan stres çalar. lan bırak..!
mutfağa girerim. kahve artık benim için sadece ihtiyaç değil, kahve benim ayakta kalma destek ünitem. o sırada büyük çocuk “anne, integral sınavı bugün, kitabımı okulda unuttum” diye gelir. bu bir soru değil, bir alarmdır. küçük olan hala çocuk ama ergenliğe adım atmış: “anne, kimya deneyinde fenolü yanlış karıştırdım, öğretmen kızdı” diye şikayet eder. henüz dişlerini fırçalamamıştır, henüz hayatı başlamamıştır. kedim kahve fincanımın kenarına tırmanır ve tabakları devirir. lan bırak..!
eşim kahvesini elinde, gazeteye bakar gibi telefona bakıyor. “akşam toplantım uzayabilir, geç gelebilirim” diyor. ben geç kalamam. evde geç kalan biri olmalıysa, o genelde ben olmam. kapı kolu sallanır, tuhaf bir ses çıkar. kimse fark etmez. o kapı kolu da benim gibi, tutunarak duruyordur. kedim tam o sırada koltuğun altına dalar ve top gibi zıplamaya başlar. lan bırak..!
işe giderim. toplantılar, mailler, yetişmesi gereken işler… arada okuldan mesaj gelir: “çocuğunuz ...” içim sıkılır. iş arkadaşım “sen güçlü kadınsın” der. güçlü değilim. sadece herkes bıraktığı için ben tutuyorum. lan bırak..!
akşam eve dönerim. evde herkes vardır ama kimse yok gibidir. büyük çocuk integral sorularını karıştırıyor, küçük olan hala kimya raporunu yetiştirmeye çalışıyor ve beden dersinde üşüyüp hasta olmuş. “yemekte ne var?” diye sorarlar.. masum soru değil; yanlış cevap ufak çaplı bir krize dönüşebilir. eşim “sen ne yaptıysan güzeldir” der. sorumluluk artık bana geri verilmiş olur, kibarca. lan bırak..!
günün sonunda koltuğa otururum. kimseye bir şey lazım değildir. işte bu an tehlikelidir; düşünmeye başlarsın. yıllar, yorgunluk, koşuşturma… sonra çocuklar birbirine saçma bir şey anlatır ve bana sarılır. o an anlarsın: her şeye lan bırak dersin ama tamamen bırakmazsın.
çünkü evli, çalışan, çocukları büyümüş ve kedisi olan bir kadının “lan bırak”ı istifa değil. bu bir nefes, bir durak.
ışığı kapatırken kendime söz veririm:
yarın yine idare ederim.
ama bugünlük… lan bırak...
mutfağa girerim. kahve artık benim için sadece ihtiyaç değil, kahve benim ayakta kalma destek ünitem. o sırada büyük çocuk “anne, integral sınavı bugün, kitabımı okulda unuttum” diye gelir. bu bir soru değil, bir alarmdır. küçük olan hala çocuk ama ergenliğe adım atmış: “anne, kimya deneyinde fenolü yanlış karıştırdım, öğretmen kızdı” diye şikayet eder. henüz dişlerini fırçalamamıştır, henüz hayatı başlamamıştır. kedim kahve fincanımın kenarına tırmanır ve tabakları devirir. lan bırak..!
eşim kahvesini elinde, gazeteye bakar gibi telefona bakıyor. “akşam toplantım uzayabilir, geç gelebilirim” diyor. ben geç kalamam. evde geç kalan biri olmalıysa, o genelde ben olmam. kapı kolu sallanır, tuhaf bir ses çıkar. kimse fark etmez. o kapı kolu da benim gibi, tutunarak duruyordur. kedim tam o sırada koltuğun altına dalar ve top gibi zıplamaya başlar. lan bırak..!
işe giderim. toplantılar, mailler, yetişmesi gereken işler… arada okuldan mesaj gelir: “çocuğunuz ...” içim sıkılır. iş arkadaşım “sen güçlü kadınsın” der. güçlü değilim. sadece herkes bıraktığı için ben tutuyorum. lan bırak..!
akşam eve dönerim. evde herkes vardır ama kimse yok gibidir. büyük çocuk integral sorularını karıştırıyor, küçük olan hala kimya raporunu yetiştirmeye çalışıyor ve beden dersinde üşüyüp hasta olmuş. “yemekte ne var?” diye sorarlar.. masum soru değil; yanlış cevap ufak çaplı bir krize dönüşebilir. eşim “sen ne yaptıysan güzeldir” der. sorumluluk artık bana geri verilmiş olur, kibarca. lan bırak..!
günün sonunda koltuğa otururum. kimseye bir şey lazım değildir. işte bu an tehlikelidir; düşünmeye başlarsın. yıllar, yorgunluk, koşuşturma… sonra çocuklar birbirine saçma bir şey anlatır ve bana sarılır. o an anlarsın: her şeye lan bırak dersin ama tamamen bırakmazsın.
çünkü evli, çalışan, çocukları büyümüş ve kedisi olan bir kadının “lan bırak”ı istifa değil. bu bir nefes, bir durak.
ışığı kapatırken kendime söz veririm:
yarın yine idare ederim.
ama bugünlük… lan bırak...
devamını gör...




