zaman tüneli

bağımlı kardeşimin gebermesini bekliyorum veya ben öleyim de kurtulayım bu evden, hayal meyal kuramaz oldum.
devamını gör...

kendisi birey ol(a)mayan, başkalarının bireyliğini de göremez. yani nerede doğduğunuz ve içine doğduğunuz kültür elbette sizi şekillendirir ama yani aynı tornadan da çıkmıyor milletlerin tüm mensupları. yahudiler de bu konuda bir istisna değil.

ayrıca rte'ye bizde destek ne kadarsa, netanyahu'ya da israillilerin desteği o kadardır, ki daha az bile olabilir. yani adam/kadın israil'de doğmuşsa ve netanyahu'dan tiksiniyorsa ne yapsın? ne yapabilir? elinden ne gelebilir? elinden bir şey gelmiyorsa gebertilmeli mi?
devamını gör...

müşteri haklı da olabilir haksız da ama çoğu durumda çalışan haklı olmasına rağmen de para yüzünden müşteri her zaman haklı
devamını gör...

importante e valioso.
devamını gör...

başlığı açanı ve yazılanları okumadım. okusam da anlayacak kafada değilim ama her yahudi siyonist değildir bunu biliyorum ve ben yahudilere değil siyonizme düşmanım..
devamını gör...

çok yaşa.
devamını gör...

bugünü bitirdi, yarından umutlu...
devamını gör...

sadece sözlük değil türkiye gerçeğidir.

okumaktan aciz millete daha çocukken bu nefret zehiri zerk ediliyor. türk milleti o yüzden kadına düşman, çocuğa düşman, aleviye düşman, suriyeliye düşman, ermeniye düşman, yunana düşman, batıya düşman, yahudiye düşman... bu liste böyle böyle gidiyor.

türkiye'nin hiçbir zaman düzelemeyecek olmasının sebebi de budur.
devamını gör...

aşkını senelerdir sır gibi sakladım,
paris’te en büyük devrimi sana yaptım
yaptım da yaranamadım, şehrin en gözdesine elveda eyle devrimin en güzeline

bernard kardeş, sol yumruğunu kaldırırsın da sol yanını bastıramazsın… yaz ulan buna da bi aforizma (şakkkaa)
devamını gör...

3 hafta önce bir perşembe akşamı metroda son sayfasını okuyup kitabı çantama koydum. normal şartlarda aynı akşam ya da ertesi sabah içindeki kitap ayracını çıkarıp kitabın iç kapak sayfasına kitabı okuduğum tarihi atıp kitaplıktaki yerine koyup başka bir kitap almam lazımdı. ama aklıma da gelmiş olmasına rağmen kitabı çantamdan çıkarmak istemedim. ertesi gün sabah ve akşam yine metroda çantamdan çıkarıp rastgele sayfalar açıp gözüme rastgele gelen yerleri okudum. eve gidince cuma günü akşamı ve cumartesi günü sabahı kitabı yine çantamdan çıkarmak istemedim. kitap yine bilinçli olarak çantamda bekliyordu.

cumartesi günü sabah yine metroda çantamdan kitabı çıkardım ve "ya bence ben bu kitapta bir şeyleri kesin gözden kaçırdım o yüzden baştan sona tekrar okumam gerek" yalanını kendime söyleyerek bitirdikten 2 gün sonra kitabı tekrar okumaya başladım.

bu kitaba niye bu kadar bağlandığımı biri sorsa verebilecek bir cevabım yok.

- çok zeki ve güzel olan ama bir mezarı dahi olmayan cihan mı bağlamıştı beni kendine?
- yoksa hem tanrı, hem sultanı, hem de düşmanları tarafından ölüme mahkum edildiğini bile bile yaşamaya devam eden nizamülmülk mü?
- düşmanlarını sadece öldürmek değil içlerine korku salarak onlara cehennemi yaşatan hasan sabbah mı?
- "o'nun bizim laf cambazlıklarımıza, küçük pozlarımıza ihtiyacı yok" diyerek allah ile istediği gibi konuşan hayyam mı?
- nizamülmülk ile aynı kaderi paylaşıp hem tanrı, hem şah, hem de halife tarafından ölüme mahkum edilen afgani mi?
- bir kitabın peşinden maceradan maceraya koşuşturup duran omar mı?
- dünyanın en zarif kadını olan ama omar'ın avuçlarının arasından kayıp giden şirin mi?

biri binli yılların başında, diğeri binli yılların sonunda yaşayan 2 ömer'in hikayesi
biri yazdı, diğeri yazılanı bulmaya çalıştı
biri aşık olduğu kadını hayatın çirkinliklerinden çekip çıkarıp sadece aşkını yaşamak istedi, diğeri sevdiği kadının aşkının hakkını tam veremedi

hasılı güzel kitaptı. sanıyorum hayatımın son 10 yılında hakkını vere vere okuduğum ve arada aklıma geldikçe yine açıp okuyacağım bir kitap olacak.

1072 yılından bir alıntı:
"her düşündüğünü ifade edebileceğin gün, senin torunlarının torunları bile ihtiyarlamış olacak. şimdi sır ve korku devrindeyiz."
ve bin yıl sonra hâlâ aynı sözlerin geçerliliğini korumaya devam ediyor.


ben, mahşer gününün dehşetinden başka iman, secdeden başka namaz tanımayanlardan değilim. ben nasıl mı namaz kılarım? bir gülü seyrederim, yıldızları sayarım, yaratılışın güzelliği, onun düzenindeki kusursuzluk karşısında büyülenirim, rabbim'in en güzel eseri olan insanın, onun bilgiye aç beyninin, aşka aç gönlünün, uyanmış veya tatmin edilmiş tüm duyularının karşısında hayranlığa kapılırım
devamını gör...

geldim geldim. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

apo ve fetöye saksafon çalıp akp ye domalan en son sabiha gökçen e hakaret etmiş bir dem partili.

oğlum siz zagros dağında eşek kovalarken dünyanın ilk kadın savaş pilotu sabiha gökçendi. siz kim köpeksiniz oğlum?
devamını gör...

onlar düşmanlarını kendileri ürettiler. dediğim gibi her milletin iyisi de vardır kötüsü de ama bunların kötüsü fazla.

peygamber şehit eden bir milletten bahsediyoruz.
devamını gör...

daha erken yatmalısın…
devamını gör...

darbuka falan çalmadığı için akışın akmaması.

aşırı sıkıcı her şey. gönül eğlenmek istiyor yerimiz dar.
devamını gör...

güncelleme ile yaşlılar nasıl randevu alacak merak ediyorum.
devamını gör...

seher yıldızı marka hakiki arap kadri donu, normal şartlarda 3-5 sene arası gidiyor. yerli ve milli. takım taklavatı sıkmıyor. kalvin klein yahudisine para da kaptırmıyoruz. kurutma makinası da kullanmayın.
devamını gör...

kimse yazmıyor, çok enteresan. bir bitkinlik, bir atalet söz konusu normal sözlük’te. ilginç konular aklıma gelsin diye odaklanıp bulduğum başlıklar da kara deliğin derinliklerine gidecek muhtemelen.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

" tek altın kural şudur,
altın kural diye bir şey yoktur.
"

sf / 9

1856/ 1950 yılları arasında yaşayan irlandalı yazar ve eleştirmen george bernard shaw imzalı 95 sayfalık eser; özgün adı maxims for revolutionists olan eserin türkçe derlemesi ise özgür ateş tarafından yapılmış ve 2015 yılında yayınlanmıştır.

demokrasi, eğitim, putperestlik, suç ve ceza, mülkiyet, din, erdem, mutluluk, güzellik ve zenginlik, benlik, şöhret, disiplin başta olmak üzere hayatı şekillendiren bazı konulara dair tespitlerde bulunuyor.

bu kavramları felsefik boyutlarından ziyade sosyolojik boyutlarıyla irdeliyor george bernard shaw; ekseriyetle insanı ve toplumu baz alıyor, kavram hakkında bilgi vermek yerine.

yalın ama sivri bir üslup kullanıyor dâima,
duygudan arındırılmış bir üslupla yaklaşıyor olsa da kibirli bir imaj çiziyor kitap boyunca, gözlemlerini üslubuna kendi varlığını ve yüreğini katmamaya çalışarak aktarıyor bence biraz da.

halkın bürokrasiyi anlayamayacağını ve yalnızca ulusal putlara tapabileceğini dile getiriyor, evliliğin ise soy yürütmenin amaçlandığı sözleşmeler bütünü olabileceğini belirtiyor, hayatta her şeyin bir bedelinin olduğunu da ifade ediyor.

kitap hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse;

yazara bazı konularda katıldığım, bazı konularda katılmadığım bir kitap oldu,
düşündüren sözlerin yanı sıra güldüren birkaç aforizma da vardı.

çocukların dövülmesini normal karşılayan aforizmaları beğenmedim, evlerin ise kadının iş yeri olduğunu iddia eden aforizmaları da hoş karşılayamadım.

bazı konular üzerine ufuk açıcı denilebilecek bir eser olduğu söylenebilir.

okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kitaba dair en komik bulduğum söz ise, " yaşı kırkı geçen herkes alçaktır " sözü oldu, bunu diyen george bernard shaw ise 94 yaşında hayatını kaybetmiştir...
^^

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



halk bürokrasiyi anlayamaz; onlar sadece ulusal putlara tapar.

bir kralı öldüren de, onun uğruna ölen de aslında ona tapmaktadır.

hiçbir şey koşulsuz olamaz; bu sebeple hiçbir şey bedelsiz de olamaz.

yapabilen yapar, yapamayan nasıl yapılacağını öğretir.

kendi diline tam hâkim olamayan hiç kimse bir başka dili hakkıyla öğrenemez.


evlilik, çok fazla azgınlık ve çok fazla fırsatın birleşimi oldu­ğu için yaygındır.

hapse atılmak da aslında idam edilmek kadar geri dönül­mez bir cezadır.

hapishanedeki en endişeli adam hapishane müdürüdür.

mutluluk ve güzellik birbirlerinin yan ürünüdür.

en tahammül edilmez acı, en yoğun hazzın sürekli devam ettirilmesiyle elde edilir.

eğer tarih tekerrür ediyor ve her zaman en beklenmedik şey­ler oluyorsa, insan deneyimlerinden hiçbir şey öğrenemiyor demektir.

hayat herkesi eşitler, ölüm ise sadece ünlü olanları ortaya çıkarır.


insanların bilgeliği deneyimleriyle değil, deneyimlere açık olmalarıyla doğru orantılıdır.

yaşı kırkı geçen herkes alçaktır...

devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim