zaman tüneli
71 yaşındaki sezen aksu’nun veteriner bir erkekle ilişkisi
iki insanın arasındaki bir şeyler olsa gerek.
şu edilgen çatılı cümleler iyi ki icat edilmiş; haberleşme, gazetecilik, magazin, dedikodu, gıybet ve türlü mekanizma "iddia edildi" "öne sürüldü" "kulislerlerde konuşuldu" olmasa ne yapardı acaba?
kim ediyor arkadaşım bu iddiaları, kim? hangi hükümet!
şu edilgen çatılı cümleler iyi ki icat edilmiş; haberleşme, gazetecilik, magazin, dedikodu, gıybet ve türlü mekanizma "iddia edildi" "öne sürüldü" "kulislerlerde konuşuldu" olmasa ne yapardı acaba?
kim ediyor arkadaşım bu iddiaları, kim? hangi hükümet!
devamını gör...
kadınların düştüğü 3 şey
güç
قوة
כּוֹחַ
قوة
כּוֹחַ
devamını gör...
eleştiri
hiçbir ülkede, övmeyen eleştiri sevilmez.
devamını gör...
artık yoruldum denilen şeyler
anlayışlı olmak, idare etmek.
devamını gör...
okuduğun bölümü söylediğinde sorulan garip sorular
o kadar çok okudum ki... sorular karışık olacak o yüzden.*
ilki için genellikle hava durumu soruyorlardı. (bkz: metalurji ve malzeme mühendisliği) hava olayları ile alakası olmadığını anlayınca, bir de torna kaynak bile yapmayı bildiğimi öğrenince de tamirci muamelesi yapıp, bozuk olan her şeyi sormaya başlıyorlardı.
kıymetli madenlerin atıklardan geri kazanımı üzerine yüksek lisans yaptım, kimyasal metalurji yani, altın alayım mı, gümüşü ne zaman bozdurayım diye soranlar oluyordu. işin ticaretinden zerre kadar anlamıyorum, o yüzden de tavsiye vermiyordum tabi.
şimdi veteriner fakültesinde okuyorum. direkt tıpçıların kaderini yaşıyorum. her gördükleri hasta/yaralı hayvan için görüntülü arayıp bunun nesi var diye soruyorlar. henüz zaten hekim değilim de, hekim olsam kaç yazar? öyle teşhis mi koyulur? anlatamıyorum maalesef. ha, bi de ineğin mabadına elimi sokup sokmadığım çok soruluyor, henüz sokmadım ama sokacağım ileride. hayır, midem bulanmıyor. düşündüğünüz kadar da pis bir iş değil bence.
edit: anlatım bozukluğu.
ilki için genellikle hava durumu soruyorlardı. (bkz: metalurji ve malzeme mühendisliği) hava olayları ile alakası olmadığını anlayınca, bir de torna kaynak bile yapmayı bildiğimi öğrenince de tamirci muamelesi yapıp, bozuk olan her şeyi sormaya başlıyorlardı.
kıymetli madenlerin atıklardan geri kazanımı üzerine yüksek lisans yaptım, kimyasal metalurji yani, altın alayım mı, gümüşü ne zaman bozdurayım diye soranlar oluyordu. işin ticaretinden zerre kadar anlamıyorum, o yüzden de tavsiye vermiyordum tabi.
şimdi veteriner fakültesinde okuyorum. direkt tıpçıların kaderini yaşıyorum. her gördükleri hasta/yaralı hayvan için görüntülü arayıp bunun nesi var diye soruyorlar. henüz zaten hekim değilim de, hekim olsam kaç yazar? öyle teşhis mi koyulur? anlatamıyorum maalesef. ha, bi de ineğin mabadına elimi sokup sokmadığım çok soruluyor, henüz sokmadım ama sokacağım ileride. hayır, midem bulanmıyor. düşündüğünüz kadar da pis bir iş değil bence.
edit: anlatım bozukluğu.
devamını gör...
yazarların bırakması gereken 5 şey
_ geceye bir metal şarkı
_ güne bir aforizma
_ güne bir alıntı
_ sözlüğe 90lardan bir şarkı
_ ona bir beddua
_ güne bir aforizma
_ güne bir alıntı
_ sözlüğe 90lardan bir şarkı
_ ona bir beddua
devamını gör...
köpeksiz sokaklar istiyoruz
doğaya düşman falan değiliz, tam tersi doğada yaşasın istiyoruz hayvanlar.
fakat kentler insanların yaşam alanı. kentlerde başıboş hayvan olmaz, sahipli olur.
köpek sevmek istiyormuş.
e istiyorsan barınaktan al, sahiplen evinde istediğin kadar seevv.
yav yok dünyada hiçbir medeni ülkede böyle bir görüntü örneği.
adamlar türkiye'ye seyahat yapacak vatandaşlarını uyarıyor bu konuda.
medenilikten bahseder ama kafa orta doğulu. genlerimizde var ilkellik.
fakat kentler insanların yaşam alanı. kentlerde başıboş hayvan olmaz, sahipli olur.
köpek sevmek istiyormuş.
e istiyorsan barınaktan al, sahiplen evinde istediğin kadar seevv.
yav yok dünyada hiçbir medeni ülkede böyle bir görüntü örneği.
adamlar türkiye'ye seyahat yapacak vatandaşlarını uyarıyor bu konuda.
medenilikten bahseder ama kafa orta doğulu. genlerimizde var ilkellik.
devamını gör...
kadınların düştüğü 3 şey
indirim
iltifat *
mücevher
iltifat *
mücevher
devamını gör...
okuduğun bölümü söylediğinde sorulan garip sorular
"onun da mı mühendisliği varmış?"
devamını gör...
edebiyattan anlayan kız vs mantıdan anlayan kız
anlaşılan popüler birisi- birileri. haklarında 70 entry var. yetmiş. madem bu kızlar bu kadar popüler, kitap kulüpleri niye üç-beş kişi?
devamını gör...
71 yaşındaki sezen aksu’nun veteriner bir erkekle ilişkisi
konu çok dağılmış..
71 yaşındaki s.a. ile 40 yaşındaki bir erkekle ilişkisi: tamam.
şarkıcı s.a.’nın veteriner bir erkekle ilişkisi: tamam.
ama bu haliyle konunun sıklet merkezini, yani neye dikkat etmem gerektiğini anlamadım.
hristiyan ismail’den bağımsız olarak haber (muhtemelen asıl kaynakta) o kadar damdan düşer gibi verilmiş ki, okuyucunun dikkatini dağıtan başka detaylar da verilmiş.
“iş yerinde sorun yaşıyormuş”.. işe gitmemek nedeniyle sorun yaşıyorsa o bir sene sürmez, 10 günde koyarlar kapıya.
iş yeri kendisininse yanına bir tane genç veteriner alır, sorun biter.
“artık ne oluyorsa bir senedir” lafı da manidar. “iki ay eve kapandılar” deseler anlarım da en kudretli adam bile bir sene eve kapanmaya kalkarsa kemik veremi olur, allah esirgesin.. iliği kurur.
yani ilk akla gelen şey o değildir, başka bir şey yapıyorlardır. belki küçük küçük dünya turu yapıyorlardır.
71 yaşındaki s.a. ile 40 yaşındaki bir erkekle ilişkisi: tamam.
şarkıcı s.a.’nın veteriner bir erkekle ilişkisi: tamam.
ama bu haliyle konunun sıklet merkezini, yani neye dikkat etmem gerektiğini anlamadım.
hristiyan ismail’den bağımsız olarak haber (muhtemelen asıl kaynakta) o kadar damdan düşer gibi verilmiş ki, okuyucunun dikkatini dağıtan başka detaylar da verilmiş.
“iş yerinde sorun yaşıyormuş”.. işe gitmemek nedeniyle sorun yaşıyorsa o bir sene sürmez, 10 günde koyarlar kapıya.
iş yeri kendisininse yanına bir tane genç veteriner alır, sorun biter.
“artık ne oluyorsa bir senedir” lafı da manidar. “iki ay eve kapandılar” deseler anlarım da en kudretli adam bile bir sene eve kapanmaya kalkarsa kemik veremi olur, allah esirgesin.. iliği kurur.
yani ilk akla gelen şey o değildir, başka bir şey yapıyorlardır. belki küçük küçük dünya turu yapıyorlardır.
devamını gör...
sevdiğin filmi adını söylemeden anlat
sabun yapan kavgacı bi adam oynuyor.
devamını gör...
kadınların düştüğü 3 şey
taş. çakıl taşı, kaldırım taşı, ponza taşı. takılıp düşerler.
devamını gör...
yeni nesil çocukların aptal ve şımarık olmasının sebebi
sümüğünü tablete sürerken skibidi toilet izlemek. gerçi onun modası geçti minecraft, süper bear adventure, pkxd, filan oynayıp videosunu izlemekten.
yediklerini içtiklerini saymıyorum bile hep hormonlu ve paketli gıda.
yediklerini içtiklerini saymıyorum bile hep hormonlu ve paketli gıda.
devamını gör...
all is violent all is bright
god is an astronaut'un 2005 yılında çıkardığı albüm, albüme adını veren parça.
post-rock nedir? sorusunun binlerce cevabından biridir bu şarkı. beni post-rock ile tanıştıran, içine çeken, sürükleyen. kararan, ışıldayan, yavaşlayan ve hızlanan bir şeydir.
post-rock nedir? sorusunun binlerce cevabından biridir bu şarkı. beni post-rock ile tanıştıran, içine çeken, sürükleyen. kararan, ışıldayan, yavaşlayan ve hızlanan bir şeydir.
devamını gör...
yazarların bırakması gereken 5 şey
vallahi de billahi de
normalsozluk
haftaya dönem başlıyor hoş. mecbur bırakılacak.
normalsozluk
haftaya dönem başlıyor hoş. mecbur bırakılacak.
devamını gör...
23 şubat 2026 fenerbahçe kasımpaşa maçı
vermeyince mabud, neylesin sultan mahmut...
devamını gör...
kuzeyli annem
" mutluluk daha sonrası içindi,
öteki dünyadaydı. "
sf/ 92
okurken bazı satırlarında burnumun direğinin sızladığı jean louis fournier imzalı eser; özgün adı ma mère du nord olan kitap 2015 yılında yayınlanmıştır.
eser, dilimize ise aysel bora tarafından çevrilmiştir.
yazarın asla kimseyi öldürmedi benim babam, nereye gidiyoruz baba, bekleyecek vaktim kalmadı artık, tek yalnız ben değilim (kitap) ve dul (kitap) eserlerinden sonra okuduğum son kitabı bu oldu.
yazarı kişisel hayatından önemli ölçüde izler barındıran bu kitaplarından dolayı biraz olsun tanıdığıma inanıyorum, doktor ve alkolik babası, iki engelli çocuğu, ölen eşini ve şimdi de annesini biraz olsun tanıyor, hissediyorum.
kuzeyli annem derken aslında annesinin kuzeyli olmasından ziyade, soğuk, katı, ciddi ve mesafeli bir insan olduğunu vurguluyor yazar, bunu belirtmekte fayda var.
anne ve babasının tanışma zamanlarından, annesinin öldüğü zamana kadar olan zamanı, anıları, annesini, ailesini, alkolik ve doktor olan babasını, kendisini, hayatın trajik yanlarını mizah sosuna batırarak anlatıyor her zamanki gibi.
annesi bu doktor gence kolayca ısınmış ve evleniyorlar, yazar dünyaya geliyor, kardeşleri, yıllar sonra da kız kardeşi catherine doğuyor, babasının 2 farklı kişiliği olduğu görülüyor, bazen bir fırtına gibi, bazen bir güneş, annesi ise yanlış bir evlilik yaptığını geç anlıyor, bu evliliğe çocukları için katlanıyor.
annesi hem çok saf, hem de kendine özgün bir kadın, kendini geliştirmiş bir insan olduğu hissediliyor, kuzeyli olsa da çocuklarını seviyor, bazen ise kocasının ölümünü dilediği zamanları oluyor,
tanrı dileğini duymuş olmalı...
kuzeyli annenin yaşlanması ile kitabımızın sonlarına doğru yaklaşıyoruz.
şimdi ise kitap hakkında kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;
yas tutma eyleminin bir ömür sürebileceğini düşündüren bir kitaptı benim için, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin acı eskimezdi, insana hiçbir şey en sevdiği insanın mezarı kadar acı veremezdi...
4 ay önce annemi kaybettiğim için okurken beni etkileyen bir kitaptı, insan annesinin, babasının, sevdiği bir insanın ya da canlının değerini onu yitirdikten sonra anlayabiliyor, yaşarken de anlamış olsan da bu yok oluş daima canını yakıyor, özellikle de keşkeler, yarım kalan hayaller, kitabı okurken bu hisse de kapılabiliyor insan.
yazarın anlatımını her zamanki gibi iyi ve etkileyici buldum, acı çekerken güldürmeyi de ihmâl etmiyor yine de, annesini ne kadar özlediğini anlatmak için yazmış aslında bu kitabı, sonsuz bir sevginin edebî yansıması niteliğinde bir eser olduğu da söylenebilir biraz da.
yazar bu kitabını annesi için yazmış iken ben de bu tanımı canım anneme ithaf ediyorum,
sen kuzeyli değildin, ellerin, gülüşün güneşten de sıcaktı canım annem...
seni ne kadar özlediğimi bilemezsin...

annem mesafeli ve ketumdu.
ne kendisinden bahsetmekten, ne de başkalarının kendisinden bahsetmesinden hoşlanırdı. hiçbir zaman başrolde olmamıştı, neden bir kitabın başlığı olsundu ki?
ailesinde başrol annesinindi; evde babamın; babamın ölümün den sonra biraz da ben başrolde oldum. en büyük çocuktum, onu az üzmedim ama belki de en sevdiği çocuğu bendim.
bir gün ben otuz beş yaşıma girdim, bu bana tuhaf geldi, annemin yaşındaydım.
insanların yaşıyla her zaman sorunum olmuştur. zamanın sadece geçtiğini, durmadığını unutuyorum, insan ancak sonradan, bıraktığı izlerden anlıyor zamanı.
mutluluk daha sonrası içindi,
öteki dünyadaydı.
cennete inanmazdı, mutluluğa inanırdı.
annem dünyayı anlamaya çalışmaya devam ediyordu. merak duygusunun ateşi daima harlıydı, alevi bizi aydınlatmak için her an yeniden parlamaya hazırdı.
bunları onu yeniden yaşatmak için yazdığımı anlayabilecek mi?
çünkü onu özlediğimi.
kız kardeşimin kocası bana haber verdiğinde, annemin acı çekip çekmediğini sordum.
acı çekmemiş.
acı çekecek olan bizlerdik...
öteki dünyadaydı. "
sf/ 92
okurken bazı satırlarında burnumun direğinin sızladığı jean louis fournier imzalı eser; özgün adı ma mère du nord olan kitap 2015 yılında yayınlanmıştır.
eser, dilimize ise aysel bora tarafından çevrilmiştir.
yazarın asla kimseyi öldürmedi benim babam, nereye gidiyoruz baba, bekleyecek vaktim kalmadı artık, tek yalnız ben değilim (kitap) ve dul (kitap) eserlerinden sonra okuduğum son kitabı bu oldu.
yazarı kişisel hayatından önemli ölçüde izler barındıran bu kitaplarından dolayı biraz olsun tanıdığıma inanıyorum, doktor ve alkolik babası, iki engelli çocuğu, ölen eşini ve şimdi de annesini biraz olsun tanıyor, hissediyorum.
kuzeyli annem derken aslında annesinin kuzeyli olmasından ziyade, soğuk, katı, ciddi ve mesafeli bir insan olduğunu vurguluyor yazar, bunu belirtmekte fayda var.
anne ve babasının tanışma zamanlarından, annesinin öldüğü zamana kadar olan zamanı, anıları, annesini, ailesini, alkolik ve doktor olan babasını, kendisini, hayatın trajik yanlarını mizah sosuna batırarak anlatıyor her zamanki gibi.
annesi bu doktor gence kolayca ısınmış ve evleniyorlar, yazar dünyaya geliyor, kardeşleri, yıllar sonra da kız kardeşi catherine doğuyor, babasının 2 farklı kişiliği olduğu görülüyor, bazen bir fırtına gibi, bazen bir güneş, annesi ise yanlış bir evlilik yaptığını geç anlıyor, bu evliliğe çocukları için katlanıyor.
annesi hem çok saf, hem de kendine özgün bir kadın, kendini geliştirmiş bir insan olduğu hissediliyor, kuzeyli olsa da çocuklarını seviyor, bazen ise kocasının ölümünü dilediği zamanları oluyor,
tanrı dileğini duymuş olmalı...
kuzeyli annenin yaşlanması ile kitabımızın sonlarına doğru yaklaşıyoruz.
şimdi ise kitap hakkında kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;
yas tutma eyleminin bir ömür sürebileceğini düşündüren bir kitaptı benim için, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin acı eskimezdi, insana hiçbir şey en sevdiği insanın mezarı kadar acı veremezdi...
4 ay önce annemi kaybettiğim için okurken beni etkileyen bir kitaptı, insan annesinin, babasının, sevdiği bir insanın ya da canlının değerini onu yitirdikten sonra anlayabiliyor, yaşarken de anlamış olsan da bu yok oluş daima canını yakıyor, özellikle de keşkeler, yarım kalan hayaller, kitabı okurken bu hisse de kapılabiliyor insan.
yazarın anlatımını her zamanki gibi iyi ve etkileyici buldum, acı çekerken güldürmeyi de ihmâl etmiyor yine de, annesini ne kadar özlediğini anlatmak için yazmış aslında bu kitabı, sonsuz bir sevginin edebî yansıması niteliğinde bir eser olduğu da söylenebilir biraz da.
yazar bu kitabını annesi için yazmış iken ben de bu tanımı canım anneme ithaf ediyorum,
sen kuzeyli değildin, ellerin, gülüşün güneşten de sıcaktı canım annem...
seni ne kadar özlediğimi bilemezsin...

annem mesafeli ve ketumdu.
ne kendisinden bahsetmekten, ne de başkalarının kendisinden bahsetmesinden hoşlanırdı. hiçbir zaman başrolde olmamıştı, neden bir kitabın başlığı olsundu ki?
ailesinde başrol annesinindi; evde babamın; babamın ölümün den sonra biraz da ben başrolde oldum. en büyük çocuktum, onu az üzmedim ama belki de en sevdiği çocuğu bendim.
bir gün ben otuz beş yaşıma girdim, bu bana tuhaf geldi, annemin yaşındaydım.
insanların yaşıyla her zaman sorunum olmuştur. zamanın sadece geçtiğini, durmadığını unutuyorum, insan ancak sonradan, bıraktığı izlerden anlıyor zamanı.
mutluluk daha sonrası içindi,
öteki dünyadaydı.
cennete inanmazdı, mutluluğa inanırdı.
annem dünyayı anlamaya çalışmaya devam ediyordu. merak duygusunun ateşi daima harlıydı, alevi bizi aydınlatmak için her an yeniden parlamaya hazırdı.
bunları onu yeniden yaşatmak için yazdığımı anlayabilecek mi?
çünkü onu özlediğimi.
kız kardeşimin kocası bana haber verdiğinde, annemin acı çekip çekmediğini sordum.
acı çekmemiş.
acı çekecek olan bizlerdik...
devamını gör...
yeni nesil çocukların aptal ve şımarık olmasının sebebi
dayak şart dayak.
bu pedagoglar bizi bitirdi. çocuk ailesinden korkacak.
ama maşallah şimdi yeni nesil ebeveynler çocuklarından korkuyor.
bu pedagoglar bizi bitirdi. çocuk ailesinden korkacak.
ama maşallah şimdi yeni nesil ebeveynler çocuklarından korkuyor.
devamını gör...
edebiyattan anlayan kız vs mantıdan anlayan kız
ikisinden de anlayan bir kadın ballı lokma tatlısıdır.
ikisinin de iyi tüketicisiyimdir.
kanıt isteyene kanıt.
cümlelerim ve basenlerim.
yakşamlar.
ikisinin de iyi tüketicisiyimdir.
kanıt isteyene kanıt.
cümlelerim ve basenlerim.
yakşamlar.
devamını gör...