zaman tüneli
gıyabında olumlu konuşan yazarın yazdığını görememek korkusu
övdüyseniz seni şurda övdüm deyin şöyle bi kubarmak taşmak benim de hakkım!
devamını gör...
sen aramasan da sürekli seni arayan insan
sanırım telefon numaramın olduğu herkes. sıkıntı bende.*
devamını gör...
gıyabında olumlu konuşan yazarın yazdığını görememek korkusu
bilmenizi isteyenler nick6'na yazıyordur zaten, çok problem edilecek bir husus olduğunu düşünmüyorum.
t: bir sözlük fobisi.
t: bir sözlük fobisi.
devamını gör...
sen aramasan da sürekli seni arayan insan
asım abidir. ben hiç aramam. ama kendisi her salı arar. acaba beni salı, diğer kişiyi çarşamba derken böyle ayırmış olabilir mi diye aklımdan geçmektedir. saygı duyarım kendisine.
devamını gör...
uzun süredir kullanılan koltuğun bir anda çökmesi
işyerinde ise biri çöken kendi koltuğunu gizlice sizinkiyle değiştirmiş olabilir. sabah bir bakarsınız bir tuhaflık var.
devamını gör...
uzun süredir kullanılan koltuğun bir anda çökmesi
konuyu görünce aklıma direkt bizim berjer geldi. uzun süredir kullanılan koltuğun bir anda hoop diye çökmesi bana hiç uzak bir ihtimal gibi gelmiyor. hatta içimden bizimkinin sonu da böyle olacak galiba diye geçirdim.
evde herkes bir köşeyi çoktan sahiplenmiş durumda. kimin nereye oturacağı aşağı yukarı belli. ama en ilginci tekli koltuk meselesi. çünkü o koltuk artık teknik olarak bize ait değil, resmen tarçın’ın koltuğu.. kimsenin ondan izinsiz oraya oturmasına pek müsaade etmiyor. bazen kızım dalgınlıkla gidip oraya oturuyor, birkaç dakika sonra tarçın gelip hafif hafif ısırarak, pıt pıt patileriyle taciz ederek kalk bakalım orası benim yerim mesajını veriyor. kızım da mecburen boşaltıyor koltuğu.
tabii koltuğu tamamen sahiplendiği için koltuk da nasibini aldı. bazen tırnaklarını kumaşa geçirip asılıyor, bazen keyfi gelince tırnaklarını koltukta törpülüyor. bir de bununla yetinmeyip koltuğun altındaki kumaşı delip içine doğru küçük bir giriş açtı. artık canı saklanmak istediğinde o delikten koltuğun altına girip orada gizleniyor. yani anlayacağınız koltuğun iyice anasını ağlattı.
bütün bunları düşününce, bir gün birimizin altındayken gırt diye çökerse hiç şaşırmam.
evde herkes bir köşeyi çoktan sahiplenmiş durumda. kimin nereye oturacağı aşağı yukarı belli. ama en ilginci tekli koltuk meselesi. çünkü o koltuk artık teknik olarak bize ait değil, resmen tarçın’ın koltuğu.. kimsenin ondan izinsiz oraya oturmasına pek müsaade etmiyor. bazen kızım dalgınlıkla gidip oraya oturuyor, birkaç dakika sonra tarçın gelip hafif hafif ısırarak, pıt pıt patileriyle taciz ederek kalk bakalım orası benim yerim mesajını veriyor. kızım da mecburen boşaltıyor koltuğu.
tabii koltuğu tamamen sahiplendiği için koltuk da nasibini aldı. bazen tırnaklarını kumaşa geçirip asılıyor, bazen keyfi gelince tırnaklarını koltukta törpülüyor. bir de bununla yetinmeyip koltuğun altındaki kumaşı delip içine doğru küçük bir giriş açtı. artık canı saklanmak istediğinde o delikten koltuğun altına girip orada gizleniyor. yani anlayacağınız koltuğun iyice anasını ağlattı.
bütün bunları düşününce, bir gün birimizin altındayken gırt diye çökerse hiç şaşırmam.
devamını gör...
gıyabında olumlu konuşan yazarın yazdığını görememek korkusu
valla ben kesin bir sürü kaçırıyorumdur arkadaşlar. kusura bakılmasın... demek istediğim başlıktır.
devamını gör...
kaybetmek
kaybetmekten korkardım hep. küçükken sevdiğim oyuncakları, büyüdükçe sevdiğim insanları hep kaybetmekten korktum. çok insan kaybettim ama farkında olmadan da kayboldum
bence bir kaybolmak asla değil
kaybetmek bir gün bulabilmek demek bana göre, belki kendisini belki daha iyisini ama kaybolmak öyle değil
o yollarda eriyerek tükenmek demek
kaybetmekten korkmayın hiç.
bence bir kaybolmak asla değil
kaybetmek bir gün bulabilmek demek bana göre, belki kendisini belki daha iyisini ama kaybolmak öyle değil
o yollarda eriyerek tükenmek demek
kaybetmekten korkmayın hiç.
devamını gör...
türkiye’de eksikliği en çok hissedilen şey
(bkz: hak hukuk adalet)
devamını gör...
kaybetmek
ben bile bana ait değilken başka bir şeyi kaybetmek ne haddime!
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
kaybetmek
bir psikolojidir, içinde bulunulan ruh halidir. ne kadar kaybettiginiz ya da neleri kaybettiginiz değil o dönemki ruh durumunuza göre kaybeden hisseder ve kaybeden olursunuz. ben de kaybettim. muhtemelen buradaki herkes de zaman zaman kaybetti. belki de halihazırda da kaybediyor. yarın, öbür gün ne kadar büyük zaferler kazanırsanız kazanın yine bir gün belki kaybeden psikolojisine gireceksiniz.
cünkü kaybetmek çoğu zaman sandıgımiz gibi trajik bir çöküş değil, emil cioran’ın o karanlık aforizmalarında dolaşan o ince varoluş yorgunluğudur; insan bazen hiçbir şey kaybetmekden de tükenmiş hisseder ve tukenmislik, en rafine yenilgidir. minkowski’nin zamanın içsel akışı gorusune göre kayıp çoğu zaman nesnel bir eksilme değil, zamanla kurduğumuz bağın kopmasıdir, insan geleceğe doğru akamadığında kendini kaybetmiş sayar.
otto rank doğum travmasından söz ederken aslında ilk kopuşu , ilk kaybı işaret eder; belki de bütün yenilgilerimiz o ilk ayrılığın yankısıdr. helmuth plessner insanın “eksantrik konumundan” bahsederkenkendine dışarıdan bakabilen tek varlık oluşumuzu anlatır; işte kaybeden psikolojisi tam da o dış bakışın acımasızlaştığı yerde başlar, insan kendini seyreden bir yargıca dönüşür.
bazen yenilgi dediğimiz şey, flusser’in tarif ettiği gibi programlanmış bir oyunun içinde hamle yapmaktan ibarettir; sistemin kodlarını sorgulamadan oynadığımız her oyunda kazansak bile kaybetmisşizdir. gomez davila’nın skolyonlarında ima ettiği o aristokratik yalnızlık vardır bir de; insan çoğunlukla aynı dili konuşmadığı için kaybeder, kalabalığın içinde azınlıkta kalmak bir yenilgi gibi görünür ama belki de hakiki mesafe oradadır.
simone weil “ağırlık ve lütuf” arasında gidip gelirken, bazı kayıpların insanı yere bastırdığını ama tam da o ağırlığın içinden bir tür arınma doğduğunu söyler; kaybetmek bazen iradenin degil, egonun kırılmasıdır. ernst jünger’in içsel geri çekiliş fikrini düşünub; dış dünyada yenilmiş görünen biri, iç dünyasında tahkimat kuruyorsa gerçekten mağlup mudur?
belki de kaybeden psikolojisi dediğimiz şey, peter zapffe’nin insan bilincini fazlalık olarak görmesinden doğan o aşırı farkındalıktiır; insan, varoluşunun ağırlığını taşıyamadıginda bunu kayıp diye adlandırır. oysa kimi zaman kaybetmek, sadece bir illüzyonun çökmesidir; cornelius castoriadis’in dediği gibi anlamı biz icat ederiz ve icat ettiğimiz anlam çöktüğünde dünya değil, tahayyülümüz yıkılır.
ben kaybettim dedim ya; belki de sadece kurduğum sembolik düzen çöktü, belki de içimdeki anlatı yanlış çerçevelenmişti ve ben çerçeveyi gerçek sandım; çünkü insan çoğu zaman olaylara değil, onlara verdiği isme yenilir. kaybetmek bu yüzden bir fiil değil, bir yorumdur ve yorum değiştiğinde mağlubiyetin metafiziği de dağılır.
ve belki de mağlubiyetleri kabul etmek, rövanşı alma hissinden uzaklaşıp bambaşka maçlara doğru yol almak, gerçek galibiyet olacaktır. bohçasını sırtına vurup gidebilmeli bu yüzden bir insan. ben bunu yapamıyorum, yapamamışım güzel dostlarım. allah'ın selamı, lucifer'in ışığı, ahuramazda'nın bilgeliği, yahweh'in torpili ve kayirmasi sizinle olsun.
cünkü kaybetmek çoğu zaman sandıgımiz gibi trajik bir çöküş değil, emil cioran’ın o karanlık aforizmalarında dolaşan o ince varoluş yorgunluğudur; insan bazen hiçbir şey kaybetmekden de tükenmiş hisseder ve tukenmislik, en rafine yenilgidir. minkowski’nin zamanın içsel akışı gorusune göre kayıp çoğu zaman nesnel bir eksilme değil, zamanla kurduğumuz bağın kopmasıdir, insan geleceğe doğru akamadığında kendini kaybetmiş sayar.
otto rank doğum travmasından söz ederken aslında ilk kopuşu , ilk kaybı işaret eder; belki de bütün yenilgilerimiz o ilk ayrılığın yankısıdr. helmuth plessner insanın “eksantrik konumundan” bahsederkenkendine dışarıdan bakabilen tek varlık oluşumuzu anlatır; işte kaybeden psikolojisi tam da o dış bakışın acımasızlaştığı yerde başlar, insan kendini seyreden bir yargıca dönüşür.
bazen yenilgi dediğimiz şey, flusser’in tarif ettiği gibi programlanmış bir oyunun içinde hamle yapmaktan ibarettir; sistemin kodlarını sorgulamadan oynadığımız her oyunda kazansak bile kaybetmisşizdir. gomez davila’nın skolyonlarında ima ettiği o aristokratik yalnızlık vardır bir de; insan çoğunlukla aynı dili konuşmadığı için kaybeder, kalabalığın içinde azınlıkta kalmak bir yenilgi gibi görünür ama belki de hakiki mesafe oradadır.
simone weil “ağırlık ve lütuf” arasında gidip gelirken, bazı kayıpların insanı yere bastırdığını ama tam da o ağırlığın içinden bir tür arınma doğduğunu söyler; kaybetmek bazen iradenin degil, egonun kırılmasıdır. ernst jünger’in içsel geri çekiliş fikrini düşünub; dış dünyada yenilmiş görünen biri, iç dünyasında tahkimat kuruyorsa gerçekten mağlup mudur?
belki de kaybeden psikolojisi dediğimiz şey, peter zapffe’nin insan bilincini fazlalık olarak görmesinden doğan o aşırı farkındalıktiır; insan, varoluşunun ağırlığını taşıyamadıginda bunu kayıp diye adlandırır. oysa kimi zaman kaybetmek, sadece bir illüzyonun çökmesidir; cornelius castoriadis’in dediği gibi anlamı biz icat ederiz ve icat ettiğimiz anlam çöktüğünde dünya değil, tahayyülümüz yıkılır.
ben kaybettim dedim ya; belki de sadece kurduğum sembolik düzen çöktü, belki de içimdeki anlatı yanlış çerçevelenmişti ve ben çerçeveyi gerçek sandım; çünkü insan çoğu zaman olaylara değil, onlara verdiği isme yenilir. kaybetmek bu yüzden bir fiil değil, bir yorumdur ve yorum değiştiğinde mağlubiyetin metafiziği de dağılır.
ve belki de mağlubiyetleri kabul etmek, rövanşı alma hissinden uzaklaşıp bambaşka maçlara doğru yol almak, gerçek galibiyet olacaktır. bohçasını sırtına vurup gidebilmeli bu yüzden bir insan. ben bunu yapamıyorum, yapamamışım güzel dostlarım. allah'ın selamı, lucifer'in ışığı, ahuramazda'nın bilgeliği, yahweh'in torpili ve kayirmasi sizinle olsun.
devamını gör...
gıyabında olumlu konuşan yazarın yazdığını görememek korkusu
hakkınızda yazılan olumlu şeyi görmediğiniz için teşekkür de edemeyecek olmanın üzüntüsüdür aslında bu...
her yazılanı okuyamıyoruz sonuçta. kim bilir burada benim hakkımda ne kadar güzel şeyler yazılıyordur. göremediklerim oluyorsa çok üzgünüm. beni affedin.
her yazılanı okuyamıyoruz sonuçta. kim bilir burada benim hakkımda ne kadar güzel şeyler yazılıyordur. göremediklerim oluyorsa çok üzgünüm. beni affedin.
devamını gör...
sözlük yazarlarının bugün hissettikleri
karmaşık duygular.
devamını gör...
duvardan sökülen bantın boyayı çıkarması
tanım: uzun süredir durduğun yerden ayrılırken geride kalanın hiçbir zaman aynı olamayacağının metaforu.
devamını gör...
hayatı tek kelime ile anlat
hayal
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...


