zaman tüneli

bazı ejderhalar var sevgili yazarlar boy pos yerinde, yaş 30’u geçmiş, hatta bazıları 40’a dayanmıs ama hala ateşi nereye püskürteceğini bilmiyor. toplum içine salınmış ama kullanım kılavuzu okunmamış model gibi önüne gelen yere ateş açıp, cehaletiyle başka insanların hayatında kıyıma sebep oluyor.
bu noktada yapılması gereken şey ejderhayı suçlamak değil, bana göre eğitmektir. evet, biraz geç kalınmıs olabilir ama umut her zaman vardır. ben şahsen böyle bir ejderhayla karşılaşınca “gel bakalım güzelim ” deyip nazikçe kolundan tutup yeniden egitime yazdırma taraftarıyım.müfredat da gayet net:
1. ders: ağzın doluyken konusmamak ve sofrada köy yakmamak(kavga çıkarmamak).
2. ders: her tartışmada ateş püskürtmenin çözüm olmadığı gerçeği(hakaret vari konuşma yapmamak).
3. ders: sıraya girmek, insanlara çarpmadan yürümek ve “afedersiniz, özür dilerim” kelimelerini telaffuz edebilmek.
4. ders: her fikir ayrılığında ortaçağ savaşı başlatmamak( ya da cahiliye donemini yasatmamak).
5. ders: “teşekkür ederim” ve “günaydın, iyi akşamlar ” gibi ileri seviye büyüler.
programın sonunda ejderha hala köy yakma eğilimindeyse yapılacak şey basit: topluma salmadan önce bir süre daha rehabilitasyonda tutmak(ıslah olana kadar).
çünkü bazı ejderhalar uçmayı öğrenmiş olabilir ama insan içinde nasıl yaşanacağını hala öğrenememistir. bu da modern çağın en tehlikeli ejderha türüdür.
hayatımızda kendini geliştirmiş, görgülü, iyi insanlara rastlamamız dilegiyle...
devamını gör...

thug life.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mutfaktaki o sarı ışığın altında, ellerimdeki ince çizgilere bakıyorum. orta yaş, insanın kendi yüzüyle yabancılaştığı, aynadaki o kadına sen de kimsin diye sormaya korktuğu o tuhaf durakmış. gençken hayatın devasa bir nehir olduğunu ve bizim o nehirde istediğimiz yere kürek çekebileceğimiz sanırdım. oysa hayat, parmaklarımızın arasından akıp giden kumdan başka bir şey değilmiş.

istenilen gelecek, o çok uzaklarda parlayan ışıklı şehir gibi kaldı arkamda. ben o şehre giden yolu hiç bulamadım ya da bulduğumda kapılar çoktan yüzüme kapanmıştı. ıskalamak dedikleri şey, insanın canını en çok gece yarısı, her yer sustuğunda yakıyor. o hiç gidilememiş yolların, hiç giyilmemiş elbiselerin, hiç söylenmemiş sözlerin ağırlığı... göğüs kafesimin tam ortasında bir yerlerde, o ince sızı hiç dinmiyor.

içimdeki travmalar, kimsenin görmediği ama her adımda kendini hatırlatan eski, kırık bir kemik gibi... keşke, demekten dilim aşındı da, o keşkelerin bir tanesi bile geri gelip halimi hatırımı sormadı. pişmanlıksa insanın kendi kendini yediği o karanlık sofra.. kendi elimle kurduğum o hapishanenin gardiyanı da yine benim. kendime yazıklar olsun diyemeyip, sadece bir ah çekmek... insanın kendine duyduğu o sessiz öfke, en derin karanlıktan bile daha zifiriymiş.

yine de, başımı kaldırıp o gökyüzüne baktığımda, orada asılı duran o koca boşluk beni bir nebze rahatlatıyor. belki de bu hayat, sadece kaybetmeyi öğrenme sanatıdır. düş dediğin şey zaten uyanınca biten bir şaka, umut ise o şakaya inanma inadı belki de.. bazı sabahlar uyanınca, belki bugün farklı olur diye fısıldıyorum kendime, sonra yine aynı çaydanlığı ocağa koyuyorum.

bu hayat bizi yordu be evlat..! koyu gölgelerimizle barışmak, o derin yaraları artık kaşımamak gerektiğini öğrendik ama acısı hep orada, bir nöbetçi gibi bekliyor. biz sadece bu sızıyla yaşamayı, onu bir takı gibi boynumuzda taşımayı öğrendik.

şimdilerde öylece durup, akıp giden o nehrin kıyısında, hiç ulaşamadığımız o kıyıya el sallıyoruz. hepsi bu..

t:insanın kendi eliyle ıskaladığı o görkemli geleceğin enkazı başında, dindiği sanılan ama her gece yeniden sızlayan eski yaralarla baş başa kaldığı o sessiz ve karanlık bekleme salonudur.
devamını gör...

yoga yapmaktan vazgeçmek gerektiği.

bir kere denedim ölüyorum zannettim bıraktım.
devamını gör...

bir şehir olsam ankara olurdum.. ayazı gibi keskin, vedaları gibi gri.
dışarıdan bakınca sert ve ruhsuz sanırlardı beni; oysa içimde kimsenin bilmediği o çıkmaz sokaklarda ne büyük fırtınalar, ne sessiz çığlıklar saklardım. denizi yok diye küçümserlerdi belki ama ben, bozkırın ortasında tek başına ayakta kalmanın o mağrur hüznü olurdum.
devamını gör...

devamını gör...

aslına başlayayım dedim, bruce willis çıktı karşıma. ilk rolüymüş.

80'lerin ortalarında renkli televizyonun nimetlerini sonuna kadar kullanmak için, konudan çok renk skalası gözetilerek çekilmiş, renk dünyasınının hakkını vermiş ilk diziymiş bu. gece çekimlerinde neon ışıklar, gündüz sörfler, plajlar, flamingolar, cayır cayır arabalar, lila gömlekler...

daha sonra, yapımcılar daha derin konulara dalmak istemişler. konu ağırlaşınca o eskeypist havası kalmamış. hatta çocuk tacizi ile ilgili olan bir bölümü fazla gerçekçi ve acı bulunduğu için yayınlanmamış.


finali de görkemli olmamış. kahramanlar madalyayla, büyük zaferle değil, dünyanın halinden yorulmuş, yenilmiş bir şekilde istifa ederek ayrılmışlar.


ortamına da kıyafetlere de bayıldım.
devamını gör...

allah rızası için kendinizi zorlamayın kardeşler valla sakatlanırsınız. yavaş yavaş ısınmak gerek, sanki yazın ilk denizine girer gibi. önce ayaklar alışacak sonra beden, en son zihin. her şey gibi bu da zaman meselesi. zihniniz başka bir yerde diye kaygıya düşmeyin. zamanla zihni de bedenle hizalarsınız. şimdi zihin ne alaka denebilir ama bir kendinize bakın. genelde zihni ne kadar odaklamak isterseniz ne kadar bir şeye sabitlemek ve boşaltmak isterseniz, o kadar düşünceler hücum edecektir. lütfen bunu yargılamayın, zihni ehlileştirmek ve eğitmek de zamanla.
(ben yogayı sadece bedenen değil, zihnen de yapıldığı görüşündeyim.)
devamını gör...

bugünlerde büyük acılar yaşayan o güzel kente gelsin.

devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mat üzerinde çalışılması.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hüzün bana çok yakıştı.

devamını gör...

ulusumuzun milli marşıdır. öte yandan kimi sol partilerde, okunması büyük problem imiş diye bir polemik başlatmak isterim. bu arada sallamıyorum. bilgiye dayalı bir veri bu. yanılıyorsam da özür dilerim sorun yok.
devamını gör...

maske,kolonya,seyircisiz maçlar,kapanma,kısıtlı sayıda yüzücünün havuza girmesi,online eğitim,mesafe gibi kavramlarla alakalı olan 6 sene önceki pandemi
devamını gör...

aristoteles’e aristo diyen ilk kişinin urfalı olduğuna eminim ama ispatlayamam.
devamını gör...

kar yağması. en azından benim için öyleydi.
devamını gör...

sokrates'e de sokrat diyorlar çok afedersiniz. insanda önce büyüğe saygı olacak. gerisi hikaye.
devamını gör...

bele...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

denedim ve öldüm. şerefsiz ve haysiyetsizsiniz hasiyet yengey ve yengeç bacak. güney ve kuzey allah belanızı verecek.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim