zaman tüneli
bekarlık sultanlıktır
öbür tarafı hiç denemedim bilmiyorum muhtemelen aşırı mutludurlar .
devamını gör...
yazarların son para harcadığı şey
güneş kremi, la roche posay’in cicaplast kremi - ölürüm sana, gerçekten ölürüm ya... benim gibi hassas cildi olan, her şeye kızarıp çeşitli tepkiler veren biriyseniz mükemmel bir şey. birkaç tane aldım, bol bol sürüyorum.
elimdeki kitapları bitirmeden aldığım birkaç kitap.. onayla, onayla.
elimdeki kitapları bitirmeden aldığım birkaç kitap.. onayla, onayla.
devamını gör...
hanımın uykusunda hayır donatello bunu yapmamalıyız demesi
hanımın ninja kaplumbağalar hayranı olduğunun göstergesidir. donatello, ninja kaplumbağalar ekibinin en zeki, teknik becerisi yüksek ve teknoloji dehası üyesidir. belki de eşiniz mühendis seviyordur. bilemiyorum. siz en iyisi usta splinter gibi bir ninja tekmesiyle uyandırıp hesap sorun.
devamını gör...
gece ışığı kapatıp alkol eşliğinde caz dinlemek
- talat biraz daha alkol
+ alkol yok bok için.
( nasıl kurtuluruz: romantizmi öldüren erkekleri anladığımız zaman)
+ alkol yok bok için.
( nasıl kurtuluruz: romantizmi öldüren erkekleri anladığımız zaman)
devamını gör...
mafya sözlük olsa alınabilecek nick
kan ve gül gülle diken aşkım ve sen...
aşksız mafya da biraz şey gibi.
aşksız mafya da biraz şey gibi.
devamını gör...
mafya sözlük olsa alınabilecek nick
bi derdin varsa beni bul.
devamını gör...
hanımın uykusunda hayır donatello bunu yapmamalıyız demesi
hanımın uykusunda bir garip isimli herifle konuşmasıdır.
hoş olmayan bir sayıklamadır... daha kötü şeyler duymamak için dürtüp, hanım hanım, kendine gel! kabus görüyorsun galiba derdim...
aklıma kötü şeyler getirmemek için de, herhalde biraz fazla latin dizisi izliyor... diye düşünüp kendimi raharlatırdım.
en azından çevremizde donatello diye birinin olmayışı içime su serperdi.
hoş olmayan bir sayıklamadır... daha kötü şeyler duymamak için dürtüp, hanım hanım, kendine gel! kabus görüyorsun galiba derdim...
aklıma kötü şeyler getirmemek için de, herhalde biraz fazla latin dizisi izliyor... diye düşünüp kendimi raharlatırdım.
en azından çevremizde donatello diye birinin olmayışı içime su serperdi.
devamını gör...
sağlık problemleri
skolyoz, gastirit, kaygi bozuklugu, bahar ve kedi alerjisi, migren, anemi. sayisi artmaz ins
devamını gör...
mafya sözlük olsa alınabilecek nick
kızıl tehlike
devamını gör...
stüdyo ghibli tarzı normal sözlük yazarları
bu allah'ın cezası stüdyo ghibli şeysi beni olduğumdan daha ponçik gösterdiği için sinir olmaya başladım.
insanı dövecekmiş gibi bakışlar attığım fotilerimi sevimli bir şeye dönüştürüyor her seferinde.
bu tarz ghibli animasyonları da bu yüzden seviyorum sanırım, herkes çok tatlış falan işte.
bir tane kendim gibi meymenetsiz suratlı karakter görsem kapatıp kaçardım.
insanı dövecekmiş gibi bakışlar attığım fotilerimi sevimli bir şeye dönüştürüyor her seferinde.
bu tarz ghibli animasyonları da bu yüzden seviyorum sanırım, herkes çok tatlış falan işte.
bir tane kendim gibi meymenetsiz suratlı karakter görsem kapatıp kaçardım.
devamını gör...
sağlık problemleri
bir diş doktorunun havuzu saate 100 litre doluyor göz doktorunun saate 200 litre gibi bir şey mi .
devamını gör...
sağlık problemleri
çok geçmiş olsun.
devamını gör...
sağlık problemleri
malûm, her randevuya aynı doktoru denk getiremiyorum. her gittiğimde hikâyeyi baştan anlatmamı istiyorlar.
işte anlatıyorum şöyle oldu böyle oldu diye.
hemen ilk sözleri " çok şanslıymıșsın, nasıl ölmedin?" benzerinde bir şey oluyor.
sonra raporumu, ilaçlarımı yazdırıyorum. bu sefer de " bak her an ölüm tehliken var" diyorlar.
yav doktor 7 senedir aynı şeyleri duyuyorum, sonra boşver diyorum ve devam.*
işte anlatıyorum şöyle oldu böyle oldu diye.
hemen ilk sözleri " çok şanslıymıșsın, nasıl ölmedin?" benzerinde bir şey oluyor.
sonra raporumu, ilaçlarımı yazdırıyorum. bu sefer de " bak her an ölüm tehliken var" diyorlar.
yav doktor 7 senedir aynı şeyleri duyuyorum, sonra boşver diyorum ve devam.*
devamını gör...
gece ışığı kapatıp alkol eşliğinde caz dinlemek
karanlıkta duyular keskinleşir, dopamin salgılanır falan… yani ben aslında keyif yapmıyorum, bu bir bilimsel deney...
bak güzel kardeşim dedim kendime, “bu ses dalgaları var ya… bunlar beynine çarpıp seni entelektüel yapıyor.” o sırada belki üçüncü parçadayım ve entelektüellikten anladığım şey ise boş duvara bakıp anlamlı anlamlı kafa sallamak.
sonra bir müzik yükseldi yükseldi… ben de yükseldim tabii. dedim ki: “evreka.. işte bu! şu an evrende yalnız değilim. ben, caz ve… şey… buzdolabının hafif uğultusu..” üçümüz sanki bir ekip olmuşuz. ama en çok ben konuşuyorum. belki de tek..
gecenin sonunda vardığım bilimsel sonuçlar şaşırtıcı ama kayda değer. şunu anladım ki, ışık kapalıyken caz dinlemek, insanı ya çok derin yapıyor ya da oturduğu sandalyeyle duygusal bağ kurduruyor. ben ikinciyi seçmişim. sandalyeye sarılıp “sen beni anlıyorsun” dedim… sandalye de sağ olsun, hiç itiraz etmedi.
bak güzel kardeşim dedim kendime, “bu ses dalgaları var ya… bunlar beynine çarpıp seni entelektüel yapıyor.” o sırada belki üçüncü parçadayım ve entelektüellikten anladığım şey ise boş duvara bakıp anlamlı anlamlı kafa sallamak.
sonra bir müzik yükseldi yükseldi… ben de yükseldim tabii. dedim ki: “evreka.. işte bu! şu an evrende yalnız değilim. ben, caz ve… şey… buzdolabının hafif uğultusu..” üçümüz sanki bir ekip olmuşuz. ama en çok ben konuşuyorum. belki de tek..
gecenin sonunda vardığım bilimsel sonuçlar şaşırtıcı ama kayda değer. şunu anladım ki, ışık kapalıyken caz dinlemek, insanı ya çok derin yapıyor ya da oturduğu sandalyeyle duygusal bağ kurduruyor. ben ikinciyi seçmişim. sandalyeye sarılıp “sen beni anlıyorsun” dedim… sandalye de sağ olsun, hiç itiraz etmedi.
devamını gör...
moka pot
basınçlı sıcak suyu kahve tanecikleri arasından geçirme tekniğiyle kahve yapmaya yarayan aygıt.
bunu "nolacak yav" diyerek deterjanla bir kere yıkama gafletinde bulundum. birkaç hafta sonra conta ve filtresini çıkarıp içine baktığımda suyun yükseldiği baca içinde kalın bir kahve kalıntısı tabakası gördüm. esasında buraların çok ince kahve yağı tabakasıyla kaplı olması gerekir yani gözle görülür bir tabaka beklememek lazım. deterjan, alet muhtemelen pek de iyi durulanmamış olduğu için sonraki kahve yapma işlemlerinde burada tortu birikmesine neden olmuş, üstelik deterjan içerikli tortu. o sıcaklıkta ve süreki su akışıyla orada ne kadar kimyasal kalır soru işareti ama kahve tadının içine ettiği kesindi.
sıcak nemli bezle temizleyip suyla iyice duruladıktan sonra kendine geldi.
bunu "nolacak yav" diyerek deterjanla bir kere yıkama gafletinde bulundum. birkaç hafta sonra conta ve filtresini çıkarıp içine baktığımda suyun yükseldiği baca içinde kalın bir kahve kalıntısı tabakası gördüm. esasında buraların çok ince kahve yağı tabakasıyla kaplı olması gerekir yani gözle görülür bir tabaka beklememek lazım. deterjan, alet muhtemelen pek de iyi durulanmamış olduğu için sonraki kahve yapma işlemlerinde burada tortu birikmesine neden olmuş, üstelik deterjan içerikli tortu. o sıcaklıkta ve süreki su akışıyla orada ne kadar kimyasal kalır soru işareti ama kahve tadının içine ettiği kesindi.
sıcak nemli bezle temizleyip suyla iyice duruladıktan sonra kendine geldi.
devamını gör...
suç ve ceza
temelde bir cinayet romanı gibi görünse de asıl mesele çok daha derin. hatta öyle ki, dostoyevski bunu herkes anlayabilsin diye oldukça açık anlattığı için yer yer o kadar da derin değilmiş hissi bile verebiliyor. en azından benim bir yanım böyle düşünüyor ama buna rağmen, kitabın insanın zihninde başlattığı o düşünce akışı çok tatmin edici. o yüzden hâlâ en sevdiklerimden biri.
konuya gelirsek; raskolnikov’un aklı ile vicdanı arasında kalışı anlatılıyor. tabii ki süreç akılla başlıyor. zaten çoğu insanda olduğu gibi. bir şeyi yapmak isteriz, sonra ona uygun gerekçeyi üretiriz. içgüdüsel eğilimlerimizi mantıklı bir hikayeye çeviririz. çok az kişi bu döngüyü kırabilir.
raskolnikov da kıramıyor. kendince oldukça mantıklı bir sebep buluyor.
burada klasik bir yanılgı var; ben olsam yapmazdım. büyük ihtimalle yapmazdın, evet ama bu döngünün dışında olduğun anlamına gelmez. sadece senin bilinçaltın başka türlü çalışıyordur. o kadar.
raskolnikov da kendini napolyon gibi figürlerle kıyaslayarak bir yere konumlandırıyor. büyük insanların, büyük işler için küçük insanları feda edebileceğine inanıyor. tefeci kadını öldürmeyi de bu yüzden meşrulaştırıyor. klasik bir zihinsel aklama süreci. teoride her şey kusursuz.
sonra gerçeklik devreye giriyor.
planı düşündüğü kadar kusursuz değil. kontrol onda değil ve bir anda iki cinayet işlemiş biri haline geliyor. o noktadan sonra da çöküş başlıyor.
genelde bu hikaye vicdan aklı yendi diye yorumlanır ama ben burada biraz farklı düşünüyorum.
bana göre raskolnikov çok da güçlü bir karakter değil. zaten baştan kendini olduğundan büyük görmesi bunun ilk işareti. cinayetten sonra yaşadığı o psikolojik buhran da bunu iyice netleştiriyor.
evet, pişmanlık insani bir şey ama daha güçlü bir karakter, bu durumla farklı başa çıkabilirdi. olan oldu deyip gerçekten o üstün insan fikrinin arkasını doldurabilirdi. en azından teoride kurduğu şeyi pratiğe taşıyabilirdi.
burada teslimiyet bana çok bilinçli bir erdem gibi gelmiyor. daha çok duygularını yönetememenin bir sonucu gibi.
bu, bazıları için onu daha insani yapar. benim için ise biraz zayıf.
sonya karakteri de burada önemli. onun merhameti ve kabullenişi, raskolnikov’u ciddi şekilde etkiliyor. ama yine de bu, içsel bir güçten çok dışsal bir etki gibi duruyor.
dostoyevski istese buradan bambaşka bir karakter de çıkarabilirdi ama belli ki amacı bu değildi. o yüzden daha kırılgan, daha uç bir karakter yazmış. ikinci cinayet de bu yüzden var zaten; vicdan yükünü artırmak için.
biraz taraflı bir anlatım, evet ama etkili.
sonuç olarak, suç ve ceza bana şunu hatırlatıyor; insan zihni inanılmaz güçlü ama aynı zamanda inanılmaz kırılgan. raskolnikov’un yaptığı şey de, çöktüğü nokta da, aslında bu dengenin bir sonucu.
“bir insanı öldürmedim, bir prensibi öldürdüm… ama ileri gidemedim.”
konuya gelirsek; raskolnikov’un aklı ile vicdanı arasında kalışı anlatılıyor. tabii ki süreç akılla başlıyor. zaten çoğu insanda olduğu gibi. bir şeyi yapmak isteriz, sonra ona uygun gerekçeyi üretiriz. içgüdüsel eğilimlerimizi mantıklı bir hikayeye çeviririz. çok az kişi bu döngüyü kırabilir.
raskolnikov da kıramıyor. kendince oldukça mantıklı bir sebep buluyor.
burada klasik bir yanılgı var; ben olsam yapmazdım. büyük ihtimalle yapmazdın, evet ama bu döngünün dışında olduğun anlamına gelmez. sadece senin bilinçaltın başka türlü çalışıyordur. o kadar.
raskolnikov da kendini napolyon gibi figürlerle kıyaslayarak bir yere konumlandırıyor. büyük insanların, büyük işler için küçük insanları feda edebileceğine inanıyor. tefeci kadını öldürmeyi de bu yüzden meşrulaştırıyor. klasik bir zihinsel aklama süreci. teoride her şey kusursuz.
sonra gerçeklik devreye giriyor.
planı düşündüğü kadar kusursuz değil. kontrol onda değil ve bir anda iki cinayet işlemiş biri haline geliyor. o noktadan sonra da çöküş başlıyor.
genelde bu hikaye vicdan aklı yendi diye yorumlanır ama ben burada biraz farklı düşünüyorum.
bana göre raskolnikov çok da güçlü bir karakter değil. zaten baştan kendini olduğundan büyük görmesi bunun ilk işareti. cinayetten sonra yaşadığı o psikolojik buhran da bunu iyice netleştiriyor.
evet, pişmanlık insani bir şey ama daha güçlü bir karakter, bu durumla farklı başa çıkabilirdi. olan oldu deyip gerçekten o üstün insan fikrinin arkasını doldurabilirdi. en azından teoride kurduğu şeyi pratiğe taşıyabilirdi.
burada teslimiyet bana çok bilinçli bir erdem gibi gelmiyor. daha çok duygularını yönetememenin bir sonucu gibi.
bu, bazıları için onu daha insani yapar. benim için ise biraz zayıf.
sonya karakteri de burada önemli. onun merhameti ve kabullenişi, raskolnikov’u ciddi şekilde etkiliyor. ama yine de bu, içsel bir güçten çok dışsal bir etki gibi duruyor.
dostoyevski istese buradan bambaşka bir karakter de çıkarabilirdi ama belli ki amacı bu değildi. o yüzden daha kırılgan, daha uç bir karakter yazmış. ikinci cinayet de bu yüzden var zaten; vicdan yükünü artırmak için.
biraz taraflı bir anlatım, evet ama etkili.
sonuç olarak, suç ve ceza bana şunu hatırlatıyor; insan zihni inanılmaz güçlü ama aynı zamanda inanılmaz kırılgan. raskolnikov’un yaptığı şey de, çöktüğü nokta da, aslında bu dengenin bir sonucu.
“bir insanı öldürmedim, bir prensibi öldürdüm… ama ileri gidemedim.”
devamını gör...
çocukken yapılan anarşistlikler
4-5 yaşlarında anneyi sadece oyuncaklara bakacağını söyleyerek oyuncakçı dükkanına sokmak ve beğendiğin oyuncağı gösterip yalvarmak, sözünü geçiremeyince de olduğun yerde ağlayarak tepinmek...
anneler bu tuzağa sadece bir kere düşer.
fakat marketlerde de tuzaklar vardı.
büyük migroslardaki oyuncak reyonları ister istemez benim adımlarımın yöneldiği ilk adresti. orada da en pahalısını istiyordum ki herhalde annem almıyordu. annemin montunu tutup çekiştirdiğimi hatırlıyorum.
ürünler artık kasadan geçerken anlıyordum ki istediğim olmayacak. bir kaç sefer de oyuncak reyonundan kaptıgım oyuncağı son anda kasada ortaya çıkarmayı ve annemin inadını kırmayı denedim onda da başarılı olamadım...
nedense aklımda hep hüsranlarım var.
aldığımız oyuncaklara dair hiçbir şey kalmamış aklımda.
aklımda kalanlar hep alamadıklarım ve o an yaşadığım derin üzüntü.
sonra bu çocuk nasıl depresyona girmesin ki?
anneler bu tuzağa sadece bir kere düşer.
fakat marketlerde de tuzaklar vardı.
büyük migroslardaki oyuncak reyonları ister istemez benim adımlarımın yöneldiği ilk adresti. orada da en pahalısını istiyordum ki herhalde annem almıyordu. annemin montunu tutup çekiştirdiğimi hatırlıyorum.
ürünler artık kasadan geçerken anlıyordum ki istediğim olmayacak. bir kaç sefer de oyuncak reyonundan kaptıgım oyuncağı son anda kasada ortaya çıkarmayı ve annemin inadını kırmayı denedim onda da başarılı olamadım...
nedense aklımda hep hüsranlarım var.
aldığımız oyuncaklara dair hiçbir şey kalmamış aklımda.
aklımda kalanlar hep alamadıklarım ve o an yaşadığım derin üzüntü.
sonra bu çocuk nasıl depresyona girmesin ki?
devamını gör...


