zaman tüneli
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
herhalde ergenliğimde her duyguyu çok yoğun hissettiğimden olsa gerek artık hiçbir şey hissetmiyorum.
devamını gör...
edip akbayram
güzel günler göreceğiz çocuklar.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
ahh, ne kıymettar şeydir nisan ayının on dördünde başka hiçbir şeyi olmayan bayburt’ta stadyum olmak.
öykü böyle başlasın mesela.
önce yeryüzünde yokmuşuz. ama hiçbirimiz yokmuşuz, jim morrison bile yokmuş. hiç olmamış. sağlığında dalkavuk olan bir meczubun hiç kavuşmayan düğmeleri iliklenivermiş önce. sonra bir tırtıl daldan aşağı düşmüş, bir kelebek havalanmış ve biz var olmuşuz. kelebek, meczup ve tırtıl bizden önce nasıl varmış, böyle şeylerin özünü, hakikatini ve anlamını izah edemeyecek kadar da geri zekalıymışız. bu fevkalbeşer kozmolojik modelin adı da gang bang teorisi imiş.
sonra gücünün farkına yeni varmış gibi, nabızda buddy rich varmış gibi çarpmış kalplerimiz. ulan ne de güzel şeymiş yaşamak diye haykırırken bir şey olmuş ve ağzımızdan çıkan her sözümüz bir bir zarara uğramış. allah, yetmiş dokuz bin beş yüz yirmi yedi kere belamızı vermiş de canımız her şeyden çok belanın küsuratına sıkılmış. hani seksen bin olsa tamammış da, küsuratlı rakamla bela vermek de neymiş? yine de çok isyan etmemeliymiş.
sonra fyodor isminde bir gök taşı, ama gök taşı dediysem öyle büyük bir şey düşünmeyin, inim inim inleten, ızdırap veren ve böbrek taşı cisminde bir taş düşünün. yani yükte hafif, kederde ağır bir taş. tıpkı elli yıl sonra düşen franz taşı gibi bir taş düşünün. şimdi düşünmeyi bırakın o taşı. sonra tekrar düşünün. bunu dört set, on iki tekrar yaparsa zamanla düşünce gücünü geliştirebileceğine inanan insanlar var. işte ben de o insanlardan biriyim.
öykü böyle başlasın mesela.
önce yeryüzünde yokmuşuz. ama hiçbirimiz yokmuşuz, jim morrison bile yokmuş. hiç olmamış. sağlığında dalkavuk olan bir meczubun hiç kavuşmayan düğmeleri iliklenivermiş önce. sonra bir tırtıl daldan aşağı düşmüş, bir kelebek havalanmış ve biz var olmuşuz. kelebek, meczup ve tırtıl bizden önce nasıl varmış, böyle şeylerin özünü, hakikatini ve anlamını izah edemeyecek kadar da geri zekalıymışız. bu fevkalbeşer kozmolojik modelin adı da gang bang teorisi imiş.
sonra gücünün farkına yeni varmış gibi, nabızda buddy rich varmış gibi çarpmış kalplerimiz. ulan ne de güzel şeymiş yaşamak diye haykırırken bir şey olmuş ve ağzımızdan çıkan her sözümüz bir bir zarara uğramış. allah, yetmiş dokuz bin beş yüz yirmi yedi kere belamızı vermiş de canımız her şeyden çok belanın küsuratına sıkılmış. hani seksen bin olsa tamammış da, küsuratlı rakamla bela vermek de neymiş? yine de çok isyan etmemeliymiş.
sonra fyodor isminde bir gök taşı, ama gök taşı dediysem öyle büyük bir şey düşünmeyin, inim inim inleten, ızdırap veren ve böbrek taşı cisminde bir taş düşünün. yani yükte hafif, kederde ağır bir taş. tıpkı elli yıl sonra düşen franz taşı gibi bir taş düşünün. şimdi düşünmeyi bırakın o taşı. sonra tekrar düşünün. bunu dört set, on iki tekrar yaparsa zamanla düşünce gücünü geliştirebileceğine inanan insanlar var. işte ben de o insanlardan biriyim.
devamını gör...
geceye bir türkü bırak
devamını gör...
geceye bir türkü bırak
devamını gör...
yazarlar hakkında gereksiz bilgiler
bugün kulağıma iki delik daha deldirdim ve an itibarıyla sol kulağımda sekiz adet sıralı delik var.
sıralı olması sinir bozucu gözükse de her neyse.
küpelerle donatılmış kalabalık kulak görüntüsünü seviyorum.
sıralı olması sinir bozucu gözükse de her neyse.
küpelerle donatılmış kalabalık kulak görüntüsünü seviyorum.
devamını gör...
instagram'da para kazanma manyaklığı
kara para mı aklıyorlar dedirtecek meblağlar dönüyor.
insan gerçekten hayret ediyor.
insan gerçekten hayret ediyor.
devamını gör...
instagram'da para kazanma manyaklığı
özellikle son zamanlarda gözümüze gözümüze sokuyorlar en son salak bir siyasal islamcı hesap açmıştı özel aboneler sayesinde aylık kazancı 800.000 tl civarındaymış anlamıyorum arkadaş nasıl bir özel video atıyorlar bu millet para veriyor
devamını gör...
the traitors türkiye
arkadaş üç dakika tahammül edebildim şu saçmalığa. kimsenin zevkine karışmam, saygı duyarım. kendi çapımda liberal de bir insanım. fakat, şu yarışmaya sonuna kadar katlanıp, bir de analiz kasanları görünce gerçekten üzülüyorum. tamam ben de arkadaşlarının einstein dediği 14 yaşındaki bir baran, ne bileyim filozof atakan değilim ama gerçekten bu gibi içeriklerin tutması beni dehşete düşürüyor. hadi bunu yarışma diye, bir içerik diye çekmişler. izleyene ne diyebilir ki insan? yazık, çok yazık. o değil de iyice entel ibnelere döndüm. benim de sonum iyi değil. bu hikayede hain ben olabilirim alüminyum.
devamını gör...
edward morgan forster
forster bence ingiliz edebiyatının o sessiz ama derin akan damarlarından biri.
20. yüzyılın başında yazmış olmasına rağmen hâlâ çok taze duruyor, çünkü derdi moda akımlardan ya da büyük kahramanlıklardan ziyade insan ilişkilerinin ta kendisi.
en sevdiğim tarafı, insanlar arasındaki o görünmez mesafeyi bu kadar net görmesi. aynı dili konuşan, hatta aynı odada oturan insanlar bile birbirine aslında nasıl da ulaşamıyor… sınıf, kültür, utangaçlık, korku… hepsi ince ince araya giriyor. bunu da hiç bağırarak anlatmıyor, çok sakin, neredeyse fark ettirmeden yapıyor. okurken “bir şey olmuyor” gibi geliyor insana, ama kitabı bitirince içinde garip bir boşluk, bir burukluk kalıyor.
en büyük mottosu “only connect” - “sadece bağ kur”. insanlığın en büyük ihtiyacı bu, ama aynı zamanda en çok beceremediğimiz şey de bu. bütün kitapları aslında bu cümlenin etrafında dönüyor.
okunmalı mı? evet.
neden okunmalı dersen, sana hazır cevap vermiyor. karakterlere bakarken bir anda kendini yakalıyorsun. “ben de böyle hissediyorum ama bunu kendime bile itiraf etmiyorum” dediğin anlar var ya, forster tam orayı yazıyor.
nereden başlamalı diye sorarsan:
manzaralı bir oda ile başla, daha yumuşak, daha akıcı ve seni kolayca içine alıyor. sonra howards end oku, orada “bağ kurma” meselesini çok daha derin kazıyor. hindistan’a bir geçit ise biraz daha sert ve keskin, kültürler arası mesafeyi direkt yüzüne vuruyor.
eğer stefan zweig okurken insanın içindeki o ince çatlakları seviyorsan ya da dostoyevski’de karakterlerin ruhunda kayboluyorsan, forster sana daha sessiz ama aynı yerden dokunuyor.
kısacası:
forster insanı anlatmıyor aslında.
insanın bir başkasına ulaşamayışını anlatıyor. ve tuhaf bir şekilde, insan bazen en çok orada kendini buluyor.
20. yüzyılın başında yazmış olmasına rağmen hâlâ çok taze duruyor, çünkü derdi moda akımlardan ya da büyük kahramanlıklardan ziyade insan ilişkilerinin ta kendisi.
en sevdiğim tarafı, insanlar arasındaki o görünmez mesafeyi bu kadar net görmesi. aynı dili konuşan, hatta aynı odada oturan insanlar bile birbirine aslında nasıl da ulaşamıyor… sınıf, kültür, utangaçlık, korku… hepsi ince ince araya giriyor. bunu da hiç bağırarak anlatmıyor, çok sakin, neredeyse fark ettirmeden yapıyor. okurken “bir şey olmuyor” gibi geliyor insana, ama kitabı bitirince içinde garip bir boşluk, bir burukluk kalıyor.
en büyük mottosu “only connect” - “sadece bağ kur”. insanlığın en büyük ihtiyacı bu, ama aynı zamanda en çok beceremediğimiz şey de bu. bütün kitapları aslında bu cümlenin etrafında dönüyor.
okunmalı mı? evet.
neden okunmalı dersen, sana hazır cevap vermiyor. karakterlere bakarken bir anda kendini yakalıyorsun. “ben de böyle hissediyorum ama bunu kendime bile itiraf etmiyorum” dediğin anlar var ya, forster tam orayı yazıyor.
nereden başlamalı diye sorarsan:
manzaralı bir oda ile başla, daha yumuşak, daha akıcı ve seni kolayca içine alıyor. sonra howards end oku, orada “bağ kurma” meselesini çok daha derin kazıyor. hindistan’a bir geçit ise biraz daha sert ve keskin, kültürler arası mesafeyi direkt yüzüne vuruyor.
eğer stefan zweig okurken insanın içindeki o ince çatlakları seviyorsan ya da dostoyevski’de karakterlerin ruhunda kayboluyorsan, forster sana daha sessiz ama aynı yerden dokunuyor.
kısacası:
forster insanı anlatmıyor aslında.
insanın bir başkasına ulaşamayışını anlatıyor. ve tuhaf bir şekilde, insan bazen en çok orada kendini buluyor.
devamını gör...
baş ağrısından dolayı pompalı tüfekle kafanı patlatma isteği
çift çorap giyince hiç olmayan, yalınayak yada tek çorapla dolaşınca bende de olan şey.
ayrıca uykusuzlukta felaket başağrıları yapabiliyor. uyku hijyeni şart.
ayrıca uykusuzlukta felaket başağrıları yapabiliyor. uyku hijyeni şart.
devamını gör...
baş ağrısından dolayı pompalı tüfekle kafanı patlatma isteği
kurt cobain misin mübarek apranax al
devamını gör...
baş ağrısından dolayı pompalı tüfekle kafanı patlatma isteği
bir ağrı kesici hap, karanlık ve sessiz oda, sonrasında derin bir uyku... pompalı tüfekten daha nizami gibi..
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
karalama diyoz, karalıyorlar defteri.
devamını gör...
bir ömür boyunca gözünüzden akan yaş doldurmasın bu şişeyi
konjonktürel davranışlar neden eleştiriliyor.
başta öyleydi pargalının duyguları ama sonra değişen konjönktür, sosyopatolojik kestirimler vs....
bıdı bıdı bıdı...
başta öyleydi pargalının duyguları ama sonra değişen konjönktür, sosyopatolojik kestirimler vs....
bıdı bıdı bıdı...
devamını gör...
geceye bir türkü bırak
devamını gör...
bir ömür boyunca gözünüzden akan yaş doldurmasın bu şişeyi
şişe de pek küçükmüş. bir ağlamalık kapasitesi var görünüyor. bizim coğrafyamızı hesaba katarsak gözyaşı sebili hediye edilmeliydi.
devamını gör...
bir ömür boyunca gözünüzden akan yaş doldurmasın bu şişeyi
her güzel söze kanma demedim mi…
devamını gör...
geceye bir türkü bırak
devamını gör...
bir ömür boyunca gözünüzden akan yaş doldurmasın bu şişeyi
tarihte bilinen ilk lovebombing akımı öncüsü olarak pargalı ibrahim'i görüyoruz bu eserde de bffnfnnff
devamını gör...