zaman tüneli
15 nisan 2026 kahramanmaraş okul saldırısı
kan donduran bir durum.
ama kanımı daha çok donduran şeylerden biri de faili aklamaya varan söylemler. gerçekten inanılmaz.
bir çocuğun davranışlarının ardındaki nedenleri anlamak tabii ki gerekli. kendisi de ölmüş gitmiş zaten. demiyorum ki toplanıp kin kusalım. ama lütfen biraz minnoşluğun da dozunu ayarlayalım. kalanları düşünelim. ölen 3 çocuğun ve bir öğretmenin yakınlarını da düşünelim.
ben her şeye psikolojik gerekçeler bulunduğunu görüyorum. her şey ama her şey "travma" çatısı altında aklanıyor. bunları değerlendirmesi ve konuşması gerekenler bu işin uzmanları değil mi? zottirik yaşam koçlarının ortalığa fırlayıp bu eylemi normalleştirecek açıklamalarda bulunması beni dehşete düşürüyor.
ablacım, anasından babasından işkence göre göre büyüyen çocuklar var, hepsi eline silah geçirip okul mu tarıyor? nasıl kafalar yaşıyorsunuz anlayamıyorum.
kendi ailesi de acılıdır. saldırgan hakkında çok yorum yapmak istemiyorum. empati kurmayı zaten reddediyorum. vahşetin içinde kalan çocuklarla empati kurmayı tercih ediyorum. ancak baba, emniyete verdiği ifadede çocuğun psikolojik yardım aldığını, terapistin takip edilmesi gerektiğini söylediğini söylüyor. aynı çocuğu tutup poligona atış yapmaya götürüyor.
kişilik bozukluklarında süregelen bir örüntü olur. bir süreç olur. bu çocuk ben bu sabah şöyle bir okula gideyim de önüme geleni vurayım ilhamıyla uyanmadı herhalde. böyle bir ergenin şiddete de meyli olduğu biliniyorsa erişebileceği yerde ateşli silah bulundurulması bile akıl alır gibi değil. kaldı ki onu da anlayalım lara varan söylemler tansiyonumu oynattı.
onu da ben anlamayayım canım kardeşim ya.
ama kanımı daha çok donduran şeylerden biri de faili aklamaya varan söylemler. gerçekten inanılmaz.
bir çocuğun davranışlarının ardındaki nedenleri anlamak tabii ki gerekli. kendisi de ölmüş gitmiş zaten. demiyorum ki toplanıp kin kusalım. ama lütfen biraz minnoşluğun da dozunu ayarlayalım. kalanları düşünelim. ölen 3 çocuğun ve bir öğretmenin yakınlarını da düşünelim.
ben her şeye psikolojik gerekçeler bulunduğunu görüyorum. her şey ama her şey "travma" çatısı altında aklanıyor. bunları değerlendirmesi ve konuşması gerekenler bu işin uzmanları değil mi? zottirik yaşam koçlarının ortalığa fırlayıp bu eylemi normalleştirecek açıklamalarda bulunması beni dehşete düşürüyor.
ablacım, anasından babasından işkence göre göre büyüyen çocuklar var, hepsi eline silah geçirip okul mu tarıyor? nasıl kafalar yaşıyorsunuz anlayamıyorum.
kendi ailesi de acılıdır. saldırgan hakkında çok yorum yapmak istemiyorum. empati kurmayı zaten reddediyorum. vahşetin içinde kalan çocuklarla empati kurmayı tercih ediyorum. ancak baba, emniyete verdiği ifadede çocuğun psikolojik yardım aldığını, terapistin takip edilmesi gerektiğini söylediğini söylüyor. aynı çocuğu tutup poligona atış yapmaya götürüyor.
kişilik bozukluklarında süregelen bir örüntü olur. bir süreç olur. bu çocuk ben bu sabah şöyle bir okula gideyim de önüme geleni vurayım ilhamıyla uyanmadı herhalde. böyle bir ergenin şiddete de meyli olduğu biliniyorsa erişebileceği yerde ateşli silah bulundurulması bile akıl alır gibi değil. kaldı ki onu da anlayalım lara varan söylemler tansiyonumu oynattı.
onu da ben anlamayayım canım kardeşim ya.
devamını gör...
the traitors türkiye
az şerefsizsiz değilsin olarak türkçeye çevrilebilir ismi.
devamını gör...
defalarca aynı diziyi izlemek
benim için twin peaks bu, tuhaf biçimde o atmosfere girmek beni bambaşka bir dünyaya götürüyor sanki...
devamını gör...
the traitors türkiye
ya böyle durumlarda "bunu izleyende çeri domates kadar beyin yoktur" yazmayı çok severim. sözlükçülük bunu gerektirir*. yaman sözlükçü olmak budur.
lakin hünkarım... ben de düştüm. acayip sardı. vampir-köylü oyununu öğrenciyken delice oynayışımızdan mıdır nedir artık. battık batağa, başkası yazın artık.
lakin hünkarım... ben de düştüm. acayip sardı. vampir-köylü oyununu öğrenciyken delice oynayışımızdan mıdır nedir artık. battık batağa, başkası yazın artık.
devamını gör...
defalarca aynı diziyi izlemek
(bkz: kurtlar vadisi)
(bkz: avrupa yakası)
(bkz: how i met your mother)
insana güvenli alan mutluluğu veren eylem.
yumuşatıcı kokan yeni yıkanmış çarşafta banyo sonrası uyumak gibi. kesinlikle anksiyeteyle bir ilgisi var. he bir de her izlediğinde yeni bir pencereden bakıyorsun olay zenginleşiyor.
kurtlar vadisi profesörü oldum ben mesela.
(bkz: avrupa yakası)
(bkz: how i met your mother)
insana güvenli alan mutluluğu veren eylem.
yumuşatıcı kokan yeni yıkanmış çarşafta banyo sonrası uyumak gibi. kesinlikle anksiyeteyle bir ilgisi var. he bir de her izlediğinde yeni bir pencereden bakıyorsun olay zenginleşiyor.
kurtlar vadisi profesörü oldum ben mesela.
devamını gör...
sessiz hasta
alex michaelides tarafından yazılıp 2021 mart ayında yayınlanan psikolojik gerilim kitabıdır.
kitabı 3-4 saatte okuyup bitirdim zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varmamışım, yazım tarzı ve konusunun akıcı olması kendisine çok güzel bağlıyor.
kitap kocasını öldürmekle yargılanan ve bu yargının doğru mu yanlış mı olduğunu kitabın son sayfalarına kadar bilemeyeceğimiz bir kadın ve bu kadına yardım etmek isteyen bir terapist hakkında, net bir karar vermemiz sonunu okuyana kadar neredeyse imkansız çünkü kadının kocasına olan sevgisi her sayfada vurgulanıyor, peki o zaman kocasını böylesine seven bir kadın neden onun kafasını defalarca tüfekle ateş ederek parçalara ayırsın? gerçekten o mu yaptı? kavga mı etmişlerdi? gibi bir soru doğuyor ama bunların hiçbirine kadından bir yanıt alamıyoruz çünkü kadın cesedin başında bulunduğu andan itibaren yıllar geçmesine rağmen tek kelime konuşmuyor, böyle zor bir vakayı tedavi edip konuşturacağına inanan terapistimiz burda devreye giriyor, kadının hayatında böyle bir şeyi yapmasına sebep olacak şeyler yaşayıp yaşamadığını ve nasıl bir hayatı olduğunu araştırırken bir yandan terapistin kendi psikolojik sorunlarıylada yüzleşmesini okuyoruz, aslında bir hastayı tedavi etmek için yola çıkan terapistimiz bir anda kendini hasta olarak buluyor diyede bir yorum ekleyebilirim sanırım
konusunu kenara bırakıp genel yorumuma gelecek olursam kitap karakterlerin duygularını ve sıkıntılarını, olayın bunaltıcılığını öyle iyi yansıtmış ki, okurken arada bi kitabı kapatıp nefes alma molası verdim, bazı yerlerde kendi kendime içsel terapilerde yaptım tabi, psikoloji alt yapısı olan kitapları bu yüzden seviyorum, konu ne olursa olsun satırların arasında kendinden bir parça bulup içselleştirmene sebep oluyorlar, neyse sonucunda kitabın bitiminden pek memnun kalmadım maalesef ki, kitap sanki ince ince işlenmişte sonu hızlı bir düğmük ile bağlanmış gibi, yinede akıcılığından dolayı benim kendisine on üzerinden sekiz verdiğim bir kitap oldu.
kitabı 3-4 saatte okuyup bitirdim zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varmamışım, yazım tarzı ve konusunun akıcı olması kendisine çok güzel bağlıyor.
kitap kocasını öldürmekle yargılanan ve bu yargının doğru mu yanlış mı olduğunu kitabın son sayfalarına kadar bilemeyeceğimiz bir kadın ve bu kadına yardım etmek isteyen bir terapist hakkında, net bir karar vermemiz sonunu okuyana kadar neredeyse imkansız çünkü kadının kocasına olan sevgisi her sayfada vurgulanıyor, peki o zaman kocasını böylesine seven bir kadın neden onun kafasını defalarca tüfekle ateş ederek parçalara ayırsın? gerçekten o mu yaptı? kavga mı etmişlerdi? gibi bir soru doğuyor ama bunların hiçbirine kadından bir yanıt alamıyoruz çünkü kadın cesedin başında bulunduğu andan itibaren yıllar geçmesine rağmen tek kelime konuşmuyor, böyle zor bir vakayı tedavi edip konuşturacağına inanan terapistimiz burda devreye giriyor, kadının hayatında böyle bir şeyi yapmasına sebep olacak şeyler yaşayıp yaşamadığını ve nasıl bir hayatı olduğunu araştırırken bir yandan terapistin kendi psikolojik sorunlarıylada yüzleşmesini okuyoruz, aslında bir hastayı tedavi etmek için yola çıkan terapistimiz bir anda kendini hasta olarak buluyor diyede bir yorum ekleyebilirim sanırım
konusunu kenara bırakıp genel yorumuma gelecek olursam kitap karakterlerin duygularını ve sıkıntılarını, olayın bunaltıcılığını öyle iyi yansıtmış ki, okurken arada bi kitabı kapatıp nefes alma molası verdim, bazı yerlerde kendi kendime içsel terapilerde yaptım tabi, psikoloji alt yapısı olan kitapları bu yüzden seviyorum, konu ne olursa olsun satırların arasında kendinden bir parça bulup içselleştirmene sebep oluyorlar, neyse sonucunda kitabın bitiminden pek memnun kalmadım maalesef ki, kitap sanki ince ince işlenmişte sonu hızlı bir düğmük ile bağlanmış gibi, yinede akıcılığından dolayı benim kendisine on üzerinden sekiz verdiğim bir kitap oldu.
devamını gör...
defalarca aynı diziyi izlemek
aşk-ı memnu, yaprak dökümü, kanıt.
muhteşem üçlü.
muhteşem üçlü.
devamını gör...
türk alfabesindeki q harfi eksikliği
ankara derken de k serttir.
ama anqara yazdığımda yine ankara okumayacaksan iş değişir. g harfi bu günler için de var.
dolayısıyla zamnında büyüklerimiz doğru karar vermişler. alfabede böyle bir şeye ihtiyaç yok.
ama anqara yazdığımda yine ankara okumayacaksan iş değişir. g harfi bu günler için de var.
dolayısıyla zamnında büyüklerimiz doğru karar vermişler. alfabede böyle bir şeye ihtiyaç yok.
devamını gör...
sefiller
fransız ihtilalinin 1799'da bittiğini ve victor hugo'nun 1802'de doğduğunu göz önünde bulundurursak, aslında tam olarak da ne olup bittiğini bile anlamadan kendisini ihtilalin yankıları arasında büyürken bulduğunu hayal edebiliriz. her toplumsal hareketin kendisini haklı çıkartma çabasının doğurduğu politik doktrinler bir yanda, yaşananların etkileri diğer yanda. insanların hikayeleri, öncesinde ve sonrasında çektikleri.
ciddi bir çıkarım olmadığı konusunda ben de hem fikirim. okurken biraz daha toplumum psikolojisinin iz düşümünün hikayesi diye bakıldığında tarihin bir kesitini görmemize yardımcı oluyor diye düşünmüşümdür, sürükleyici, insanların temel hayatta kalma hislerine ve duygusal temalara dokunuşunun doğurduğu bir akışla okuyucu alıp götürmesi de kitabın başarısının anahtarı sanırım. bir de dünyada ciddi bir değişim rüzgarı getiren ve yönetim sistemlerinin yapısal değişimine sebep olan toplumsal bir olayı daha dar ama daha bireye odaklı bir kesitini getirmesi cazibesinin en önemli parçası sanırım. victor hugo bu eserinde insanları avcuna almayı iyi başarıyor. açık konuşmak gerekirse başka eserlerini okumadım ama bu eseri hoşuma gider. oliver twist'i okuduktan kısa süre sonra okumuş olduğum bir eser. sanırım o dönemin insanlarının yaşadığı zorlukları bize gösteren iki kitabı peş peşe okuyarak ortak paydaları görmek bana o dönemde yaşamadığım için kendimi şanslı hissettirmişti.
ciddi bir çıkarım olmadığı konusunda ben de hem fikirim. okurken biraz daha toplumum psikolojisinin iz düşümünün hikayesi diye bakıldığında tarihin bir kesitini görmemize yardımcı oluyor diye düşünmüşümdür, sürükleyici, insanların temel hayatta kalma hislerine ve duygusal temalara dokunuşunun doğurduğu bir akışla okuyucu alıp götürmesi de kitabın başarısının anahtarı sanırım. bir de dünyada ciddi bir değişim rüzgarı getiren ve yönetim sistemlerinin yapısal değişimine sebep olan toplumsal bir olayı daha dar ama daha bireye odaklı bir kesitini getirmesi cazibesinin en önemli parçası sanırım. victor hugo bu eserinde insanları avcuna almayı iyi başarıyor. açık konuşmak gerekirse başka eserlerini okumadım ama bu eseri hoşuma gider. oliver twist'i okuduktan kısa süre sonra okumuş olduğum bir eser. sanırım o dönemin insanlarının yaşadığı zorlukları bize gösteren iki kitabı peş peşe okuyarak ortak paydaları görmek bana o dönemde yaşamadığım için kendimi şanslı hissettirmişti.
devamını gör...
yakışıklı mısırcıyı bulamayan sözlük yazarı
firavun soyundan geliyormuş.
mısır'da mal mülk sahibi akrabaları varmış.
mısır'da mal mülk sahibi akrabaları varmış.
devamını gör...
entwine
bu grubu daha yeni keşfettiğim için kendime belalar okuyordum kaç gündür.
her şarkısı ayrı mükemmellikte olan doom metal grubu.
yıllardır aradığım şeyi bulmuşum gibi hissettiriyor.
en bilinen şarkılarından birini bırakıp biraz daha dinlemeye ve kendime lanet okumaya gidiyorum.
her şarkısı ayrı mükemmellikte olan doom metal grubu.
yıllardır aradığım şeyi bulmuşum gibi hissettiriyor.
en bilinen şarkılarından birini bırakıp biraz daha dinlemeye ve kendime lanet okumaya gidiyorum.
devamını gör...
yakışıklı mısırcıyı bulamayan sözlük yazarı
(bkz: diko)
devamını gör...
yakışıklı mısırcıyı bulamayan sözlük yazarı
merak ettim, google'dan baktım, bişe söylim mi, çok sıradan bir tipin var dostum, ahım şahım bir şey değilsin.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
hepimize aynı şeyi hissettiriyor mu acaba. feci derin bir şey bu.
cascade
cascade
devamını gör...
yakışıklı mısırcıyı bulamayan sözlük yazarı
çok övüldü çok anlatıldı yeri nerde laaaa’ı aradım bulamadım.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
starmaker'e göre bas.
esin engin, nilüfer, selda bağcan, şebnem ferah, barış manço ile aynı ses aralığına sahipmşim.
esin engin, nilüfer, selda bağcan, şebnem ferah, barış manço ile aynı ses aralığına sahipmşim.
devamını gör...
yakışıklı mısırcıyı yakışıklı bulmayan sözlük kadını
yakışıklı görmek istersem kocama bakıyorum. göz ve beğeni işi. bize göre çirkin olan mısırcı başkasına göre yakışıklı olabilir. alıcısı olanlar şansını denesin tabii. kadınlardan çok erkeklerin ilgisini çekiyor gibi.
devamını gör...
türk alfabesindeki q harfi eksikliği
türkçe'de hiç gerek olmadığı için hissedilmeyen eksiklik. biz de q harfiyle seslendirilebilecek sözcükler yok.
ayrıca kara ile çekirdek sözcüklerinden k'ler nasıl birbirinden farklı anlamadım. o sözcüklerin farkları sesli harflerden kaynaklanıyor gibi.
ayrıca kara ile çekirdek sözcüklerinden k'ler nasıl birbirinden farklı anlamadım. o sözcüklerin farkları sesli harflerden kaynaklanıyor gibi.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
devamını gör...
