zaman tüneli

emreskop mahlaslı yazar peyda oldu, akit bozuldu.
devamını gör...

nurgül yeşilçay da içecek değil!
devamını gör...

americo vespucci de amerikalı değil.
devamını gör...

jack london'ın londralı değil, amerikan olması gibi bir durum sanırım.
devamını gör...

az evvel hatırladım, rüyamda çamur zıpzıpı besliyordum.
ama bir sürü çamur zıpzıpım vardı. hepsiyle tek tek ilgileniyordum ve çok tatlılardı. hepsi sözümü dinliyordu ve ne dersem ona uyuyorlardı. "kedi köpek beslemekten daha kolaymış" diye de içimden geçiriyordum. hatta birinin adını pundik koymuştum. sonrasında babamın gelip "ee bari birini kızart da yiyelim boşa mı besliyosun" demesi üzerine çıldırmamla birlikte uyandım.
şu elemandan bahsediyorum:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
(tematik)

sizlere "ali baba ve kırk haramiler" hakkında bilgi vermek isterim;
abbasi devleti, 8. ve 9. yüzyıllarda orta doğu'daki ticaret yollarını kontrol ederek tarihin en büyük ekonomik güçlerinden biri haline gelmişti. bu kontrolü hem kara (ipek yolu) hem de deniz (baharat yolu) üzerinden sağlıyorlardı.

​fakat 10. yüzyılın başlarında, özellikle 902-932 yılları arasında, abbasiler zayıflamaya başladı. merkezi otoritenin neredeyse çöktüğü bu dönemde; uç beyleri birer kukla haline gelmiş; rüşvet, zimmet, rant, adam kayırmacılık ve ihale fesatçılığı gibi yolsuzluklar artmıştı. ticaret yolları, kervanları soyan harami çeteleriyle dolup taşmıştı. devlet, güvenliği sağlamak için uç beyleri, muhafızlar ve gözcüler görevlendirip gerekli emniyet tedbirlerini almaya çalışsa da soyguncular her zaman bir yolunu buluyordu. devletin ulaşamadığı ıssız çöl ve dağ geçitlerinde pusu kuruyor, ticaret kervanlarını soyup soğana çeviriyorlardı.
bir ticaret kervanı yolda bir harami grubu tarafından yağmalanıyor, kervancılar ne yapsın? zavallılar ağlayıp sızlayarak yollarına küfürler ederek devam ediyordu. ancak birkaç fersah ötede, kervanın çoktan boşaltıldığından habersiz ikinci bir grup harami çetesi ellerini ovuşturarak pusu kurmuş bekliyordu. saldırdıklarında karşılaştıkları boş heybeler, haramilerde büyük bir hüsran ve öfke yaratıyordu.
öyle ki, soyulan kervancılar ile eli boş kalan haramiler, farklı sebepten dolayı ortak bir kederle ilk saldırıyı yapan haramilere daha önce hiç duyulmamış yaratıcı küfürler ederek yollarına devam ediyorlardı.

bu kaos ortamında trajikomik bir rekabet doğmuştu ve bu durum zamanla bir "yağma rekabetine" ve kanlı bir çete savaşına dönüştü. ilk darbeyi vuran olmak için haramiler, şehrin en yakınına pusu kurma yarışına girdiler. yakalanmaları halinde kellelerinin bağdat kapılarına asılacağını bilseler de, "birinci" olma hırsı korkularının önüne geçmişti. aynı gayeye hizmet eden ama birbirini kıran bu adamlar için mesele artık bir beka sorununa dönüşmüştü.
haramiler artık kervanları soymaktan ziyade, güzergâh üzerindeki diğer çetelerle savaşıp büyük zayiatlar vermeye başladı. birbirini öldüren ancak aynı ideallere sahip olan bu insanlar için durum içinden çıkılmaz bir hal aldı. sonunda çete liderleri bir toplantı yaparak bir anlaşma imzaladılar. bu kurallar, günümüzde yer altı dünyasının kullandığı "racon" kültürünün bile temelini oluşturacak nitelikteydi:

​kırk haramiler yasası

• ​birlik: tüm harami çeteleri (toplam 40 çete) "kırk haramiler" çetesi olarak tek çatı altında toplanacaktır.

• ​liderlik: tek bir lider olacak ve lider seçimi, haramiler tarafından kapalı oturum oylamasıyla yapılacaktır.

• ​seçim süreci: lider seçimi beş yılda bir tekrarlanacak; erken seçim ancak lider çatışmada ölürse yapılacaktır.

• ​disiplin: lidere isyan edenin kellesi vurulacaktır.

• ​saygı: lidere küfür veya gıybet edenin dili kesilecektir.

• ​namus: liderin karısına yürüyenin penisi kesilecektir.

• ​kumar yasağı: haramiler kendi aralarında -nar şerbetine tavla dahil- hiçbir şekilde kumar oynamayacaktır.

• ​ihtisas: haramilerin asli görevi kervan yağmacılığıdır. bunun dışında; uyuşturucu, kadın ticareti, tahsilatçılık, korumacılık ve değnekçilik gibi işler yasaktır.

• ​merkeziyetçilik: bir haraminin liderden icazet almadan ferdi olarak soygun yapması yasaktır.

• ​sosyal haklar: cumartesi yarım gün, pazar istirahat vaktidir. her çete personeline sadece iş için kullanması şartı ile "at" verilecektir. (şirket atı) soygun veya işe gidip gelmek harici at'a binmek yasaktır.

​bu anlaşmadan sonra her şey yoluna girdi ve kırk haramiler mutlu mesut bir şekilde kervan soymaya devam etti, soygunlardan elde edilen ganimet at ve eşeklere yüklenerek doğruca kırk haramiler’in hem ofis hemde depo olarak kullandıkları **"haram mağarası"**na giderdi. herkes hakkını zamanında alıyor hatta bazen soygundan gelen ganimet çok ise lider haramilere prim bile veriyordu.
kırk haramiler soygundan sonra ganimeti yükleyip mağaraya dönerken hep bir ağızdan şarkılar,marşlar söyleyerek giderdi;
"beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. şimdi soyduğumuz bütün kervanlarda, bize her şey seni hatırlatıyor..."
bu şarkıyla hem eğleniyor hem de eski baskınlarda ölen arkadaşlarına selam çakıyorlardı.
haram mağarası, söylentilere göre içi tıka basa değerli eşya ve altın ile dolu olan devasa bir mağaraydı ve içine sadece şifresini bilen girebiliyordu.

​gelelim ali baba’ya... kimdir bu ali baba? hemen kısaca anlatayım:
bağdat ormanlarında kendi halinde bir oduncu olduğu söylense de, bu artık tozlu bir halk efsanesidir.
ali baba, mağaranın kapısını açan o meşhur parolayı tesadüfen keşfettiğinde, hayatını bir tüccar olarak değil, bağdat gece hayatının "mutlak hakimi" olarak inşa etmeye karar verdi.
​ali baba, her gün gizlice mağaraya giriyor, haramilerin ruhu bile duymadan birkaç çuval altını yükleyip şehre dönüyordu. fakat bu altınlar ne hayır işlerine gidiyordu ne de biriktiriliyordu. ali baba artık bağdat’ın en lüks eğlence mekânlarının, tavernalarının ve "meyhane" konseptli vıp localarının aranan ismiydi.
​her gece bir başka eğlence mekânında boy gösteriyor, "açıl susam açıl" şifresini artık mağara kapısı için değil, bağdat’ın en lüks mekanlarının kapısındaki korumalara karşı kullanıyordu.
masasından en pahalı ithal şaraplar, egzotik içkiler ve o dönemin "yasa dışı" kabul edilen keyif verici maddeleri eksik olmuyordu. bağdat'ın en karanlık köşelerindeki "madde" tedarikçileriyle kanka olmuştu.
etrafı her zaman onun parasını yemek için sıraya giren dalkavuklar ile çevriliydi. her akşam başka bir cariyeyle, başka bir dansözle bağdat sokaklarını birbirine katıyordu.
haramilerden çaldığı parayla aslında haramilerin bile hayal edemediği kadar yozlaşmış bir hayat sürüyordu. gece hayatının "babası" olarak biliniyor, adı geçtiğinde tüm mekan sahipleri önünde düğme ilikliyor, ancak onun bu paranın kaynağını nasıl bulduğunu kimse çözemiyordu.
​ali baba için hayat artık bir "party" moduna girmişti. gündüzleri mağaradan "maden" transferi yapıyor, geceleri ise bağdat’ın loş ışıkları altında bu altınları duman ediyordu. haramiler mağarada altınların azaldığını fark ettiklerinde ise işler iyice karışacaktı. çünkü kırk haramiler yasadaki 8. maddeye (uyuşturucu ve kadın ticareti yasağına) sadık kalmaya çalışırken; ali baba, onların sermayesiyle bu piyasanın tek hakimi olma yolunda ilerliyordu.
kırk haramiler, mağaraya her döndüklerinde ganimetlerin bir kısmının buharlaştığını fark etmeye başlamışlardı. başlangıçta lider, "herhalde çok dağıttık, kafa gitti, sayıyı şaşırdık" diye geçiştirse de durumun ciddiyeti kısa sürede anlaşıldı. altınların azaldığı yetmezmiş gibi, mağaranın önünde bağdat’ın en popüler gece kulüplerine ait meze kapları, bitmiş şarap testileri ve kaliteli tütün kalıntıları bulunmaya başladı.
​haramilerin lideri, bir akşam acil bir "divan" topladı. yasaların 9. maddesini (izinsiz ferdi soygun yasağı) hatırlatarak gürledi:
"biz 'beraber yürüdük bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda' diye kederlenirken, birisi bizim malları bağdat pavyonlarında eziyor! kim bu vatan haini hırsız?"
​çete içinde herkes birbirine şüpheyle bakarken, haramilerin en uyanığı olan "gözcü cafer" söz aldı:
"reisim, bizimkilerden değil. bağdat'ta bir 'ali baba' türemiş. herif her gece başka mekânda, masasında kuş sütü eksik, 'açıl susam açıl' diyerek lüks hayatın kapılarını açmış. bizim paraları resmen gece hayatının piyasasına akıtıyor!"
​​kırk haramiler, bu "altın hırsızı" ve "hızlı yaşam ikonu" ali baba’yı paketlemek için hemen şehre indiler. ancak karşılaştıkları manzara onları bile şaşırttı. ali baba, bağdat’ın en lüks mekânının en ön locasında, yanında bir ordu koruma, önünde en ağırından şaraplar ve çevresinde meşhur dansözlerle alem yapıyordu.
​lider ve 39 adamı, mekanın kapısında durup ali baba’yı izlemeye başladılar. haramiler, yasalarındaki 8. madde gereği soygun dışında tüm yasadışı işlerden uzak durmaya çalışırken; ali baba’nın kendilerinden çaldığı altınlarla yaşadığı hayatın rahatlığı ve ihtişamı onları hem sinirlendirdi hem de içten içe özendirmişti.
​bir süre sonra kırk haramiler mekana daldı , lider ali baba’nın masasına yaklaştı ve sandalyeyi çekip oturdu, ali babanın içki içtiği kadehi aldı fondip yapıp kadehi yere fırlattı ve sordu ali baba’ya:
"bak evlat, bizler beraber yürüdük bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda sloganıyla ve çok katı harami yasalarıyla hareket ederken senin hiç bir yol yürümeden hiç bir yağmurda ıslanmadan bağdat’ın en pahalı ipeklerine sarınıp bizim yasak dediğimiz işleri yapıp keyif sürmen, hemide bunları bizim mağaradaki altınları çekip çekip yapman, buralarda 'madde' ve 'gece kuşu' işlerine yatırman hangi rajonun temelinde var?"
​ali baba, liderin gözlerinin içine baktı ve hafif bir sarhoşlukla gülümsedi:
"siz mağarada taşın toprağın içinde şarkı söylerken, ben bu parayla bağdat’ın kaderini yazıyorum reis. sizin rajonunuzda 'cumartesi yarım gün' var ama benim dünyamda güneş hiç doğmuyor!"
​bu sözler üzerine ortam gerildi. kırk haramiler, ali baba'yı yaka paça mağaraya götürüp yargılamak için harekete geçtiler. ancak ali baba, sadece altınları değil, haramilerin bazı adamlarını da "lüks hayat" vaadiyle kendi safına çoktan çekmişti.
o gece bağdat sokaklarında, geleneksel çete kurallarıyla, modern gece hayatının yozlaşmış gücü arasında büyük bir arbede çıktı.
ali baba masadan kalkıp liderin omuzuna elini koyduğunda, ortamdaki gerginlik yerini tuhaf bir sessizliğe bıraktı. lider, tam "kellesi vurula" emrini verecekken ali baba, ceketinin iç cebinden çıkardığı en üst kalite, özel üretim bir maddeyi ve yanında bir avuç elması masaya fırlattı.
​"reis," dedi ali baba, sesi tüm mekânda yankılanarak. "sizin mağara soğuktur, rutubetlidir. her gün aynı bayat kervan pilavını yiyip 'beraber yürüdük bu yollarda' diye ağlıyorsunuz. gelin, bu yolları hem beraber hem bağdat’ın en lüks at arabalarıyla, yanımızda dünya güzelleriyle geçelim. mağarayı depo yapalım, bağdat’ı ise oyun parkımız!"
​​haramiler önce birbirlerine baktılar. yasaların 7. maddesi (kumar yasağı) ve 8. maddesi (uyuşturucu ticareti ve korumacılık yasağı) kulaklarında çınlıyordu ama masadaki o ihtişam ve ali baba’nın sunduğu "yüksek hayat" çok daha cazipti. ilk fireyi, çetenin en dindar görüneni ama gizli kumarbazı olan "tavla arif" verdi. masadaki içki kadehine uzanıp bir kadeh içkiyi kafasına dikti.
​onu diğerleri izledi. birkaç saat içinde kırk haramiler yasası'ndan eser kalmamıştı:
​"lidere karşı gelenin kellesi vurulur" maddesi, "ali baba’ya uymayanın masasına hesap kilitlenir" şeklinde güncellendi.
o karanlık ve gizemli haram mağarasının bir bölümü bağdat’ın en gizli ve en lüks kumarhanesine dönüştürüldü. sadece üyeliği olan ve şifreyi (açıl susam açıl) bilenler mağara kapısından girebilirdi . mağaranın kapısına ise devasa bir "şifreyi 3 defa yanlış söylersen üyeliğin iptal olur" levhası asıldı. üyeliğin bloke olması durumunda kişinin kafa kağıdı ile birlikte yeniden ilgili yerlere gidip ücret ödeyerek başvuru yapması gerekirdi.
​haramiler "bad boy" oldu, kervan soymak için pusuya yatan o sert adamlar; artık güneş gözlükleri, altın kolyeleri ve ipek gömlekleriyle bağdat sokaklarında ali baba’nın imparatorluğunu koruyorlardı.
​bağdat geceleri uyumayan şehirdi ve geceleri haramiler her köşede torba tutuyordu. haramiler gece gündüz demeden çalışıyordu,uykusuzluktan gözleri kan çanağına dönse de ali baba’nın tedarik ettiği "özel maddelerle" ayakta kalıyorlardı.
​​sonunda ali baba ve kırk haramiler, bağdat’ın altını üstüne getiren dev bir suç ve eğlence karteline dönüştüler. artık kervan soymuyorlardı; çünkü kervan sahipleri zaten ali baba’nın mekanlarında tüm servetlerini bir gecede bırakıyordu.
​haramiler, mağaraya ganimet taşırken artık hüzünlü şarkılar söylemiyor; ali baba’nın getirdiği yeni nesil ritimlerle dans ediyorlardı. bağdat halkı onları hala kervan soyan "kırk haramiler" olarak biliyordu ama onlar artık sadece parayı değil, şehrin tüm neşesini ve ahlakını da "soymuşlardı".
​ali baba ise en üst locada, elinde kristal kadehiyle şehri izlerken gülümsüyordu. artık ne oduncu ali baba vardı ne de kervan soyan rajon sahibi kırk haramiler. sadece bitmek bilmeyen bağdat geceleri ve o meşhur parolanın yeni anlamı kalmıştı: "açıl susam açıl!" (bu artık sadece mağara kapısını değil, sınırsız bir yozlaşmanın kapılarını açıyordu.)
ali baba’nın kurduğu bu sahte cennet, aslında kendi sonunun da mimarıydı. bağdat’ın en lüks mekanlarında, haramilerin altınlarını "madde", alkol ve eğlence uğruna savururken; hem bedeni hem de zihni artık bu tempoyu kaldıramaz hale gelmişti.
ancak asıl hazin son, ali baba’nın en güvendiği yerlerden ve bizzat kendi yarattığı düzenden gelmesiydi.
​​ali baba’nın etrafında pervane olan hayat kadınları ve her gece masasını donatan dalkavuk dostları, altınlar azalmaya başladığı an birer birer ortadan kayboldu. ali baba, en zor gecesinde yanında kimseyi bulamadığında, paranın satın aldığı dostluğun sadece paranın ömrü kadar olduğunu acı bir şekilde anladı.
​eski disiplinli hallerinden eser kalmayan, uyuşturucu ve gece hayatı bataklığına saplanmış kırk haramiler; ali baba’nın artık onlara "sermaye" sağlayamadığını görünce yasaların 4. maddesini (lidere karşı gelenin kellesi vurulur) kendi çıkarları için yorumladılar. onlar için ali baba artık bir lider değil, kuruyan bir kaynaktı.
​ali baba, bir gece yarısı aşırı dozda "yasaklı madde" ve alkolün etkisiyle sızmışken, bağdat’ın o pırıltılı mekanlarından birinin arka sokağına atıldı. üzerindeki ipek kaftanlar parçalanmış, boynundaki altın zincirler bizzat kendi "korumaları" tarafından çalınmıştı.
​ali baba, can havliyle son bir umut mağaraya, o eski güvenli sığınağına gitmeye çalıştı. ancak kullandığı maddeler ve yaşadığı ağır hayat zihnini o kadar bulandırmıştı ki, hayatını borçlu olduğu o tek kelimeyi bir türlü hatırlayamıyordu. mağaranın kapısında diz çökmüş haldeyken dudaklarından dökülenler şunlardı: "açıl mısır... açıl buğday... açıl arpa..."
​haramilerin yeni lideri (eski gözcü cafer), ali baba’yı mağara kapısında çaresizce ağlarken buldu. ali baba, artık bağdat gecelerinin "lordu" değil; aklını yitirmiş, sağlığını kaybetmiş ve her şeyini tüketmiş bir zavallıydı. haramiler, onu öldürmeye bile tenezzül etmediler. onu, bir zamanlar aşağıladığı o eski oduncu kulübesine, elinde boş bir kadehle bıraktılar.
​ali baba, hayatının geri kalanını bağdat sokaklarında, kimsenin tanımadığı bir "meczup" olarak, duvarlara "bize her şey seni hatırlatıyor" şarkısının nakaratlarını kazıyarak tamamladı. mağaranın kapısı ise bir daha asla kimseye açılmadı; çünkü o saf altınlar artık kirlenmiş, ali baba’nın yozlaşmış dünyasında eriyip gitmişti.
işte ali baba ve kırk haramiler budur.
devamını gör...

ortalık karıştırıcı bir başlık.
allah savunucuları ile allahsızlar arasında bir çekişme var, onu anladık da başlıkta bizzat allahla da kawga edilmiş.
takip.
hemen.
devamını gör...

kemiğe denk geliyorsa çok acıyor ve acı dövmeden sonra da devam ediyor. onun dışında kemiğe denk gelmiyorsa acımaz.
devamını gör...

" hissedileni sözlerle ifade etmek mümkün değilse, konuşmaya ne gerek var?"

1828/ 1910 yılları arasında yaşayan rus yazar lev nikolayeviç tolstoy imzalı 128 sayfalık eser olup 2020 yılında yayınlanmıştır.

kişinin mânevi yönünü güçlendirmeyi ve hayata bakış açısını olumlu yönde etkilemeyi amaçlayan aforizmalar niteliğindeydi benim için.

hayatımızı etkileyen durumlar, ilişkiler, aşklar, iyilikler, sevgi, inanç, tanrı, anlam arayışı, ölüm, sanat, erdem sahibi olmak, evlilik, savaş ve zafer, birey ve toplum arasındaki bağ, bazı aforizmaların yansıttığı konu ve durumlardandı denilebilir.

insanın anne ve babası olmadan da yaşayabileceğini ama tanrıya inanmadan yaşayamayacağını dile getiriyor tolstoy kimi zaman, aslolanın insanın yüreğindeki sevgi ve merhamet olduğunu hatırlatıyor, şan ve şöhretin, dünyevî şeylerin geçici olduğunu derinden hissettiriyor.

birbirini sevmeden evlenen insanların evinden kavganın eksik olmayacağını hatırlatıyor, aşkın ve sevginin önemini vurguluyor gibi duruyor.

bazı aforizmalarında ölümün kurtuluş olduğunu düşündürür iken bazı aforizmalarında ise yüreğinde yaşama sevgisinin olduğunu da düşündürüyor.

kadınların bazı haklarından yoksun olduğunu dile getiriyor, eğitimin önemine dikkat çekiyor.

şimdi ise kitapla ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

tolstoy'un o eşsiz üslubunun epey zımparalandığını düşündüğüm bir çeviri söz konusuydu benim için, yazarın vâroluşunu yansıtan üslubuna fazla sâdık kalınmamış gibiydi, yine de okuduğuma pişman değilim elbette.

ayrıca, insan neyle yaşar (kitap) kitabından birkaç cümlenin de kitapta yer alması hoşuma gitti, güzeldi.

düşündürücü bulduğum aforizmalar az değildi, okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

insanlar, sadece kendi hayatları için kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları için yaşar sanırdım; oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş.

ilerlemenin kendisi de hakem olmaz.
hakem benim yüreğimdir.

adam, bir yıl sonrasına hazırlanıyor ama akşama varmadan öleceğini bilmiyor.


benim olan şey,
aynı zamanda senin değil midir?

annemin yüzü, zaten güzeldi ama gülümsediği zaman daha da güzelleşir ve etraftaki her şey daha da parlak görünürdü.
eğer hayatımın acılı anlarında bu tebessümü bir an için bile olsa görebilseydim acı nedir bilmezdim.


neden biz, başkalarına bir şeyler verdiğimiz hâlde başkaları bize hiçbir şey vermiyor?

kazanç ve kayıp, ikiz kardeştir.

ölüm bir köprüdür,
dostu dosta kavuşturur.

bir uçurumun başına gelmiştim ve önümde yok oluştan başka bir şey olmadığının farkındaydım.


bak mesela,
serçe parmağımı seviyor muyum?
sevmiyorum ama kesmeye kalk bakayım...

insanlardan kurtulmanın tek yolunun yaralarını onlardan gizlemek olduğunu biliyordu.

hiç kimse tanrı’yı görmemiştir ancak birbirimizi seversek, tanrı içimizde yaşar.


sanat, gerçeklerin bilim alanından duygu alanına aktarılmasıdır.

biz sevdiklerimizi onların bize yaptıkları iyiliklerden daha fazla, bizim onlara yaptığımız iyilikler yüzünden severiz.

insan, anne ve babasız yaşayabilir fakat tanrı olmadan yaşayamaz.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

maltana içiyom sayılırsa
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
keşke dağda kalsaydım. ayılar ve geyiklerle sarılır yatardık.
devamını gör...

geçen sonbaharda parktan bir poşet at kestanesi toplamıştım. balkonda birşey ekili olmayan bir saksıya rastgele döküp toprakla kapatmıştım. şimdi havalar ılımaya başlayınca ve bahar yağmurlarıyla mini mini baş göstermişler. 8 tane saydım. iki tanesi öncülük ediyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
fotoğrafta minikler pek belli olmuyor. ot kozalak, yaprak vs. ile üstü örtülüydü. ufak olanlar da birkaç yaprak çıkartınca saksıdan alıp şehrin biraz dışında dere kenarı olur, gölet yakını olur, müsait gördüğüm yerlere dikeceğim. gerilla ağaç ve çiçek dikimi yapcam yani. bildiğim kadarıyla at kestanesi ağaçları nemi seviyor zaten. yazın da haftasonları gidip sularım. umarım tutarlar. ve umarım bir gün gölgelerinde çay içmek de nasip olur.

vatan durduğu yerde cennet olmuyor. üstünde yaşayanların emeğiyle cennet oluyor. bazen hayvan pisliyor yediği otun tohumunu bırakıyor yada kargalar sincaplar ceviz saklıyor. bazen de biz insanlar böyle yetiştirip fidan dikiyoruz işte. yakıp yıkan parazitlere inat, yeşillendirmeye devam edeceğim.
devamını gör...

yapmayın gençler.. süpriseeee diye çıkarsa kalırsınız.. asd
devamını gör...

selam
diyorum ki ben yazı okumasını bilmiyorum ses atar mısın?
selam
diyorum ki yazı atma ses atarsan sevinirim ben yazi okumasını bilmiyorum
devamını gör...

edirne varsa olur
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

báilalo
gózalo
como lo canto y lo siento yo

báilalo
gózalo
como lo canto y lo siento yo

báilalo
gózalo
como lo canto y lo siento yo

báilalo
gózalo
como lo canto y lo siento yo

devamını gör...

dalda üzüm sarhoş ben tarumar.
devamını gör...

fanatiklik barbarlıktır. futbolun tek başına neye zararı var? mis gibi spor. gidin arada 1 saat boyunca canla başla koşup oynayın.
devamını gör...

tipi biraz şırdana benziyor.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim