zaman tüneli
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
event islerinde calistigini varsayarsam, allah kolaylik versin derim. 7/24 naz ve kapris cekiliyordur.*
devamını gör...
normal sözlüğü tanımlamak
(bkz: yalnız ve güzel ülke)
devamını gör...
erteleme hastalığı
bugün olmaz ali belki yarın. li li li ali desidero..
devamını gör...
yüzyıllık yalnızlık
çeklip yayınlanan dizisi de harika olmuş ayrıca. keşke sekiz değil on bölüm yapsalarmış da daha fazla detayı ekleselermiş.
son yüz yılda yaratılmış en iyi şey bu. tarihsel sosyoloji, kültürel antropoloji ve evrimsel psikoloji alanlarında ders olarak okutulmalı.
son yüz yılda yaratılmış en iyi şey bu. tarihsel sosyoloji, kültürel antropoloji ve evrimsel psikoloji alanlarında ders olarak okutulmalı.
devamını gör...
bodrum
mavinin bu isimle bir parfümü var. hediye gelmiş, yazlık hafif bir kokusu var. sanırım kızçeye vereceğim.
devamını gör...
yüzyıllık yalnızlık
yüzyıllık yalnızlık bir aile hikayesi gibi başlayıp insanlığın hikayesine dönüşen bir kitap bence. olaylar, buendía ailesinin kurduğu macondo kasabasında geçiyor ve roman yaklaşık yüz yıllık bir dönemi anlatıyor. ama düz bir aile anlatısı bekleyen biraz afallayabilir çünkü kitap sürekli gerçekle hayal arasında gidip geliyor.
ailenin kurucuları jose arcadio buendia ile ursula kuzen. daha en baştan ailede bir lanet korkusu oluşuyor ve akraba evliliği yüzünden domuz kuyruklu çocuk doğacağına inanıyorlar. roman boyunca da bu korku aslında ailenin kaderini simgeliyor gibi. çünkü nesiller değişse bile insanlar aynı hataları tekrar ediyor.
macondo’nun değişimi de baya etkileyici anlatılmış. başta dış dünyadan kopuk, sakin, neredeyse masalsı bir yer. sonra savaşlar geliyor, siyaset geliyor, şirketler geliyor ve kasaba yavaş yavaş bozuluyor. özellikle muz şirketiyle ilgili bölümler baya doğrudan latin amerika’daki sömürü tarihine gönderme gibi..
kitapta en kafa karıştıran şeylerden biri aynı isimlerin sürekli tekrar etmesi olabilir. sürekli jose arcadio ve aureliano çıkıyor karşımıza. kim kimdir diye anlayana kadar kafayı yedim bir süre itiraf etmem gerekirse. bu durum ilk başta zorlayabiliyor ama bir süre sonra bunun bilinçli yapıldığını anlıyorsun. çünkü yazar aslında karakterlerin kaderlerinin de tekrar ettiğini hissettirmek istiyor.
bir de büyülü gerçekçilik meselesi var tabii. normalde absürt gelecek olaylar romanda aşırı doğal anlatılıyor. yıllarca süren yağmur, hayaletlerle konuşmalar, göğe yükselen insanlar falan var ama kimse (yani ben) dönüp ama bu imkansız demiyor. garip olan şu ki sen de okurken bunu yadırgamamaya başlıyorsun. bana doğal bir şeymiş gibi geldi yani.
bence romanın en güçlü tarafı yalnızlık hissi. kitaptaki hemen herkes bir şeye saplanıp kalıyor: aşk, savaş, hırs, geçmiş… mesela albay aureliano buendia’nın durmadan altın balık yapıp sonra eritmesi baya unutulmaz bir detay. adamın bütün hayatı bir döngüye dönüşüyor resmen.
finalde ise roman boyunca yaşanan her şeyin aslında yıllar öncesinden yazılmış olduğu ortaya çıkıyor. ve bu son hissi gerçekten insanın içinde kalıyor. sanki bütün karakterler kaderlerinden kaçmaya çalışmış ama en başından beri sona doğru yürüyormuş gibi.
tamam kabul ediyorum, kolay okunan bir kitap değil bence ama okunması gerekli klasiklerden.. aşağıya kitaptan birkaç alıntı cümlesi bırakıyorum efenim. iyi okumalar..
“insanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.”
“bir ilişkiyi kadın başlatır, kadın bitirir. ama başlatan ve bitiren, aynı kadın olmayabilir.”
“yüreğini kolla, aureliano,” dedi, “ölmeden çürüyorsun.”
ailenin kurucuları jose arcadio buendia ile ursula kuzen. daha en baştan ailede bir lanet korkusu oluşuyor ve akraba evliliği yüzünden domuz kuyruklu çocuk doğacağına inanıyorlar. roman boyunca da bu korku aslında ailenin kaderini simgeliyor gibi. çünkü nesiller değişse bile insanlar aynı hataları tekrar ediyor.
macondo’nun değişimi de baya etkileyici anlatılmış. başta dış dünyadan kopuk, sakin, neredeyse masalsı bir yer. sonra savaşlar geliyor, siyaset geliyor, şirketler geliyor ve kasaba yavaş yavaş bozuluyor. özellikle muz şirketiyle ilgili bölümler baya doğrudan latin amerika’daki sömürü tarihine gönderme gibi..
kitapta en kafa karıştıran şeylerden biri aynı isimlerin sürekli tekrar etmesi olabilir. sürekli jose arcadio ve aureliano çıkıyor karşımıza. kim kimdir diye anlayana kadar kafayı yedim bir süre itiraf etmem gerekirse. bu durum ilk başta zorlayabiliyor ama bir süre sonra bunun bilinçli yapıldığını anlıyorsun. çünkü yazar aslında karakterlerin kaderlerinin de tekrar ettiğini hissettirmek istiyor.
bir de büyülü gerçekçilik meselesi var tabii. normalde absürt gelecek olaylar romanda aşırı doğal anlatılıyor. yıllarca süren yağmur, hayaletlerle konuşmalar, göğe yükselen insanlar falan var ama kimse (yani ben) dönüp ama bu imkansız demiyor. garip olan şu ki sen de okurken bunu yadırgamamaya başlıyorsun. bana doğal bir şeymiş gibi geldi yani.
bence romanın en güçlü tarafı yalnızlık hissi. kitaptaki hemen herkes bir şeye saplanıp kalıyor: aşk, savaş, hırs, geçmiş… mesela albay aureliano buendia’nın durmadan altın balık yapıp sonra eritmesi baya unutulmaz bir detay. adamın bütün hayatı bir döngüye dönüşüyor resmen.
finalde ise roman boyunca yaşanan her şeyin aslında yıllar öncesinden yazılmış olduğu ortaya çıkıyor. ve bu son hissi gerçekten insanın içinde kalıyor. sanki bütün karakterler kaderlerinden kaçmaya çalışmış ama en başından beri sona doğru yürüyormuş gibi.
tamam kabul ediyorum, kolay okunan bir kitap değil bence ama okunması gerekli klasiklerden.. aşağıya kitaptan birkaç alıntı cümlesi bırakıyorum efenim. iyi okumalar..
“insanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.”
“bir ilişkiyi kadın başlatır, kadın bitirir. ama başlatan ve bitiren, aynı kadın olmayabilir.”
“yüreğini kolla, aureliano,” dedi, “ölmeden çürüyorsun.”
devamını gör...
malazlar ve kav kibritleri
vasati 40 çöptür.
devamını gör...
seçici günahkar
ben sadece ve sadece içki günahı işlerim. insanları da bu günaha sürüklerim.
öyle yerim dar merim dar gelmeyeyim filan bana sökmez.
sevdiğim bir ağabeyim. sevdiğim insanları yanımda isterim.

mesela benim hak yeme günahım hiç yoktur.
zebani bana "sen niye buradasın yav" diye üzülünce, "yapacak bir şey yok. çok içtik zamanında... allah ne derse o."
araya gideceğiz.
öyle yerim dar merim dar gelmeyeyim filan bana sökmez.
sevdiğim bir ağabeyim. sevdiğim insanları yanımda isterim.

mesela benim hak yeme günahım hiç yoktur.
zebani bana "sen niye buradasın yav" diye üzülünce, "yapacak bir şey yok. çok içtik zamanında... allah ne derse o."
araya gideceğiz.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
babinne niye beni izliyorsun tiktok izlesene
devamını gör...
muşlettin amca
hurdadan g.t bezi (kâğıt) üretim procesi vardı rahmetlinin ama ömrü vefa etmedi maalesef.
güzel insandı.
güzel insandı.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bu fondöten ne büyük bir şeymiş yahu. ben normalde sadece göz altlarım için kapatıcı kullanıyordum. bu nimetten hiç haberim yoktu - teoride biliyordum da pratikte yoktu yani - ahajjshaj. dün kardeşimin fondötenini kullandım ve vay canına böyle şeyler mi varmış dedim. tabii onun ten rengi benimkinden biraaz koyu olduğu için tam verimi alamadım. bugün kendime güzel bir tane fondöten alacağım. herhalde kapatıcıdaki gibi porcelen ya da fair almam gerekiyordur diye düşünüyorum. yemin ediyorum yüzümde kapatılacak pek bir şey olmadığı halde direkt +2 puan. net yani. işinizi biliyorsunuz kızlar. ahahjks.
devamını gör...
neşeli bando yöneticisi
evden çıkmadan aynada şöyle bi rütbelerine bakar.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
devamını gör...
uzaklaştırılan yuzır
aniden acımasızca kırbaçlanmaya başlanan zindan hükümlüsünü anımsatır...
devamını gör...
sözlüğün kaslı zengin ideal eş karizmatik playboyları
ideal eş ve playboy... anlıyorum. ahgahjkdsjk.
devamını gör...
edip cansever
sıkıntı var, boğuntu var, tedirginlik var, çirkinlik, yalan, her şey var. ama hep umut var her şeyin içinde. kısacası, yaşamanın gereği, umutlu olmak zorunda insan...
edipcansever
(8 ağustos 1928 -- 28 mayıs 1986)
anısına saygıyla...
devamını gör...
çay içerken tüm dünyayı içine çekmek
tiryaki bardağı seçimi ile daha da fazla alan kalır içe çekmeye. o çay hiç bitmez çünkü bir taraftan etraf da yutuluyordur böyle hüüüüüüp diye.
devamını gör...
kağıt hışırdatıcılığı
"sahaflık denilebilir evlat" demişti rahmetli muşlettin amca.
devamını gör...
