zaman tüneli
sözlükte azalan kadın yazar nüfusu
insanları yazdıklarına göre değerlendirecekseniz bunun kadını erkeği olmamalı.
he diyorsanız ki tanım yazanın götü de bizim için önemli, o zaman dışarıdan kadın yazar transferinde rol oynayabilirsiniz.
hazır tam transfer sezonu ama yıldız oyuncular dünya kupasının bitmesini bekleyebilir. ona dikkat*
he diyorsanız ki tanım yazanın götü de bizim için önemli, o zaman dışarıdan kadın yazar transferinde rol oynayabilirsiniz.
hazır tam transfer sezonu ama yıldız oyuncular dünya kupasının bitmesini bekleyebilir. ona dikkat*
devamını gör...
balkanlar
kaybının şokunu nesillerdir atlatamadığımız topraklardır. ata topraklarıdır.
osmanlı eğer bugünleri görseydi muhtemelen daha bir önem verecek daha çok üstüne titreyecekti.
ayni osmanlı eğer bugünleri görseydi hakettiği o günlerden belli olan diğer topraklara da asimilasyonun kralını uygulayabilir miydi?
belki medeniyetinden sual olunmaz avrupa birliği ülkeleri kadar değil ama kozlar elindeyken yapabilirdi.
ne demek istediğimi anlamazdan gelen veya gerçekten anlamayanlar zidane isimli efsanenin futbolcu oğlu hangi milli takımda bakabilir...
nitekim, tehcir planlayıp uygulayan da gene osmanlı'dır. ancak eksik yapmıştır, o ayrı konu.
velhasıl, anadolu ve trakya ile balkanlar bizde kalsa ülke çok başka olurdu düşüncesi bende hep vardı.
görünen o ki hep de öyle kalacak...
osmanlı eğer bugünleri görseydi muhtemelen daha bir önem verecek daha çok üstüne titreyecekti.
ayni osmanlı eğer bugünleri görseydi hakettiği o günlerden belli olan diğer topraklara da asimilasyonun kralını uygulayabilir miydi?
belki medeniyetinden sual olunmaz avrupa birliği ülkeleri kadar değil ama kozlar elindeyken yapabilirdi.
ne demek istediğimi anlamazdan gelen veya gerçekten anlamayanlar zidane isimli efsanenin futbolcu oğlu hangi milli takımda bakabilir...
nitekim, tehcir planlayıp uygulayan da gene osmanlı'dır. ancak eksik yapmıştır, o ayrı konu.
velhasıl, anadolu ve trakya ile balkanlar bizde kalsa ülke çok başka olurdu düşüncesi bende hep vardı.
görünen o ki hep de öyle kalacak...
devamını gör...
nickaltı başlıkları
nick6 başlıkları öldüyse sözlük yakında biter.
devamını gör...
sahibinden.com
kilosu ortalama 100 tl olan tavuk için fahiş olduğu gerekçesiyle şok baskın yapmak aklına gelenlerin o tarafa dönüp bakmadiklari sarı site.
nedense....
nedense....
devamını gör...
her şeyden ve herkesten uzaklaşma isteği
sessizce yapılamıyorsa yapılmasın.
devamını gör...
son günlerde en çok dinlediğin şarkı
devamını gör...
alkol almak
benim için her gün yapabileceğim bir şey değildir. özel günlerde veya başardığım iyi bir işin ardından kendimi ve dostlarımı ödüllendirmek için içtiğim bir kadeh rakıyı eğer herhangi bir günde içmeye kalkarsam boğazımda kalır. zevk alamam, suçluluk duygusundan uyuyamam. alkol almak hazcılığın en uç noktalarından biri ve bunu elde etmek için önce hak etmem gerektiğine inanıyorum. alkolü hayatın olağan akışının bir parçası olarak değil, güzel günleri daha da güzelleştiren bir detay olarak görüyorum.
elbette her şey kararında, yerinde, zamanında güzeldir.
elbette her şey kararında, yerinde, zamanında güzeldir.
devamını gör...
smailkartalizör
3 kere denedim çalışmıyor. 4 kez deneyeceğim şimdi de pek umudum yok
devamını gör...
fındıklı baklava
lezzetlidir ama bıraktık çok şükür.
(bkz: gym)
(bkz: gym)
devamını gör...
smailkartalizör
99 megawatt güçle çalışır.
devamını gör...
içerde
senaryosunu gereksiz uzatmayıp anlatmak istediğini anlatan ve sonra kenara çekilip tadında bırakan güzel bir diziydi. özellikle çetin tekindor oyunculuğuna hayran olmamak elde değil.
devamını gör...
fındıklı baklava
baklava antep fıstıklı olur. icat çıkarmışlar.
o değil de sözlük ben bülbül yuvası çok seviyorum ama hiç bir yerde yok artık neden ya?
o değil de sözlük ben bülbül yuvası çok seviyorum ama hiç bir yerde yok artık neden ya?
devamını gör...
seçme mektup ve şiirler
" her tanrısal varlık gibi,
o da ender görülenlerdendi. "
rainer maria rilke imzalı 93 sayfalık eser olup türkçe derlemesi ise melahat togar tarafından yapılmış ve türkçe baskısının 1994 yılında yapıldığı bilgisi verilmiştir.
kitabımız büyük ozanın hayatında yer etmiş kadınlara yazdığı mektuplardan ve kişisel olan şiirlerinden oluşmakta iken ilk sayfalardan birinde ise rilke'nin ölümünün ardından stefan zweig tarafından kaleme alınmış bir metin de yer alıyor, ona ne derece önem verdiğini salt bu metinden hissetmek bile mümkün olacaktır.
kitabımız ince olsa da yarattığı etki büyük, sıradan gibi gözüken bir cümle bile insanın içini sızlatabiliyor.
rilke'nin bu kitabında mektup yazdığı bazı isimlere gelecek olursak; clara rilke, ernst norlind, gertrud eysoldt, helen von nostitz gibi isimlere yazılmış mektuplar karşımıza çıkıyor.
rilke'nin mektuplarına baktığımda onun tüm bu kadınlara değer verdiğini ama bu değerin olağanüstü bir değer olmadığını hissediyorum, belki üslubundan kaynaklı bir sezgi olabilir.
mektuplarında onun gezmeyi seven biri olduğu ve gezdiği yerlerden de yazdığı görülüyor, onun bu seyahatlerinde yalnızca bir duyguyu ya da kendisini aradığını düşünüyorum, nedense öyle bir izlenim de veriyor.
mektuplardan yola çıkarak onun o dönemki ve bana yansıyan, yalnızca öznel yargılarda bulunmanın mümkün olacağı ruh hali üzerine konuşmayı da isterim biraz da.
tanrısal ve sezgisel bir gücün onun vâroluşunda hüküm sürdüğü bu kitabında da göze çarpıyor, sanki her şeyi çoktan yaşamış ve artık sadece seyirci konumunda bir insan olduğunu hissettiriyor, bazı sayfalarda fakir olmanın onun gururunu incittiği de görülüyor, mütemadiyen bir hissin peşindeymiş izlenimi de veriyor.
şiirlerinde ise yaşamın keskin zamanlarını, ölümü, ayrılmışlığı, özlemi ve kederi derinden hissettiriyor.
okuduğum için memnun olduğum ve etkilendiğim bir kitaptı, kitabın son cümlesi ile yazıma burada bir son veriyorum.
gül, ey saf çelişki.
nice göz kapaklarının altında
hiç kimsenin uykusu olmamanın sevinci...

geçmişten yalnız sevdiklerimizi aklımızda düşlüyoruz, oysa tüm yaşadıklarımız bizimdir.
şimdi dünyada nerede biri ağlıyorsa
işte öyle - ağlıyorsa dünyada bana ağlıyor.
şimdi dünyada nerede biri ölüyorsa
işte - öyle ölüyorsa dünyada bana bakıyor.
saygıdeğer hanımefendi,
haftalardır kendimi, büyük bir çukurun önünde durup da, öbür yana atlamaya cesaret edemeyen biri gibi hissediyorum.
her tanrısal varlık gibi,
o da ender görülenlerdendi.
yalnız olan yalnız kalır uzun zaman;
uyanır, okur, uzun mektuplar yazar bazen;
ve ağaçlı yollarda tedirgin, öyle gezinir, yapraklar uçarken savrularaktan.
kadınlar, ölümü kucaklarında, erkeklerse göğüslerinde taşırlardı. o vardı işte ve ölüm, onların her birine garip bir ağır başlılık, sakin bir gurur verirdi.
yazmayı deniyorum, sana; kesin bir ayrılıktan sonra her şey biterse de, buna rağmen deniyorum, öyle sanıyorum ki bunu yapmam gerek.
ağladım. bütün bunlar hiç beklemediğim bir anda karşıma çıktığı için ağladım.
buna karşı ağladım, naçardım.
seçme ve reddetme yoktur...
« ... ölüm, bizden öteye dönük olan,
bizim aydınlatmadığımız yüzüdür yaşamın...
o da ender görülenlerdendi. "
rainer maria rilke imzalı 93 sayfalık eser olup türkçe derlemesi ise melahat togar tarafından yapılmış ve türkçe baskısının 1994 yılında yapıldığı bilgisi verilmiştir.
kitabımız büyük ozanın hayatında yer etmiş kadınlara yazdığı mektuplardan ve kişisel olan şiirlerinden oluşmakta iken ilk sayfalardan birinde ise rilke'nin ölümünün ardından stefan zweig tarafından kaleme alınmış bir metin de yer alıyor, ona ne derece önem verdiğini salt bu metinden hissetmek bile mümkün olacaktır.
kitabımız ince olsa da yarattığı etki büyük, sıradan gibi gözüken bir cümle bile insanın içini sızlatabiliyor.
rilke'nin bu kitabında mektup yazdığı bazı isimlere gelecek olursak; clara rilke, ernst norlind, gertrud eysoldt, helen von nostitz gibi isimlere yazılmış mektuplar karşımıza çıkıyor.
rilke'nin mektuplarına baktığımda onun tüm bu kadınlara değer verdiğini ama bu değerin olağanüstü bir değer olmadığını hissediyorum, belki üslubundan kaynaklı bir sezgi olabilir.
mektuplarında onun gezmeyi seven biri olduğu ve gezdiği yerlerden de yazdığı görülüyor, onun bu seyahatlerinde yalnızca bir duyguyu ya da kendisini aradığını düşünüyorum, nedense öyle bir izlenim de veriyor.
mektuplardan yola çıkarak onun o dönemki ve bana yansıyan, yalnızca öznel yargılarda bulunmanın mümkün olacağı ruh hali üzerine konuşmayı da isterim biraz da.
tanrısal ve sezgisel bir gücün onun vâroluşunda hüküm sürdüğü bu kitabında da göze çarpıyor, sanki her şeyi çoktan yaşamış ve artık sadece seyirci konumunda bir insan olduğunu hissettiriyor, bazı sayfalarda fakir olmanın onun gururunu incittiği de görülüyor, mütemadiyen bir hissin peşindeymiş izlenimi de veriyor.
şiirlerinde ise yaşamın keskin zamanlarını, ölümü, ayrılmışlığı, özlemi ve kederi derinden hissettiriyor.
okuduğum için memnun olduğum ve etkilendiğim bir kitaptı, kitabın son cümlesi ile yazıma burada bir son veriyorum.
gül, ey saf çelişki.
nice göz kapaklarının altında
hiç kimsenin uykusu olmamanın sevinci...

geçmişten yalnız sevdiklerimizi aklımızda düşlüyoruz, oysa tüm yaşadıklarımız bizimdir.
şimdi dünyada nerede biri ağlıyorsa
işte öyle - ağlıyorsa dünyada bana ağlıyor.
şimdi dünyada nerede biri ölüyorsa
işte - öyle ölüyorsa dünyada bana bakıyor.
saygıdeğer hanımefendi,
haftalardır kendimi, büyük bir çukurun önünde durup da, öbür yana atlamaya cesaret edemeyen biri gibi hissediyorum.
her tanrısal varlık gibi,
o da ender görülenlerdendi.
yalnız olan yalnız kalır uzun zaman;
uyanır, okur, uzun mektuplar yazar bazen;
ve ağaçlı yollarda tedirgin, öyle gezinir, yapraklar uçarken savrularaktan.
kadınlar, ölümü kucaklarında, erkeklerse göğüslerinde taşırlardı. o vardı işte ve ölüm, onların her birine garip bir ağır başlılık, sakin bir gurur verirdi.
yazmayı deniyorum, sana; kesin bir ayrılıktan sonra her şey biterse de, buna rağmen deniyorum, öyle sanıyorum ki bunu yapmam gerek.
ağladım. bütün bunlar hiç beklemediğim bir anda karşıma çıktığı için ağladım.
buna karşı ağladım, naçardım.
seçme ve reddetme yoktur...
« ... ölüm, bizden öteye dönük olan,
bizim aydınlatmadığımız yüzüdür yaşamın...
devamını gör...
beyaz yakanın kendini tüketim nesneleriyle ifade etmesi
buraya çok güzel bir aziz nesin alıntısı çok yakışır:
"kapitalizm, her zaman ve her yerde korku üretecektir. çünkü sermaye korkaktır ve korkan hep korkutmak zorundadır."
alıştırılan tüm alışkanlıklarımız bu çarkın dişlilerine hizmet ediyor. statü sembolü tüm alışkanlıklarımız belirli kesimi zengin eder. markalarını kıyafetlerinin üzerine kocaman yazarlar, size bedava reklamını yaptırtır ve üstüne para alır. normalde nefret etseniz bile turuncu renkten, 17 pro max olduğu anlaşılsın diye size bu rengi aldırtır. kapitalizm budur.
"kapitalizm, her zaman ve her yerde korku üretecektir. çünkü sermaye korkaktır ve korkan hep korkutmak zorundadır."
alıştırılan tüm alışkanlıklarımız bu çarkın dişlilerine hizmet ediyor. statü sembolü tüm alışkanlıklarımız belirli kesimi zengin eder. markalarını kıyafetlerinin üzerine kocaman yazarlar, size bedava reklamını yaptırtır ve üstüne para alır. normalde nefret etseniz bile turuncu renkten, 17 pro max olduğu anlaşılsın diye size bu rengi aldırtır. kapitalizm budur.
devamını gör...
balkanlar
balkanlar; karpat dağları ve alp dağları'nın güneyinden adalar denizi'ne kadar uzanan avrupa bölgesine verilen isimdir. bu adlandırma, bölgenin en eski yerlilerinden olan türklere aittir ve eski türkçede "balçık" ile aynı kökten gelir, bölgenin çamurlu ve bataklık arazisine vurgu yapar. tuna nehri balkanların stratejik ve jeopolitik açısından önemli bir değeridir.
bölgenin kültürel dokusu ağırlıklı olarak slav ve türk etkisi altında gelişmiştir. türklerin bölgeye ilk kez gelişi ms 380'lerde hun göçleriyle başlar. avrupa hun imparatorluğu kısa sürede balkanların en mutlak gücü haline gelmiştir. attila döneminde bu hakimiyet pekiştirilmiştir. 560’lı yıllarda balkanlar'a gelerek güçlü bir kağanlık kuran diğer türk kavimi avarlar'dır. roma imparatorluğu'nu baskı altına alan avarlar, slav kavimlerini kovalayarak balkanlar'ın içlerine ve mora yarımadası'na* taşıyan topluluktur. bugün bölgede varlık gösteren ortodoks slav etkisi, bunu avarlar'a borçludur. 680'li yıllarda asparuh han komutasındaki bulgar türkleri, tuna’yı geçerek bugün bulgaristan dediğimiz topraklara yerleşmiş ve i. bulgar imparatorluğu'nu kurmuştur. yönetici elitleri tamamen türk olan bu topluluk, ms 9. yüzyılda hristiyanlığı seçerek kalabalık slav nüfusu içinde zamanla asimile oldu. ancak bugünkü bulgaristan devletinin kurucu babaları ve isminin kaynağı bu türk boyudur. bölgeye 11. yüzyıldan itibaren peçenekler, oğuzlar, kuman kıpçaklar da göç ederek türk varlığını ve hakimiyetini güçlendirmişlerdir. 14. yüzyıldan itibaren sancağı osmanlı imparatorluğu devralmış ve bölgeyi tamamen fetheden osmanlılar 20. yüzyıla kadar balkanların en büyük gücü ünvanını korumuştur. lakin 93 harbi ve balkan savaşları sonrasında yerli türk halkına yapılan soykırım neticesinde türk nüfusu ciddi bir şekilde azalmıştır.
bugün balkanların nüfusunu incelediğimizde; %32.1 slavlar, %27.0 rumenler, %19.3 türkler, %14.7 yunanlar, %6.7 arnavutlar şeklindedir. bölgedeki en etkin güç tartışmasız bir şekilde milyonları aşan dinamik nüfusu ve devasa ekonomik hacmiyle, balkanlar'daki tüm diğer devletlerin toplamından daha büyük bir ekonomik ve askeri ağırlığa sahip olan türkiye'dir.
hiç şüphesiz. balkanlar, 17 asırlık türk toprağıdır. balkanlardaki diğer unsurlar, panslavizm ve ortodoks milliyetçiliği politikasını izleyen rus çarlığı tarafından kurulmuş pilot devletlerdir. lakin bugün rusya'nın siyasi eksenini değiştirmesi neticesinde bu pilot devletlerin miladı dolmuştur. bunlar, artık yıkılmış olan fakat henüz yıkıldığının farkına varmamış devletlerdir. silahlar avluya çıktığında, vatan toprakları tekrar sahibine dönecektir.

bölgenin kültürel dokusu ağırlıklı olarak slav ve türk etkisi altında gelişmiştir. türklerin bölgeye ilk kez gelişi ms 380'lerde hun göçleriyle başlar. avrupa hun imparatorluğu kısa sürede balkanların en mutlak gücü haline gelmiştir. attila döneminde bu hakimiyet pekiştirilmiştir. 560’lı yıllarda balkanlar'a gelerek güçlü bir kağanlık kuran diğer türk kavimi avarlar'dır. roma imparatorluğu'nu baskı altına alan avarlar, slav kavimlerini kovalayarak balkanlar'ın içlerine ve mora yarımadası'na* taşıyan topluluktur. bugün bölgede varlık gösteren ortodoks slav etkisi, bunu avarlar'a borçludur. 680'li yıllarda asparuh han komutasındaki bulgar türkleri, tuna’yı geçerek bugün bulgaristan dediğimiz topraklara yerleşmiş ve i. bulgar imparatorluğu'nu kurmuştur. yönetici elitleri tamamen türk olan bu topluluk, ms 9. yüzyılda hristiyanlığı seçerek kalabalık slav nüfusu içinde zamanla asimile oldu. ancak bugünkü bulgaristan devletinin kurucu babaları ve isminin kaynağı bu türk boyudur. bölgeye 11. yüzyıldan itibaren peçenekler, oğuzlar, kuman kıpçaklar da göç ederek türk varlığını ve hakimiyetini güçlendirmişlerdir. 14. yüzyıldan itibaren sancağı osmanlı imparatorluğu devralmış ve bölgeyi tamamen fetheden osmanlılar 20. yüzyıla kadar balkanların en büyük gücü ünvanını korumuştur. lakin 93 harbi ve balkan savaşları sonrasında yerli türk halkına yapılan soykırım neticesinde türk nüfusu ciddi bir şekilde azalmıştır.
bugün balkanların nüfusunu incelediğimizde; %32.1 slavlar, %27.0 rumenler, %19.3 türkler, %14.7 yunanlar, %6.7 arnavutlar şeklindedir. bölgedeki en etkin güç tartışmasız bir şekilde milyonları aşan dinamik nüfusu ve devasa ekonomik hacmiyle, balkanlar'daki tüm diğer devletlerin toplamından daha büyük bir ekonomik ve askeri ağırlığa sahip olan türkiye'dir.
hiç şüphesiz. balkanlar, 17 asırlık türk toprağıdır. balkanlardaki diğer unsurlar, panslavizm ve ortodoks milliyetçiliği politikasını izleyen rus çarlığı tarafından kurulmuş pilot devletlerdir. lakin bugün rusya'nın siyasi eksenini değiştirmesi neticesinde bu pilot devletlerin miladı dolmuştur. bunlar, artık yıkılmış olan fakat henüz yıkıldığının farkına varmamış devletlerdir. silahlar avluya çıktığında, vatan toprakları tekrar sahibine dönecektir.

devamını gör...
ilginç bilgiler
yaşadığınız süre boyunca, dünyada bulunan yaşça sizden büyük insan sayısı hiç bir zaman artmayacak... aksine azalacaktır.
devamını gör...
sözlükte azalan kadın yazar nüfusu
nüfusu artırmak içün
ben üzwrime düşeni yapmaya hazırım
ben üzwrime düşeni yapmaya hazırım
devamını gör...


