21.
pandemide beni ele geçiren ruh hali
devamını gör...
22.
can sıkıntısından daha kötü olan bir şey var o da iç sıkıntısı.
devamını gör...
23.
öldürmez ama süründürür.
devamını gör...
24.
zaten (bkz: can sıkıntısı) var. nick alır gibi başlık da açılmaz yahu.
ben de can_sıkıntısı başlığını açayım.
ben de can_sıkıntısı başlığını açayım.
devamını gör...
25.
bende olandır. eğlenceli başlıklar açın da gülelim çok bilmişler.
devamını gör...
26.
şu an yaşadığım durum.
devamını gör...
27.
iç sesinin canın çıksın seslenişi.
devamını gör...
28.
yazdırır da yazdırır.
sonrasıysa, anlamsız kelimeler yığınının dağılmadan durmasına şaşmak.
sonrasıysa, anlamsız kelimeler yığınının dağılmadan durmasına şaşmak.
devamını gör...
29.
şu an yaşadığım durum.
canım sıkılıyor çünkü yapacak bir şeyler varken sıcaktan dolayı yapamıyorum. azıcık bahçede gezinip çiçek ekeyim diyorum, güneşte sıcaklık 45 derece. bazı şeyleri yapabilmem için hem gün batımını beklemem gerekiyor hem de rüzgarın dinmesini. *
kitap okuyayım desem, yan evde tadilat var ve çakılan her çivi kafatasıma çakılıyormuş gibi hissetmeye başladım. o yetmiyormuş gibi diğer komşunun elektrik süpürgesi de evlere şenlik, sanayide gibi hissettiriyor. biri sussa diğeri başlıyor. akşamüstü de birileri çim biçer, yine huzur vermezler.
iyisimi bi kahve yapıp bilgisayarı da alıp geleyim de, film neyim izleyeyim. yoksa bu gürültü, bu can sıkıntısı şikayet etmek için bana jandarmayı aratacak. işsiz emeklilerden olmak istemiyorum.
ve bugün pazar!
canım sıkılıyor çünkü yapacak bir şeyler varken sıcaktan dolayı yapamıyorum. azıcık bahçede gezinip çiçek ekeyim diyorum, güneşte sıcaklık 45 derece. bazı şeyleri yapabilmem için hem gün batımını beklemem gerekiyor hem de rüzgarın dinmesini. *
kitap okuyayım desem, yan evde tadilat var ve çakılan her çivi kafatasıma çakılıyormuş gibi hissetmeye başladım. o yetmiyormuş gibi diğer komşunun elektrik süpürgesi de evlere şenlik, sanayide gibi hissettiriyor. biri sussa diğeri başlıyor. akşamüstü de birileri çim biçer, yine huzur vermezler.
iyisimi bi kahve yapıp bilgisayarı da alıp geleyim de, film neyim izleyeyim. yoksa bu gürültü, bu can sıkıntısı şikayet etmek için bana jandarmayı aratacak. işsiz emeklilerden olmak istemiyorum.
ve bugün pazar!
devamını gör...
30.
evet şu an içinde bulunduğum durum, ne yapacağımı bilmiyorum. *
devamını gör...
31.
iç daralması, basıp gitme isteği, ait olmadığım yerin beni daraltması.
devamını gör...
32.
arada olur öyle.
devamını gör...
33.
geceleri kabus gibi çöküyor üzerime.
devamını gör...
34.
canım sıkılıyodu takı bu uygulamaya denk gelip üye olana kadar :))
devamını gör...
35.
can sıkıntısından hint kınasıyla vücuduma "sıkıldım" diye yazdığım zamanlar olmuştu. düşün o kadar sıkılmışım yani.
devamını gör...
36.
panda gibi yuvarlanmak istememe sebep olan durum.
devamını gör...
37.
beynimiz dünyaya ve yaşadığımız her şeye anlam üretmeye çalışır. ama bazen kısa devre yapar ve anlam üretemez. ve o anda can sıkıntısı başlar. can sıkıntısı yaşadığımızda yapılacak iki şey vardır. ilki birşeylerle uğraşıp can sıkıntısının geçmesini beklemektir. ikinci şey ise hayata yüklenen eski anlamları silip yeni bir anlam üretme çabasıdır. ikincisi daha sancılı ve zordur. o yüzden çoğumuz ilk yöntemi seçeriz. ikinci yöntemi seçenler genelde dünyanın tarihini değiştirmiş ve devrim yapmış insanlardır.
ayrıca can sıkıntısı için iki şey gereklidir. birincisi bolca düşünecek zaman ikincisi ekonomik bir kaygınızın olmaması ( tok olmanız) bu yüzdendir ki çok çalışan ve düşünecek zamanı olmayan insanların canı sıkılmaz. buna geçmişten bir örnek verelim: ortaçağda soylular, rahipler ve karın tokluğuna çalışan fakir bir halk vardı( burjuvalar gibi daha kompleks sınıfların ortaya çıkmadığı dönemden bahsediyorum). halkın canı sıkılmazdı. çünkü onlar için hayatın anlamı kilise tarafından belirlenmişti. bütün gününü çalışarak geçirdiği için düşünecek zamanı da olmazdı. ama rahiplerin ve soyluların canı fena halde sıkılırdı. o yüzden eğlenecek yeni şeyler üretirlerdi. örnegin kralların soytarı oynatması, olimpiyatlar, tiyatrolar... yada ikinci yöntem olan hayata yeni anlamlar üretmek. örneğin savaşlar, devrimler...
dünyanın gidişatını değiştiren tarihi olayların asil nedeni can sıkıntısı olabilir. kısaca böyle. eğer bu videoyu izlerseniz ufkunuz açılacak bence. yalın alpay: can sıkıntısı
ayrıca can sıkıntısı için iki şey gereklidir. birincisi bolca düşünecek zaman ikincisi ekonomik bir kaygınızın olmaması ( tok olmanız) bu yüzdendir ki çok çalışan ve düşünecek zamanı olmayan insanların canı sıkılmaz. buna geçmişten bir örnek verelim: ortaçağda soylular, rahipler ve karın tokluğuna çalışan fakir bir halk vardı( burjuvalar gibi daha kompleks sınıfların ortaya çıkmadığı dönemden bahsediyorum). halkın canı sıkılmazdı. çünkü onlar için hayatın anlamı kilise tarafından belirlenmişti. bütün gününü çalışarak geçirdiği için düşünecek zamanı da olmazdı. ama rahiplerin ve soyluların canı fena halde sıkılırdı. o yüzden eğlenecek yeni şeyler üretirlerdi. örnegin kralların soytarı oynatması, olimpiyatlar, tiyatrolar... yada ikinci yöntem olan hayata yeni anlamlar üretmek. örneğin savaşlar, devrimler...
dünyanın gidişatını değiştiren tarihi olayların asil nedeni can sıkıntısı olabilir. kısaca böyle. eğer bu videoyu izlerseniz ufkunuz açılacak bence. yalın alpay: can sıkıntısı
devamını gör...
38.
aslında çok çok derin bir kavram olmasına rağmen üzerine çok çok az düşünülen bir kavram. (elbette görece.)
bu can sıkıntısı meselesini ilk kez fyodor mihayloviç dostoyevski'nin yeraltından notlar'ında kafama takmıştım. üzerinden epey vakit geçti okuyalı ama bu kavram hakkında söylemek istediklerim var.
insanın canının sıkılma nedenini varoluş savaşındaki bir avuntu olarak görüyorum. şöyle ki insan canı sıkılınca ne yapar? bir şeyler arar. yapacak bir şey bulmak ister. fakat bu şey, boş bir şey midir? hayır, anlamlı bir şey olmak zorundadır. en azından anlam kırıntısı barındırmalıdır. bana bir koridor boyu gidip gelmemi söyleseniz bunu yapmam. neticede sıkıcıdır. neden? çünkü anlamsızdır.
işte bizim varoluş savaşımızda da can sıkıntısı kavramı bizim bir avuntumuz. kendimizi can sıkıntısı adı altında avutuyoruz. çünkü bir şeylere anlam yüklemekte zorlanıyoruz. tam anlatamadım...
varoluş zaten sonu düşünülünce anlamsızdır. o yüzden de sürece odaklanılmalıdır. zaten bundan dolayı insan tüm tarihi süreç boyunca kendine oyunlar bulmuştur. elbette bu bulduğu oyunlar zaten hali hazırda olan oyunlar üzerine kuruludur. ne gibi? evrim gibi. insan bilinci ve doğa gibi. yani doğa yasaları ile insan doğası...
dolayısıyla insan kendince oyunlar türetme ihtiyacı duyar. basit bir örnekle futbol. aslında bakarsanız futbolun neticesinde hiçbir şey gerçekleşmiyor. yani aslında boş bir oyun bile denebilir. amaç ne? topu kaleye atmak basitçe. yine bir amaç var ama bu amaç sizce tüm hayat göz önüne alınırsa ne kadar büyük? hiç de büyük değil. basit ve hiç denebilecek bir şey. ama işte insanevladı can sıkıntısından, anlam arayışından dolayı bir şeylerle uğraşma derdine düşüyor. ilk başta futbol yoktu belki ama başka türlü şeyler vardı. antropologlar daha iyi anlatır herhalde bunu.
ve tabii futbol sonucu da ödüller bilmem neler veriliyor. bu da kapitalist sitemle doğan doğal bir şey. yapacak bir şey yok. insanın canı sıkılır, çünkü anlam arar. neticede futbol oynar. topa vurur, gol olur. sonra? hiçbir şey olmaz. para kazanır o futbolcu. sonra evine, çocuklarına döner. yaşamaya devam eder. ardından? ardındansa bu döngü devam eder. ta ki futbolcu ölene kadar.
aslında hayat da bundan ibaret. bu sistem bunu gerektiriyor. belki de tüm ekonomik sistemler bu can sıkıntısından doğmuştur. kim bilir?
bu can sıkıntısı meselesini ilk kez fyodor mihayloviç dostoyevski'nin yeraltından notlar'ında kafama takmıştım. üzerinden epey vakit geçti okuyalı ama bu kavram hakkında söylemek istediklerim var.
insanın canının sıkılma nedenini varoluş savaşındaki bir avuntu olarak görüyorum. şöyle ki insan canı sıkılınca ne yapar? bir şeyler arar. yapacak bir şey bulmak ister. fakat bu şey, boş bir şey midir? hayır, anlamlı bir şey olmak zorundadır. en azından anlam kırıntısı barındırmalıdır. bana bir koridor boyu gidip gelmemi söyleseniz bunu yapmam. neticede sıkıcıdır. neden? çünkü anlamsızdır.
işte bizim varoluş savaşımızda da can sıkıntısı kavramı bizim bir avuntumuz. kendimizi can sıkıntısı adı altında avutuyoruz. çünkü bir şeylere anlam yüklemekte zorlanıyoruz. tam anlatamadım...
varoluş zaten sonu düşünülünce anlamsızdır. o yüzden de sürece odaklanılmalıdır. zaten bundan dolayı insan tüm tarihi süreç boyunca kendine oyunlar bulmuştur. elbette bu bulduğu oyunlar zaten hali hazırda olan oyunlar üzerine kuruludur. ne gibi? evrim gibi. insan bilinci ve doğa gibi. yani doğa yasaları ile insan doğası...
dolayısıyla insan kendince oyunlar türetme ihtiyacı duyar. basit bir örnekle futbol. aslında bakarsanız futbolun neticesinde hiçbir şey gerçekleşmiyor. yani aslında boş bir oyun bile denebilir. amaç ne? topu kaleye atmak basitçe. yine bir amaç var ama bu amaç sizce tüm hayat göz önüne alınırsa ne kadar büyük? hiç de büyük değil. basit ve hiç denebilecek bir şey. ama işte insanevladı can sıkıntısından, anlam arayışından dolayı bir şeylerle uğraşma derdine düşüyor. ilk başta futbol yoktu belki ama başka türlü şeyler vardı. antropologlar daha iyi anlatır herhalde bunu.
ve tabii futbol sonucu da ödüller bilmem neler veriliyor. bu da kapitalist sitemle doğan doğal bir şey. yapacak bir şey yok. insanın canı sıkılır, çünkü anlam arar. neticede futbol oynar. topa vurur, gol olur. sonra? hiçbir şey olmaz. para kazanır o futbolcu. sonra evine, çocuklarına döner. yaşamaya devam eder. ardından? ardındansa bu döngü devam eder. ta ki futbolcu ölene kadar.
aslında hayat da bundan ibaret. bu sistem bunu gerektiriyor. belki de tüm ekonomik sistemler bu can sıkıntısından doğmuştur. kim bilir?
devamını gör...
39.
mevcut
devamını gör...
40.
bir insanın başına gelebilecek en kötü hastalık dedikleri sıkıntı türü.
devamını gör...