21.
çocukluk aşkı etkisi uzun süren toksik bir ilişkidir
devamını gör...
22.
12-13 yaşındaki aşkım geldi aklıma. gerçi o kadar da küçük çocuk değildim o sıra. yani millete bakınca hepsinin çocukluk aşkı 8-9 yaşındayken falan.
devamını gör...
23.
zendaya
lady gaga
selena gomez
gülse birsel
listeye bak ya ben ne sorunlu bir çocukluk geçirmişim.hepsi okey de gülse birsel ne alaka ya.
tabi bunlar gelip geçiciydi.ama ilkokul4ten lise2ye kadar süren platonik daha başkaydı. belki hala daha sürüyordur.
bir tek ben mi bu konuda unutma sorunu yaşıyorum diye başlığa baktım.çok şükür herkes çocukluk aşkı unutulmaz yazmış normalmişim :d
yine de çok da şeyapmayın
lady gaga
selena gomez
gülse birsel
listeye bak ya ben ne sorunlu bir çocukluk geçirmişim.hepsi okey de gülse birsel ne alaka ya.
tabi bunlar gelip geçiciydi.ama ilkokul4ten lise2ye kadar süren platonik daha başkaydı. belki hala daha sürüyordur.
bir tek ben mi bu konuda unutma sorunu yaşıyorum diye başlığa baktım.çok şükür herkes çocukluk aşkı unutulmaz yazmış normalmişim :d
yine de çok da şeyapmayın
devamını gör...
24.
düşündüğümde hep tebessüm ettiğim aşk. efenim ben söylemişmiydim bilmiyorum ama biraz kendimi öveceğim ton ton yanaklı , tatlı mı tatlı bir çocuktum .hoş hala öyle * .efenim hoşlandığım kız sınıfın en kısa kızı ama nasıl tatlı anlatamam. ya üç ya da dördüncü sınıfım neyse bana bir cesaret geldi , öğle tenefüsüne çıkmadan sırada yanağından öptüm. tabii bir afallama falan oldu , sonra da yüzümüz kıpkırmızı olmuştu. sınıf öğretmenim dışında kızan olmamıştı. sınıf öğretmenleri zaten hep yuva yıkıyor ya ! çocuk işte ne diye kızarsın ki... şimdi düşününce özlüyorum çocukluğumu .
devamını gör...
25.
en saf duygudur.
aşk nedir bilmezsin. annene,babana,arkadaşına verdiğin sevgiden farklıdır. bunu hissedersin sadece. çocukluk aşkım, akrabalardan birinim ogluydu. benden 5,6 yaş hatta belki de daha büyüktü. o abilik yapardı bana, ben ise aşıktım ona. elimden tutup bakkala götürse beni deli gibi mutlu olurdum. bayram harçlıklarıyla bana cips,çikolata alırdı. tabi onu görünce ben mest oluyorum. tatlıydı da vicdansız. bana göre dünyanın en yakışıklı kişisiydi o zaman. kaldı ki küçücük yaşımda tüm sülalemin önünde ona evlenme teklifi bile etmiştim. "evlenelim mi?" demiştim. babamın sinirli hali hala gözümün önünde. evliliği evcilik oyunundan ibaret sanan bir velettim. baktım bizimkisi kızarıyor "şimdi olmazsa da büyüyünce evlenelim mi?" demiştim. ben üzülmeyeyim diye garibim mecbur onaylarcasına kafa sallamıştı.
ayni şehirde oturmasak da bayramdan bayrama görüştüğüm çocukluk aşkım, istanbul'da oturduğu için onun istanbul'a döneceğini öğrendiğim de saatlerce ağlamış, ilk terkedilişimi tatmıştım. yaş maksimum 6-7 bu arada *. eşyalarımı toplayıp yanına gitmeyi bile düşündüm. halbuki nereye gidiyorsun yani?
şimdi evli,mutlu,çocuklu, çocukluk aşkım. benim ise aşka inancım kalmamış. ııı yaşım mı? yaşım hala 7 bu arada*
aşk nedir bilmezsin. annene,babana,arkadaşına verdiğin sevgiden farklıdır. bunu hissedersin sadece. çocukluk aşkım, akrabalardan birinim ogluydu. benden 5,6 yaş hatta belki de daha büyüktü. o abilik yapardı bana, ben ise aşıktım ona. elimden tutup bakkala götürse beni deli gibi mutlu olurdum. bayram harçlıklarıyla bana cips,çikolata alırdı. tabi onu görünce ben mest oluyorum. tatlıydı da vicdansız. bana göre dünyanın en yakışıklı kişisiydi o zaman. kaldı ki küçücük yaşımda tüm sülalemin önünde ona evlenme teklifi bile etmiştim. "evlenelim mi?" demiştim. babamın sinirli hali hala gözümün önünde. evliliği evcilik oyunundan ibaret sanan bir velettim. baktım bizimkisi kızarıyor "şimdi olmazsa da büyüyünce evlenelim mi?" demiştim. ben üzülmeyeyim diye garibim mecbur onaylarcasına kafa sallamıştı.
ayni şehirde oturmasak da bayramdan bayrama görüştüğüm çocukluk aşkım, istanbul'da oturduğu için onun istanbul'a döneceğini öğrendiğim de saatlerce ağlamış, ilk terkedilişimi tatmıştım. yaş maksimum 6-7 bu arada *. eşyalarımı toplayıp yanına gitmeyi bile düşündüm. halbuki nereye gidiyorsun yani?
şimdi evli,mutlu,çocuklu, çocukluk aşkım. benim ise aşka inancım kalmamış. ııı yaşım mı? yaşım hala 7 bu arada*
devamını gör...
26.
benim çocukluk aşkım ilkokuldan bile öncesine dayanıyor, ilk aşkım yuvadan doğu. ben doğu'yu hiç hatırlamıyorum ama o kadar çok fotoğrafımız var ki baya aşıktım herhalde diye düşünüyorum*. neyse günlerden bir gün twitter'a mutlu olduğum son zamanlardı diye doğu'yla bir kaç fotoğrafımızı atmıştım. doğu'nun arkadaşları görüp tanıyıp, hatta meğer adı doğukan'mış, bu arkadaş şu kişi diye instagramını attılar bana. tabi insan heyecanlanıyor ay yoksa çok büyük bir aşka denk gelir miyim falan derken çocuk satanist çıktı arkadaşlar. hani tamam inanç meselesi beni çok alakadar etmez ama nasıl deliliğe vurmuş, hikayeleri gönderileri görmeniz lazım. iki konuştuk çocukluk fotoğraflarımızı falan attım ve sessizce uzaklaştım. bazı anlar geçmişte güzel çok irdelememek lazım*.
devamını gör...
27.
adi bahardi.
sonrasinda soner arica adina sarki yapti.
sonrasinda soner arica adina sarki yapti.
devamını gör...
28.
hissedilen en masum, en mahsun, en duru asktir bence bu cocukluk asklari. tabii benimde vardi. daha once de bir baslikta yazmistim sanki, ismi burak'ti sozluk. simdi cocukluk aski dedigime bakmayin ilkokul besinci siniftan evlenene kadar bu cocugu sevdim ben. mevzusu derindi kisaca. ustelik dort sene hic gormedim. ne lise aski ne benzeri bir sey yasamadim ona sevgimden. yalniz cok guzel sevmistim, simdi animsadim....
devamını gör...
29.
büyükler nasıl sever henüz bilmiyorken yaşanan en masum ve belki de bu yüzden en gerçek aşktır. o çocuksu mutluluğu ve heyecanı bir daha bir ömür yakalamak zordur.
devamını gör...
30.
adı hiç bir zaman konmayan... adının ne olduğunu bilmediğiniz için.
sonradan sınıf arkadaşınız mehmet ayşe'ye sana aşığım demişti de ayşe bağırarak ağlamış, öğretmene şikayet etmişti. tabi öğretmen, bizim fırlamaya sınıfın ortasında basmıştı kalayı.
orada anlamıştınız, herşey her yerde söylenmez, ayıp. hele hele bir kıza hiç söylenmez. hem ayıp, hem de ağlıyor. bir de üstüne fırça yiyorsunuz. 1998 yılında öyleydi en azından.
bir yaz tatilinde, sarı renkli 60'a yakın müstakil evlerden, çayır çimen ve süs çamlarından müteşekkil memur sitesinde, camları çıkarılmış oval bir gözlük takan; sürekli şarkı söyleyen bahçıvan pantolonlu neşeli kızı ilk kez fark ediyorsunuz. elleriniz cebinizde uzaktan uzağa izliyorsunuz, öylece. minik kelebeğim benim.
allahtan sokak oyunları var da, yaklaşıp kendinizi gösterdiniz. bence ilk görüşte size kanı ısındı. yakan top oyununda herkese head shot yapıp onu hep ıskalardınız. kaçmayı bıraktı, 2 adım öteden gene ıskaladınız. kahkahayla" sen aptalsın "demişti de, suratınız domates turşusuna dönmüştü. ama o güne dek kimse size o kadar güzel aptal dememişti.
adını koyamasanız da diğerlerinden bir farkı var neticede. ağzınızdaki sakızı alıp çiğniyor, yahut siz onun yarım bıraktığı dondurmayı iğrenmeden alıp yiyorsunuz bir duvarda otururken.
"seni çok komik buluyorum "diyor, "sürekli beni güldürüyorsun." komiğim de ondan diyorsunuz. aslında komik değilim, sadece seni güldürmek için öyle maymunluk yapıyorum.. diyemiyorsunuz. lügat dar. bir de... ayıp işte.
saçınızın sadece ön tarafına yeni keşfettiğiniz, dayınıza ait jöleyi boca ediyorsunuz. namussuz, saçınızı her yöne yatırıyor. şakağınızdan su damlıyor. havalıyım zannediyorsunuz, safsınız.
bisiklet sürerken düşüp dizini kanatıyor, ağlıyor. sırf beni de öyle görsün sakinleşsin, ağlamasın diye asfalta diz üstü kayıp dizinizi paramparça ediyorsunuz. "bak bir şey olmuyor kanar geçer, ağlama." sahiden manyaksınız.
gece saklambaç oynarken ikiniz hep sitenin çevre duvarının ardına saklanıyorsunuz. cırcır böceği sesleri arasında, yıldız paylaşıyorsunuz. diğerleri de kıskançlıktan çatlıyor haliyle, bravo zafer kazandınız, en güzeli kaptınız. arkadaşların yüz karasısınız.
okul açılınca herkes kendi okuluna gidiyor, yazı iple çekiyorsunuz. her yaz aynı şeyleri tekrar tekrar yaşıyorsunuz.
bir yaz, o gelmiyor. teyzesi taşındığı için. teyzesinden nefret etmeye başlıyorsunuz. yakartop, saklambaç oynamıyorsunuz. tasoları dağıtıyorsunuz. yemek yemiyorsunuz. o duvarın önünden geçerken boğazınıza kalemtraş oturuyor sanki. lügat dar. ne berbat bir yaz.
seneler böyle akıp giderken kuzeninizle sınıf arkadaşı, hatta çok yakın arkadaş olduğunu öğreniyorsunuz. lise mezuniyet töreninde şarkı söyleyecek, sen de gel diyor size. gidiyorsunuz, bembeyaz giyinmiş, hâlâ çok güzel. elleriniz cebinizde uzaktan izliyorsunuz. bu sefer ortak oyun yok. nahif, huzur dolu güzel bir ses eşliğinde maziye duyduğunuz özlemi, çocukluğunuzu, ilk aşkınızı,oyunlarınızı, saflığınızı kuvvetli bir şekilde duyumsamak dışında herhangi bir kalbi tesir altında bulunmuyorsunuz. belki de vücud bulması muhtemel hislerinizin bunca zaman sonra artniyetli veya ayıp telakki edilebileceğinden çekiniyorsunuz.
son gördüğünüzden bir 10 sene kadar sonra da, tamamiyle ilginç bir tesadüf sonucu bir balık restorantında yanı başınızdan sizi hiç fark etmeden-ki tanıyabilmesi mümkün de değil- geçip kasaya yönelirken görüyorsunuz. hemen yanında eşiyle ve küçük çocuğuyla birlikte. eşi nazik ve iyi birine benziyor. ikisi ve küçük güzel evlatları için tüm iyi dilekleri kalbinizden geçiriyorsunuz.
kendi yaşanmışlarınıza sıra geldiğinde ise duraksıyorsunuz. lügat artık epey geniş. ancak söylenecek kayda değer pek bir şey bulamıyorsunuz.
sonradan sınıf arkadaşınız mehmet ayşe'ye sana aşığım demişti de ayşe bağırarak ağlamış, öğretmene şikayet etmişti. tabi öğretmen, bizim fırlamaya sınıfın ortasında basmıştı kalayı.
orada anlamıştınız, herşey her yerde söylenmez, ayıp. hele hele bir kıza hiç söylenmez. hem ayıp, hem de ağlıyor. bir de üstüne fırça yiyorsunuz. 1998 yılında öyleydi en azından.
bir yaz tatilinde, sarı renkli 60'a yakın müstakil evlerden, çayır çimen ve süs çamlarından müteşekkil memur sitesinde, camları çıkarılmış oval bir gözlük takan; sürekli şarkı söyleyen bahçıvan pantolonlu neşeli kızı ilk kez fark ediyorsunuz. elleriniz cebinizde uzaktan uzağa izliyorsunuz, öylece. minik kelebeğim benim.
allahtan sokak oyunları var da, yaklaşıp kendinizi gösterdiniz. bence ilk görüşte size kanı ısındı. yakan top oyununda herkese head shot yapıp onu hep ıskalardınız. kaçmayı bıraktı, 2 adım öteden gene ıskaladınız. kahkahayla" sen aptalsın "demişti de, suratınız domates turşusuna dönmüştü. ama o güne dek kimse size o kadar güzel aptal dememişti.
adını koyamasanız da diğerlerinden bir farkı var neticede. ağzınızdaki sakızı alıp çiğniyor, yahut siz onun yarım bıraktığı dondurmayı iğrenmeden alıp yiyorsunuz bir duvarda otururken.
"seni çok komik buluyorum "diyor, "sürekli beni güldürüyorsun." komiğim de ondan diyorsunuz. aslında komik değilim, sadece seni güldürmek için öyle maymunluk yapıyorum.. diyemiyorsunuz. lügat dar. bir de... ayıp işte.
saçınızın sadece ön tarafına yeni keşfettiğiniz, dayınıza ait jöleyi boca ediyorsunuz. namussuz, saçınızı her yöne yatırıyor. şakağınızdan su damlıyor. havalıyım zannediyorsunuz, safsınız.
bisiklet sürerken düşüp dizini kanatıyor, ağlıyor. sırf beni de öyle görsün sakinleşsin, ağlamasın diye asfalta diz üstü kayıp dizinizi paramparça ediyorsunuz. "bak bir şey olmuyor kanar geçer, ağlama." sahiden manyaksınız.
gece saklambaç oynarken ikiniz hep sitenin çevre duvarının ardına saklanıyorsunuz. cırcır böceği sesleri arasında, yıldız paylaşıyorsunuz. diğerleri de kıskançlıktan çatlıyor haliyle, bravo zafer kazandınız, en güzeli kaptınız. arkadaşların yüz karasısınız.
okul açılınca herkes kendi okuluna gidiyor, yazı iple çekiyorsunuz. her yaz aynı şeyleri tekrar tekrar yaşıyorsunuz.
bir yaz, o gelmiyor. teyzesi taşındığı için. teyzesinden nefret etmeye başlıyorsunuz. yakartop, saklambaç oynamıyorsunuz. tasoları dağıtıyorsunuz. yemek yemiyorsunuz. o duvarın önünden geçerken boğazınıza kalemtraş oturuyor sanki. lügat dar. ne berbat bir yaz.
seneler böyle akıp giderken kuzeninizle sınıf arkadaşı, hatta çok yakın arkadaş olduğunu öğreniyorsunuz. lise mezuniyet töreninde şarkı söyleyecek, sen de gel diyor size. gidiyorsunuz, bembeyaz giyinmiş, hâlâ çok güzel. elleriniz cebinizde uzaktan izliyorsunuz. bu sefer ortak oyun yok. nahif, huzur dolu güzel bir ses eşliğinde maziye duyduğunuz özlemi, çocukluğunuzu, ilk aşkınızı,oyunlarınızı, saflığınızı kuvvetli bir şekilde duyumsamak dışında herhangi bir kalbi tesir altında bulunmuyorsunuz. belki de vücud bulması muhtemel hislerinizin bunca zaman sonra artniyetli veya ayıp telakki edilebileceğinden çekiniyorsunuz.
son gördüğünüzden bir 10 sene kadar sonra da, tamamiyle ilginç bir tesadüf sonucu bir balık restorantında yanı başınızdan sizi hiç fark etmeden-ki tanıyabilmesi mümkün de değil- geçip kasaya yönelirken görüyorsunuz. hemen yanında eşiyle ve küçük çocuğuyla birlikte. eşi nazik ve iyi birine benziyor. ikisi ve küçük güzel evlatları için tüm iyi dilekleri kalbinizden geçiriyorsunuz.
kendi yaşanmışlarınıza sıra geldiğinde ise duraksıyorsunuz. lügat artık epey geniş. ancak söylenecek kayda değer pek bir şey bulamıyorsunuz.
devamını gör...
31.
yıllar sonra acı bir olay dolayısıyla mahallesine geri döndüğünde onu gördüm; kucağında bebeği ve kolundaki kocası ile...
devamını gör...
32.
hem gülümseten hem iç acıtan detay.
devamını gör...
33.
eşimin çocukluk askiymışım.
devamını gör...
34.
hatırladığında genelde yüzde bir tebessüme sebep olan, çocukluğumuzda dair en güzel detay.
devamını gör...
35.
küçükken tuttuğum günlüklerde yer alan kişi, taktım mı fena takarım kafayı, ama bu çocuk biricik kedimi gizlice çalıp başkasına verdikten sonra aşkım son buldu malesef, ardından bir süre nefret etmişimdir kendisinden, tabii onun bunlardan gram haberi yok orası ayrı konu dkslsk
devamını gör...
36.
seni uzaktan sevmek aşkların en güzeliydi.
devamını gör...
37.
herkes şimdi ne yapıyordur acaba diye ara ara düşünür
devamını gör...
38.
asla unutamazsın. büyümüş olsan bile ilk aşk başkadır.
devamını gör...
39.
erkekleri pek sevilecek bir canlı olarak görmediğim için, bu durumu o zaman yaşamadım. aşk'ım olanını biraz daha büyüyünce beni bulmuştu.(lise 1)
bana, beni sevdiğini söylediği zaman onu hep tersleyip iğneleyici konuşmama rağmen 2-3 ay yılmamıştı.
vazgeçsin diye kırıp döküyordum ama bunu sevgisine saygısızlık veya gurur kırıcı olmadan yapıyordum. çünkü bazen hisler insanlardan daha çok saygı ve değer hak ediyor.
sonra hislerimi anlamlandıramayınca ve kontrol edemeyince o kişiyi laflarımla dövmüştüm. yüz yüze olsaydık kesinlikle elimde kalırdı. "ne cüretle kendini sevdirebiliyorsun, çoğunuzdan nefret edip tiksiniyorum, sen bunu nasıl yaptın?"
hislerimi ona "sevdigini nasıl anladın, sevince nasıl hissediyorsun?" gibi sorular sorarak öğrenmiştim. kabul etmem zor olmuştu. ve odunluk yönünden çok tık önde gidiyordum başlarda.
sadece 1 defa ve 2 saat denk geldik. tüm hayatım o 2 saatten daha küçük kalıyordu. görüntülü arama yoktu o zaman. o kadar uzaklığa rağmen hep yan yanaydık. gerçekten yan yana olanlardan daha dolu, daha güzel, daha anlamı ve daha özel zamanlar geçirdiğimi büyüyünce anladım. hiçbir karede birlikte çıkamadık ama aklımda onunla çokça çekilmiş fotoğrafım vardı.
yan yana olupta sevgiyi ziyan edenlere sövüyorum. çünkü yüz yüze konuşmanın, göz göze gelerek gülmenin, kokusunun, sarılma hissinin, birlikte bir şeyler yapmanın vs. ne ve nasıl olacağını bilmiyordum. bazılarını hâlâ bilmiyorum ama bilenler varken o anların büyüklüğünün ve değerinin farkında değil. sevgililikte sevmekten çok özlem duyanlardan olunca...
bana, beni sevdiğini söylediği zaman onu hep tersleyip iğneleyici konuşmama rağmen 2-3 ay yılmamıştı.
vazgeçsin diye kırıp döküyordum ama bunu sevgisine saygısızlık veya gurur kırıcı olmadan yapıyordum. çünkü bazen hisler insanlardan daha çok saygı ve değer hak ediyor.
sonra hislerimi anlamlandıramayınca ve kontrol edemeyince o kişiyi laflarımla dövmüştüm. yüz yüze olsaydık kesinlikle elimde kalırdı. "ne cüretle kendini sevdirebiliyorsun, çoğunuzdan nefret edip tiksiniyorum, sen bunu nasıl yaptın?"
hislerimi ona "sevdigini nasıl anladın, sevince nasıl hissediyorsun?" gibi sorular sorarak öğrenmiştim. kabul etmem zor olmuştu. ve odunluk yönünden çok tık önde gidiyordum başlarda.
sadece 1 defa ve 2 saat denk geldik. tüm hayatım o 2 saatten daha küçük kalıyordu. görüntülü arama yoktu o zaman. o kadar uzaklığa rağmen hep yan yanaydık. gerçekten yan yana olanlardan daha dolu, daha güzel, daha anlamı ve daha özel zamanlar geçirdiğimi büyüyünce anladım. hiçbir karede birlikte çıkamadık ama aklımda onunla çokça çekilmiş fotoğrafım vardı.
yan yana olupta sevgiyi ziyan edenlere sövüyorum. çünkü yüz yüze konuşmanın, göz göze gelerek gülmenin, kokusunun, sarılma hissinin, birlikte bir şeyler yapmanın vs. ne ve nasıl olacağını bilmiyordum. bazılarını hâlâ bilmiyorum ama bilenler varken o anların büyüklüğünün ve değerinin farkında değil. sevgililikte sevmekten çok özlem duyanlardan olunca...
devamını gör...
40.
şu an ne yaptığı benim için en büyük gizemlerden biridir.
devamını gör...