edin dzeko
başlık "valentina nappi iyi çalışıyor o da" tarafından 12.08.2021 20:30 tarihinde açılmıştır.
41.
sene boyunca yapı diye ağlayan, yabancı hakem diye ağlayan, herkes bize karşı havasında takılan, başkalarıyla maç yaparken galatasaray'a küfürlü tezahüratlar yapan, ağzını açtığında galatasaray'a gönderme yapmadan duramayan, galatasaray kompleksi geliştirmiş taraftar yukarıda bir dünya saçmalamış. tam ali koç tipi fenerbahçeli, her türlü otu yeyip başkalarını suçlayan, kendini eleştirmek aklına bile gelmeyen zihniyetin bir örneği. köpek görseli paylaşması bile terbiye seviyesini ortaya koyuyor. fenerbahçe ya da taraftarı hakkında hiçbir hakarette bulunmadım şu platformda da, kendi hayatımda da ama sene boyu havlayan belli. öyle üç beş kelime oyunuyla, köpek görseli atarak haklı olmuyorsun. kendi futbolcularınıza bile kıymet vermiyorsunuz, işiniz bitince köşeye atar gibi yolluyorsunuz, kimliğiniz bile kalmadı aidiyet denen şey yok. galatasaray'ın eski oyuncularının hepsinin hayatında galatasaray. havlamaya devam.
devamını gör...
42.
detaylı araştırmadım, bilmiyorum ama internette dolaşan görseldeki gibi plaket verildiğini düşünmüyorum. ali koç bile bu kadar kötü yöneticilik yapamaz. olm, fenerbahçe'nin ismi o fotoğrafı kabul etmez bir kere. gerçekten yaptılarsa, yazık fenerbahçe'ye. yakın zamanda iflah olmazlar.
devamını gör...
43.
arasında siyasal sorunlar vs olan real madrid - barcelona bile yeri geldiğinde birbirini alkışlıyor. sezon başında hazırlık maçını bile birbirleriyle oynuyorlar. bizde oyuncular tokalaşmıyor.
bu bir spor ama biz eğlenmeyi bile bilmiyoruz. lig bitti hâlâ o öyle yaptı bu böyle yaptı. 35 tane maç oynandı. bilmem kaç bin dk geçti. yüzlerce oyuncu oynadı. binlerce pozisyon oldu. futbolcuları peygamber gibi lanse edip kendininkini hiç görmemek taraftarlık değil. maç anında yüksek nabızla olmasını anlarım ama lig bitmişken bile aynı kavgaları sürdürmek absürt. galatasaraylı da kendini atmıştır, fenerli de. galatasaraylı da kart yememiştir bazen, fenerli de. şu başlıkta bunun kavgasının ne anlamı var.
öyle ya da böyle isim yapmış bir oyuncu geldi ve geçiyor bu ligden. genel anlamda bakınca iyi bir kariyeri var. özellikle gençken, bitiriciliği daha iyiyken iyi forvetti dzeko. eğer gerçekten mutfakta tencere tava arasında uğurlanmışsa bence yanlış olmuş. yarın birgün gelecek oyuncular için böyle şeyler önemli referanslar. muameleyi gören oyuncu için de ince detaylar. bu adam ileride fenere oyuncu yollayabilir ya da gelecek olana mani olabilir. zokora emsali ortada. galatasaray mertens'e nasıl veda etti. o yüzden bizim eski oyuncular bu kadar aidiyet duyuyor. bence dzeko'ya yanlış yapılmış.
bu bir spor ama biz eğlenmeyi bile bilmiyoruz. lig bitti hâlâ o öyle yaptı bu böyle yaptı. 35 tane maç oynandı. bilmem kaç bin dk geçti. yüzlerce oyuncu oynadı. binlerce pozisyon oldu. futbolcuları peygamber gibi lanse edip kendininkini hiç görmemek taraftarlık değil. maç anında yüksek nabızla olmasını anlarım ama lig bitmişken bile aynı kavgaları sürdürmek absürt. galatasaraylı da kendini atmıştır, fenerli de. galatasaraylı da kart yememiştir bazen, fenerli de. şu başlıkta bunun kavgasının ne anlamı var.
öyle ya da böyle isim yapmış bir oyuncu geldi ve geçiyor bu ligden. genel anlamda bakınca iyi bir kariyeri var. özellikle gençken, bitiriciliği daha iyiyken iyi forvetti dzeko. eğer gerçekten mutfakta tencere tava arasında uğurlanmışsa bence yanlış olmuş. yarın birgün gelecek oyuncular için böyle şeyler önemli referanslar. muameleyi gören oyuncu için de ince detaylar. bu adam ileride fenere oyuncu yollayabilir ya da gelecek olana mani olabilir. zokora emsali ortada. galatasaray mertens'e nasıl veda etti. o yüzden bizim eski oyuncular bu kadar aidiyet duyuyor. bence dzeko'ya yanlış yapılmış.
devamını gör...
44.
icardisi olmayanların gozunde buyuttugu varlık.
bunu boyle sevenlerin icardisi, osimhen'i olsa cogu dinden cıkar.
bunu boyle sevenlerin icardisi, osimhen'i olsa cogu dinden cıkar.
devamını gör...
45.
real madrid'in yedek olarak düşündüğü pivot santrafor. bu herif 40 yaşında.
fenerin bir futbol aklı olsaydı bu herifi bırakmazlardı.
fenerin bir futbol aklı olsaydı bu herifi bırakmazlardı.
devamını gör...
46.
dün oynanan 26 mart 2026 galler bosna hersek maçında 86. dakikada attığı golle maçı 1-1'e getirip penaltılara gitmesini sağlayan futbolcu.
maçı penaltılarla bosna hersek kazandı ve dünya kupası elemeleri play-off finalinde italya ile eşleşti.
maçı penaltılarla bosna hersek kazandı ve dünya kupası elemeleri play-off finalinde italya ile eşleşti.
devamını gör...
47.
boşnaklar için bosna'nın maradonası gibi sevilmesi gereken golcü.
devamını gör...
48.
fenerbahçe'nin iki sezon boşu boşuna beslediği miadını doldurmuş topçu.
devamını gör...
49.
adam dünya kupasına gidiyor valla.
devamını gör...
50.
maçta omzu çıkmış sahayı terk etmemiş, galibiyetten bütün bosna sokağa dökülmüş çok güzel ya
kutlamalarda kalabalığa seslenirken şöyle dediği yazıyor sosyal medyada:
bunu 6 yaşındayken her öğleden sonra sokakta futbol oynamaya gittiğim arkadaşlarıma ithaf etmek istiyorum.
bir gün annem bana kızdı ve sonra sokakta bir bomba patladı; tüm arkadaşlarım öldü.

kutlamalarda kalabalığa seslenirken şöyle dediği yazıyor sosyal medyada:
bunu 6 yaşındayken her öğleden sonra sokakta futbol oynamaya gittiğim arkadaşlarıma ithaf etmek istiyorum.
bir gün annem bana kızdı ve sonra sokakta bir bomba patladı; tüm arkadaşlarım öldü.

devamını gör...
51.
fenerbahçe'de 2023-24 ve 2024-25 olmak üzere iki sezonda 99 maçta 46 gol 18 asist ile toplamda 64 gole doğrudan katkıda bulunmuş santrafor. geçtiğimiz sezon, 39 yaşındayken 53 maça çıkmış, 21 gol 8 asist üretmiş. 2025 yılında bosna milli takımı ile dünya kupası avrupa elemelerinde h grubunda 8 maçta 5 gol atmış, 2026 dünya kupası play-offlarında galler'e karşı 1 golü ve finalde italya'ya karşı 1 asisti var. prime dönemi çoktan geride kalmış olabilir, yüksek ihtimalle kariyerinin son sezonu ama adam edin dzeko, 38-39 yaşlarında 99 maçta 64 gol katkısı da kolay değil.
devamını gör...
52.
boşnak çocuklarına hitaben bir mektup yazmış futbolcu.
bosna hersek'teki sevgili çocuklar, sizin için bir mesajım var.
hiçbir şey imkansız değil.
hiçbir şey.
bosna hersekli olduğumuz için şanslıyız. bunu hayalini yaşayan bir adam olduğum için söylemiyorum, ayrıca savaştan kurtulmuş bir çocuk olarak da söylüyorum. bambaşka bir kaderim olabilirdi.
saraybosna'daki o günler hakkında konuşmayı sevmiyorum ama o günleri anlamanız çok önemli. başladığında 6 yaşındaydım. sirenlerin çaldığı ilk anı hatırlıyorum. annem beni aldı ve ayakkabılığın arkasına saklandık. bu birinci gündü. dört yıl boyunca sürdü. ne olduğunu tam olarak anlamamıştık ama her günümüz korkunç geçiyordu. evimiz kalmak için tamamıyla güvensiz hale gelince, dedemlerin yanına taşındık. 40 metre kare bir evde 15 kişiydik. hepimiz yerde uyuyorduk.
birlikte monopoly oynardık. dışarı çıkmak tehlikeliydi çünkü her yerde keskin nişancılar bekliyordu. kuzenlerimle birlikte yere oturur, saatlerce oynardık. sirenleri ve bomba seslerini duyardık. bazen yer sallanırdı.
oynarken birkaç dakikalığına savaşı unuturduk. sadece bir anlığına çocuk olmamıza izin vardı.
dışarıda futbol oynamak istiyorduk ama her gün dışarıda masum insanların ambulanslarla hastaneye götürüldüğünü görüyorduk. peki ya bir çocuğu dört yıl boyunca bir evde nasıl tutabilirsiniz? tabii ki tutamazsınız ve büyüklerimiz de bunu biliyordu. nadiren de olsa etraf sakin göründüğünde, annem dışarı çıkmamıza izin verirdi. çıkardık ve mahalledeki diğer çocuklarla futbol oynardık.
annemin o anlara bakışlarını asla unutmayacağım. yüzünde bir gülümseme vardı çünkü futbol oynarken beni görünce mutlu oluyordu. ama gözlerine baktığımda da ne kadar korktuğunu görüyordum çünkü eve geri dönemeyebilirdim.
zaman zaman suyumuz biterdi. kovalarımızı alır ve sıraya girerdik. elektrik yoktu, dolayısıyla asansör de. o kovaları taşırdık. üçüncü kat, dördüncü kat... 6 kat daha kaldı... saraybosna'daki en zayıf çocuk bendim. yemek de bizim için problemdi. ailelerimiz bunun için hayatlarını riske etti. bazen yemek dolu kutular gökyüzünden bırakılırdı, sanki sihirmiş gibi... nereden geldiğini bilmezdik, umurumuzda da değildi. tatları inanılmazdı. her gün aynı şeyi yediğinde, fıstık ezmesi gökten gelen bir hediyeymiş gibi oluyor.
günün sonunda, bir şekilde hayatta kaldık. geri dönüp baktığımda ne kadar güçlü olduğumuza dair şoka giriyorum. küçücük çocuklardık. onlarca masum insan öldü. ne için?
para için. güç için. ego için.
yani hiçbir şey için.
bugün haberlerde savaş gördüğümde berbat hissediyorum.
bunun hiçbir yerde yaşanmasını istemiyorum.
ama nedense yetişkinler bunu asla öğrenemiyor.
savaş bittiğinde 10 yaşındaydım. futbolcu olmak gibi bir planım yoktu. imkansız geliyordu, bu konuda hayalim bile yoktu.
her şey paramparça edilmişti. futbolu sadece sevdiğim için oynuyordum. babam eskiden ekmek taşırdı. ben ilk kulübüme katılınca, işine aralar verir ve beni götürüp getirirdi. yoldayken bana hep 'kibar ol, herkese aynı şekilde davran, nereden oldukları ve ne yaptıklarının önemi yok' derdi. bunu asla unutmadım. o da alt liglerde futbol oynamıştı, benim kahramanımdı. arabadan indiğimde bana muz verirdi ve 'iyi şanslar oğlum' derdi.
hafta sonları televizyonda birlikte maç izlerdik. o dönemde serie a en iyi ligdi. shevchenko'yu duydunuz mu? ona bayılırdım. italya'yı çok severdim. dünyanın öbür ucundaki bir peri masalı gibi gelirdi. orada futbol oynamayı hayal bile edemezdim. zeljeznicar'ın a takımında futbol oynamak tek hedefimdi. hocalarımdan biri bana sheva diye seslenmeye başladı çünkü sarışındım ve çok gol atıyordum. hoşuma gitmişti.
19 yaşındayken bir başka hoca geldi ve beni çekya'ya götürmek istediğini söyledi. bosna'dan ayrılmak istemedim ama oraya gidersem hayalimi gerçekleştirme ihtimalimin daha yüksek olduğunu söyledi. dürüst olmak gerekirse hayalimin ne olduğunu bile bilmiyordum. sadece daha iyi olmak istiyordum. bedenimin en güçlü tarafı zihnim. teplice'ye gittiğimde kendime şöyle dedim: "edin, bu adamlardan daha çok çalışmalısın yoksa seni gönderirler."
beni 25.000 euro'ya almışlardı.
2 yıl sonra wolfsburg'a imza attım. milan'la karşılaştık, sheva ile forma değiştim.
sonra manchester city beni 37 milyon euro'ya satın aldı.
sonra roma'ya gittim.
savaşta büyümüştüm. gerçekten bir peri masalı yaşıyordum.
hiçbir şey imkansız değil. bosna'yı dünya kupası'na götürmek bile.
2014'ü hatırlıyor musunuz, çoğunuz doğmamıştınız bile. ilk kez dünya kupası'na o yıl gitmiştik. hayatlarımızın en iyi günüydü.
litvanya'daki eski bir stadyumda eleme maçı oynamıştık. hakem son düdüğü çaldı, bosnalılar sahaya girdi. 2 metrelik duvarı aşmışlardı. içimden 'delirmişler' demiştim.
sonra diğerlerinden daha yavaş şekilde koşan bir adam gördüm. gözünde yaşlarla bana doğru geliyordu.
babamdı.
'baba, ne oldu?' dedim.
'duvardan atlarken ayağımı incittim ama problem yok, acı hissetmiyorum' dedi.
sarıldık ve ağladık.
ne yazık ki brezilya'da şans bizimle değildi. bunu hatırlamıyorsunuz ama nijerya'ya karşı bir gol atmıştım, sayılmalıydı. o gün var yoktu ve gruplardan bu yüzden elendik. ama bizim küçük ülkemiz maracana'da sahaya çıkmıştı. dünyaya kim olduğumuzu göstermiştik.
şimdi ise geri dönüyoruz.
komik olan ne biliyor musunuz? martta 40 yaşına girdim ve kutlamadım. müslümanım, o dönem ramazan ayıydı ve bizim de galler ve italya karşısında bir işimiz vardı. ben de şöyle düşündüm, madem öyle o zaman ben bu maçları partiye çevireceğim.
galler karşısında 85. dakikaydı ve skorborda baktım, 1-0 gerideydik.
tek hissettiğim şey panikti. zamanımız bitiyordu.
sonrasında bir korner oldu. beni sıska bir adam marke ediyordu. 'harika' dedim. topu ağlara gönderdim, sevindim ve aklıma şu geldi: "daha önce 4 kez seri penaltı atışlarına çıktım, hepsini kaybettim."
şükürler olsun ki gençler nasıl penaltı atılacağını biliyordu. biz veteranlar gibi çok düşünmüyorlar.
sonra italya'yla oynadık. donnarumma'dan korkuyordum. çok büyük. ona penaltılarda gol atıp atamayacağımı bilmiyordum. sağ omzumu da incitmiştim ve kenara gelmiştim. ilk penaltımızı izleyemedim çünkü kolumu sargıya alıyorlardı. izleyemedim ve golü attık.
o an dedim ki, belki de izlememeliyim. sadece tribünün sesini takip edeyim. halkımı dinleyeyim.
italya kaçırdı, taraftar golü attığımız andan bile daha çok ses çıkardı.
sonra bir kez daha kaçırdılar. sadece dua ediyordum. gördüğüm tek şey hocalarımızın sırtlarıydı.
esmir topu aldığında, hocamız da arkasını döndü ve 'ben de izleyemiyorum' dedi.
geldi, bana sarıldı. kafalarımızı birbirimize yasladık, gözlerimizi kapattık ve sadece dinledik.
sonra da duyup duyabileceğimiz en büyük gürültüyü duyduk.
buraya gelmek hiç kolay olmadı. 40 yaşına geldiğinizde, sırtınız acı içinde bağırabiliyor. siz de ağrı kesicilere koşuyorsunuz. ama bedenim ne zaman bu işi bırakmak isterse istesin, her zaman kaçırdığım kutlamaları, ailemden uzak geçirdiğim o günleri, kaçırdığım yaz tatillerini düşünüyorum. mental olarak bu çok zor. eleştiriler hala can yakıyor ama sahaya çıktığımda hala çocuk gibi hissediyorum. sizler gibi. karnımda kelebekler uçuşuyor.
eve her geldiğimde de şunu düşünüyorum: değdi.
her şey değdi.
kötü anlar olmadan, iyi anlar gelmez.
20 yıldır bosna'dan uzağım. bosna'dan uzak kaldıkça, sevgim artıyor. bu 20'nin 9'u italya'daydı. çocuklarım roma'da doğdu. orası hala benim ikinci evim ama ne zaman saraybosna'yı ziyaret etsem, annem yemek pişiriyor. herkes orada. ben de çok mutluyum. bosna formasını giymek, kalbimi farklı attırıyor.
halkım için oynuyorum. saraybosna'nın sokaklarındaki çocuklar için oynuyorum. sahip olduğumuz farklı kültürlerden ve farklı dinlerdeki insanlar için oynuyorum. bizim ülkemizi güzel yapan şey bu. hala bazı insanlar bizi ayırmaya çalışsa da...
asla başarılı olamadılar.
benim sayemde değil. yetişkinler sayesinde de değil. biz asla öğrenemiyoruz. sizin sayenizde çocuklar.
bana son bir iyilik yapın tamam mı?
saraybosna, roma ya da st. louis, nerede yaşarsanız yaşayın; ister müslüman, ister musevi, ister katolik, ister ortadoks olun. nereden geldiğinizi asla unutmayın.
bosnalısınız. dünya ayaklarınızın altında.
hepinizi çok seviyorum.
bosna hersek'teki sevgili çocuklar, sizin için bir mesajım var.
hiçbir şey imkansız değil.
hiçbir şey.
bosna hersekli olduğumuz için şanslıyız. bunu hayalini yaşayan bir adam olduğum için söylemiyorum, ayrıca savaştan kurtulmuş bir çocuk olarak da söylüyorum. bambaşka bir kaderim olabilirdi.
saraybosna'daki o günler hakkında konuşmayı sevmiyorum ama o günleri anlamanız çok önemli. başladığında 6 yaşındaydım. sirenlerin çaldığı ilk anı hatırlıyorum. annem beni aldı ve ayakkabılığın arkasına saklandık. bu birinci gündü. dört yıl boyunca sürdü. ne olduğunu tam olarak anlamamıştık ama her günümüz korkunç geçiyordu. evimiz kalmak için tamamıyla güvensiz hale gelince, dedemlerin yanına taşındık. 40 metre kare bir evde 15 kişiydik. hepimiz yerde uyuyorduk.
birlikte monopoly oynardık. dışarı çıkmak tehlikeliydi çünkü her yerde keskin nişancılar bekliyordu. kuzenlerimle birlikte yere oturur, saatlerce oynardık. sirenleri ve bomba seslerini duyardık. bazen yer sallanırdı.
oynarken birkaç dakikalığına savaşı unuturduk. sadece bir anlığına çocuk olmamıza izin vardı.
dışarıda futbol oynamak istiyorduk ama her gün dışarıda masum insanların ambulanslarla hastaneye götürüldüğünü görüyorduk. peki ya bir çocuğu dört yıl boyunca bir evde nasıl tutabilirsiniz? tabii ki tutamazsınız ve büyüklerimiz de bunu biliyordu. nadiren de olsa etraf sakin göründüğünde, annem dışarı çıkmamıza izin verirdi. çıkardık ve mahalledeki diğer çocuklarla futbol oynardık.
annemin o anlara bakışlarını asla unutmayacağım. yüzünde bir gülümseme vardı çünkü futbol oynarken beni görünce mutlu oluyordu. ama gözlerine baktığımda da ne kadar korktuğunu görüyordum çünkü eve geri dönemeyebilirdim.
zaman zaman suyumuz biterdi. kovalarımızı alır ve sıraya girerdik. elektrik yoktu, dolayısıyla asansör de. o kovaları taşırdık. üçüncü kat, dördüncü kat... 6 kat daha kaldı... saraybosna'daki en zayıf çocuk bendim. yemek de bizim için problemdi. ailelerimiz bunun için hayatlarını riske etti. bazen yemek dolu kutular gökyüzünden bırakılırdı, sanki sihirmiş gibi... nereden geldiğini bilmezdik, umurumuzda da değildi. tatları inanılmazdı. her gün aynı şeyi yediğinde, fıstık ezmesi gökten gelen bir hediyeymiş gibi oluyor.
günün sonunda, bir şekilde hayatta kaldık. geri dönüp baktığımda ne kadar güçlü olduğumuza dair şoka giriyorum. küçücük çocuklardık. onlarca masum insan öldü. ne için?
para için. güç için. ego için.
yani hiçbir şey için.
bugün haberlerde savaş gördüğümde berbat hissediyorum.
bunun hiçbir yerde yaşanmasını istemiyorum.
ama nedense yetişkinler bunu asla öğrenemiyor.
savaş bittiğinde 10 yaşındaydım. futbolcu olmak gibi bir planım yoktu. imkansız geliyordu, bu konuda hayalim bile yoktu.
her şey paramparça edilmişti. futbolu sadece sevdiğim için oynuyordum. babam eskiden ekmek taşırdı. ben ilk kulübüme katılınca, işine aralar verir ve beni götürüp getirirdi. yoldayken bana hep 'kibar ol, herkese aynı şekilde davran, nereden oldukları ve ne yaptıklarının önemi yok' derdi. bunu asla unutmadım. o da alt liglerde futbol oynamıştı, benim kahramanımdı. arabadan indiğimde bana muz verirdi ve 'iyi şanslar oğlum' derdi.
hafta sonları televizyonda birlikte maç izlerdik. o dönemde serie a en iyi ligdi. shevchenko'yu duydunuz mu? ona bayılırdım. italya'yı çok severdim. dünyanın öbür ucundaki bir peri masalı gibi gelirdi. orada futbol oynamayı hayal bile edemezdim. zeljeznicar'ın a takımında futbol oynamak tek hedefimdi. hocalarımdan biri bana sheva diye seslenmeye başladı çünkü sarışındım ve çok gol atıyordum. hoşuma gitmişti.
19 yaşındayken bir başka hoca geldi ve beni çekya'ya götürmek istediğini söyledi. bosna'dan ayrılmak istemedim ama oraya gidersem hayalimi gerçekleştirme ihtimalimin daha yüksek olduğunu söyledi. dürüst olmak gerekirse hayalimin ne olduğunu bile bilmiyordum. sadece daha iyi olmak istiyordum. bedenimin en güçlü tarafı zihnim. teplice'ye gittiğimde kendime şöyle dedim: "edin, bu adamlardan daha çok çalışmalısın yoksa seni gönderirler."
beni 25.000 euro'ya almışlardı.
2 yıl sonra wolfsburg'a imza attım. milan'la karşılaştık, sheva ile forma değiştim.
sonra manchester city beni 37 milyon euro'ya satın aldı.
sonra roma'ya gittim.
savaşta büyümüştüm. gerçekten bir peri masalı yaşıyordum.
hiçbir şey imkansız değil. bosna'yı dünya kupası'na götürmek bile.
2014'ü hatırlıyor musunuz, çoğunuz doğmamıştınız bile. ilk kez dünya kupası'na o yıl gitmiştik. hayatlarımızın en iyi günüydü.
litvanya'daki eski bir stadyumda eleme maçı oynamıştık. hakem son düdüğü çaldı, bosnalılar sahaya girdi. 2 metrelik duvarı aşmışlardı. içimden 'delirmişler' demiştim.
sonra diğerlerinden daha yavaş şekilde koşan bir adam gördüm. gözünde yaşlarla bana doğru geliyordu.
babamdı.
'baba, ne oldu?' dedim.
'duvardan atlarken ayağımı incittim ama problem yok, acı hissetmiyorum' dedi.
sarıldık ve ağladık.
ne yazık ki brezilya'da şans bizimle değildi. bunu hatırlamıyorsunuz ama nijerya'ya karşı bir gol atmıştım, sayılmalıydı. o gün var yoktu ve gruplardan bu yüzden elendik. ama bizim küçük ülkemiz maracana'da sahaya çıkmıştı. dünyaya kim olduğumuzu göstermiştik.
şimdi ise geri dönüyoruz.
komik olan ne biliyor musunuz? martta 40 yaşına girdim ve kutlamadım. müslümanım, o dönem ramazan ayıydı ve bizim de galler ve italya karşısında bir işimiz vardı. ben de şöyle düşündüm, madem öyle o zaman ben bu maçları partiye çevireceğim.
galler karşısında 85. dakikaydı ve skorborda baktım, 1-0 gerideydik.
tek hissettiğim şey panikti. zamanımız bitiyordu.
sonrasında bir korner oldu. beni sıska bir adam marke ediyordu. 'harika' dedim. topu ağlara gönderdim, sevindim ve aklıma şu geldi: "daha önce 4 kez seri penaltı atışlarına çıktım, hepsini kaybettim."
şükürler olsun ki gençler nasıl penaltı atılacağını biliyordu. biz veteranlar gibi çok düşünmüyorlar.
sonra italya'yla oynadık. donnarumma'dan korkuyordum. çok büyük. ona penaltılarda gol atıp atamayacağımı bilmiyordum. sağ omzumu da incitmiştim ve kenara gelmiştim. ilk penaltımızı izleyemedim çünkü kolumu sargıya alıyorlardı. izleyemedim ve golü attık.
o an dedim ki, belki de izlememeliyim. sadece tribünün sesini takip edeyim. halkımı dinleyeyim.
italya kaçırdı, taraftar golü attığımız andan bile daha çok ses çıkardı.
sonra bir kez daha kaçırdılar. sadece dua ediyordum. gördüğüm tek şey hocalarımızın sırtlarıydı.
esmir topu aldığında, hocamız da arkasını döndü ve 'ben de izleyemiyorum' dedi.
geldi, bana sarıldı. kafalarımızı birbirimize yasladık, gözlerimizi kapattık ve sadece dinledik.
sonra da duyup duyabileceğimiz en büyük gürültüyü duyduk.
buraya gelmek hiç kolay olmadı. 40 yaşına geldiğinizde, sırtınız acı içinde bağırabiliyor. siz de ağrı kesicilere koşuyorsunuz. ama bedenim ne zaman bu işi bırakmak isterse istesin, her zaman kaçırdığım kutlamaları, ailemden uzak geçirdiğim o günleri, kaçırdığım yaz tatillerini düşünüyorum. mental olarak bu çok zor. eleştiriler hala can yakıyor ama sahaya çıktığımda hala çocuk gibi hissediyorum. sizler gibi. karnımda kelebekler uçuşuyor.
eve her geldiğimde de şunu düşünüyorum: değdi.
her şey değdi.
kötü anlar olmadan, iyi anlar gelmez.
20 yıldır bosna'dan uzağım. bosna'dan uzak kaldıkça, sevgim artıyor. bu 20'nin 9'u italya'daydı. çocuklarım roma'da doğdu. orası hala benim ikinci evim ama ne zaman saraybosna'yı ziyaret etsem, annem yemek pişiriyor. herkes orada. ben de çok mutluyum. bosna formasını giymek, kalbimi farklı attırıyor.
halkım için oynuyorum. saraybosna'nın sokaklarındaki çocuklar için oynuyorum. sahip olduğumuz farklı kültürlerden ve farklı dinlerdeki insanlar için oynuyorum. bizim ülkemizi güzel yapan şey bu. hala bazı insanlar bizi ayırmaya çalışsa da...
asla başarılı olamadılar.
benim sayemde değil. yetişkinler sayesinde de değil. biz asla öğrenemiyoruz. sizin sayenizde çocuklar.
bana son bir iyilik yapın tamam mı?
saraybosna, roma ya da st. louis, nerede yaşarsanız yaşayın; ister müslüman, ister musevi, ister katolik, ister ortadoks olun. nereden geldiğinizi asla unutmayın.
bosnalısınız. dünya ayaklarınızın altında.
hepinizi çok seviyorum.
devamını gör...
53.
bu yaşta nasıl bu kadar klas oynayabiliyor şaşırtan futbolcudur.
devamını gör...
54.
çağının ve sektörünün üst düzey saygıyı hak eden isimlerinden.
sporcunun zekisi, çeviği, ahlaklısı, çalışkanı ve karizmatiği.
sporcunun zekisi, çeviği, ahlaklısı, çalışkanı ve karizmatiği.
devamını gör...
55.
#4003004
yaşadıklarını anlatmakta kelimeler kifayetsiz kalmış belli ki. düşüncenin duygusu diye tabir edilen kavram bazında değerlendirirsek , kendi hissettiklerini , yaşadıklarının duygusunu, rengini , kokusunu en iyi kendisi bilir. tatmayan bilmez gibi bir durum.
ama umarım bunun hayata bir yansıması olmuştur. mesela bosna'ki imkanları kısıtlı çocuklara futbolcu olsun olmasın elinden gelen her şeyi hem maddi hem manevi anlamda yapıyordur. yani "bosnalısınız dünya ayaklarınızın altında" şeklinde bir gazlama ile bitmemiştir her şey.
yaşadıklarını anlatmakta kelimeler kifayetsiz kalmış belli ki. düşüncenin duygusu diye tabir edilen kavram bazında değerlendirirsek , kendi hissettiklerini , yaşadıklarının duygusunu, rengini , kokusunu en iyi kendisi bilir. tatmayan bilmez gibi bir durum.
ama umarım bunun hayata bir yansıması olmuştur. mesela bosna'ki imkanları kısıtlı çocuklara futbolcu olsun olmasın elinden gelen her şeyi hem maddi hem manevi anlamda yapıyordur. yani "bosnalısınız dünya ayaklarınızın altında" şeklinde bir gazlama ile bitmemiştir her şey.
devamını gör...
56.
hem bir göçmen olarak hem de fenerbahçeli olarak bu ülkede onu izleyebildiğimiz için çok şanslıyız. futbolun sadece futbol olmadığını kanıtlayan çok büyük, çok karakterli bir adam. volim te džeko
devamını gör...
57.
güzel yazmış, motive edici. bir düzine çocuğu bile etkilese kârdır. iha siha görselli milli marş yayınlayacağına, ülke futboluna katkıları olmuş, markalaşmış oyuncuları böyle değerlendirmek daha mantıklı iş.
adam 40 yaşında dünya kupasına katılıyor. bizde 32 yaşında futbolu bırakıp yorumcu olup tüm gün ekranda ona buna sallayan var.
türkiye'deyken ara ara ters düşsek de dzeko iyi forvet. umarım bosna ile gidebildiği yere kadar gider.
adam 40 yaşında dünya kupasına katılıyor. bizde 32 yaşında futbolu bırakıp yorumcu olup tüm gün ekranda ona buna sallayan var.
türkiye'deyken ara ara ters düşsek de dzeko iyi forvet. umarım bosna ile gidebildiği yere kadar gider.
devamını gör...
"edin dzeko" ile benzer başlıklar
edin visca
10