#ödüllü filmler
toplumun tarım toplumuna dönmek zorunda kaldığı yakın bir gelecekte, nasa pilotu olan joseph cooper'ın hayatı bir sabah evde garip desenlere sahip toz bulması ve bu tozun onu gizli bir nasa üssüne yönlendirmesi sonucu daha da değişecektir. cooper, insanlığı kurtarmak için çocuklarını geride bırakıp bir solucan deliğine doğru yol alır.
yönetmen: christopher nolan
oyuncular: matthew mcconaughey, anne hathaway,jessica chastain, michael caine, bill irwin, ellen burstyn
oyuncular: matthew mcconaughey, anne hathaway,jessica chastain, michael caine, bill irwin, ellen burstyn
2015 en iyi görsel efekt akademi ödülü
2015 en iyi görsel efekt bafta
2015 en iyi görsel efekt bafta
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "silinmiş hesap 414" tarafından 09.11.2020 23:26 tarihinde açılmıştır.
21.
bazı filimler vardır izledikten sonra tekrar izlemek için filmi iyicene sindirmek gerekir mesela, lotr, godfather, nolanın dark knight gibi interstellar bu filimler arasındadır benim için her izlediğimde yeni bir ayrıntı , hans zimmer 'in müzikleri ise mükemmel izleyiniz, izletiniz efenim.
devamını gör...
22.
filmin başıyla sonunu uç uca eklemek gibi sayılırsa babamın vefatından önce ve sonra olmak üzere toplamda üç kez izlediğim tek film. özellikle babasıyla ilişkisi istediği gibi gitmemiş ve babasıyla yeniden karşılaşma umudu haklı olarak murphy'ninki kadar bile olmayan bir kız çocuğu olarak sevdiğimi söylemeliyim. murphy'nin kitaplığına benzeyen bir kütüphanem vardı ama üzerindeki toz parçalarına etki eden tek şeyin telekinezi yaptığımı sanarak dalgalandırdığım hava ya da dünyanın kütleçekimine ait graviton parçacıklarının olması ne kadar anlamsız.
devamını gör...
23.
interstellar, 2014 yılında cristopher nolan yönetmenliği tarafından gişeye sunulmuş bir bilim kurgu filmidir. bilim kurgudan ziyade fantastiğe ilgisi olan biri olarak bu film beni tamamen bilim kurgu ve fiziğe ilgili olmama itti. tema müziğinden tutup, akıcılığı ve hayal gücüne kadar son derece başarılı ve insanın içinde istemsiz yere hayranlık uyandıran bir film. benim görüşüme göre sonu biraz kafa karıştırıcı ve yarım bırakılmış gibi gözükse de, tam anlamıyla bir şaheser diye yorumladım. aile gibi güçlü bir bağın nasıl da büyük etkilere neden olacağı da çok güzel bir şekilde aktarılmış. herkesin mutlaka bir şans verip izlemesi gerektiği diye yorumluyorum.
devamını gör...
24.
sinemada iki kez, çeşitli platformlarda onlarca kez izlediğim ve doyamadığım film. zaten geçmişe gitme fantezileri düşlerimi süslüyorken bu filmden etkilenmemek olacak şey değil. bilim-kurgunun zirvesi tabiri yanlış olmaz sanırım. 2001: a space odyssey ile kıyasıya yarışır ve kazanır bence. müzikleri desen başyapıt. iyi ki varsın lan.
devamını gör...
25.
uzun zamandır izlemek istediğim, çok merak ettiğim bir filmdi, nihayet izledim ve hakkında da yazmak isterim.
bir christopher nolan klasiği, bilim kurgu türünde yer alan, 2014 yapımlı abd filmi.
eski bir nasa mühendisi, çiftçi ve iki çocuğuyla yaşayan cooper'ın insanların geleceği için çocuklarından vazgeçişini, uzayda kalışını, uzayda kaldığı süre zarfında dünyada herkesin korkunç şekilde yaşlandığı, ama kendisinin yaşlanmayışını, ve en sonunda da kızı murphy ile kavuşmasını konu ediniyor.
murphy ve babası yanlışlıkla bir yeri keşfeder ve mühendis olan cooper'ın peşini bırakmazlar, uzaya gitmekten başka hiçbir çaresi olmayan cooper, ne yazık ki çocuklarından vazgeçmek zorunda kalır bir süre, başında doktor brend'in olduğu bir grup astronotun solucan deliği adı verilen uzayzamandaki farklı noktaları birbirine bağlayan kurgusal bir yapı'dan geçip yeni bir yaşam alanı bulmaya çalışmaları filmin ana temasını oluşturur.
bunu bir robota yaptıramazlar çünkü robotların ölüm korkusu ve yaşama güdüsü yoktur, anlık karar veremezler.
fazla spoiler vermek istemem ama zaten izleyen izlemiştir bu filmi.
film hakkında hissettiklerim ve düşüncelerim ise, müthiş olduğu!!!
filmin başından sonuna kadar sanki filmin içinde gibi hissettim, bunda belki filmin müziğini hans zimmer'ın yapması da etkili olabilir...
nolan'ın izlediğim ilk filmi değil, daha önce başka filmlerini de izlemişliğim var, tarzını az çok bildiğim bir yönetmendi, ama bu film için aylar yıllar çalıştığı ortada. en ufak bir boşluk olmaması için her şeyle uzun uzun ilgilendikleri de ortada. nolan'ın bu film için ne kadar araştırma yapıp neler okuduğunu tahmin bile edemiyorum...
oyunculuklara gelirsek, zaten müthişti, en çok cooper ve murphy'nin oyunculuğunu beğendim, yönetmen de zaten en çok onların oyunculuğuna yönelmiş film boyunca...
filmi çok sevdim, aradan bir ömür geçtikten sonra dünyaya geri döndüğü, kızı hastanede ölüm döşeğinde yattığı sahnede ise biraz duygulandım, bu kadar geç izlediğim için pişmanım diyebilirim.
bir christopher nolan klasiği, bilim kurgu türünde yer alan, 2014 yapımlı abd filmi.
eski bir nasa mühendisi, çiftçi ve iki çocuğuyla yaşayan cooper'ın insanların geleceği için çocuklarından vazgeçişini, uzayda kalışını, uzayda kaldığı süre zarfında dünyada herkesin korkunç şekilde yaşlandığı, ama kendisinin yaşlanmayışını, ve en sonunda da kızı murphy ile kavuşmasını konu ediniyor.
murphy ve babası yanlışlıkla bir yeri keşfeder ve mühendis olan cooper'ın peşini bırakmazlar, uzaya gitmekten başka hiçbir çaresi olmayan cooper, ne yazık ki çocuklarından vazgeçmek zorunda kalır bir süre, başında doktor brend'in olduğu bir grup astronotun solucan deliği adı verilen uzayzamandaki farklı noktaları birbirine bağlayan kurgusal bir yapı'dan geçip yeni bir yaşam alanı bulmaya çalışmaları filmin ana temasını oluşturur.
bunu bir robota yaptıramazlar çünkü robotların ölüm korkusu ve yaşama güdüsü yoktur, anlık karar veremezler.
fazla spoiler vermek istemem ama zaten izleyen izlemiştir bu filmi.
film hakkında hissettiklerim ve düşüncelerim ise, müthiş olduğu!!!
filmin başından sonuna kadar sanki filmin içinde gibi hissettim, bunda belki filmin müziğini hans zimmer'ın yapması da etkili olabilir...
nolan'ın izlediğim ilk filmi değil, daha önce başka filmlerini de izlemişliğim var, tarzını az çok bildiğim bir yönetmendi, ama bu film için aylar yıllar çalıştığı ortada. en ufak bir boşluk olmaması için her şeyle uzun uzun ilgilendikleri de ortada. nolan'ın bu film için ne kadar araştırma yapıp neler okuduğunu tahmin bile edemiyorum...
oyunculuklara gelirsek, zaten müthişti, en çok cooper ve murphy'nin oyunculuğunu beğendim, yönetmen de zaten en çok onların oyunculuğuna yönelmiş film boyunca...
filmi çok sevdim, aradan bir ömür geçtikten sonra dünyaya geri döndüğü, kızı hastanede ölüm döşeğinde yattığı sahnede ise biraz duygulandım, bu kadar geç izlediğim için pişmanım diyebilirim.
devamını gör...
26.
her izlediğimde etkilendiğim her seferinde de yeni bir detay bulduğum film. ne kadar izlerseniz izleyin detay o kadar çok ki anlamak ve sindirmek için bir defa izlemenin yetmeyeceğinin anlarsınız.
izlenmesi gereken filmlerde birinci sırayı mutlaka alabilir fakat güzel film çok tabi o da ayrı bir konu sonuçta bana bu bir numara başkasına başka bir film yine de bir numarayı zorlayacağından eminim. kaliteli senaryo ve kaliteli konu. daha ne olsun.
izlenmesi gereken filmlerde birinci sırayı mutlaka alabilir fakat güzel film çok tabi o da ayrı bir konu sonuçta bana bu bir numara başkasına başka bir film yine de bir numarayı zorlayacağından eminim. kaliteli senaryo ve kaliteli konu. daha ne olsun.
devamını gör...
27.
internette imax versiyonu da var bu filmin. bilgisayar ekranınız uygunsa bir sinema deneyimi kadar olmasa da imax’e uygun çekilmiş sahneleri büyük şekilde izleyebilirsiniz.
devamını gör...
28.
oyuncu listesinde matthew mcconaughey, jessica chastain, anne hathaway, mackenzie foy, timothée chalamet, matt damon, michael caine, john lithgow, david gyasi, wes bentley, casey affleck, ellen burstyn, topher grace, josh stewart, bill ırwin, collette wolfe, david oyelowo, elyes gabel, leah cairns, francis x. mccarthy, mark casimir dyniewicz jr., william devane ve jeff hephner gibi oyuncuların olduğu 2014 yapımı bu bilim kurgu/macera türündeki filmin yönetmeni ise christopher nolan'dır.
uzay görevine giden bir babanın hikayesini izliyoruz aslında ve hikaye zamanın hışmına öyle bir uğruyor ki duygu açısından insanda zerre bırakmıyor her zerremizle babanın duygularını hissediyoruz. gittiği görevden dönemeyeceğini anlayan babanın kızına ulaşma şekli her ne kadar mantıksız gelse de başarması bizi çok mutlu eder ve filmin sonunda karşılaşmaları o mutluluk göz yaşları bir başka güzeldir. izlerken boğazımızda düğüm yaratır bazı sahneleri. bir gezegene gidip geldikten sonra geçen onlarca yıl ve arkadaşlarının bir iki saatte yaşlanmış olması. çok fazla vurucu sahne var say say bitmez yani.
bu film hem sevdiğim konulara değindiği için hem de bu konuları kendi tarzında ve tüm çıkan sorunları gözümüze net bir şekilde sokması ile efsanedir. filmin sonu her ne kadar mutlu son gibi gözükse de o son çok hazin bir sondur.
yanlış anlaşılma olmasın ama bu filmi izlemeyenler ben film izliyorum demesin bu film bir zirvedir ve mutlaka izlenmelidir. iyi seyirler.
uzay görevine giden bir babanın hikayesini izliyoruz aslında ve hikaye zamanın hışmına öyle bir uğruyor ki duygu açısından insanda zerre bırakmıyor her zerremizle babanın duygularını hissediyoruz. gittiği görevden dönemeyeceğini anlayan babanın kızına ulaşma şekli her ne kadar mantıksız gelse de başarması bizi çok mutlu eder ve filmin sonunda karşılaşmaları o mutluluk göz yaşları bir başka güzeldir. izlerken boğazımızda düğüm yaratır bazı sahneleri. bir gezegene gidip geldikten sonra geçen onlarca yıl ve arkadaşlarının bir iki saatte yaşlanmış olması. çok fazla vurucu sahne var say say bitmez yani.
bu film hem sevdiğim konulara değindiği için hem de bu konuları kendi tarzında ve tüm çıkan sorunları gözümüze net bir şekilde sokması ile efsanedir. filmin sonu her ne kadar mutlu son gibi gözükse de o son çok hazin bir sondur.
yanlış anlaşılma olmasın ama bu filmi izlemeyenler ben film izliyorum demesin bu film bir zirvedir ve mutlaka izlenmelidir. iyi seyirler.
devamını gör...
29.
sen kalk kızını dünyada bırak bu 1, hadi bıraktın öbür sulu gezegende kalkıp gitmek varken kadını bekleyip 20 yıl kaybedilmesine sebep ol 2, hadi orda vakit kaybettin, battı balık yan gider deyip karadeliğe dalmak nedir a ibine?
devamını gör...
30.
henüz izlemeyenin izledikten sonra nasıl ıskalamışım ben bu filmi diyeceği türden bir başyapıt, bir şahaserdir. bu gözle görmek için ne çok bilimsel bilgiye sahip olmak ne de iflah olmaz bir sinefil olmaya da gerek yoktur. aslnda son derece yalın ve anlaşılır diliyle her kesimden izleyicinin filmin derdini anlamasına da imkan sağlıyor. c.nolan ve senaryo ekibi bu konuya özellikle önem vermişler.
bu harika yapımın hikayesinde bir baba kız ensesti gizli diyen bir kesim de var. amerikalıların absürd politik veya toplumsal komplo senaryoları kurmaya olan düşkünlükleri ve saçma sapan iddiaları dile getirmeleri yabancı olduğumuz bir olgu değil zaten, hatta bazen orta-doğu ile yarışırlar yani . sonuç olarak manyakça üretilmiş kurgularla bakmaya gerek yok filmde yaşananlara. baba ve kız hayatta birbirlerinin her şeyi, anne figürü yok . bu durumda elbette yakınlıkları, sevgileri klasik bir baba-kız ölçütünde olmayacaktır.
bu harika yapımın hikayesinde bir baba kız ensesti gizli diyen bir kesim de var. amerikalıların absürd politik veya toplumsal komplo senaryoları kurmaya olan düşkünlükleri ve saçma sapan iddiaları dile getirmeleri yabancı olduğumuz bir olgu değil zaten, hatta bazen orta-doğu ile yarışırlar yani . sonuç olarak manyakça üretilmiş kurgularla bakmaya gerek yok filmde yaşananlara. baba ve kız hayatta birbirlerinin her şeyi, anne figürü yok . bu durumda elbette yakınlıkları, sevgileri klasik bir baba-kız ölçütünde olmayacaktır.
devamını gör...
31.
insan göstermesi imkansız bir hayali/teoriyi nasıl olur da bu kadar gerçekçi gösterir?
fiziği çok severim bölümüm gereği çok da haşır neşirim fizikle. bu filmi ilk ailemle izlemiştim. annem sıkılıp uyumuştu. kardeşim mızmızlanıyordu bu ne ya diye. diğer kardeşim telefonda takılıyordu ben izliyorum ama anlamıyorum ama çok büyüleyici ama beni içine çekiyor. derken o forum senin bu blog benim araştırdım filmi. her bir ayrıntının ne kadar mümkün olabileceğini ve bunu ustalıkla ekrana taşıma marifetinin yalnızca nolan'a ait olduğunu öğrendim. ardından 12. sınıfta modern fizik konusunda hoca izletmişti derste. işte o zaman tüm taşlar oturmuştu bende. bu formülden dolayı cismin boyunda kısalma oluyor ya da bu formül sayesinde zaman böyle akıyor gibi yapbozun parçalarını bir bir yerine koydum.
kesinlikle fizik bilgisi olan insanların büyülendiği ama olmayanların beğendiği bir film.
(bkz: mühendislerin izlemesi gereken filmler)
fiziği çok severim bölümüm gereği çok da haşır neşirim fizikle. bu filmi ilk ailemle izlemiştim. annem sıkılıp uyumuştu. kardeşim mızmızlanıyordu bu ne ya diye. diğer kardeşim telefonda takılıyordu ben izliyorum ama anlamıyorum ama çok büyüleyici ama beni içine çekiyor. derken o forum senin bu blog benim araştırdım filmi. her bir ayrıntının ne kadar mümkün olabileceğini ve bunu ustalıkla ekrana taşıma marifetinin yalnızca nolan'a ait olduğunu öğrendim. ardından 12. sınıfta modern fizik konusunda hoca izletmişti derste. işte o zaman tüm taşlar oturmuştu bende. bu formülden dolayı cismin boyunda kısalma oluyor ya da bu formül sayesinde zaman böyle akıyor gibi yapbozun parçalarını bir bir yerine koydum.
kesinlikle fizik bilgisi olan insanların büyülendiği ama olmayanların beğendiği bir film.
(bkz: mühendislerin izlemesi gereken filmler)
devamını gör...
32.
zamanı ve mekanı aşabilen tek şey sevgidir. ya sözlük sencede öyle değil mi?

epik bilim kurgu türündeki 2014 yapımı bir abd filmidir. film insanlığın sağlıkla, açlıkla boğuştuğu distopik bir gelecekte geçiyor. dünyayı kurtarmak için satürn yakınlarındaki solucan deliğinden geçen astronotları konu ediniyor. dul bir mühendisin 15 yaşında oğlu tom cooper ve 10 yaşlarında olan kızı murph ve büyükbabalarıyla bir tarla işletmektedir. murph odasında toz fırtınasından sonra odasında garip desenler olduğunu fark eder ve bunun hayalet olduğunu ve onunla iletişime geçtiğini savunur. oldukça şaşırtıcı bir zekaya sahiptir. cooper ve murph bunun yerçekiminden kaynaklı olduğunu söyler. tozların üstünde ipuçları onları nasa'nın gizli bir üssündeki profesör john brande yönlendirir. asıl film o zaman başlar. profesör brand verilere dayanarak insanlığı kurtarmak için iki plan tasarlar. ve cooper endurance'a pilotluk etmesi için işe tayin edilir. insanlık ve ailesi için alması gereken zor bir kararın eşiğindedir. ve dünyayı kurtamayı seçer. bilim adamları dr. amelia brand (profesör brand'in kızı), dr. romilly, dr. doyle ve robotlar tars ve case'ten oluşmaktadır. cooper ayrılmadan önce kızına veda etmesi epey zor oldu. kızına bir kol saati verir ve geri döndüğü zamana göre zamanları karşılaştırmasını söyler. bence yeterince konusuna değindim. evet, ben bilim kurgu izledim ama dramatik öğeler de içeriyordu. sürekleyici ve etkileyiciydi. keyifliydi.

epik bilim kurgu türündeki 2014 yapımı bir abd filmidir. film insanlığın sağlıkla, açlıkla boğuştuğu distopik bir gelecekte geçiyor. dünyayı kurtarmak için satürn yakınlarındaki solucan deliğinden geçen astronotları konu ediniyor. dul bir mühendisin 15 yaşında oğlu tom cooper ve 10 yaşlarında olan kızı murph ve büyükbabalarıyla bir tarla işletmektedir. murph odasında toz fırtınasından sonra odasında garip desenler olduğunu fark eder ve bunun hayalet olduğunu ve onunla iletişime geçtiğini savunur. oldukça şaşırtıcı bir zekaya sahiptir. cooper ve murph bunun yerçekiminden kaynaklı olduğunu söyler. tozların üstünde ipuçları onları nasa'nın gizli bir üssündeki profesör john brande yönlendirir. asıl film o zaman başlar. profesör brand verilere dayanarak insanlığı kurtarmak için iki plan tasarlar. ve cooper endurance'a pilotluk etmesi için işe tayin edilir. insanlık ve ailesi için alması gereken zor bir kararın eşiğindedir. ve dünyayı kurtamayı seçer. bilim adamları dr. amelia brand (profesör brand'in kızı), dr. romilly, dr. doyle ve robotlar tars ve case'ten oluşmaktadır. cooper ayrılmadan önce kızına veda etmesi epey zor oldu. kızına bir kol saati verir ve geri döndüğü zamana göre zamanları karşılaştırmasını söyler. bence yeterince konusuna değindim. evet, ben bilim kurgu izledim ama dramatik öğeler de içeriyordu. sürekleyici ve etkileyiciydi. keyifliydi.
devamını gör...
33.
bilim kurgu filmi olmasına ve bazı bilimsel teorileri canlandırmasına rağmen gerçekte sevgi odaklı olduğunu düşündüğüm güzel bir filmdir.
baba kız sevgisi filmin ana omurgasıdır. bilim kurgu tarafı ise tali kısmıdır. izleyiniz.
baba kız sevgisi filmin ana omurgasıdır. bilim kurgu tarafı ise tali kısmıdır. izleyiniz.
devamını gör...
34.
dandik bir virüs bile dünyayı karıştırmaya yetmişken dirençli bir küfün insanlığı yok etmesi o kadar da olasılıksız değil. bazen insanlık kendini çok fazla dev aynasında görüyor. çok klasik olacak ama dinozorları yok eden yerden kalkan toz bulutuydu sadece. tek sebep bu değildir muhtemelen ama anlatmak istediğim yaşamımızın aslında ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğu.
devamını gör...
35.
inandırıcı gelmeyecek biliyorum ama ilk defa 2 hafta önce izledim filmi. bu zamana kadar nasıl izlemedim diye hayıflanmadım değil keşke daha önce izleseydim dediğim filmlerden biri. çok beğendim ama sonu 2. bir film gelmeyecekse muallakta kalmış, bana göre zayıf bir sondu.
devamını gör...
36.
yıllar önce izlemiştim ve çok beğendim. kısa zaman önce tekrar izleyim dedim ve bu sefer baya saçma buldum. tamam film olarak kaliteli bir yapım falan ama filmin sonu çok saçma bitiyor. sanırım bilimsel bilgilerim arttığı için kötü geldi.
ne alaka yani evrenin hafıza bölümü gibi bir yer varmış , kasetler çalıyor sürekli ama dokununca da geçmişe müdahale ediyor...
ne alaka yani evrenin hafıza bölümü gibi bir yer varmış , kasetler çalıyor sürekli ama dokununca da geçmişe müdahale ediyor...
devamını gör...
37.
filmi beğenmeyen tek benim sanırım.
öncelikle ben bilimkurgu fanı değilim ve olmadım da bu senenin başına kadar. asimov denen tanrımız sağ olsun ki dünyada var olmuş. neyse ne diyordum? filme gelelim biz.
şimdi efendim konu hepimizin malumu. eminim methiyeler düzen birçok kişi olmuştur. ben neden sevmediğimi açıklayayım. tamamen kurguya ağırlık verilmesidir. bakın bilimkurgu dediğiniz şey kurgu kısmı olduğu kadar bilim kısmına da kılıf uydurmanız lazım. ona kılıf uyduramazsanız asla ama asla iyi bir yapım olmaz. film olarak güzel ama kip thorne ile çalıştık diyorsan bir zahmet o olaya da bir şey uydur. spoilersız bu kadar açıklayabilirim ancak.
hee bir de sonu... neyse bir şey demek istemiyorum. sağ ol kanka çok yaratıcıydı.
öncelikle ben bilimkurgu fanı değilim ve olmadım da bu senenin başına kadar. asimov denen tanrımız sağ olsun ki dünyada var olmuş. neyse ne diyordum? filme gelelim biz.
şimdi efendim konu hepimizin malumu. eminim methiyeler düzen birçok kişi olmuştur. ben neden sevmediğimi açıklayayım. tamamen kurguya ağırlık verilmesidir. bakın bilimkurgu dediğiniz şey kurgu kısmı olduğu kadar bilim kısmına da kılıf uydurmanız lazım. ona kılıf uyduramazsanız asla ama asla iyi bir yapım olmaz. film olarak güzel ama kip thorne ile çalıştık diyorsan bir zahmet o olaya da bir şey uydur. spoilersız bu kadar açıklayabilirim ancak.
hee bir de sonu... neyse bir şey demek istemiyorum. sağ ol kanka çok yaratıcıydı.
devamını gör...
38.
daha önce yazmıştım ama daha detaylı ve doğru dürüst bir inceleme yapmak istiyorum bu kez.
birkaç temel bilgiyi önden vereyim ve sonra hangi sahneler gerçekçi, hangileri kurgu kısmına geçeyim.
1- einstein'ın çalışmaları sonrası anladık ki evrendeki 3 uzay ve 1 zaman boyutu bükülebiliyor. normal şartlarda bir yere bir iş için gidiyorsanız en kısa yoldan gidersiniz. uzaydaki elektromanyetik dalgalar da böyledir; takip edebilecekleri en kısa yolu izlerler ama bir kütlenin yakınlarından geçmek zorunda kalırlarsa izleyecekleri yollar "büküldüğü" için bunlar da o yolları takip ederler otomatikman. özetle; kütle veya enerji uzay zamanı büker. burada "ne kadar kütle o kadar bükme" diyebiliriz. tabii bunun bir bükülme olmadığını iddia eden ve farklı yaklaşımlar getiren teoriler de var ama konumuz şu an bu değil. ben bükülme kelimesiyle devam edeceğim.
kara delik dediğimiz cisimlerin kütlesi oldukça devasa olduğundan, bunların yakınlarındaki uzay zaman dokusu da çok fazla bükülür. dolayısıyla bir kara deliğin yakınlarında bu bükülmenin zaman üzerindeki etkisi, herhangi bir yerdeki etkiden daha belirgin olur. bükülmenin çok fazla olduğu yerde zamanın yavaşlaması da daha fazla olur. mesela kara deliğin yakınında durma noktasına gelen bir zaman kavramı, dünya yakınında sadece mikro saniyeler mertebesinde olan bir zaman farkına kıyasla epey ayırt edicidir. yalnız şunu unutmayın; bu durum sadece uzaktan bakan bir gözlemci için geçerlidir. yani siz bir kara deliğin yakınında olsaydınız siz yine zamanı normal algılardınız ama size uzaktan bakan biri için orada zaman içerisinde donup kalmış gibi görünürdünüz.
2- bilmemizin iyi olacağı diğer bir olay, dünya üzerinde de gözlemlediğimiz gelgit dalgaları. ay bize oldukça yakın bir gök cismi olduğundan, üzerimizdeki kütle çekim kuvveti etkisi epey büyük. dolayısıyla dünya üzerindeki su kütleleri üzerinde bunun izini görmek mümkün oluyor. büyük su kütleleri, ay'ın çekimi nedeniyle ona doğru hareket etme eğilimi gösterir. bu nedenle de dalgalar çekilir ve ay yer değiştirdikçe kaybolan etki nedeniyle sonra yeniden yükselir.
3- kara delik konusu başlı başına önemli bir konu olduğundan burada anlatmayacağım. o başlığa da bir ara detaylı bir tanım gireceğim. sonra unutmazsam buraya da eklerim onu. solucan deliği adlı cisimler de aynı şekilde. burada anlatılacak kadar kısa değil bu konular.
gelelim filmdeki olayların ne kadar gerçekçi olduğuna ve spoiler alert diyelim bu noktada.
1- toz fırtınalarıyla başlayayım. filmin sonunda satürn'de oluşturulan yeni yaşam alanında, ekranlarda insanların anlattığı birtakım olaylar vardı. murph'ün yaşlı versiyonu da anlatıyordu bir şeyler. işte o anlatılanlar gerçek bir olaydan alınma. 20. yüzyılın başlarında yaşanmış bir toz fırtınasına tanıklık eden insanların anlatımlarından derlenmiş bu konuşmalar.
filmde olan şey, bir çeşit salgının bitkileri büyük ölçüde yok etmesiydi. kökler de bitkilerle beraber yok olduğundan, toprak tutunabilecek yer bulamıyor ve yüzeysel bir toz tabakası hâlinde her rüzgârda havalanıyor. gerçekçi mi? kısmen. tamamen imkânsız olarak bakmıyor bilim insanları böyle bir salgına ama yüzde olarak da çok küçük bir ihtimal veriyorlar gerçekleşebilmesi için. başka gezegende koloni kurmak için sebeplerden biri olarak gösterilen oksijensiz kalıp boğulma kısmı ise çok daha imkânsız olarak görülüyor.
filmdeki fırtınaların boyutları gerçek olabilir. kurgusal yanı ise şu; bu kadar devasa fırtınalarda hâlâ sadece hafif şiddette lodos varmış gibi yürüyebilen insanlar. bu tür fırtınalar bizi kibrit çöpü gibi sağa sola savurur.
2- başka bir yıldıza gitme fikri gerçekçi mi? günümüz teknolojisiyle hayır. şu anda insan yapımı uzay araçları içerisinde en hızlı olanı güneş araştırmaları için yapılmış olan parker solar probe diye biliyorum. onun da hızı saniyede 200 km'den daha düşük. aslında o kadar bile hızlı değil de güneş'in çekim kuvveti nedeniyle, ona yaklaştıkça hızlanıyor. bu "en hızlı" araçla gitmeye kalkışsak, en yakın yıldıza gitmemiz yaklaşık olarak 6600 yıl alır. bunu da çeksek çeksek yaklaşık 5000 yıla falan çekebiliriz maksimum. dolayısıyla anlamlı bir şeyden bahsetmiyoruz.
peki kestirme bir yol olsa gidilemez mi? solucan deiği bu yüzden var aslında filmde ama tabii bu cisimlerin varlığını kanıtlamış değiliz gözlemlerle. sadece teorik olmaktan ibaretler. dolayısıyla teorik olarak gerçekçi olsa da şu anki durumumuzla bu yolculuk gerçekçi değil.
3- iki ylda satürn'e gitmek gerçekçi mi?
yeterince hıza sahip olabilirseniz. jüpiter'in kütle çekimsel sapan etkisinden yararlanarak yapabiliriz. yani gerçekçi.
4- solucan deliği gerçekçi mi?
filmdeki solucan deliğinin, matematiksel olarak oluşturulmuş temsili görsellere benzediğini söylemek pek mümkün değil. bildiğin küre şeklinde görünüyor ama burada dikkat edilmesi gereken şey şu; kâğıt üzerindeki gösterimler 2 boyutlu. filmde ise 3 boyutlu bir cismi görüyoruz. dolayısıyla aslında küre şeklinde görünmesi gerçekçi.
solucan deliğine girdiklerinde içeride karanlıktan ziyade yıldızlı bir görüntü var, hatırlayacaksınız. onun nedeni şu; solucan deliğinin bir kara delik ile birbirine uç uca eklenmiş teorik bir beyaz delik olduğunu söyleyebiliriz kısaca. dolayısıyla bu cisim bir kara delikten daha farklı, bileşik bir cisim. bu da içeride, ışığın bir uçtan diğer uca ulaşarak, bir taraftaki cisimlerin bozulmuş görüntülerini içeride de oluşturabileceği anlamına geliyor. bu kısım gerçeğe oldukça yakın. bunu simülasyonlardan biliyoruz.
cismin küresel olmasına gerçekçi dedim ama bir solucan deliğinde tünele benzer bir bölüm de olmalı. bunu sadece filmde "bulk canlıları" olarak geçen kurgusal yaratıklar görebiliyor. bulk dediğimiz kavram da zaten kurgusal. toplam 4 boyutlu uzaydan daha yüksek bir uzaysal boyutu ifade ediyor bu terim. dolayısıyla biz 3 uzay boyutlu dünyamızla yüksek boyutlara ait herhangi bir şeyi algılayamıyoruz.
5- miller'ın gezegeni gerekçi mi?
bir gezegen kara deliğe o kadar yakında sağlam kalabilir. bu kısımda sorun yok. önemli olan olay ufkuna olan uzaklık. kara deliklerin çekim gücü sonsuza uzanmıyor.
gezegende 1 saat = dünyada 7 yıl
buna doğrudan gerçekçi ya da değil demek zor. karmaşık bir fiziği var. 7 yıl dediğimiz süre 61000 saatten biraz fazla. yani gezegendeki zaman dünya'daki zamandan yaklaşık 61000 kat yavaş. bunun mümkün olması için gezegen ve olay ufkunun birbirine teğet olacak kadar yakın olması gerekiyor. normal şartlarda gezegen o kadar yakındaysa parçalarına ayrılır ama bu noktada da gargantua'nın büyük bir süratle dönmesi durumu değiştirir. bu dev kara delik, etrafındaki uzay zaman dokusunu, büyük bir süratle dönerken kendisiyle birlikte sürüklüyor olmalı. bunun sonucu da gezegenin olay ufkuna yaklaşması ama içeriye düşmeden tekrar geriye itilmesi. teorik olarak gerçekçi ama bunun olabilmesi son derece uç bir nokta. düşük bir ihtimal olduğu için gerçekçilik değerlendirmesini size bırakıyorum.
burada net şekilde gerçekçi olmayan kısım aslında gözden kaçan ve en sıradan görünen kısım; böyle bir gezegenin üzerinden "haydi hop!" diyerek hemen ayrılamazsınız. dalga gelirken bizimkiler hemen kaçmıştı hatırlarsanız ama burada kaçış hızı denen kavram giriyor devreye. bu hızın tanımı şu; bir gök cisminin üzerinden kurtulup uzaya çıkabilmeniz için gereken minimum hız. bu gezegen kara deliğe aşırı yakın olmalı dedim yukarıda. dolayısıyla bunun üzerinde de kara deliğin güçlü çekim etkisinin hissedilebiliyor olması lazım. bu durumda o geminin oradan o şekilde kolayca ve inişe kıyasla hızında hiçbir fark görünmeden ayrılabilmesi mümkün değil.
dev dalgalar ne kadar gerçekçi diye soracak olursanız, eğer dalgalar kütle çekim kilidi ile hareket ediyorlarsa bu mümkün olabilir. az önce gelgitten bahsetme nedenim buydu. bu dalgalar da ay'ın değil gargantua'nın gelgit etkisiyle hareket ediyorlar.
işin fiziğiyle ilgili kitabı okursanız burada şöyle ilginç bir durum görürsünüz; bu dalgalar yatay düzlemde tamamen hareketli değil. normalde nasıldır dalgaların peş peşe gelişi? uzaktan yükselerek ilerler, gelip geçer, sonra diğeri aynı şekilde gelip geçer. buradaki olayı kelimelerle anlatmayı beceremiyorum açık konuşmak gerekirse. burada ilerliyor gibi görünen o dağ gibi dalga aslında bir anda yükselip sonra çöken bir dalga. bu hareketin var olması için gereken şey kütle çekim kilidine ek olarak gezegenin düzenli bir salınım, bir çalkalanma hareketi yapması ama filmde buna dair bir şey yok. özetle; bu kısım gerçekçilikten biraz uzak diyebiliriz.
gezegen üzerindeki gün ışığı aydınlığı da gerçekçi sayılmaz. kara delikler enerji üretemezler. o yüzden ışık da saçamazlar ki ışık bile kara delikten kaçamaz diyoruz, duymuşsunuzdur. kara deliklerin etrafında birikim diski dediğimiz bir madde yığılması olabilir. bunlar biraz ışık yayabilse de öyle güçlü bir ışıktan bahsetmiyoruz. eğer bu kadar ışık üretebilecek kadar enerjik bir birikim diski olsaydı film gereği gargantua'nın etrafında, o zaman başka bir tutarsızlık çıkardı ortaya; gargantua'ya düşerken kızarıp ölürlerdi.
6- gargantua'nın yaptığı titreşimler gerçekçi mi?
evet. romilly elinde bazı kâğıtlar tutuyor bununla ilgili sahnede. o kâğıtlar bile bu konuda yapılan gerçek bir çalışmadan alınmış.
7- mann'ın gezegeni gerçekçi mi?
bu şekilde donmuş bir hâlde kalabilmesi için çok basık ve geniş eliptik bir yörüngede dolanması gerekir gezegenin. tabii gün ışığı aydınlığı konusu burada da devrede ve gerçekçi değil.
donmuş bulutlar mümkün. yıldızlarından uzak bazı gezegenlerde hafif elementler katılaşabilir ve buz kristalleri şeklinde atmosferde asılı durur. yine de filmde görsel anlamda etkileyici olması adına epey abartılı olarak verilmiş.
eğer gezegen gargantua'ya yaklaşırsa (ki yörüngesi eliptik ise illa ki bir ara yaklaşacaktır) o zaman bunlar çözünerek atmosfere karışabilir ve uzaklaşınca yeniden donarlar.
8- endurance aracını değerlendirelim biraz.
tek parça olarak tasarlanmasının nedeni, maruz kalacağı kuvvetli çekim alanlarında dağılmamasını sağlamak. üzerinde hissedeceği gerilimin mümkün olduğunca azalmasını sağlıyor bu yapı.
dr. mann yüzünden bir kısmı parçalandığında çok yüksek hızla dönmeye başlaması da gerçekçi. dr. brand'in kenetlenme aşamasında bayılması da gerçekçi ama gerçekçi olmayan kısım romilly'nin bayılmaması. hayata karşı dimdik durdu adam resmen. cooper bayılmayabilir çünkü adam pilot. onlar farklı refleksler geliştirebiliyor bu tür durumları bayılmadan atlatabilmek için.
aracın patlaması esnasında sağır edici bir sessizlik olması gerçekçi. zira uzayda ses dalgası yayılmaz. cayır cayır yanmaması ve bir anlık parlamaların hemen sönmesi de gerçekçi çünkü uzayda oksijenli yanma mümkün değil.
9- gargantua gerçekçi mi?
evet, görsel olarak gerçeğe son derece uygun ama tabii yine de etkileyici olması adına biraz abartılı tasarlanmış. gezegenden bakıldığında gökyüzünü kaplıyor olması gerekirdi ama nedense girmemişler o topa.
10- olay ufkundan içeriye düşüş gerçekçi mi?
eğer kara deliğin olay ufkunda bir birikim diski varsa, bunun enerjisi sizi kızartabilir. gargantua'da bir birikim diski var gibi görünüyor. bu diskin enerjisinin oldukça düşük olması gerekir ki kimse kızarmasın ama o zaman da yukarıda dediğim gibi, gezegenin o kadar aydınlık olmaması gerekiyor. bu kısımlar tutarsız.
olay ufkuna doğru düşen bir cisim, spagettileşme denen bir fiziksel değişim yaşar. filmde kimse o şekilde uzamadı çünkü bunun bir alternatifi var. düşülen kara deliğin yüzeyi çok genişse, bu durum yaşanmayabilir. tabii kesin bilgi değil bu, yaymayın. varsayım bu yönde.
farz edelim ki yüzey çok genişti ve birikim diskinin enerjisi düşüktü. o yüzden içeriye tek parça girilebildi. içeride dışarıyla haberleşme sağlamak gerçekçi mi?
açıkçası bir kara deliğin içerisinde neler olup bittiğini bu kesinlikle söyleyebilsem nobel fizik ödülü'nü alırdım ama tahmin şöyle; içeride atomlarımıza ayrılabiliriz. en azından en yüksek ihtimal şu an için böyle. bunun ilgi çekici bir film olabilmesi için bu kısımların mümkün olduğunca kurgusal olmasına saygı duyuyorum. yalnız bir şerh düşeyim; içeride ne olduğunu bilmediğimiz için "bu kesinlikle mümkün değil" demek de aynı ölçüde imkânsız.
11- yüksek uzay boyutları ve ona ait canlılar gerçekçi mi?
bu kısım da gayet kurgusal. eğer fazladan bir boyut varsa evrende, bu sicim teorisindeki gibi 10 boyutla mümkün olabilir ama filmde sadece 1 boyut fazlaymış gibi işlenmiş.
12- tesseract kısmı gerçekçi mi?
tesseract denen şeye hiperküp de diyoruz. 4 boyutlu bir küp bu aslında. biz 3 boyutu algılayabilen canlılar olduğumuz için 4 boyutlu bir küpün neye benzediğini gözünüzde canlandıramazsınız. cooper da bundan muaf olmadığı için bunun ne olduğunu algılamaması normal çünkü aslında 4 boyutlu bir küpün bir yüzünde hapsolmuştu. 4 boyutlu küpün bir yüzü 3 boyutlu bir küptür. yansın devreler!
küpün her yüzü murph'ün odasını görüyordu. cooper'ın hapsolduğu yerdeki yatay ve dikey çizgiler odanın geçmişini ve geleceğini temsil eden zaman çizgileriydi. bu çizgilerin kesişimindeki düğüm noktaları da odanın belirli bir zaman dilimindeki durumunu gösteriyor. farklı boyutta olduğundan kızıyla doğrudan iletişim kuramadı çünkü murph bunu kendi boyut kavramı içerisinde zaten algılayamazdı. elbette tüm bunlar da yine kurgusal.
benden bu kadar. daha fazlasını isterim diyen varsa kitap önereyim; kip thorne - yıldızlararası bilimi
birkaç temel bilgiyi önden vereyim ve sonra hangi sahneler gerçekçi, hangileri kurgu kısmına geçeyim.
1- einstein'ın çalışmaları sonrası anladık ki evrendeki 3 uzay ve 1 zaman boyutu bükülebiliyor. normal şartlarda bir yere bir iş için gidiyorsanız en kısa yoldan gidersiniz. uzaydaki elektromanyetik dalgalar da böyledir; takip edebilecekleri en kısa yolu izlerler ama bir kütlenin yakınlarından geçmek zorunda kalırlarsa izleyecekleri yollar "büküldüğü" için bunlar da o yolları takip ederler otomatikman. özetle; kütle veya enerji uzay zamanı büker. burada "ne kadar kütle o kadar bükme" diyebiliriz. tabii bunun bir bükülme olmadığını iddia eden ve farklı yaklaşımlar getiren teoriler de var ama konumuz şu an bu değil. ben bükülme kelimesiyle devam edeceğim.
kara delik dediğimiz cisimlerin kütlesi oldukça devasa olduğundan, bunların yakınlarındaki uzay zaman dokusu da çok fazla bükülür. dolayısıyla bir kara deliğin yakınlarında bu bükülmenin zaman üzerindeki etkisi, herhangi bir yerdeki etkiden daha belirgin olur. bükülmenin çok fazla olduğu yerde zamanın yavaşlaması da daha fazla olur. mesela kara deliğin yakınında durma noktasına gelen bir zaman kavramı, dünya yakınında sadece mikro saniyeler mertebesinde olan bir zaman farkına kıyasla epey ayırt edicidir. yalnız şunu unutmayın; bu durum sadece uzaktan bakan bir gözlemci için geçerlidir. yani siz bir kara deliğin yakınında olsaydınız siz yine zamanı normal algılardınız ama size uzaktan bakan biri için orada zaman içerisinde donup kalmış gibi görünürdünüz.
2- bilmemizin iyi olacağı diğer bir olay, dünya üzerinde de gözlemlediğimiz gelgit dalgaları. ay bize oldukça yakın bir gök cismi olduğundan, üzerimizdeki kütle çekim kuvveti etkisi epey büyük. dolayısıyla dünya üzerindeki su kütleleri üzerinde bunun izini görmek mümkün oluyor. büyük su kütleleri, ay'ın çekimi nedeniyle ona doğru hareket etme eğilimi gösterir. bu nedenle de dalgalar çekilir ve ay yer değiştirdikçe kaybolan etki nedeniyle sonra yeniden yükselir.
3- kara delik konusu başlı başına önemli bir konu olduğundan burada anlatmayacağım. o başlığa da bir ara detaylı bir tanım gireceğim. sonra unutmazsam buraya da eklerim onu. solucan deliği adlı cisimler de aynı şekilde. burada anlatılacak kadar kısa değil bu konular.
gelelim filmdeki olayların ne kadar gerçekçi olduğuna ve spoiler alert diyelim bu noktada.
1- toz fırtınalarıyla başlayayım. filmin sonunda satürn'de oluşturulan yeni yaşam alanında, ekranlarda insanların anlattığı birtakım olaylar vardı. murph'ün yaşlı versiyonu da anlatıyordu bir şeyler. işte o anlatılanlar gerçek bir olaydan alınma. 20. yüzyılın başlarında yaşanmış bir toz fırtınasına tanıklık eden insanların anlatımlarından derlenmiş bu konuşmalar.
filmde olan şey, bir çeşit salgının bitkileri büyük ölçüde yok etmesiydi. kökler de bitkilerle beraber yok olduğundan, toprak tutunabilecek yer bulamıyor ve yüzeysel bir toz tabakası hâlinde her rüzgârda havalanıyor. gerçekçi mi? kısmen. tamamen imkânsız olarak bakmıyor bilim insanları böyle bir salgına ama yüzde olarak da çok küçük bir ihtimal veriyorlar gerçekleşebilmesi için. başka gezegende koloni kurmak için sebeplerden biri olarak gösterilen oksijensiz kalıp boğulma kısmı ise çok daha imkânsız olarak görülüyor.
filmdeki fırtınaların boyutları gerçek olabilir. kurgusal yanı ise şu; bu kadar devasa fırtınalarda hâlâ sadece hafif şiddette lodos varmış gibi yürüyebilen insanlar. bu tür fırtınalar bizi kibrit çöpü gibi sağa sola savurur.
2- başka bir yıldıza gitme fikri gerçekçi mi? günümüz teknolojisiyle hayır. şu anda insan yapımı uzay araçları içerisinde en hızlı olanı güneş araştırmaları için yapılmış olan parker solar probe diye biliyorum. onun da hızı saniyede 200 km'den daha düşük. aslında o kadar bile hızlı değil de güneş'in çekim kuvveti nedeniyle, ona yaklaştıkça hızlanıyor. bu "en hızlı" araçla gitmeye kalkışsak, en yakın yıldıza gitmemiz yaklaşık olarak 6600 yıl alır. bunu da çeksek çeksek yaklaşık 5000 yıla falan çekebiliriz maksimum. dolayısıyla anlamlı bir şeyden bahsetmiyoruz.
peki kestirme bir yol olsa gidilemez mi? solucan deiği bu yüzden var aslında filmde ama tabii bu cisimlerin varlığını kanıtlamış değiliz gözlemlerle. sadece teorik olmaktan ibaretler. dolayısıyla teorik olarak gerçekçi olsa da şu anki durumumuzla bu yolculuk gerçekçi değil.
3- iki ylda satürn'e gitmek gerçekçi mi?
yeterince hıza sahip olabilirseniz. jüpiter'in kütle çekimsel sapan etkisinden yararlanarak yapabiliriz. yani gerçekçi.
4- solucan deliği gerçekçi mi?
filmdeki solucan deliğinin, matematiksel olarak oluşturulmuş temsili görsellere benzediğini söylemek pek mümkün değil. bildiğin küre şeklinde görünüyor ama burada dikkat edilmesi gereken şey şu; kâğıt üzerindeki gösterimler 2 boyutlu. filmde ise 3 boyutlu bir cismi görüyoruz. dolayısıyla aslında küre şeklinde görünmesi gerçekçi.
solucan deliğine girdiklerinde içeride karanlıktan ziyade yıldızlı bir görüntü var, hatırlayacaksınız. onun nedeni şu; solucan deliğinin bir kara delik ile birbirine uç uca eklenmiş teorik bir beyaz delik olduğunu söyleyebiliriz kısaca. dolayısıyla bu cisim bir kara delikten daha farklı, bileşik bir cisim. bu da içeride, ışığın bir uçtan diğer uca ulaşarak, bir taraftaki cisimlerin bozulmuş görüntülerini içeride de oluşturabileceği anlamına geliyor. bu kısım gerçeğe oldukça yakın. bunu simülasyonlardan biliyoruz.
cismin küresel olmasına gerçekçi dedim ama bir solucan deliğinde tünele benzer bir bölüm de olmalı. bunu sadece filmde "bulk canlıları" olarak geçen kurgusal yaratıklar görebiliyor. bulk dediğimiz kavram da zaten kurgusal. toplam 4 boyutlu uzaydan daha yüksek bir uzaysal boyutu ifade ediyor bu terim. dolayısıyla biz 3 uzay boyutlu dünyamızla yüksek boyutlara ait herhangi bir şeyi algılayamıyoruz.
5- miller'ın gezegeni gerekçi mi?
bir gezegen kara deliğe o kadar yakında sağlam kalabilir. bu kısımda sorun yok. önemli olan olay ufkuna olan uzaklık. kara deliklerin çekim gücü sonsuza uzanmıyor.
gezegende 1 saat = dünyada 7 yıl
buna doğrudan gerçekçi ya da değil demek zor. karmaşık bir fiziği var. 7 yıl dediğimiz süre 61000 saatten biraz fazla. yani gezegendeki zaman dünya'daki zamandan yaklaşık 61000 kat yavaş. bunun mümkün olması için gezegen ve olay ufkunun birbirine teğet olacak kadar yakın olması gerekiyor. normal şartlarda gezegen o kadar yakındaysa parçalarına ayrılır ama bu noktada da gargantua'nın büyük bir süratle dönmesi durumu değiştirir. bu dev kara delik, etrafındaki uzay zaman dokusunu, büyük bir süratle dönerken kendisiyle birlikte sürüklüyor olmalı. bunun sonucu da gezegenin olay ufkuna yaklaşması ama içeriye düşmeden tekrar geriye itilmesi. teorik olarak gerçekçi ama bunun olabilmesi son derece uç bir nokta. düşük bir ihtimal olduğu için gerçekçilik değerlendirmesini size bırakıyorum.
burada net şekilde gerçekçi olmayan kısım aslında gözden kaçan ve en sıradan görünen kısım; böyle bir gezegenin üzerinden "haydi hop!" diyerek hemen ayrılamazsınız. dalga gelirken bizimkiler hemen kaçmıştı hatırlarsanız ama burada kaçış hızı denen kavram giriyor devreye. bu hızın tanımı şu; bir gök cisminin üzerinden kurtulup uzaya çıkabilmeniz için gereken minimum hız. bu gezegen kara deliğe aşırı yakın olmalı dedim yukarıda. dolayısıyla bunun üzerinde de kara deliğin güçlü çekim etkisinin hissedilebiliyor olması lazım. bu durumda o geminin oradan o şekilde kolayca ve inişe kıyasla hızında hiçbir fark görünmeden ayrılabilmesi mümkün değil.
dev dalgalar ne kadar gerçekçi diye soracak olursanız, eğer dalgalar kütle çekim kilidi ile hareket ediyorlarsa bu mümkün olabilir. az önce gelgitten bahsetme nedenim buydu. bu dalgalar da ay'ın değil gargantua'nın gelgit etkisiyle hareket ediyorlar.
işin fiziğiyle ilgili kitabı okursanız burada şöyle ilginç bir durum görürsünüz; bu dalgalar yatay düzlemde tamamen hareketli değil. normalde nasıldır dalgaların peş peşe gelişi? uzaktan yükselerek ilerler, gelip geçer, sonra diğeri aynı şekilde gelip geçer. buradaki olayı kelimelerle anlatmayı beceremiyorum açık konuşmak gerekirse. burada ilerliyor gibi görünen o dağ gibi dalga aslında bir anda yükselip sonra çöken bir dalga. bu hareketin var olması için gereken şey kütle çekim kilidine ek olarak gezegenin düzenli bir salınım, bir çalkalanma hareketi yapması ama filmde buna dair bir şey yok. özetle; bu kısım gerçekçilikten biraz uzak diyebiliriz.
gezegen üzerindeki gün ışığı aydınlığı da gerçekçi sayılmaz. kara delikler enerji üretemezler. o yüzden ışık da saçamazlar ki ışık bile kara delikten kaçamaz diyoruz, duymuşsunuzdur. kara deliklerin etrafında birikim diski dediğimiz bir madde yığılması olabilir. bunlar biraz ışık yayabilse de öyle güçlü bir ışıktan bahsetmiyoruz. eğer bu kadar ışık üretebilecek kadar enerjik bir birikim diski olsaydı film gereği gargantua'nın etrafında, o zaman başka bir tutarsızlık çıkardı ortaya; gargantua'ya düşerken kızarıp ölürlerdi.
6- gargantua'nın yaptığı titreşimler gerçekçi mi?
evet. romilly elinde bazı kâğıtlar tutuyor bununla ilgili sahnede. o kâğıtlar bile bu konuda yapılan gerçek bir çalışmadan alınmış.
7- mann'ın gezegeni gerçekçi mi?
bu şekilde donmuş bir hâlde kalabilmesi için çok basık ve geniş eliptik bir yörüngede dolanması gerekir gezegenin. tabii gün ışığı aydınlığı konusu burada da devrede ve gerçekçi değil.
donmuş bulutlar mümkün. yıldızlarından uzak bazı gezegenlerde hafif elementler katılaşabilir ve buz kristalleri şeklinde atmosferde asılı durur. yine de filmde görsel anlamda etkileyici olması adına epey abartılı olarak verilmiş.
eğer gezegen gargantua'ya yaklaşırsa (ki yörüngesi eliptik ise illa ki bir ara yaklaşacaktır) o zaman bunlar çözünerek atmosfere karışabilir ve uzaklaşınca yeniden donarlar.
8- endurance aracını değerlendirelim biraz.
tek parça olarak tasarlanmasının nedeni, maruz kalacağı kuvvetli çekim alanlarında dağılmamasını sağlamak. üzerinde hissedeceği gerilimin mümkün olduğunca azalmasını sağlıyor bu yapı.
dr. mann yüzünden bir kısmı parçalandığında çok yüksek hızla dönmeye başlaması da gerçekçi. dr. brand'in kenetlenme aşamasında bayılması da gerçekçi ama gerçekçi olmayan kısım romilly'nin bayılmaması. hayata karşı dimdik durdu adam resmen. cooper bayılmayabilir çünkü adam pilot. onlar farklı refleksler geliştirebiliyor bu tür durumları bayılmadan atlatabilmek için.
aracın patlaması esnasında sağır edici bir sessizlik olması gerçekçi. zira uzayda ses dalgası yayılmaz. cayır cayır yanmaması ve bir anlık parlamaların hemen sönmesi de gerçekçi çünkü uzayda oksijenli yanma mümkün değil.
9- gargantua gerçekçi mi?
evet, görsel olarak gerçeğe son derece uygun ama tabii yine de etkileyici olması adına biraz abartılı tasarlanmış. gezegenden bakıldığında gökyüzünü kaplıyor olması gerekirdi ama nedense girmemişler o topa.
10- olay ufkundan içeriye düşüş gerçekçi mi?
eğer kara deliğin olay ufkunda bir birikim diski varsa, bunun enerjisi sizi kızartabilir. gargantua'da bir birikim diski var gibi görünüyor. bu diskin enerjisinin oldukça düşük olması gerekir ki kimse kızarmasın ama o zaman da yukarıda dediğim gibi, gezegenin o kadar aydınlık olmaması gerekiyor. bu kısımlar tutarsız.
olay ufkuna doğru düşen bir cisim, spagettileşme denen bir fiziksel değişim yaşar. filmde kimse o şekilde uzamadı çünkü bunun bir alternatifi var. düşülen kara deliğin yüzeyi çok genişse, bu durum yaşanmayabilir. tabii kesin bilgi değil bu, yaymayın. varsayım bu yönde.
farz edelim ki yüzey çok genişti ve birikim diskinin enerjisi düşüktü. o yüzden içeriye tek parça girilebildi. içeride dışarıyla haberleşme sağlamak gerçekçi mi?
açıkçası bir kara deliğin içerisinde neler olup bittiğini bu kesinlikle söyleyebilsem nobel fizik ödülü'nü alırdım ama tahmin şöyle; içeride atomlarımıza ayrılabiliriz. en azından en yüksek ihtimal şu an için böyle. bunun ilgi çekici bir film olabilmesi için bu kısımların mümkün olduğunca kurgusal olmasına saygı duyuyorum. yalnız bir şerh düşeyim; içeride ne olduğunu bilmediğimiz için "bu kesinlikle mümkün değil" demek de aynı ölçüde imkânsız.
11- yüksek uzay boyutları ve ona ait canlılar gerçekçi mi?
bu kısım da gayet kurgusal. eğer fazladan bir boyut varsa evrende, bu sicim teorisindeki gibi 10 boyutla mümkün olabilir ama filmde sadece 1 boyut fazlaymış gibi işlenmiş.
12- tesseract kısmı gerçekçi mi?
tesseract denen şeye hiperküp de diyoruz. 4 boyutlu bir küp bu aslında. biz 3 boyutu algılayabilen canlılar olduğumuz için 4 boyutlu bir küpün neye benzediğini gözünüzde canlandıramazsınız. cooper da bundan muaf olmadığı için bunun ne olduğunu algılamaması normal çünkü aslında 4 boyutlu bir küpün bir yüzünde hapsolmuştu. 4 boyutlu küpün bir yüzü 3 boyutlu bir küptür. yansın devreler!
küpün her yüzü murph'ün odasını görüyordu. cooper'ın hapsolduğu yerdeki yatay ve dikey çizgiler odanın geçmişini ve geleceğini temsil eden zaman çizgileriydi. bu çizgilerin kesişimindeki düğüm noktaları da odanın belirli bir zaman dilimindeki durumunu gösteriyor. farklı boyutta olduğundan kızıyla doğrudan iletişim kuramadı çünkü murph bunu kendi boyut kavramı içerisinde zaten algılayamazdı. elbette tüm bunlar da yine kurgusal.
benden bu kadar. daha fazlasını isterim diyen varsa kitap önereyim; kip thorne - yıldızlararası bilimi
devamını gör...






